Mesih
Denilen, Allah’ın Dünyaya Gönderdiği Yeni Peygamber İsa’nın Gerçek Kitabı:
Havarisi Barnabas’ın Anlatımına Göre
Mesih
denilen Nasıralı İsa’nın havarisi Barnabas, yeryüzünde oturan herkese barış,
huzur ve teselli diler.
Pek
sevgili, yüce ve ulu Allah, büyük öğretme ve mucizeler merhametinden şu son
günlerde peygamberi İsa Mesih aracılığıyla bizi ziyaret etmiştir; şeytan
tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi altında en dinsiz akideyi
va’z ederek, Isa’ya Allah’ın oğlu demekte, Allah’ın sonsuza değin emrettiği
sünnet olmayı red etmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermekte
olduğundan, —bunlar arasında bulunan, kendinden üzüntü duymadan söz edemediğim
Pavlus da aldatılmıştır— kurtulasınız, şeytan tarafından aldatılmayasınız ve
Allah’ın hükmü önünde hüsrana uğramayasınız diye İsa ile yaptığım konuşma ve
görüşmelerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum. Bu nedenle, sana
yazdığımın aksine yeni akideyi va’z edecek herkese dikkat et ki, ebedi
kurtuluşa eresin.
Yüce Allah seninle olsun, seni
şeytan’dan ve her şerden korusun. Amin.
1. Bu
ilk bölümde, melek Cebrail’in Bakire Meryem’e İsa’nın doğuşunu bildirmesi yer
alır.
Bu
son yıllarda, Yahudi (-İsrail oğulları-) kavmi’nin Davud soyundan Meryem adında
bir bakire, Allah’ın gönderdiği melek Cebrail tarafından ziyaret edildi.
Günahsız, ayıpsız, namazı kılıp oruç tutarak tam kutsal bir hayat süren bu bakire
bir gün yalnızken odasına melek Cebrail girdi ve «Allah seninle olsun, ey
Meryem» diye onu selamladı.
Bakire,
meleği görünce ürktü; fakat, melek şöyle diyerek onu rahatlattı; «Korkma
Meryem; çünkü sen, seni kalp gerçeğiyle kanunlarına göre yürüsünler diye İsrail
halkına göndereceği bir peygamberin annesi seçen Allah’ın rızasına erdin.»
Meryem cevap verdi: «Şimdi ben, hiç bir erkek bilmediğimi görüp dururken, nasıl
oğlan dünyaya getireceğim?» Melek cevap verdi: «Ey Meryem; insan yokken insan
yaratan Allah, senden de erkek olmadan insan meydana getirmeye kadirdir. Çünkü
O’nun için hiç bir şey imkan haricinde değildir.» Meryem cevap verdi: «Allah’ın
her şeye kadir olduğunu biliyorum; öyleyse iradesi yerine gelecektir.» Melek
cevap verdi: «Şimdi peygambere yüklü oldun; Adını îsa koyacak ve onu şaraptan,
kuvvetli içkiden ve bütün temiz olmayan etlerden koruyacaksın, çünkü çocuk
Allah’ın kutsal bir (-kuludur.-) Meryem, tevazuyla başını eğerek şöyle dedi:
«Allah’ın hizmetçi kuluna bak, dediğin gibi olsun.» Melek gitti ve bakire
Allah’ı tesbih ve ta’zim etti: «Ey kalbim, Allah’ın büyüklüğünü bil ve ey
ruhum, Kurtancı’m Allah’ı çok sev; çünkü, O kız hizmetçisinin alçak
gönüllülüğünü öylesine saydı ki, bütün milletlerce kutsanacağım; çünkü Kadir
Olan beni yüceltti, O’nun kutsal
adını
tesbih ederim. Çünkü, O’nun rahmeti, nesilden nesile Kendisi’nden korkanlar
için yayılır. O Kadir Olan elini güçlü kıldı ve kalbinin tasavvurunda gururu
dağıttı. Güçlü olanı oturduğu yerden indirdi ve aşağıda olanı yükseltti. Aç
olanı güzel şeylerle doyurdu ve zenginleri eli boş gönderdi. Çünkü, O, İbrahim
ve oğluna verilmiş sözleri sonsuza değin tutar.»
2.Cebrail’in
Bakire Meryem’in hamileliğiyle ilgili olarak Yusuf’a yaptığı hatırlatma.
Allah’ın
iradesini öğrenen Meryem, yüklü olduğundan kendine saldırırlar ve zina suçlusu
sayarak taşlarlar diye insanlardan korkup, dindar, takva sahibi, namaz ve
oruçla Allah’a ibadet eden ve bir marangoz olarak ellerinin yaptığı ile geçinen
bir adam olduğundan, ayıpsız yaşantılı Yusuf adında kendi soyundan bir yoldaş
seçti.
Bakire, bildiği böyle bir adamı
yoldaşı olarak seçti ve îlâhî teklifi ona açtı.
Dindar
bir adam olan Yusuf Meryem’in hamile olduğunu anlayınca, Allah’tan korkup,
ondan ayrılmayı düşündü. Bak ki, uyurken, «ey Yusuf, neden kadının Meryem’i
bırakmayı düşünüyorsun?» diye Allah’ın meleği tarafından uyarıldı (ve şöyle
denildi.) : «Bil ki, ona ne olmuşsa, hepsi Allah’ın iradesiyle olmuştur.
Bakire, bir çocuk dünyaya getirecek, adını îsa koyacaksın; şaraptan, kuvvetli
içkiden ve her türlü temiz olmayan etten onu uzak tutacaksın, çünkü o,
annesinin rahminden Allah’ın kutsal bir (kuludur). O,
– Juda’yı
(Yehuda) kalbine döndürsün İsrail kavmi Musa’nın Kanunu’nda yazılı olduğu gibi,
Rabb’in kanunu yolunda yürüsün diye İsrail halkına gönderilen Allah’ın bir
peygamberidir. O, Allah’ın kendine vereceği büyük güçle gelecek, büyük
mucizeler gösterecek ve bu sayede pek çok insanlar kurtulacaktır.»
Uykudan
uyanan Yusuf Allah’a şükretti ve bütün içtenliğiyle Allah’a ibadet ederek, ömrü
boyunca Meryem’in yanında kaldı.
3.İsa’nın harika doğuşu ve Allah’ı
Öven meleklerin görünüşü
Bu
sıralar, Kayser Avgustos’un buyruğuyla, Yahudiye’de Hirodes hüküm sürüyor ve
Arma ve Sayfa şehirlerinde de Pilotus vali bulunuyordu. Bütün dünya kütüklere
kayıt yaptırmakta olduğundan, herkes kendi memleketine gidiyor ve kayıt için
kendi kabileleriyle kendilerini takdim ediyorlardı. Bu nedenle Yusuf Sezar’ın
buyruğuna göre kayıt yaptırmak için, Beytlehem’e (burası, Davut soyundan gelme
olduğundan kendi kentiydi) gitmek üzere kadını hamile Meryem’le birlikte
Galile’nin bir kenti olan Nasıra’dan ayrıldı. Beytlehem’e varan Yusuf burası
çok küçük ve yabancılarla dolu bir kent olduğundan, kalacak yer bulamayıp, kent
dışında bir çobanın sığınağı olarak yapılan bir odayı tuttu. Yusuf burada
kalırken, Meryem’in de doğum günleri gelmişti. Bakire oldukça parlak bir nurla
kuşatıldı ve hiç sancısız çocuğunu doğurdu, kucağına alıp kundağına sardı ve
yemliğe yatırdı; çünkü odada hiç yer yoktu. Bir çok melek, Allah’ı takdis edip,
Allah’tan korkanlara salât ve selam getirerek sevinç içinde odaya geldiler.
Meryem ve Yusuf Rabb’e İsa’nın doğumundan dolayı hamd ve senada bulundular ve
sonsuz bir neşe ile çocuğu doyurdular.
4.Meleklerin
İsa’nın doğuşunu çobanlara bildirmesi ve çobanların da çocuğu gördükten sonra
bunu ilân etmeleri.
Bu
sırada, adetleri üzere çobanlar sürülerine bakıyorlardı. Ve dikkat et ki,
içinden Allah’ı takdis eden bir meleğin göründüğü oldukça parlak bir nur sardı
onları da. Çobanlar, bu ani nur ve meleğin görülmesi nedeni ile korkuya
kapıldılar; bunun üzerine Rabb’in meleği şöyle diyerek onları rahatlattı:
«Bakın, size büyük bir müjde veriyorum, çünkü, Davud’un kentinde Rabb’in
peygamberi olan bir çocuk doğdu; İsrail’in ailesine büyük kurtuluş getirir.
Çocuğu Allah’ı ta’zim eden annesi ile birlikte yemlikte bulacaksınız.» Ve, o
bunları söyleyince, hayırlı istekleri olanlara selâm ederek, Allah’ı ta’zim
eden pek çok melekler geldiler. Melekler gidince, çobanlar birbirlerine şöyle
dediler:. «Beytlehem’e kadar gidelim ve Allah’ın meleğin aracılığıyla bize
bildirdiği kelimeyi görelim.» Beytlehem’e yeni doğan bebeği aramaya pek çok
çobanlar geldi ve kent dışında, meleğin sözlerine göre, yemlikte yatan yeni
doğmuş çocuğu buldular. Ona saygı gösterip, annesine gördüklerini ve
duyduklarını bildirerek ellerinde olanı verdiler. Meryem bütün bunları kalbinde
tuttu ve Yusuf da (aynı şekilde) Allah’a şükretti. Çobanlar sürülerinin başına
döndüler ve ne büyük bir şey görmüş olduklarını herkese söylediler. Ve, böylece
tüm Yahudiye tepeleri haşyetle doldu ve herkes içinden söyle diyordu: «Bu çocuk
acaba ne olacak?»
5. İsa’nın sünnet olması
Musa’nın
kitabında yazıldığı gibi, Rabb’ın kanununa göre, sekiz gün dolduğu zaman,
çocuğu alıp, sünnet etmesi için mabede götürdüler. Çocuğu sünnet ettiler ve
Rabb’in meleğinin çocuk ana rahmine düşmeden önce söylediği gibi, İsa adını
verdiler. Meryem ve Yusuf, çocuğun pek çoklarının kurtuluşuna ve pek çoklarının
da helakine neden olacağını seziyorlardı. Bundan dolayı, Allah’tan korkuyorlar
ve çocuğu Allah korkusuyla koruyorlardı.
6.
Yahudiye’nin doğusundaki bir
yıldızın yol göstermesiyle gelip, İsa’yı bularak, saygı ve hediyeler sunan üç
müneccim.
Yahudiye
kralı Hirodes’in egemenlik günlerinde, İsa’nın doğumu sırası doğu bölgelerinde
üç müneccim gökteki yıldızlan gözlüyorlardı. Nihayet kendilerine çok parlak bir
yıldız göründü; bunun üzerine, aralarında karar vererek önlerinden giden
yıldızın kılavuzluğunda Yahudiye’ye geldiler ve Kudüs’e varıp Yahudilerin
kralının nerede olduğunu sordular. Hirodes bunu işitince korktu ve bütün kenti
tedirginlik kapladı. Bunun üzerine, Hirodes kâhinleri ve yazıcılar
(kahinler-yazıcılar:yahudi din adamları) toplayarak, «Mesih nerede doğması
gerekir?» diye sordu.
«Beytlehem’de doğması gerekir.
Çünkü, Peygamber tarafından şöyle yazılmıştır: «Ve, sen Beytlehem, Yehuda
reisleri arasında küçük değilsin, çünkü senden kavmim İsrail’e önder olacak bir
lider gelecektir» diye cevap verdiler.
Hirodes bunun üzerine
müneccimleri toplayarak, gelişlerini sordu. Doğuda kendilerini bu tarafa
getiren bir yıldız gördüklerini ve hediyelerle gelip, yıldızın bildirdiği bu
yeni Kral’a tapınmak istediklerini söylediler.
Ardından
Hirodes şöyle dedi: Beytlehem’e gidin ve bütün dikkatinizle çocuğu araştırın;
bulduğunuz zaman gelin ve bana söyleyin, çünkü, ben de seve seve gelecek ve ona
secde edeceğim. Ve o yalandan böyle konuştu.
7.
Müneccimlerin İsa’yı ziyareti ve
İsa’nın rüyalarında yaptığı uyarıyla kendi memleketlerine dönüşleri.
Müneccimler
Kudüs’ten ayrıldılar ve bir de ne görürsün, kendilerine doğrudan görünen yıldız
önleri sıra gitmiyor mu? Yıldızı gören müneccimleri sevinç kapladı. Ve böylece
Beytlehem’e gelip, şehir dışında, yıldızın İsa’nın doğmuş olduğu hanın üstünde
durduğunu gördüler. Bunun üzerine müneccimler o tarafa yönelip, içeri girerek
çocuğu annesi ile birlikte buldular ve önünde eğilip saygı gösterdiler. Ve
müneccimler üzerine altm ve gümüşle baharat saçarak gördükleri her şeyi
Bakire’ye anlattılar.
Sonra
uykularında çocuk tarafından Hirodes’e gitmemeleri için ikaz edildiler. Bu
nedenle, müneccimler bir başka yoldan kendi memleketlerine dönüp, Yahudiye’de
ne gördülerse hepsini yaydılar.
8. İsa Mısır’a
götürülüyor Ve Hirodes suçsuz çocukları katliamdan geçiriyor.
Müneccimlerin
dönmediğini gören Hirodes kendisi ile alay edildiğini sanarak doğan çocukları
öldürmeye karar verdi. Ama bak ki, uykusunda Yusuf’a Rabb’in meleği göründü ve
«Çabuk kalk ve çocuğu annesi ile birlikte alıp Mısır’a git, çünkü Hirodes onu
öldürmek istiyor» dedi. Yusuf büyük bir korkuyla uyanıp, Meryem ve çocuğu
alarak Mısır’a vardı ve müneccimlerin kendisi ile alay ettiklerini sanarak,
Beytlehem’de bütün yeni doğan çocukları öldürmek için askerlerini gönderen
Hirodes ölünceye kadar orada kaldı. Askerler Beytlehem’e gelip Hirodes’in emri
üzerine orada bulunan tüm çocukları boğazladılar. Böylece, peygamberin şu
sözleri yerine gelmiş oldu: «Roma’da figan ve büyük ağlamalar var Rahel oğullan
için yas tutar, fakat ona teselli verilmez, çünkü onlar yoktur.»
9. Yahuda’ya
dönen İsa, oniki yaşına gelmiş olup, muallimlerle harikulade tartışmaya
giriyor.
Hirodes
ölünce bak ki, Rabb’in meleği rüyada Yusuf’a göründü ve şöyle dedi:
«Yahudiye’ye geri dön, çünkü, çocuğun ölmesini isteyenler ölmüş bulunuyor.»
Yusuf, Meryem’le (yedi yaşma girmiş olan) çocuğu alarak Yahudiye’ye geldi; bu
kez, Hirodes’in oğlu Arhedous’un Yahudiye’de egemen olduğunu duyup, Yahudiye’de
kalmaktan korkarak Galile’ye gitti; ve Nasira’da yerleşmek üzere ayrıldılar.
Çocuk insanlar önünde ve Allah’ın
önünde kerem ve hikmet içinde büyüdü.
Oniki
yaşına gelen İsa, Musa’nın kitabında yazılı bulunan Rabb’in kanununa göre
ibadet etmek için Meryem ve Yusuf ile Kudüs’e geldi. İbadetleri bitince İsa’yı
kaybederek ayrıldılar, çünkü, yakınlarıyla eve döneceğini sanıyorlardı. Bu
nedenle Meryem, yakınları ve bildikleri arasında İsa’yı aramak için Yusuf ile
Kudüs’e geri geldi. Üçüncü gün, çocuğu mabedde muallimler arasında, kanunla
ilgili tartışma yaparken buldular. Herkes sorduğu sorulara ve verdiği cevaplara
şaşırmıştı ve şöyle diyorlardı: «Bu kadar küçük olduğu ve okuma bilmediği
halde, bunda böyle bir akide nasıl bulunabilir?» Meryem onu azarlayarak şöyle
dedi: «Oğul, bize yaptığını görüyor musun? Bak, baban ve ben seni üç gündür
yana yakıla arıyoruz.» İsa şöyle cevap verdi: «Allah’a hizmetin baba ve anneden
önde gelmesi gerektiğini bilmiyor musunuz?» Sonra İsa annesi ve Yusuf ile
birlikte Nasıra’ya gelip, tevazu ve saygı ile onlara tabi oldu.
10. İsa
otuz yaşında iken Zeytinlik dağında, mucize olarak melek Cebrail’den İncil’i
alıyor.
Otuz
yaşına gelmiş olan İsa, kendisinin bana söylediğine göre, annesi ile zeytin
toplamak için Zeytinlik Dağı’na çıktı. Sonra öğleyin dua ederken, «Rabb,
rahmetle…» sözlerine geldiğinde, çevresini oldukça aydınlık bir nur ve sonsuz
sayıda, «Allah’ı tesbih ve ta’zim ederiz» diyen melekler sardı. Melek Cebrail
ona, ışıldayan bir aynaymış gibi bir kitap sundu. İnsanın kalbine inen bu
kitapta, Allah’ın neler yaptığının, neler dediğinin ve neler irade buyurduğunun
bilgisini aldi; öyle ki, «İnan Barnabas, her peygamberlikte her peygamberi
öylesine biliyorum ki, söylediğim herşey şu kitaptan geliyor» şeklinde bana
anlattığı gibi herşey açık ve çıplak önüne kondu.
Bu
vahyi alan ve İsrail Oğullan’na gönderilen bir peygamber olduğunu anlayan Isa
herşeyi annesi Meryem’e anlattı ve Allah’ın şanı için büyük eziyetlere
katlanması gerektiğini ve kendisine hizmet için daha fazla yanında
kalamayacağını söyledi. Bunun üzerine Meryem şöyle karşılık serdi: «Oğul, sen
doğmadan önce herşey bana anlatıldı, Allah’ın yüce adını tesbih ve tazim
ederim.» İsa hemen o gün peygamberlik görevini yapmak üzere annesinden ayrıldı.
11. İsa, mucizevi bir şekilde bir
cüzzamlıyı iyileştiriyor ve Kudüs’e gidiyor.
Kudüs’e
gitmek için dağdan inen îsa, ilâhi ilhamla kendisinin peygamber olduğunu bilen
bir cüzzamlıya rastladı. Gözyaşlarıyla kendisine, «îsa, sen Davud oğlu, bana
merhamet et» diye yalvaran cüzzamlıya İsa (şöyle) cevap verdi: *Sana ne
yapıvermemi istersin, kardeş?»
Cüzzamlı cevap verdi:
«Rabb(Rabb=Efendim anlamında kullanılıyor), bana sıhhat ver.»
İsa
azarlayarak şöyle dedi: «Aptalsın sen; seni yaratan Allah’a dua et, o sana
sıhhat verecektir; çünkü ben de senin gibi bir insanım.» Cüzzamlı cevap verdi:
«Rabb, senin bir insan olduğunu biliyorum, fakat, Rabb’ın kutlu bir insanı.
Dolayısıyla, Allah’a sen dua et ve O bana sıhhat versin.» Sonra İsa, iç çekerek
(şöyle) dedi: «Rabbim, Kadir olan Allah, kutsal peygamberlerinin aşkı için, bu
hasta adama sıhhat ver.» Ardından, bunları söyledikten sonra, hasta adama Allah
adına elleriyle dokunarak (şöyle) dedi: «Ey kardeş, sıhhat bul.» Ve, bunu
deyince cüzzam kayboldu, öyle ki, cüzzamlının derisi bir çocuğunki gibi oldu.
lyileştiğini gören cüzzamlı yüksek sesle bağırdı: «Allah’ın üzerinize gönderdiği
peygamberi almak için, ey İsrail kavmi, bu yana gelin!» İsa ona rica ederek,
(şöyle) dedi: «Kardeş, sus bir şey söyleme.» Fakat, İsa rica ettikçe o daha çok
bağırıyordu
: «Peygamberi
görün! Allah’ın kutsal (kulu)’nu görün. Bu sözler üzerine, Kudüs’ten
çıkanların
çoğu koşarak geri döndüler ve İsa ile birlikte Kudüs’e girerek, Allah’ın îsa
aracılığıyla cüzzamlıya yaptığını anlattılar.
12. İsa’nın Allah’ın adı konusunda
halka ilk verdiği akideyle ilgili harika va’zı.
Tüm
Kudüs şehiri bu sözlerle çalkalandı ve hep birden, İsa’yı görmek üzere ibadet
için girdiği mabede koşuştular ve sıkışık bir biçimde oturdular. Bunun üzerine
kâhinler Isa’ya ricada bulundular: «Bu insanlar seni görmek ve işitmek
isterler; bu nedenle şu en yukarı çık ve Allah’ın sana verdiği kelimeleri Rabb
adına konuş!»
Sonra îsa yazıcıların şimdiye kadar
konuşageldikleri yere çıktı. Ve susulması için bir
işaret
yapıp, konuşmaya başladı: «Rahmet ve iyiliğinden, yarattıklarını kendisini
yüceltsinler diye yaratmak dileyen
Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Kulu Davud’a
«velilerin parlaklığı içinde Zühre
yıldızından önce seni yarattım» diyerek konuştuğu gibi,
dünyanın kurtuluşu için göndermek
üzere her şeyden önce tüm velilerin ve
peygamberlerin ihtişamını yaratan
Allah’ın Kutsal adını tesbih ederim. Kendisine hizmet
etsinler diye melekleri yaratan
Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Ve, Allah’ın saygı
duyulmasını irade ettiğine saygı
duymayan şeytanı ve peşinden gidenleri cezalandıran ve
yoksunluğa iten Allah’ı tesbih
ederim, insanı yeryüzünün çamurundan yaratan ve işlerinin
başına gönderen Allah’ın kutsal
adını tesbih ederim. Koyduğu kutsal kuralı çiğnediği için
insanı cennetten çıkaran Allah’ın
kutsal adını tesbih ederim. Merhametiyle, insan
soyunun ilk anne, babası olan Adem
ve Havva’nın göz yaşlarına bakan Allah’ın kutsal
adını tesbih ederim. Adaleti ile
kardeş katili Kabil’i cezalandıran, yeryüzüne tufan
gönderen, üç şerli kenti yakıp
yıkan, Mısır’a azap eden Firavun’u Kızıl Deniz’de boğan,
kendi kullarının düşmanlarını
dağıtan, kafirleri azapla cezalandıran ve tövbe edip doğru
yola girmeyenlerin cezasını veren
Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Yarattıklarına
rahmetiyle bakan ve bu nedenle
önünde doğruluk ve takva ile yürüsünler diye kutsal
peygamberlerini gönderen; kullarını
her kötülükten koruyup, kurtaran ve babamız
İbrahim ile oğluna sonsuza değin söz
verdiği gibi, bu toprağı kullarına veren Allah’ın
kutsal adını tesbih ederim. Sonra,
kulu Musa aracılığıyla, şeytanın bizi aldatmaması için
bize kutsal kanununu verdi ve bizi
bütün diğer kavimlerin üstüne çıkardı.
«Fakat,
kardeşler, bugün, günahlarımızdan ötürü ceza görmememiz için ne yapıyoruz?» Ve
ardından Isa Allah’ın sözünü unuttuklarından ve kendilerini boş şeylere
verdiklerinden dolayı halkı şiddetli azarladı; Allah’a hizmeti bırakıp,
dünyalık hırsları için (çalışan) kâhinleri azarladı; Allah’ın kanununu bırakıp,
boş akideler va’z ettiklerinden dolayi yazıcıları azarladı; kendi gelenekleri
ve yaptıklarıyla Allah’ın kanununu bir hiç duruma düşürdüklerinden dolayı
muallimleri azarladı. Ve, insanlara karşı öyle hikmetli sözler söyledi ki, en
küçüğünden en büyüğüne kadar herkes, merhamet için haykırarak ve Isa’ya
kendileri adına dua etmesi için yalvararak ağladı; yalnız, o gün, kâhinlere, yazıcılara
ve muallimlere karşı bu şekilde konuştuğu için Isa’ya karşı nefret duyan
kâhinler ye reisler (ağlamadı). Ve, onu öldürmeyi düşündüler, fakat, onu
Allah’ın bir peygamberi olarak kabul etmiş bulunan halktan korkarak hiç bir söz
söylemediler.
Isa ellerini Rabb Allah’a açarak dua
etti ve halk ağlayarak «amin, amin» dedi. Dua bitince
Isa kürsüden indi ve o gün ardından
gelen pek çok kişi ile birlikte Kudüs’ten ayrıldı.
Ve, kâhinler İsa hakkında aralarında
kötü kötü söyleştiler.
13. İsa’nın
dikkat çekici korkusu, duası ve melek Cebrail’in harika biçimde onu
rahatlatması.
Birkaç
gün sonra, ruhunda kâhinlerin arzularını sezen İsa, dua etmek için Zeytinlik
Daği’na çıktı. Ve, bütün geceyi ibadetle geçirerek, sabah olunca şöyle dua
etti: «Ey Rabb’im, biliyorum ki, yazıcılar benden nefret ediyor ve Ferisîler,
beni, senin kulunu öldürmeyi düşünüyorlar; bu bakımdan Rabb’im, Kadir ve Rahim
Allah, merhamet et ve bu kulun dualarını duy ve beni onların tuzaklarından
kurtar, çünkü benim kurtuluşum Sende’dir. Ey Rabb’im, sözünü söyle, çünkü Senin
sözün sonsuza değin sürecek olan gerçektir.»
Isa bu sözleri söyleyince, bak ki,
onu melek Cebrail gelip dedi: «Korkma ey îsa, çünkü
senin
giysilerini koruyan bir milyon (melek) vardı. Gökler üstünde ve sen her şey
yerini buluncaya ve dünya sonuna yaklaşıncaya kadar ölmeyeceksin.»
îsa
yere kapanıp, «Ey Rabb’im Allah, Senin bana olan merhametin ne büyüktür; senin
bana bahşettiğin bütün bu şeyler karşısında ben Sana ne vereceğim Rabb’im?»
dedi. Melek Cebrail cevap verdi: «Kalk îsa ve Allah’a bir tanecik oğlu İsmail’i
Allah’ın sözünü yerine getirmek için kurban etmek isteyen İbrahim’i ve oğlunu
bıçak kesmeyince bir koyun kurban etmesini bildiren benim sözümü hatırla. Sen
de böyle yapacaksın Ey Allah’ın kulu İsa.»
îsa
cevap verdi: «Başım üstüne, fakat kuzuyu nerede bulacağım? Görüyorum ki, param
yok ve çalmak da meşru değil.»
Bunun
üzerine, Cebrail kendisine bir koyun gösterdi ve îsa her zaman şanı Yüce
Allah’ı hamd ve tesbih ederek onu kurban etti.
14. Kırk günlük oruçtan sonra İsa
Oniki Havari’-yi seçiyor.
İsa
dağdan inip, yalnız başına geceleyin Erden’in karşı yakasına geçti ve kırk gün,
kırk gece hiç bir şey yemeden, sürekli Rabb’e Allah’ın kendilerine göndermiş
olduğu halkının kurtuluşu için niyazda bulunarak oruç tuttu. Ve kırk günün
sonunda aç bir insandı. Sonra, şeytan göründü ve pek çok sözlerle onu iğfal
etmeye çalıştı. Fakat îsa, Allah’ın sözlerinin gücü ile onu def etti. şeytan
çekilip gittikten sonra melekler gelip, İsa’nın ihtiyaç duyduğu şeyleri
kendisine verdiler.
Kudüs
bölgesine dönen İsa’yı halk yine coşkun bir sevinçle karşıladı ve ona kendileri
ile kalması için ricada bulundular; çünkü onun sözleri yazıcılarınki gibi
değildi; bir güç taşıyor ve kalbe dokunuyordu.
îsa,
Allah’ın kanunu üzerinde yürümek için kendilerine dönen insanların çokluğunu
görünce dağa çıktı ve bütün gece orada kalıp dua ve ibadette bulundu; gün
başlayınca dağdan inip, Havariler diye adlandırdığı, aralarında çarmıha gerilip
öldürülen Yahuda’-nın da bulunduğu oniki kişi seçti. Adları budur: Balıkçı iki
kardeş Andreas ve Simun (Petrus), vergi mültezimi Matta ve bu kitabı yazan
Barnabas, Zebedi’nin oğulları Yuhanna ve Yakup, Tomas (Taddeus) ve Yahuda,
Bartolomeus ve Filipus, Yakup ve hain Yahuda îskariyot. Bunlara her zaman ilâhî
sırlan açıklardı; fakat, zekatları (toplayıp) dağıtmakla görevlendirdiği Yahuda
îskariyot her şeyin onda birini çalardı.
15. İsa’nın bir evlenme töreninde
suyu şarap yapan mucizesi.
Gül bayramı yaklaştığında, bilinen
zengin bir adam îsa’yı ve şakirtlerini annesi ile birlikte
bir evlenme törenine davet etti. îsa
da davete gitti ve ziyafet sırasındalarken şarap
yetmedi. Annesi Isa’ya usulcâ
seslendi: «Şarapları kalmadı.» İsa cevap verdi: «Bana ne
bundan, anneciğim?» Annesi,
hizmetçilere İsa ne buyurursa itaat etmelerini emretti.
Orada, İsrail kavmi adetine göre,
ibadet için temizlikte kullanılmak üzere altı su küpü
bulunuyordu. îsa, «Bu küpleri suyla
doldurun» dedi. Hizmetçiler de dediğini yerine
getirdiler, İsa onlara, «Allah’ın
adıyla, yemek yiyenlere içmeleri için verin» dedi.
Hizmetçiler, bunun üzerine tören
sahibine (küpleri) götürdüler ve azar duydular: «Ey işe
yaramaz hizmetçiler, neden şarabın
daha iyisini şimdiye kadar bekletirsiniz?» Çünkü,
onun, İsa’nın yaptıklarından hiç
haberi yoktu.
Hizmetçiler cevap verdiler.- «Ey
efendimiz, burada Allah’ın kutlu bir kişisi var, o suyu
şarap
yaptı.» Törenin sahibi, hizmetçilerin sarhoş olduklarını sandı Fakat, İsa’nın
yanında oturanlar tüm olan biteni gördüklerinden, sofradan kalkarak saygılarını
sundular: «Kuşkusuz sen Allah’ın bir mukaddesisin, Allah’tan bize gönderilen
gerçek bir peygambersin.»
Ardından
şakirtleri ona inandılar ve çokları kendinden geçerek şöyle dediler: «İsrail
kavmine rahmeti ile davranan ve Yahuda’nın ailesini sevgiyle ziyaret eden
Allah’a hamd olsun, onun kutsal adını tesbih ederiz.»
16. İsa’nın
havarilerine kötü yaşantıdan kurtulmakla ilgili olarak verdiği harika ders.
Bir
gün îsa şakîrdlerini çağırarak dağa çıktı ve orada oturunca, şakirdleri yanına
geldiler ve ağzını açıp onlara şunları öğretti: «Allah’ın bize bahşettiği
nimetleri büyüktür. Bu nedenle, gerçek bir kalple ona hizmet etmemiz gerekir.
Ve madem ki yeni şarap yeni kaplara konuyor ve öyle de, eğer benim ağzımdan
çıkan yeni akideyi alacaksanız, sizin de yeni adamlar olmanız gerekmektedir.
Hemen size söylüyorum ki, nasıl bir kişi gözleri ile göğü ve yeri bir arada
göremezse, Allah’ı ve dünyayı sevmek de işte böyle imkansızdır.
«Ne
kadar akıllı olursa olsun, hiç kimse, birbirine düşman iki efendiye hizmet
edemez; çünkü, biri seni severse, diğeri senden nefret edecektir. İşte, ben
size gerçekten söylüyorum ki, Allah’a ve dünyaya (bir anda) hizmet edemezsiniz,
çünkü dünya yalancılık, aç gözlülük ve eza ile cefa doludur. Bu bakımdan,
dünyada rahat edemez, ancak zulüm ve yenilgi görürsünüz. Dolayısıyla, Allah’a
hizmet edin ve dünyayı hakir görün. Benden ruhlarınız için sekinet elde
edeceksiniz; sözlerime kulak verin, çünkü size doğruyu söylüyorum.»
«Gerçekten,
bu dünya hayatına ağlayanlara ne mutlu, çünkü onlar rahata ereceklerdir.»
«Dünyanın zevklerinden gerçekten nefret eden yoksullara ne mutlu, çünkü onlar
Allah’ın hükümdarı olduğu ülkenin zevklerini bol bol tadacaklardır.»
«Gerçekten,
Allah’ın sofrasından yiyenlere ne mutlu, çünkü onlara melekler hizmet
edecektir.»
«Siz
hacılar gibi yolculuk ediyorsunuz. Bir hacı, yolu üzerindeki saraylar, tarlalar
ve başka dünyalık şeylerle eğler mi kendini? Emin olun ki, hayır! Ama o, yolu
üzerinde kullanışlı ve işe yarar olan hafif ve para eder şeyleri taşır. Bu,
şimdi size bir örnek olmalıdır; ve eğer bir başka örnek daha isterseniz,
anlattıklarımın hepsini yapasınız diye onu da vereyim.»
«Dünyalık arzulan kalbinize ağırlık
etmeyin. (Şöyle) diyerek:»
«Bizi
kim giydirecek?» Veya «Bize kim yemek verecek?» Rabbımız Allah’ın, Süleyman’ın
tüm ihtişamından daha büyük bir ihtişamla giydirip beslediği çiçeklere,
ağaçlara ve kuşlara bakın ve O sizi yaratıp kendi hizmetine çağıran, kadınlar
ve çocuklar dışında sayıları altıyüzkırkbine varan kulları îsrailoğulları’na
çölde kırk yıl gökten kudret helvası indiren ve giysilerini eskiyip yok
olmaktan koruyan Allah, sizi beslemeye de kadirdir. Size söylüyorum, gök ve yer
tükenecek; yine de O’nun Kendi’nden korkanlara olan rahmeti tükenmiyecektir.
Fakat, dünyanın zenginleri, zenginlikleri içinde aç ve sonludurlar. Geliri
artıp duran bir zengin vardı ve (şöyle) derdi: «Ne yapayım ey ruhum?
Çiftliklerimi yıkacağım, çünkü onlar küçüktür; yeni ve daha büyüklerini
yapacağım, böylece sen zafer kazanacaksın ey ruhum!» Vah zavallı adam! O gece
ölüverdi. Yoksulları
düşünmeliydi. Ve bu dünyanın haksız zenginliklerinin sadakasını alanlarla
(sadakalarıyla!) arkadaş olmalıydı; çünkü, onlar gök sultanlığında hazineler
getirirler.
«Söyleyin
bana lütfen, paranızı bankaya, bir bankere, verseniz, o da size verdiğinizin on
katını, yirmi katını verse, böyle bir adama her şeyinizi vermez misiniz? Fakat,
size söylüyorum, Allah sevgisi uğruna ne verir ve ne harcarsanız, geri yüz
katını ve sonsuz bir hayatı alacaksınız. Allah’a hizmet etmekle ne kadar
sevinmeniz gerektiğini görün işte.»
17. Bu bölümde
mü’minin gerçek inancı açıkça algılanıyor.
İsa
bunu deyince, Filipus cevap verdi: «Allah’a hizmet etmeye razıyız, ama Allah’ı
bilmek de istiyoruz.» Çünkü İşaya peygamber «Cidden sen gizli bir Allah’sın»
demiş ve Allah kulu Musa’ya «Ben neysem oyum» demişti.
îsa
cevap verdi: «Filipus; Allah, kendisi olmadan hiçbir hakkın olmadığı bir
Hakk’tır; Allah Kendisi olmadan hiçbir şeyin olmadığı Varlık’tır; Allah Kendisi
olmadan yaşayan hiçbir şeyin olmadığı bir Hayat’tır. Öylesine büyüktür ki, her
şeyi doldurur ve her yerdedir. Tektir, O’nun hiç bir dengi yoktur. Ne
başlangıcı vardır, ne de sonu olacaktır. Fakat her şeye bir başlangıç vermiş ve
her şeye bir de son verecektir. Ne babası vardır, ne de annesi; ne oğlu vardır,
ne kardeşi; ne de yoldaşı. Ve, Allah’ın hiç bir bedeni yoktur. Bu bakımdan
yemez, uyumaz, ölmez, yürümez, kımıldamaz, fakat, insandaki gibi olmayan sonsuz
bir hayatı vardır. Çünkü, cismanî değildir, bileşik değildir, maddî değildir,
en sâde özdendir. O kadar iyidir ki, iyiliği sever yalnızca; öylesine âdildir
ki, cezalandırdığı ve bağışladığı zaman, «Bu neden böyle?» denemez. Kısaca,
sana diyorum ki Filipus, burada yeryüzünde O’nu göremez ve tam olarak
bilemezsin de; fakat melekûtunda O’nu ebedî göreceksin, orada tüm mutluluğumuz
ve ihtişamımız bulunur.».
Filipus
cevap verdi: «Üstad, siz ne söylüyorsunuz? İyi biliyorum ki, İşaya’da Allah’ın
babamız olduğu yazılıdır; bu durumda, nasıl olur da, O’nun hiç bir oğlu
bulunmaz?»
İsa
cevap verdi: «Peygamberler için yazılmış pek çok kıssalar vardır, bu nedenle,
harflere değil, manâya bakmalısın. Allah’ın dünyaya gönderdiği (sayıları)
yüzyirmidört bine varan tüm peygamberler kapalı konuşmuşlardır. Fakat, benden
sonra bütün peygamberlerin ve kutsal kişilerin ULUSU gelecek ve peygamberlerin
söyledikleri tüm şeylerin karanlığı üstüne ışık dökecektir, çünkü O, Allah’ın
Elçisi’dir.» Ve İsa bunu söyledikten sonra iç çekerek, (şöyle) dedi: «Ey
Rabb(ım) Allah, İsrail kavmine merhamet et ve sana gerçek bir kalble hizmet
edebilmeleri için İbrahim’e ve zürriyetine acıyarak bak.» Şakirdleri cevap
verdiler: «Amin, ya Rabb, (Ey) Allah’ımız!»
İsa
dedi: “Size ciddî olarak söylüyorum ki, yazıcılar ve muallimler, Allah’ın
kanununu, Allah’ın gerçek peygamberlerinin aksine sahte kehanetleriyle boş (ve
anlamsız) yaptılar; bu nedenle, Allah, İsrail kavmine ve bu imansız nesle gazap
etti. Şakirdleri bu sözler üzerine ağlayarak, şöyle dediler: «Merhamet et ey
Allah (ımız), mabed üzerine ve kutsal şehir üzerine merhamet et ve Senin kutsal
ahdini hakir görmeyen milletleri ondan nefret ettirme.» İsa cevap verdi: «Amin,
(ey) babalarımızın Allah’ı Rabb(ımız).»
18. Burada,
Allah’ın kullarına dünyanın zulmettiği ve Allah’ın korumasının onları
kurtardığı anlatılıyor.
İsa
bundan sonra (da şöyle) dedi: «Siz beni seçmediniz, fakat, benim havarilerim
olasınız diye ben sizi seçtim. Eğer, dünya sizden nefret ederse, o zaman benim
gerçek havarilerim olacaksınız; çünkü, dünya her zaman Allah’ın kullarının
düşmanı olmuştur. Dünyanın boğazladığı kutsal peygamberleri hatırlayın; İlya
zamanında bile Cizebel tarafından onbin peygamber katledilmiş, o kadar ki,
yoksul îlya güç belâ gizlenerek kurtulabilmiştir. Ve, yedi bin peygamber oğlu
da Ahab tarafından katledildi. Ah, Allah’ı tanımayan şerli dünya! Sen korkma,
çünkü başındaki saçlar o kadar çok ki, bitmeyecektir. Dikkat et, tek bir
tüyleri bile Allah’ın iradesi olmadan düşmeyen serçelere ve diğer kuşlara bak.
Hem sonra Allah, kuşlara, uğruna her şeyi yarattığı insandan daha mı çok dikkat
edecektir? Hiç mümkün müdür ki, kendi oğlundan daha çok ayakkabılarına bakan
bir insan bulunsun? Kuşkusuz ki, hayır. Şimdi, kuşlara (bile) bakarken,
Allah’ın seni terkedeceğini ne kadar da az düşünmen (hiç düşünmemen) gerekiyor.
Ve, ben neden kuşlardan söz ediyorum? Bir ağacın yaprağı (bile) Allah’ın
iradesi olmadan düşmez.
«Bana
inanın, çünkü size gerçeği söylüyorum, ki eğer sözlerime kulak verirseniz,
dünya sizden çok korkacaktır. Çünkü, eğer o, kötülüklerinin açığa çıkmasından
korkmuyorsa, (o zaman) sizden nefret etmiyecektir; fakat, açığa çıkmasından
korkuyor, bu nedenle de, sizden nefret edecek ve size zulüm edecektir. Eğer,
sözlerinizden dünyanın hiç hoşlanmadığını görürseniz, onu kalbte tutmayın,
fakat, Allah’ın sizden daha büyük olduğunu göz önünde tutun; kim dünyanın
sevmediği ve hakir gördüğü böylesi bir akla sahipse, onun akıllılığı delilik
kabul edilir. Eğer Allah sabırla dünyaya katlanıyorsa, o zaman sen de onu
kalbine mi yerleştireceksin? Ey yeryüzünün tozu ve çamuru!.. Sen sabrınla
ruhuna sahip olacaksın. Bu bakımdan, eğer bir kimse, yüzünün bir tarafına bir
yumruk vuracak olsa, ona vurması için öbür yanını teklif et. Kötülüğe karşılık
verme, çünkü, en kötü hayvanlar böyle yapar; fakat, kötülüğe iyilikle karşılık
ver ve senden nefret edenler için Allah’a yalvar. Ateş ateşle söndürülmez, ama
suyla söndürülür: îşte böyle, size diyorum ki, kötülüğün üstesinden kötülükle
değil, aksine iyilikle geleceksiniz. Güneşi iyilerin ve kötülerin (birlikte)
üzerine doğuran ve yağmuru da aynı şekilde (yağdıran) Allah’a bakın. Evet, işte
herkese iyilik yapmanız gerekiyor; çünkü kanunda (öyle) yazılıdır : «Kutsal ol,
çünkü senin Allah’ın (olan) Ben kutsalım; temiz (ve pak) ol, çünkü Ben temiz
(ve pak) im; ve kâmil ol, çünkü Ben kâmilim.» Size cidden söylüyorum ki, bir
hizmetçi efendisini memnun etmek için çalışır ve efendisini memnun etmeyecek
herhangi bir giysi de giymez, sizin, giysileriniz iradeniz ve sevginizdir.
Bakın, Allah’ı, Rabbımızı razı etmeyecek bir şeyi istememeye ve sevmemeye
dikkat edin. Emin olun ki, Allah dünyanın debdebesinden ve şehvetlerinden
nefret eder, bu bakımdan siz de dünyadan nefret edin.
19. İsa,
ihanete uğrayacağını haber veriyor ve dağdan inerken on cüzzamliyi
iyileştiriyor.
îsa,
bunları söyledikten sonra Petrus (Simon) cevap verdi: «Ey muallim bak ki, biz
senin arkandan gelen her şeyi terkettik, (şimdi) bize ne olacak?»
İsa
cevap verdi: «Kuşkusuz Hüküm Günü’nde yanıma oturacak (ve) oniki îsrail
kabilesine karşı şahitlik edeceksiniz.»
Ve,
bundan sonra İsa iç çekerek (şöyle) dedi: «Ey Rabb(ım), nasıl şeydir bu? Ben
oniki tane (havari) seçtim ve içlerinden biri bir şeytandır.»
Bu söz üzerine havariler
üzüntülerinden sapsarı kesildiler: ve gizlice yazan (not alan) göz
yaşlarıyla
Isa’ya sordu: «Ey muallim, şeytan beni aldatacak ve sonra ben tart mı
edileceğim?»
îsa
cevap verdi: «Bu kadar üzülme, Barnabas, çünkü, Allah’ın dünyayı yaratmadan
önce seçtikleri helak olmayacaktır. Sevin, çünkü senin adın hayat kitabında
yazılıdır.»
İsa
(şöyle) diyerek havarilerini rahatlattı: «Korkmayın, çünkü, benim kötülüğümü
isteyecek olan benim sözüme üzülmez, çünkü onun içinde îlâhî duygu yoktur.
Bu
sözleri üzerine, seçilenler rahatladılar. îsa dualarda bulundu ve şakirdleri
de, «amin, amin, kadir ve rahim olan Rabb (miz) Allah» dediler.
Duasını
bitirdikten sonra İsa, havarileriyle birlikte dağdan indi ve, uzaklardan «îsa,
Davud’un oğlu, bize merhamet et!» diye bağıran on tane cüzzamlıya rastladı. İsa
onları yanına çağırdı ve şöyle dedi: «Benden ne diliyorsunuz, ey kardeşler?»
Hep birden bağırdılar: «Bize sıhhat
ver!»
îsa cevap verdi: «Ah, ne kadar zavallısınız
siz, aklınızı öylesine yitirmişsiniz ki, «bize
sıhhat ver!» diyorsunuz. Benim de
sizin gibi bir insan olduğumu görmüyorsunuz. Sizi
yaratan Allah’ımıza seslenin: ve
kadir ve rahim olan O sizi iyileştirecektir.»
Cüzzamlılar gözyaşlarıyla cevap verdiler:
«Senin de bizim gibi insan olduğunu biliyoruz,
fakat yine de, Allah’ın kutsal bir
(insan)ı ve Rabb’ın bir peygamberi; bu nedenle, Allah’a
sen dua et kî, O bizi iyileştirsin.»
Bunun üzerine, havariler Isa’ya rica
ettiler: «Rab, onlara merhamet et.» Sonra, İsa derin
bir
iç geçirdi ve Allah’a yalvardı: «Kadir ve rahim olan Rabb (im) Allah, kuluna
merhamet et ve sözlerini duy: ve babamız İbrahim aşkına ve senin kutsal vadin
için bu adamların isteklerine rahmetinle davran ve onlara sıhhat bahşet.»
Ardından İsa bunları söyleyince cüzzamlılara döndü ve (şöyle) dedi: Gidin ve
Allah’ın kanununa göre kâhinlere görünün.
Cüzzamlılar
ayrıldılar ve yolda giderken temizlendiler. Bunun üzerine, içlerinden biri iyi
olduğunu görünce İsa’yı bulmak için geri döndü; kendisi bir îsmailî idi. İsa’yı
bulunca önünde eğilip saygı gösterisinde bulunarak (şöyle) dedi: «Bildim ki,
sen Allah’ın bir mukaddesisin» ve teşekkür ederek kendini hizmetçi edinmesi
için yalvardı. İsa cevap verdi: «On kişi temizlenmişti; dokuzu nerede?» Ve
temizlenene dedi:
«Ben
kendime hizmet edilsin diye değil, hizmet etmek için geldim. Haydi evine git ve
(evdekilerin de) İbrahim’e ve oğluna verilmiş sözlerin Allah’ın sultanlığı ile
birlikte yaklaşmakta olduğunu öğrenmeleri için, Allah’ın sende neler yaptığım
anlat.» Temizlenen cüzzamlı ayrıldı ve kendi oturduğu bölgeye gelince Allah’ın
İsa aracılığıyla kendinde neler yaptığını anlattı.
20. İsa’nın
denizde gösterdiği mucize ve İsa, bir peygamberin nerede kabul gördüğünü
bildiriyor.
îsa
Galile denizine gitti ve bir gemiye binerek Nasıra’ya doğru yola çıktı. Bu
sırada denizde büyük bir fırtına başladı. O kadar ki, gemi nerede ise
batacaktı. Ve îsa geminin pruvasında uyuyordu. Havariler yanına yaklaşarak
uyardılar. «Ey muallim, kurtar kendini, helak oluyoruz!» Ters taraftan esen
kuvvetli rüzgâr ve denizin kükremesi nedeniyle büyük bir korkuya kapılmışlardı.
îsa uyandı ve gözlerini gök yüzüne dikerek dedi: «Ey Elohim Sabao (Çoğul kipi,
orjinal dilde saygı ifadesi olarak kullanılmaktadır, türkçedeki ‘Siz’ gibi),
kullarına merhamet et.» İsa bunu demişti ki, birden rüzgâr durdu ve deniz
sakinleşti. Bunun üzerine denizciler korkuya kapılarak dediler: «Kimdir bu,
deniz
ve
rüzgâr kendisine itaat ediyor?» Nasıra kentine gelince denizciler, İsa ne
yaptıysa hepsini yaydılar. Bunun üzerine İsa’nın kaldığı evin çevresine şehirde
oturanların hemen hemen hepsi yığıldı. Ve yazıcılarla fakihler kendilerini O’na
takdim ederek dediler: «Denizde ve Yahudiye’de yaptıklarını işittik; bu nedenle
burada kendi memleketinde de bize bazı işaretler (ayetler) göster.» İsa cevap
verdi: «Bu imansız nesil bir işaret ister, fakat bu onlara gösterilmeyecek.
Çünkü hiç bir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. îlya zamanında
Yahudiye’de pek çok dullar vardı. Fakat emzirilmesi için hiç birine
gönderilmedi. Saydalı bir dula (gönderildi). Elişa zamanında ise Yahudiye’de
pek çok cüzzalı vardı. Ama, yalnız Suriyeli Naaman temizlendi.»
Bunun
üzerine şehir halkı kızarak O’nu yakaladılar ve aşağıya atmak için bir uçurumun
tepesine götürdüler, fakat îsa aralarından geçip giderek onlardan ayrıldı.
21,
İsa bir deliyi (cin çarpmış) iyileştiriyor ve domuzlar denize atılıyor.
Ardından Kenânîler’in kızını iyileştiriyor.
İsa
Kefernahum’a gitti ve şehire yaklaştığında, bak ki kabirlerden cinlere tutulmuş
birinin çıkıp geldiğini ve ne yapılırsa yapılsın hiç bir zincirin kendisini
zaptedemediğini ve adama büyük zarar verdiğini gördü. Cinler ağzıyla
bağırdılar: «Ey Allah’ın mukaddesi, vaktinden önce bizi incitmek için neden
gelirsin?» ve kendilerini fırlatıp atmaması için yalvardılar.
îsa, kaç tane olduklarını sordu :
Cevap verdiler: «Altıbinaltıyüzaltmışaltı.» Havariler
bunu
duyunca korktular. Ve Isa’ya gitmesi için ricada bulundular. Sonra Isa dedi:
«Sizin îmanınız nerede? Cinlerin gitmesi gerekir, benim değil. Cinler, bunun
üzerine bağırıştılar
: «Çıkacağız
fakat bize izin ver de şu domuzların içine girelim. Deniz kenarında Kenanîler’e
ait onbin kadar domuz otluyordu. îsa dedi: «Çıkın ve domuzların içine girin.» –
Büyük bir gürültüyle cinler domuzların içine girerek, onları baş aşağı denize
düşürdüler. Bunun üzerine domuzlara bakanlar şehre kaçarak, îsa’nın yaptığı her
şeyi anlattılar. Bunun üzerine, kent halkı hemen ileri çıkıp, İsa’yı ve
iyileştirilen adamı buldu. Halk korkuya kapıldı ve Isa’ya sınırlarının dışına
çıkmasını rica ettiler. îsa, buna uyarak onlardan ayrıldı ve Sur ve Sayda
bölgelerine gitti.
Ve,
işe bakın, İsa’yı bulmak için memleketinden ayrılan Kenanî bir kadın iki
oğluyla birlikte gelmiyor mu! İsa’nın havarileriyle birlikte karşıdan geldiğini
görünce, bağırdı: «îsa, Davud’un oğlu, kızıma merhamet et, cinler kendisine
işkence ediyor!»
îsa, bir kelimeyle olsun cevap
vermedi: çünkü onlar sünnet olmayan insanlardandı.
Havarilerin
acıma duyguları harekete geçip, dediler: «Ey muallim, onlara acı! Bak, nasıl da
ağlayıp çığrışıyorlar!»
İsa cevap verdi: «Ben ancak İsrail
kavmine gönderildim.» Bunun üzerine, kadın iki
oğluyla
birlikte İsa’nın önüne gelip, ağlayarak dedi: «Ey Davud’un oğlu, bize merhamet
et.» îsa cevap verdi; «Ekmeği çocukların ellerinden alıp, köpeklere vermek
doğru değildir.» Ve, îsa bunu, onların temiz olmaması nedeniyle söyledi. Çünkü
onlar, sünnet olmayan insanlardandı.
Kadın cevap verdi: «Ey Rab, köpekler,
sahiplerinin sofralarından düşen kırıntıları
yerler.» İsa, kadının sözüne hayran
kalarak, dedi: «Ey kadın, senin İmanın çok hoş.» Ve,
ellerini
gök yüzüne kaldırıp, Allah’a dua etti ve ardından dedi: «Ey kadın, kızın
kurtulmuştur, var, huzurla yoluna git.» Kadın ayrıldı ve eve döndüğünde, kızını
Allah’ı tesbih ederken buldu. Bunun üzerine (şöyle) dedi:’«Bildim ki, İsrail
kavminin
Tanrı’sından
başka Tanrı yoktur.» Ardından, tüm yakınları, Musa’nın kitabında yazılan kanuna
göre (Allah)’ın kanununa teslim oldular.
22. Sünnet olmayanların zavallı
hali.
Havariler,
o gün Isa’ya şunu sordular: «Ey muallim, neden o kadına, onların köpek olduğu
şeklinde cevap verdin?»
İsa cevap verdi: «Bakın, size
diyorum ki, bir köpek, şünnetsiz bir adamdan daha iyidir.»
Buna
havariler üzülerek, dediler: «Bu sözler ağır, onları kim kabul edebilecek?» İsa
cevap verdi: «Eğer siz, ey budalalar, aklı olmayan bir köpeğin sahibi için
neler yaptığını düşünürseniz, benim dediklerimin doğru olduğunu göreceksiniz.
Söyleyin bana, köpek sahibinin evini koruyup, soyguncuya karşı hayatını ortaya
koymaz mı? Kesinlikle, böyle. Fakat, ne görür (karşılığında)? Dayak, incinme,
azıcık ekmek ve (yine de) sahibine daima neşeli bir yüz gösterir. Doğru değil
mi?» «Evet muallim, doğru» diye cevap verdi havariler.
Ardından
İsa dedi: -Şimdi düşünün, Allah insana neler veriyor ve Allah’ın, kulu
İbrahim’e verdiği söze itibar etmemekte, onun ne kadar haksız olduğunu görün.
Filistinli Calut karşısında İsrail kralı Saul’e Davud’un dediklerini hatırlayın
«Rabbım! Senin kulun Senin kulunun sürüsüne bakarken, kurt, ayı ve arslanlar
gelip, kulunun koyunlarını yakaladı; bunun üzerine, kulun gidip onları
öldürerek, koyunları kurtardı. Ve işte onlara (ayı, arslan, kurt) benzemekten
başka nedir bu sünnetsiz adam? Bu bakımdan kulun, İsrail’in Tanrısı Rabb adına
gidecek ve Allah’ın kutsal milletine küfreden bu necisi öldürecek.» Sonra
havariler dediler: «Söyle bize ey muallim, ne sebeple insanın sünnet olması
gerekir?»
İsa
cevap verdi: «Allah’ın İbrahim’e olan şu emri yetsin: «İbrahim, kendinin ve
evinde, bulunanların ön derisini al (sünnet et); bu seninle Benim aramda ebedî
bir ahiddir.»
23. Sünnetin
menşei, Allah’ın İbrahim’le ahidleşmesi ve sünnetsizlerin lanetlenmesi.
Ve
bunu dedikten sonra, Isa seyretmekte oldukları dağın yanına oturdu. Ve,
havarileri sözlerini dinlemek için yanına geldi. Sonra İsa dedi: «îlk insan
Adem, şeytanın kandırması ile Allah’ın yasakladığı yemeği Cennet’te yeyince,
derisi ruhuna isyan etti; bunun üzerine yemin edip dedi: «Vallahi seni
keseceğim!» Ve bir kaya parçası bulup, taşın keskin kenarıyla kesmek için
derisini ele aldı; bunun üzerine Cebrail tarafından azarlandı. Ve, cevap verdi:
«Onu keseceğim diye Allah’a yemin ettim: Asla bir yalancı olmayacağım!»
«Ardından,
Melek ona derisinin fazla kısmını gösterdi ve o da bunu kesti. İşte, bundan
böyle nasıl herkes derisini Adem’in derisinden aldı ise, öyle de Adem’in bir
yeminle söz verdiği şeyi yerine getirmekle yükümlüdür. Adem bunu oğullarına
uyguladı ve bu sünnet zorunluluğu nesilden nesile süregeldi. Fakat İbrahim’in
zamanında yeryüzünde yalnızca birkaç kişi vardı sünnetli. Çünkü, şu
putatapıcılık yeryüzünde pek yaygındı. Bunun üzerine, Allah İbrahim’e sünnetle
ilgili gerçeği söyledi ve bu ahdi yaptı. «Derisini sünnet ettirmeyecek kişiyi,
ebediyyen kullarım arasından atacağım.»
Havariler
İsa’nın bu sözleri üzerine konuşmasının ciddiyet ve ateşinden dolayı korkuyla
titrediler. Sonra İsa dedi: «Korkuyu, ön derisini sünnet ettirmeyene bırakın,
çünkü o, Cennet’ten mahrumdur.» Ve îsa bunu deyip ardından da şöyle konuştu:
«Pek çoklarının
ruhu
Allah’ın hizmetine hazırdır, fakat beden zayıftır. Bu bakımdan Allah’tan korkan
insan bedenin ne olduğuna, nereden geldiğine ve neyde yok olacağına bakmalıdır.
Yeryüzünün çamurundan Allah bedeni yarattı. Ve ona bir iç üflemeyle hayat
nefesini üfledi. Ve bu nedenle, beden Allah’ın hizmetinden geri kaldığı zaman,
bu dünyada ruhundan nefret ettiği kadar, sonsuz hayatta onunla birlikte olacağı
düşünülerek çamur gibi atmalı ve çiğnenmelidir.
«Şimdiki
halde bedeni, arzuları ortaya koyuyor —bütün iyiliklerin amansız düşmanıdır o—,
çünkü tek başına günahı arzulayan odur.
«İnsan,
bir düşmanını tatmin etmek uğruna, Allah’ın, Yaratıcı’sının rızasını bir kenara
mı atmalıdır? Buna dikkat edin, bütün veliler ve peygamberler, Allah’a hizmet
için bedenlerinin düşmanı olmuşlardır. Bu nedenle de, Allah’ın kulu Musa’ya
verilen kanuna karşı gelmemek ve gidip sahte ve yalancı tanrılara hizmet
etmemek için, tereddüt etmeden ve severek ölüme gitmelidir.
«Dağların
çöllük yerlerine kaçıp, yalnızca ot yiyen ve keçi derisi giyen îlya’yı
hatırlayın. Ah, kaç gün ağzına yiyecek, içecek bir şey almadı! Ah, ne kadar da
dayandı, sabretti! Ah, ne yağmurlar ıslattı onu ve yedi yıl necis îzabel’in
acımasız zulümlerine tahammül etti! «Arpa ekmeği yiyen ve kaba giysileri giyen
Elisa’-yı hatırlayın. İşte size söylüyorum ki, bedeni terketmekten korkmayan bu
zatlardan krallar ve prensler şiddetle korkuyorlardı. Bedenin terkedilmesi için
bu kadarı yetmelidir size ey insanlar. Taş türbelere bakarsanız, bedenin ne
olduğunu bilirsiniz.»
24. Bir İnsanın
ziyafet ve çok yemekten nasıl kaçması gerektiğine dair ilgi çekici
örnek.
Bunu
söyledikten sonra İsa ağladı ve dedi: «Bedenlerinin hizmetçisi olanlara
yazıklar olsun, çünkü onlar, öbür hayatta günahlarının azabından başka
kesinlikle hiç bir iyilik görmezler. Size anlatıyorum ki, yiyip içmekten başka
hiç bir şey düşünmeyen zengin bir obur vardı ve her gün görkemli, ziyafetler
verirdi. Lazarus adında yoksul bir adam dururdu kapısında; yaralarla kaplıydı
(bedeni) ve oburun sofrasından düşen ekmek kırıntılarını seve seve almaya
(razıydı). Fakat, bunları (bile) vermiyordu kimse ona; tersine herkes alay
ediyordu kendisiyle. Ona yalnızca köpekler acıyordu da, yaralarını
yalıyorlardı. Gün geldi, yoksul adam öldü ve melekler onu babamız İbrahim’in
kucağına taşıdılar. Zengin adam da öldü, onu da cinler şeytanın kucağına
taşıdılar. Evet şimdi azabın en büyüğüne maruz kalan (bu adam) gözlerini
kaldırınca uzaktan Lazarus’u İbrahim’in kucağında gördü. Gördü de bağırdı: «Ey
baba İbrahim, bana merhamet et de Lazarus’u gönder. O bana bu alev içinde azap
gören dilimi serinletmek için bir damla su getirebilir belki.»
»İbrahim
cevap verdi: «Oğul, hatırla ki sen öbür hayatın tadını aldın, Lazarus ise
kötülüklerini tattı; bu bakımdan şimdi sen azapta olacaksın, Lazarus nimetler
içinde. «Zengin, adam yeniden bağırdı: «Ey baba İbrahim, evimde üç kardeşim
var. Lazarus’u gönder de onlara benim ne kadar işkence çektiğimi anlatsın,
belki tevbe ederler de buraya gelmezler.»
İbrahim cevap verdi: «Onların
Musa’sı ve peygamberleri var, onlan dinlesinler.»
Zengin
adam cevap verdi: «Hayır baba İbrahim; ama bir ölü kalkar varırsa inanırlar.»
İbrahim cevap verdi: «Musa’ya ve peygamberlere inanmayan, kalkıp gitseler bile,
ölülere de inanmazlar.»
«Görün
işte,» dedi İsa, «sabreden ve gerekli tek arzusu bedenden nefret etmek olan
yoksulların kutsanıp kutsanmadığını! Başkalarını, bedenleri solucanlara yem
olsun diye mezara götürenler ve gerçeği öğrenmiyenler ne kötüdür! Gerçekten
öylesine uzaktalar ki, büyük büyük evler yapıp, büyük akarlar satın alırlar ve
böbürlene böbürlene ömür sürerek, ölmiyecekler gibi yaşarlar burada.»
25. Kişi bedeni nasıl hakir görmeli
ve dünyada nasıl yaşamalı.
Sonra,
(bunları) yazan dedi: «Ey muallim, sözlerin doğru; bunun için biz peşinden
gelmek uğruna her şeyden geçtik. Ama, bedenimizden nasıl nefret etmemiz
gerektiğini bize söyle; çünkü, kişinin kendini öldürmesi meşru değil, yaşamak
için de, bedene yiyeceğini vermemiz gerekiyor.»
İsa
cevap verdi: «Bedenini bir at gibi tut; o zaman güven içinde yaşarsın. Şöyle
ki, bir ata yemek ölçüyle verilir ve ölçüsüz çalıştırılır, istediğiniz gibi
yürümesi için gemlenir, herhangi birini incitmesin diye bağlanır, kötü bir
yerde tutulur ve itaat etmediği zaman dövülür;, ve sen de Barnabas, işte böyle
ol ve o zaman daima Allah’la yaşarsın.
«Ve,
benim sözlerime alınmayın, Davud peygamber de, itirafta bulunurken aynı şeyi
yapmış ve (şöyle) demişti: «Ben sizin önünüzde bir atım ve daima sizinle
beraberim.» «Şimdi söyleyin bana, az ile yetinen mi daha yoksuldur, yoksa, çok
şeyi arzulayan mı? Bakın, size diyorum ki, dünyanın sağlam bir aklından başka hiç
bir şeyi olmasa, kimse kendisi için bir şey biriktirmez, her şey ortak olurdu.
Fakat, bu durumda onun deliliği biliniyor, ne kadar çok biriktirirse, o kadar
çok arzu duyuyor. Ve, biriktirdikçe biriktiriyor, çünkü, başkalarının bedeni
rahatı aynı şekilde biriktirmeyi gerekli kılıyor. Bu bakımdan, bırakın, tek bir
ip size yetsin, kesenizi fırlatıp atın, hiç bir cüzdan taşımayın, ayağınızda
sandal olmasın; ve, «bize ne olacak» diye düşünmeyin, aksine, Allah’ın
iradesini yerine getirme düşüncesi içinde olun; O, hiç bir eksiğiniz olmayacak
şekilde ihtiyaçlarınızı karşılayacaktır.
«Bakın,
size söylüyorum, bu hayatta biriktirdikçe biriktirmek, öbüründe hiç bir şey
bulamamanın kesin kanıtıdır. Kudüs’ü vatan edinen, Samiriye’de evler yapmaz,
çünkü, bu şehirler arasında düşmanlık vardır. Anlıyorsunuz değil mi?»
«Evet» diye cevap verdi havariler.
26. Kişi
Allah’ı nasıl sevmeli. Ve bu bölümde, İbrahim’in babasıyla harika mücadelesi
yer alıyor.
Sonra
İsa dedi: «Seyahat etmekte olan bir adam vardı ve giderken, beş paraya
satılacak olan bir tarlada bir hazine buldu. Bunun üzerine hemen bu tarlayı
satın almak için pelerinini sattı. İnanır mısınız buna?
«Havariler cevap verdiler: «Buna
inanmayacak olan delidir.»
Bunun
üzerine İsa dedi: «İçinde sevgi hazinesinin yattığı ruhunuzu satın almak için,
duyularınızı Allah’a vermezseniz deli olursunuz; çünkü sevgi, hiç bir şeyle
mukayese edilemez bir hazinedir. Allah’ı seven içindir Allah; ve kimin Allah’ı
varsa her şeyi vardır.»
Petrus
cevap verdi: *Ey Rab(Ey Saygıdeğer Efendim anlamında), kişi, gerçek bir
sevgiyle Allah’ı nasıl sevmelidir? Siz bize söyleyin,»
Isa cevap verdi: «Bakın, size
söylüyorum ki, kim, Allah sevgisi uğruna babasından ve
annesinden
ve kendi hayatından ve çocuklarından ve karısından nefret etmezse, böyle bir
kişi, Allah tarafından sevilmeye değer bulunmaz.»
Petrus
cevap verdi: «Ey Rab, Musa’nın kitabındaki Allah’ın kanununda (şöyle)
yazılıdır: «Babana çok saygı göster ki, yeryüzünde fazla yaşayabilesin.» Ve
şöyle devam eder: «Babasına ve annesine itaat etmeyen oğula lanet olsun.» Bu
bakımdan Allah, böyle itaatsiz bir oğulun, halkın gazabıyla şehir kapısı önünde
taşlanmasını emretmiştir. Böyleyken, şimdi siz bize nasıl baba ve anneden
nefret etmeği emrediyorsunuz?» Isa cevap verdi:. «Benim her sözüm doğrudur,
çünkü benim değil, beni îsrail kavmine gönderen Allah’ın sözüdür. Bu bakımdan
size diyorum ki, sahip olduğunuz ne varsa, hepsini size bahşeden Allah’tır; o
halde, -hediye mi daha kıymetlidir, yoksa hediyeyi veren mi? Başka şeylerle
birlikte, baban ve annen Allah’a hizmette önünde engel oluyorlarsa, bırak o
düşmanları. Allah, ibrahim’e «Babanın ve yakınlarının evinden uzaklaş, sana ve
soyuna verdiğim ülkeye gel ve yerleş» demedi mi? Allah bunu neden dedi; yalnızca,
İbrahim’in babası sahte tanrılar yapıp tapınan bir put yapıcı olduğu için değil
mi? Bu nedenle, aralarında, babanın oğlunu yakmayı isteyecek kadar düşmanlık
vardı.»
Petrus
cevap verdi: «Dediklerin doğrudur; şimdi sizden, ibrahim’in babasıyla nasıl
alay ettiğini bize anlatmanıza rica ediyorum.»
Isa
cevap verdi: «ibrahim, Allah’ı aramaya başladığında yedi yaşındaydı. Bir gün
babasına, «baba, insanı kim meydana getirdi?» diye sordu.
Aptal
baba cevap verdi: «insan; ben seni meydana getirdim, beni de babam meydana
getirdi.» .
İbrahim
cevap verdi: «Öyle değil, baba; çünkü, ben yaşlı bir adamın ağlanarak, «Ey
Allah’ım, neden bana çocuk vermedin?» dediğini duydum.»
Babası
cevapladı: «Doğrudur oğlum, Allah, insana insan meydana getirmesi için yardım
eder, fakat, başka türlü müdahalesi olmaz; insanın sadece Allah’a dua etmesi ve
O’na kuzu ve koyun vermesi gerekir, o zaman Allah da kendisine yardım eder.»
İbrahim cevap verdi: «Kaç tane Allah vardır, baba?»
Yaşlı adam cevapladı: «Sonsuz
sayıda, oğlum.»
Sonra
İbrahim dedi: «Ey baba, eğer ben bir tanrının dediklerini yapar ve diğeri de,
kendisinin dediklerini yapmadığım için benim kötülüğümü isterse, o zaman ben ne
yapacağım? Her ne durumda olursa olsun, aralarında anlaşmazhk çıkacak ve
tanrılar birbirleriyle savaşacaklardır. Ya, benim kötülüğümü isteyen tanrı,
benim kendi tanrımı öldürüverirse, ben o zaman ne yapacağım? Belli ki, beni de
öldürecektir o.»
Yaşlı
adam gülerek cevap verdi: «Ey oğul, korkma, çünkü hiç bir tanrı, bir diğer
tanrı üzerine savaş açmaz; mabette büyük tanrı Baal’ın yanısıra bin tanrı daha
var; ve yetmiş şu yaşıma geldim, bir tanrının diğerine vurduğunu görmüş
değilim. Hem, herkes aynı tannya ibadet etmez ki, biri birine, diğeri diğerine
ibadet eder.» İbrahim cevap verdi: «O zaman, aralarında barış var herhalde?»
Babası dedi: «Evet var.»
Ardından ibrahim dedi: «Ey baba,
tanrılar neye benzerler?»
Yaşlı
adam cevap verdi: «Budala, her gün bir tanrı yapıyor ve ekmek almak için
başkalarına satıyorum; sen ise, halâ tanrıların neye benzediğini bilmiyorsun!»
O sırada bir put yapmaktaydı. “Bu” dedi, «palmiye odunundan, şu
zeytin ağacından, şu küçük olan ise fildişinden; bak, ne kadar da güzel!
Canlıymış gibi görünmüyor mu? Mutlaka (görünüyor), sadece nefesi eksik!»
ibrahim
cevap verdi: «Yani, tanrıların nefesi yok mu, baba? Öyle de, nasıl nefes
veriyorlar? Ve kendileri cansızken, nasıl can veriyorlar? Belli baba, bunlar
tanrı değil.» Yaşlı adam bu sözlere kızarak, (şöyle) dedi: «Eğer anlayacak
yaşta olsaydın, kafanı bu baltayla kırardım. Ama, rahat ol, çünkü anlayacağın
yok!»
İbrahim
cevap verdi: «Baba, eğer tanrılar insanlara yardım ediyorsa, o zaman, nasıl
olur da insan tanrı yapabilir? Ve, eğer tanrılar odundansa, o zaman, odun
yakmak büyük bir günahtır. Fakat, söyle bana baba, sen nasıl bu kadar çok tanrı
yapmış bulunuyorsun da, dünyanın en güçlü insanı olasın diye, pek çok çocuk
meydana getirmen için neden tanrılar sana yardım etmedi?»
Oğlunun
konuştuklarını dinlerken, babanın sabrı taşma noktasına gelmişti. Oğul (yine) devam
etti: «Baba, dünyada hiç insanın bulunmadığı zaman oldu mu?» «Evet» diye cevap
verdi yaşlı adam, «Neden soruyorsun?»
«Çünkü» dedi ibrahim, «îlk tanrıyı
kimin yaptığını öğrenmek istiyorum da.»
«Şimdi
evimden defol!» dedi yaşlı adam, «Beni bırak da, şu tanrıyı çabucak yapayım; ve
bana bir şey söyleme; çünkü, acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil.»
îbrahim
dedi: «Güzel bir tanrı gerçekten, onu istediğin gibi kesiyorsun da, kendisini
korumuyor!»
Sonunda
yaşlı adam kızarak dedi: «Bütün dünya onun bir tanrı olduğunu söylüyor, sen,
deli herif ise, değil diyorsun. Tanrılarıma yemin ederim ki, bir adam olmuş
olsaydın, seni öldürebilirdim!» Böyle deyip, yumruk ve tekmelerle ibrahim’e
girişti ve onu evden kovaladı.»
27. Bu
bölümde, insandaki gülmenin ne kadar uygunsuz olduğu açıkça görülür: Ve,
İbrahim’in fetaneti:
Havariler
yaşlı adamın deliliğine güldüler ve ibrahim’in fetanetine şaşıp kaldılar.
Fakat, İsa onları susturarak, dedi: «Şu andaki gülme, gelecekteki ağlamanın bir
habercisidir» diyen ve «Gülmenin olduğu yere gitmeyecek, fakat ağlanılan yerde
oturacaksınız, çünkü, bu hayat acı ve ızdırap içinde geçer» şeklinde devam eden
peygamberi unuttunuz.» Sonra, (şöyle) dedi İsa: «Musa’nın zamanında, Allah’ın
Mısır’da pek çok kişiyi, başkalarına gülüp eğlendiklerinden dolayı, çirkin
hayvanlar haline getirdiğini bilmiyor musunuz? Ne olursa olsun, sakın kimseye
gülmeyin, çünkü, hiç kuşkusuz karşılığında ağlarsınız.»
Havariler cevap verdi:
«Yaşlı
adamın deliliğine gülmüştük.» Bunun üzerine Isa dedi: «Bakın, size diyorum ki,
herkes kendi gibi olanı sever ve ondan zevk alır. Bu nedenle, eğer deli
değilseniz, deliliğe gülmezsiniz.»
Cevap verdiler: «Allah bize merhamet
etsin.»
İsa dedi: «Amin.»
Ardından
Filipus dedi: «Ey Rab, nasıl oldu da, İbrahim’in babası oğlunu yakmak istedi?»
Isa cevap verdi: «Bir gün, İbrahim oniki yaşındayken, babası kendisine dedi;
«Yarın bütün tanrıların bayramıdır; bu nedenle, büyük mabede gidecek ve tanrım
büyük Baal’e bir hediye götüreceğiz. Ve, sen de kendin için bir tanrı seçeceksin,
çünkü, bir tanrı edinecek yaştasın artık.»
İbrahim kurnazca cevap verdi: «Hay
hay, ey benim babam.» Ve, sabahleyin erkenden,
herkesten
önce mabede gittiler. Fakat, ibrahim eteğinin altında gizlice bir balta
taşıyordu. Gelip, mabede girdiler; kalabalık arttığından, İbrahim mabedin
karanlık bir bölümünde bir putun arkasına gizlendi. Babası, mabedden
çıktığında, İbrahim’in kendinden önce eve gittiğine inanıyordu. Bu nedenle onu
aramak için geride kalmadı.
28.
«Herkes
mabedden ayrılınca, din adamları mabedi kapatıp gittiler. Sonra, İbrahim
baltayı alarak, büyük put Baal’ın dışında bütün putların ayaklarını kesti. Eski
ve parçalı olduklarından, düşüp parçalanan heykellerin meydana getirdiği
harabeliğin ortasında kalan Baal’ın ayaklarına baltayı koydu. Bundan sonra
mabedden çıkan ibrahim’i bir takım kimseler gördüler ve mabedden bir şeyler
çalmaya gitmiş olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Önüne engel koyup, mabede
vardılar ve tanrılarının parça parça edilmiş olduğunu görünce, yas ederek bağırdılar!
«Çabuk gelin ey ahali, tanrılarımızı öldüreni öldürelim!» Birden, din
adamlarıyla birlikte oraya onbin kişi üşüştü ve İbrahim’e, tanrılarını niye
kırıp parçaladığım sordular.
İbrahim
cevap verdi: «Aptalsınız siz! Bir insan tanrı mı öldürürmüş? Onları öldüren
büyük tanrıdır. Ayaklarının yanındaki baltayı görmüyor musunuz? Belli ki, hiç
arkadaş istemiyor.»
«Sonra,
İbrahim’in babası geldi, oğlunun tanrılarına karşı söylediği sözleri
düşünüyordu ve İbrahim’in putları parçaladığı baltayı tanıyarak, bağırdı:
«Tanrılarımızı öldürmüş olan bu hain benim oğlumdur, çünkü, bu balta benimdir!»
Ve, oğluyla aralarında olup geçen her şeyi oradakilere anlattı.
Hemen,
bir odun toplayıp yığdılar; ibrahim’in ellerini ve ayaklarını bağlayıp,
odunların üzerine koydular ve altmdaki odunları ateşlediler.
«Ama,
hayır; Allah, melekleri aracılığıyla ateşe, kulu ibrahim’i yakmamasını emretti.
Ateş şiddetle parladı ve ibrahim’i ölüme mahkûm edenlerden ikibin kişiyi yaktı,
ibrahim Allah’ın meleği tarafından, kendini taşıyanı görmeyen babasının evinin
yakınına götürülüp, serbest olduğunu gördü; ve böylece ölümden kurtuldu.»
29.
Sonra,
Filupus dedi: -Allah’ın kendisini sevenler üzerine rahmeti büyüktür. Anlat bize
Rab, ibrahim Allah’ın bilgisine nasıl vardı?»
İsa cevap verdi: «İbrahim, babasının
evine yaklaşınca, eve girmekten korktu; evden biraz
uzağa gidip, bir palmiye ağacının
altına oturdu ve burada kendi kendine dedi: «Hayat
sahibi ve insandan daha güçlü bir
tanrı var olmalı, çünkü, insanı o meydana getiriyor ve
insan, tanrı olmadan insan meydana
getiremez.» Sonra, çevresine yıldızlara, aya ve
güneşe baktı ve onların tanrı
olduklarını düşündü. Fakat, onların hareketlerinde değişken
olduklarını görünce, (şöyle) dedi:
«Bu tanrı hareket etmemeli ve bulutlar onu
gizlememeli; yoksa, insanlar hiç
olacak.» Bu şekilde kararsız dururken, «İbrahim!» diye
çağırıldığını işitti, çevresine
bakındı ve dört bir yanda kimseyi göremeyip, (şöyle) dedi:
*Adım İbrahim’le çağırıldığıma
eminim, (ama)!.» Ardından, aynı şekilde iki defa daha
«İbrahim» ismiyle çağırıldığını
duydu.
Cevap verdi: «Beni kim çağırıyor?»
Sonra, şöyle dendiğini duydu: «Ben,
Allah’ın meleği Cebrail’im.»
Bunun
üzerine, İbrahim korkuya kapıldı; fakat melek onu rahatlatarak, dedi: «Korkma, İbrahim,
çünkü, sen Allah’ın dostusun; bu nedenle, insanların tanrılarını parçaladığın
zaman, meleklerin ve peygamberlerin Tanrı’sını seçmiştin; öyle ki, adın hayat
kitabında yazılıdır.»
Ardından,
îbrahim dedi: *Ben meleklerin ve kutsal peygamberlerin Tanrı’sına hizmet etmek
için ne yapmalıyım?»
Melek
cevap verdi: «Şu çeşmeye git ve yıkan, çünkü Allah seninle konuşmayı irade
ediyor.»
İbrahim cevap verdi: «Şimdi, nasıl
yıkanmam gerekiyor?»
Bunun üzerine melek, güzel bir
genç suretinde geldi, ona ve çeşmede yıkanıp, dedi: «Sen de, sırayla böyle yap,
ey İbrahim.» İbrahim yıkanınca, melek dedi : «Şu dağa çık, çünkü, Allah seninle
orada konuşmayı irade eder.»
«Melek böyle deyince, İbrahim dağa
çıktı ve dizleri üstüne oturup, kendi kendine dedi:
«Meleklerin Tanrısı benimle ne zaman
konuşacak?»
Yumuşak bir sesle çağınîdığını
duydu: «îbrahim!» îbrahim cevap verdi: «Beni kim
çağırıyor?» Ses cevap verdi:
«Ben senin Tanrınım ey İbrahim.» îbrahim korkuya kapılarak, yüzünü toprağa
sürdü ve dedi: «Toz ve kül olan senin kulun, seni nasıl duyabilir?»
Sonra,
Allah dedi: «Korkma, kalk, ben seni kullarım için seçtim ve seni kutsamak, seni
büyük bir ümmet haline getirmek istiyorum. Bu nedenle, babanın ve yakınlarının
evinden ayrıl ve sana ve soyuna vereceğim ülkeye gelip, yerleş.»
ibrahim
cevap verdi: .«Her istediğini yaparım, Rabb(ım); fakat, başka bir tanrının beni
incitmemesi için beni koru.»
Sonra,
Allah şöyle konuştu: «Ben tek olan Tann’yım ve benden başka tann yoktur. Yıkan
da benim,
yapan da; ben öldürürüm ve ben
hayat veririm; Cehennem’e atarım, oradan çıkarırım da ve kimse benim elimden
kurtulamaz.» Ardından, Allah ona sünnet ahdini verdi; ve, işte böyle babamız
İbrahim Allah’ı tanıdı.»
Isa
bunlan söyleyip, ellerini kaldırdı ve dedi: «Yücelik, şan ve şeref sanadır, ey
Allah. Sana olsun!»
30.
îsa,
kavmimizin bir bayramı olan Gül Bayramı’na yakın Kudüs’e gitti. Yazıcılar
Ferisî’ler bunu duyunca, onu konuşmasında yakalamak için müşavere ettiler.
Bunun üzerine, ona bir fakih gelerek, dedi: «Muallim, sonsuz hayatı elde etmek
için ne yapmalıyım?» İsa cevap verdi: «Kanunda ne şekilde yazılıdır?»
Kışkırtıcı şöyle cevap verdi: «Allah’ın Rabb’ı ve komşunu sev. Allah’ı her
şeyin üstünde, bütün kalbinle ve düşüncenle, komşunu da kendin gibi
seveceksin.» îsa cevap verdi: «Güzel cevapladın. Bu nedenle git ve böyle yap,
derim, ve (o zaman) sonsuz hayatı elde edersin.»
Adam
dedi: «Benim komşum kimdir?» îsa, gözlerini kaldırarak, cevap verdi: «Bir adam
Kudüs’ten çıkmış, lanetle yeniden yapılan bir şehre, Eriha’ya gidiyordu. Bu
adam yolda eşkıya tarafından yakalandı, yaralandı ve soyuldu, bundan sonra,
şakiler onu yarı ölü bir durumda bırakarak çekip gittiler. Yolu bu yere düşen
bir kâhin yaralı adamı görüp, selâm vermeden geçip gitti. Aynı şekilde, hiç bir
şey demeden bir Levili de geçip gitti. Aynı yere bir Samiriyelinin yolu düştü;
yaralı adamı görünce merhamete geldi ve atından inip,
yaralı
adamı yanına aldı ve yaralarını şarapla yıkadı, üzerlerine merhem sürdü,
yaralarını sarıp, rahatlattı ve kendi atına bindirdi. Sonra, akşamleyin hana
vardıklarında, onu han sahibine emanet etti. Ertesi gün, uyandığında (han
sahibine) şöyle dedi: «Bu adama bak, ne tutarsa sana ödeyeceğim.» Ve hasta
adama han sahibi için dört altın vererek, (şöyle) dedi: «Geçmiş olsun, üzülme;
ben hemen dönüp, seni kendi evime götüreceğim.» «(Şimdi) söyle bana» dedi îsa,
«bunlardan hangisi komşuydu?»
Fakih cevap verdi: «Merhamet
gösteren.»
Ardından,
Isa dedi: «Doğru cevap verdin; işte, sen de git ve böyle yap.» .
Fakih şaşırmış bir halde çekip
gitti.
31.
“Kayser’in Olanı Kayser’e, Allah’ın Olanı Allah’a Verin!”
Sonra, Isa’ya Ferisîler yaklaşarak
dediler: «Muallim, Kayser’e vergi vermek caiz midir?»
îsa,
Yahuda’ya dönerek, dedi: «Para yar mı yanında?» Ve, eline bir kuruş alarak,
Ferisîler’e döndü ve dedi; «Bu parada bir resim var; söyleyin bana, kimin
resmidir o?» Cevap verdiler: «Kayser’in.»
«Öyleyse
verin» dedi İsa, Kayser’in olanı Kayser’e, Allah’ın olanı Allah’a verin.»
Şaşkınlık içinde çekip gittiler.
Ve bak ki, bir yüzbaşı yaklaşıp,
dedi: «Rab, oğlum hastadır; yaşlılığıma acı!»
îsa cevap verdi: «İsrail’in Allah’ı
Rabb sana acır!»
Adam
gidiyordu; Isa (ardından) seslendi: «Beni bekle, evine gelip, oğlun için dua
edeceğim.»
Yüzbaşı
cevap verdi: «Rab, sen, Allah’ın bir peygamberi evime gelecek kadar değerli
biri değilim ben, oğlumun iyileşmesi için söylediğin söz yeter bana; çünkü,
senin Tanrın, meleğinin uykumda bana söylediği gibi, seni her hastalığın hekimi
yapmıştır.»
Isa
hayrete düştü ve kalabalığa dönerek, dedi: *Şu yabancıya bakın, onun imanı,
İsrail kavminde gördüğüm imanların hepsinden daha fazla.» Ve, yüzbaşıya
dönerek, dedi: «Selâmetle git, çünkü Allah, sana verdiği büyük imandan dolayı
oğluna sıhhat bahsetmiştir.»
Yüzbaşı yoluna gitti ve yolda,
oğlunun nasıl iyileştiğini bildiren hizmetçileriyle karşılaştı.
Adam karşılık verdi: «Hangi saatte
ateş kendisini terketti?»
Dediler: «Dün, altıncı saatte ateş
kendisinden ayrıldı.»
Adam,
İsa’nın, «israil’in Alah’ı Rabb sana acır» dediği zaman oğlunun sıhhatine
kavuştuğunu anladı. Bunun üzerine, adam bizim Allah’ımıza inandı ve evine
girip, «Yalnızca İsrail’in Allah’ı, gerçek ve yaşayan Allah vardır» diyerek,
bütün kendi tanrılarını parça parça etti. Bundan sonra da, dedi: «İsrail’in
Allah’ına ibadet etmeyen kimse benim ekmeğimden yemiyecek.»
32.
Kanunda
uzmanlaşmış biri, İsa’yı, denemek için akşam yemeğine çağırdı. İsa
havarileriyle birlikte geldi; onu denemek için pek çok yazıcı da evde
bekliyordu. Havariler, ellerini yıkamadan sofraya oturdular. Yazıcılar, bunun
üzerine Isa’ya seslendiler: «Neden havarilerin ekmek yemeden önce ellerini
yıkamamakla, büyüklerinin geleneklerine dikkat etmiyorlar?»
«Siz
yazıcılar ve Ferisîler, başkalarının omuzlarına taşınamaz yükleri yükler, fakat
kendiniz, bu esnada tek parmağınızla olsun, onları kımıldatmak istemezsiniz.
«Size söylüyorum, size, her şer dünyaya, sözde büyükler sebep gösterilerek
girmiştir. Söyleyin bana, büyüklerin kullanmasıyla değil de, kim sokmuştur puta
tapıcılığı dünyaya? Bir kral vardı, Baal adındaki babasını aşırı derecede seven.
Ve, babası ölünce, oğlu, kendini teselli etmek için, babasına benzeyen bir
heykel yaptırıp, şehrin pazar yerine diktirtti. Ve, bu heykele onbeş gez(bir
uzunluk birimi)yaklaşanın güven içinde olacağı ve her ne olursa olsun, onun
incitilmeyeceğine dair bir emir çıkardı. Bundan böyle bütün kötüler ve
suçlular, oradan gördükleri yarar nedeniyle, heykele güller ve çiçekler sunmaya
başladılar ve kısa bir zaman sonra, sunulan bu şeyler paraya ve yiyeceğe
dönüştü. O kadar ki, onurlandırmak için ona tanrı dediler. Adetten kanuna
dönüşen şu şeye bakın, o kadar ki, Baal putu dünyanın her tarafına yayıldı; ve
Allah buna ne kadar üzüldüğünü peygamber îşaya’ya bildirdi: «Gerçekten benim
kullarım bana boşuna tapınıyor, çünkü onlar, kulum Musa aracılığıyla kendilerine
verilen benim kanunumu hükümsüz kılıp, büyüklerinin geleneklerine
uymaktadırlar.»
«Size
diyorum, temiz olmayan ellerle ekmek yemek, bir insanı kirletmez, çünkü,
insanın içine giren insanı kirletmez, insanı insandan çıkan şeyler kirletir..
Bunun
üzerine, yazıcılardan biri dedi: «Eğer ben domuz eti veya bir başka temiz
olmayan et yersem, benim vicdanımı kirletmezler mi?»
îsa
cevap verdi: «İtaatsizlik insanın içine girmez, insandan, kalbinden dışarı
çıkar; ve bu nedenle, yasaklanmış yemeği yerse, kirlenmiş olur.»
Ardından,
fakihîerden biri dedi: «Muallim sanki îsrail kavminin putları varmış gibi,
verdin putatapıcıhk aleyhinde konuştun, ve bize haksızlık etmiş oldun.»
İsa
cevap verdi: «Bugün îsrail halkmda odundan heykeller olmadığını ben de pek ala
biliyorum; fakat, etten heykeller var.»
Bütün
yazıcılar buna kızarak cevap verdi : «O halde, biz de puta tapıcılardan(mı)
oluyoruz?»
İsa
cevapladı: «Size diyorum ki, hükümde, «tapınacaksınız» demiyor, «Allah’ınız
Rabb(ı) bütün ruhunuzla, bütün kalbinizle ve bütün düşüncenizle seveceksiniz»
diyor. Doğru değil mi bu?»
«Doğru» dediler hepsi birden.
33.
Sonra,
îsa dedi: «Şüpheniz olmasın ki, kişinin seveceği ve uğruna her şeyden geçeceği
tek şey Allah’ -dır. Ve, bundandır ki, zanînin hayalinde zina, pis bogaz ve
sarhoşun hayalinde kendi bedenî ve dünyaperestin hayalinde altın ve gümüş ve
bunun gibi, her bir diğer günahkârın hayalinde kendi günah düşüncesi yatar.»
Ardından, kendini davet etmiş olan
dedi: «Muallim, en büyük günah nedir?»
İsa cevap verdi: «Bir evi, en kötü
şekilde harabe haline getiren nedir?»
Herkes
sustu ve İsa parmağıyla temele işaret ederek, dedi: «Eğer yıkıma temel yol
açarsa, bu durumda evi yeniden yapmak gerekir; fakat, her bir bölüm yıkıma yol
açarsa, o zaman onarmak imkansızlaşır. İşte, size diyorum ki, putatapıcılık en
büyük günahtır. Çünkü, kişiyi tümüyle inançtan ve sonunda Allah’tan yoksun hale
getirir; böylece, kişide hiç bir manevî duygu görülemez olur. Bunun dışında her
günah, merhamet olunma ümidi bırakabilir insanda; ve, bundan.dolayı diyorum ki,
putatapıcılık en büyük günahtır.»
Herkes,
İsa’nın sözlerine şaşakaldı, çünkü, hiç bir şekilde karşı çıkamıyacaklarmı
anlamışlardı.
Sonra
İsa devam etti: «Allah’ın sözlerini ve Musa ile Yuşa’nm kanunda neler
yazdıklarını hatırlayın, o zaman, bu günahın ne kadar ağır olduğunu
göreceksiniz. Allah, İsrail kavmine (şöyle) demişti: «Gökte olanlardan ve göğün
altında olan şeylerden kendinize putlar yapmayacaksınız, yerin üstünde olan
şeylerden ve yerin altmdakilerden de yapmayacaksınız; suyun üstünde olanlardan
ve suyun altındaki şeylerden de yapmayacaksınız. Çünkü, sizin Tanrınız benim,
güçlü ve gayyûrum, bu günahın öcünü babalardan ve dördüncü batma varıncaya
kadar çocuklarından bile alırım.» Kavminiz buzağıyı yaptığı ve ona tapındığı
zaman, Yuşa ve Levi kabilesinin kılıcı çekip, Allah’tan merhamet
dilenmeyenlerden yüzyirmidörtbin kişiyi nasıl öldürdüğünü hatırlayın. Ah, puta
tapıcılar üzerine Allah’ın korkunç, ne korkunç cezası!»
34.
Kapıda,
sağ eli, kullanılamayacak biçimde büzülmüş biri dikildi. Bunun üzerine, İsa
kalbini Allah’a vererek dua etti ve ardından dedi: «Sözlerimin doğru olduğunu
öğrenmen için diyorum ki: Allah’ın adıyla, ey adam, sakat olan elini aç ve
uzat!» Adam, elini, sanki hiç sakatlık görmemiş gibi tümüyle açtı.
Sonra,
Allah korkusuyla yemeye başladılar. Ve, bir miktar yedikten sonra, İsa yine
dedi: «Bakın, size söylüyorum; bir şehri yakmak, orada kötü bir adet
bırakmaktan daha iyidir. Çünkü, böyle bir şey olursa, Allah, kötülükleri yok
edici, kılıcı ellerine teslim ettiği yeryüzünün hükümdarlarına ve krallarına
gazap eder.»
Ardından
îsa dedi: «Bir yere çağırıldığınızda, en yüksek yerde oturmamak aklınızda olsun
ki, ev sahibinin daha büyük bir dostu geldiğinde size, «Kalk ve aşağı otur!»
deyip utandırmasın. Bunun yerine, gidip, en altta, oturun ki, sizi davet eden
gelip, «Kalk arkadaş, gel şuraya, yukarı otur!» desin. Böyle, büyük onur
kazanırsın; çünkü, kendini yükselten kim olursa olsun, alçaltılır ve kendini
alçaltan da, yükseltilir.
«Bakın,
size söylüyorum, şeytan başka bir günahından dolayı değil, gururu yüzünden
lanete uğradı. İşaya Peygamber de onu şu sözleriyle azarlar: «Meleklerin güzeli
olup, şafak gibi parlarken, nasıl oldu da gökten atıldın, ey îblis? Seni yere gönderen,
gururundan başkası değildir!»
«Bakın,
size söylüyorum, eğer insan acınacak hallerini bilse, burada, yerde daima ağlar
ve kendisini en düşük, her şeyin gerisinde görür. İlk insanı karısıyla
birlikte, Allah’tan merhamet dilenerek, yüz yıl durup dinlenmeden ağlatan başka
bir neden yoktu. Çünkü, gururları yüzünden nereye düştüklerini gerçekten
biliyorlardı.»
Isa
bunları deyip, Allah’a şükretti; ve o gün, gösterdiği mucizelerle birlikte,
İsa’nın ne yüce sözler söylediği Kudüs’ün her tarafında öylesine yayıldı ki,
halk kutsal adını tesbih ederek, Allah’a şükretti.
Fakat,
O’nun büyüklerin gelenekleri aleyhinde konuştuğunu anlayan yazıcılar ve
kâhinler daha büyük bir kinle yanip tutuştular. Ve, Firavun gibi kalplerini
sertleştirdiler; bu nedenle, O’nu öldürmek için fırsat aradılarsa da
bulamadılar.
35.
Isa
Kudüs’ten ayrılıp, Erden’in ötesindeki çöle gitti; ve çevresinde oturan
havarileri Isa’ya dedi: «Ey muallim, bize şeytan’ın nasıl gurura kapıldığını
anlat, çünkü, biz onun itaatsizliği dolayısıyla düştüğünü ve insanı daima
kötülüğe ittiğini anlamış bulunuyoruz.» îsa cevap verdi: «Allah, bir yeryüzü
kütlesi yaratıp, başka bir şey yapmadan onu yirmi beş bin yıl bekletince,
meleklerin başı ve bir hoca olan şeytan sahip olduğu büyük anlayışla, bu yer
yüzü kütlesinin Tanrısı’nın, peygamberlikle işaretlenmiş yüz kırk dört bin
(insan) ve ruhunu öteki her şeyden altmış bin yıl önce yaratmış olduğu Allah’ın
Elçisi (ni yeryüzüne) getireceğini biliyordu. Bu. nedenle kızıp, «Bakın, bir
gün Allah bu yeryüzüne bizim saygı göstermemizi irade edecek. Bu bakımdan,
bizim ruh olduğumuzu ve dolayısıyla böyle bir şeyin uygun olmayacağını düşünün»
diyerek melekleri kışkırttı. «Bu şekilde, pek çoğu Allah’ı bıraktı, Bunun üzerine,
bütün meleklerin toplandığı bir gün Allah dedi: «Beni Rabb kabul eden her
biriniz, hemen bu yeryüzüne saygı göstersin.» «Allah’ı sevenler baş eğdiler,
fakat şeytan, kendi düşüncesinde olanlarla birlikte dedi: «Ey Rabb; biz ruhuz,
ve bu nedenle, bizim bu çamura saygı göstermemiz adilâne (hak) değildir.»
şeytan böyle deyince, çirkin ve korkunç görünüşlü oldu, ve ardından gidenler de
çirkinleşti; isyanlarından dolayı, Allah kendilerinden yaratırken verdiği
güzelliği çekip aldı. Bunun üzerine, kutsal melekler başlarını kaldırınca,
şeytan’ın ve takipçilerinin ne korkunç birer canavar olduklarını görüp,
korkuyla yüzlerini yere attılar.
«Sonra şeytan dedi: «Ey Rabb,
beni haksız olarak çirkinleştirdin, ama ben buna razıyım, çünkü, ben senin
yapacağın her şeyi hükümsüz kılmak istiyorum.» Ve, diğer şeytanlar da dediler:
«O’na Rabb deme ey İblis, çünkü Rabb sensin.»
«Bundan
sonra Allah, şeytan’ın peşinden gidenlere dedi: *Tevbe edin ve beni Rabb
(iniz), Yaratıcınız olarak tanıyın.»
Cevap
verdiler: «Biz Sana saygı gösterdiğimiz için tevbe ediyoruz, çünkü sen adil
değilsin; ama şeytan adil ve suçsuzdu ve bizim Rabb (imizdir.)
Buna
karşı Allah dedi: «Ayrılan benden ey lânetliler, artık sizin üzerinize hiç
rahmetim, yok.»
«Ve,
ayrılırken şeytan yeryüzü kütlesine tükürdü ve bu tükrüğü melek Cebrail bir
kısım toprakla birlikte kaldırdı ve işte bundan insanın karnındaki göbeği
meydana geldi.»
36.
Havariler, meleklerin baş
kaldırışına şaşıp kaldılar.
Sonra
Isa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, ibadet etmeyen şeytan’dan daha kötüdür ve
daha büyük eziyet çekecektir. Çünkü, şeytan’ın önünde kovulmadan önce hiç bir
korkma örneği yoktu ve Allah onu tevbeye çağıracak hiç bir peygamber de
göndermiş değildi; ve insan —şimdi, Allah böyle dediği için, benden sonra gelecek
ve belki de benim yolunu hazırladığım Allah’ın Elçisi dışında bütün
peygamberler gelmiş bulunuyor.— ve insan, diyorum ki, Allah’ın adaletinin
sonsuz örneklerini görmüş olmasına rağmen, hiç Allah yokmuş gibi korkusuz,
keyfince yaşar. Davud Peygamber’in şu sözü (ne güzel örnek) : «Aptal olan
içinden ‘Allah yoktur’ der. Bu nedenle o sefil ve iğrençtir, hiç bir iyiliği
yoktur.»
«Durmadan
ibadet edin ey havarilerim ki, kazanasınız. Çünkü, arayan bulur, kendine açana
(kapı) açılır ve isteyen alır. Ve ibadetinize çok konuşmaya bakmayın, çünkü
Allah, Süleyman’a, «Ey kulum, bana kalbini ver» dediği gibi, kalplere bakar.
Bakın, size söylüyorum, münafıklar, halk kendilerini görsün ve veli sansın diye
şehrin her yanında
ibadet
üstüne ibadet ederler; fakat kalbleri kötülük doludur; bu nedenle de, içlerinde
olan dillerinde değildir. İbadetinizi, Allah’ın kabul etmesini istiyorsamz
(kalpten) yapmanız gerekir. Şimdi söyleyin bana: İlk önce, kime gideceğine ve
ne yapacağına karar vermiş olandan başka kim gidip, Romalı valiyle veya
Hirodes’le konuşur? Emin olun ki, hiç kimse ve eğer insan insanla konuşmak için
böyle davranırsa, Allah’la konuşmak, kendisine verdiği her şey için şükredip,
günahları için merhamet istediğinde ne yapmalıdır?
«Size
söylüyorum ki, pek az kişi gerçekten ibadet eder ve bu nedenle şeytan diğerleri
üzerinde güç sahibidir. Çünkü Allah, kendisini dudaklarıyla yüceltenleri
istemez; mabette dudaklarıyla merhamet isterken, kalplerinden adalet diye
haykıranları (istemez). İşaya peygambere dediği gibi: «Beni gücendiren şu
insanları benden uzaklaştır, çünkü onlar dudaklarıyla beni yüceltir, ama
kalpleri benden uzaktır.» Bakın, diyorum ki, düşünmeden kayıtsızca ibadet
etmeye kalkan Allah’la alay eder.
Şimdi,
kim sırtını dönerek Hirodes’le konuşmaya gider ve onun önünde, ölesiye nefret
ettiği vali Pilatus’u övebilir? Kuşkusuz, hiç kimse. Hiç hazırlıksız ibadet
etmeye kalkanın hali de bundan hiç aşağı değildir: Sırtını Allah’a döner ve
yüzünü şeytan’a vererek, onu över de över. Çünkü, kalbinde kötülük aşkı yatar
ve bundan tevbe de etmez.
«Eğer,
sizi inciten biri, dudaklarıyla «bağışlayın» derken, elleriyle size bir yumruk
atarsa, onu nasıl bağışlayabilirsiniz? İşte böyle de, dudaklarıyla «Rabb, bize
merhamet et» derken, kalblerinde kötülük aşkı taşıyanlara ve yeni yeni günahlar
işlemeyi düşünenlere Allah merhamet mi edecek?»
37.
Havariler,
İsa’nın sözleri üzerine ağlayarak, ona yalvardılar: «Rab, bize dua etmeyi
öğret.»
İsa
cevap verdi: «Romalı vali sizi öldürmek niyetiyle yakalarsa, ne yaparsınız
düşünün de, duaya kalktığınızda aynen böyle davranın. Ve, sözleriniz şöyle
olsun: «Ey Allah’ımız Rabb, kutsal ismin yücelsin; melekûtun gelsin; iraden her
zaman yerine gelsin; gökte yerine geldiği gibi, yerde de gelsin; bize her gün
için ekmek (rızık) ver; bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de
günahlarımızı bize bağışla ve bizi iğvalara kapılıp azap çektirme; bizi her şerden
koru, çünkü yalnızca Sen, ebede kadar izzet, azamet ve kudret sahibi, bizim
Allah’ımızsın.»
38.
Sonra,
Yuhanna cevap verdi: «Muallim, Allah’ın Musa aracılığıyla emrettiği şekilde biz
de yıkanalım.»
İsa
dedi: «Benim kanunu ve peygamberleri yok etmek için geldiğimi mi sanıyorsunuz?
Bakın, size diyorum ki, Allah’ın varlığına inandığınız gibi inanın, ben bunları
yıkmak için değil, gözetmek için geldim. Çünkü, her peygamber, Allah’ın
kanununu ve Allah’ın diğer peygamberler aracılığıyla söylemiş olduğu her şeyi
gözetmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah vardır ve diridir ki, en küçük bir
hükmü yerine getirmeyen, kim olursa olsun, Allah’ı razı etmek şöyle dursun,
O’nun melekûtunda en küçük bir şey olur. Çünkü, orada hiç bir payı yoktur.
Hattâ, size söylüyorum ki, Allah’ın kanununun tek bir hecesi, en ağır günahı
göze almadan çiğnenemez. Fakat ben, Allah’ın İşaya peygamber
aracılığıyla
bildirdiği şu sözlere uymanızın gerekli olduğunu aklınıza havale ediyorum :
«Yıkan ve temiz ol, düşüncelerini
benim gözlerimden uzaklaştır.»
«Bakın, size söylüyorum ki, kalbi
kötülükleri seven insanı deniz(ler)in tüm suyu
yıkamayacaktır. Ve, yine size
söylüyorum ki, yıkanmayan(abdest) kimse ibadetiyle
Allah’ı razı etmek şöyle dursun,
ruhuna putatapıcılığa benzer günah yükleyecektir.»
-Bana gerçekten inanın; eğer insan
Allah’a gerektiği gibi ibadet edecek olsa, istediği her
şeyi elde eder. İbadetiyle Mısır’a
gazap eden (kamçı vuran) Allah’ın kulu Musa’yı
hatırlayın; Kızıl Deniz’i yardı da,
Firavun ve ordusu orada boğuldu.- Güneşi durduran
Yuşa’yı hatırlayın, sayısız Filistin
askerini korkudan titretmişti; gökten ateş yağdıran
îlya’yı, ölü bir adamı (mezarından)
kaldıran Elişa’yı ve ibadet ve dua ile istedikleri her
şeyi elde eden daha başka pek çok
kutsal peygamberleri hatırlayın. Fakat, bunlar kendi
kişisel amaçları için değil, yalnız
Allah ve Allah’ın şanı için çalıştılar.»
39. Adem’in
Yaratılışı Ve İlk Sorusu ve Duası
Sonra
Yuhanna dedi: «Güzel konuştun ey muallim, fakat insan gururuyla nasıl günah
işledi, tam bilemiyoruz.»
İsa
cevapladı: «Allah şeytan’ı kovup, melek Cebrail de şeytan’ın tükürdüğü yeryüzü
kütlesini temizleyince, Allah yaşayan her şeyi, hem uçan ve hem yürüyen ve hem
de yüzen hayvanları yarattı ve dünyayı içinde bulunan her şeyle süsledi. Birgün
şeytan cennetin kapılarına yaklaşıp, otlayan atları gördü ve onlara, eğer
yeryüzü kütlesi bir ruh olacak olursa, kendilerine eziyet verici bir iş
düşeceğini bildirdi; bu nedenle de, bu yeryüzü parçasının hiçbir şeye
yaramayacak şekilde çiğnemeleri faydalarına olacaktı. Atlar ayaklandılar ve
hemen zambaklarla güller arasında uzanan o yeryüzü parçasını çiğnemeye
giriştiler. Bunun üzerine Allah, Cebrail’in kütle üzerinden almış olduğu
şeytan’ın tükrüğünün bulunduğu kirli yeryüzü parçasına ruh verdi; ve havlayan
köpekler ortaya çıkınca korkuya kapılan atlar kaçtılar. Bundan sonra Allah, tüm
kutsal melekler «Senin kutsal adını tesbih ederiz ey Rabb (muz) Allah» diye
söyleşirken, insana ruhunu verdi.
«Ayağı
üstüne kalkan Adem, havada güneş gibi parlayan bir yazı gördü: «Allah’tan başka
ilâh yoktur ve Muhammed Allah’ın Rasulû’dür.» Bunun üzerine Adem ağzını açarak,
dedi: «Şükür sana ey Allahım Rabb, bana hayat nimeti verdin; fakat (senden)
bana söylemeni diliyorum: Bu, «Muhammed Allah’ın elçisidir» sözlerinin mesajı
ne anlama geliyor? Benden önce (yaratılmış) başka insanlar mı vardı?»
«Bundan
sonra Allah dedi: «Tabii, ey kulum Adem. Sana diyorum ki: îlk yarattığım insan
sensin. Ve senin görmüş olduğun, yıllar sonra dünyaya gelecek, benim rasulûm
olacak ve her şeyi kendisi için yarattığım oğlundur. Geldiği zaman dünyaya ışık
verecektir; ruhu, ben herhangi bir şey yaratmadan altmışbin yıl önce semavî bir
nur içine konmuştur.» Adem Allah’a şöyle yalvardı: «Rabb(im), bu yazıyı el
parmaklarımın tırnakları üzerinde bana bahşet.» Sonra Allah, ilk insana baş
parmakları üzerinde bu yazıyı verdi. Sağ elin baş parmak tırnağı üzerinde,
«Allah’tan başka ilâh yoktur*, sol elin baş parmak tırnağı üzerinde de,
«Muhammed Allah’ın Rasulû’dür.» Sonra, babaca bir sevgiyle ilk insan bu sözleri
öptü ve gözlerini ovarak dedi: «Senin dünyaya geleceğin gün mübarek olsun.»
Allah insanı yalnız görünce dedi: «Onun yalnız kalması iyi değildir.» Bu
nedenle onu uyuttu ve kalbinin yakınından bir kaburga kemiği alarak, yerini etle
doldurdu. Bu kaburga kemiğinden Havva’yı yaratıp, onu Adem’e eş olarak verdi.
Bu ikisini Cennetin
efendileri
olarak yerleştirdi. Ve kendilerine (şöyle) dedi: «Bakın, size yemek için her
meyveyi veriyorum, yalnız elmalar ve mısır hariç»; ve bunlarla ilgili olarak
dedi: «Ne olursa olsun, bu meyvelerden yememeye dikkat edin, yerseniz
kirlenirsiniz ve öyle ki, sizi burada tutarak azap etmem; buradan sürer
çıkarının ve büyük eziyetler çekersiniz.»
40.
Bunları
öğrenen şeytan, kızgınlığından deli oldu Ve Cennet’in kapısına yaklaştı. Orada,
deve gibi ayakları ve her yanında bir ustura gibi kesilmiş ayak tırnaklan olan
korkunç bir yılan nöbet bekliyordu. Düşman ona dedi: ««Bi zahmet et, beni
Cennet’e
koyuver!»
Yılan
cevap verdi: «Allah bana seni çıkarmamı emretmişken, ben nasıl seni içeri almak
zahmetine katlanırım?»
şeytan
karşılık verdi: «Allah’ın seni ne kadar çok sevdiğini görüyorsun, ki seni insan
denilen bir okka çamurun başında nöbet tutman için Cennet’in dışına koydu. Bu
bakımdan, eğer beni Cennet’e alırsan, seni öyle korkunç yaparım ki, herkes
senden kaçar ve arzu ettiğin yerde gider kalırsın.»
Sonra yılan dedi: «Seni içeri nasıl
koyacağım ben?»
şeytan
dedi: «Sen büyüksün; ağzını,aç, ben karnına gireceğim ve sen Cennet’e girince,
şu sıralarda yer üzerinde yürümekte olan iki okka çamurun yanında beni
bırakacaksın.» Sonra, yılan böyle yaptı ve şeytan’ı kocası Adem uyumakta
olduğundan Havva’nın yanında bıraktı. şeytan, güzel bir melek gibi kadının
önünde durdu ve ona dedi: «Neden şu elmalardan ve mısırdan yemiyorsunuz?»
Havva
cevap verdi: «Rabb(ımız) bize, bunlardan yersek kirleneceğimizi ve kendisinin
de bizi Cennet’-ten çıkaracağını söyledi.»
şeytan
karşılık verdi: «O, gerçeği söylemez. Allah’ın kötü ve kıskanç olduğunu, bu
nedenle de hiç bir dengine katlanamayıp, herkesi köle tuttuğunu bilmelisiniz ve
kendisine eşit olmayasınız diye size böyle demiştir. Fakat, sen ve yoldaşın
benim tavsiyeme göre hareket ederseniz, diğerlerinden olduğu gibi şu
meyvelerden de yiyecek ve başkalarına tabî olarak kalmayıp, Allah gibi iyi ve
kötüyü bilecek ve istediğinizi yapacaksınız. Çünkü, Allah’a denk olacaksınız.»
Sonra, Havva o (meyve) lerden alıp yedi ve kocası uyandığında, şeytan’ın tüm
dediklerini ona anlattı ve o da karısının sunduğu (meyve) leri alıp yedi. Bunun
üzerine, yenilenler aşağı doğru inerken Allah’ın sözlerini hatırladı; bu
sebepten, yemeği durdurmak isteğiyle elini, her insanın işareti bulunan boğazına
götürdü.»
41.
Sonra, her ikisi de çıplak
olduklarını anladılar; dolayısıyla utanıp, incir yaprakları alarak gizli
yerleri için bir elbise yaptılar. Öğle vakti geçince, bak ki, Allah kendilerine
göründü ve Adem’e seslenip dedi: *Adem, neredesin?»
O
cevap verdi: «Rabb(ım), huzurundan kendimi gizliyorum, çünkü,, ben ve karım
çıplağız. Bu nedenle de, senin huzurunda bulunmaktan utanıyoruz.»
Sonra
Allah dedi: «Yediğiniz takdirde kirleneceğiniz ve cennette daha fazla
kalamayacağınız meyveyi yemedikçe, sizi kim masumluğunuzdan soyup çıkarmıştır
ki?» Adem cevap verdi: «Ey Rabb(ım), bana vermiş olduğun eş (zevce) yemem için
yalvardı,
Sonra Allah kadına dedi: «Neden
dolayı böyle (bir) yemeği kocana verdin?»
Havva
cevap verdi: «şeytan beni aldattı ve ben de yedim.» «Ama, bu mel’un nasıl girdi
buraya?» dedi Allah.
Havva
cevap verdi: «Kuzey kapıda duran bir yılan onu benim yanıma getirdi.» Sonra
Allah Adem’e dedi: «Madem ki sen karının sözünü dinledin ve meyveyi yedin,
yeryüzü senin işlerinle lanetlensin, belâ bulsun; senin için iğnelikler ve
dikenler bitirecektir o; ve yüzünün teriyle ekmek yiyeceksin. Ve toprak
olduğunu hatırla ve yine toprağa döneceksin.» Ve Havva’ya da şöyle konuştu: «Ve
şeytan’a kulak asıp, kocana yemeği veren sen, seni köle tutacak olan erkeğin
egemenliği altmda yaşayacak ve doğum çekip, çocuklar dünyaya getireceksin.»
Ve
yılanı da çağıran Allah, Allah’ın kılıcını tutan meiek Mikâil’e seslenip dedi:
«Önce Cennet’ten bu kötü yılanı çıkar ve dışarıda bacaklarını kes; ki yürümek
isterse, yerde vücudunu sürüsün.» Ardından Allah, gülerek gelen şeytan’a
seslendi ve ona dedi: «Madem sen meî’un, bunları aldattın ve kendilerini
kirlettin, öyle ise ben de diliyorum ki, onların ve bana gerçekten tevbe edip
kulluk yapacak çocuklarının tüm kirlilikleri bedenlerinden çıktıkta senin
ağzından girsin ve böylece sen kirliliklerle doyasın.» şeytan sonra korkunç bir
şekilde kükredi ve dedi : «Madem sen benim daha da kötü olmamı dilersin, ben de
o zaman, elimden geleni arkama koymayacağım.»
Sonra
Allah dedi: «Defol mel’un, benim huzurumdan!» Sonra şeytan gitti; bunun üzerine
Allah ağlamakta olan Adem’le Havva’ya dedi: «Siz de Cennet’ten çıkın ve
cezanızı çekin ve ümidiniz de yok olmasın, çünkü ben, soyun şeytan’ın
egemenliğini insan cinsinin üzerinden kaldıracak şekilde oğlunu göndereceğim.
Çünkü o gelecek olan, kendisine her şeyi vereceğim benim elçimdir.»
Allah
gizlendi ve Melek Mikâil onlan Cennet’ten çıkardı. Bunun üzerine Adem,
çevresine bakınarak kapının üstünde yazılı olan «Allah’tan başka ilâh yoktur ve
Muhammed Allah’ın elçisidir» sözünü gördü. Bu nedenle, ağlayarak dedi: «Allah’ı
razı edici olsun ki ey oğlum, çabucak gelesin ve bizi perişanlıktan
kurtarasın.»
42.
Sonra
bu konuşmanın ardından havariler ağladılar ve Isa da ağlıyordu. O sırada onu
bulmaya gelen pek çok kişi gördüler; kâhinler onu konuşurken yakalamak için
aralarında müşavere yapmış ve bu nedenle de, Levililerle yazıcıların bazılarını
ona, «sen kimsin?» diye sormaya göndermişlerdi.
Isa itirafta bulunup, gerçeği
söyledi: «Ben mesih değilim.»
Dediler: «îlya mısın? Yeremya mısın,
yoksa eski peygamberlerden biri misin?»
Isa cevap verdi: «Hayır.»
Sonra
dediler: «Kimsin sen? Bizi yollayanlara doğru şahitlikte bulunabilmemiz için
bize söyle.»
Sonra
Isa dedi: «Ben bütün Yahudiye’de haykıran ve îşaya’da da yazılı olduğu gibi,
«Rabb (in) Elçisi için yol açın» diye haykıran sesim.»
Dediler:
«Eğer sen Mesih veya îlya veyahut da herhangi bir peygamber değilsen, neden
yeni akide vaz’eder ve kendini Mesih’ten daha çok saydırırsın?»
İsa
cevap verdi: «Allah’ın benim elimde meydana getirdiği mucizeler, benim Allah’ın
dilediği şeyleri konuştuğumu gösteriyor, ben, hiç bir zaman, sözünü ettiğiniz
kişiden
kendimi
daha çok saydırmıyorum da Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce
yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye gerçeğin
sözlerini getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin ayakkabılarının iplerini veya
çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.» Levililer şaşkınlık içinde
ayrılıp gittiler ve ileri gelen kâhinlere her şeyi anlattılar da, (bunlar)
dediler: «Onun sırtında her şeyi kendine anlatan cini var»
Sonra
îsa havarilere dedi: «Bakın, size diyorum, reisler ve halkımızın büyükleri bana
karşı fırsat kolluyorlar.»
Sonra Petrus dedi: «Öyleyse, bir
daha Kudüs’e gitmeyin.»
Bunun
üzerine îsa ona dedi: «Sen budalasın ve ne söylediğini bilmiyorsun. Pek çok
eziyetler çekmem gerek, çünkü, bütün peygamberler ve Allah’ın kutsal (kullar)’ı
çekmişlerdir. Ama korkmayın, bizimle birlikte olanlar da vardır, bize karşı
olanlar da.» Ve İsa böyle deyip ayrılarak Tabur dağına gitti ve oraya yanında
Petrus, Yakub ve kardeşi Yuhanna’yla bunu yazan da çıktı. Bunun üzerine üstünde
büyük bir nur parladı, elbiseleri beyaz kar gibi oldu ve yüce güneş gibi
ışıldadı ve bir de ne görelim! Oraya cinsimiz ve kutsal şehir üzerine gelmesi
gereken tüm şeylerle ilgili olarak îsa ile konuşan Musa ve llya gelmesinler mi?
Petrus
şöyle konuştu: «Rab, burada bulunmakla iyi ettik. Bu bakımdan, eğer dilerseniz,
burada biri sizin için, biri Musa ve diğeri de îlya için üç çardak kuralım. Ve,
o konuşurken, beyaz bir buîut üzerlerini örttü ve «Kendinden çok hoşnut olduğum
kuluma bakın; onu dinleyin» diyen bir ses duydular.
Havariler
korkuya kapılarak, ölü (gibi) yüz üstü yere düştüler. îsa geldi ve havarilerini
kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü Allah sizi seviyor ve benim sözlerime
inanmanız için böyle yapmıştır.»
43. “Allah
Herşeyden Önce Hz. Muhammedin Ruhunu Yarattı”
İsa,
aşağıda kendisini bekleyen sekiz havarisinin yanlarına vardı ve dört tanesi bu
sekiz taneye bütün gördüklerini anlattılar; o gün hepsinin kalbinden îsa ile
ilgili tüm kuşkular silindi, yalnız hiç bir şeye inanmayan Yehuda îskariyot
hariç. îsa, dağın eteğinde bir yere oturdu ve ekmekleri olmadığından, hepsi dağ
meyveleri yediler.
Sonra
Andreas dedi: «Bize Mesih hakkında çok şeyler söylediniz, bu nedenle, lütfen
bize her şeyi açıkça anlatın.» Ve aynı şekilde diğer havariler de kendisine
rica ettiler.
Bunun
üzerine İsa dedi: «Çalışan herkes, tatmin olacağı bir gaye için çakşır. Bu
bakımdan size söylüyorum ki, Allah, kendinde hiç bir noksanlık olmadığı için
tatmin olma ihtiyacı duymaz. Zaten O’nun kendinde kemal vardır. Ve işte,
çalışmak dileğiyle O, her şeyden önce, yaratıklar Allah’ta rıza ve doygunluk
bulsunlar diye, kendisi için tüm (kâinatı) yaratmaya karar verdiği Elçisi’nin
ruhunu yarattı; ki, kulları olarak tayin ettiği tüm yaratıklarından elçisi haz
ve sevinç duysun. Ve bu nedenle işte her şey bilip gördüğünüz gibi oldu. Ama O
neden böyle olmasını diledi?
«Bakın,
size diyorum ki; her peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme Allah’ın
rahmetinin işaretini götürmüştür. Ve sözleri de gönderildikleri insanların
ötesine uzanmamıştır. Fakat, Allah’ın Elçisi geleceği zaman, Allah O’na kudret
ve rahmetinin sonuymuş gibi verecek, o kadar ki, akidesini alacak olan tüm
dünya kavimlerine rahmet ve selâmet götürecektir. Dinsizler üzerine güçle
gidecek ve putatapıcılığı ezecek, o kadar ki, şeytan’ı kahredecektir; çünkü,
Allah İbrahim’e böyle va’d etmiştir: «Dikkat et, senin
soyunla
yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım. Ve sen, Ey İbrahim, nasıl putları
parça parça etmişsen, senin soyun da böyle yapacaktır.»
Sonra
şöyle soruldu: «Ey muallim, bu va’d kime verilmiştir, söyle bize; çünkü,
Yahudiler «îshak’a» diyorlar, îsmaililer ise, «İsmail’e.»
îsa cevap verdi: «Davud kimin
oğluydu ve hangi soydandı?»
Cevap
verildi: «îshak’ın; çünkü, îshak Yakub’un babasıydı, Yakub da soyu Davud’a
varan Yahuda’nın babasıydı.»
Sonra îsa dedi: «Öyleyse, Allah’ın
elçisi geleceği zaman, hangi soydan olacaktır?»
Havariler
cevap yerdiler: «Davud’un (soyundan).» Bunun üzerine Isa dedi: «Siz kendinizi
aldatıyorsunuz; çünkü Davud, şöyle söyleyerek, ona ruhundan rab (efendi) der:
Allah rabbına, «Ben düşmanlarına senin ayak taburen yapıncaya kadar sağ yanımda
otur» dedi. Allah düşmanlarının ortasında rablık kazanacak olan asanı
gönderecektir. «Eğer, sizin Mesih dediğiniz Allah ‘in Elçisi Davud’un oğlu ise,
Davud O’na nasıl «rab» der? Bana inanın, size söylüyorum ki, va’d İsmail’e
yapılmıştır, İshak’a değil.»
44. “Allahın
Elçisi Muhammed Yaratılan Hemen Her Şeye Mutluluk Getirecek Bir
Nurdur”
Bunun
üzerine havariler dediler: «Ey muallim, Musa’nın kitabında böyle, yani va’dın
îshak’a yapılmış olduğu yazılıdır.»
îsa,
ah ederek cevap verdi: «Öyledir, ama onu Musa yazmadı, Yuşa da yazmadı onu
Allah’tan korkmayan hahamlarınız yazdı. Bakın, size söylüyorum ki; melek
Cebrail’in sözlerine baktığınızda yazıcılarınızın ve fakihlerinizin mel’anetini
anlayacaksınız. Çünkü, Cebrail demiştir ki: «İbrahim, tüm dünya Allah’ın seni
ne kadar sevdiğini biliyor; fakat, senin Allah’a oîan sevgini dünya nasıl
bilecek? Mutlaka Allah sevgisi için bir şey yapman gerekiyor.» ibrahim cevap
verdi: «Bak, Allah’ın kulu Allah’ın dileyeceği her şeyi yapmaya hazırdır.»
«Sonra
Allah İbrahim’e şöyle seslendi: «Oğlunu, ilk doğan (çocuğun) İsmail’i al ve
dağa çıkıp onu kurban et.» Eğer, İshak doğduğu zaman İsmail yedi yaşında
idiyse, o zaman İshak nasıl ilk doğan (çocuk) olmuş olur?»Ardından havariler
dediler: «Bizim fakihlerimizin aldattığı ortada; bu bakımdan bize gerçeği
anlat, çünkü, biz senin Allah tarafından gönderildiğini biliyoruz.»
îsa cevap verdi: «Bakın, size
söylüyorum ki, şeytan Allah’ın kanunlarını hükümsüz kılmak için çalışır durur;
ve bu nedenle, yoldaşları olan sahte imanlı münafıklar ve yaşantıları şehvet
peşinde geçen günahkârlarla birlikte, bugün hemen hemen her şeyi kirletmiş
bulunmaktadır ki, pek az gerçeğe rastlanılmaktadır. Yazıklar olsun münafıklara,
çünkü bu dünyanın övgüleri, cehennemde onlar için azaba ve hakarete
dönüşecektir.
«Bu
nedenle size diyorum ki, Allah’ın elçisi, Allah’ın yarattığı hemen her şeye
mutluluk getirecek olan bir nurdur; çünkü o, anlayış ve müşavere ruhuyla,
hikmet ve kudret ruhuyla, korku ve sevgi ruhuyla, akıl ve itidal ruhuyla
donatılmıştır; rahmet ve merhamet ruhuyla, adalet ve takva ruhuyla, yumuşaklık
ve sabır ruhuyla donatılmıştır ki, bunlan o Allah’tan, bütün diğer
yaratıklarına verdiğinden üç kat daha fazla almıştır. Ey, O’nun dünyaya
geleceği kutlu zaman! İnanın bana, O’nun ruhunu görenlere Allah peygamberlik
verdiğinden, her peygamber gibi ben de O’nu gördüm ve O’na saygı gösterdim.
O’nu görünce, ruhum teselli ile doldu (ve) dedim: «Ey Muhammed, Allah seninle
olsun ve beni
ayakkabının
bağlarını çözecek değerde kılsın. Buna ermekle ben de büyük bir peygamber ve
Allah’ın kutsal bir (kul)’u olacağım.» Ve îsa böyle deyip, Allah’a şükretti.
45.
Sonra,
melek Cebrail; Isa’ya geldi ve O’na, bizim sesini duyabileceğimiz bir şekilde
seslendi: «Kalk ve Kudüs’e git!»
İsa,
bu emre uyarak çıktı ve Kudüs’e gitti. Yedinci gün mabede girerek, halka
öğretmeye başladı. Bunun üzerine insanlar akın akın mabede geldiler. İçlerinde
bulunan başkâhin ve kâhinler Isa’ya yaklaşarak, dediler : «Ey muallim,
hakkımızda kötü şeyler diyormuşsun; bu bakımdan dikkat et de, başına bir
kötülük gelmesin.»
İsa
cevap verdi: «Dikkat edin, size diyorum, ben münafıklar hakkında kötü
konuşuyorum; eh, siz de münafıksanız, sizin aleyhinizde de konuşurum.» Cevap
verdiler: «Kim bir münafıktır? Bize açıkça anlat.»
İsa
dedi: «Bakın, size diyorum ki, insanlar kendini görsün diye iyi bir şey yapan
kişi münafıktır. Öyle ki» yaptığı iş insanların göremediği kalbe işlemez, orada
ancak her türlü kötü düşünce ve her türlü kirli şehvet kalır. (Şimdi) bildiniz
mi münafığın kim olduğunu? Diliyle Allah’a kulluk ederken, kalbiyle insanlara
kulluk eden kişi münafıktır. Ey zavallı adam! Ölünce, bütün kazandıklarını
yitirecek. Bu konuda Davud peygamber der: «Reislere güven bağlamayın. Kendileri
için kurtuluş olmayan insan oğullarına da (güven bağlamayın). Çünkü ölürken
düşündükleri yok olur. Heyhat, ölmeden önce kendilerini mükâfattan yoksun
bulurlar, çünkü Allah’ın peygamberi Eyyub’-un dediği gibi: «İnsan gelici
geçicidir, hiç bir zaman bir kalışta kalmaz.» Öyle ki, bugün seni övse, yarın
kötüler, bugün seni ödüllendirmek istese, yarın malını elinden almak ister.
Yazıklar olsun öyleyse münafıklara, çünkü onların kazandığı boşunadır.
Huzurunda durduğum Allah vardır ve hayattadır ki, münafık soyguncudur ve
saygısızdır, (sahtekârdır), o kadar ki, iyi görünmek için kanundan yararlanır
ve hamd, sena ve şan ebediyyen yalnızca kendine ait olan Allah’ın şanını çalar.
«Size
daha da söylüyorum ki, münafığın inancı yoktur, öyle ki, eğer Allah’ın her şeyi
gördüğüne ve kötülüğü korkunç bir hükümle cezalandıracağına inanmış olsa,
inanmadığı için kötülüklerle doldurduğu kalbini arıtır. Bakın, size diyorum ki,
münafık, dıştan beyaz (görünen), fakat içi çürük, küf ve solucanlarla dolu bir
mezardır. Size gelince ey kâhinler, Allah sizi yarattığı ve sizden istediği
için Allah’a kulluğunu yerine getiriyorsanız, size lâfım yok, çünkü siz
Allah’ın kullarısınız; fakat, her şeyi kazanç için yapıyor ve Allah’ın
mabedinin soyguncular mağarasına çevirdiğiniz bir ticaret değil, ibadet evi
olduğuna bakmadan pazarda olduğu gibi mabette de alış verişte bulunuyorsanız,
her şeyi insanları memnun etmek için yapıyor ve Allah’ı aklınızdan
çıkarıyorsanız, o zaman size haykırarak diyorum ki, siz Allah aşkı için
babasının evini terkeden ve kendi oğlunu kesmek isteyen ibrahim’in değil,
şeytan’ın çocuklarısınız. Eğer böyleyseniz, yazıklar olsun size ey kâhinler ve
fakihler, çünkü Allah kâhinliği sizden alacaktır!»
46.
Isa
konuşmasını şöyle sürdürdü: «Önünüze bir mesel koyuyorum. Bir aile reisi bir
bağ dikmiş ve hayvanlar tarafından çiğnenip ezilmesin diye etrafını çevirmişti.
Ve, orta yere de şarap çıkarmak için mengene koymuştu ve buradan çiftçilere
şarap verecekti. Gel
zaman, şarabın biriktirilme
vakti gelince hizmetçilerini yolladı. Bunları gören çiftçiler bazılarını
taşladı, bazılarını yaktı ve diğerlerini de bıçakla delik deşik ettiler. Ve
bunu defalarca yaptılar. Söyleyin bana, bağın sahibi çiftçilere ne yapsın
şimdi?»
Herkes
cevap verdi: «En kötü biçimde hepsini yok eder ve bağını başka çiftçilere
verir.» Bunun üzerine îsa dedi: «Bağın İsrail ailesi ve çiftçilerin ise
Yahudiye ve Kudüs halkı olduğunu bilmez misiniz? Yazıklar olsun size, Allah
sîze gazap etmektedir, Allah’ın bu kadar peygamberinin karnını yardınız; öyle
ki, Ahab zamanında Allah’ın kutsal (kul)larını gömecek tek bir kişi
bulun(a)mıyordu.!»
Ve,
Isa böyle deyince, kâhinler onu yakalamak istedilerse de, kendisini yücelten
halktan korktular.
Sonra Isa, doğuştan başı öne
doğru eğik bir kadın görüp, dedi: «Allah’ın adıyla başını kaldır ey kadın, ki
şunlar, benim doğruyu söylediğimi ve benim O’nun dilediği şeyleri bildirdiğimi
anlayabilsinler.»
Sonra kadın Allah’ı ta’zim ederek,
başını tümüyle kaldırdı.
Başkâhin
bağırdı: -Bu adam Allah’ın göndermesi değildir, bakın, Sebt’i tanımıyor, çünkü
sakat bir kişiyi iyileştiriyor bugün.»
îsa
cevap verdi: «Şimdi söyleyin bana, yedinci (Sebt) günde konuşmak ve
başkalarının kurtulması için dua etmek meşru değil midir? Sebt günü eşeği ve
öküzü bir hendeğe kaçtığında, onu Sebt günü- (kaçtığı yerden) çekip
çıkarmayacak kim vardır içinizde? Emînim ki, hiç kimse. Ve ben, bir İsrail
kızına sıhhat kazandırmakla yedinci günü bozmuş mu oluyorum? Evet işte, burada
münafıklığınız kesinkes ortaya çıkıveriyor! Ah, kendi üzerinde başını kesmek
için bir pala durup dururken, başkasının gözüne bir saman çöpü gelip de
çarpacak diye korkan nice kişi vardır bugün. Ah, bir karıncadan korkarken bir
fili önemsemeyen nice nice insan vardır!»
Ve
İsa bunları söyleyip mabetten çıktı. Fakat, ele geçirip, babalarının Allah’ın
kutsal (kul) larına yaptığı gibi, ona istediklerini yapamayan kâhinler kendi
aralarında öfkeden kuduruyorlardı.
47.
îsa,
peygamberlik görevinin ikinci yılında Kudüs’ten çıkıp Nain’e gitti. Şehrin
kapısına yaklaştığı sırada, ahali, herkesin ölümüne ağladığı dul bir annenin
tek oğlunu mezara götürüyordu. Bu sırada îsa şehre gelmiş bulunuyordu. Ve halk,
Galileli bir peygamber olan İsa’nın geldiğini anlayıp, ölüyü bir peygamber
olduğundan kaldırabilir diyerek, kendisine yalvarmaya koyuldular. Isa çok
korktu ve Allah’a yönelerek dedi: «Beni bu dünyadan al ey Rabb (im), çünkü
dünya delirmiş, nerdeyse bana tanrı diyecekler!» Ve İsa böyle deyip ağladı.
Sonra
melek Cebrail gelip dedi: «Ey İsa, korkma, çünkü Allah sana her sakat (ve
noksanlık) üzerine güç vermiştir, o kadar ki, senin Allah adıyla bahşedeceğin
her şey tümüyle yerine gelecektir.» Bunun üzerine îsa iç çekip, dedi: «Sen ne
dilersen olur, Rabb Allah kadir ve rahimdir.» Böyle deyip ölünün annesine
yaklaştı ve ona acıyarak dedi: «Kadın, ağlama.» Ve ölünün elini tutarak, dedi:
«Sana diyorum genç, Allah’ın adıyla iyileşip kalk!»
Sonra,
çocuk yeniden canlandı ve bunun üzerine herkes korkuya kapılıp, dediler: «Allah
içimizden büyük bir peygamber seçip çıkardı ve halkını ziyaret etti.»
Bu
sırada Roma ordusu Yahudiye’de olup, memleketimiz atalarımızın günahları
yüzünden onlara bağlıydı. Şimdi, Romalıların adetiydi ki, halka yararlı yeni
bir şey yapan tanrıya seslenip ibadet ederlerdi. Ve, Nain’de bulunan bu
askerlerin (bazıları) da bir ötekini, bir berikini paylıyor ve,
«Tanrılarınızdan biri sizi ziyaret etti ve siz buna hiç önem vermediniz. Eğer,
bizim tanrılarımızdan biri bizi ziyaret edecek olsa, biz ona elimizde olan her
şeyimizi veririz. Bizim tanrılarımızdan ne kadar korktuğumuzu görüyorsunuz.
Onların heykellerine (suretlerine) sahip olduğumuz şeylerin en iyisini
veriyoruz.» diyorlardı. Nain halkı arasında en ufak bir fesat çıkaramayan
şeytan, bu tür konuşmaları teşvik ediyordu. Ama îsa Nain’de hiç oyalanmayıp,
Kefernahum’a döndü. Nain’de anlaşmazlıklar öyle bir kerteye gelmişti ki
bazıları, «Bizi ziyaret eden Allah’ımız» derken, bazıları «Allah görünmez, öyle
ki, O’nu kimse görmemiştir, kulu Musa bile; o halde o Allah değil, ama O’nun
oğludur» diyordu. Bir diğerleri de, «O Allah değil, Allah’ın oğlu da değildir,
çünkü Allah’ın baba olacak bedeni de yoktur ayrıca; O, sadece Allah’ın bir
peygamberidir.» diyordu.
Ve,
böyle kışkırtmalarda bulunuyordu İsa’nın peygamberliğinin üçüncü yılında
şeytan; öyle ki, bu (kışkırtmalar) dan halkımızın başına büyük bir yıkım
(gelecekti) .
İsa
Kefernahum’a gitti; burada ahali, (kendisinin geldiğini) öğrenince tüm
hastalarını toplayıp, İsa’nın havarileriyle birlikte kaldığı (evin)
sundurmasının önüne koydu. Ve İsa’yı dışarı çağırıp, hastalara sıhhat için
ricada bulundular. Sonra, îsa ellerini her birinin üzerine koyup, dedi: «Kutsal
adınla İsrail’in Rabbı, bu hastaya sıhhat ver.» Böyle böyle hepsi iyileşti.
Sebt gün İsa havraya girdi ve tüm
halk konuştuğunu duymak üzere buraya koşuştu.
49.
Yazıcı
o gün Davud’un mezmurunu okudu, (şöyle) diyordu Davud orada: «Bir zaman
bulduğumda dosdoğru hükmedeceğim.» Ardından, peygamberleri okuduktan sonra İsa
kalktı ve elleriyle sus işareti yapıp, ağzını açarak şöyle konuştu: «Kardeşler,
babamız Davud’un, bir zaman bulduğunda dosdoğru hükmedeceğini söyleyen
sözlerini duydunuz. Size gerçekten diyorum ki, pek çok hakim hükmünde,
kendileri için uygun düşmeyen hüküm vermek ve kendileri için uygun düşene de
zamanından önce hükmetmekten başka bir nedenle (yanılgıya) düşmez. Bu bakımdan,
babalarımızın Allah’ı peygamberi Davud aracılığıyla bize şöyle7 bağırır:
«Adaletle hükmedin ey insanoğullan.» Bundan dolayı, cadde köşelerinde oturup
da, gelen geçen için, «Şu güzeldir, şu çirkindir, şu iyidir, bu kötüdür»
demekten başka bir şey yapmayanlar zavallılardır. Yazıklar olsun onlara, çünkü
onlar, «Ben şahidim ve hakimim ve şanımı kimseye vermem» diyen Allah’ın elinden
hükmünün asasını kapıp alırlar. Bakın, size söylüyorum ki, bunlar görmedikleri
ve gerçekten duymadıkları (şeylere) şahitlik ederler ve kendilerine yetki
verilmeden hükümde bulunurlar. Bu nedenle, yerde olanlar Allah’ın gözüne
iğrençtirler ve (Allah) son günde kendileri için korkunç hükmünü verecektir.
Yazıklar olsun size, yazıklar olsun hayır ve şerden söz edip, hayrın yazarı
olan Allah’a suç isnad ederek, şerre hayr diyenlere ve tüm şerlerin kaynağı
olan şeytan’ı haklı çıkaranlara! Ne ceza göreceğinizi düşünün ve kötüyü para
için haklı çıkaran ve yetimlerle dulların davasına bakmayanlar üzerine gelecek
olan Allah’ın hükmüne düşmek ne korkunçtur, (düşünün)! Size diyorum, size,
öyle
korkunç olacaktır ki bu,-tüm şeytanlar bu hüküm karşısında titreyecektir. Ey
sen, hüküm makamında oturan insan, hiç bir şeye bakma, ne yakına, ne dosta, ne
şerefe, ne kazanca sadece, Allah korkusuyla, en büyük dikkatle araştıracağın
gerçeğe bak, çünkü, Allah’ın hükmünde seni kurtaracak olan budur. Ben seni
uyarıyorum ki, merhametsiz hükmedene, (yine) merhametsizce hükmedilecektir.»
50.
«Söyle
bana ey başkasını yargılayan adam, bütün insanların menşeinin aynı çamurdan
olduğunu bilmez misin? Yalnızca Allah’tan başka hiç bir şeyin iyi olmadığını
bilmez misin? Bu bakımdan, her insan, bir yalancı ve bir günahkârdır. înan bana
ey adam, eğer sen bir hatadan dolayı başkalarını yargılıyorsan, kendi kalbinin
de aynı nedenle yargılanması gerekir. Ah, ne tehlikeli bir şeydir yargılamak,
ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış yargılarından dolayı! şeytan, insanın
kendinden daha değersiz olduğuna hükmetti de, yaratanı Allah’a karşı isyan etti
ve kendisiyle konuşurken öğrendiğim gibi, bu davranışından dolayı da tevbekâr olmadı,
ilk annebabamız şeytan’ın sözüne iyi hükmü verdiler ve bu nedenle Cennet’ten
atılarak, tüm nesillerini de mahkûm ettiler. Bakın, size söylüyorum, huzurunda
durduğum Allah sağ ve diridir ki, yanlış hüküm tüm günahların babasıdır. Öyle
ki, kimse iradesi dışında günah işlemez ve kimse de bilmediği şeyi dilemez. Bu
nedenle, günaha değerli ve sevaba değersiz hüjanü veren ve böylece sevabı
reddedip günahı seçen hüküm sahibi günahkârlara yazıklar olsun! Emin olun ki,
Allah’ın dünyayı yargılama zamanı geldiğinde katlanılmaz bir cezayı çekecektir
o. Ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış hüküm nedeniyle va kaç kişi daha helak
olacaktır (aynı sebepten)! Firavun, Musa ve İsrail kavmine dinsizler hükmünü
verdi; Saul Davud’un ölüme lâyık olduğuna hükmetti; Ahab îlya’-yı yargıladı,
Buhtunnasır ise yalancı tanrılarına tapınmayan üç çocuğu (yargıladı). îki
büyükler Susanna’-yı yargıladılar ve bütün putatapıcı reisler peygamberleri
yargıladılar. Ah, Allah’ın azametli hükmü! Yargılayan helak olur, yargılanan
kurtulur. Ve, ey insan, aceleyle değilse, neden suçsuz aleyhinde hükmederler?
iyilerin yanlış hüküm vermeleri nedeniyle nasıl helake yaklaştıklarını, kendini
Mısırlılara satan Yusuf’un kardeşleri ve kardeşlerini yargılayan Harun ve
Musa’nın kız kardeşi Miriyam gösteriyor. Eyüb’ün üç arkadaşı, suçsuz
arkadaşları Eyub’u yargıladılar. Davud Mefibeset ve Uriyah’ı yargıladı. Sirus
Danyal’ın arslanlara et olmasını hükmetti ve daha pek çokları aynı sebepten
helak olmaya yaklaştılar. Bu nedenle size diyorum, yargılamayın ki, yargılanmayasınız.»
Ve sonra, îsa bu konuşmasını bitirince, pek çokları hemen tevbeye gelip,
günahlarına ağladılar; ve onunla gelmek için her şeylerinden seve seve vaz
geçeceklerdi. Fakat îsa dedi: «Evlerinizde kalın ve günahı bırakıp, korkarak
Allah’a kulluk edin; böylece kurtulursunuz; çünkü ben kendime hizmet edilsin
diye değil, aksine, hizmet etmek için geldim.»
Ve
İsa bunu deyip, havradan ve şehirden çıkarak, ibadet .etmek için çöle çekildi,
çünkü o yalnızlığı (ve tenhayı) çok seviyordu.
51.
Rabb’e ibadet ettiğinde havarileri
gelip dediler: «Ey muallim, bilmek (istediğimiz) iki şey
var:
Biri, tevbekâr değildir dediğiniz şeytan’la nasıl konuştuğunuz; diğeri de,
Hüküm Günü*nde Allah hükmetmek için nasıl gelecektir?»
İsa
cevap verdi: «Bakın, söylüyorum size, düştüğünü bildiğimden şeytan’a karşı
merhametim vardı ve günaha ittiği insan cinsine karşı da merhametim vardı. Bu
nedenle, Allah’ımız için namaz kılıp oruç tuttum ve O bana meleği Cebrail
aracılığıyla dedi, «Ne ararsın ey Isa, istediğin nedir?» Cevap verdim: «Rabb
(ım)/şeytan’ın ne serlere neden olduğunu ve onun iğvalanyla pek çoklarının
helâka sürüklendiğini bilirsin; o, Sen’in yarattığın bir yaratığındır Rabb
(im), bu nedenle Rabb(ım) O’na merhamet et.»
Allah
cevap verdi: «îsa, bak O’nu bağışlayacağım. Yalnızca O’na, «Rabb (im) Allah,
ben günah işledim, bana merhamet et» dedirt, o zaman O’nu bağışlayacak ve ilk
durumuna iade edeceğim.»
«Bu barışı çoktan gerçekleştirdiğime
inanarak, çok sevindim» dedi îsa.
«Bu nedenle şeytan’ı çağırdım ve
gelip dedi: Senin için ne yapmam gerek ey îsa?»
Cevap
verdim: «Kendin için yapacaksın, ey şeytan, çünkü senin hizmetlerini
sevmiyorum, ama seni iyiliğin için çağırdım.»
şeytan
cevapladı: «Sen benim hizmetlerimi arzulamıyorsan, ben de seninkileri
arzulamıyorum; çünkü ben senden daha soyluyum,» bu bakımdan, sen bana hizmet
edecek değerde değilsin sen çamursun, halbuki ben ruhum.»
«Bunu
bırakalım» dedim, «ve söyle bana, ilk güzelliğine ve ilk durumuna dönmen iyi olmaz
mı? Melek Mikâil’in Hüküm Günü’nde sana Allah’ın kılıcıyla yüz bin defa vurması
gerektiğini, (vuracağını) ve her vuruşun sana on cehennem azabı vereceğini
bilmelisin.» şeytan cevapladı: «O gün kimin daha çok şey yapabileceğini
göreceğiz; ben kesinlikle yanıma pek çok melek ye Allah’ı ta’ciz edecek en
güçlü putatapıcıları alacağım ve O, pis bir çamur (parçası) uğruna beni sürgün
etmekle ne büyük bir hata işlemiş olduğunu bilecektir.»
Sonra dedim: «Ey şeytan, sen zihnen
sakatsın ve ne dediğini bilmiyorsun.» Sonra, şeytan alay eder biçimde başını
sallayarak dedi: «Gel şimdi, benimle Allah arasında bu barışı yapalım; sen
madem zihnen sağlamsın, ne yapılması gerekiyor söyle ey İsa.»
Cevap verdim: «Yalnızca iki sözün
söylenmesi gerekli.»
şeytan cevapladı: «Hangi sözlerin?»
Cevap verdim: «Şunlar: Günah
işledim; bana merhamet et.»
Sonra
şeytan dedi: «Eğer Allah bu sözleri bana söyleyecek olursa, ben şimdi bu banşı
seve seve yapacağım.»
«Şimdi
defol buradan» dedim, «Ey mel’un, sen bütün zulüm ve günahların habis
yazarısın, fakat Allah, adil ve günahsızdır.»
şeytan
çığlık atarak ayrıldı ve dedi: «Öyle değil ey İsa, ama sen Allah’ı memnun etmek
için yalan söylüyorsun.»
«Şimdi
zihninizde tartın (bakalım)» dedi İsa havarilerine, «o nasıl merhamet görecek?»
Cevap verdiler: «Asla, Rab, çünkü o tevbekâr değildir. Şimdi de bize Allah’ın
hükmünden söz edin.»
52.
Kıyametin Kopuşu
«Allah’ın
Hüküm Günü öylesine korkunç olacaktır ki, bakın size söylüyorum, günahkârlar,
Allah’ın kendilerine kızgın kızgın konuşmasını, duymaktansa, hemen on cehennemi
seçeceklerdir. Onlara karşı bütün yaratıklar şahitlik edecektir. Bakın, size
diyorum ki, yalnızca günahkârlar korkmakla kalmayacak, Allah’ın seçilmiş
(kulları) ve
velîler
(korkacak), öyle ki, İbrahim takvasına güvenmeyecek, Eyüp günahsızlığına itimad
etmeyecek. Ve, ne diyorum? Allah’ın Elçisi bile korkacak, şu sebepten ki,
Allah, ululuğunu bildirmek için, Allah’ın kendisine her şeyi nasıl vermiş
olduğunu hatırlamasın diye Elçisini hafızadan yoksun bırakacak. Bakın, size
diyorum ki, bütün kalbimle söylüyorum, dünya (dakiler) bana tanrı
diyeceklerinden ve bundan dolayı açıklamada bulunmam gerekeceğinden ben
titriyorum. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, ben de diğer
insanlar gibi ölümlü bir insanım; Allah beni, hastalar şifa bulsun, günahkârlar
doğrulsun diye İsrail ailesi üzerine peygamber yapmışsa da, ben Allah’ın
kuluyum ve siz, benim dünyadan ayrılmamdan sonra, şeytan’ın çalışmalarıyla
benim kitabımdaki gerçeği iptal edecek olan şu habislere karşı nasıl
konuştuğuma şahitsiniz. Fakat, ben sonlara doğru döneceğim ve benimle birlikte
Enoh’la İlya da gelecek ve sonları meş’um olacak habisler karşısında delil ve
şahit olacağız.» Ve, îsa böyle deyip, göz yaşı döktü, bunun üzerine havariler
hüngür hüngür ağlayıp, seslerini yükselterek dediler: «Bağışla ey Rabb(ımız)
Allah ve suçsuz kuluna merhamet et.» îsa karşılık verdi: «Amin, Amin.»
53.
«Bu
günden önce» dedi İsa, «dünyanın üzerine büyük bir belâ gelecektir; öylesine
amansız ve acımasız bir savaş olacak ki, insanlar arasındaki ayrılık ve
gruplaşmalar nedeniyle, baba oğulu öldürecek, oğul babayı öldürecektir. Bu
şekilde şehirler yerle bir edilecek ve kırlar çöl olacaktır. Öylesine salgın
hastalıklar baş gösterecek ki, ölüleri taşıyacak kimse bulunmayacak ve
hayvanlara yem olsun diye terk edilecekler. Yeryüzünde kalanlara Allah öylesine
bir kıtlık gönderecek ki, ekmek altından daha kıymetli olacak ve her türlü pis
şeyleri yiyecekler. Ey, hiç kimseden, «günah işledim, bana merhamet et ey Allah
(im)» sözünün duyulmayacağı, fakat, korkunç seslerle, her zaman azametli ve
Sübhan olan (Allah’a) küfredileceği zavallı çağ!»
«Bundan
sonra, o gün yaklaşırken, yeryüzünün sakinleri üzerine, onbeş gün süreyle her
gün korkunç bir işaret gelecek. İlk gün, güneş gökteki yörüngesinde ışıksız,
fakat kumaş boyası gibi siyah olarak seyredecek; ve bir babanın ölmekte olan
oğluna ah-vah ettiği gibi, ah-vah edecek. İkinci gün, ay kana dönecek ve kan
yeryüzüne çığ gibi inecek. Üçüncü gün, yıldızların düşman orduları gibi,
aralarında savaştıkları görülecek. Dördüncü gün, taşlar ve kayalar, vahşî
düşmanlar gibi birbirleri üzerine hücum edecekler. Beşinci gün, her bitki ve ot
kan ağlayacak. Altıncı gün, deniz (ler) yüzelli gez (kadar) yükselip, bütün gün
öyle duvar gibi kalacaklar. Yedinci gün, tersine pek az görülebilecek kadar
derine batacaklar. Sekizinci gün, kuşlarla yeryüzünün ve suların hayvanları bir
araya gelip, feryat ve figan edecekler. Dokuzuncu gün, öylesine korkunç bir
dolu fırtınası olacak ki, ancak canlıların onda biri kalacak şekilde her şeyi
öldürecek.-Onuncu gün, öylesine korkunç yıldırımlar ve gök gürlemeleri meydana
gelecek ki, dağların üçte bir parçası yarılıp kavrulacak. On birinci gün, her
ırmak geriye doğru akacak ve su yerine kan akıtacak. On ikinci gün, her canlı
figan edip, inleyecek. On üçüncü gün, gök kitap gibi dürülecek ve her canlının
ölmesi için ateş yağdıracak. On dördüncü gün, öylesine korkunç bir deprem olacak
ki, dağların tepeleri kuşlar gibi havada uçuşacak ve bütün yeryüzü bir ova
haline gelecek. Onbeşinci gün, kutsal melekler ölecek ve Allah tek başına
hayatta kalacak şan, şeref ve azamet O’-nundur.»
Ve Isa böyle deyip, her iki eliyle
yüzünü tokatladı ve başını yere vurdu. Ve, başını
kaldırıp, dedi: «Benim
sözlerime, benim Allah’ın oğlu olduğumu katanlara lanet olsun.» Bu sözler
üzerine havariler ölüler gibi yere kapandılar, bunun üzerine îsa onlan
kaldırıp, dedi: «O günde korkuya kapılmak istemiyorsak, şimdi Allah’tan
korkalım.»
54. Hüküm
Günü
«Bu
işaretler geçince, dünya üzerine kırk gün karanlık olacak, yalnızca yaşayan
Allah’tır (o gün), şan ve azamet ebediyyen O’nadır. Kırk gün geçince Allah,
tekrar güneş gibi, fakat bin güneş kadar parlak kalkacak olan Elçisi’ne hayat
verecek. O, oturacak ve konuşmayacak, çünkü kendinden geçmiş gibi olacak.
Allah, sevdiği dört meleği yeniden diriltecek ve onlar Allah’ın elçisini
arayacak. Bulunca da, kendisine göz kulak olmak için (bulunduğu yerin) dört
yanına yerleşecekler. Ardından, Allah tüm meleklere hayat verecek ve Allah’ın
Elçisinin çevresinde arılar gibi dönerek gelecekler. Bundan sonra, Allah tüm
peygamberlerine hayat verecek ve Adem’in ardından hepsi Allah’ın Elçisi’nin
elini öpmeye gidecek ve kendilerini O’nun himayesine bırakacaklar. Sonra, Allah
tüm seçkin (kullarına) hayat verecek ve (şöyle) bağıracaklar: «Ey Muhammed,
bizi hatırından çıkarma!» Bu bağırışmalar üzerine Allah’ın elçisinde acıma
duygusu uyanacak ve kurtuluşları için endişelenecek, ne yapması gerektiğini
düşünecek. Bunun ardından, Allah her yaratılmışa hayat verecek ve önceki
varlıklanna dönecekler, fakat herkes, aynca konuşma gücüne sahip olacak. Sonra,
Allah tüm günahkârlara (fasık, facir, kâfir, münafık) hayat verecek, yeniden
dirildiklerinde çirkinliklerine bakarak, Allah’ın tüm yaratıkları bağıracaklar:
«Rahmetin bizi bırakmasın, ey Allah’ımiz Rabb.» Bunun ardından, Allah şeytan’ı
diriltecek ve onu görünce, görünümünün iğrençliğinden korkarak, her yaratık ölü
gibi olacak. «Allah razı olsun ki» dedi İsa, «bu canavarı ben o gün görmem,
yalnızca Allah’ın Elçisi bu tür şekillerden korkuya kapılmayacak, çünkü O
sadece Allah’tan korkacak.»
Sonra,
surunun sesiyle herkesin dirileceği melek, suruna yeniden üfürüp, diyecek:
«Hüküme gelin ey yaratıklar, çünkü Yaratıcı’nız sizi yargılamak diliyor!»
Ardından, göğün ortasında, Yehoşafat vadisi üzerinde ışıldayan bir taht
belirecek ve üzerine beyaz bir bulut gelecek, bunun üzerine melekler
bağıracaklar: «Sen, bizi yaratan ve bizi şeytan’ın kaydırmasından koruyan
Allah’ımızı tesbih ve ta’zim ederiz.» Sonra, Allah’ın elçisi korkacak, şu
sebepten ki, kimsenin gerektiği kadar Allah’ı sevmemiş olduğunu algılayacak.
Çünkü, karşılığında bir parça altın alacak olanın altmış akçesi olmalı; öyle
de, eğer bir akçeden başka bir şey yoksa, karşılığında bir şey alamıyacaktır.
Ya, Allah’ın Elçisi de korkacak olursa, kötülük ve pislik dolu dinsizler ne
yapacak?»
55.
«Allah’ın
Elçisi tüm peygamberleri toplamaya çıkacak, onlarla konuşup, kendilerinden
mü’minler için birlikte Allah’a yalvarmaya gitmelerini rica edecek. Ve, hepsi
de korkuyla özür dileyecek; Allah sağ ve diridir ki, bildiğim şeyi bilerek ben
de gitmeyeceğim. Sonra Allah bu durumu görüp, Elçisi’ne her şeyi nasıl O’nun
sevgisi için yarattığını hatırlatacak ve böylece korkusu gidecek ve melekler,
«Ey Allah, Allah’ımız, Senin kutsal adını tesbih ederiz» diye söyleşirken,
sevgi ve saygıyla tahta yaklaşacak.»
«Ve,
tahta yaklaştığında, Allah Elçisi’ne, uzun zamandır bir araya gelmemiş bir
dostun bir dosta (açtığı) gibi açacak. İlk konuşan Allah’ın elçisi olacak ve
diyecek ; «Ey
Allah’ım,
seni seviyor ve sana ibadet ediyorum; bütün kalbim ve ruhumla, beni kulun
olarak yaratmak lûtfunda bulunduğun ve her şeyde, her şey için ve her şeyin
üstünde seni seveyim diye her şeyi benim sevgim için yarattığından dolayı sana
hamd ederim; bu bakımdan, bütün yaratıkların Sana sena etsinler, ey Allah’ım.»
Sonra, Allah’ın yarattığı her şey diyecek: «Sana hamd ederiz ey Rabb ve kutsal
adını tesbih ederiz.» Bakın, size diyorum ki, şeytan’Ia birlikte cinler ve
tevbe etmeyenler o zaman öyle ağlayacaklar ki, her birinin gözlerinden akan su,
Erden ırmağının suyundan daha çok olacak. Ve Allah’ı da görmeyecekler.
«Ve,
Allah Elçisi’ne konuşarak, diyecek: «Hoş geldin, ey benim imanlı kulum; şimdi
ne dilersen iste benden, çünkü her şeyi elde edeceksin.»
Allah’ın
Elçisi cevap verecek; *Ey Rabb (ım), hatırlıyorum ki, beni yarattığın zaman, benim
sevgim için, ben kulun aracılığıyla Seni yüceltsinler diye dünyayı ve cenneti,
melekleri ve insanları yaratmak istediğini söylemiştin. Bu bakımdan rahîm ve
adil olan Rabb (ım) Allah, sana, kuluna yapılan va’dı hatırlaman için
yalvarıyorum.»
Ve
Allah, dostuyla şakalaşan bir dost gibi cevap verecek ve diyecek: «Buna
şahitlerin var mı dostum Muhammed?» Ve, o saygıyla diyecek: «Evet Rabb (im).»
Sonra, Allah cevap verecek, «Git, çağır onları ey Cebrail.» Melek Cebrail
Allah’ın Elçisi’ne gelip, diyecek : «Efendi, şahitlerin kimdir?» Allah’ın
Elçisi cevap verecek: «Adem, ibrahim, İsmail, Musa, Davud ve Meryem oğlu İsa.»
Sonra,
melek gidecek ve adı geçen şahitleri çağıracak, korkuyla oraya gidecekler. Ve,
hazır olduklarında, Allah onlara diyecek; «Elçimin iddia ettiği şeyi hatırlıyor
musunuz?» Cevap verecekler; «Hangi şeyi ey Rabb (ımız)?» Allah diyecek: «Bütün
şeyler kendi aracılığıyla bana sena etsinler diye, her şeyi O’nun sevgisi için
yarattığımı.» Sonra, onların hepsi cevap verecekler: «Bizimle birlikte, bizden
daha iyi üç şahit daha var, Rabb (imiz).» Bunun üzerine, Allah cevaplayacak :
«Kimlerdir bu üç şahit?» Sonra, Musa diyecek : «Bana verdiğin kitab ilkidir»;
ve Davud diyecek: «Bana verdiğin kitab ikincisidir»; ve size konuşan diyecek :
«Rabb (ım), şeytan tarafından aldatılan tüm dünya, benim senin oğlun ve
yoldaşın olduğumu söyledi ve fakat, bana verdiğin kitab, gerçekte benim senin
kulun olduğumu söylüyordu; ve bu kitab, «Bana verdiğin kitap da böyle der, ey
Rabb (im).» Ve, Allah’ın Elçisi bunu söyleyince Allah konuşup, diyecek: «Şimdi
yapmış olduğum şeylerin hepsini herkesin seni ne kadar çok sevdiğimi bilmesi
için yaptım.» Ve, böyle konuştuktan sonra, Allah Elçisine, içinde bütün
seçilmiş kul (ların) adı yazılan bir kitab verecek. Bunun üzerine, her yaratık
Allah’a saygı gösterisinde bulunup, diyecek: «Yalnızca Sanadır, ey Allah (imiz)
şan ve izzet. Çünkü bize Elçi’ni Sen gönderdin.»
56.”Ey
Rabb Allah, Bizi De Şu Toprağa İade Et!”
Allah,
Elçisi’nin elindeki kitabı açacak ve Elçisi oradan okuyup, tüm melekleri,
peygamberleri ve seçilmiş (kul)ları çağıracak ve her birinin alnında Allah’ın
Eİçisi’nin işareti yazılı olacak. Ve kitapta Cennet’in ihtişamı yazılacak.
Sonra,
herkes Allah’ın sağına geçecek; (Allah’ın) yanına elçisi oturacak ve
peygamberler O’nun yanına oturacaklar. Evliya peygamberlerin yanına
oturacaklar. Asfiya velîlerin yanına (oturacak) ve melek sura üfürûp, şeytan’ı
mahkemeye çağıracak.
57.
Sonra,
bu zavallı (yaratık) gelecek ve en büyük küfür ve hakaretlerle her yaratık
tarafından suçlanacak Bu nedenle, Allah melek Mikâil’i çağıracak, o da Allah’ın
kılıcıyla (şeytan’a) yüz bin defa vuracak. Şeytan’a vuracak ve her vuruş on
Cehennem ağırlığında olup, (şeytan) Cehennem çukuruna atılanların da ilki
olacak. Melek, şeytan’ın yoldaşlarını çağıracak ve onlar da aynı şekilde
suçlanıp, hakarete uğrayacaklar. Bunun üzerine, melek Mikâil, Allah’tan aldığı
yetkiyle bir kısmına yüz defa, bir kısmına elli, bir kısmına yirmi, bir kısmına
on, bir kısmına da beş (defa) vuracak. Ve, sonra hepsi çukura inecekler, çünkü,
Allah onlara diyecek: «Cehennem sizin mekânınızdır, ey mel’unlar.»
Bundan
sonra, mahkemeye tüm kâfirler ve fasıklar çağırılacak, bunlara karşı önce
insanın altındaki yaratıklar çıkacak ve Allah’ın önünde, bu insanlara nasıl
hizmet ettiklerini ve bunların Allah’a ve yaratıklarına nasıl rezilce
davrandıklarını (anlatıp), tanıklık edecekler. Ve peygamberlerin hepsi kalkıp,
aleyhlerinde tanıklık edecek. Bunun üzerine, Allah tarafından cehennemi
alevlere mahkûm edilecekler. Bakın, size diyorum ki, bu korkunç günde hiç bir
boş söz veya düşünce cezasız kalmayacak. Bakın, size söylüyorum ki, at kılından
gömlek güneş gibi parlayacak ve kişinin Allah aşkıyla taşıdığı her bit inciye
dönüşecek. Gerçek yoksulluk içinde Allah’a yürekten kulluk eden fakirler iki
kat, üç kat daha çok kutsanır. Çünkü onlar bu dünyada dünyevî hazlardan
yoksundurlar. Ve bu nedenle pek çok günahlardan da azadedirler; o günde de,
dünyanın zenginliklerini nasıl harcadıklan konusunda hesap vermek zorunda
kalmayacaklar, tersine, sabırları ve yoksuîlukları nedeniyle
ödüllendirilecekler. Bakın, size diyorum ki, eğer dünya bunu bilse, kaftandan
önce at kılından gömleği, altından önce bitleri (ve) ziyafetlerden önce oruçlan
seçer.
Her
şey incelendiğinde Allah, Elçisi’ne seslenerek: «Bak, ey dostum, kötülükleri ne
kadar da büyük, halbuki, yaratıcıları olan Ben, tüm yaratılmış şeyleri
hizmetlerine verdim ve onlar her şeyde şanımı kırmaya çalıştılar. Bu nedenle,
en adaletli şey, onlara merhamet etmememdir.»
Ve o bu sözleri söyledikten
sonra, tüm melekler ve peygamberler Allah’ın seçilmişleriyle birlikte —hayır,
neden seçilmişler diyorum?— bakın, size söylüyorum ki, örümcekler ve sinekler,
taşlar ve kumlar dinsizlere karşı haykıracak ve adalet isteyecekler.
Sonra,
Allah insanın altındaki tüm canlı ruhlan yeniden toprak edecek ve dinsizleri de
cehenneme gönderecek. Giderlerken, köpeklerin, atların ve diğer çirkin
hayvanların katılacakları toprağı tekrar görecekler. Bunun üzerine, diyecekler:
«Ey Rabb Allah, bizi de şu toprağa iade et.» Fakat bu istekleri kendilerine
bahşedilmeyecek.»
58.
îsa
konuşurken havariler acı acı ağlıyorlardı. Ve, Isa da pek çok gözyaşı döktü. Yuhanna
ağlamasını bitirip sordu: «Ey muallim» öğrenmek istediğimiz iki şey var. Biri,
merhamet ve acıma dolu olan Allah’ın Elçisi’nin kendisi gibi aynı çamurdan
olduklarını bildiği halde, o gün tevbesizlere acımaması nasıl mümkün oluyor?
Diğeri, Mikâil’in kılıcının on cehennem ağırlığında olmasını nasıl anlayacağız;
sonra, birden fazla cehennem var mıdır? îsa cevap verdi: «Davud Peygamber’in,
günahkârların helakine adaletli olanların nasıl güleceği ve, «ümidini gücüne ve
zenginliğine bağlayıp Allah’ı unutan insanı gördüm» diyerek alay edeceğiyle
ilgili sözlerini duymadınız mı? Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, İbrahim
babasıyla ve Adem tüm tevbesiz günahkârlarla
alay
edecek; ve bu olacak, çünkü, seçilmişler yeniden öylesine tam ve Allah’a
müttefik olarak doğacaklar ki, zihinlerinde Allah’ın adaletine karşı en ufak
bir düşünce beslemeyecekler; bu nedenle, hepsi ve hepsinin üstünde Allah’ın
Elçisi adalet isteyecek. Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, ben şimdi
insanlığa acıyarak ağlıyorum da, o gün, sözlerimi küçümseyenlere ve hepsinden
çok kitabımı kirletenlere karşı acımadan adalet isteyeceğim.»
59.
Cehennemin Mahiyeti
«Cehennem
birdir ey havarilerim, ve içinde melunlar ebediyyen ceza çekeceklerdir. Böyle
de, biri diğerinden daha derin yedi odası veya bölümü vardır ve en derinine
giden daha büyük azap çekecektir. Yine, benim Mikâil’in kılıcıyla ilgili
sözlerim de doğrudur. Çünkü, bir günah işleyen bir cehennemi hak eder, iki
günah işleyen iki cehennemi hak eder. Bu bakımdan, bir cehennemde günahkâr
mel’unlar, on, yüz veya bin cehennemde azap çekiyormuş hissi duyacaklardır; ve
Kadîri Mutlak Allah, gücü ve adaleti sebebiyle, Şeytan’a on, yüz, bin (bir
milyon) cehennemdeymiş gibi ve geri kalanların her birine de kötülüklerine göre
azap çektirecektir.»
Sonra
Petrus karşılık verdi: «Ey muallim, gerçekten Allah’ın adaleti büyüktür ve
bugün bu konuşma sizi üzdü; bu nedenle, sizden rica ediyoruz, dinlenin ve
cehennemin nasıl olduğunu bize yann anlatan.»
Isa
cevap verdi: «Ey Petrus, bana dinlenmemi söylersin; Ey Petrus, sen ne dediğini
bilmiyorsun. Yoksa böyle konuşmazdın. Bakın, sana diyorum ki, bu dünya
hayatında dinlenmek dindarlığın zehri ve her iyi işi tüketen (bir) ateştir.
Hem, Allah’ın peygamberi Süleyman’ın bütün peygamberler gibi, üşengeçliği
eleştirdiğini unuttun mu? (Ne kadar) doğru söylüyor o; «Haylaz, soğuk
korkusuyla toprağı işlemiyecek ve yaz gelince dilenecektir!» Bundan dolayı,
dedi: «Elinden ne geliyorsa, hepsini dinlenmeden yap.» Ve, Allah’ın en suçsuz
dostu Eyüp ne diyor: «Kuşun uçmak için doğduğu gibi, insan da çalışmak için
doğmuştur.» Bakın, size diyorum ki, her şeyden çok dinlenmekten nefret ederim.»
60.
«Cehennem birdir ve kış yazın,
soğuk da sıcağın zıddı olduğu gibi, o da Cennet’in zıddıdır. Bu bakımdan,
Cehennem’in alçaklığını tanımlayan, Allah’ın nimetlerinin Cennet’ini görmüş
olmalıdır.
Ve,
sonra îsa ağlatan bir inilti koyvererek, dedi: -«Cidden, hiç şekillenmemiş
olmak, böylesine dehşetli işkencelerden daha iyi olurdu. Çünkü, vücudunun her
yanında işkenceler çeken ve kendisine merhamet gösterecek olması şöyle dursun,
herkes tarafından alay edilen bir insan düşünün; söyleyin bana, bu büyük bir
azap olmaz mı?» Havariler cevap verdiler: «En büyüğü.»
Sonra
İsa dedi: «Şimdi bu cehenneme (oranla) bir sevinçtir. Size gerçekten diyorum
ki, eğer Allah, tüm insanların bu dünyada çektikleri ve Hüküm Günü’ne kadar
çekecekleri azabı bir kefeye ve cehennem azabının tek bir saatini da öbür
kefeye koysa, fasık ve facirîer kuşkusuz bu dünyanın acılarını seçerler. Çünkü,
dünyanın acıları, insanlann elinden gelirken, diğer (acılar) merhamet nedir
bilmeyen cinlerin (zebanilerin?) elinden
gelir
(çekilir). Ne zalim (bir) ateş verecektir onlar zavallı günahkârlara! Ne acı,
ama yine de alevleri hafifletmeyecek olan (bir) soğuk! Ne gıcırdayan dişler,
hıçkırıklar ve ağlamalar! Öyle ki, Erden (Irmağı)ın suyu, onların gözlerinden
her saniye dökülecek yaşlardan daha azdır. Ve, burada dilleri, anneleri,
babaları ve ebedi Sübhan olan Yaratıcılanyla birlikte yaratılmış her şeye lanet
okuyacaktır.»
61.
İsa
böyle deyip, Musa’nın kitabında yazılı olan Allah’ın kanununa göre
havarileriyle birlikte yıkandı; ve sonra namaz kıldılar. Ve, onu böyle üzgün
gören havariler kendisiyle o gün hiç konuşmadılar, her biri, onun sözleri
üzerine dehşetten dona kalmıştı.
Sonra
İsa, akşam namazının ardından ağzını açıp dedi: «Hangi aile babası bir hırsızın
evine girmek niyetinde olduğunu bilirse uyuyabilir? Emin olun, hiç biri; çünkü
(etrafı) gözetler ve hırsızı öldürmek için hazır bekler. Öyle de, şeytan’ın
yiyebileceği kişiyi bulmak için dolaşan azgın bir arslan olduğunu bilmez
misiniz? O, insana günah işletmenin yolunu arar. Bakın, size diyorum ki, eğer
insan (şu) tüccar gibi davranırsa, o gün hiç bir korkusu olmaz. Çünkü,
hazırlığı iyidir. Ticaret yapmaları ve kârı adil bir şekilde bölüşmeleri için
komşularına para veren bir adam vardı. Ve, bir kısmının ticareti iyi gitti ve
parayı iki katına çıkardılar. Fakat, bir kısmı ise parayı, onu kendilerine
veren adamı kötüleyip, düşmanının hizmetinde kullandılar. Şimdi söyleyin bana,
(bu) komşu borçlularını hesap vermeğe çağırdığında, ne olacaktır? İnanın, o
ticareti iyi gidenleri ödüllendirecek, fakat diğerlerine karşı kızgınlığı
paylama biçiminde kendini gösterecektir. Ve, sonra onları kanuna göre
cezalandıracaktır. Ruhum huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, komşu,
kendisi sena olunsun ve insan Cennet’in ihtişamına ersin ve dünyada iyi yaşasın
diye, insana hayatla birlikte sahip olduğu her şeyi veren Allah’tır. İyi
yaşayanların örneği, paraları iki katına çıkanlardır. Çünkü, günahkârlar
onların (gösterdiği örneğe bakarak) tevbeye gelirler, böylece iyi yaşayan
insanlar daha büyük bir ödülle ödüllendirileceklerdir. Fakat, günahlarıyla (ve)
Allah’ın düşmanı şeytan’ın hizmetinde geçen hayatlarıyla Allah’ın kendilerine
verdiği şeyleri yarıya indiren, Allah’a küfreden ve başkalarına saldırılarda
bulunan lânetli günahkârlar, söyleyin bana, bunların cezası ne olacaktır?»
«Ölçülemez (derecede) olacaktır»
dedi havariler.
62.
Sonra
îsa dedi: «îyi yaşayacak olan, dükkânını kilitleyip, onu gece gündüz büyük bir
dikkatle koruyan tüccardan örnek almalıdır. Ve, aldığı şeyleri satarak kâr
etmek isteyecektir, çünkü bu şekilde kaybedeceğini sezerse, kendi kardeşine
bile satmayacaktır. Öyleyse sizin de böyle yapmanız gerekir. Çünkü, gerçekten
ruhunuz bir tüccardır, beden ise dükkândır; bu bakımdan, duyular yoluyla
dışandan aldığını, (ruhuyla) alır, satar. Ve para sevgidir. Bakın bakayım,
sevginizi vererek kendisiyle kâr edemiyeceğiniz en küçük bir düşünceyi alıp
satmazsınız. Ama, düşünce, söz, iş tümüyle Allah’ın sevgisi için olmalı,-
çünkü, (ancak) bu şekilde o gün emniyette olursunuz. Bakın, size diyorum ki,
pek çokları abdest alıp namaza gider, pek çokları oruç tutup zekât verir, pek
çokları ilimle uğraşır ve başkalarına va’z verir, (ama) hepsinin sonu Allah
katında kötüdür; çünkü, bedeni temizlerler, kalbi değil; ağızla ağlarlar,
kalple değil; etlerden uzak dururlar,
kendilerini
günahlarla doyururlar; kendilerine iyi densin diye, başkalarına kendileri için
iyi olmayan şeyler verirler; işe yarasın diye değil, konuşmayı bilmek için
ilimle uğraşırlar. Kendilerinin tersini yaptıklan şeyleri başkalarına
öğütlerler. Ve, böylece kendi dilleriyle kendilerini mahkûm ederler. Allah, sağ
ve diridir ki, bunlar Allah’ı kalpleriyle tanımazlar; çünkü, tanımış olsalardı
severlerdi; ve insan madem ki sahip olduğu her şeyi Allah’tan almıştır, Öyle de,
her şeyi Allah’ın sevgisi uğrunda harcamalıdır.»
63.
Bir
kaç gün sonra, îsa Samirîierin bir şehrine uğradi; (fakat) kendisini şehre
almadıklan gibi, havarilerine ekmek de satmak istemediler. Bunun üzerine Yakup
ve Yuhanna dediler: «Muallim, razı olur musun ki, Allah’a dua edelim de, gökten
bu insanların üzerine ateş indirsin?»
îsa
cevap verdi: «Hangi ruhun sizi çektiğini bilmiyorsunuz da, böyle
konuşuyorsunuz. Hatırlayın ki,
Allah,
içinde Allah’tan korkan kimse görmediğinden Ninova’yı yıkmaya karar vermişti.
Burası, öylesine kötüydü ki, Allah Yunus peygamberi bu şehre göndermek üzere
çağırdı. O da halktan korkusundan Tarsus’a kaçmak istedi. Bunun üzerine Allah
O’nu denize attı ve bir balığa yakalanıp, Ninova yakınıra fırlatıldı. Ve, orada
tebliğde bulundu, insanlar tevbeye geldiler ve Allah da kendilerine acıdı,»
«Öç
için çağıranlara yazıklar olsun çünkü her insanın içinde Allah’ın öcünü çekecek
bir neden bulunduğundan, (çağırdıkları) başlarına gelecektir. Şimdi söyleyin
bana, bu şehri bu insanlarla birlikte siz mi yarattınız? Ey siz deliler, emin
olun ki hayır. Çünkü tüm yaratıklar bir araya gelse, hiç yoktan yeni tek bir
sinek yaratamazlar. Eğer, bu şehri yaratmış olan Sübhan ve Azim Allah şimdi onu
yaşatıyorsa, siz hangi nedenle onu yıkmayı arzularsınız? Neden şöyle demediniz?
«Razı olur musun ki muallim Allah’ımız Rabb’e dua edelim de, bu insanlar
tevbeye gelsinler?» Kesinlikle, benim havarimin (yapacağı) doğru hareket budur.
Kötülük yapanlar için Allah’a dua etmektir. Habil, Allah’ın lanetine uğrayan
kardeşi Kabil kendisini öldürürken böyle yaptı. İbrahim, karısını kendisinden
alan Firavun için de böyle yaptı ve bunun üzerine Allah’ın meleği (Firavun’u)
öldürmedi de, vurup sakatladı. Dinsiz kralın iradesiyle mabette öldürülürken,
Zekeriyya da böyle yaptı. Allah’ın tüm dostları ve kutsal peygamberlerle
birlikte, Yeremya îşaya, Hezekiel, Danyal ve Davud böyle yaptılar. Söyleyin
bana, eğer bir kardeş çıldırmışsa, kötü konuştu ve yanına varanlara vurdu diye
onu öldürür müsünüz? Kesinlikle, böyle yapmıyacaksınız, bilakis, sakatlığına
iyi gelecek ilaçlarla onu sıhhatına kavuşturmaya çalışacaksınız.»
64.
«Ruhum
huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, bir günahkâr herhangi bir insana
eziyet ederken, sağlam bir zihne sahip değildir, çünkü, söyleyin bana,
düşmanının cübbesini yırtma uğruna başını kıracak bir kimse var mıdır? Şimdi,
düşmanının bedenini incitmek için kendini Allah’tan, ruhunun başından ayıran
kişinin nasıl salim bir zihni olabilir? «Söyle bana ey insan, düşman kimdir?
Kesinlikle bedeniniz, ve sizi öven herkes. Bu nedenle, eğer sıhhatli bir zihne
sahipseniz, sizi kötüleyenlerin ellerini öper ve size eziyet edenlere ve vurup
duranlara hediyeler verirsiniz; çünkü, ey insan, çünkü, bu hayatta
günahlarınızdan
dolayı ne kadar kötülenir ve eziyet çekerseniz, Hüküm Günü’nde o kadar az
(kötülenip, eziyet çekeceksiniz). Fakat, söyle bana ey insan, eğer veliler ve
Allah’ın peygamberleri, masum olmalarına rağmen eziyet çekmiş ve dünya
tarafından lekelenmişlerse, ey günahkâr, sana yapılacak olan nedir; ve onlar
kendilerine eziyet edenler için dua edip, tüm sabırlarıyla tahammül
göstermişlerse, senin ne yapman gerekir, ey Cehennem’e lâyık olan insan?
Söyleyin bana ey havarilerim, Şimei’nin Allah’ın kulu Davud Peygamber’e
hakaretler edip, taşladığını bilmiyor musunuz? Öyleyken, Şimei’yi seve seve
öldürecek olanlara Davud ne dedi?» Sana ne oluyor ki ey Yoab, Şimei’yi öldürmek
istiyorsun? Bırak, bana hakaretler etsin o, çünkü bu, o hakaretleri nimete
çevirecek olan Allah’ın iradesidir.» Ve, böyle oldu; Allah Davud’un sabrını
gördü ve onu kendi oğlu Absalom’un zulmünden kurtardı.
İki havari cevap verdi: «Rab, biz
günaha girdik, Allah bize merhamet etsin.»
Ve îsa cevap verdi: «Amin.»
65.
Fısıh
bayramı yaklaştı ve îsa havarileriyle birlikte Kudüs’e gitti. Ve, «Probatika»
denilen havuza vardı. Ve, her gün Allah’ın meleği havuzu bulandırdığından ve
suya ilk giren (suyun) hareketinden sonra her türlü noksanlıktan kurtulduğu
için banyoya böyle denirdi. Bu nedenle, beş çatılı bölmesi olan havuzun yanında
çok sayıda hasta kalırdı. Ve, îsa orada otuzsekiz yıl bulunan, azap verici bir
sakatlıkla ma’lûl güçsüz bir adam gördü. Bunun üzerine, durumu İlâhî ilhamla
bilen îsa hasta adama acıdı ve şöyle dedi: iyi olmak ister misin?»
Güçsüz
adam cevap verdi: «Rab, melek suyu bulatınca beni içine itecek kimsem olmuyor,
fakat ben gelirken de, bir başkası benden önce inip oraya giriyor.»
Sonra,
îsa gözlerini gök yüzüne kaldırıp, dedi: «Allah’ımız Rabb, babalarımızın
Allah’ı, bu güçsüz adama merhamet et.»
Ve,
bunu dedikten sonra İsa (yine) dedi: «Allah’ın adıyla kardeş, bütün ol; kalk ve
yatağını al.»
Sonra,
güçsüz adam kalktı, Allah’a hamdederek yatağını omuzlarına koydu ve Allah’a
hamd ederek evine gitti.
Onu görenler bağırdılar: «Bugün
yedinci gündür; yatağını taşıma meşru değildir.»
Sonra, kendisine sordular: «Kimdir
o?»
O cevap verdi: «Adını bilmiyorum.»
Bunun üzerine, aralarında söyleştiler.-
«Nasıralı îsa olmalı.» Diğerleri dedi: «Hayır, çünkü o Allah’ın kutsal bir
(kul) udur, halbuki bunu yapan kötü bir adamdır, çünkü yedinci gün (ün)
yasağını çiğnemiştir.»
Ve,
îsa mabede girdi ve sözlerini duymak için büyük bir kalabalık yanına yaklaştı,
bu durum karşısında, Ferisiler kıskançlıktan yanıp tutuşuyorlardı.
66.
İçlerinden
biri öne gelip dedi: «îyi muallim, doğru ve güzel öğretirsin; bu bakımdan söyle
bana, Cennet’te Allah bize nasıl bir mükafat verecektir?»
İsa cevap
verdi: «Sen bana iyi dersin ve yalnızca Allah’ın iyi olduğunu bilmezsin.
Allah’ın dostu Eyüp’-ün sözüne
(bakın) : «Bir günlük çocuk temiz değildir; yaa, Allah’ın
melekleri
bile Allah’ın huzurunda hatasız değildirler.» Daha da dedi: «Beden günahı çeker
ve toprağın suyu emdiği gibi kötülükleri emer.»
Bunun üzerine kafası karışan
Ferisi sustu. Ve îsa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, hiç bir şey konuşmaktan
daha feci değildir. Süleyman’ın sözüne (dikkat edin) .- «Hayat ve ölüm dilin
kudreti içindedir.»
Ve,
havarilerine dönüp, dedi: «Sizi kutsayanlara karşı dikkatli olun, çünkü onlar
sizi aldatmaktadırlar. Dille şeytan ilk anne babamızı kutsadı, ama sözlerinin
sonu kötü oldu. Mısır’ın önde gelenleri de aynı şekilde Firavun’u kutsadılar,
Caİut Filistinlileri kutsadı. Yine, dörtyüz sahte peygamber Ahab’ı kutsadı;
ama, övgüleri yalancıktandı ki, övülen övenlerle birlikte helak olup gitti. Bu
bakımdan Allah İşaya Peygamber aracılığıyla boşuna, ‘«İnsanlarım, sizi
kutsayanlar sizi aldatırlar» dememiştir.
Yazıklar
olsun size yazıcılar ve Ferisîler; yazıklar olsun size kâhinler ve Levililer
çünkü siz, Kurban kesmeye gelenleri Allah’ın bir insan gibi et yediğine
inandırarak, Rabb’ın kurbanını berbat ettiniz.»
67.
Çünkü,
onlara dersiniz: «Koyun, sığır ve kuzularınızı Allah’ın mabedine getirin ve
(kendiniz) hiç yemeyip, bunları size vermiş olan Allah’a bir pay ayırın»; ve
babamız İbrahim’in inancı ve itaatıyla birlikte, Allah’ın kendisine yaptığı
va’d ve verdiği nimetler hiç bir zaman unutulmasın diye, babamız İbrahim’in
oğluna bahşedilen hayata bir şahitlik olan kurbanın menşeini onlara
anlatmazsınız. Fakat, peygamber Hezekiel aracılığıyla Allah der:
«Kurbanlarınızı benden uzaklaştırın, sizin kurbanlıklarınız bana kerih
geliyor.» Allah’ın Hoşea Peygamber’e söylediği sözün olacağı vakit yaklaşıyor:
«İnsanların seçmediğine seçilmişler diyeceğim.» Ve, Hezekiel Peygamber’e de
der; «Allah insanlarıyla, babalarınıza verip de gözetmedikleri ahde göre
olmayan yeni bir ahid yapacak ve onlardan taş yürek (lerini) alıp, yeni bir
yürek verecek;- ve bütün bunlar olacaktır, çünkü siz O’nun kanununda
yürümüyorsunuz. Ve, elinizde anahtar varken açmıyorsunuz; tersine üstünde
yürümek isteyenler için yolu kapatıyorsunuz.»
Kâhin
her şeyi mabedin yanında duran başkâhine bildirmek için gidiyordu ki, İsa dedi;
«Kal, çünkü soruna cevap vereceğim.»
68.
«Allah’ın
bize Cennet’te ne vereceğini size anlatmamı istersin. Bakın, size diyorum ki,
ücretleri düşünenler patronu sevmezler. Önünde bir koyun sürüsü bulunan bir
çoban kurdun geldiğini görünce onları korumaya hazırlanır; (ama) tersine,
ücretli kurdu görünce koyunları ve sürüyü terkeder. Huzurunda durduğum Allah
sağ ve diridir ki, eğer babalarımızın ALLAH’ı sizin Allah’ınız olmuş olsaydı,
«Allah bize ne verecek» diye aklınızdan geçirmezdiniz. Tersine, Davud
Peygamber’in dediği gibi derdiniz: «Bana verdiği bunca şeye karşılık ben
Allah’a ne vereceğim?»
Anlayasınız
diye, sözlerimi bir temsille anlatacağım. Kralın biri, yol kenarında hırsızlar
tarafından soyulup, ölme derecesinde yaralanan bir adam gördü. Ve, ona acıyıp,
bu adamı şehre götürerek (gerekli) bakımını yapmalarını kölelerine emretti ve
onlar da bunu tüm
dikkatleriyle
yerine getirdiler. Ve, kral hasta adama karşı büyük bir sevgi duyup, kızını ona
verdi ve varisi yaptı. Şimdi, bu kral mutlaka en merhametli (bir kraldı);
fakat, adam köleleri dövdü, ilâçları küçümsedi, karısına kötü davrandı, kral
hakkında ileri geri konuştu ve sipahilerini ona karşı ayaklandırdı. Ve, kral
herhangi bir hizmet istediğinde, «Kral bana ödül olarak ne verecek» der
dururdu. Şimdi, kral bunu işitince, böylesine dinsiz bir adama ne yapsın?»
Hepsi
(birden) cevap verdiler. «Yazıklar olsun ona, kral onu her şeyden yoksun
bırakır ve şiddetli , bir biçimde cezalandırır.» O zaman îsa dedi: «Ey
kâhinler, yazıcılar, Farisîler ve siz, benim sözümü dinleyen başkâhin: «Size
Allah’ın, peygamberi îşaya aracılığıyla söylediğini bildiriyorum: «Ben köleleri
besledim ve yücelttim, fakat onlar beni küçümsediler.»
Kral,
İsrail kavmini bu dünyada acılarla dolu bularak, onlara kulları Yusuf, Musa ve
Harun’u verip, bakımlarını yaptıran Allah’ımızdır. Ve Allah’ımız onlara karşı
öylesine bir sevgi duymuştur ki, İsrail kavmi uğruna Mısır’ı vurmuş, Firavun’u
boğmuş ve Kenanîlerle Medyenliler’in yüz yirmi kralını darmadağın etmiştir;
İsrail Kavmi’ne kanununu vermiş, onları insanlarımızın oturduğu (toprakların)
tümüne varis kılmıştır.
«Fakat,
îsrail Kavmi’nin yaptığı nedir? Ne kadar peygamberi öldürmüş, ne kadar
peygamberliği bozup lekelemiştir; nasıl da Allah’ın kanununu çiğnemiştir; bu
nedenle kaç tanesi Allah’tan kopup, sizin suçlarınız yüzünden ey kâhinler,
putlara kulluğa koşmuştur! Ve, yaşama biçiminizle Allah’ın şanını nasıl da hiçe
sayarsınız! Ve, (sonra da) gelip bana sorarsınız; «Allah bize Cennet’te ne
verecek» diye. Bana şöyle sormalıydınız : «Allah’ın bize Cehennem’de vereceği
ceza ne olacaktır?» Ve, sonra da Allah’ın kendinize merhamet etmesi amacıyla
gerçek tevbe için ne yapmanız gerektiğini (sormalıydınız). Size bunu
söyliyebilirim ve sizi bu hedefe yöneltiyorum.»
69.
«Huzurunda
durduğum Allah sağ ve diridir ki, benden göklere çıkarma değil, gerçeği
alacaksınız. Bu bakımdan size diyorum ki, babalarımızın günah işledikten sonra
yaptığı gibi tevbe edip, Allah’a dönün ve kalbinizi sertleştirmeyin.»
Kâhinler
bu konuşma üzerine kızgınlıktan bitip tükeniyorlardı ama, halktan korkularına
tek bir ses çıkaramıyorlardı.
Ve,
îsa sözlerini şöyle sürdürdü: «Ey fakihler, ey yazıcılar, ey Ferisîler, ey
kâhinler, söyleyin bana, şovalyeler gibi atlar arzular, fakat savaşa gitmeği
arzu etmezsiniz; kadınlar gibi güzel giysiler arzular, fakat eğirme ve çocuk
beslemeği arzu etmezsiniz; tarlaların meyvelerini arzular, fakat toprağı
işlemeği arzu etmezsiniz; denizin balıklarını arzular, fakat balığa gimeyi arzu
etmezsiniz; şehirliler gibi şeref arzular, fakat cumhuriyetin yükünü arzu
etmezsiniz; ve kâhinler olarak onda birleri (aşarı) ve ilk (toplanan) meyveleri
arzular, fakat Allah’a gerçek kulluk etmeği arzu etmezsiniz. Böyleyken, burada
şersiz – kötülüksüz her iyiliği arzuladığınızı gören Allah ne yapacaktır size?
Bakın, size diyorum ki, Allah size, tüm iyiliklerden yoksun her türlü şerri
bulacağınız bir yer verecektir.»
Ve,
îsa bunları deyince, konuşup göremiyen ve işitme gücünden yoksun bir cin çarpmışı
getirdiler kendisine. Bunun üzerine, inançlarını gören îsa gözlerini göğe
kaldırdı ve dedi: «Babalarımızın Allah’ı Rabb, bu hasta adama merhamet et ve
ona sıhhat ver ki, bu insanlar beni Sen’in gönderdiğini bilsinler.»
Ve,
İsa böyle söyleyip, ruha ayrılmasını emrederek, dedi: «Rabbımız Allah’ın adının
gücüyle adamdan ayrıl ey şerli olan!»
Ruh
ayrıldı ve dilsiz adam konuştu, gözleriyle de gördü. Bunun üzerine herkes
korkuya kapıldı, fakat yazıcılar dediler: «Cinlerin reisi Beelzebu’nun gücüyle
cinleri çıkarıp atıyor.»
O zaman İsa dedi: «İçinde ayrılık
olan her ülke yok olur, ev ev üstüne yıkılır; eğer,
şeytan’ın gücüyle şeytan çıkarılıp
atılıyorsa, bu ülke nasıl ayakta duracak? Eğer, sizin
oğullarınız Süleyman Peygamber’in kendilerine
verdiği kitapla şeytan’ı çıkarıp
atıyorlarsa, benim şeytan’ı Allah’ın
gücüyle çıkarıp attığımı doğruluyorlar (demektir).
Allah sağ ve diridir ki, Kutsal
Ruh’a karşı küfür, dünya ve Ahiret’te bağışlanmayacaktır.
Çünkü, kendi kendine kötülük eden insan,
günahını bile kendini günaha sokacaktır.»
Ve, İsa bunları deyip, mabetten
çıktı. Ve, halk, toplayabildikleri tüm hastaları getirdikleri
ve İsa da dua ederek, hepsine sıhhat
verdiği için, ona ta’zimde bulundular. Bunun üzerine,
o gün Kudüs’deki Romalı askerler
şeytan’ın dürtmesiyle, İsa’nın, halkını ziyarete gelen
İsrail Kavmi’nin Allah’ı olduğunu
söyleyerek halk arasında fitne yaymaya başladılar.
70.
îsa Bayramdan sonra Kudüs’ten
ayrılıp Filipus Kayseriyesi sınırlarından içeri girdi. Bu sırada, melek Cebrail
halk arasında başlayan fesadı kendisine söyleyince, havarilerine sordu:
«İnsanlar benim için ne diyor?»
Dediler:
«Bir kısmı senin îlya olduğunu, bir diğer kısmı Yeremya, bir diğer kısmı da
eski peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.»
îsa cevap verdi: «Ya siz; benim için
siz ne diyorsunuz?»
Petrus cevap verdi: «Sen Allah’ın
oğlu Mesih’sin.»
O
zaman, îsa kızdı ve kızgınlıkla onu azarlayıp, dedi; «Defol, ayrıl benden,
çünkü sen şeytan’sın ve beni günaha sokmaya çalışıyorsun!»
Ve,
onbir (havariyi) de tehdit edip, dedi: «Eğer böyle inanıyorsanız, yazıklar
olsun size, çünkü ben böyle inananlara karşı Allah’tan büyük bir lanet
kazandım.»
Ve,
Petrus’u kovup atmak istedi; bunun üzerine onbir (havari) onun için Isa’ya
yalvardılar. O da onu kovmayıp, yeniden azarlıyarak dedi: «Uyanık olun da, bir
daha sakın böyle bir söz söylemeyin, çünkü Allah sizi reddeder.»
Petrus ağladı ve dedi: «Rab, ben
aptalca konuştum; Allah’a yalvar da beni affetsin.»
O zaman İsa dedi: «Eğer,
Allah’ımız kulu Musa’ya, çok sevdiği îlya’ya veya herhangi bir peygambere
görünmek dilemiş olsa, Allah’ın bu imansız nesle görünmesi gerektiğini mi düşüneceksiniz?
Siz bilmez misiniz ki, Allah her şeyi hiç yoktan tek bir sözle yaratmıştır ve
tüm insanların menşei bir çamur parçasıdır. Bu durumda Allah’ın nasıl olur da,
insana benzeyen bir yanı bulunabilir? Yazıklar olsun, şeytan’a kanarak kendi
kendilerine eziyet edenlere!»
Ve,
îsa bunu deyip, Petrus için Allah’a yalvardı, on bir (havari)yle Petrus
ağhyarak, dediler: «Amin, amin ey Allah’ımız Azîm ve Sübhan Rabb.»
Ardından
îsa ayrıldı ve avamın kendisiyle ilgili olarak boş düşüncelerini söndürmek için
Galile’ye gitti.
71.
İsa,
kendi memleketine gelince tüm Galile yöresinde, îsa Peygamberin Nasıra’ya nasıl
geldiği yayıldı. Bunun üzerine, büyük bir dikkatle hastaları araştırıp,
kendisine getirdiler ve onlara elleriyle dokunması için yalvardılar. Ve,
kalabalık öylesine büyüktü ki, tanınmış, felçli bir zengin kapıdan geçemiyerek
İsa’nın bulunduğu evin damına çıktı ve damın örtüsünü alıp, kendini İsa’nın
önündeki yazgıların yanına bıraktı, îsa, bir an tereddüt edip durdu ve sonra
dedi: «Korkma kardeş, çünkü günahların sana bağışlanmış bulunuyor.»
Herkes bunu duyunca incindi ve dedi:
«Kimdir bu günahları bağışlayan?»
O
zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, ben günahları bağışlayamam, bir başka
kişi de (bağışlayamaz) , ama, yalnızca Allah bağışlar. Fakat, Allah’ın kulu
olarak ben, başkalarının günahlan için Allah’a yalvarabilirim; ve, işte bu
hasta adam için O’na yalvardım ve eminim ki, Allah duamı işitmiştir. Bu
nedenle, gerçeği bilesiniz diye, bu hasta adama diyorum: «Babalarımızın
Allah’ı, İbrahim’in ve oğullarının Allah’ının adıyla, iyileşmiş olarak kalk!»
Ve, İsa bunu deyince, hasta adam iyileşmiş olarak kalktı ve Allah’ı ta’zim
etti.
O
zaman, halktan olanlar İsa’dan dışanda duran hastalar için Allah’a yalvarmasını
rica ettiler. Bunun üzerine, îsa dışanya onların yanına çıktı ve ellerini
kaldmp dedi: «Ey orduların Allah’ı, yaşayan Allah, gerçek Allah, hiç ölmeyecek
olan kutsal Allah Rabb, onlara merhamet et!» Bunun üzerine, herkes cevap verdi:
«Amin.» ve, böyle dedikten sonra hasta halkın üzerine ellerini koydu ve hepsi
sıhhatlerine kavuştular.
Bundan
dolayı Allah’ı ta’zim ettiler: «Allah bizi peygamberi aracılığıyla ziyaret etmiştir
ve Allah, büyük bir peygamber göndermiştir bize.»
72. Allah’ın
Elçisiyle İlgili İşaretler
îsa
geceleyin havarileriyle gizlice konuşup, dedi: «Bakın, size diyorum ki, şeytan
sizi buğday gibi elemek arzu eder. Fakat ben sizin için Allah’a yalvardım ve
benim için tuzaklar kurandan başka sizin için helak olmak yoktur.» Ve, bunu
Yehuda hakkında dedi, çünkü, melek Cebrail ona Yehuda’nın kâhinlerle nasıl el
birliği içinde olduğunu ve îsa’nın konuştuğu her şeyi onlara bildirdiğini
söylemişti.
Bunu
yazan göz yaşlarıyla Isa’ya yaklaşıp, dedi: «Ey muallim, bana söyle, sana
ihanet edecek olan kimdir?»
İsa
cevap verip, dedi.- «Ey Barnabas, şimdi senin için onu bilmenin zamanı
değildir. Fakat, yakında kötü olan kendini ortaya koyacaktır. Çünkü, ben dünyadan
ayrılacağım.» O zaman, havariler ağlıyarak dediler: «Ey muallim, demek bizi
bırakacaksınız? Sen bizi bırakmaktansa, biz ölelim, çok daha iyi!»
İsa
cevap verdi: «Kalbiniz üzüntü çekmesin, korkmayın da; çünkü sizi ben
yaratmadım, fakat sizi yaratmış olan yaratıcımız Allah sizi koruyacaktır. Bana
gelince, ben şimdi, dünyaya selâmet getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin yolunu
hazırlamak için dünyaya gelmiş bulunuyorum. Fakat, sakın ola ki,
aldatılmayasınız, çünkü, benim sözlerimi alıp, benim kitabımı kirletecek pek
çok sahte peygamber gelecektir.»
O
zaman, Arıdreâs dedi: «Muallim, bize bazı işaretler söyle ki, onu bilelim.» İsa
cevap verdi: .«Sizin zamanınızda gelmeyecek, fakat, sizden birkaç yıl sonra,
kitabımın hükümsüz ki, kılınacağı, o kadar ki, ancak otuz kadar mü’minin
kalacağı bir zamanda gelecektir. Bu zamanda Allah dünya(dakilere) acıyacak ve
bu bakımdan Elçisi’ni gönderecektir; (Elçisi’nin) üzerinde bir bulut duracak,
buradan onun Allah’ın
seçilmiş
bir (kul)u olduğu bilinecek ve O’nunla tanınacaktır. Dinsizlere karşı büyük bir
güçle gelecek ve yeryüzünde putatapıcılığı yıkacaktır. Ve, ben de seviniyorum
ki, onunla Allah tanınıp, ta’zim edilecek ve ben de gerçek olarak tanınacağım;
ve, benim insandan öte olduğumu söyleyenlerden öç alacaktır. Bakın, size
diyorum ki, ay çocukluğunda ona uyku verecek ve büyüdüğünde o (ayı) ellerine
alacaktır. Bırakın, dünya onu çıkarıp attığını fark etsin, çünkü o,
putatapıcıları öldürecek; Allah’ın kulu Musa ve yaktıkları şehirleri ve çocuklarını
öldürdükleri şehirleri bağışlamayan Yuşa çok daha fazlasını öldürmüştü; çünkü
eski bir yaraya kişi ateş tatbik eder.
«O,
bütün peygamberlerinkinden daha açık bir gerçekle gelecek ve dünyayı yanlış
yere kullananı azarlayacaktır. Babamızın şehrinin kuleleri neş’eyle
birbirlerini selamlayacaklardır; ve işte, putatapıcılığın (yüz üstü) yere
kapaklandığının görüleceği ve benim de başkaları gibi bir insan olduğumu itiraf
edeceği zaman, bakın, size söylüyorum ki, Allah’ın Elçisi gelmiş olacaktır.»
73.
«Bakın,
size diyorum ki, eğer şeytan sizin Allah’ın dostları olup olmamanız (konusunda)
uğraşacak olursa —çünkü, kimse kendi şehirlerine saldırmaz,— eğer şeytan
dileğini üzerinize korsa, size kendi zevklerinize kaydırmakla işkence eder;
fakat, sizin kendisine düşman olduğunuzu bildiğinden, sizi helak etmek için her
şiddete baş vuracaktır. Ama, korkmayın, çünkü, o size karşı zincire vurulmuş
bir köpek gibi duracaktır. Çünkü, Allah benim duamı işitmiştir.»
Yuhanna
cevap verdi: «Ey muallim, yalnız kendimiz için değil, fakat kitaba inanacaklar
için de anlat; eski iğvacı insana nasıl tuzak kurar?»
İsa
cevap verdi: «Bu mel’un dört yolla iğva eder. İlki, kendisi düşüncelerle iğva
ettiği zamandır İkincisi, kulları aracılığıyla söz ve işlerle iğva ettiği zamandır.
Üçüncüsü, sahte akideyle iğva ettiği zamandır. Dördüncüsü (de), sahte
görüşlerle iğva ettiği zamandır. Şimdi, ateşi olanın suyu sevdiği gibi, günahı
seven insan bedeni her şeyiyle onun yanındayken, insan nasıl tedbirli
olmalıdır? Bakın, size diyorum ki, eğer bir insan Allah’tan korkarsa, (Allah)
her şeye karşı ona zafer verir, ki Davud peygamber (şöyle) der: «Allah
üzerinizde melekler görevlendirecek, (ve onlar) şeytan sizi yanıltmasın diye
yollarınızı tutacaklardır. Bin (tanesi) sol kolunuz üzerine düşecek, bir on bin
tanesi de sağ kolunuz üzerine düşecek ki, (şeytanlar) yanınıza yaklaşmasın.»
«Hattâ,
Allah’ımız büyük sevgisinden, aynı Davud aracılığıyla bizi koruyacağını va’d
etmiştir. «Öğretmenlik edecek anlayış veriyorum sana; ve yürüyeceğin yollannda
kendi gözümü senin üzerine dikeceğim.»
Ama,
ne diyeyim ben? O, İşaya aracılığıyla dedi: «Bir anne kendi rahminin çocuğunu
unutabilir mi? Fakat, size diyorum,ki, o unuttuğu zaman, ben sizi
unutmayacağım.» «Öyleyse, söyleyin bana, gözetici olarak melekleri ve koruyucu
olarak daim sağ olan Allah’ı varken Şeytan’dan kim korkar? Bununla birlikte,
Süleyman Peygamber’ın dediği gibi, .(şu da) gereklidir: «Sen Rabb’-dan korkmak
için gelen oğlum, iğvalara karşı ruhunu hazır et.. Bakın, size diyorum ki, insan
paraları muayene eden bir banker gibi yapıp, düşüncelerini muayene etmeli ki,
yaratıcısı Allah’a karşı günah işlemesin.»
74.
«Dünyada
günah için(hiç) kaygı çekmeyen insanlar var olagelmiştir ve vardır; bunlar en
büyük yanılgı içindedirler. Söyleyin bana, şeytan nasıl günah işledi? Onun
insandan daha değerli olduğu düşüncesiyle günah işlediği ortada. Süleyman, bir
ziyafete Allah’ın tüm yaratıklarını davet etmeği düşünerek günah(zelle) işledi
de, bir balık hazırladığı her şeyi yiyerek onu doğrulttu. Bu bakımdan, babamız
Davud’un sözü sebepsiz değildir: «Bir kimsenin kalbinde yükselmek için kişi
gözyaşları vadisinde oturur.» Ve, bu nedenle Allah, peygamberi îşaya
aracılığıyla bağırmaz mi: «Gözlerinden kötü düşüncelerinizi çekip, ayırın.» Ve,
bu amaçla Süleyman der: «Tüm tutuşunla kalbini tut.» Ruhumun huzurunda durduğu
Allah sağ ve diridir ki, düşünmeden günah işlemek mümkün olmadığından, her şey
günaha götüren kötü düşünceler için söylenir. Şimdi, deyin bana, çiftçi bağ
diktiği zaman, diktiklerini derine koymaz mı? Kesinlikle kor. İşte böyle de,
şeytan günahı dikerken gözde veya kulakta durmayıp, Allah’ın mekânı olan kalbe
geçer. Allah’ın kulu Musa aracılığıyla dediği gibi; «Benim kanunumda yürüsünler
diye, ben içlerinde yerleşeceğim.»
«Şimdi söyleyin bana, eğer kral
Hirodes içinde oturmak arzu ettiği bir evi korumanız için
size verecek olsa, düşmanı
Pilatus’un oraya girmesine veya içine eşyalarını koymasına
katlanır mısınız? Emin olun ki,
hayır. Öyle de, Allah’ın, mekânı olan kalbinizi korumanız
için size verdiğini göre göre,
Şeytan’ın oraya girmesine veya içine düşüncelerini
yerleştirmesine hiç katlanmamanız
gerekir. Bu bakımdan, nasıl banker, Kayser’in resmi
doğru mudur, değil midir, gümüş
sağlam mıdır, sahte midir ve gereken ağırlıkta mıdır
diye paraya dikkat ediyor ve bu
nedenle onu elinde evirip çeviriyorsa, siz de öylece
dikkat edin. Ah, deli dünya!
Kuşkusuz, kendi kulların Allah’ın kullarından daha ölçülü ve
sakıngan olduğu için, son günde
Allah’ın kullarını ihmal ve dikkatsizlikleri nedeniyle
azarlayasın ve yargılayasın diye,
kendi işlerinde ne kadar da akıllısındır. Söyleyin bana
şimdi, kim bir düşünceyi, bankerin
gümüş bir parayı (muayene ettiği) gibi muayene
ediyor? Emin olun ki, hiç kimse.»
75.
Sonra, Yakup dedi: «Ey muallim, bir
düşüncenin bir para gibi muayenesi nasıl olur?»
İsa
cevap verdi: «Düşüncedeki sağlam gümüş dindarlıktır. Çünkü dine aykırı her
düşünce şeytan’dan gelir. Doğru resim, peşlerinden gitmemiz gereken kutsal
(kul)ları ve peygamberleri örnek (almak) tır; düşüncenin ağırlığı ise, her
şeyin kendisine göre yapılması gereken Allah sevgisidir. Böyle oldu mu, düşman,
komşuna karşı araya din dışı düşünceler getirecektir, bedeni bozmak için
dünyaya uygun (düşünceler); Allah sevgisini bozmak için dünya sevgisiyle
(ilgili düşünceler).»
Bartalemus
cevap verdi: «Ey muallim, iğvaya kapılmayalım diye az düşünmemiz için ne
yapmamız gerekiyor?»
İsa
cevap verdi: «îki şey gereklidir sizin için. îlki, kendinizi çok eğitmeniz,
ikincisi de, az konuşmanızdır; çünkü, tenbellik her türlü kirli düşüncenin
toplandığı bir bataktır. Çok fazla konuşmak ise, kötülükleri biriktiren bir
süngerdir. Bu bakımdan yalnızca çalışmanızın vücudu meşgul etmesi değil, aynı
zamanda ruhunun da ibadetle meşgul olması gerekmektedir. Çünkü, (ruh) ibadetten
hiç bir zaman uzak durmamak ihtiyacındadır.»
Temsil
olsun diye anlatıyorum: «(Çalıştırdıklarının) hakkını vermeyen bir adam vardı,
bu nedenle de, onu tanıyan kimse tarlalarını sürmeye gitmezdi. Bunun üzerine,
lânetli bir
adam
gibi dedi: «Pazar yerine gidip, hiç bir şey yapmayan boş adamları bulacağım,
onlar da boş olduklarından bağlıklarımı işlemeye gelecekler.» Bu adam evinden
çıktı ve boş boş oturup, hiç paraları olmayan pek çok yabancı buldu.
Kendileriyle konuşup, onları bağlığına şevketti. Fakat, onu tanıyan ve eli iş
tutan hiç kimse o tarafa gitmedi. «(Çalıştırdıklarının) hakkını vermeyen
şeytan’dır, çünkü o iş verir ve insan bunun karşılığında hizmetine sonsuz
ateşler alır. Bu nedenle, Cennet’ten sürülmüş ve işçiler aramaya çıkmıştır. O,
işlerine mutlaka, boş boş oturanları, en çok da kendisini tanımayanları koşar.
Her ne durumda olursa olsun, kötülüğü bilmek, ondan kurtulmak İçin yeterli
değildir. Fakat, onu altetmek için iyiliklerle uğraşmak da gerekir.»
«Size
bir temsil (daha) anlatıyorum. Üç bağ tarlası olan ve bunları üç çiftçiye icara
veren bir adam vardı. Birinci adam bağları nasıl işleyeceğini bilmediğinden, bağlar
yalnızca yaprak verdi, ikincisi üçüncüye, bağlara nasıl bakılması gerektiğini
öğretti; o da onun sözlerini en iyi şekilde dinledi ve kendisine anlatıldığı
şekilde kendininkini işledi; o kadar ki, üçüncünün bağı çok (meyve) verdi.
Fakat, ikinci zamanını yalnızca konuşmakla geçirerek, bağını işlemeden bıraktı.
İcarları ödeme zamanı gelince, bağ tarlalarının sahibine birinci (adam) dedi:.
«Efendi, bağ tarlalarının nasıl işleneceğini bilmiyorum, bu bakımdan, bu yıl
hiç meyve alamadım.»
76.
Bağ
sahibi cevap verdi: «Ey aptal, sen dünyada tek başına mı yaşarsın da, toprağı
işlemesini çok iyi bilen ikinci bağcının fikrini sormazsın? Belli ki, bana (hiç
bir şey) ödemeyeceksin.»
«Ve,
böyle deyip, onu efendisine (borcunu) ödeyinceye kadar hapiste çalışmaya mahkûm
etti; (fakat) sade dilliliğinden acıma (duyguları) harekete geçip onu
salıverip, dedi: «Defol, benim bağımda daha fazla çalışmanı istemiyorum, senin
borcunu ödemen için bu kadarı yeter.»
İkincisi geldi (ve) ona (bağ)
sahibi dedi: «Hoş geldin benim bağcım! Bana borçlu olduğun meyveler nerede?
Kuşkusuz sen, bağların nasıl budanacağını en iyi bilen olduğundan, sana icara
verdiğim bağım çok meyve vermiş olmalı.»
İkinci (adam) cevap verdi: «Ey
efendi, senin bağın öyle duruyor, çünkü, ben ne kök ve dalları budadım, ne de
toprağı işledim; bu bakımdan, bağ meyve vermedi, ben de sana (borcumu)
ödeyemiyorum.»
Bunun
üzerine bağ sahibi, üçüncü (adamı) çağırdı ve hayret içinde sordu: «Bana,
kendine ikinci bağı icara verdiğim şu adamın, sana icara verdiğim bağın nasıl
işleneceğini sana tam olarak anlattığını söyledin. Öyle de, nasıl olur da ona
icara verdiğim bağ, hepsi aynı toprakken meyve vermemiş olsun?» Üçüncü (adam)
cevap verdi: «Efendi, bağlıklar yalnızca konuşmakla işlenmez, fakat, bağının
meyve vermesini isteyen günde bir gömlek terletmelidir. Ve, hiç bir şey yapmaz,
ama vaktini konuşmakla harcarken ey efendi, senin bağcının bağı nasıl meyve
versin? Emin olun ey efendi, eğer o kendi sözlerini uygulamaya koymuş olsaydı,
bu kadar çok konuşamayan ben sana iki yıllık icarı öderken, o beş yıllık bağ
kirasını verirdi.»
«Efendi
kızdı ve bağcıya sertçe çıkıştı: «Ve sen, kesilecek dalları kesmeyip, tarlayı
düzlememekle büyük bir iş yaptın. Bu nedenle de, sana verilecek büyük bir ödül
var!» Ve, hizmetçilerini çağırıp, onu acımadan dövdürdü. Ve sonra da, onu her
gün döven
zalim
bir hizmetçinin gözetiminde hapse koydu. Ve arkadaşlarının ricalarına bakıp da,
hiç bir zaman serbest bırakmak da İstemedi.»
77.
Bakın, size diyorum ki, Hüküm
Günü’nde pek çokları Allah’a diyecek: «Rabb, biz senin
kanununu
va!z ettik ve öğrettik.» Bunlara karşı kuşlar bile haykırıp, diyecekler: «Siz
başkalarına va’z ederken, kendi dilinizle kendinizi mahkûm ediyordunuz, ey
günah işçileri!»
«Allah
sağ ve diridir ki» dedi Isa, «gerçeği bilip de aksini yapan, öylesine feci bir
ceza ile cezalandırılacak ki, hani neredeyse şeytan bile ona acır duruma
gelecek. Şimdi söyleyin bana, Allah bize kanununu bilmek için mi verdi,
uygulamak için mi? Bakın, size diyorum ki, tüm ilmin amacı, bildiğini yapan bir
akıla sahip olmaktır.»
«Söyleyin
bana, eğer bir kişi sofrada oturup, gözleriyle nefis etlere baksa, ama
elleriyle kirli şeyleri seçse ve bunları yese bu bir deli değil midir?»
«Kesinlikle öyle» dedi havariler. O zaman, İsa dedi: «Ey bütün delilerden de
deli, sen ey adam, anlayışınla göğü bilir, ellerinle yeri seçersin; anlayışınla
Allah’ı tanır, içinden dünyayı seçersin; anlayışınla Cennet’in zevklerini
bilir, yaptıklarınla Cehennemin bayağılıklarını seçersin. Kılıcı Bırakıp da,
savaşa kınıyla giden cesur asker! Şimdi, bilmezmisiniz ki, geceleyin yürüyen
yalnızca ışığı görmek için değil, gerçekte, hana salimen varabilsin diye doğru
yolu görmek için ışığı arzular? Ey, bin defa hakir görülüp, iğrenilmesi gereken
dünya, çünkü, Allah’ımız kutsal peygamberleriyle hep kendi ülkesine ve dinlenme
yerine giden yolu bildirmek istedi, fakat, sen şerli (yaratık), yalnızca gitmek
istememekle kalmaz, daha kötüsü, ışığı hakir görürsün! Şu deveyle ilgili
atasözü (ne) doğrudur: «Deve, kendi çirkin yüzünü görmek istemediğinden içmek
için duru suyu beğenmezmiş.» îşte, kötülük yapan dinsizler de böyledir; kötü
işleri bilinmesin diye ışıktan nefret ederler. Fakat, âklı olup da, iyi işler
yapmamakla kalmayıp, daha kötüsü, (aklını) şerlerde kullanan, hediyeleri,
(onları) vereni öldürmek için alet olarak kullanan gibidir.»
78.
«Bakın,
size diyorum ki, Allah şeytan’ın düşüşüne acımadı, ama, yine de Adem’in
düşüşüne (acıdı). Bırakın, artık bu, iyiliği bilip de kötülük yapanın mutsuz
durumunu bilmeniz için yetsin.»
O
zaman, Andreas dedi: «Ey muallim, böyle bir duruma düşmemek için, bilgiyi bir
yana koymak iyi bir şey (o halde)!»
İsa
cevap verdi: «Eğer, dünya güneşsiz, insan gözsüz ve ruh da anlayışsız iyiyse o
zaman bilmemek de iyidir. Bakın, size diyorum ki, bilginin ebedi hayat için
olduğu kadar, ekmek geçici hayat için iyi değildir. Öğrenmenin Allah’ın bir
emri olduğunu bilmez misiniz? Şöyle diyor Allah: «Büyüklerinize sorun ve onlar
size öğretsinler.» Ve, kanun hakkında Allah der: «Görün ki, hükmüm gözlerinizin
önündedir; oturacağınız zaman, yürüyeceğiniz zaman ve her zaman onun üzerinde
düşünün.» Öyleyse, öğrenmenin iyi olup olmadığını şimdi biliyorsunuzdur
herhalde. Ah, mutsuzdur bilgeliği hakir gören. Çünkü o, ebedî hayatı kesinlikle
yitirecektir.»
Yakup,
karşılık verdi: «Ey muallim, Eyüb’ün bir hocadan ders almadığını biliyoruz,
İbrahim de (aynı); öyleyken, Allah’ın kutsal (kulları) ve peygamber oldular.»
İsa
cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, güveyin evinden olanın evlenme (törenine)
çağırılmasına gerek yoktur, çünkü o, törenin yapıldığı evde oturmaktadır.
Fakat, evden uzakta olanlar (çağırılır). Şimdi, bilmez misiniz ki, Allah’ın
peygamberleri Allah’ın rahmet ve bereket evindedirler ve Allah’ın kanunlarını
açık olarak içlerinde bulurlar. Babamız Davud bu konuda (bakın) ne der:
«Allah’ımın kanunu kalbimdedir; bu nedenle, O’nun yolu kazmakla
yapılmayacaktır.» Bakın, size diyorum ki, Allah’ımız insanı yaratırken, onu
yalnızca doğru olarak yaratmakla kalmadı. aynı zamanda kalbine, Allah’a kulluk
etmeye uygun olanı kendine göstermesi için bir ışık yerleştirdi. Bu bakımdan,
bu ışık günahlar nedeniyle kararsa bile, yine de sönmez, Çünkü, her kavimde,
Allah’ı yitirmiş olup, sahte ve yalancı tanrılara kulluk etseler bile, Allah’a
kulluk etme arzusu vardır. Dolayısıyla, bir insanın Allah’ın peygamberlerinden
ders alması gereklidir, çünkü onlar, Allah’a iyi kulluk ederek Cennet’e,
vatanımıza giden yolu öğretmek için ışığı yakarlar; tıpkı, gözleri hasta
olanlara yardım ve kılavuzluk edilmesinin gerekli olduğu gibi.»
79.
Yakup
karşılık verdi: «Peygamberler ölüyse bize nasıl öğretecekler; ve peygamberler
hakkında bilgisi olmayana da nasıl öğretilecektir?»
Isa
cevap verdi: «Onların akidesi, incelenebilsin diye yazılır, çünkü (yazılanlar)
peygamberden size (kalandır). Bakın, bakın size diyorum ki, peygamberliği hakir
gören, yalnızca peygamberi hakir görmekle kalmaz, peygamberi gönderen Allah’ı
da hakir görmüş olur., Fakat, (bazı) kavimler gibi peygamberliği bilmeyenlere
gelince, size söylüyorum: Eğer, böyle yörelerde bir insan kalbinin kendine
gösterdiği biçimde, başkalarından görmediğini başkalarına yapmadan ve
başkalarından aldığını komşusuna vererek yaşayacak olursa, evet böyle bir insan
Allah’ın rahmetinden uzak kalmayacaktır. Ölürken, daha önce olmazsa Allah
kendisine öğretecek ve rahmetle kanununu verecektir. Belki de, Allah’ın kanun
sevgisi için kanun verdiğini düşünüyorsunuz. Kesinlikle böyle değil, ama,
gerçekte Allah kanununu, insan Allah sevgisi için iyilik yapsın diye verir. Ve,
Allah Kendi sevgisi için iyilik yapan bir insan bulsa sanki onu hakir mi
görecektir? Hayır, asla, ama daha da, onu kendilerine kanun verdiklerinden çok
sevecektir. Bir örnek olarak anlatıyorum : «Büyük mal varlığı olan bir adam
vardı; ve bölgesinde yalnızca meyve vermeyen çöl topraklar bulunuyordu, îşte,
bir gün böyle bir çöl araziden geçerken, meyvesiz bitkiler arasında güzel
meyveler yeren bir bitki buldu. Bunun üzerine, bu adam dedi: «Bu bitki nasıl
olur da, böylesine güzel meyveleri verir? Onu kesinlikle kesmiyecek ve
diğerleriyle birlikte ateşe vermeyeceğim.» Ve, hizmetçilerini çağırıp, o
bitkiyi söktürerek bahçesine diktirdi. îşte böyle de size diyorum ki,
Allah’ımız nerede olurlarsa olsunlar, salih amel işleyenleri Cehennem’in
alevlerinden koruyacaktır.»
80.
«Söyleyin
bana, putatapıcılar arasında Eyub Uz’-dan başka nerede kaldı? Ve, tufan
zamanında Musa nasıl yazıyor? Bana söyleyin, O der: «Nuh gerçekten, Allah’ın
önünde rahmet buldu.» Babamız İbrahim’in sahte putlar yapıp tapınan inançsız
bir babası vardı. Lût, yeryüzünün en rezil insanları arasında yaşadı. Danyal,
bir çocukken Hananya, Azarya ve Mişael’le birlikte Buhtunnasır tarafından öyle
bir şekilde tutsak alındılar ki, o
zaman
daha sadece iki yaşında idiler; ve puta tapıcı hizmetçiler kalabalığı içinde
yetiştirildiler. Allah sağ ve diridir ki, nasıl ateş zeytin, servi veya palmiye
demeden kuru şeyleri yakar ve onları ateşe çevirir, öyle de Allah’ımız, Yahudi,
Sisian, Yunan veya Ismaili demeden, salih amellerde bulunan herkese merhamet
eder. Fakat, kalbin orada durmasın ey Yakup. Çünkü, Allah’ın peygamber
gönderdiği yerde kendi hükmünü tümüyle reddedip peygamberi izlemek, «O neden
böyle diyor?», «Neden böyle yasaklıyor ve emrediyor?» demeden, «Allah böyle
istiyor», «Allah böyle emrediyor» demek gerekir. Şimdi, İsrail kavmi Musa’yı
hakir gördüğünde, Allah Musa’ya ne demişti? «Onlar seni hakir görmediler, fakat
onlar Beni hakir gördüler.»
81.
«Bakın size diyorum ki, insan
tüm ömrünü konuşup yazmayı öğrenmeye değil, salih amel işlemeyi öğrenmeye de
harcamalıdır. Şimdi söyleyin bana, tüm dikkatiyle hizmet ederek, kendini memnun
etmeye çalışmayan Hirodes’in şu kulu kimdir? (Var mıdır böyle biri?)
Yalnızca
çamur ve gübre olan bir bedeni memnun etmeye çalışıp da, tüm şeyleri yaratan ve
ebedi Sübhan ve Kuddüs olan Allah’a kulluk etmeye çalışmayıp unutan
dünya(dakiler)e yazıklar olsun.» «Söyleyin bana, eğer kâhinler Allah’ın ahd
sandığını taşırken bırakıp yere düşürmüşlerse, bu onların büyük bir günahı
değil midir?» Havariler bunu duyunca titrediler, çünkü, Allah’ın sandığına
yanlış dokunduğu için Allah’ın Uzza’yı öldürdüğünü biliyorlardı. Ve dediler:
«Böyle bir günah en feci olanıdır.» O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki,
Allah’ın onunla her şeyi yarattığı ve ona uymakla size sonsuz hayat sunduğu
sözünü unutmak daha büyük bir günahtır.»
Ve
Isa böyle deyip dua etti. Duasından sonra dedi : «Yarın Samiriye’ye varmamız
gerekiyor, çünkü, Allah’ın kutsal meleği bana böyle dedi.»
Belli bir günün sabahında
erkenden Isa, Yakub’un yaptığı ve oğlu Yusuf’a verdiği kuyuya yaklaştı. Seyahat
nedeniyle yorgun düşen Isa havarilerini yiyecek satın almaları için şehre
gönderdi. Kendi de kuyunun yanına, bir kuyu taşının üstüne oturdu. Ve, bir de ne
görsün, Samiriyeli bir kadın su çekmek için kuyuya gelmiyor mu!
İsa
kadına dedi: «İçmek için bana (su) ver!» Kadın cevapladı: «Şimdi, sen bir
İbrani olarak, ben Samiriyeli bir kadından içecek istemeye utanmıyor musun?»
İsa
cevap verdi: «Ey kadın, senden içecek isteyenin kim olduğunu bilsen, belki de
sen ondan içecek isterdin.»
Kadın
karşılık verdi: «Şimdi, kuyu derinken ve senin de su çekecek ne kovan, ne de
ipin olmadığını görüp dururken, bana nasıl içmek için (su) verecekmişsin?»
Isa
cevap verdi: «Ey kadın, kim bu kuyunun suyundan içerse, susuzluk ona yine
gelir, fakat, kim benim verdiğim sudan içerse, artık bir daha susamaz; ama
(bunu) susuz olanlara içmek için verirler, o kadar ki, sonsuz hayata ererler.»
O zaman, kadın dedi: «Ey Rab, bana
bu suyundan ver.»
îsa cevap verdi: «Git, kocanı çağır,
ikinize de içmeniz için vereceğim.»
Kadın dedi: «Benim kocam yok.»
îsa
karşılık verdi: «Peki, doğruyu söyledin, çünkü senin beş kocan oldu, şimdiki
ise kocan değildir.»
Kadın
bunu duyunca şaşırdı ve dedi: «Rab, anlıyorum ki, sen bir peygambersin; bu
nedenle söyle bana, yalvarırım : îbraniler, Kudüs’te Siyon dağı üzerinde,
Süleyman’ın yaptırdığı mabette ibadet ederler ve derler ki, bir başka yerde
değil (ancak) orada
(insanlar)
Allah’ın rahmet ve bereketini bulurlar. Ve, halkımız (ise) bu dağlar üzerinde
ibadet eder ve derler ki, ibadet yalnızca Samiriye dağlarında yapılmalıdır. (Bu
durumda) gerçek ibadet edenler kimler olmuş oluyor?»
82.
O
zaman İsa iç çekti ve ağlayıp, dedi: «Yazıklar olsun sana Yahudiye, çünkü, sen
«Rabb’ın mabedi, Rabb’ın mabedi» diye büyüklenir ve sanki hiç Allah yokmuş gibi
ömür sürer, kendini tümden dünyanın zevklerine ve kazançlarına verirsin; (işte)
bu kadın Hüküm Günü’nde seni Cehennem’e mahkûm edecek; çünkü, bu kadın Allah
önünde rahmet ve bereketin nasıl bulunacağını öğrenmeye çalışıyor.»
Ve,
kadına dönerek dedi: *Ey kadın, siz Samiriyeliler bilmediğiniz şeye ibadet
eder, fakat biz İbranîler bildiğimiz şeye ibadet ederiz. Bak, sana diyorum ki,
Allah ruhtur ve gerçektir, ve öyle de, ona ruhtan ve gerçekten ibadet
edilmelidir. Çünkü, Allah’ın va’di Kudüs’te, Süleyman mabedinde yapılmıştır,
başka yerde değil. Ama, inan bana, bir gün gelecek ve Allah rahmetini bir başka
şehre gönderecek ve her yerde O’na gerçekten ibadet etmek mümkün olacaktır. Ve,
Allah her yerde gerçek ibadeti rahmet(iy)le kabul edecektir.
Kadın karşılık verdi: «Biz Mesih’e
bakıyoruz; o geldiğinde bize öğretecek.»
İsa cevap verdi: «Biliyor musun sen
kadın, Mesih’in geleceğini?»
Kadın cevap verdi: «Evet ya, Rab.»
O
zaman İsa sevindi ve dedi: «Gördüğüm kadarıyla ey kadın, sen mü’minsin; bu
bakımdan bil ki, Mesih’in inancıyla Allah’ın seçtiği herkes kurtulacaktır;
dolayısıyla, Mesih’in gelişini bilmen gerekmektedir.»
Kadın
dedi: «Ey Rab, belki de sen Mesih’sin.» İsa cevap verdi: «Ben, kuşkusuz İsrail
ailesine bir kurtuluş peygamberi olarak gönderilmiş bulunuyorum; fakat, benden
sonra Allah’ın tüm dünyaya gönderdiği Mesih gelecek; onun için yaratmıştır
Allah dünyayı. Ve, o zaman tüm dünyada Allah’a ibadet edilecek ve rahmete
erilecek, o kadar ki, şimdi yüz yılda bir gelen sevinç yılı Mesih’le her yerde
her (bir) yıla inecek.»
Sonra, kadın su kabını bırakıp,
İsa’dan duyduğu her şeyi bildirmek üzere şehre koştu.
83.
Kadın
İsa ile konuşurken, havarileri gelmiş ye İsa’nın bir kadınla bu şekilde
konuşmasına şaşıp kalmışlardı. Yine de kimse ona, «Samiriyeli bir kadınla böyle
niye konuşursun?» demedi.
Sonra, kadın ayrılıp gidince
dediler: «Muallim, yemeğe gelin.»
İsa
karşılık verdi: «Ben öbür yemeği yemeliyim.» O zaman, havariler birbirlerine
dediler: «Belki, bir yolcu İsa ile konuşup ona yiyecek bulmak için gitmiştir.»
Ve, bu (satırları) yazana sorup dediler: «Buraya muallime yemek getirebilecek
kimse geldi mi ey Barnabas?»
O
zaman (bu satırları) yazan cevap verdi: Gördüğünüz, şu boş kovayı suyla
doldurmak için getiren kadından başka kimse gelmedi.».O zaman, havariler
İsa’nın sözlerinin anlamını bekliyerek, şaşırıp kaldılar. Bunun üzerine îsa
dedi: «Bilmez misiniz ki, gerçek yiyecek Allah’ın istediğini yapmaktır,- çünkü,
insanı yaşatan ve ona hayat veren ekmek değil, daha çok, iradesiyle (gelen)
Allah’ın sözüdür. Ve, işte bu nedenle kutsal melekler
yemezler.
Ama, yalnızca Allah’ın iradesiyle beslenerek yaşarlar. Ve, bu şekilde biz, Musa
ve İlya ve yine bir başkası kırk gün kırk gece hiç yiyeceksiz (dururuz).
Ve,
İsa gözlerini kaldırıp dedi: «Hasat (vaktine) ne kadar var?» Havariler cevap
verdiler; «Üç ay.»
İsa
dedi: «Öyleyse bakın, nasıl dağ mısırlarla ağarmışsa, ben de size diyorum ki,
bugün toplanması gereken büyük bir hasat vardır.» Ve, sonra kendisini görmeye
gelen kalabalığa işaret etti. Şehre varan kadın, «Ey insanlar, gelin ve
Allah’ın İsrail ailesine gönderdiği yeni bir peygamber görün» diyerek, tüm
şehri ayağa kaldırmış ve İsa’dan duyduğu şeylerin hepsini anlatmıştı. (îsa’nın
bulunduğu) yere gelip, kendileriyle kalması için ona yalvardılar; ve (İsa)
şehre girip onlarla iki gün kaldı; hastaları iyileştirdi ve Allah’ın
melekûtuyla ilgili dersler verdi.
O zaman, şehirliler kadına
dediler: «Senin söylediğin zamankinden daha çok onun mucizelerine ve sözlerine
inanıyoruz; çünkü, o kuşkusuz Allah’ın kutsal bir (kulu), kendine inananların
kurtuluşu için gönderilmiş bir peygamberdir.
Gece
yarısı namazından sonra havariler İsa’nın yanına vardılar ve (îsa) onlara dedi:
«Bu gece Allah’ın elçisi Mesih zamanında —Şimdi yüz yılda bir gelirken her yıl
gelen sevinç (gecesi) olacak. Bu bakımdan, istiyorum ki uyumayalım, ibadet
edelim, yüz kez rükûya varıp, her zaman hamde lâyık Kadir ve Rahim olan
Allah’ımızı ta’zim edelim ve her seferinde (şöyle) diyelim: «Sen yegâne
Allah’ımız, kabul ve itiraf ederiz ki, Sen’in başlangıcın olmadı, sonun da
olmayacak; çünkü Sen rahmetinle her şeye başlangıç verdin ve adaletinle de
hepsine bir son vereceksin; Sen’in insanlar arasında hiç bir benzerin yoktur.
Çünkü, sonsuz iyiliğin içinde Sen ne kımıldarsın, ne de herhangi bir arızaya
uğrarsın.. Bize merhamet et, çünkü, bizi Sen yarattın ve biz Sen’in Ellerinin
eseriyiz.»
84.
îbadet
edildikten sonra îsa dedi: «Allah’a şükredelim, çünkü, bize bu gece büyük
rahmet indirdi; çünkü, bu gece geçecek olan zamanı geri getirdi. Ve biz
Allah’ın Elçisi’yîe birlikte ibadet ettik. Ve, ben onun sesini duydum.»
Havariler
bunu duyunca çok sevindiler ve dediler: «Muallim, bize bu gece bazı hükümler
öğret.»
O zaman İsa dedi: «Hiç balla karışık
gübre gördünüz mü?»
Cevap
verdiler: «Hayır Rab, çünkü, kimse bunu yapacak kadar deli değildir.» «(Madem
öyle), ben de size diyorum ki, dünyada daha deli insanlar vardır.» dedi îsa,
«Çünkü, Allah’a kullukla onlar dünyaya kulluğu karıştırırlar. O kadar ki,
lekesiz hayat yaşayanların pek çoğunu şeytan aldatmış ve ibadet ederlerken,
ibadetleriyle dünya işlerini kanştirmışlar, bu nedenle de, bu zamanda Allah’ın
gözünde çirkinleşmişlerdir. Söyleyin bana, ibadet için yıkanırken, hiç bir pis
şeyin kendinize dokunmamasına dikkat ediyor musunuz? Evet, mutlaka. Ya ibadet
ederken ne yapıyorsunuz? Ruhunuzu Allah’ın rahmetiyle günahlardan
temizliyorsunuz. Öyleyse, ibadet ederken, dünyalık şeylerden söz etmek ister
misiniz? (Aman) böyle yapmamaya dikkat edin, çünkü, her dünyalık kelime,
konuşanın ruhu üzerinde şeytan’ın bir gübresidir.»
O
zaman, havariler titrediler, çünkü, (İsa) ateşli bir ruhla konuşmuştu, ve
dediler: «Ey muallim, eğer, biz ibadet ederken bir arkadaş bizimle konuşmaya
gelirse ne yapalım?» Isa cevap verdi: «Bekletin ve ibadeti tamamlayın.»
Bartalemus dedi: «Ama, alınır da, kendisiyle konuşmadığımızı görünce çeker
giderse?»
İsa
cevap verdi: «Eğer alınırsa, bana inanın ki, o sizin bir arkadaşınız veya bir
mü’min değil, gerçekte inanmayanın biri ve şeytan’ın yoldaşıdır. Söyleyin bana,
eğer Hirodes’in bir seyis yamağıyla konuşmaya gitseniz ve onu Hirodes’in
kulağına söz anlatırken bulsanız, sizi bekletti diye alınır mısınız?»
Kesinlikle hayır; aksine, arkadaşınızı kralın sevdiğini görerek rahat
edersiniz. Doğru değil mi?» dedi Isa.
Havariler
cevap verdiler; «Doğruların doğrusu.» O zaman İsa dedi: «Bakın, size diyorum
ki, herkes ibadet ederken Allah’la konuşur. Öyleyse, insanla konuşacağız diye,
Allah’la konuşmayı bırakmanız doğru olur mu? Bundan dolayı, Allah’a kendinden
çok saygı gösterdiğiniz için arkadaşınızın alınması doğru olur mu? İnanın bana,
eğer beklettiğimiz zaman alınırsa, şeytan’ın iyi bir kulu (demektir) o. Çünkü,
Allah’ın insan için bırakılması şeytan’ın arzusudur. Allah sağ ve diridir ki,
her iyi işte, Allah’tan korkan kendini dünyanın işlerinden ayırmalı ki, iyi
ameli bozulmasın.»
85.
«Bir
adam kötü işte bulunduğu veya kötü sözler söylediği zaman, biri onu düzeltmeye
gidip, bu tip işlerden men etse, bu adamın yaptığı nedir?» dedi İsa.
Havariler
cevap verdiler: «İyi eder, çünkü, güneşin daima karanlığı sürüp çıkarmaya
çalışması gibi, her zaman kötülüklerin men edilmesini isteyen Allah’a hizmet
eder.» İsa dedi: «Ben de size diyorum ki, aksine, bir insan iyilik yapar ve iyi
(şeyler) konuşurken, kim onu daha iyi olmayan herhangi bir şeyi bahane ederek
engellemeye çalışırsa şeytan’a hizmet eder. Hayır, hayır, onun yoldaşı (bile)
olur. Çünkü şeytan, her iyi şeyi engellemekten başka bir işe bakmaz.»
«Şimdi
ben size ne diyeyim? Allah’ın dostu ve mukaddesi Süleyman Peygamber’in dediği
gibi diyeyim size: «Tanıdığınız bin kişiden biri arkadaşınızdır.» O zaman Matta
dedi: «Öyleyse, kimseyi sevemiyeceğiz.»
Isa
cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, sizin için günah dışında herhangi bir
şeyden nefret etmek meşru değildir; o kadar ki, şeytan’dan bile Allah’ın
yaratığı olarak nefret edemez, ancak Allah’ın düşmanı olarak (nefret edebilirsiniz).
Bu, neden böyle biliyor musunuz? Söyleyeyim size: Çünkü, o, Allah’ın bir
yaratığı olup, Allah’ın yarattığı her şey iyi ve tamdır. Bu bakımdan, kim
yaratılandan nefret ederse Yaratan’-dan da nefret eder. Fakat, arkadaş tek bir
şeydir, kolayca bulunmaz, ama kolayca yitirilir. Çünkü, arkadaş sonsuz derecede
sevdiğiyle zıtlaşmaya katlanamaz. Dikkat edin, tedbirli olun ve arkadaş olarak
sevdiğinizi sevmeyeni seçmeyin. Arkadaşın ne demek olduğunu biliyor musunuz?
Arkadaş; şu bu değil, yalnızca ruh doktoru demektir. Ve böyle de, nasıl kişi,
hastalığı bilip de, ilâcını vermekten anlayan iyi bir doktoru çok seyrek
bulursa, aynı şekilde, hataları bilip, doğruya yöneltmekten anlayan arkadaşlar
da (çok seyrek bulunur.) Fakat, burada bir şer vardır; şöyle ki, arkadaşlarının
hatalarını görmezlikten gelen arkadaşlara sahiptir pek çokları; diğerleri
vardır, onları mazur görür; bir diğerleri onları dünyevî bahanelerle savunur;
ve en kötüsü de, arkadaşını yanlışlara çağırıp yardım eden ve sonunu kendi kötü
sonuna benzetendir. Dikkat edin ki, böylelerini arkadaş edinmeyesiniz, çünkü,
gerçekten onlar düşmandırlar ve ruh katilleridirler.»
86.
«Arkadaşınız
şöyle olsun: Sizi doğrultmak isterken bile, kendisi doğrulsun; sizin Allah
sevgisi için her şeyden geçmenizi isterken bile, Allah’a hizmet için kendini
bile feda etmeniz onu memnun etsin.
«Ama
söyleyin bana, eğer bir kişi Allah’ı nasıl seveceğini bilmezse, kendini ne
şekilde seveceğini nasıl bilir; kendini sevmeği bilmezken, başkalarını ne
şekilde seveceğini nasıl bilir? Kesinlikle imkânsızdır bu. Bu bakımdan,
kendinize arkadaş seçeceğiniz zaman (çünkü, hiç arkadaşı olmayan, oldukça
yoksul olandır) , önce, onun güzel soyuna, güzel ailesine, güzel evine, güzel
giysisine, güzel şekline ve güzel sözlerine bakmayın. Çünkü; kolayca
aldanırsınız. Fakat, Allah’tan nasıl korktuğuna, dünyalık şeyleri nasıl hakir
gördüğüne, salih amelleri nasıl sevdiğine ve hepsinin üstünde kendi bedeninden
nasıl nefret ettiğine bakın ki, gerçek arkadaşı kolayca bulasınız; eğer o her
şeyin üstünde Allah’tan korkuyor ve dünyanın fani şeylerini hakir görüyorsa;
her zaman salih amellerle meşgul oluyor ve kendi vücudundan zalim bir düşman
gibi nefret ediyorsa. Yine de, böyle bir arkadaşı, sevgin onda kalacak şekilde
sevmeyeceksiniz. Çünkü, (bu şekilde) bir puta tapıcı olursunuz. Ama, onu
Allah’ın size verdiği bir hediye olarak sevin, çünkü, bu şekilde Allah (onu)
daha büyük sevgiyle süsleyecektir. Bakın, size diyorum ki, gerçek bir arkadaş
bulan Cennet’in zevklerinden birini bulmuştur; hayır, hayır, böylesi Cennet’in
anahtarıdır.
Teddeus
karşılık verdi: «Ya, bir adamın şans eseri, sizin anlattığınız gibi olmayan bir
arkadaşı olacak olursa, ey muallim? Ne yapsın o? Ondan vaz mı geçsin?»
İsa
cevap verdi: «Gemisini kârlı olduğu sürece kullanan, zararlı hale geldiğini
gördüğü zaman da bırakan denizcinin yaptığı gibi yapsın. Senden daha kötü olan
arkadaşını böyle yaparsın, senin için bir tehlike olduğu şeylerde eğer Allah’ın
rahmetinden ayrı düşmeyeceksen onu terk et.»
87.
«Vay
haline tökezlerden dolayı dünyanın. Tökezlerin gelmemesi olmaz, tüm dünya
kötülükler içinde yüzüyor çünkü. Ama yine de, vay o adama ki, tökezler onun
vasıtasıyla gelir. Eğer bu adam boynunda bir el değirmeni taşıyıp, denizin derinliklerine
dalsaydı, komşusuna karşı suç işlemesinden daha iyi olurdu. Eğer, gözünüz sizin
bir günah nedeniyse, onu çıkarıp atın; çünkü, tek bir gözle Cennet’e gitmek,
ikisiyle birlikte Cehennem’e gitmekten daha iyidir. Eğer, eliniz veya ayağınız
sizi günaha itiyorsa, (yine) aynı şekilde yapın; çünkü, göklerin melekûtuna bir
ayak veya bir elle girmek, iki el veya iki ayakla Cehennem’e gitmekten daha
iyidir.»
Petrus
seslendi: «Rab, ben bunu ne yapayım? Muhakkak, kısa zamanda parça parça olacağım.»
İsa
cevap verdi: «Ey Petrus, bedeni aklı bırak ve doğruca gerçeği bul. Çünkü, sana
öğreten senin gözündür, sana işlerinde yardım eden ayağındır, sana bir~şeyler
alıp veren de elindir. Bu bakımdan, bunlar senin için günah nedeni olursa,
onları bırak; çünkü, Cennet’e bilgisiz, bir kaç amelle ve yoksul gitmek,
Cehennem’e akıllı, büyük amellerle ve zengin gitmekten daha iyidir. Seni
Allah’a kulluktan alıkoyan her şeyi, bir kişinin görmesini engelleyen her şeyi
fırlatıp attığı gibi, kendinden çıkar at.»
Ve,
îsa böyle söyleyip, Petrus’u yanına çağırdı ve ona dedi: «Eğer, kardeşin sana
karşı günah işlerse, git ve onu düzelt. Eğer düzelirse sevin; çünkü, kardeşini
kazanmış olursun. Ama, düzelmezse, yeniden git ve iki tanık çağırıp, onu
yeniden düzelt; ve düzelmeyecek
olursa
git ve durumu kiliseye anlat; yine de düzelmeyecek olursa, onu kâfir yerine
koy, bu bakımdan, onunla aynı çatı altında durmaz, onun oturduğu masada yemek
yemez ve onunla konuşmazsın; o kadar ki, yürürken ayağını koyduğu yeri
bilirsen, oraya kendi ayağını koymazsın.»
88.
Ama,
aklında olsun ki, kendini daha iyi görmeyesin; bunun, yerine şöyle diyesin:
«Petrus, petrus, eğer Allah nimetiyle sana yardım etmese, ondan daha kötü
olursun.» Petrus karşılık verdi: «Onu nasıl düzeltmeliyim?»
îsa
cevap verdi: «Kendinin nasıl düzeltilmesini istiyorsan öyle. Başkalarının sana
nasıl katlanmalarını istiyorsan, sen de başkalarına öyle katlan. înan bana
Petrus, çünkü sana söylüyorum ki, merhametle kardeşini düzelttiğin her vakit
Allah’ın merhametini çekersin ve sözlerin meyvesini verir; fakat, sert ve haşin
olursan, Allah’ın adaleti tarafından sertçe cezalandırılırsın ve sözlerin hiç
meyve vermez. Söyle bana Petrus: Şu, yoksulların içinde yemeklerini
pişirdikleri toprak kaplar var ya, bunları onlar denk geldiğince taşlarla ve
demir çekiçlerle mi yıkıyorlar? Emin ol ki hayır; ama, bunların yerine sıcak
suyla (yıkamıyorlar mı?) Kaplar, demirle parça parça olur, yemek eşyası ateşte
yanar; fakat, insan merhametle düzelir. Dolayısıyla, kardeşini düzelteceğin
zaman kendi kendine şöyle diyesin: «Eğer Allah bana yardım etmezse, onun bugün
yaptıklarının, ben daha kötüsünü yaparım yarın.»
Petrus karşılık verdi: «Kardeşimi
kaç kez bağışlamalıyım, ey muallim?»
İsa cevap verdi: «Onun seni kaç kez
bağışlamasını istiyorsan, o kadar.»
Petrus dedi: «Günde yedi kez mi?»
îsa
cevap verdi: «Yalnızca yedi kez değil, onu her gün yetmiş çarpı yedi kez
bağışlayacaksın; çünkü.-bağışiayan bağışlanacak, cezaya çarptıran ise cezaya
çarptırılacaktır.»
O
zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Yanıklar olsun reislere! Çünkü, Cehennem’e
gidecektir onlar.»
îsa,
onu azarlıyarak dedi: «Böyle demekle aptallaşıyorsun, ey Barnabas! Bak, sana
diyorum ki, reisin devlet için gerekli olduğu kadar, banyo vücut için, gem at
için ve dümen gemi için önemli değildir. Ve, hangi nedenle Allah Musa’ya,
Yuşa’ya, Samuel’e, Davud ve Süleyman’a ve gelip geçen daha pek çoklarına hüküm
verdi? Bunlara Allah, kötülüklerin kökünden kazınması için kılıç vermiştir.»
O
zaman, bu (satırları) yazan dedi: «Şimdi, cezaya çarptırma ve bağışlama
hükümleri nasıl verilmeli?»
îsa
cevap verdi: «Herkes hüküm verici değildir: -Çünkü, başkalarını cezaya
çarptırma hak ve yetkisi yalnızca hakimlere aittir, ey Barnabas. Ve, nasıl
baba, tüm beden çürümesin diye, çürümüş bir azanın oğlundan kesilip atılmasını
emrederse, hakim de suçluları cezaya çarptırmalıdır.»
89.
Petrus dedi: «Kardeşimin tevbe
etmesi için ne kadar beklemem gerek?»
İsa cevap verdi: «Seni ne kadar
beklemelerini istiyorsan o kadar.»
Petrus karşılık verdi: «Herkes bunu
anlamaz; bu bakımdan, bize daha açık konuşun.»
îsa cevap
verdi: «Allah’ın seni beklediği kadar, sen de kardeşini bekle.»
«Bunu
da anlamazlar» dedi Petrus. îsa cevap verdi: «Tevbe etmek için vakti olduğu
sürece bekle.»
O
zaman, Petrus üzüldü ve diğerleri de (üzüldüler) , çünkü, söylemek istenileni
anlamadılar. Bunun üzerine, îsa cevap verdi: «Eğer sağlam anlayış sahibiyseniz
ve kendinizin günahkâr olduğunuzu biliyorsanız, kalbinizi günahkâra karşı
merhametten kesmeyi hiç bir zaman düşünmezsiniz. Ve, ben böyle açık açık
söylüyorum size, ki günahkâr, dişlerinin altında nefes alıp verecek bir ruhu
oldukça tevbe etsin diye beklenmelidir. Çünkü, Kadir ve Rahim olan Allah’ımız
onu böyle bekler. Allah demedi ki, «Şu saatte günahkâr oruç tutacak, zekât
verecek, namaz kılacak ve hacca gidecek ve ben de onu affedeceğim.» Pek çokları
bunu yerine getirdiler de, ebediyen lanete uğradılar. Fakat, O dedi: «Şu saatte
günahkâr günahlarına ağlasın, ben de, kendi payıma onun kötülüklerini daha
fazla hatırlamam.» Anlıyor musunuz?» dedi îsa. Havariler cevap verdiler:
«Kısmen anladık, kısmen de anlamadık.»
îsa
dedi: «Neresini anlamadınız?» Cevapladılar: «Oruçla birlikte namaz da kılan pek
çok kişinin lanete uğramasını.»
O
zaman, îsa dedi: «Bakın, size diyorum ki, münafıklar ve goyimler Allah’ın
dostlarından daha çok namaz kılar, daha çok zekât verir ve daha çok oruç
tutarlar. Ama, inançları olmadığından, Allah sevgisi için tevbe edemezler ve
böylece lanete uğrarlar.» O zaman Yuhanna dedi: «Bize, Allah aşkına imanı
öğret.»
îsa
cevap verdi: «Şimdi, sabah namazını kılma vakti.» Bunun üzerine kalkıp
yıkandılar ve her zaman Sübhan ve Azîm Allah’ımıza ibadet ettiler.
90.
Namaz
bitince, havarileri yeniden İsa’nın yanına geldiler, o da ağzını açtı ve dedi:
«Yaklaş Yuhanna, çünkü bu gün, sorduğun her şeyi sana anlatacağım. İman,
Allah’ın seçtiklerini mühürlediği bir mühürdür: mühür ki, Elçisi’ne vermiş ve
O’nun ellerinden seçilmiş olan herkes imanı almıştır. Çünkü, nasıl Allah
birdir, öyle de, iman da birdir. Bu nedenle, her şeyden önce Elçisi’ni yaratmış
olan Allah, O’na her şeyden önce, sanki Allah’ın benzeriymiş (resmiymiş) ve
Allah’ın yaptığı ve söylediği şeylerin hepsiymiş gibi imanı vermiştir. Ve,
işte, mü’min imanla her şeyi birinin gözleriyle gördüğünden daha iyi görür;
çünkü, gözler yanılabilir; hatta, hemen hemen her zaman yanılır; ama iman asla
yanılmaz, çünkü, kaynak olarak Allah ve sözüne sahiptir. Bana inan, imanla
Allah’ın tüm seçtikleri kurtulur. Ve, herhangi bir kimsenin iman olmadan
Allah’ı memnun etmesinin imkânsız olduğu da kesindir. Bu nedenle şeytan, orucu
ve namazı, zekâtı ve haccı hiçe indirmek için çalışmaz; inanmayanları daha bu
işleri yapmaya iter, çünkü, insanın karşılığını almadan çalıştığını görmekten
zevk alır. Fakat, tüm gayretiyle imanı hiçe indirmek için sancılanır durur. Bu
bakımdan iman özenle bilhassa korunmalıdır; ve en emin yol da, «Neden?»
sorusunun insanları Cennet’ten çıkardığını ve şeytan’ı en güzel bir melekten
çirkin bir cine çevirdiğini görerek, «Neden’i bırakmak olacaktır.»
O
zaman Yuhanna dedi: «Şimdi biz, ilmin kapısı olduğunu göre göre, «Neden» i
nasıl bırakalım?»
İsa cevap verdi: «Öyle değil,
«Neden» Cehennem’-in kapısıdır.»
Bunun üzerine Yuhanna sustu,
Isa devam etti : «Allah bir şey söylediği zaman ey insan, sen kimsin ki, kuşkun
kalmasın diye, «Neden böyle dedin ey Allah; neden böyle yaptın?
diyecekmişsin?
Toprak kap, olur ya, yapıcısına diyecek mi ki, «beni neden su tutmak için
yaptın da, almak için yapmadın?» Bak, sana diyorum ki, her iğvaya karşı şu
sözle kendini güçlendirmen gerekir: «Allah böyle dedi», -Böyle yaptı Allah»;
«Allah böyle diledi»; çünkü, böyle yapmakla emniyet içinde yaşarsın.»
91.
Bu
zamanda Yahudiye’nin her yanında, İsa hakkında büyük bir dedikodu vardı: Romalı
askerler şeytan’ın çalışmalarıyla, İsa’nın kendilerini ziyaret etmeye gelen
Allah olduğunu söyleyerek, İbranîler’i karıştırıyorlardı. Bunun üzerine,
öylesine büyük bir fitne doğdu ki, kırk gün demeden tüm Yahudiye silahlandı; o
kadar ki, oğul babasına, kardeş kardeşine karşı durdu. Çünkü, bazıları İsa’nın
dünyaya gelen Allah olduğunu söylerken, diğerleri, «Hayır, O Allah’ın oğludur»
diyor; bir diğerleri de, «Hayır, çünkü Allah insana benzemez, bu nedenle de,
oğul edinmez; Nasıralı İsa ise Allah’ın bir peygamberidir» diyorlardı.»
Ve, bu (fitne) İsa’nın gösterdiği
büyük mucizeler nedeniyle doğmuştu.
Bunun
üzerine, halkı susturmak için, başkâhinin alnında Allah’ın kutsal adı, Teta
Gramaton (aslından aynen alındı) olduğu halde kâhinlik cübbesini giyip at
üzerinde merasimde görünmesi gerekti. Ve, benzer şekilde vali Pilatus ve
Hirodes de ata bindiler. Bu olaylar nedeniyle, Mizpeh’de, her biri kılıçlı
ikiyüzbin kişiden oluşan üç ordu toplandı. Onlara karşı Hirodes konuştu, fakat
susmadılar. Sonra, vali ve başkahin konuşup dediler: «Kardeşler, bu savaş
şeytan’ın çalışmasıyla doğuyor, çünkü îsa hayattadır ve ona baş vurup, kendisi
hakkında ifade vermesini istememiz gerekir. Sonra da ne derse ona inanırız.»
Bunun
üzerine herkes sustu; silahlarını bırakıp, birbirlerini kucakladılar ve
birbirlerine şöyle dediler: -«Beni affet, kardeş!»
O gün, kararlaştırıldığı biçimde
herkes söyleyeceği şeye göre Isa’ya inanmayı kalbine koydu. Ve, vali ile
başkâhin tarafından, İsa’nın bulunduğu yeri bildirecek olana büyük ödüller
verileceği ilân edildi.
92.
Bu
sırada biz, kutsal meleğin sözü üzerine Sina Dağı’na gitmiştik. Ve, îsa orada
havarileriyle birlikte kırk gün kaldı. Bu (süre) geçince, Kudüs’e gitmek üzere
îsa Erden ırmağına vardı. Ve, İsa’nın Allah olduğuna inananlardan biri
tarafından görüldü. Bunun üzerine sevinçlerin en büyüğüyle, -«Allah’ımız
geliyor» diye bağırıp, şehre varınca da, «Allah’ımız geliyor ey Kudüs, onu
almaya hazırlan!» diyerek tüm şehri ayaklandırdı. Ve, İsa’yı Erden yakınında
görmüş olduğuna tanıklık etti.
O
zaman, küçük büyük herkes İsa’yı görmek için şehirden çıktı, o kadar ki, şehir
boşaldı; çünkü kadınlar, çocuklarını kucaklarına almışlar, yemek için yiyecek
almayı bile unutmuşlardı.
Bu
durumu anladıkları zaman vali ve başkâhin atla çıkıp, halk arasındaki fitnenin
yatışması için, aynı şekilde İsa’yı bulmak için atla çıkan Hirodes’e bir elçi
gönderdiler. Bunun üzerine, iki gün Erden yakınındaki görülen yerlerde İsa’yı
aradılar ve üçüncü gün öğleye doğru, havarileriyle birlikte Musa’nın kitabına
göre ibadet için temizlenirken buldular.
îsa,
yeri insanlarla dolduran kalabalığı görünce çok şaşırdı ve havarilerine dedi:
«Belki de şeytan Yahudiye’de fitne uyandırmıştır. şeytan’dan günahkârlar
üzerindeki egemenliğini Allah inşallah alır.»
Ve,
bunu dediğinde kalabalık yaklaşıyordu ve kendisini tanıdıkları zaman, «Hoş
geldinler sana ey Allah’ınız!» diye bağırmaya ve Allah’a yapıyorlarmış gibi
saygı gösterilerinde bulunmaya başladılar. Bunun üzerine İsa büyük bir aah
çekti ve dedi: «Gidin benim önümden ey deliler, çünkü, ben yerin açılıp da
iğrenç sözlerinizden dolayı sizinle birlikte beni yemesinden korkuyorum!» Bunun
üzerine insanlar dehşete kapılarak, ağlamaya başladılar.
93.
O
zaman, İsa sus işareti olarak elini kaldırdı ve dedi: «Siz var ya siz, ey
İsrailîler, bir insan olan bana Allah’ımız demekle büyük hata işlediniz. Ve,
korkarım ki, Allah bundan dolayı kutsal şehir üzerine, onu yabancılara köle
ederek ağır bir belâ indirir Ey, sizi buna iten bin kez lanetli şeytan!»
Ve
bunu deyip, İsa iki elleriyle yüzünü tokatladı, bunun üzerine öylesine bir yas
yükseldi ki, kimse îsa’nın ne dediğini duyamıyordu. Bu durum karşısında, Isa
bir kez daha sus işareti olarak elini kaldırdı. Ve, halk ağlamayı bırakınca,
bir kez daha konuştu: «Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde oturan her
şeyi tanıklığa çağırıyorum ki, ben sizin dediğiniz, şeylerin tümüne yabancıyım;
görüyor (sunuz) ki, ben, ölümcül (bir) kadından doğmuş, Allah’ın hükmüne tabi,
diğer insanlar gibi yeme ve uyuma, soğuk ve sıcak dertlerini çeken bir insanım.
Bu bakımdan, Allah hükmünü vereceği zaman; sözlerim benim insandan öte olduğuma
inananların her birini bir kılıç gibi delip geçecektir.»
Ve,
böyle dedik (ten sonra) îsa, çok büyük bir atlı kalabalığı gördü ve bundan
Hirodes ve başkâhinle birlikte valinin gelmekte olduklarını anladı. O zaman İsa
dedi: «Ne belli, belki onlar da delirmiştir.»
Vali,
Hirodes ve başkâhinle birlikte oraya varınca, herkes atından inip, İsa’nın
çevresinde bir çember oluşturdular, o kadar ki, askerler İsa’nın başkâhinle
konuşmasını dinlemek isteyen halkı tutamıyorlardı.
îsa
saygıyla kâhine yaklaştı, ama o İsa’nın önünde rükûya vanp, tapınmak istiyordu
ki, İsa bağırdı; «Yaptığına dikkat et, ey yaşayan Allah’ın kâhini! Allah’ımıza
karşı günah işleme!»
Kâhin
karşılık verdi: «Şimdi, Yahudiye senin alâmetlerin ve öğretinle öylesine
kaynıyor ki, senin Allah olduğunu haykırıyorlar; bu nedenle, halk
sıkıştığından, Roma valisi ve kral Hirodes’le buraya gelmiş bulunuyorum. Bu
bakımdan, sana yürekten rica ediyorum ki, senin yüzünden ortaya çıkan fitneyi
kaldırmaya razı olasın. Çünkü, bazıları Allah olduğunu söylüyor, bazıları
Allah’ın oğlu olduğunu, bazıları da bir peygamber olduğunu söylüyor.»
îsa
cevap verdi: «Ve sen, ey Allah’ın başkâhini, neden sen bu fitneyi
yatıştırmadın? Sen de mi yoksa aklını yitirdin? Allah’ın kanunu ile birlikte
peygamberlikler öylesine nisyana(unutulmaya) terkedilmiş ki, ey şeytan’ın
aldattığı lanetli Yahudiye!»
94.
Ve,
îsa bunu söyleyip, yeniden dedi: «Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde
oturan herkesi tanıklığa çağırıyorum ki, insanların hakkımda dedikleri, yani,
benim insandan öte olduğum (şeklinde söyledikleri) şeylerin tümüne yabancıyım
ben. Çünkü, bir kadından doğma, Allah’ın hükmüne tabi, burada diğer insanlar
gibi yaşayan, ve herkesin çektiği dertlere maruz bir insanım ben. Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, dediğin şeyi söylemekle büyük günah
işledin, ey başkâhin. Bu günah nedeniyle kutsal şehir üzerine büyük intikam
gelmez inşallah.»
O zaman, kâhin dedi: «Allah bizi
bağışlasın ve sen bizim için dua et.»
Sonra,
vali ve Hirodes dediler: «Efendi, insanın senin yaptığını yapması imkânsızdır;
bu bakımdan, ne dediğini anlamıyoruz.»
îsa cevap verdi: «Dediğiniz doğru, çünkü,
Allah insanda iyi şeyler yapar. Nasıl ki, şeytan
kötü şeyler yapıyor. Çünkü, insan
bir dükkân gibidir. Oraya rızasıyla giren çalışır ve
orada satıcılık yapar. Fakat,
söyleyin bana ey vali ve sen ey kral, siz böyle dersiniz,
çünkü bizim kanunumuza yabancısınız.
Eğer, Allah’ımızın ahdini ve va’dini okursanız,
Musa’nın bir asayla suyu kana, tozu
pireye, çiği fırtınaya ve ışığı karanlığa çevirdiğini
görürsünüz. Yerleri kaplayan kurbağa
ve fareleri Mısır’a getirdi, ilk doğanları öldürdü ve
denizi yardı da, orada Firavun’u
boğdu. Ben, bunlardan hiç birini yapmış değilim. Ve,
Musa’ya gelince, herkes itiraf eder
ki, o, şu anda ölmüş bir adamdır. Yuşa, güneşi yerinde
durdurdu ve Erden (ırmağını) yardı,
ben bunları da henüz yapmadım. Ve, Yuşa’ya
gelince, herkes itiraf eder ki o şu
anda ölmüş bir adamdır. îlya gökten görüne görüne ateş
ve yağmur indirdi, ben, bunları da
yapmış değilim. Ve, îlya’ya gelince, herkes itiraf eder
ki, o bir insandır. Ve, (aynı
şekilde) Allah’ın kudretiyle, Kadir ve Rahîm, her zaman
Sübhan ve Kuddüs Allah’ımızı
bilmeyenlerin akıllarının kavrayamayacağı şeyler yapan
daha pek çok peygamberler, kutsal
insanlar, Allah’ın dostları.»
95.
Ardından,
vali, başkâhin ve kral, İsa’dan halkı susturması için, yüksek bir yere çıkıp
halka konuşmasını rica ettiler. O zaman İsa, tüm İsrailîler kuru ayakkabılarla
geçerlerken Yuşa’nın Ürdün’ün orta yerinden on iki kabileye aldırttığı oniki
taştan birinin üzerine çıktı ve yüksek sesle dedi: «Kâhinimiz yüksek bir yere
çıksın da, oradan benim sözlerimi tasdik etsin.» Bunun üzerine, kâhin oraya
çıktı; İsa, herkes duysun diye, ona ayrıca dedi: «Yaşayan Allah’ın va’dinde ve
ahdinde, Allah’ımızın başlangıcı olmadığı ve hiç bir zaman sonunun da
olmayacağı yazılıdır.»
Kâhin, karşılık verdi: «Aynen böyle
yazılıdır orada.»
İsa
dedi: «Allah’ımızın yalnızca Kendi Sözü’yle her şeyi yaratmış olduğu
yazılıdır.» «Aynen öyledir» dedi kâhin.
îsa
dedi: «Allah’ın değişmeyen cisimsiz ve hiç bir şeyden oluşmaması nedeniyle
görünmez ve insan zihninden gizli olduğu yazılıdır.» «Öyledir, gerçekten» dedi
kâhin.
îsa
dedi: «Allah’ımız sınırsız ve sonsuz olduğundan, gökler göğünün onu ihata
edemiyeceği yazılıdır.»
«Süleyman Peygamber de böyle söyledi
ey îsa» dedi kâhin.
İsa
dedi «Allah’ın yemediğinden, uyumadığından ve her hangi bir eksiklikle ma’lûl
olmadığından, hiç bir şeye ihtiyaç duymadığı yazılıdır.
«Öyledir» dedi kâhin.
îsa
dedi: «Allah’ımızın her yerde olduğu ve vurup düşüren ve bütünleştiren ve razı
olduğu her şeyi yapan O’ndan başka hiç bir ilâh olmadığı yazılıdır.» «Öyle
yazılıdır» diye karşılık verdi kâhin.
O
zaman îsa ellerini yukarı kaldırarak dedi: «Allah’ımız Rabb, tersine inanacak
herkese karşı şahit olarak, senin hükmüne getireceğim inancım budur.» Ve, halka
dönerek dedi: «Kâhinin, Allah’ın ebediyete kadar ahdi olan Musa’nın kitabında
yazılıdır dediği şeylere bakarak tevbe edin, ki günahınızı idrak edebilesiniz;
çünkü ben görünen bir insan ve yeryüzünde yürüyen diğer insanlar gibi ölümlü
bir çiğnem çamurum. Ve, benim bir başlangıcım oldu, sonum da olacak ve (ben)
bir sineği (bile) yeniden yaratamayan biri(yim).»
Bunun
üzerine, halk sesli sesli ağlayıp dedi: «Günah işledik sana karşı Allah’ımız
Rabb; bize merhamet et.» Ve, kutsal şehrin güvenliği, Allah’ın kızarak onu
milletlerin ayaklarının altına teslim etmemesi için Isa’ya dua et diye hepsi de
yalvardı. Bu durum karşısında, îsa ellerini kaldırarak, kutsal şehir ve Allah’ın
insanları için dua etti. Herkes bağrışıyordu: «Amin, amin!»
96.
Dua
bitince kâhin yüksek bir sesle dedi: «Dur îsa, çünkü, milletimizi
sakinleştirmek için senin kim olduğunu bilmemiz gerekiyor.»
İsa
karşılık verdi: «Ben, Davud soyundan Meryem oğlu îsa, ölümlü ve Allah’tan
korkan bir insanım ve şan, şeref ve azametin Allah’a verilmesine çalışıyorum.»
Kâhin
cevap verdi: «Musa’nın kitabında, Allah’ın ne dilediğini bize ilân edecek ve
dünyaya Allah’ın rahmetini getirecek olan Mesih’i Allah’ın bize herhalde
göndereceği yazılıdır. Bu bakımdan, senden rica ediyorum, bize gerçeği söyle,
sen beklediğimiz Allah’ın Mesihi misin?»
İsa
cevap verdi: «Allah’ın böyle va’d ettiği doğrudur. Fakat ben kuşkusuz o
değilim, çünkü o benden önce yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir.»
Kâhin
karşılık verdi: «Sözlerinden ve alâmetlerinden, biz ne olursa olsun inanıyoruz
ki, sen Allah’ın bir peygamberi ve bir mukaddesisin. Bu nedenle, tüm Yahudiye
ve İsrail adına senden rica ediyorum ki, Allah aşkına bize Mesih’in ne şekilde
geleceğini anlatasın.»
îsa
cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah, babamız
İbrahim’e, «Senin soyundan yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım» diye va’d
etmişse de, ben yeryüzünün tüm kabilelerinin beklediği Mesih değilim. Fakat,
Allah beni dünyadan çekip alınca, şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah’ın
oğlu olduğuma inandırarak, bu lânetli fitneyi yeniden çıkaracak, bu şekilde
sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü’min ya kalacak,
ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak ve herşeyi kendisi için
yaratmış olduğu Elçisi’ni gönderecek; O güneyden kuvvetle gelecek ve
putatapıcılarla birlikte putları yok edecek; şeytan’-dan insanlar üzerindeki
egemenliği (ni) alacak. Yanında, kendisine inanacak olanların kurtuluşu için
Allah’ın merhametini getirecektir. Onun sözlerine inanacak olanlara (ne)
mutlu.»
97.
“MUHAMMED O’nun kutlu adıdır”
«O’nun
ayakkabı bağlarını çözecek değerde değilsem de, Allah’tan O’nu görme rahmet ve
bereketini aldım.»
O
zaman, vali ve kralla birlikte kâhin cevap verip, dedi: «Üzme kendini ey îsa,
Allah’ın mukaddesi, çünkü, bizim zamanımızda bu fitne bir daha olmaz, şundan
ki, kutlu Roma senatosuna o şekilde yazacağız ki, împaratorluk iradesiyle kimse
sana bundan böyle Allah veya Allah’ın oğlu demeyecektir.»
O
zaman, İsa dedi: «Sözlerinizden teselli bulmuyorum, çünkü sizin ışık umduğunuz
yere karanlık gelecektir; fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi
yok edecek ve dini tüm dünyaya yayılıp, (tüm dünyayı) kontrolüne alacak olan
Elçi’nin gelmesindedir, çünkü böyle va’d etmiştir Allah, babamız İbrahim’e. Ve,
bana teselli veren, onun dininin sona ermeyecek ve Allah tarafından el değmeden
korunacak olmasıdır.»
Kahin
karşılık verdi: «Allah’ın Elçisi geldikten sonra, (daha) başka peygamberler
gelecek mi?»
İsa
cevap verdi: «Ondan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler
gelmeyecek ama, pek çok yalancı peygamber gelecek; ki ben buna üzülüyorum.
Çünkü, şeytan Allah’ın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da,
kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.»
Hirodes
karşılık verdi: «Bu tür dinsizlerin huzuruna geleceği Allah’ın adaletli hükmü
nasıl bir şeydir?»
İsa
cevap verdi: «Ne adalettir ki, kurtuluşa götüren gerçeğe inanmayan, lanete
götüren bir yalana inanır. Bu nedenle size diyorum ki, Mika ve Yeremya
zamanında da görülebileceği üzere, dünya hep gerçek peygamberleri horlamış ve
yalancıları sevmiştir. Çünkü, her benzer kendi benzerini sever.»
O
zaman, kâhin dedi: «Mesih’e ne ad verilecek ve hangi işaret (ler) onun gelişini
ortaya koyacaktır?»
İsa
cevap verdi: «Mesih’in adı hayranlık uyandırır, çünkü Allah ruhunu yaratıp da,
göksel bir nur içine koyduğu zaman ona (bu) adı kendisi vermiştir. Allah dedi:
«Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna Cennet’i, dünyayı ve yığınlarca yaratığı
yaratacağım, içlerinden seni bir elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa
kutsanacak, kim seni lanetlerse lânetlenecektir. Seni, dünyaya göndereceğim
zaman, kurtuluşa elçim olarak göndereceğim ve senin sözün gerçek olacak. O
kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek. MUHAMMED O’nun
kutlu adıdır.»
O
zaman, kalabalık seslerini yükseltip, dediler: «Ey Allah, bize elçini gönder!
Ey Muhammed, dünyanın kurtuluşu için çabuk gel!»
98.
Ve,
kalabalık böyle deyip, İsa ile ilgili ve akidesi ile ilgili büyük görüşmeler
yapmış olarak, kâhin, vali ve Hirodes’le birlikte ayrıldılar. Bundan sonra
kâhin, Roma’ya, Senato’ya tüm meseleyi yazmasını validen rica etti; vali bunu
yerine getirdi. Bunun üzerine, Senato İsraililere acıyıp, Yahudilerin
peygamberi Nasıralı Isa’ya ‘Allah’ veya ‘Allah’ın oğlu’ diyenin öldürüleceği
hükmünü verdi. Bu hüküm, bakır üzerine kazınıp mabede kondu.
Kalabalığın
büyük bölümü ayrıldığı zaman, kadın ve çocuk olmayan beşbin kadar kişi kaldı;
yolculuktan yorgun düşmüş, Isa’ya olan özlemleri nedeniyle yanlarına almayı
unuttuklarından iki gün ekmeksiz kalan ve bundan dolayı çiğ ot yiyen
(kişilerdi) bunlar
bu bakımdan,
diğerleri gibi ayrılıp gidememişlerdi.
O
zaman İsa, bu (durum)u sezince onlara acıdı ve Filipus’a dedi: «Açlıktan helak
olmamaları için bunlara nereden ekmek bulacağız?»
Filipus
cevap verdi: «Rab, her birinin birazcık tatması için bile, ikiyüz altın bu
kadar ekmeği satın alma (ya yetmez)» O zaman Andreas dedi: «Burada beş somunu
ve iki balığı olan bir çocuk ,var, fakat bu kadar (kişi) için nedir ki bu?»
İsa
cevap verdi: «Kalabalığı oturtun.» Ellişer kırkar otlar üzerine oturdular. O
zaman İsa dedi: «Allah’ın adıyla! (Bismillah)» ve, ekmeği alıp, Allah’a dua
etti. Ve sonra ekmeği bölüp havarilere verdi, havariler (de) kalabalığa
verdiler; ve balıkları da böyle yaptılar. Herkes yedi ve herkes doydu. O zaman
İsa dedi: «Artanları toplayın.» Havariler parçaları toplayıp on iki sepet
doldurdular. Bunun üzerine herkes elini gözlerine koyup, dedi: «Uyanık mıyım,
yoksa düş mü görüyorum?» Ve, büyük mucize nedeniyle kendilerinden geçmiş gibi
bir saat öyle kalakaldılar.
Ardından
İsa, Allah’a şükredip, onları dağıttı, fakat ayrılmak istemeyen yetmiş iki kişi
vardı; bu durum karşısında îsa, inançlarını anlayıp, onlan şakirdi olarak
seçti.
99.
Erden yakınındaki Tire’de çölün boş
bir parçasına çekilen İsa, yetmiş iki (kişi) yi, on
ikiyle birlikte çağırdı ve kendisi
bir taşın üzerine oturup, onlan da yanına oturttu. Ve, bir
ah çekişle ağzını açtı ve dedi: «Bu
gün Yahudiye’de ve İsrail’de büyük bir kötülük
gördük, ve öyle bir (kötülük ki),
göğsümün içinde kalbim Allah korkusuyla titreyip
duruyor. Bakın, size diyorum ki,
Allah kendi şanını kıskanır ve İsrail’i bir sevgili gibi
sever. Bir genç bir hanımı
sevdiğinde, o kendisini sevmez de, başkasını (severse), kızar
ve rakibini öldürür, biliyorsunuz.
Allah da böyle yapar, diyorum size: çünkü, İsrail
herhangi bir şeyi sevip, bu nedenle
de Allah’ı unutur, Allah da böyle bir şeyi hiçe indirir.
Şimdi, hangi şey burada, yeryüzünde,
Allah için din adamlığı ve kutsal mabetten daha
kıymetlidir? Bununla birlikte,
Yeremya peygamber zamanında insanlar Allah’ı
unutmuşlardı ve tüm dünyada bir
benzeri yok diye yalnızca mabetle öğünüyorlardi; o
zaman Allah gazaba gelip, bir
orduyla Babil kralı Buhtunnasır’a kutsal şehri aldırdı ve
kutlu mabetle birlikte yaktırdı. O
kadar ki, Allah’ın peygamberlerinin dokunmak
(korkusuyla) titrediği tüm kutsal
şeyler kötülük dolu kafirlerin ayakları altında ezildi
İbrahim, oğlu İsmail’i hak olandan
biraz daha fazla sevdi; bunun üzerine Allah İbrahim’in
kalbindeki bu şerli sevgiyi öldürmek
için, ona oğlunu boğazlamasını emretti; bıçak
kesmiş olsaydı, bunu yapacaktı.
Davud
Abşelom’u şiddetle sevdi ve bu nedenle Allah, oğulun babasına isyan etmesine
hükmetti ve (oğul) saçından asılıp, Yoab tarafından öldürüldü- Ey Allah’ın
korkunç hükmü, Abşelom saçını her şeyden çok severdi de, bu (saç) kendisinin
asıldığı bir ipe döndü!
Suçsuz
Eyüp, yedi oğlu ve üç kızını (gereğinden fazla) sevecekti ki, Allah kendisini
şeytan’ın eline verdi. (şeytan da) onu bir günde yalnızca oğullarından ve
zenginliğinden yoksun bırakmakla kalmadı, Aynı zamanda onu acı bir hastalıkla
çarptı. O kadar ki, yedi yıl süreyle bedeninden kurtlar çıktı.
Babamız
Yakup Yusuf’u öteki oğullarından daha çok sevdi: bunun üzerine Allah onu
sattırdı ve bu aynı oğullara Yakub’u aldattırdı; o kadar ki, kurtların oğlunu
yediğine inandı ve böylece ağlaya ağlaya on yıl geçirdi.
«Allah
sağ ve diridir ki kardeşler, Allah bana kızar diye korkuyorum. Bu bakımdan,
Yahudiye ve İsrail’e varıp, on iki İsrail kabilesine aldanmamaları için
va’zlarda bulunmalısınız.»
Havariler korku içinde ağlayarak
cevap verdiler: «Bize ne emredersen yaparız.»
O
zaman îsa dedi: «Üç gün namaz kılıp oruç tutalım, bundan sonra da her akşam ilk
yıldız görünüp, namaz bittiğinde, üç kez daha namaz kılıp, üç kez O’ndan
merhamet isteyelim, çünkü; Israililer’in günahı başka günahlardan üç kez daha
ağırdır.» Öyle yapalım» diye karşılık verdi havariler.
Üçüncü
günün bitiminde dördüncü günün sabahı, îsa tüm şakirtlerini ve havarilerini
çağırıp, kendilerine dedi: «Barnabas ve Yühanna benimle kalsın yeter; siz
diğerleri tüm Samiriye, Yahudiye ve İsrail yörelerine gidip, tevbeyi anlatın;
çünkü, balta, kesip devirmek için ağaca inmek üzeredir. Ve, hastalar için de
dua edin, çünkü Allah bana her hastalık üzerinde yetki vermiştir.»
O
zaman, bu (satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, eğer havarilerine tevbe etme
şekli sorulursa, ne cevap versinler?»
İsa karşılık verdi: «Bir adam
cüzdanını yitirdiğinde, onu görmek için yalnızca gözünü mü, veya almak için
yalnızca elini mi, ya da sormak için yalnızca dilini mi öne sürer? Kesinlikle
hayır, ama, tüm bedenini öne sürüp, onu bulmak için ruhunun tüm gücünü
kullanır. Doğru değil mi?»
O zaman, bu (satırları yazan) cevap
verdi: «Doğruların doğrusu.»
101.
Günahkar Nasıl Tevbe Etmelidir?
Sonra
İsa dedi: «Tevbe, kötü yaşantının ters yüzüdür; çünkü, her duyu günah işlerken
yaptığının tam tersine dönmelidir. Sevinç yerine keder konmalı, gülme yerine
ağlama, gülüp eğlenme yerine oruç, uyuma yerine gece ibadetleri, boş vaktin
yerine faaliyette bulunma, şehvetin yerine arılık, masal söyleme ibadete, hırs
ve tamah da sadaka vermeye dönüşsün.»
O
zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ama, kendilerine nasıl
kederleneceğimiz, nasıl ağlayacağımız, nasıl oruç tutacağımız, nasıl faaliyet
göstereceğimiz, nasıl arı-duru kalacağımız, nasıl namaz kılacağımız ve infakta
bulunacağımız sorulursa ne cevap verecekler? Ve, nasıl tevbe edileceğini
bilmiyorlarsa, doğru olarak nasıl keffarette bulunacaklar?»
İsa
cevap verdi: «îyi sordun ey Barnabas, İnşallah her şeye tam olarak cevap vermek
arzusundayım. Bu bakımdan, size bu gün genel olarak tevbeden söz edeceğim ve
bir(iniz)e söylediğimi hep(iniz)e söylüyorum (demektir).»
«Öyleyse
bil ki, tevbe bir başka şeyden daha fazla olarak salt Allah sevgisi için
yapılmalıdır. Aksi halde tevbe etmek boşuna olacaktır. (Durumu) size bir
benzetmeyle anlatayım.
«Her
bina, temeli çekip alındığında yıkılıp, enkaz haline gelir; doğru mudur bu?»
«Doğrudur» diye karşılık verdi havariler.
O
zaman İsa dedi: «Bizim kurtuluşumuzun temeli Allah’tır. O’nsuz kurtuluş olmaz.
İnsan günah işlediği zaman, kurtuluşunun temelini yitirmiş olur; bu bakımdan,
(işe) temelden başlamak gerekir.»
«Söyle
bana, köleleriniz size karşı suç işleseler ve siz de, onların size karşı
işledikleri suçtan dolayı değil de, ödüllerini yitirdiklerinden dolayı
üzüldüklerini bilseniz, kendilerini bağışlar mısınız? Kesinlikle, hayır. (Öyle
de,) size diyorum ki, Allah, Cennet’i yitirdiklerinden dolayı pişman olanlara
işte böyle yapacaktır. Bütün iyiliklerin düşmanı olan şeytan, Cennet’i yitirip,
Cehennem’i kazandığı için büyük pişmanlık gösterdi. Ama, hiç merhamet (yüzü)
görmeyecek artık o, neden biliyormusun? Çünkü, onda Allah sevgisi yoktur;
bırakın bunu, Yaratıcı’sından nefret eder o.»
102.
«Bakın,
size diyorum ki, her hayvan tabiatı gereği, arzu ettiği şeyi yitirirse
yitirilmiş olan (bu) iyilik için kederlenir. Bunun gibi, gerçekten tevbe edecek
olan günahkâr da, içinde Yaratıcı’sına karşı yaptığı şeyi cezalandırma arzusu
duymalıdır. O şekilde ki, ibadet ettiği zaman, Allah’tan Cennet dilenmeye veya
Cehennem’den kurtulmayı (istemeye) kalkışmaz. Bunun yerine utanarak Allah
önünde secdeye varır, der: «Ey Rabb, sana kulluk etmesi gereken zamanda, hiç
yoktan sana karşı aşırı giden suçluya bak. Bu nedenle burada, yaptığının
düşmanın olan şeytan’ın eliyle değil, Senin elinle cezalandırılmasını diliyor;
şundan ki, dinsizler Senin yaratıkların karşısında sevinmesinler. İstediğin
biçimde cezalandır, ceza ver ey Rabb, çünkü Sen bana hiç bir zaman bu hayırsızın
hak ettiği kadar çok azap etmezsin.»
«Böylece,
bu tevbe biçimine sarılan günahkâr, adalet isteğine oranla Allah’tan daha çok
merhamet görecektir.»
«Emin olun ki, iğrenç bir
saygısızlıktır günahkârın gülmesi; o kadar ki, bu dünya,
babamız Davud’un haklı olarak
söylediği gibi, bir göz yaşları vadisidir.»
«Kölelerinden birini oğul edinen ve
mülkündeki her şey üzerine efendi yapan bir kral
vardı. Şimdi, öyle oldu ki, şerli
bir adamın kandırmasryla zavallı kralın gözünden düştü;
yalnızca içten içe değil, aynı
zamanda hakir görülüp, gün be gün çalışarak kazandığı her
şeyden yoksun bırakılarak büyük
acılar çekti. Siz sanır mısınız ki, bu adam şu veya bu
vakit güle (bili) r?»
«Kesinlikle
hayır» (diye) cevap verdi havariler, «çünkü, eğer kral bunu bilmiş olsa,
gözünden düştügünü görüp onu köleleştirir. Ama, her halde o, gece gündüz
(demeden) ağlar.»
O
zaman İsa ağlayarak dedi: «Yazıklar olsun dünyaya, çünkü sonsuz azap kesindir
onun için. Ey zavallı insanlık, Allah seni bir oğul(hikayecikteki mecaz
anlamında) olarak seçip, sana Cennet’i bahşetti, ama sen orada, ey zavallı,
şeytan’ın etkisiyle Allah’ın gözünden düştün ve Cennet’-ten atılıp, pis dünyaya
mahkûm edildin; burada tüm şeyleri zahmetle elde edersin ve her iyi çalışma
sürekli günah işlemekle senden, alınır. Ve, dünya sadece güler, ve daha kötüsü,
en büyük günahkâr olan herkesten daha çok güler. Bu bakımdan dediğiniz gibi
olacak, yani Allah, günahlarına gülen ve onlar için ağlamayan günahkarı ebedi
ölüme çarptıracaktır.»
103.
«Günahkârın ağlaması, bir
babanın ölmek üzere bulunan oğluna ağlaması gibi olmalıdır. Ah (şu) insanın
deliliği (ah), kendinden ruh(u) ayrılan bedene ağlar da, günah nedeniyle
Allah’ın merhametinden ayrılan ruha ağlamaz.
«Söyleyin
bana, denizci, gemisi fırtınaya tutulup parçalandığı zaman yitirdiği şeyleri
ağlamakla geri getirebilecek olsa ne yapar? Belli ki, (oturup) acı acı ağlar..
Ama, size diyorum ki size, insan ağladığı her şeyde günaha girer de, yalnızca
günahına ağladığı zaman (girmez). Çünkü, insana gelen her belâ kurtuluşu için
Allah’tan gelir ki, (daha) buna sevinmesi gerekir. Fakat, günah, insanın helaki
için şeytan’dan gelir de, insan buna üzülmez. Mutlaka buradan fark ediyorsunuz
ki, insan kayıp peşindedir, kâr değil.» Bartalemus dedi: «Rab, kalbi ağlamaya
yabancı olduğu için ağlayamayan kimse ne yapsın?»
İsa
cevap verdi: «Gözyaşı dökenlerin hepsi ağlamıyor, ey Bartalemus. Allah sağ ve
diridir ki, gözlerinden hiç yaş düşmeyen, (ama yine de) göz yaşı döken bin kişiden
daha çok ağlayan insanlar bulunur. Bir günahkârın ağlaması, üzüntünün ağırlığı
nedeniyle dünyevî sevginin tüketilmesidir. O kadar ki, nasıl güneş ışığı en
üste konanı bozulup çürümekten korursa, aynen öyle de, bu tükeniş ruhu günahtan
korur. Eğer Allah, gerçekten tevbe edene denizin suları kadar göz yaşı verecek
olsa, o, çok daha fazlasını arzular; ve böylece bu arzu, yanan bir ocağın bir
damla suyu tükettiği gibi, seve seve dökeceği bu küçücük damlayı da tüketir.
Fakat, hemen hıçkırıklarını koyuverenler, yükü azaldıkça daha hızlı giden at
gibidirler.»
104.
«Mutlaka,
hem içte sevgisi, dışta göz yaşı olan insanlar da vardır. Fakat, bu şekilde o,
bir Yeremya gibi olacaktır. Allah, ağlamada göz yaşından çok üzüntüye bakar.»
O
zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, insan günahtan başka şeyler üzerine ağlamakla
nasıl kaybeder?»
îsa
cevap verdi; «Eğer, Hirodes sana tutman için bir gömlek verse ve ardından onu
senden çekip alsa, bu senin için bir ağlama nedeni olur mu?»
«Hayır»
dedi Yuhanna» O zaman, îsa dedi: «Şimdi, insan hiçbir şey yitirmediği zaman,
ağlamasına neden yoktur, yitirdiği zaman da yoktur; çünkü, herşey Allah’ın
elinden gelir. Öyleyse, Allah’ın istediği zaman eîindekini çıkarma kudreti
olmasın mı, ey aptal adam? Madem senin olan senin, günah kendinin, öyleyse sen
bunun için ağlayacaksın, bir başka şey için değil.»
Matta dedi: «Ey muallim, tüm
Yahudiye önünde Allah’ın insana hiç benzemediğini itiraf ettin, şimdi de,
insanın (herşeyi) Allah’ın elinden aldığını söylüyorsun; o halde, Allah’ın eli olduğuna
göre, insana benzeyen bir yanı var (demektir).»
îsa
cevap verdi «Yanılgı içindesin ey Matta, ve kelimelerin anlamını bilmeyen pek
çokları da bu şekilde yanılmışlardır. însan, kelimelerin dış (biçim) ini değil,
insan konuşmasını bizimle Allah arasında bir yorumcuymuş gibi görerek, anlamı
göz önüne almalıdır. Bilmez misiniz ki, Allah babalarımıza Sina dağında
konuşmak dilediği zaman, babalarımız, «Bize sen konuş ey Musa, Allah bize
konuşmasın, yoksa ölürüz» diye haykırmışlardı? Ve, Allah İşaya peygamber
aracılığıyla ne dedi (bilmez misiniz) ki, gök yerden ne kadar uzaksa, Allah’ın
yol ve yöntemleri insanların yol ve yönteminden o kadar uzaktır.»
105.
«Allah
Öylesine ölçümlenemezdir ki, O’nu anlatmaktan titriyorum. Ama, sizin için bir
girişimde bulunmam gerekiyor. Size diyorum ki, gökler dokuz (tanedir) ve
birbirlerine olan uzaklığı, birinci göğün yerle olan uzaklığı kadardır. Bu da
yerden beşyüz yıllık bir yolculuk uzaklığındadır. Bu bakımdan, yer en yüksek gökten
dörtbinbeşyüz yıllık bir yolculuk uzaklığında (olmakta) dır. Size diyorum ki,
yine (yer) birince göğe oranla bir iğnenin ucu gibidir. Birinci gök aynı
şekilde İkinciye oranla bir nokta gibidir ve bunun gibi tüm gökler bir
sonrakinden daha küçüktür Fakat tüm göklerle birlikte yerin tüm büyüklüğü,
Cennet’e oranla bir nokta gibidir, olmadı, bir kum taneciği gibidir. Bu
büyüklük ölçülemez değil midir?»
Havariler cevap verdiler: «Evet,
mutlaka.»
O
zaman, îsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Alah sağ ve diridir ki, Allah’ın
(Arşı?) önünde Kâinat bir kum taneciği kadar küçüktür. Ve Allah(‘ın Arşı?)
Kâinat’tan, tüm gökleri, Cennet’i ve daha başka şeyleri doldurmak için gidecek
kum taneleri sayısınca büyüktür. Şimdi, bakın bakalım; Allah, yeryüzü üzerinde
küçük bir çamur parçası olan insanla herhangi bir şekilde oranlanabilir mi?
öyleyse, dikkat edin de eğer ebedî hayatı elde etmek istiyorsanız, çıplak
kelimelere değil, anlama bakın.»
Havariler karşılık verdiler:
«Yalnızca Allah bilebilir kendini ve (durum) gerçekte İşaya
peygamberin dediği gibidir: «O,
insan duyularından gizlidir.»
İsa
cevap verdi: «Evet, böylesi doğrudur; bu bakımdan, Cennet’te olduğumuzda,
burada kişinin bir damla tuzlu sudan denizi tanıdığı gibi, biz de Allah’ı
tanıyacağız.» «Dersime dönecek olursam, size diyorum ki, insan yalnızca günahı
için ağlamalıdır. Çünkü, günah işlemekle insan Yaratıcı’sını bir yana iter. Ya,
eğlencelere ve ziyafetlere gidip duran insan nasıl ağlayacaktır? Bu ateş
çıkaracakmış gibi ağlayacaktır o! Eğer nefisleriniz üzerinde hakimiyetiniz
varsa, ziyafetleri oruca çevirmelisiniz. Çünkü böyle bir hakimiyete sahiptir
Allah’ımız.»
Teddeus dedi: «Öyleyse madem,
Allah’ın üzerinde hakimiyeti bulunan nefsi vardır.» îsa
cevap
verdi: «Yine mi geriye dönüp, «Allah’ın bunu vardır», «Allah böyledir» gibi
(sözler) söylemek? Deyin bana, insanın nefsi var mıdır?»
«Evet» (diye) cevap verdi havariler.
îsa
dedi: «Bir insan bulunabilir mi ki, içinde hayat olsun da nefsi çalışmasın?»
«Hayır» dedi havariler.
«Siz
kendinizi aldatıyorsunuz» dedi İsa, «çünkü, kör, sağır, dilsiz ve kötürüm insan
için nefis nerdedir? Ya, bir insan bayıldığı zaman?»
O
zaman havariler şaşırdılar; îsa yine dedi: «İnsanı meydana getiren üç şey
vardır; her biri kendi başına ayrı üç şey: Ruh, nefis ve ceset. Allah’ımız ruhu
ve bedeni duyduğunuz gibi yaratmıştır, ama nefsi nasıl yarattığını henüz
işitmediniz. Bu bakımdan, yarın inşallah size hepsini anlatacağım.»
Ve,
îsa böyle deyip Allah’a şükretti ve halkımızın kurtuluşu için dua etti, hepimiz
de «Amin» dedik.
106.
Sabah
namazını bitirince İsa bir palmiye ağacının altına oturdu ve havarileri orada
kendisine yaklaştılar. O zaman îsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
ve diridir ki, hayatımız konusunda pek çokları aldanıyor. Ruh ve nefis
birbirine öylesine bitişiktir ki, insanların büyük bölümü ruh ve nefsi bir ve
aynı şey olarak görür ve onu
özde
değil de, yaptığı işe göre kısımlara ayırıp, duygusal, bitkisel ve zihinsel ruh
diye adlar takar. Ama bakınn, size diyorum ki, ruh birdir, düşünür ve yaşar. Ey
aptallar, hayat olmadan zihinsel ruhu nereden bulacaklar? Emin olun ki, hiç
(bulamayacaklar) ama, duyular olmadan hayat, nefis kendisini terkettiği zaman
bayılanda görüldüğü gibi hemen bulunabilir.»
Teddeus
karşılık verdi: «Ey muallim, nefis hayatı terk ettiği zaman insanın hayatı
olmaz.»
İsa
cevap verdi: «Bu doğru değil, çünkü insan, ruh ayrıldığı zaman hayattan yoksun
olur; çünkü ruh, mucize dışında bir daha bedene dönmez, fakat nefis duyduğu
korku nedeniyle veya ruhun duyduğu üzüntü nedeniyle ayrılır. Çünkü, nefsi Allah
zevk için yaratmıştır; ve nasıl beden yemekle yaşıyor ve ruh da bilgi ve aşkla
yaşıyorsa, o da yalnızca bununla (zevkle) yaşar. Bu nefis şimdi, günah
nedeniyle Cennet’in zevkinden yoksun bırakılmasının kızgınlığıyla ruha karşı
isyan halindedir. Bu bakımdan, onun bedenî zevk (ler) -le yaşamasını istemeyen
için, onu manevî zevk (ler) le beslemeye çok büyük ihtiyaç vardır. Anlıyor
musunuz? Bakın, size diyorum ki, onu yaratan Allah, onu cehenneme ve acımasız
kar (lar) a ve buz (lar) a mahkûm etti; çünkü, o kendisinin Allah olduğunu
söyledi; fakat, Allah onu, yiyeceğini alıp da besininden yoksun bırakınca,
Allah’ın bir kölesi ve O’nun ellerinin işi olduğunu itiraf etti Ve, şimdi söyleyin
bana, nefis dinsizlerde nasıl çalışır? Emin olun ki, onlarda Allah gibidir o,
Allah’ın kanununu bırakarak nefsin peşinden gittiklerini görüyorsunuz. Bu
bakımdan, onlar iğrençleşirler ve hiçbir salih amelde bulunmazlar.»
107.
«Ve,
günaha üzülmenin peşinden gelen ilk şey oruç tutmaktır. Belli bir yemeğin
kendisini hasta ettiğini gören, ölmekten korkarak, yediğine üzüldükten sonra,
hastalanmamak için bu yemeği bırakır. Günahkâr da böyle yapmalıdır. Zevkin
kendisini, dünyanın bu iyi şeylerinde nefse uyarak yaratıcısı Allah’a karşı
günaha sürüklediğini görür, bırakın böyle yaptığına üzülsün, çünkü, bu
kendisini Allah’tan, hayatından yoksun bırakmakta ve sonsuz Cehennem ölümü
vermektedir. Ama, insan yaşarken dünyanın bu güzel şeylerine ihtiyaç duyduğundan,
burada oruç gereklidir. Öyleyse, bırakın da nefsi kırsın ve Rabb’ı olan Allah’ı
bilsin. Ve, nefsin oruçtan nefret ettiğini görünce de, bırakın, sonsuz
üzüntüden başka hiçbir zevkin olmadığı Cehennem’in durumunu koysun önüne; bir
tek zerresi tüm dünyanın zevklerinden daha büyük olan Cennet’in zevklerini
koysun önüne. Bu şekilde kolaylıkla durgunlaşacaktır o; çünkü, çoğu elde etmek
için azla yetinmek, azın içinde tepinip, bütünden yoksun kalmaktan ve azap
içinde kalmaktan daha iyidir.
«İyi
oruç tutmak için zengin ağırlayıcıyı hatırlamanız gerek. Çünkü, burada
yeryüzünde her günü zevk sefa içinde geçirmek isteyen, tek bir damla sudan
ebediyyen yoksun kaldı; öte yandan, burada, yeryüzünde kırıntılarla yetinen
Lazarus Cennet’in dopdolu nimetleri içinde ebediyyen yaşayacaktır. Ama, pişman
olan tedbirli olsun; çünkü şeytan her iyi işi, daha çok, başkalarından da öte,
kendisine karşı inançlı bir köleden asî bir düşmana dönüştüğü için pişman
olanın (iyi işlerini) yok etmenin yollarını arar. Bu bakımdan, şeytan, hastalık
bahanesiyle ne olursa olsun ona oruç tutturmamaya çalışacak ve bundan bir yarar
sağlayamadığı zaman da, hasta düşüp, ardından zevk sefa içinde yaşaması için
onu aşırı derecede oruç tutmaya çağıracaktır. Ve, bunda da başarılı olamazsa,
hiç yemek yemeyen, fakat daima günah işleyen kendisine benzemesi için, orucunu
yalnızca bedensel
yemeğe
dayandırtmanın çaresini arayacaktır.»
«Allah
sağ ve diridir ki, oruç tutmayanları hakir görüp, kendini onlardan daha üstün
tutarak bedeni yemekten yoksun bırakmak ve ruhu gururla doldurmak iğrenç bir
şeydir. Söyleyin bana, hasta olan adam, doktorun kendisine verdiği perhizden
dolayı böbürlenip, perhizsiz olanlara deli mi diyecektir? Kesinlikle hayır.
Aksine, kendisine, perhiz verilmesini gerektiren hastalıktan dolayı
üzülecektir. Böyle de, size diyorum ki, pişman olan orucundan dolayı övünmemeli
ve oruç tutmayanları hakir görmemelidir; bunun yerine, oruç tutmasına neden
olan günahı için üzülmelidir. Pişman olup oruç tutan, lezzetli yemekler de
yememelidir, kaba yemeklerle yetinmelidir. Şimdi, bir insan ısıran köpeğe ve
tepen ata lezzetli yemek verir mi? Hayır, kesinlikle, ama tam tersini yapar. Ve,
oruçla ilgili olarak bu (kadar) size yetsin.»
108.
«Bakın,
(şimdi de) uyanık olmakla ilgili size söyleyeceklerime kulak verin. Nasıl,
vücudun uyuması ve ruhun uyuması diye iki tür uyuma varsa, böyle de, uyanık
olmakta, vücut uyurken ruhun uyumamasına dikkat etmelisiniz. Çünkü, bu en ağır
bir hatadır. Deyin bana, benzetme olsun diye (söylüyorum) : Yürürken kendini
kayaya çarpan ve ayağını kayaya vurmamak için kaçındıkça başını vuran bir adam
var. Nedir böylesi bir adamın durumu?»
«Zavallı» diye cevap verdi
havariler, «çünkü, böyle bir adam kendinde değildir.»
O
zaman, Isa dedi: «îyi cevap verdiniz, çünkü, bakın size diyorum ki, vücuduyla
uyanık olup, ruhuyla uyuyan kendinde değildir. Manevî kötürümlük maddî olandan
daha çok ağırsa, iyileşmesi de daha zor olur. Bu bakımdan, böylesi bir zavallı,
yaşamanın başı olan ruhuyla uyuma bedbahtlığının farkına varmayıp da, yaşamanın
ayağı olan vücuduyla uyumadığı için övünecek midir? Ruhun uyuması, Allah’ı ve
korkunç hükmünü unutmaktır. Öyleyse, uyanık olan ruh, her yerde ve her şeyde
Allah’ı duyan ve daima her an Allah’tan rahmet ve bereket gördüğünü bilerek,
her şeyde her şey kanalıyla ve her şeyin üstünde O’nun celal ve azametine şükür
eden (ruh) tur. Bu bakımdan, O’nun celal ve azametinden korkan ruhun kulağında
~şu melekî söz yankılanır durur: «Yaratıklar, hükme gelin, çünkü Yaratıcı’nız
sizi yargılamak diliyor.» Çünkü, o hep Allah’a kulluk eder durur. Söyleyin
bana, daha fazlasını, bir yıldızın ışığıyla veya güneşin ışığıyla görmek
istemez misiniz?
Andreas
cevap verdi: «Güneşin ışığıyla; çünkü, yıldızınkiyle yakındaki dağları (bile)
göremeyiz, ama günesin ışığıyla en minnacık bir kum tanesini görürüz. Bu
nedenle de, yıldızın ışığında korkarak yürürken, güneşin ışığında güvenle
yürürüz.»
109.
İsa
karşılık verdi.- «Aynen öyle de, size diyorum ki, ruhla Allah’ımız (olan)
adalet güneşiyle bakmalı, vücudun gördükleriyle övünmemelisiniz. Bu bakımdan,
en doğru olan, vücudun uyumasından mümkün olduğu kadar kaçınmaktır, ama;
(bundan kaçınmak da), nefis ve beden yiyecekle, zihin de işle ağırlaştığından
hemen hemen imkânsızdır. Bundan dolayı, bırakın, çok fazla iş ve çok fazla
yemekten kaçınmak için birazcık uyusun.»
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
ve diridir ki, her gece bir miktar uyumak
meşrudur,
fakat Allah’ı ve korkunç hükmünü unutmak asla meşru değildir; ve ruhun uyuması
böylesi bir unutmadır.»
O
zaman, bu (satırlar) ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, Allah’ı her zaman
hatırda nasıl tutabiliriz? Emin olun, bize bu imkânsız görünüyor.»
îsa,
iç çekerek dedi: «İnsanın çekebileceği en büyük ızdıraptır bu, ey Barnabas.
Çünkü insan burada yeryüzünde yaratıcısı Allah’ı her zaman hatırda tutamaz;
ancak kutsal olanlar bunun dışındadır. Çünkü onlar, Allah’ı unutamasınlar diye
içlerinde Allah’ın bereketinin nurunu taşıdıklarından Allah’ı her zaman hatırda
tutarlar. Ama, söyleyin bana, taş ocağında çalışanları gördünüz mü? (Bir
yandan) başkalarıyla konuşurken, (öte yandan) yapa yapa demire bakmadan taşı
işleyen demir aletle devamlı vurmayı, ama yine de ellerine vurmamayı nasıl da
öğrenmişler! Şimdi, siz de bu şekilde yapın. Unutma hastalığını tümüyle yenmek
istiyorsanız, kutsal olmayı arzulayın. Bakın ki, su uzun bir süre vura vura en
sert kayaları tek bir damlayla yarar geçer.
«Bu
hastalığı neden yenemediğinizi biliyor musunuz? Çünkü, bunun bir günah
olduğunun farkına varmadınız. Öyleyse size diyorum ki, bir reis sana bir hediye
verse ey insan, senin gözlerini kapayıp ona sırtını dönmen bir hatadır. Allah’ı
unutanlar da işte böyle hata yaparlar. Çünkü, her vakit insan Allah’tan rahmet
ve hediyeler alır.
«Şimdi
söyleyin bana, Allah’ımız her vakitte size nimet (in) i bahşetmiyor mu?
Kesinlikle evet; çünkü hiç durmadan, sayesinde yaşadığınız nefesi veriyor size.
Bakın, bakın size diyorum ki, vücudunuzun nefes aldığı her an kalbiniz,
«Allah’a şükürler olsun» demelidir.»
110.
O
zaman Yuhanna dedi: «Dediklerin doğruların doğrusu ey muallim; bu bakımdan bu
kutlu duruma ulaşmanın yolunu öğret bize.»
İsa
cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, kişi böyle bir duruma, Rabb’ımız Allah’ın
rahmeti olmadan insanî güçlerle erişemez. İnsanın, Allah’ın kendisine vermesi
için iyiliği istemesi gerektiği doğrudur. Söyleyin bana, sofraya oturduğunuz
zaman, görmek istemediğiniz etleri alır mısınız? Emin olun ki, hayır. Böyle de
size diyorum ki, arzu etmediğiniz şeyi almayacaksınız. Eğer kutsallık arzu
ederseniz, Allah göz açıp kapamadan daha az bir zaman içinde sizi kutsal
yapmaya kadirdir, fakat, insan hediye ve (hediyeyi) vereni anlasın diye,
Allah’ımız beklememizi ve istememizi diler.
«Bir
hedefe atışta bulunanları gördünüz mü? Mutlaka pek çok kez boşa atarlar. Buna
rağmen, hiç bir zaman boşa atmak istemezler, daima da hedefi vurma
ümidindedirler. Şimdi, siz (de) böyle yapın. Allah’ımızı her zaman hatırda
tutmak isteyen ve unuttuğunuzda kederlenen sizler; çünkü Allah, söylediğim
şeylerin hepsini elde etmeniz için size bereket verecektir.
«Oruç
tutmak ve ruhen uyanık bulunmak birbiriyle öylesine bir aradadır ki, eğer kişi
uyanıklığı bozarsa, oruç da hemen bozulur. Çünkü, bir insan, günah işlemekle
ruhun orucunu bozar ve Allah’ı unutur. İşte, uyanık olmak ve oruç tutmak ruh
bakımından biz ve bütün insanlar için her zaman gereklidir. Çünkü, günah
işlemek kimse için meşru değildir. Ama, vücudun oruç tutması ve uyanık kalması,
inanın bana, her zaman ve herkes için mümkün değildir. Çünkü, hastalar ve
yaşlılar, çocuklu kadınlar, perhiz yapan insanlar, çocuklar ve zayıf yapıda
daha başka kişiler vardır. Kuşkusuz herkes, normal ölçülerine göre giyinmiş
olsalar bile, kendi oruç tutma (biçimini) tesbit etmelidir. Nasıl,
bir
çocuğun elbiseleri otuz yaşlarında bir insan için uygun değildir, aynen öyle
de, bir kişinin uyanıklığı ve orucu da bir diğeri için uygun değildir.»
«Ama,
dikkat edin ki, geceleyin uyanık kalıp, ardından Allah’ın emri üzere namaz
kılmanız ve Allah’ın sözünü dinlemeniz gerektiği zaman, uyuyasınız diye şeytan
tüm gücünü kullanacaktır.»
111.
«Söyleyin bana, bir arkadaşınız
eti yiyip de, kemikleri size verse razı olur musunuz?» Petrus cevap verdi:
«Hayır muallim, çünkü böylesine arkadaş değil, sahtekâr denmesi gerekir.»
îsa iç çekerek cevap verdi: «Tam
gerçeği söyledin ey Petrus, çünkü kişi vücuduyla
gereğinden fazla uyanık kalıp,
ibadet edeceği veya Allah’ın sözlerini dinleyeceği zaman
uyur veya uyuklayıp başı aşağı
düşerse, böylesi bir bedbaht, Yaratıcısı Allah’la alay
etmektedir ve böyle bir günah
dolayısıyla da suçludur. Hatta, Allah’a vermesi gereken
zamanı çalıp, istediği zaman ve
istediği kadar harcadığı için de bir soyguncudur.»
«Bir insan, içinde en iyi şarap
bulunan bir kâseyi, şarabın en iyi miktarı bitinceye kadar
içmeleri için düşmanlarına, şarabın
tortuları kalınca da, içmesi için efendisine verdi.
Efendinin her şeyi öğrendiği zaman
hizmetçisine ne yapacağını ve hizmetçinin onun
önünde ne hale geleceğini
düşünürsünüz? Mutlaka onu dövecek ve yerinde bir kızmayla
dünyanın kanunlarına göre kendisini
öldürecektir. Şimdi, zamanının en iyisini işlerinde
ve en kötüsünü de ibadet ve kanunu
incelemede geçiren bir adama Allah ne yapacaktır?
Yazıklar olsun dünyaya, çünkü,
bununla ve daha büyük günah (lar) la kalbi ağırlaşmıştır!
Bu yüzden, size gülmek ağlamaya,
ziyafetler oruca ve uyku uyanıklığa dönüşmeli
dediğim zaman, duyduğunuz şeylerin
tümünü üç kelimeye sıkıştırdım. Burada,
yeryüzünde kişi her zaman ağlamalı
ve bu ağlama yürekten olmalı, çünkü Yaratıcı’mız
Allah’a karşı geliniyor; nefis
üzerinde hakimiyet kurmak için oruç tutmalı ve günah
işlememek için uyanık olmalısınız;
ve bedenen ağlama, bedenen oruç tutma ve uyanık
olma her bir kişinin bünyesine göre
yapılmalıdır.»
112.
îsa
böyle söyleyip, (sonra) dedi: «Hayatımızı sürdürmemiz için tarlanın
meyvelerinden aramaya çıkmalısınız, çünkü sekiz gündür hiç ekmek yemiyoruz. Bu
bakımdan, Allah’ımıza dua edecek ve Barnabas ile birlikte sizi bekliyeceğim.
Bunun
üzerine, tüm şakirtler ve havariler, İsa’nın sözüne göre dörder altışar yola
koyuldular. İsa’nın yanında bu (satırlar)ı yazan kaldı; o zaman İsa ağlayarak
dedi: «Ey Barnabas, sana büyük sırlar açıklamam gerekiyor, bundan sonra ben
dünyadan ayrılacağım ve sen de onlan anlatacaksın.»
O
zaman, bu (satırlar) ı yazan ağlıyarak dedi; «Beni ağlat ey muallim,
başkalarını da (ağlat). Çünkü biz günahkârlarız. Ve, Allah’ın bir mukaddesi ve
peygamberi olan sen, senin için bu kadar ağlamak uygun değildir.»
İsa
karşılık verdi: «İnan bana Barnabas, ben (ağlamam) gerektiği kadar
ağlayamıyorum. Çünkü, eğer insanlar bana Allah dememiş olsaydı, ben Allah’ı
burada, Cennet’te görüleceği biçimde görecek ve Hüküm Günü’nden korkmama
emniyetine erişecektim. Ama, Allah biliyor ki, ben suçsuzum, çünkü hiç bir
zaman bir köleden öte tutulma
düşüncesi
beslemedim. Hem, sana diyorum ki, eğer Allah diye çağırılmamış olsaydım,
dünyadan ayrılınca Cennet’e götürülecektim, ama şimdi Hüküm (Günü’ne) kadar
oraya gitmeyeceğim. Şimdi, benim ağlamama neden olup olmadığını görüyorsun. Bil
ki ey Barnabas, bu yüzden her halde büyük zulme uğrayacak ve havarilerimden
biri tarafından otuz paraya satılacağım. Bu bakımdan, eminim ki, beni satacak
olan benim adıma öldürülecek, çünkü Allah beni yeryüzünden çekecek ve herkes
onun ben olduğuma inansın diye hainin görünümünü değiştirecek; yine de, o, şerli
bir ölümle öldüğü zaman, ben uzun bir süre bu lekeyle dünyada kalacağım. Fakat,
Allah’ın kutlu Elçi’si Muhammed gelince, bu rezalet silinip gidecek. Ve, Allah
bunu yapacak, çünkü, bana bu canlı bilinme ve şu rezil ölüme yabancı olma
ödülünü verecek olan Mesih gerçeğini itiraf etmiş bulunuyorum.»
O
zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, söyle bana, kimdir bu
alçak! Çünkü, seve seve boğar öldürürüm onu.»
«Sus,
bir şey söyleme» diye cevap verdi îsa, «çünkü Allah böyle diliyor ve o(hain) başka
türlüsünü de yapamaz. Fakat, gör ki, annem böyle bir olaya üzüldüğünde,
rahatlaması için ona gerçeği anlatırsın.»
O
zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «înşallah bütün bunları yapacağım
ey muallim.»
113.
Şakirtler
dönüşlerinde, çam kozalakları getirdiler ve Allah’ın iradesiyle bir hayli de
hurma bulmuşlar. Öğle namazından sonra îsa ile birlikte yediler. Bu sırada (bu
satırları) yazanın üzgün yüzünü gören şakirtler ve havariler, İsa’nın hemen
dünyadan ayrılması gerektiğinden korkuya kapıldılar. Bunun üzerine, îsa onları
teselli ederek dedi: «Korkmayın, çünkü sizden ayrılma saatim henüz gelmiş
değil. Yanınızda kısa bir süre daha kalacağım. Bu bakımdan, dediğim gibi,
Allah’ın îsrailîler üzerine merhamet etmesi için, tüm İsrail’e varıp, pişman
olmayı anlatmayı size öğretmeliyim. Öyle ki, herkes tenbelliğin farkına varsın
ve çok daha fazla günahının kefaretini ödesin; çünkü, iyi meyve vermeyen her
ağaç kesilecek ve ateşe atılacaktır.
«Bağ
tarlası olan bir vatandaş vardı ve tarlanın ortasında, içinde güzel bir incir
ağacı olan bir bahçe bulunuyordu. Üç yıldır mal sahibi ağaca geliyor ve
üzerinde hiç meyve bulamıyordu; ve tüm öbür ağaçların meyve verdiğini görünce,
bağcısına dedi: «Bu kötü ağacı kes, çünkü araziye yük oluyor.»
Bağcı karşılık verdi: «Değil
efendim; çünkü, güzel bir ağaçtır o.»
«Ses
etme» dedi mal sahibi, «çünkü, yararsız güzelliklere önem vermem ben. Palmiye
ve pelesenk ağacının incirden daha soylu olduğunu bilmen gerek. Ama, evimin
avlusuna bir palmiye ve bir de pelesenk ağacı fidanı dikmiş ve çevresine hayli
para harcayarak duvar çevirmiştim. Fakat, bunlar meyve yerine yığılıp kalan
yaprak verip, evimin önündeki araziyi de verimsizleştirince, ikisini de ortadan
kaldırdım. Şimdi, diğer bütün ağaçların meyve verdiği bağ tarlama ve bahçeme
yük olan evimin uzağındaki bir incir ağacını nasıl bağışlayayım? Emin ol ki,
ona daha fazla katlanmayacağım.»
O
zaman bağcı dedi: «Efendi, toprak oldukça zengin. Bu bakımdan, bir yıl daha
bekle. Ben incir fidanının dallarını budayıp, kendinden toprağın verdiği tüm
fazlalıkları alayım ve taşlı kuru bir araziye koyayım; böyle yapıca meyve
verecektir o.»
-Mal sahibi karşılık verdi: «Şimdi
git ve öyle yap; bekleyeceğim ve incir fidanı da meyve
verecek.» Bu
temsilî hikâyeyi anlıyorsunuz değil mi?»
Havariler cevap verdiler: «Hayır
Rab, bu nedenle onu bize açıklayın.»
114.
îsa karşılık verdi: «Bakın, size
diyorum ki, mal sahibi Allah’tır, bağcı da O’nun kanunu.
Allah’ın Cennette palmiye ve
pelesenk ağaçları vardı; şeytan palmiye ağacı, ilk insan da
pelesenk ağacıdır. Allah, bunları
çıkarıp attı. Çünkü, salih ameller meyvesi vermiyorlar,
bunun yerine pek çok melekleri ve
pek çok insanları ayıplayan dinsizce sözler sarf
ediyorlardı. Şimdi, Allah insanı
dünyaya, tüm emir ve yasaklarına göre Allah’a kulluk
eden yaratıklarının arasına
indirmiştir. Allah’ın meleği ve ilk insanı bağışlamayıp, meleği
ebedi, insanı da bir süre için
cezalandırdığını görerek diyorum ki, meyve vermeyen insanı
Allah kesip, Cehennem’e mahkûm eder.
Bu konuda Allah’ın kanunu der ki, bu hayatta
insan için pek çok iyi şeyler vardır
ve bu nedenle salih ameller işleyebilmesi için
sıkıntılar çekmesi Ve dünyevî
iyiliklerden yoksun kalması gerekmektedir. Dolayısıyla,
Allah’ımız insanın Pişman olmasını
bekler. Bakın, size diyorum ki, Allahımız insanı
çalışmaya mahkûm etmiştir ki,
Allah’ın dostu ve peygamberi Eyüp der: «Kuşun uçmak
için,
balığın da yüzmek için doğduğu gibi, insan da çalışmak için doğar.» Allah’ın
bir peygamberi olan Davud da şöyle der: «Elimizin emeğini yiyerek kutsanacağız
ve bu bizim için iyidir.»
Bu
nedenle, herkes niteliğine göre çalışsın. Şimdi söyleyin bana, babamız Davud ve
oğlu Süleyman elleriyle çalışmışlarsa, günahkârın ne yapması gerekir?
Yuhanna dedi: «Muallim, çalışmak
yerinde olan bir şey, ama bunu yoksullar yapmalı.» İsa karşılık verdi: «Yaa,
çünkü onlar başka türlü yapamaz. Ama, bilmez misin ki, iyilik iyi olmak için
gereklilikten azade olmalıdır? Böyle de, güneş ve diğer gezegenler, başka
türlüsünü yapamasınlar diye Allah’ın hükümleriyle güçlendirilmişlerdir ve bu
nedenle de, herhangi bir liyakatleri yoktur. Söyleyin bana, Allah çalışma
hükmünü koyduğu zaman, «Yoksul insan yüzünün teriyle yaşayacaktır» mı dedi? Ve,
Eyüp, «Kuş uçmak için doğar, yoksul insan da çalışmak için doğar» mı dedi?
Hayır, Allah insana, «Ekmeğini yüzünün teriyle yiyeceksin» ve Eyüp de «İnsan
çalışmak için doğmuştur» demiştir. Bu bakımdan, (yalnızca) insan olmayan bu
hükmün dışındadır. Emin olun ki, her şeyin pahalı olmasının nedeni, pek çok
haylaz insanın bulunmasıdır. Eğer, bunlar çalışacak olsalar, bazısı toprağı
sürse, bazısı da sularda balıkçılık yapsa, dünyada bolluk üstü bolluk olur. Ve,
yokluklar nedeniyle, korkunç Hüküm Günü’nde hesap vermek gerekecektir.»
115.
«Bırakın,
insan bana bir şeyler desin. Dünyaya ne getirdi ki, bu nedenle haylaz haylaz
yaşasın? Çıplak ve hiç bir şey yapamıyâcak biçimde doğduğu ortada. Bundan
dolayı da, bulduğu şeylerin tümünün sahibi değil, dağıtıcısıdır o. Ve, o
korkunç günde bunların hesabını verecektir. İnsanı vahşi hayvanlar gibi yapan
iğrenç şehvetten çok korkmak gerekir; çünkü, düşman kişinin kendi evi
içindedir. Bu bakımdan, düşmanın gelemiyeceği herhangi bir yere gitmen mümkün
değildir. Ah, niceleri şehvet yüzünden helak olup gittiler! Şehvet yüzünden
tufan oldu, o kadar ki, dünya Allah’ın merhameti önünde silinip gitti de,
yalnızca Nuh ve seksen üç insan kurtuldu.
Şehvet
yüzünden Allah üç lânetli şehri yerle bir etti (ve) içlerinden yalnızca Lût ve
iki oğlu kurtuldu. «Şehvet yüzünden Bünyamin’in kabilesi tümüyle sönüp yok
oldu. Ve, bakın size diyorum ki, şehvet yüzünden ne kadar insanın helak
olduğunu size anlatacak olsam, beş günlük süre yetmez.»
Yakup karşılık verdi: «Ey üstad,
şehveti simgeleyen nedir?»
İsa
cevap verdi: «Şehvet, gem vurulmamış bir aşk arzusudur; akıl tarafından
yönlendirilmezse, insan zihin ve duygularının sınırlarını aşar,- öyle ki, insan
kendini bilmeden, nefret etmesi gereken şeyi sever. İnanın bana, insan, böyle
bir şeyi Allah kendisine verdi diye değil de, sahibi olarak bir şeyi severse,
bir zani olur; çünkü, Yaratıcı’sı Allah’la birlikte olması geieken ruhu
yaratıkla birleştirmiştir. Ve, işte Allah Işaya peygamber aracılığıyla
ağlayarak der: «Sen pek çok aşıklarla zina ettin; buna rağmen bana dön, seni
kabul edeceğim.»
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
ve diridir ki, eğer insanın kalbinde içten bir
şehvet olmazsa, dışta (kötülüklere)
düşmez; çünkü, kök giderse ağaç hemen ölür.»
«Bu nedenle insan, Yaratıcı’sının
kendisine verdiği hanımla yetinsin ve başka bir kadını
unutsun.»
Andreas
karşılık verdi: «însan, yaşadığı şehirde o kadar çok varken, kadınları nasıl
unutur?»
«Ey
Andreas, şehirde yaşayan insana, şehrin zarar vereceği ortada; görülüyor ki,
şehir her kötülüğü emen bir süngerdir.»
116. Göze
Gem Vurmak
«Nasıl
asker, kale çevresinde düşmanlar olduğu zaman, vatandaşlar adına her zaman
ihanetten korkarak ve kendini her (türlü) saldırıya karşı koruyarak yaşıyorsa,
insana da şehirde yaşamak yaraşır. Aynen böyle de, diyorum ki size, insan
dıştan gelen her türlü günah dürtüsünü itsin ve nefisten korksun, çünkü onun
kirli şeylere karşı aşın bir arzusu vardır. Ama, her türlü şehevî günahın
kaynağı olan göze gem vurmazsa, kendini nasıl korusun? Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, maddi gözleri olmayan, üçüncü dereceye kadar
olan cezaları görmekten emindir; halbuki, gözleri olan yedinci dereceye kadar
cezalandırılır.
«îlya
peygamber zamanında, îlya iyi yaşantısı olan kör bir adamı ağlarken görüp, ona
sordu: «Niye ağlarsın, ey kardeş?» Kör adam cevap verdi: «Ağlarım, çünkü
Allah’ın mukaddesi İlya Peygamber’i göremiyorum.»
O zaman, îlya kendisini
azarlayıp dedi: «Bırak ağlamayı ey adam, çünkü ağlamakla günaha giriyorsun.»
Kör
adam karşılık verdi: «Söyle bana şimdi, ölüleri kaldıran ve gökten ateş indiren
Allah’ın kutsal bir peygamberini görmek günah mıdır?»
îlya cevap verdi: «Gerçeği
konuşmuyorsun; çünkü îlya senin dediklerinin hiç birini yapamaz. Senin gibi bir
insandır o. Dünyadaki tüm insanlar, tek bir sineği meydana getiremezler.»
Kör
adam dedi: «Sen böyle dersin ey adam, çünkü, îlya herhalde bazı günahların
nedeniyle seni azarladı da, bu bakımdan ondan nefret ediyorsun.»
Îlya
karşılık verdi: «Înşallah gerçeği söylüyorsundur; çünkü, ey kardeş, eğer îlya’dan
nefret edersem Allah’ı severim ve îlya’dan ne kadar nefret edersem, Allah’ı o
kadar çok severim.»
Bunun üzerine, kör adam çok
kızdı ve dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sen dinsizin birisin! însan Allah’ın
peygamberinden nefret ederken, Allah sevilebilir mi? Defol git, seni daha fazla
dinlemek istemiyorum çünkü!»
îlya
karşılık verdi: «Kardeş, şimdi bedenle görmenin nasıl kötü olduğunu zekânla
görebiliyorsundur. Çünkü, llya’yı görmek için göz istersin, ruhunla da îlya’dan
nefret edersin.»
Kör
adam karşılık verdi: «Hemen defol git, çünkü sen şeytan’sın. Allah’ın
mukaddesine karşı beni günaha katacaksın.»
O
zaman îlya ah çekti ve göz yaşları içinde dedi: «Gerçeği söyledin ey kardeş,
çünkü, görmeği arzu ettiğin benim bedenim seni Allah’tan ayırır.»
Kör
adam dedi: «Seni görmek istemiyorum; hem, gözlerim olsa, seni görmemek için
kaparım.»
O
zaman îlya dedi: «Bil ki kardeş, ben îlya’yım!» Kör adam karşılık verdi.:
«Doğruyu söylemiyorsun.»
117.
O
zaman îlya’nın havarileri dediler: «Kardeş, o Allah’ın peygamberi îlya’nın ta
kendisidir.»
«Söyleyin
bana» dedi kör adam, «Eğer o peygamberse, ben hangi soydanım ve nasıl kör
oldum?»
îlya
cevap verdi: «Sen Levî kabilesindensin; ve Allah’ın mabedine girerken, mabedin
yanında bir kadına şehvetle baktığından Allah’ımız görme gücünü aldı.»
O
zaman, kör adam ağlayarak dedi: «Bağışla beni ey Allah’ın kutsal peygamberi;
sana dediklerimden dolayı günaha girdim; seni görmüş olsaydım, günah
işlemiyecektim.» îlya karşılık verdi: «Allah’ımız bağışlasın seni ey kardeş,
çünkü benim hakkımda bana doğruyu söylediğini biliyorum; çünkü kendimden ne
kadar çok nefret edersem, o kadar çok Allah’ı severim; ve eğer beni görsen,
Allah’ın razı olmadığı arzun yatışır. Çünkü senin Yaratıcın îlya değil,
Allah’tır; bu bakımdan ben senin için şeytan’ım» dedi îlya ağlayarak; «çünkü,
sana Yaratıcı’dan yüz çevirttim. O halde ağla kardeş, çünkü, senin hakkı
batıldan ayırt ettirecek ışığın yok. Ama olsaydı, benim akidemi hor
görmiyecektin. Bu nedenle, sana diyorum ki, pek çokları beni görmek arzular ve
uzaklardan beni görmeye gelirler, (ve) bunlar sözlerimi hor görürler.
Dolayısıyla onlar için, kurtuluşları için, gözlerinin olmaması daha iyi, çünkü
kendileri gibi yaratılandan zevk alan ve Allah’tan zevk almaya çalışmayan
herkes kalbinde bir put yapıyor ve Allah’ı bırakıyor.» Sonra îsa iç çekerek
dedi: «îlya’nın dediklerinin hepsini anladınız mı?»
Havariler
cevap verdiler: «Gerçekten anladık ve burada, yeryüzünde putatapıcı olmayan pek
az kisi bulunduğunu görüp, ne diyeceğimizi bilemiyoruz.»
118. İbadet
Ruhun İlacı ve Avukatıdır
O
zaman îsa dedi: «Doğru söylüyorsunuz, çünkü, şimdi îsrailîler beni Allah yerine
koyarak, kalblerindeki putatapıcılığı yerleştirmek arzusundaydılar; pek çokları
Allah olduğumu söylersem tüm Yahudiye’ye hakim olabileceğimi ve sürekli nefis
bir yaşantı içinde reisler arasında kalmayıp, çöllük, yerlerde yoksulluk içinde
yaşamak istediğimden deli olduğumu söyleyerek, öğretimi hakir görmektedirler.
Ey, sineklerde ve
karıncalardaki
ışığa değer verip, yalnızca meleklerde, peygamberlerde ve Allah’ın
mukaddeslerinde bulunan ışığı hor gören talihsiz insan!
«O
halde, göz korunmayacak olursa ey Andreas diyorum ki sana, baş aşağı şehvetle
düşmemek mümkün değildir. Bu konuda, Yeremya peygamber ağlaya ağlaya gerçeği
söylüyordu: «Gözüm ruhumu çalan bir hırsızdır.» Böyledir, çünkü babamız Davud
da Rabb’ımız Allah’a en büyük özlemle, yararsız şeylere bakmaktan gözlerini
çevirmesi için dua ediyordu. Gerçekten sonu olan her şey boşunadır. Öyleyse,
söyleyin bana, bir kimsenin ekmek aİacak iki kuruşu olsa, onu duman almak için
harcar mı? Kesinlikle hayır; şundan ki, duman gözleri incitir ve vücuda hiç bir
gıda vermez. İşte insan da aynen böyle yapsın, çünkü o gözlerinin bakışı ve
kalbinin bakışıyla (basiret) Yaratıcısı Allah’ı ve iradesinin verdiği temiz
lezzeti tanımaya çalışmalı ve Yaratıcı’yı yitirmeye neden olan yaratılanı amaç
edinmemelidir.»
119.
însan,
bir şeye baktığı ve o şeyi insan için yaratan Allah’ı unuttuğu her vakitte
günah işlemiş olur. Çünkü, eğer bir arkadaşın kendisini hatırda tutması için sana
herhangi bir şey verse ve sen de onu satıp, arkadaşını unutsan, arkadaşına
karşı suç işlemiş olursun, îşte, insan da böyle yapar; çünkü, yaratılana bakıp,
onu insanın sevgisi için yaratmış olan Yaratıcıyı hatırda tutmadığı zaman,
akılsızlığından yaratıcısı Allah’a karşı günaha girer, «Bu bakımdan, kadınlara
bakıp, kadını erkeğin iyiliği için yaratan Allah’ı unutan kişi. kadını sevecek
ve arzulayacaktır. Ve, bu şehveti o dereceye zorlayıp gelecektir ki, sevilen
şeye benzeyen her şeyi sevecek, bu şekilde hatırlanması bir utanç olan bu iş
(in) günahı doğacaktır. O halde, eğer insan gözlerine gem vuracak olursa,
nefsinin üzerinde hakim olacak, o da kendisine sunulmayan şeyi
arzulayamayacaktır. Çünkü, böylece beden ruha tabî olacaktır. Nasıl gemi
rüzgârsız hareket edemezse, beden de nefs olmadan günah işleyemez.
«Sonra,
pişman olanın masal söylemeyi ibadete çevirmesi gerekir. Bu Allah’ın bir hükmü
olmasa bile, akıl bunu gösteriyor. Çünkü, her haylaz kelimede insan günaha
girer ve Allah’ımız günahı ibadetle siler. Çünkü, ibadet ruhun avukatıdır;
ibadet ruhun ilâcıdır; ibadet kalbin savunmasıdır; ibadet inancın silâhıdır,
ibadet nefsin gemidir; ibadet bedenin, günahla bozulmasını önleyen tuzudur.
Size diyorum ki, ibadet hayatımızın elleridir; bununla, ibadet eden kişi hüküm
gününde kendisini koruyacaktır çünkü, ruhunu burada, yeryüzünde günahtan uzak
tutacak ve kalbini kötü arzuların değmesinden koruyacaktır; nefsini Allah’ın
kanunu içinde tutup, istediği her şeyi Allah’tan alarak bedeni de takva yolunda
yürüdüğü için şeytan’ı kızdıracaktır.
«Huzurunda
durduğum Allah sağ ve diridir ki, ibadet etmeyen insan, derdini köre açan
dilsiz bir adamdan; merhemsiz iyileştirilebilen fistülden, hareket etmeden
kendini savunan veya silahsız olarak bir başkasına saldıran, dümensiz kürek
çeken veya tuz olmadan ölü bedeni koruyan bir adamdan daha çok salih amel
sahibi değildir. Çünkü, bakın, eli olmayan alamaz. Eğer insan gübreyi altına ve
çamuru şekere çevirebilecek olsa, ne yapar?»
Sonra,
İsa sustu, havariler cevap verdiler: «Kimse, altın ve şeker yapmaktan başka bir
işe kendini koşmaz.»
O
zaman îsa dedi: «Şimdi, neden insan aptalca masal anlatıcılığı ibadete
dönüştürmez? Zaman kendine Allah tarafından Allah’a karşı gelsin diye mi
verilmiştir yoksa? Hangi
reis kendi üzerine savaş açsın
diye bir şehri tebasına verir? Allah sağ ve diridir ki, eğer insan boş
konuşmakla ruhunun ne hallere girdiğini bilmiş olsa, konuşmaktansa hemen dilini
dişleriyle koparır. Ey zavallı dünya! Bugün insanlar ibadet için toplanmazlar
da, mabedin verandalarında ve mabedin ta içinde şeytan boş konuşma kurbanlarını
alır ve utanç duymadan sözünü edemediğim şeylerden daha kötü olan da budur.
120. Boş
Konuşmanın Meyvesi
Boş konuşmanın meyvesi budur ki,
zihni gerçeği anlamayacak biçimde zayıflatır; nasıl, yarım kiloluk pamuk yükünü
taşımaya alışmış bir at on kiloluk taşı taşıyamazsa, aynen öyle.
Fakat,
bundan daha kötüsü, insanın zamanını şaka matrakla geçirmesidir, İbadet etmek
istediği zaman, şeytan aklına şu aynı şakaları getirir, o kadar ki, Allah’ın
merhametini çekip, günahlarının afvını sağlamak için günahlarına ağlaması
gerektiği zaman, gülmekle Allah’ın kızgınlığını çeker; O da kendisini
cezalandıracak ve fırlatıp atacaktır. «Öyleyse, yazıklar olsun şaka matrakla
boş vakit geçirenlere! Ama, Allah’ımız şaka edip boş vakit geçirenleri
iğrenerek alırsa, ya komşusuna iftira edip, mırıldanıp duranı nasıl alacak ve
çok gerekli bir işle uğraşır gibi günahla uğraşanların durumu ne olacaktır? Ah
murdar dünya, senin Allah’ın nasıl elem verici bir cezasına çarpılacağını
tasavvur edemiyorum! Öyle de, pişman olan, diyorum ki o sözlerini altın
fiyatına vermelidir.» Havarileri karşılık verdiler: «Ama, bir insanın sözlerini
altın fiatına kim alır? Kesinlikle hiç kimse ve nasıl pişman olacaktır? Mutlaka
aç gözlü olacaktır o!»
îsa
cevap verdi: «Öylesine ağır kalbleriniz var ki, ben on (lar) ı kaldıramıyorum.
Bu, bakımdan, her sözde size anlamı da söylemem gerekiyor. Ama, size sırlarını
öğrenme lûtfunda bulunan Allah’a şükredin. Pişman olan, konuştuğunu satsın
demiyorum. Konuştuğu zaman, altın çıkarıyormuş gibi düşünsün diyorum. Çünkü,
kuşkusuz böyle yapmakla, nasıl altın gerekli şeyler için harcanırsa, o da
(yalnızca) konuşması gerektiği zaman konuşacaktır. Ve, nasıl kimse altını vücudunu
incitecek bir şey için harcamazsa, o da ruhunu incitebilecek bir şeyin sözünü
etmesin.
121.
«Vali
bir mahpusu yakalayıp da sorguya çekerken zabıt kâtibi de (konuşulanları) kayda
geçiyorsa, söyleyin bana, böyle bir adam nasıl konuşur?»
Havariler
cevap verdiler: «Yerinde ve korkarak konuşur ki, kuşku uyandırmasın; ve valiyi
sinirlendirebilecek herhangi bir şey söylememek, aksine serbest bırakılabilecek
şekilde konuşmanın yollarını aramak için dikkat eder.»
O
zaman, Isa karşılık verdi: «Ruhunu yitirmemek için, pişman olanın da yapması
gereken budur. Çünkü, Allah her insana zabıt kâtibi olarak, biri yaptığı
iyilikleri, diğeri de kötülükleri yazan iki melek vermiştir. Öyleyse, eğer bir
insan merhamet görmek istiyorsa, altını ölçtüğünden daha çok konuşmasını
ölçsün.»
122.
Pişmanlık Nasıl Olmalı?
«Hırs
ve tamaha gelince, bu da sadaka vermeye çevrilmelidir. Bakın, size diyorum ki,
nasıl çekülün(terazi) denge olarak merkezi varsa, tamahkânn da sonunda varacağı
yer
olarak
Cehennem vardır. Neden biliyor musunuz? Anlatacağım size: Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, tamahkâr diliyle sessiz bile olsa
yaptıklarıyla der: «Benden başka Allah yoktur.» Sahip olduğu ne varsa, başını,
sonunu, çıplak doğup, her şeyi (ardında) bırakarak öleceğini düşünmeden
istediği gibi harcar.»
«Şimdi
söyleyin bana, Hirodes size bakmanız için bir bahçe verse, siz de kendinizi
hemen sahip yerine koyup, Hirodes’e hiç meyve göndermeseniz ve Hirodes size
adam gönderip meyve istediğinde elçileri kovsanız, söyleyin bana, kendinizi bu
bahçenin kralları yapmış olmaz mısınız? Mutlaka, öyle. Şimdi, diyorum ki size,
aynen tamahkâr adam da böyle, Allah’ın kendine vermiş olduğu zenginliği
üzerinde kendini ilâh yapar. «Hırs ve tamah, zevkine göre yaşamasının günahıyla
Allah’ı yitiren ve kendinden gizli olup, çevresini iyilikleri yerine koyduğu
geçici şeylerle kuşatan Allah’tan memnun olmayan nefsin bir susuzluğudur; ve bu
(susuzluk) arttıkça, kendini o kadar çok Allah’tan uzaklaşmış bulur.
«Ve,
günahkârın doğru yolu bulması, tevbe etme lûtfunda bulunan Allah’tandır.
Babamız Davud da şöyle der: «Bu değişim Allah’ın sağ elinden gelir.»
«Pişmanlığın
nasıl olması gerektiğini bilmek istiyorsanız, size insanın ne tür (bir şey)
olduğunu anlatmam lâzım. Ve, bugün bize iradesini sözlerim aracılığıyla
bildirme lûtfunda bulunan Allah’a şükürler edelim.»
«Bundan
sonra ellerini kaldırıp dua ederek, dedi: «Merhametiyle bizi yaratan, bize
Doğru Elçi’nin diniyle kulların insanlar mertebesi veren Kadir ve Rahim Rabb
Allah, tüm nimetlerin için sana şükreder, günahlarımıza hayıflanarak, namaz
kılıp zekât vererek, oruç tutup Kelimen üzerinde çalışarak, iradeni
bilmeyenlere öğreterek, Sen’in sevgin için dünyanın sıkıntılarını çekerek ve
Sana kulluk için ölüm üzerine hayatımızdan geçerek seve seve yalnızca Sana
ibadet ederiz. Sen ey Rabb, seçtiklerini koruduğun gibi, Kendi benliğin aşkına
ve bizi kendisi için yarattığın Elçin aşkına ve tüm kutsal (kul)lann ve
peygamberlerin aşkına bizi şeytan’dan, bedenden ve dünyadan koru!» Havariler
karşılık verdiler: «Amin, Amin Rabb, Amin ey merhametli Allah’ımız.»
123.
Cuma
günü gelince, sabah erkenden namazdan sonra îsa havarilerini topladı ve onlara
dedi: «Oturalım; çünkü işte bu günde Allah insanı yeryüzünün çamurundan yarattı;
ben de inşallah, insanın nasıl bir şey olduğunu size anlatacağım.»
Herkes
oturunca yeniden dedi: «Allah’ımız, yaratıklarına iyiliğini, merhametini ve
hoşgörülüğü ve adaletiyle birlikte kudretini de göstermek için birbirine zıt
dört şeyden bir terkip meydana getirdi ve bunları, —toprak, hava, su ve ateş—
her biri zıddını dengelesin diye insan denilen nihai bir nesnede birleştirdi.
Ve bu dört şeyden, sinirler, damarlarla birlikte ve tüm iç parçaları ile
birlikte et, kemik, kan, ilik ve deriden oluşan insan vücudu olarak bir kap
yaptı; içine Allah, bu hayatın iki yönü olarak ruh ve nefsi yerleştirdi; orada
yağ gibi yayıldığı için nefse yerleşim bölgesi olarak vücudun her parçasını
verdi. Ve, ruha da yerleşim bölgesi olarak, nefsle birleşip tüm hayata egemen olması
için kalbi verdi.
«İnsanı
bu şekilde yaratan Allah, içine akıl denilen bir ışık yerleştirdi ki, deri,
nefs ve ruhla tek bir hedefte —Allah’a kulluk için çalışmak— birleşsin.
«Bundan
sonra, bu eseri Cennet’e koyunca, akıl, şeytan’ın dürtmesiyle nefsin iğvasına
uğradı, beden rahatını yitirdi, nefs kendisiyle yaşadığı zevki yitirdi ve ruh
(da) güzelliğini
«Böylesi
kötü bir duruma düşen insan, akıl tarafından engellenmediğinden çalışmakta
huzur bulmayıp, zevk peşinde koşan nefsle, gözlerin kendine gösterdiği ışığın
peşinden gider; bundan dolayı da, gözler, boş şeylerden başka bir şey
görmediğinden kendini aldatır ve böylece dünyevi şeyleri seçerek günah işler.
«İşte,
Allah’ın rahmetiyle, insanın aklının iyiyi kötüden seçmek ve gerçek zevki
(ayırt etmek) için yeniden aydınlatılması gerekmektedir; bunu bilmekle günahkâr
tevbeye yönelir. Bu bakımdan, bakın, size diyorum ki, eğer Rabb’ımız Allah
insanın kalbini aydınlatmazsa, insanın akıl yürütmelerinin hiç bir önemi yoktur.»
Yuhanna
karşılık verdi: «O halde, insanların konuşması hangi, amaca hizmet etmektedir?»
İsa
cevap verdi: «İnsan, insan olarak insanı tevbeye yöneltmek için hiç bir işe
yaramaz; fakat insan, Allah’ın insanı doğruya çekmek için kullandığı bir araç olarak
(işe yarar). İşte Allah böyle, insanın kurtuluşu için gizli olarak insanda bir
şeyler meydana getirir. Bu nedenle kişi, Allah’ın kendinde konuştuğu birini
bulabilirim diye herkesi dinlemelidir.» Yakup karşılık verdi: «Ey muallim, eğer
sahte bir peygamber ve bize ders veriyormuş gibi davranan yalancı bir muallim
gelecek olsa, ne yapmamız gerekir?»
124.
İsa
bir temsille cevap verdi . «Bir insan ağını alıp balık tutmaya gider ve gittiği
yerde pek çok balık yakalar, ama kötü olanları çıkarıp atar.»
«Bir
insan ekin ekmeye gider, ama yalnızca iyi toprağa düşen tane tohum taşır.» «Siz
de aynen böyle yapmalısınız. Her şeyi dinlemeli, (ama) sadece gerçek ebedî
hayata meyve taşıyacağından, yalnızca gerçek olanı almalısınız.»
O zaman, Andreas karşılık verdi:
«Öyle. de, gerçek nasıl bilinecektir?»
îsa
cevap verdi: «Musa’nın kitabına uyan her şeyi gerçek diye alırsınız.
Biliyorsunuz, Allah birdir, gerçek birdir; buradan giderek deriz ki, akide
birdir ve akidenin anlamı birdir ve dolayısıyla din birdir. Bakın, size diyorum
ki, eğer gerçek Musa’nın kitabından silinip çıkarılmamış olsaydı, Allah,
babamız Davud’a ikinciyi vermeyecekti. Ve, Davud’un kitabı tahrif edilmemiş
olsaydı, Allah İncil’i bana emanet etmeyecekti; çünkü Allah’ımız Rabb değişmez
ve tüm insanlara tek bir mesajla konuşmuştur. Bu bakımdan, Allah’ın elçisi
geleceği zaman, dinsizlerin benim kitabımda yaptıkları tahrifatın tümünü
temizlemek için gelecektir.»
Sonra,
bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, kanunun tahrif edildiği ve
yalancı peygamberin konuştuğu zamanlarda insan ne yapsın?»
İsa
cevap verdi: «Güzel bir soru ey Barnabas. Bu nedenle sana diyorum ki, böyle bir
zamanda, insanlar sonunda Allah’a varacaklarını düşünmediklerinden pek az kişi
kurtulur. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki; insanı amacından,
yani, Allah’tan yüz çevirten her akide en kötü akidedir. Onun için, akidede göz
önünde bulunduracağınız üç şey vardır, Allah’a karşı sevgi, kişinin komşusuna
acıması ve Allah’a karşı gelen, O’na her gün karşı gelen kendinden nefret
etmesi. Öyleyse, bu üç temele zıt olan her akideden kaçın. Çünkü, o en şerli
olandır.»
125. Hırs ve
Tamah
«Şimdi
de hırs ve tamaha dönüyorum; ve size diyorum ki, nefs bir şeyi elde etmek
istediği veya onu inatla koruduğu zaman, ki, «böyle bir şeyin sonu olacak»
demelidir. Eğer onun sonu olacaksa, onu sevmenin delilik olduğu ortadadır. Bu
bakımdan, kişiye yakışan, sonu gelmeyecek olanı sevmesi ve korumasıdır.»
«Öyleyse,
(bir insanın) haksızca kazandığı şeyleri hakça dağıtmakla, hırs ve tamah
sadakaya dönüşsün.
«Ve,
sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesine baksın. Çünkü, münafıklar infakta
bulunurken görünmek ve dünya tarafından övülmek arzu ederler. Ama, boşunadır
verdikleri, çünkü insan kim için çalışırsa, ücretini de ondan alır. O halde,
eğer insan Allah’tan bir şey alacaksa, onun Allah’a kulluk etmesi yaraşır.
«Ve, infakta bulunurken,
(verdiğiniz) her şeyi Allah sevgisi için Allah’a verdiğinizi düşünmeye çalışın.
Bu bakımdan, vermekte yavaş davranmayın ve sahip olduğunuz şeyin, Allah sevgisi
için en iyisini verin.
«Söyleyin
bana, Allah’tan kötü olan bir şeyi almak ister misiniz? Ey toz toprak,
kesinlikle hayır! O halde, eğer Allah sevgisi için kötü olan bir şeyi
verirseniz, kendinize nasıl inanırsınız?
«Kötü
bir şey vermekten hiç bir şey vermemek daha iyidir; çünkü, vermemekle dünyaya
göre bazı mazeretleriniz olacaktır; ama değersiz bir şey vermek ve en iyiyi
kendisi için alıkoymakta, mazeretiniz ne olacaktır?
«Pişman olmakla ilgili size söylemem
gereken şeylerin tümü bu kadar.
Barnabas karşılık verdi: «Pişmanlık
ne kadar sürmeli?»
İsa
cevapladı: «İnsan günah içinde oldukça, daima tevbe etmeli ve pişman olmalı.
Dolayısıyle, insan hayatı boyunca her zaman günah işlediğinden, daima da pişman
olmalıdır; ayakkabılarınızın patladığı her vakit onları onarıyorsunuz, ama
ayakkabılarınıza ruhunuzdan daha çok dikkat etmeyeceksiniz.»
126.
îsa,
havarilerini çağırıp, «Gidin ve duyduklarınızı anlatın» diyerek, onları ikişer
ikişer tüm İsrail yöresine dağıttı.
(Havariler)
baş eğdiler ve (îsa) elini başlarının üzerine koyarak dedi: «Allah’ın adıyla
hastalara sıhhat verin, cinleri çıkarıp atın ve benim başkahinin önünde
dediklerimi kendilerine anlatarak, İsrailîleri benim ne olduğum konusunda aldatmayın.
Sonra,
bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna dışında hepsi ayrıldı; ve tüm
Yahudiye içine girip, İsa’nın kendilerine anlattığı gibi pişman olmayı
anlattılar, her türlü hastalığı iyileştirdiler. O kadar ki, İsrail’de, İsa’nın
«Allah birdir ve İsa Allah’ın peygamberidir» şeklindeki sözleri tasdik edildi
ve bir kalabalık gördüklerinde hastaları iyileştirmekle ilgili olarak İsa’nın
yaptığını yaptılar.
Ama,
şeytan’ın oğulları Isa’ya eza etmek için bir başka yol buldular. Bunlar
kâhinlerle yazıcılardı. Ardından, İsa’nın İsrail üzerinde krallığa göz
diktiğini söylemeye başladılar. Fakat, avamdan korktukları için, Isa’ya karşı
gizli gizli plânlar kurdular.
Tüm
Yahudiye’yi geçtikten sonra, Havariler İsa’ya geri döndüler, o da kendilerini
bir babanın oğullarını kabul ettiği gibi kabul ederek dedi: «Söyleyin bana,
Allah’ımız Rabb ne işler yaptı? Emin olun ki, şeytan’ın ayaklarınızın altına
düştüğünü ve onu bağcının üzümleri ezdiği gibi ezdiğinizi gördüm!»
Havariler karşılık verdiler: «Ey
muallim, sayısız hastayı iyileştirdik ve insanlara eziyet
eden pek çok
cinleri çıkarıp attık.»
İsa
dedi: «Allah sizi affetsin ey kardeşler, çünkü her şeyi yapan Allah olduğu
halde, «biz iyileştirdik» demekle günaha girdiniz.»
O zaman dediler: «Budalaca
konuştuk; bu bakımdan, ne diyeceğimizi bize öğretin.» îsa cevap verdi: «Her,iyi
işte, «Allah yaptı» deyin, her kötü işte de «günah işledim» deyin.»
«Böyle yapacağız» dedi Havariler
ona.
Sonra
îsa dedi: «îsrailîler, Allah’ın, benim elimle yaptıklarını şu kadar insanın
elleriyle de yaptığını görünce ne diyorlar?»
Havariler
cevap verdi: «Tek bir Allah’ın bulunduğunu ve senin Allah’ın peygamberi
olduğunu söylüyorlar.»
îsa
neş’eli bir yüzle karşılık verdi: «Ben, kulunun arzusunu hor görmiyen Allah’ın
kutsal adını tesbih ve ta’zim ederim!» Ve, bunu dedikten sonra istirahata
çekildiler.
127.
îsa
çölden ayrılıp, Kudüs’e vardı; bunun üzerine tüm insanlar O’nu görmek için
mabede koşuştular. Mezmurlan okuduktan sonra îsa, yazıcıların çıkmak adetinde
oldukları mabedin kürsüsüne çıkarak, eliyle sus işareti yapıp dedi: «Bizi
alevli ruhtan değil, yeryüzünün çamurundan yaratan Allah’ın kutsal adını tesbih
ve ta’zim ederim, ey kardeşler. Günah işlediğiniz zaman, Allah’ın huzurunda
merhamet bulunuz ki, şeytan bunu hiç bulmayacaktır, çünkü o gururu yüzünden,
alevli ruh olması nedeniyle her zaman soylu olduğunu söylediğinden bunu hiç
bulmayacaktır.
«Duydunuz mu kardeşler, babamız
Davud’un Allah’ımız için, toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip, bir daha geri dönmeyeceğini
göz önüne alarak bize merhamet etmiştir dediğini? Bu sözleri bilenler ne kadar
kutsaldır, çünkü onlar, günahtan sonra tevbe ederek ve günahları sürüp
gitmeyerek, Rabblerine karşı sonsuza değin günah işlemezler. Kendilerini
yüceltenlere yazıklar olsun, çünkü onlar Cehennemin yakıcı kömürleri olarak
azaltılacaklardır. Söyleyin bana kardeşler, kendi kendini yüceltmenin nedeni
nedir? Burada, yer üzerinde herhangi bir iyilik var mıdır acaba? Kesinlikle
hayır; çünkü Allah’ın peygamberi Süleyman’ın dediği gibi, «Güneşin altında
bulunan her şey boştur.» Eğer dünyada bulunan şeyler bize kendimizi kalbimizde
yüceltme nedeni vermiyorsa, hayatımız çok daha az verir (bu) nedeni; çünkü,
insanın altındaki tüm yaratıklar bize karşı savaştıklarından pek çok dert ve
ızdıraplarla yüklüdür o. Yazın yakıcı sıcağından niceleri can vermiştir,
niceleri kışın soğuğundan ve donundan ölmüştür; yıldırımdan ve doludan ölmüştür
niceleri; niceleri de hastalıklardan ve kıtlıktan veya vahşî hayvanlara yem
olarak, yılanlar tarafından ısırılarak, yemekten boğularak ölmüştür! Ey, her
yerde tüm yaratıkların kendisi için tuzak kurduğu ve altında ezilecek kadar
kendini yücelten talihsiz insan! Ya, yalnızca fena şeyler arzulayan beden ve
nefs için, günahtan başka bir şey teklif etmeyen dünya için, şeytan’a kulluk
edip, Allah’ın kanununa göre yaşayan herkese eziyet ve zulmeden lânetliler için
ne diyeyim? Açıktır ki kardeşler, eğer bir insan, babamız Davud’un dediği gibi
«Sonsuzluğa gözleriyle bakarsa günaha girer.»
«Kişinin
kendini kalbinde yüceltmesi, bağışlanmaması için Allah’ın rahmetini ve
acımasını kilitlemekten başka bir şey değildir. Çünkü, babamız Davud der ki:
«Allah’ımız toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip bir daha dönmeyeceğini bilir.
Kim kendini
yüceltirse,
toprak olduğunu inkâr etmiş olur. Bu yüzden de ihtiyacını bilmeyerek yardım
istemez ve böylece yardımcısı olan Allah’ı kızdırır. Ruhumun huzurunda durduğu
Allah sağ ve diridir ki, şeytan kendi zavallılığını bilse ve her zaman Sübhan
olan Yaratıcısı’ndan merhamet isteseydi, Allah şeytan’ı bağışlardı.»
128.
“Ey Duyulmamış Gurur…”
«îşte
böyle kardeşler, ben yeryüzünde yürüyen ve size pişman olun ve günahlarınızı
bilin diyen bir insanım. Toprağım ve çamurum. Diyorum ki kardeşler, Roma
askerleri aracılığıyla şeytan, benim Allah olduğumu söylediğinizde sîzi
aldattı. Bu bakımdan, sahte ve yalan ilâhlara kulluk ederek Allah’ın lanetine
uğradıklarından, aman onlara inanmayın; babamız Davud bile onlara şöyle lanet
okur: «Ulusların tanrıları gümüş ve altındır, kendi ellerinin eseridir; gözleri
vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar; burunları vardır koklamazlar,
ağızlan vardır yemezler; dilleri vardır, söylemezler; elleri vardır
dokunmazlar; ayakları vardır, yürümezler.» Bu nedenle babamız Davud sağ ve diri
olan Allah’ımıza dua ederek dedi: «Onları yapanlar ve onlara güvenenler de
onlar gibî olsunlar.» Ey duyulmamış gurur, Allah tarafından topraktan
yaratıldığı halde kendi durumunu unutan ve kendi keyfine göre seve seve ilâh
yaratan insanın ah bu gururu! Burada o, sanki «Allah’a kulluk etmekte hiç bir
yarar yoktur» diyerek, Allah’la sessizce alay etmektedir. Çünkü yaptıkları bunu
gösteriyor. şeytan, size benim Allah olduğuma inandırarak, sizi bu duruma
düşürmek istedi ey kardeşler; çünkü bir sineği bile yaratamayan ve geçici ve
ölümlü olan ben her şeye kendim muhtaç olduğumdan, size yararlı hiç bir şey
veremem. O halde bunu yapmak Allah’a aitken ben her şeyde nasıl yardım
edebilirim?
«Öyleyse
Allah’ımız olarak, sözüyle Kâinat’ı yaratan yüce Allah’ı alacak ve başka dinden
olanlarla ve ilâhlanyla alay mı edeceğiz?»
«Buraya,
mabede dua etmek için iki kişi geldi; biri ferisi ve diğeri de bir vergi
kesenekçisiydi. Ferisi ibadet yerine yaklaşıp yüzünü yukarı tutarak şöyle dua
etti: «Şükürler olsun sana ey Allah’ımız Rabb, çünkü ben her kötülüğü yapan
öteki insanlar, günahkârlar ve özellikle şu vergi kesenekçisi gibi değilim.
Şundan ki, haftada iki kez oruç tutar ve varımın yoğumun onda birini veririm.»
«Vergi
mültezimi uzakta durup yere doğru eğildi ve göğsüne vura vura başı eğik dedi:
«Rabb, ben ne göğe, ne de ibadet yerine bakacak değilim, çünkü pek çok günahlar
işledim; bana merhamet et!»
«Bakın,
size diyorum ki, vergi mültezimi mabetten ferisîden daha iyi bir durumda indi;
çünkü Allah’ımız tüm günahlarını afvedip onu temize çıkardı. Ama ferisi vergi
kesenekçisinden daha kötü durumda mabetten indi; çünkü Allah’ımız yaptıklarını
nefretle karşılayıp onu reddetti.»
129.
«Olur
ya, bir insanın bahçe haline getirdiği ormanı kestin diye balta kendi kendiyle
öğünsün mü? Asla, çünkü her şeyi yapan insandır; baltayı da kendi elleriyle
yapmıştır. «Ve sen ey insan, Allah’ımızın seni çamurdan yarattığını ve yapılan
her iyiliği sende (O’nun) yaptığını göre göre, iyi bir şey yaptım diye kendinle
öğünür müsün?
«Ve
hangi nedenle komşunu hor görürsün? Bilmez misin ki, eğer Allah seni şeytan’dan
korumamış
olsaydı, sen şeytan’dan daha kötü olurdun.»
«Şimdi
bilmez misin ki, tek bir günah en güzel meleği en iğrenç şeytan yapar. Ve
dünyaya gelen en tam insan Adem’i tüm soyuyla birlikte bizim çektiklerimizi
çeken zavallı bir varlık haline getirdi. O halde hiç korkmadan kendi keyfince
yaşayabileceğin faziletle ilgili hangi hükme sahipsin ki? Yazıklar olsun ey
çamur, çünkü kendini seni yaratan Allah’ın üstüne çıkardığından, sana tuzak
kuran şeytan’ın ayaklarının altına indirileceksin.»
Ve
İsa böyle deyip ellerini Rabbe kaldırarak dua etti. Ve insanlar da «Amin,
Amin.» dedi. Duasını bitirince mabedin kürsüsünden indi. Bunun üzerine başına
pek çok hasta üşüştü ve onları iyileştirerek mabetten ayrıldı. O zaman, İsa’nın
hastalığını gidermiş olduğu bir cüzzamlı, Simun kendisini yemeğe davet etti.
İsa’dan
nefret eden kâhinler ve bilginler, Roma askerlerine İsa’nın tanrılarına karşı
söylediklerini bildirdiler. Kuşkusuz, O’nu öldürmenin yollarını aradılar, ama
bulamadılar, çünkü halktan korkuyorlardı.
İsa,
Simun’un evine varıp, sofraya oturdu. Ve, yemeğini yerken gördü ki, Meryem
adında bir sokak kadını eve girip kendini İsa’nın ayakları altındaki yere
atarak onları gözyaşlarıyla yıkıyor, değerli bir yağ sürüyor ve başının
saçlarıyla siliyor.
Simun
yemeye oturan herkesle birlikte bir rezaletle karşılaştığını düşündü. Ve
kalplerinden dediler: «Eğer bu adam bir peygamber olsa, bu kadının kim ye ne
türden olduğunu bilir ve onu kendisine dokundurmaz.»
İsa
dedi: «Simun, sana söyleyecek bir şeyim var.» Simun karşılık verdi: «Konuş ey
muallim, çünkü sözlerini arzuluyorum»
130.
İsa
dedi: «Bir adama iki kişinin borcu vardı. Biri alacaklısına elli kuruş, diğeri
beşyüz kuruş borçluydu. Sonra, bunlardan hiç birinin ödeyecek bir şeyleri
olmadığından paranın sahibi merhamete geîip borcu her ikisine de bağışladı.
Bunlardan hangisi alacaklısını en çok sever?»
Simun cevap verdi: «Kendisine daha
büyük borç bağışlanmış olan.»
İsa
dedi: «İyi söyledin; sana diyorum ki, öyleyse bu kadına ve kendine bak; çünkü
sen Allah’a iki kez borçlusun, biri bedeninin cüzzamından dolayı, diğeri de
ruhun cüzzamından dolayı, ki bu günahtır.
«Rabbımız
Allah dualarımla merhamete gelip, senin bedenini ve ruhunu iyileştirmek istedi.
Sen bu bakımdan beni az seversin. Çünkü benden hediye olarak az bir şey aldın.
Ve böyle, ben evine gelince de benim ayağımı öpmedin ve başıma da yağ sürmedin.
Ama, bu kadın, bakın bakın! Senin evine girer girmez, kendini doğruca
ayaklarıma atıp, onları gözyaşlarıyla yıkadı ve değerli bir yağ sürdü. Bu
bakımdan, bakın size diyorum ki, ona pek çok günahları bağışlandı, çünkü beni
çok sevmiştir. Ve kadına dönüp, dedi: «Huzur içinde var yoluna git, çünkü,
Allah’ımız Rabb günahlarını bağışlamıştır. Bir daha da günah işlememeye bak.
İmanın seni kurtarmıştır.»
131.”Gururdan
Kurtulmak İçin Ne Yapılmalı?”
Havarileri
gece ibadetinden sonra İsa’nın yanına varıp, dediler: «Ey muallim, gururdan
kurtulmak için ne yapmalıyız?»
İsa
cevap verdi: «Yemek için bir reisin evine çağırılan bir yoksul gördünüz mü
(hiç)?» Yuhanna karşılık verdi: «Ben Hirodes’in evinde yemek yedim. Şöyle ki,
seni tanımadan önce balığa gider ve Hirodes’in ailesine balık satardım. Böyle
böyle, ziyafet verdiği bir gün, ben o tarafa güzel bir balık götürürken beni
durdurdu ve orada yemek yedirdi.»
O
zaman İsa dedi: «Şimdi, kâfirlerle nasıl yemek yedin? Allah seni bağışlasın ey
Yuhanna! Ama söyle bana, sofraya nasıl oturdun? En yüksek yeri mi aradın? En
nefis yemeği mi istedin? Sofrada, kendine soru sorulmadığı zaman konuştun mu?
Kendini sofrada oturan diğer kimselerden daha mı değerli saydın?»
Yuhanna
cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, kralın baronları arasında oturan kötü
giyimli, yoksul bir balıkçı olduğumu görerek, gözlerimi kaldırmaya cesaret bile
edemedim. Böyle iken, kral bana küçük bir et parçası verdiği zaman kralın bana
gösterdiği teveccühün büyüklüğünden dünyanın benim olduğunu sandım. Ve, işte
diyorum ki, kral eğer bizim kanunumuza uymuş olsaydı, hayatımın bütün
günlerinde seve seve ona hizmet ederdim.»
İsa
haykırdı: «Ses etme Yuhanna, çünkü, Allah’ın gururumuzdan dolayı Ebiram gibi
bizi Cehennem’e atmasından korkarım!»
Havariler
İsa’nın sözleri üzerine korkudan titrerken, O yine dedi: «Bizi gururumuzdan
dolayı Cehennem’e atmaması için Allah’tan korkalım.»
«Ey
kardeşler, bir reisin evinde ne yapıldığını Yuhanna’dan duydunuz mu? Dünyaya
gelen insanlara yazıklar olsun, çünkü, gurur içinde yaşarlarken zillet içinde
ölecekler ve şaşırıp kalacaklar.
«Bu
dünya da, Allah’ın insanlara ziyafet verdiği ve Allah’ın tüm kutsal (kul)Ianyla
peygamberlerinin yemek yediği bir evdir. Ve, size diyorum ki bakın, insan
aldığı her şeyi Allah’tan alır. Bu bakımdan, insan kendi değersizliğini ve
Allah’ın bizi besleyen büyük nimetleriyle birlikte yüceliğini de tanıyarak, en
derin bir alçak gönüllülük içinde olmalıdır. Öyleyse, insanın «ah, bu dünyada
bu neden yapılır ve bu neden söylenir» demesi değil, gerçekten, kendini dünyada
Allah’ın sofrasında duracak değerde görmemesi meşrudur. Ruhumun huzurunda
olduğu Allah sağ ye diridir ki, burada, yeryüzünde Allah (in elinden alınan hiç
bir şey küçük değildir, öyleyse insan, karşılığında tüm ömrünü Allah sevgisi
için harcamalıdır.
«Allah
sağ ve diridir ki, Hirodes’le yemek yemekle günah işlemiş değilsin ey Yuhanna,
çünkü senin yaptığın bize ve Allah’tan korkan herkese bunu anlatman için
Allah’ın bir takdiriydi. Böyle yapın» dedi. İsa havarilerine, «dünyada,
Yuhanna’nın Hirodes’in evinde onunla yemek yerken yaşadığı gibi yaşayasınız,
çünkü bu şekilde, gerçekten tüm gururlardan kurtulacaksınız.»
132.
Temsiller
İsa
Galile denizi boyunca yürürken, çevresini büyük bir kalabalık aldı; bunun
üzerine, sahilden biraz ötede durmakta olan bir kayığa bindi. Ve, sesi
işitilebilecek kadar yakınlıkta karaya demir attı. Bunun üzerine, hepsi denizin
kıyısına gelerek, oturup sözlerini beklediler. O zaman ağzını açtı ve dedi:
«İşte,
ekici ekmeye çıktı, ekerken ekinlerin bazısı yola düştü. Ve bunlar insanların
ayakları altında çiğnenip, kuşlar tarafından yendi; bazısı taşların üstüne
düştü, nem olmadığından sıçrayıp, güneşte yandılar; bazısı çitlerin içine
düştü, burada büyüdüklerinden, dikenler tohumları boğdu; ve bazısı da iyi
toprağa düştü, burada otuz,
altmış
ve yüz katına kadar meyve verdiler. İsa yine dedi: «Bakın, bir aile babası bu
tarlaya iyi tohum ekti; burada iyi adamın hizmetçileri uyurlarken efendileri
olan adamın düşmanı gelip, iyi tohumların üzerine delice otları ekti. Bunun
üzerine, ekinler çıkınca, aralarında bir hayli delice otları çıktığı da
görüldü. Hizmetçiler efendilerine gelip, dediler: -Ey efendi, tarlana iyi tohum
ekmedin miydi? Neden orada bir hayli delice otları da çıktı?» Efendi cevap
verdi, «İyi tohum ektim, fakat adamlar uyurken, adamın düşmanı geldi ve ekinler
üzerine delice otları ekti.»
Hizmetçiler
dediler: «Gidip, ekinler arasındaki delice otlarını söküp koparmamızı ister
misin?»
Efendi
cevap verdi, «Böyle yapmayın, çünkü onlarla birlikte ekinleri de koparırsınız;
bunun yerine hasat zamanı gelinceye kadar bekleyin. O zaman gider ve ekinler
arasındaki delice otlarını koparıp yanmaları için ateşe atar, ekinleri de
anbarıma korsunuz.»
İsa
yine dedi: «Pek çok adam incir satmaya gittiler. Ama, pazara vardıklarında
gördüler ki, insanlar iyi incirler değil de, güzel yaprakları arıyorlar. Bunun
üzerine, adamlar incirlerini satamadılar. Ve, bu durumu gören kötü bir vatandaş
dedi: «Muhakkak zengin olabilirim.» Ardından, iki oğlunu çağırıp (dedi) :
«Gidin ve kötü incirleri bulunan pek çok yaprak toplayın.» Ve, bunları
ağırlıklarınca altın karşılığı sattılar. «Çünkü insanlar yapraklarından pek
memnun oluyorlardı. Ama yaprakları yiyenler ağır bir hastalığa tutuldular.»
İsa
yine dedi: «Bakın ki, bir vatandaşın, tüm komşu vatandaşların pisliklerini
yıkamak için su aldıkları bir çeşmesi vardı; fakat, bu vatandaşın kendi
elbiseleri çürüyüp gidiyordu.»
İsa
yine dedi: «İki adam elma satmaya gittiler. Biri, elmanın kendine bakmadan,
altın karşısındaki ağırlığından dolayı, satmak için elmanın kabuğunu seçti.
Diğeri, elmaları elden çıkarıp, yalnızca yolculuğunda yiyeceği ekmeği alabildi.
Ama, altın karşısındaki ağırlığı nedeniyle insanlar, onları kendilerine iştahla
verene bakmadan ve onu hakir görmeden elmaların kabuğunu aldılar.»
Ve,
o gün İsa kalabalığa böylece temsillerle konuştu; sonra, onları dağıtıp, havarileriyle
birlikte Nain’e gitti; burada (bir) dul kadının oğlunu (Allah’ın izniyle)
diriltmişti; bu oğul annesiyle birlikte onu evine alıp, hizmette bulundular.
133.
Temsillerin Anlamı
Havarileri
İsa’nın yanına varıp, ona şöyle sordular : «Ey muallim, halka söylediğin
temsillerin anlamını bize anlat.»
İsa
karşılık verdi: «Namaz saati yaklaşıyor; bu bakımdan, akşam namazı bitince size
temsillerin anlamını söyleyeceğim.»
Namaz bitince havariler İsa’nın
yanına vardılar, o da kendilerine dedi: «Yol üstüne, taşlara, dikenlerin
üstüne, iyi toprağa tohum eken, çok sayıda insanın üstüne düşen Allah’ın
Kelâmı’nı öğreten kişidir.»
«Yola
düşer; yani, yaptıkları uzun yolculuklar ve ilişki içinde bulundukları
kavimlerin farklılığı nedeniyle, şeytan’ın hatırlarından Allah’ın Kelâmı’nı
çıkardığı denizcilerin ve tüccarların kulağına varır. Taşların üzerine düşer;
bu vakit, bir reisin vücuduna karşı göstermek zorunda oldukları büyük dikkat
nedeniyle, içlerine Allah’ın Kelâmı’nın işlemediği saray hizmetçilerinin kulağına
varır. Şundan ki, hatırlarında bundan az bir şey varsa da, herhangi bir
zorlukla karşılaşır karşılaşmaz Allah’ın Kelâmı hatırlarından çıkar
gider;
çünkü, Allah’a kulluk etmediklerinden, Allah’tan yardım da umamazlar.
«Dikenlerin arasına düşer, bu kez, kendi hayatlarını sevenlerin kulağına varır.
Her ne kadar bunların üzerinde Allah’ın Kelâmı biterse de, bedeni arzular
büyüyünce iyi tohum olan Allah’ın Kelâmı’nı boğarlar. Çünkü bedeni arzular
(insanlara) Allah’ın Kelâmı’nı bıraktırır. İyi toprağa düşer; bu kez, Allah’ın
Kelâmı Allah’tan korkanın kulağına varır, burada sonsuz hayat meyvesi verir.
Bakın, size diyorum ki, kişinin Allah’tan korktuğu her durumda, Allah’ın Kelâmı
onun içinde meyve verir.»
«Şu
aile babasına gelince, size diyorum ki bakın, o her şeyin babası olan Rabbımız
Allah’tır, şundan ki, her şeyi O yaratmıştır. Fakat, O, tabiatta görüldüğü
biçimde bir baba değildir. Çünkü O hareket etmez, hareket etmeyen üremez,
doğmaz, doğurmaz. O halde, Allah’ımız bu dünyanın sahibi olandır; tohum ektiği
tarla insan soyudur ve tohum da Allah’ın Kelâmı’-dır. İşte böyle, muallimler
dünyanın işlerine dalarak Allah’ın Kelâmı’nı anlatmayı ihmâl ettikleri zaman,
şeytan insanların kalbine dalâlet (sapmalar-sapkınlıklar) eker, bundan da, şerli
akidenin sayısız kolları türer.
Kutsal
(kul)lar ve peygamberler haykırır: «Ey Rabb, sen o zaman insanlara iyi akîde
vermemiş miydin? Neden o halde bu kadar çok dalâlet oluyor?»
Allah cevap verir: «İnsanlara iyi akide verdim, ama insanlar
kendilerini boş şeylere
kaptırıp giderken, şeytan, benim
kanunumu hiçe indirgemek için dalâletler ekiyordu.»
Kutsal (kul)lar der: «Ey Rabb,
insanları yokederek bu dalâletleri dağıtacağız.»
Allah cevap verir: «Böyle yapmayın,
çünkü mü’-minler kâfirlere akrabalıkla öylesine
bağlıdırlar ki, kâfirler içinde yok
olurlar. Ama, mahkemeye kadar bekleyin, çünkü o
zaman kâfirler meleklerim tarafından
toplanıp, şeytanla birlikte Cehennem’e atılırken, iyi
mü’min olanlar benim melekûtuma
gelecek.» Emin olun ki, pek çok kâfir babanın mü’min
oğulları olur, bunların uğruna da
Allah dünyanın tevbe etmesini bekler.
İyi
incir taşıyanlar iyi akide va’z eden muallimlerdir. Fakat yalanlardan zevk alan
dünya ehli, muallimlerden güzel sözler ve koltuk kabartma yaprakları ister.
Bunu gören şeytan, beden ve nefsle birleşerek, bir sürü yaprak, yani, günahları
örtecek bir sürü yaprak getirir; bunları alan insan hastalanır ve sonsuz ölüme
hazırlanır.
Suyunu
pisliklerini yıkayıp gidermek için başkalarına veren, fakat kendi elbiselerini
çürümeye bırakan su sahibi vatandaş, başkalarına pişman olmayı öğütleyen,
kendisi ise, halâ günahta devam eden muallimdir.
«Hava
üzerine, kendine uygun cezayı melekler değil, kendi diliyle yazan zavallı
insan!» «Eğer bir insanın dili fil dili gibi, vücudunun geri kalan kısmı ise
karınca gibi küçük olsa, bu acaip bir şey olmaz mı? Evet, mutlaka. Şimdi, size
diyorum ki, bakın, başkalarına pişman olmayı öğütleyip, kendisi ise günahlarına
tevbe etmeyen daha çok acaiptir.» «Şu elma satan iki adama gelince: Biri, Allah
rızası için öğütte bulunup, kimsenin koltuğunu kabartmayan, fakat, yalnızca
yoksul bir insanın geçimliğini isteyip gerçekten öğüt veren kişidir. Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, böyle bir insanı dünya ehli kabul
etmez, aksine hor görür. Ama, altınla olan ağırlığı nedeniyle kabuk satan ve
elmaları saçıp savuran ise, insanları memnun etmek için öğütte bulunan kişidir;
ve o dünya ehlinin koltuğunu kabartmakla, koltuk kabartıcılığının sonucu olarak
ruhunu mahveder. Ah, bundan dolayı niceleri helak olup gitmiştir!»
O
zaman (bunu) yazan karşılık verdi «Kişi Allah’ın kelâmını nasıl dinlemeli; ve
kişi Allah sevgisi için va’z vereni nasıl bilmeli?»
İsa
cevap verdi: «Va’z veren, iyi akideyi va’z ederken Allah konuşuyormuş gibi
dinlenilmelidir; çünkü, Allah onun ağzıyla konuşmaktadır. Fakat, kişilere saygı
gösterip,
belli
insanların koltuklarını kabartarak, günahlara günah demeyenden yılandan kaçar
gibi kaçmalıdır, çünkü, gerçekte o insanın duyduğunu zehirler.»
«Anlıyor
musunuz? Bakın, size diyorum ki, nasıl ki yaralı bir adamın yaralarını sarmak
için güzel bir sargıya değil de, iyi bir merheme ihtiyacı varsa, aynı şekilde,
bir günahkârın da, günah işlemeyi bırakması için güzel sözlere değil, güzel
uyarı ve sakındırmalara ihtiyacı vardır.»
134.
Cehennem’dekilerin Durumları
Sonra, Petrus dedi: «Ey muallim,
bize, kaybedenlerin nasıl azap göreceğini ve
Cehennem’de ne kadar kalacaklarım
anlatın ki, insan günahtan kaçabilsin.»
îsa cevap verdi: «Ey Petrus,
sorduğun güzel bir şey, ben de inşallah sana cevap
vereceğim. Bu bakımdan bilin ki,
Cehennem birdir. Ama, birbiri altında yedi katı vardır.
Dolayısıyla nasıl yedi türlü günah
varsa, şeytan’ın neden olduğu bu (günahlar) için
Cehennem’in yedi kapısı ve orada
yedi tane de ceza vardır.»
«Kalben
en mağrur olan, üstteki tüm katlardan geçerek ve bunlardaki tüm acıları çekerek
en alt kata fırlatılacaktır. Burada, Allah’ın emrettiğinin aksine, istediğini
yapmak arzusuyla Allah’tan daha yüce olmanın peşinde koşup, kendi üstünde kimseyi
tanımak istemiyor idiyse, aynı şekilde orada şeytan ve şeytancıklarının
ayakları altına konacak. Bunlar kendisini üzümün şarap yapılırken ezildiği gibi
ezecekler ve bundan sonra hep şeytanların eğlencesi ve maskarası olacaktır.»
«Komşusunun
iyiliğinden tedirgin olup, başına gelenlere sevinen haset, altıncı kata gidecek
ve çok sayıda Cehennem yılanlarının dişleri tarafından tedirgin edilecektir.»
«Ve, Cehennem’deki tüm şeyler gördüğü azaba seviniyor ve yedinci kata
gitmediğine üzülüyormuş gibi gelecektir kendisine. Her ne kadar lânetliler hiç
bir şeye sevinemezlerse de, yine de Allah’ın adaleti, kötü, haset adamı insan
rüyasında biri tarafından tekmeleniyor ve bu yüzden azap duyuyormuş hissi veren
bir duruma sokacaktır. Kötü haset adamın önüne konan durum aynen böyle
olacaktır işte. Asla hiç bir mutluluğun olmadığı bir yerde, ona, öyle
gelecektir ki, sanki herkes, başına gelenlere sevinmekte ve daha kötüsünü
tatmadığına üzülmektedir.»
«Tamahkâr
beşinci kata gidecek (ve) orada zengin ziyafetçinin çektiği gibi aşırı derecede
yoksulluk çekecektir. Ve, cinler daha çok azap (vermek) için, arzuladığı şeyi
kendisine sunacaklar ve onu eline aldığında, diğer cinler, «Hatırla ki, Allah
sevgisi için vermiyordun. Allah da şimdi almanı istemiyor» diyerek, elinden zorla
çekip alacaklardır.»
«Ey
mutsuz insan! Şimdi, eski zenginliğini hatırlayıp, şu andaki dehşetli
yoksulluğunu görünce kendini bu durumda bulacak (işte) ‘Ve, o zaman sahip
olamayacağı mallarla sonsuz zevkleri kazanabilirdi! (Ama, heyhat!.)
135.
«Dördüncü
kata şehvet düşkünü gidecek. Orada, kendilerine Allah tarafından verilen yolu
değiştirenler, şeytan’ın yanan tersinde pişmiş ekin gibi olacaklar. Ve, orada
korkunç Cehennem yılanlarınca kucaklanacaklar. Ve, fahişelerle günah işleyenler
(in) bütün bu pis hareketleri, kendileri için Cehennemi ateş ve öfkelere
dönüştürecek; bunlar, saçı yılan, gözleri alevli kükürt, ağzı zehirli, dili
yalan dolan, vücudu tümüyle ahmak balıkları
yakalamada
kullandıklarına benzer dikenli çengellerle kaplı kuşak, pençeleri ejderha pençeleri
gibi, tırnakları ustura, (ve) üretim organlan da ateş gibi olan kadına benzer
şeytanlardır. Şimdi, bütün bunlarla birlikte, tüm şehvet düşkünleri, yatakları
olacak olan Cehennem’in közlerinden (de) yararlanacaklardır!
«Üçüncü
kata, şimdi çalışmak istemeyen tembeller gidecektir. Burada, tek bir taş
gereken yere konmadığı için, biter bitmez yıkılıveren şehirler ve büyük büyük
saraylar yapılır. Ve, bu koca koca taşlar tembellerin omuzlarına konur. Bunlar,
yürürken bedenlerini serinletmek ve yükü kolaylaştırmak için ellerini
kullanmazlar. Çünkü, tembellik kollarının gücünü gidermiştir ve bacakları
Cehennem’in yılanlarıyla kucaklaşmaktadır. Ve, daha kötüsü ardında cinler
vardır, kendisini iter ve yükün altında defalarca yere düşürürler; yükü
kaldırması için yardım da etmezler; kaldırılamıyacak derecede ağırdır o, bir
iki katı daha konur üzerine.
«İkinci
kata boğaz düşkünleri gider. Şimdi, burada yiyecek kıtlığı vardır, o derecede
ki, canlı akreplerle, canlı yılanlardan başka yenecek hiç bir şey yoktur. Bu
öyle bir azap verir ki, hiç doğmamış olmak bu tür yemekleri yemekten daha
iyidir. Görünüşte şüphesiz, kendilerine cinler tarafından nefis etler sunulur;
fakat elleri ve ayakları ateşten zincirlerle bağlı olduğundan, kendilerine et
göründüğü durumlarda el uzatamazlar. Ama, daha da kötüsü, yediği akrepler
karnını kemirir. Hızlıca dışarı çıkamadıklarından oburun gizli yerlerini
parçalarlar. Ve, zaten kirli olup, pis ve tiksindirici biçimde dışarı
çıktıkları zaman tekrar tekrar yenirler.»
«Öfkeli
olan, birinci kata gider. Orada, tüm cinlerden ve kendinden aşağılara giden o
kadar lânetli kişilerden hakaret görür. Kendisini tekmelerler, tokatlarlar,
geçtikleri yola yatırırlar ve ayaklarıyla boğazına basarlar. O, yine de
kendisini koruyamaz. Çünkü elleri ve ayakları bağlanmıştır. Ve daha kötüsü,
başkalarına hakaret ederek öfkesinin çıkacağı bir yol da bulamaz. Çünkü dili,
balık satanın kullandığına benzer bir kancayla bağlanır.» «Bu lânetli yerde,
tüm katlarda görülen, ekmek yapmak için çeşitli ekin tanelerinin karıştırılması
gibi, genel bir cezalandırma olacaktır. Ateş, buz, yıldırımlar, şimşek, kükürt,
sıcak, soğuk, rüzgâr, çılgınlık, şiddet hepsi Allah’ın adaletince
birleştirilecek. O şekilde ki, ne soğuk sıcağı yumuşatacak, ne de ateş buzu..
Her biri sefil günahkâra azap verecektir.»
136.
«Bu
lânetli bölgede kâfirler ebediyyen kalacaktır,-o kadar ki, dünya mısır
taneleriyle dolsa ve tek bir kuş, dünyayı boşaltmak için yüz yılda bir kez, tek
bir taneyi götürecek olsa —eğer bu şekilde boşalıp— kâfirler de Cennet’e
girecek olsalar, sevinip rahat ederler. Ama, böyle bir ümit yoktur. Çünkü, günahlarına
Allah sevgisiyle bir son vermedikleri için çektikleri azap da sona
ermeyecektir.»
«Fakat, mü’minler rahat edecekler,
çünkü çektikleri azabın sonu gelecektir.»
Havariler
bunu duyunca korkup dediler: «Müminlerin de Cehennem’e girmeleri gerekiyor mu?»
İsa
cevap verdi: «Kim olursa olsun, herkesin Cehennem’e girmesi gerek. Ama, buna
rağmen, Allah’ın kutsal (kul) ları ve peygamberlerinin, herhangi bir ceza
çekmek için değil de, görmek için oraya gidecekleri doğrudur; ve korkanlar
yalnızca takvalı olanlardır. Ne diyebilirim ki ben? Size söylüyorum ki, buraya,
Allah’ın adaletini görmek üzere Allah’ın Elçisi (bile) gelecektir. O zaman,
O’nun varlığından Cehennem
titreyecektir.
Ve, O da bir insan bedenine sahip olduğundan, tüm insan bedenine sahip olup da
cezaya konulanlar, Allah’ın Elçisi’nin Cehennemi görmek için kaldığı sürece
cezasız kalacaklardır. Fakat, O orada (yalnızca) göz açıp kapayıncaya kadar
geçen süre içinde kalacaktır.»
«Ve,
Allah bunu, her yaratık Allah’ın Elçisi’nden yarar gördüğünü bilsin diye
yapacaktır.»
«O,
oraya geleceği zaman, tüm şeytanlar titreyecek ve birbirlerine «kaçın kaçın,
çünkü düşmanımız Muhammed buraya geliyor» diyerek, yanan közlerin altına
gizlenmeye çalışacaklardır. Bunu duyan şeytan, her iki elleriyle yüzüne vuracak
ve haykırarak diyecektir: «Sen, bana rağmen benden daha soylusun, adaletsizce
yapılmış (bir iş) bu!»
137.
«Yetmiş
iki derecede olan mü’minlere gelince: —biri salih amellere üzülüp, diğeri de
kötülüklere sevinerek— salih amelleri olmadan (yalnızca) imanı bulunan son iki
derecedekiler Cehennem’de yetmiş bin yıl kalacaklar.»
«Bu
yıllardan sonra melek Cebrail Cehennem’e gelecek ve onların «Ey Muhammed, sana
inananların Cehennem’de ebediyyen kalmayacaklarını söyleyerek, bize edilmiş va’dlerin
nerede?» dediklerini duyacak.»
«O
zaman, melek Cebrail geri Cennet’e dönüp, saygıyla Allah’ın Elçisi’ne
yaklaşacak, duyduklarını O’na anlatacak.»
O
zaman Elçi’si Allah ile konuşup, diyecek: «Allah’ım Rabb, benim inancımı kabul
edenlerle ilgili olarak, onların Cehennem’de ebediyyen kalmayacakları
(şeklinde) ben kuluna edilmiş va’di hatırla.»
Allah
karşılık verecek: «Ne diliyorsan iste, ey dostum, çünkü, istediğin her şeyi
sana vereceğim.»
O
zaman Allah’ın Elçisi diyecek: «Ey Rabb, müminlerden yetmiş bin yıldır
Cehennem’de kalanlar var. Merhametin nerede ey Rabb? Sana, Rabb, onlan acı
cezalardan kurtarman için dua ediyorum.»
«O
zaman Allah, dört gözde meleğine Cehennem’e giderek, Elçisi’ne inanan herkesi
çıkarıp, Cennet’e götürmelerini emredecek. Ve, onlar da bunu yapacaklar.»
«Ve,
Allah’ın Elçisi’ne inanmanın yararı böyle olacaktır işte. O’na inananlar, hiç
bir salih amel işlemeseler de, inançları içinde ölürlerse, sözünü ettiğim
cezadan sonra Cennet’e gireceklerdir.»
138.
Sabah
olunca erkenden, şehrin tüm insanları kadın ve çocuklarla birlikte, îsa’nın
havarileriyle kaldığı eve gelerek, O’na yalvanp dediler: «Rab, bize merhamet
et. Çünkü, bu yıl kurtlar ekinleri yediler ve biz de bu yıl toprağımızdan hiç
bir şey alamıyacağız.» îsa karşılık verdi: «Sizinki de ne korku! Bilmez misiniz
ki, Allah’ın kulu îlya, Allah’ın azabının sürdüğü üç yıl içinde, yalnızca
otlarla ve yabanî meyvelerle beslenerek, ekmek (yüzü) görmedi. Allah’ın
peygamberi babamız Davud, Seul’un zulmü altında iki yıl yabanî meyve ve ot
yedi. O kadar ki, yalnızca iki kez ekmek yedi.»
Adamlar
karşılık verdiler: «Rab, onlar manevî nimetlerle beslenen ve dolayısıyla iyi
sabır gösteren Allah’ın peygamberleridirler; ama bu küçükler nasıl yemek bulacaklar?»
Ve,
O’na
çocukların oluşturduğu kalabalığı gösterdiler.
O zaman İsa, onlann perişanlıklarına
merhamet ederek dedi: «Hasada ne kadar var?»
Cevap verdiler: «Yirmi gün.»
O
zaman İsa dedi: «Bakın, bu yirmi gün süreyle kendimizi oruca ve namaza veririz;
böylece Allah size, merhamet edecektir. Bakın, size diyorum ki, burada, benim
Allah veya Allah’ın oğlu olduğumu söylediklerinde îsraililer’in günahı ve
insanların deliliği başladığı için, Allah bu kıtlığı vermiştir.»
On dokuz gün oruç tutup da,
yirminci günün sabahı olduğu zaman, tarlaların ve tepelerin olgun ekinlerle
kaplı olduğunu gördüler. Bunun üzerine, Isa’ya koşup, her şeyi anlattılar. Ve,
bunu işitince îsa, Allah’a şükürler etti ve dedi: «Gidin kardeşler, Allah’ın
size verdiği yemeği toplayın.»
Adamlar
o kadar çok ekin topladılar ki, nereye koyacaklarını bilemediler; ve bu şey
İsrail’deki bolluğun sebebi oldu.
Şehirliler,
İsa’yı başlarına kral yapmak için danışıp görüştüler; o, bunu öğrenince
kendilerinden kaçtı. Bu nedenle, havariler on beş gün kendisini bulmak için
uğraştılar.
139.
îsa,
bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna tarafından bulundu. Ve, onlar
ağlayarak dediler: «Ey üstad, bizden neden kaçtın? Yana yakıla seni aradık; tüm
havariler de ağlaya ağlaya seni arıyorlar.»
İsa
cevap verdi: «Kaçtım. Çünkü, biliyordum ki, şeytanların bir yol göstericisi,
kısa bir zaman sonra göreceğiniz bir şey hazırlıyor benim için. İleri
derecedeki kâhinlerle halkın önde gelenleri bana karşı ayaklanacak ve Romalı
validen beni öldürmek için yetki koparacaklar. Çünkü, benim İsrail krallığını
gasbetmek istediğimden korkuyorlar. Hattâ, Yusuf’un Mısır’a satıldığı gibi, ben
de havarilerimden biri tarafından ihanete uğrayacak ve satılacağım. Ama,
peygamber Davud’un, «O, çukura, komşusuna tuzak kuranı düşürecektir.» dediği
gibi, adaletli Allah, kendisini düşürecek. Allah, beni onların elinden
kurtarıp, dünyadan çekip alacak.»
Üç
havari korktular; ama îsa, «Korkmayın, çünkü sizden hiç biriniz bana ihanet
etmeyecektir» diyerek kendilerini rahatlattı.
Ertesi
gün olunca, İsa’nın şakirtlerinden otuz altısı ikişer ikişer geldi; ve (İsa)
diğerlerini bekleyerek Şam’da kaldı. Ve, herkese dert yanıyorlardı. Çünkü,
İsa’nın dünyadan ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Bunun üzerine ağzını açtı
ve dedi: «Kesinlikle mutsuz odur ki, nereye gideceğini bilmeden yürür; ama
(bundan) daha mutsuz olan ise, gücü yettiği ve iyi bir hana nasıl varılacağını
bildiği halde, yağmur altında, eşkiya tehlikesine karşı batak yolda kalmak
diler ve arzu eder. Söyleyin bana kardeşler, bu dünya bizim ana vatanımız
mıdır? Hiç de değil. Çünkü, ilk insan dünyaya sürgüne gönderildi; ve burada
hatasının cezasını çekiyor. Yoksulluk içinde olduğunu görürken, kendi zengin
ülkesine dönme özlemini duymayan bir sürgün bulunur mu acaba? Akıl bunu
kesinlikle reddeder, ama tecrübe doğruluyor, çünkü, dünyayı sevenler ölümü
düşünemezler; hem de, biri kendilerine ondan söz etti mi, konuşmasına kulak
vermezler.»
140.
«İnanın
ki ey insanlar, ben dünyaya, hiç kimsenin, hattâ Allah’ın Elçisi’nin bile sahip
olmadığı bir ayrıcalıkla geldim (Bu ayrıcalık Isa Peygamberin kıyamete yakın
bir zamana kadar yükseltildiği yerde yaşamasıdır); çünkü, Allah’ımız insanı
dünyada yerleştirmek için değil, gerçekte Cennet’e koymak için yarattı.»
«Emin
olun ki, kendisine yabancı bir kanuna bağlı olduklarından, Romalılar’dan
herhangi bir şey almak ümidi olmayan kişi, sahip olduğu tüm şeylerle birlikte
kendi ülkesini terketmek ve asla dönüp de, gidip Roma’da yaşamak istemez. Ve,
kendisinin Kayser’e karşı geldiğini gördüğü zaman, çok daha az (ihtimalle)
böyle bir şey yapar. îşte, ben de size diyorum ki bakın, Allah’ın peygamberi
Süleyman da benimle birlikte ağlıyor, «Ey ölüm, seni hatırlamak, zenginlikleri
içinde rahat rahat oturanlara ne kadar da acı gelir!» Bunu, şimdi öleceğim için
demiyorum; çünkü, dünyanın sonuna kadar yaşayacağımdan eminim.
«Fakat, ölmeyi öğrenesiniz diye size
bundan söz edeceğim.»
«Allah
sağ ve diridir ki, bir kez bile olsa yanlış yapılan her şey gösterir ki, bir
şeyi iyi yapmak için, o şeyde alıştırma yapmak gereklidir.»
«Askerleri
gördünüz mü, barış zamanında sanki savaştalarmış gibi nasıl da birbirleriyle
kendilerini eğitirler. Ya iyi ölmesini bilmeyen insan, iyi bir ölümle nasıl
ölecektir?» «Rabb’ın gözünde kutsal (kul) un ölmesi çok kıymetlidir» demişti
Peygamber Davud. Neden biliyor musunuz? Söyleyeceğim size: Şundan ki, nasıl,
tüm az bulunan şeyler kıymetliyse, iyi ölenlerin ölümü de, az bulunduklarından
Yaratıcımız Allah’ın gözünde kıymetlidir.
«Cidden,
bir insan ne zaman bir şeye başlasa, aynı şeyi bitirmek istemekle kalmaz, bunun
yanı sıra, plânı iyi bir sonuca varsın diye sancılanır.»
«Ey,
donuna kendinden daha çok değer veren zavallı insan; kumaşı keseceği zaman,
kesmeden önce dikkatle ölçer; kesilince de özenle diker. Ya, hayatını, —ölmek
için doğan, o kadar ki, yalnızca doğmayan ölmez— neden insanlar hayatlarını
ölümle ölçmezler?»
«Yapı
yapanları gördünüz mü; koydukları her taşta duvar yıkılmasın diye, tam yerinde
olup olmadığını ölçerek temeli nasıl da göz önünde bulundururlar? Ey sefil
insan, hayat yapısı en büyük yıkımla yıkılacak, çünkü ölüm temeline bakmıyor!»
141. Akli
Dengesizlik..
«Söyleyin bana, bir insan
doğarken nasıl doğar? Mutlaka çıplak doğar. Ve, ölü olarak toprağın altına
konurken, ettiği kâr nedir? îçine sarıldığı basit bir keten bezi; ve budur
dünyanın kendisine verdiği ödül.»
«Şimdi,
işin iyi bir sona varması için, her işte (kullanılan) araçların başlangıç ve
sonla uyum içinde olması gerekirken, ya dünyanın zenginliğini isteyen insanın
varacağı son nedir? Allah’ın peygamberi Davud Peygamber’in «Günahkâr en kötü
bir ölümle ölecektir» dediği biçimde öl(üp gid)ecektir.»
«Bir
insan elbise dikerken, iğneye iplik yerine kiriş geçirirse, iş(i) nasıl (bir
sona) varır? Mutlaka boşa çalışmış olur ve komşuları tarafından küçümsenir
Şimdi, insan dünyalık malları toplarken sürekli bu (işi) yaptığını görmüyor.
Çünkü, Ölüm iğnedir, dünyalık malların kirişleri ondan geçmez. Yine de o,
delicesine işi başarmak için uğraşır durur, ama nafile.»
«Ve, benim bu sözüme kim
(inanmıyorsa) kabirlere baksın. Çünkü, orada gerçeği
bulacaktır.
Allah korkusuyla başka her şeyin ötesinde akıllı olmak isteyen mezarın
kitabesini incelesin. Çünkü, orada, kurtuluşu için gerçek akideyi bulacaktır.
Çünkü, insan bedeninin kurtçukların yiyeceği haline dönüştüğünü gördüğü zaman,
dünyadan, bedenden ve nefsten sakınmayı öğrenecektir.
-Söyleyin
bana, insanın ortasından yürüdüğünde emniyetle gidebileceği, kıyılardan
yürüdüğünde ise başını kıracağı bir yol olsa; birbirlerine karşı çıkan ve
kıyıya en yakın olmak gayretiyle kavga eden ve kendilerini öldüren insanlar
görürseniz ne dersiniz? Nasıl da şaşırırsınız! Mutlaka dersiniz ki, «Deli ve
çılgındır onlar. Eğer çılgın değillerse aklî dengesizlik içindedirler.»
«Doğru, aynen öyledir» (diye)
karşılık verdi havariler.
O
zaman îsa ağladı ve dedi: «îşte, dünyayı sevenler de tıpkı böyledirler. Çünkü,
insanda orta bir yer tutan akla göre yaşasalardı, Allah’ın kanununa uyarlar ve
sonsuz ölümden kurtulurlardı. Fakat, bedene ve dünyaya uyduklarından, biri
diğerinden daha bir gurur ve şehvetle yaşamak için didinen çılgınlar ve kendi
benliklerinin acımasız düşmanlarıdırlar.»
142. Hain
Yahuda ve Tahrifçi Din Adamlarının Mantığı
Hain
Yehuda İsa’nın kaçtığını görünce, dünyada güçlü olma ümidini yitirmişti. Çünkü,
içinde Allah sevgisi için kendisine verilen tüm şeylerin bulunduğu İsa’nın
kesesini taşıyordu. îsa’nın İsrail kralı, kendişinin de güçlü bir insan
olacağını ümit ediyordu. Bu bakımdan, ümidini yitirince kendi kendine dedi:
«Eğer bu adam bir peygamberse, parasını çaldığımı bilir; ve böylece sabrını
yitirip, kendisine inanmadığımı bilerek beni hizmetinden kovar. Eğer akıllı bir
adam olsaydı, Allah’ın kendisine vermek istediği şereften kaçmazdı? Bu
bakımdan, Ferisîler, yazıcılar ve önde gelen kâhinleriyle bir düzen kurup, onu
ellerine nasıl teslim edeceğime bakmam daha iyi olacak, çünkü böylece iyi bir
şeyler elde edebilirim.» Bunun üzerine, kararını verip, meselenin Nain’de nasıl
geçtiğini yazıcılar ve Ferisîler’e duyurdu. Onlar da başkâhinle istişare edip,
dediler: «Bu adam kral olursa ne yaparız? Kesinkes geçimimiz kötü olur; çünkü
o, eskiden olduğu gibi Allah’a ibadeti geri getirmek isteyecektir. Çünkü, bizim
geleneklerimizi alıp kabul edemez. Şimdi, böyle bir adamın egemenliği altında
nasıl geçiniriz? Kesinlikle, çocuklarımızla birlikte helak oluruz; çünkü
memuriyetimizden atılırsak, ekmeğimizi dilenmek zorunda kalırız.
«Şimdi,
Allah’a şükür, bizim kendilerininkiyle ilgilenmediğimiz gibi bizim kanunumuzla
ilgilenmeyen, kanunumuza yabancı bir kral ve bir valimiz var. Ve, böylece
listeye ne alırsak yapabiliyoruz; bu şekilde her ne kadar günah işliyorsak da,
Allah’ımız öylesine merhametlidir ki, kurban ve oruçla yumuşayıverir. Fakat,
eğer, bu adam kral olursa, Musa’nın kitabına göre Allah’a ibadet edildiğini
görmedikçe yumuşamıyacaktır; ve daha da kötüsü, (önde gelen havarilerinden
birinin bize dediği gibi) Mesih, Davud soyundan gelmeyecek demekte, ama,
İsmail’in soyundan geleceğini ve va’din îshak’a değil, îsmail’e yapıldığını
söylemektedir.»
«O
halde, bu adam yaşamaya katlanacak olursa, sonuç ne olacaktır? Mutlaka
îsmaililer Romalılarla anlaşmaya varıp, ülkemizi ellerine verecekler ve böylece
İsrail, eskiden olduğu gibi yine köleleştirilecektir.» Bunun üzerine, teklifi
duyan başkâhin Hirodes ve valiyle görüşmesi gerektiği şeklinde cevap verdi,
«Çünkü, halk O’na öylesine eğilim göstermektedir ki, asker olmadan herhangi bir
şey yapamayız; ve inşallah askerle bu işi belki başarabiliriz.»
Bu
nedenle, aralarında istişare edip, vali ve Hirodes olur dedikleri zaman, onu
geceleyin yakalamak için plân kurdular.
143.
Sonra,
tüm havariler Allah’ın dilemesiyle Şam’a geldiler. Ve, o gün hain Yehuda
herkesten daha çok İsa’nın yokluğuna üzülüyor göründü. Bunun üzerine İsa dedi:
«Herkes, hiç yeri yokken sizi seviyor gösterisinde bulunan kişiden sakınsın.»
Ve Allah anlayışımızı giderdi de, onun bunu ne amaçla dediğini bilemedik.
Şakirtlerin
tümü geldikten sonra İsa dedi: «Galile’ye dönelim, çünkü Allah’ın meleği bana
oraya gitmem gerektiğini söyledi.» Bunun üzerine, bir sebt günü sabahı îsa
Nasıra’ya geldi. Şehirliler îsa’yi tanıyınca herkes kendisini görmek istedi. Bu
arada, Zakkay adlı kısa boylu bir vergi mültezimi büyük kalabalık nedeniyle
İsa’yı göremediğinden yabani bir incir ağacına tırmanıp, İsa havraya giderken
oradan geçeceği zamanı bekledi. Sonra İsa o yere gelince gözlerini kaldırıp
dedi: «İn Zakkay çünkü bugün senin evinde kalacağım.»
Adam
inip O’nu memnunlukla kabul etti ve mükemmel bir ziyafet hazırladı. Ferisîler
mırıldanıp İsa’nın havarilerine dediler: «Mualliminiz neden vergi mültezimleri
ve günahkârlarla yemeğe gider?»
îsa
cevap verdi: «Doktor bir eve neden girer? Söyleyin bana ve ben de size neden
buraya geldiğimi söyleyeceğim.»
Cevap
verdiler: «Hastaları iyileştirmek için.» «Doğru Söylüyorsunuz.» dedi îsa,
«Çünkü hastalardan başka kimsenin ilâca ihtiyacı yoktur.»
144.
Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah peygamberlerini ve kullarını
dünyaya, günahkârlar tevbe etsin diye gönderir, takva sahipleri uğruna
göndermez, çünkü, nasıl temiz olanın banyoya ihtiyacı yoksa, onların da tevbeye
ihtiyacı yoktur. Ama size diyorum ki bakın, eğer sizler gerçek Ferisîlerseniz
benim kurtuluşları için günahkârlarla uğraşmam gerektiğinden memnun
olmalısınız.
«Söyleyin bana, kaynağını» ve
dünyanın Ferisileri neden çekmeye başladığını biliyor musunuz? Mutlaka
anlatacağım size, çünkü, bilmiyorsunuz, öyleyse sözlerime kulak verin.
«Dünyaya
hiç değer vermeden, gerçekten Allah’ın yolunda yürüyen bir Allah dostu Enoh
(İdris Peygamber) Cennet’e alındi; ve, mahkemeye kadar orada kalacak (çünkü,
dünya sonuna yaklaştığı zaman o, îlya ve bir başkasıyla birlikte dünyaya
dönecektir). Ve böylece, bunu bilen insanlar Cennet arzusuyla Yaratıcıları
Allah’ı aramaya başladılar. Şu «Ferisi», Kenan dilinde tam anlamıyla «Allah’ı
arayan» demektir. Çünkü Kenaniler insanın ellerine tapınma denen putperestliğe
bağlı olduklarından, bu ad orada iyi insanlarla alay etmek suretiyle başladı.
«Bu şekilde, halkımızdan Allah’a
kulluk için dünyadan ayrılanları gören Kenanîler, böyle birini gördüklerinde
«Ferisi», yani ‘Allah’ı arıyor’ derlerdi. Şöyle demek istiyorlardı: «Ey deli
yoldaş, senin heykelden putların yok ve rüzgâra tapmıyorsun; bu bakımdan,
kaderine bak da, gel ve bizim tanrılarımıza kulluk et.»
«Bakın, size diyorum ki», dedi îsa,
«Tüm velîler ve Allah’ın peygamberleri sizin gibi
ismen
değil, ama amelde Ferisi olmuşlardır. Çünkü, tüm hareketlerinde yaratıcıları
Allah’ı aramışlar ve Allah sevgisiyle şehirleri terketmişler ve mallarını Allah
sevgisi uğruna (Allah’a) satmışlar ve yoksullara vermişlerdir.»
145. Ilya (İlyas)
Peygamberin Kitabı
«Allah
sağ ve diridir ki, Allah’ın peygamberi ve dostu İlya zamanında onyedi bin
Ferisî’nin oturduğu on iki dağ vardı. Ve öyleydi ki, bu kadar büyük bir sayının
içinde tek bir fasık/facir yoktu; ve hepsi Allah’ın seçkin (kul)Iarıydı. Ama
şimdi, israil’de yüzbinden fazla Ferisî’nin olduğu bir zamanda, bin kişide bir
tane seçkin (kul) vardır inşallah!» Ferisîler kızarak karşılık verdiler:
«Öyleyse, biz hep fasık/faciriz. Ve sen bizim dinimizi fısk/fücur içinde
görüyorsun.»
îsa
cevap verdi: «Gerçek Ferisîler’in dinini fısk/ fücur içinde değil, beğenilecek
bir şey olarak görüyorum. Ve bunun için ölmeye de hazırım. Ama gelin siz Ferisi
misiniz, değil misiniz bakalım. Allah’ın dostu îlya havarisi Elişa’nın ricası
üzerine küçük bir kitap yazıp, içinde Rabb’ımız Allah’ın kanunuyla birlikte tüm
insanî hikmetlere de yer verdi.» Ferisîler îlya’ın kitabının adını duyunca
şaşırdılar, çünkü geleneklerinde kimsenin böyle bir akideye uyduğunu
bilmiyorlardı. Bu bakımdan yapılacak işleri olduğu bahanesiyle ayrılıp gitmek
istediler. O zaman İsa dedi: «Eğer siz Ferisîlerseniz başka her işi
bırakırsınız; çünkü, Ferisi yalnızca Allah’ı arar. Bunun üzerine şaşkınlık
içinde İsa’yı dinlemek için kaldılar, o da dedi: «Allah’ın kulu İlya» (çünkü,
küçük kitap böyle başlıyor), «Yaratıcısı Allah’la birlikte yürümek isteyen
herkes için bunu yazıyor. Kim çok şey öğrenmek isterse, o Allah’tan az korkar
(metinden aynen), çünkü Allah’tan korkan yalnızca Allah’ın dilediğini
öğrenmekle yetinir. Güzel sözler isteyenler, başka değil, yalnızca
günahlarımızı reddeden Allah’ı istemezler.
«Allah’ı
anmak arzu edenler, hemen evlerinin kapı ve pencerelerini kapasınlar. Çünkü,
mal sahibi evinin dışında, sevilmediği (bir yerde) bulunmaya katlanamaz. Bu
bakımdan, nefislerinizi koruyun, kalbinizi koruyun, çünkü Allah, dışınızda,
nefret edildiği bu dünyada bulunmaz.»
«Salih
amel işlemek isteyenler kendi benliklerine yönelsinler, çünkü tüm dünyayı
kazanıp da kendi ruhunu yitirmek hiç bir işe yaramaz.»
«Başkalarına
öğretmek isteyenler, başkalanndan daha iyi yaşasınlar; çünkü kendinizden daha
az bilenden hiç bir şey öğrenilemez. O halde, günahkâr kendine öğretenden daha
kötü birini duyduğu zaman hayatını nasıl düzeltecek?
«Allah’ı
arayanlar insanların (metinden aynen) sohbetinden kaçsınlar, çünkü Musa Sina
dağında yalnızken kendini buldu ve bir dostun bir dostla konuştuğu gibi
Allah’la konuştu. «Allah’ı arayanlar, otuz günde yalnızca bir kez dünyalık
insanların bulundukları yere çıksınlar; çünkü, Allah’ı arayanın iki yıllık işi
bir günde yapılabilir.»
«Yürüdüğü
zaman, yalnızca kendi ayaklarına baksın.» «Konuştuğu zaman, yalnızca gerekli
olan şeyi konuşsun.»
«Yedikleri
zaman, sofradan doymadan kalksınlar. Her gün bir ertesi güne çıkmayacaklarını
düşünüp, vakitlerini (son) nefesi yaklaşan biri gibi harcasınlar.» «Elbise
olarak hayvan derisi yeter.»
«Toprak
yığını, çıplak yer üstünde uyusun; her gece iki saatlik uyku da yeter.»
«Kendinden başka kimseden nefret etmesin, kendinden başka kimseyi ayıplamasın.»
İbadet ederlerken, gelecek olan mahkemedelermiş gibi bir korku içinde ayakta
«Şimdi,
Allah’a kulluk için Allah’ın Musa kanalıyla sana verdiği kanuna göre bunları
yap, çünkü bu şekilde Allah’ı bulacak, her zaman ve her yerde sen Allah’ta,
Allah da sendeymiş hissini duyacaksın.»
«İlya’nın
küçük kitabı budur ey Ferisîler. Bu nedenle size yine diyorum ki, eğer siz
Ferisîlerseniz benim buraya girmeme sevinmiş olmalısınız, çünkü Allah
günahkârlara merhamet eder.»
146.
Sonra
Zakkay dedi: «Rab, Allah sevgisi için tehditle aldığım tüm şeylerin dört katını
vereceğim.»
O
zaman îsa dedi: «Bugün kurtuluş bu eve gelmiş bulunuyor. Bakın, bakın pek çok
vergi mültezimleri, fahişeler ve günahkârlar Allah’ın melekûtuna girecekler ve
kendilerini takva sahibi sayanlar sonsuz ateşlere gireceklerdir.»<
Bunu
duyan Ferisîler öfkeyle ayrıldılar. O zaman İsa tevbeye gelenlere ve
havarilerine dedi: «Bir adamın iki oğlu vardı, küçük olanı dedi: «Baba bana
düşen malları ver,» Ve babası verdi ve kendi payını alan (oğul) ayrıldı ve uzak
bir ülkeye gitti; orada tüm varlığını lüks içinde yaşayarak fahişelerle
harcayıp bitirdi. Bundan sonra, bu ülkede şiddetli bir kıtlık oldu, o kadar ki,
bu sefil adam bir vatandaşa hizmet etmeye gitti, o da kendisini malları
arasında bulunan domuzların başına verdi. Ve domuzlara bakarken, onlarla
birlikte palamut yiyerek açlığını ne de olsa gideriyordu. Ama kendine geldiği zaman
(şöyle) dedi: «Ah babamın evinde ne bol yiyecekler vardı. Bense burada açlıktan
kırılıyorum! Bu nedenle, kalkıp babama gidecek ve kendisine diyeceğim: Baba,
gökte sana karşı günah işledim; bana hizmetçilerinden birine davrandığın gibi
davran.» «Zavallı adam gitti ve öyle oldu ki, babası onun uzaklardan geldiğini
görüp kendisine karşı merhamete geldi. Bunun üzerine onu karşılamaya çıktı ve
yanına varıp kendisini kucakladı ve öptü.»
Oğul,
baş eğip dedi: «Baba, gökte sana karşı günah işledim, bana hizmetçilerinden
birine davrandığın gibi davran. Çünkü ben, senin oğlun denecek değerde
değilim.»
Baba
karşılık verdi: «Oğul, böyle deme, çünkü sen benim oğlumsun ve seni kölem
durumunda görmeye dayanamam.» Ve hizmetçilerini çağırıp dedi: «Buraya yeni
elbiseler getirip bu oğlumu giydirin ve kendisine yeni don verin. Parmağına
yüzüğünü takın ve hemen yağlı danayı kesin, şenlik yapacağız. Çünkü bu benim
oğlum ölmüştü. Şimdi ise yeniden hayata gelmiş bulunuyor. Kayıptı da şimdi
bulundu.»
147.
«Evde şenlik yaparlarken bakın
ki, büyük oğul eve geldi. Ve içerde şenlik yaptıklarını duyup şaşırdı ve
hizmetçilerden birini çağırıp niye böyle şenlik yapmakta olduklarını sordu.»
Hizmetçi
ona cevap verdi: «Kardeşin geldi, baban da yağlı danayı kesti, yiyorlar.» Büyük
oğul bunu duyunca çok kızdı ve eve girmedi.
Bunun
üzerine, babası dışarı çıkıp kendisine dedi: «Oğul, kardeşin geldi, sen de gel
ve onunla birlikte sevin.»
Oğul kızarak cevap verdi: «Sana hep
iyi bir şekilde hizmet ettim; ve sen bana hiç bir
zaman
arkadaşlarımla yemek için bir kuzu vermedin. Fakat, seni terkedip giden ve tüm
payına düşeni fahişelerle yiyip bitiren bu değersiz herife gelince şimdi yağlı
danayı kesiyorsun.»
Baba
cevap verdi: «Oğul, sen hep benimlesin ve her şey senindir. Ama bu ölmüştü,
şimdi yine hayattadır, kayıptı, şimdi bulunmuştur, bu bakımdan sevinmeliyiz.»
Büyük
oğul daha çok kızdı ve dedi: «Sen git ve neşelen, ben zina edenlerin sofrasında
yemek yemeyeceğim.» Ve tek bir kuruş bile almadan babasını bırakıp gitti.
«Allah
sağ ve diridir ki» dedi Isa, «tevbe eden günahkârlar için Allah’ın melekleri
arasındaki sevinç işte böyledir.»
Ve yemeği yedikleri zaman
ayrıldı, çünkü Yahudiye’ye gitmek istiyordu. Bunun üzerine havariler dediler:
«Muallim, Yahudiye’ye gitme, çünkü Ferisiler’in başkâhin (ve kâhin) lerle senin
aleyhinde görüştüklerini biliyoruz.»
Isa
karşılık verdi: «Ben, onlar bunu yapmadan önce de biliyordum, fakat
korkmuyorum. Çünkü onlar Allah’ın iradesine aykırı hiç bir şey yapamazlar, bu
bakımdan bırakın istedikleri her şeyi yapsınlar; çünku ben onlardan değil,
Allah’tan korkuyorum.»
148. Gerçek
Ferisi
«Şimdi
söyleyin bana: Bu günün Ferisîleri Ferisi midirler? Allah’ın kulları mıdır
onlar? Hiç de değil. Evet, ve bakın size diyorum ki, burada yeryüzünde bir
insanın melanetlerini örtmek için din mesleği ve kılığına bürünmesinden daha
kötü bir şey yoktur. Şimdikileri bilirsiniz diye eski zamanların Ferisîlerinden
tek bir örnek vereceğim size. İlya’nın, putatapıcıların büyük zulümleri sonucu
ayrılmasından sonra Ferisîler’in kutlu cemaati dağıldı. Çünkü, daha hemen İlya
zamanında, bir yılda gerçek Ferisi olan on binden fazla peygamber
öldürülmüştü.»
«İki
Ferisi yerleşmek üzere dağlara gittiler ve birbirlerinden yalnızca bir saatlik
mesafede bulunuyor idiyseler de, biri komşusundan on beş yıl hiç bir haber
alamadı. Bakın ki, bunlar meraklı kişilerdi de! Gel zaman git zaman bu dağlarda
bir kuraklık oldu ve bunun üzerine her ikisi de su aramaya koyuldular ve
birbirlerini buldular. O zaman daha yaşlı olanı dedi (çünkü en büyüğün
herkesten önce konuşması adetleriydi ve genç bir adamın yaşlı birinden önce
konuşmasını büyük bir günah sayarlardı.) Bu bakımdan, yaşlı olanı dedi: «Nerede
oturuyorsun kardeş?»
«Oturduğu
yeri parmağıyla işaret ederek cevap verdi: «Şurada oturuyorum.» Çünkü, genç
olanın oturma yerinin yakınındaydılar.»
Yaşlı olanı dedi: «Kardeş ne
zamandır burada oturuyorsun?»
Genç olanı cevap verdi: «Onbeş
yıldır.»
Yaşlı olanı dedi: «Belki de, Ahab
Allah’ın kullarını öldürdüğü zaman geldin?»
«Evet
öyle» diye cevap yerdi genç olanı Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, şimdi îsrail
kralı kimdir, bilir misin?»
Genç
olanı cevap verdi: «İsrail’in kralı Allah’tır, çünkü putatapıcılar kral değil,
İsrail’in cellâtlarıdır.»
«Doğru»
dedi yaşlı olanı. «Ama, ben şimdi israil’in cellâtı kimdir demek istemiştim.»
Genç olanı cevap verdi: «İsrail’in günahları İsrail’in cellâtlarıdır. Çünkü,
günah işlememiş olsalardı, (Allah) İsrail’e karşı putatapıcı reisleri
ayaklandırmıyacaktı.»
O zaman yaşlı olanı dedi: «Allah’ın
İsrail’i cezalandırmak için gönderdiği şu kâfir reis
Genç
olanı cevap verdi: «Şimdi ne bileyim, onbeş yıldır senden başka kimseyi
görmemişim ve okumak da bilmiyorum ki, bana herhangi bir mektup gönderilmiş
olsun.» Yaşlı olanı dedi: «Ama, koyun derilerin ne kadar da yeni! Madem, hiç
bir kimseyi görmedin de, onları sana kim verdi?»
149.
Genç
olanı cevap verdi: «îsrail halkının, üstünü başını çölde kırk yıl eskitmekten
koruyan, benim derilerimi de korudu.»
O zaman yaşlı olanı sezdi ki,
genç olan kendinden daha tamdır, çünkü kendisinin her yıl insanlarla ilişkisi
oluyordu. Bu yüzden, sohbetinden yararlanmak için dedi: «Kardeş, sen okumak
bilmezsin, bense bilirim, benim evimde Davud’un Mezmurlar’ı vardır. O halde,
gel ben her gün sana biraz okuyayım, ve Davud’un ne dediğini açıklayayım.»
Genç
olanı cevap verdi: «Haydi gidelim.» Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, iki gün oldu
ki, su içmiyorum. Bu bakımdan biraz su araştıralım dedi.» Genç olanı dedi: «Ey
kardeş, ben iki aydır su içmiyorum. O halde haydi gidelim de, Allah’ın
peygamberi Davud aracılığıyla ne dediğine bakalım; Rabb bize su vermeye
kadirdir.»
Bunun
üzerine dönüp, yaşlı olanın mekânına vardılar. Ve kapıda bir taze su kaynağı
buldular.
Yaşlı
olanı dedi: «Ey kardeş, sen Allah’ın kutsal bir kulusun; bak Allah bu kaynağı
senin uğruna verdi.»
Genç
olanı dedi: «Ey kardeş, alçak gönüllülüğünden diyorsun,bunu. Ama belli ki,
Allah eğer bunu benim uğruma yapmış olsaydı (onu aramak için) ayrılmayayım
diye, benim mekânımın yakınında bir kaynak verirdi. Ben sana karşı günah
işlediğimi itiraf etmeliyim. Sen iki gündür içmediğinden su aradığını
söyleyince, ben iki aydır içeceksiz olduğumdan, sanki senden daha iyiymişim
gibi içimde bir yükseklik duydum.»
O
zaman yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, gerçeği söyledin, dolayısıyla günah işlemiş
değilsin.»
Genç
olanı dedi: «Ey kardeş, babamız Ilya’nın «Allah’ı arayan yalnızca kendini
ayıplasın.» dediğini unutuyorsun. O, biz bunu bilelim diye değil, buna uyalım
diye yazdı onu mutlaka.»
Daha
yaşlı olanı yoldaşının doğruluğunu ve takvasını sezerek dedi: «Doğru; ve
Allah’ımız seni bağışlamıştır.»
Ve bunu deyip, Mezmurlar’i aldı ve
babamız Davud’un dediklerini okudu:
«Dilimin,
günahıma bahane bulup göz yumarak kötü sözlere dalmaması için ağzımın üzerine
bir gözetleyici yerleştireceğim.» Ve burada yaşlı adam bir konuşma yaptı ve
genç olanı ayrıldı. Bundan sonra, buluşmalarından önce onbeş yıl daha geçti.
Çünkü genç olanı yerini değiştirmişti. İşte böyle, yaşlı olan onu bulunca dedi:
«Ey kardeş, kaldığın yere neden geri (bir daha) gelmedin?»
Genç olanı cevap verdi: «Çünkü, bana
söylediklerini henüz öğrenmiş değilim.»
O zaman yaşlı olanı dedi: «Onbeş yıl
geçmişken nasıl olabilir bu?»
Genç
olanı cevap verdi: «Sözlere gelince, onları tek bir saatte öğrendim ve hiç
unutmadım; fakat, henüz onlara uyamadım. Uymayacak olduktan sonra, çok fazla
şey öğrenmenin amacı nedir ki? Allah’ımız zihnimizin değil de, daha çok
kalbimizin iyi
olmasını
bekler, bu bakımdan, Hüküm Günü’nde bize ne öğrendiğimizi değil, ne yaptığımızı
soracaktır.»
150.
Yaşlı
olanı karşılık verdi: «Ey kardeş, böyle deme, çünkü, Allah’ımızın değer
verilmesini istediği ilmi hor görmüş oluyorsun.» Genç olanı cevapladı: «Şimdi,
günaha düşmemek için nasıl söylemeliyim ki, çünkü senin sözün doğru, benimki de
öyle. Öyleyse, diyorum ki, Allah’ın kanununda yazılı olan emirlerini bilenler,
eğer ardından daha çok şey öğreneceklerse, (önce) bunlara uymalıdırlar. Ve,
insan öğrendiği her şeye, bırakın uysun, (yalnızca) onu bilmekle kalmasın).»
Yaşlı
olanı dedi: «Ey kardeş, söyle bana, kiminle konuştun ki, benim söylediklerimin
tümünü öğrenmediğini bilirsin?»
Genç
olanı cevap verdi: «Ey kardeş, kendimle konuşurum. Her gün hesabımı vermek için
kendimi Allah’ın mahkemesinin önüne korum. Ve, her zaman için de günahlarıma
göz yuman bir şey duyarım.»
Yaşlı adam dedi: «Ey kardeş, sen
tamken, hataların nedir ki?»
Genç olanı cevap verdi: «Ey kardeş,
böyle deme, çünkü ben iki büyük hatanın ortasında
duruyorum:
Biri, kendimi günahkârların en büyüğü olarak bilmemem, diğeri ise,
başkalarından daha çok (günahıma) pişman olmak istemememdir.»
Yaşlı
olanı karşılık verdi: «Şimdi, sen (insanların) en olmuşu iken, kendini nasıl
günahkârların en büyüğü olarak bilebilirsin?»
Genç
olanı cevapladı: «Bir Ferisi’nin alışkanlığını edindiğim zaman, üstadımın bana
söylediği ilk söz şuydu: «Başkalarının iyiliklerine, kendimin ise kötülüklerime
bakmalıyım. Çünkü böyle yaparsam eğer, kendimi günahkârların en büyüğü olarak
algılayabilirim.»
Yaşlı
adam dedi: «Ey kardeş, bu dağlarda kimin iyiliğine, kimin hatalarına bakarsın,
görüyorsun ki, burada hiç kimse yoktur.»
Genç
olanı cevap verdi: «Güneşin ve gezegenlerin itaatına bakmalıyım. Çünkü onlar
Yaratıcı’larına benden daha iyi kulluk ediyorlar. Ama, ya arzuladığım gibi ışık
vermediklerinden, ya sıcaklıklarının çok fazla olduğundan, ya da yerde çok
fazla veya çok az yağış olduğundan ben onları ayıplıyorum.»
O
zaman, yaşlı adam bunu duyunca dedi: «Kardeş, sen bu akideyi nereden öğrendin.
Çünkü, ben şimdi doksan yaşmdayım ve yetmiş yıldır bir Ferisi’yim.»
Genç
olanı cevap verdi: «Ey kardeş, sen bunu alçak gönüllülüğünden söylersin, çünkü
sen, Allah’ın kutsal bir (kul) usun. Yine de ben sana cevap vereyim ki,
Yaratıcı’mız Allah zamana bakmaz. Ama kalbe bakar. Bundandır ki, Davud onbeş
yaşında, öbür altı kardeşinden daha genç iken îsrail kralı seçildi ve Rabbımız
Allah’ın bir peygamberi oldu.»
151.
«Bu
adam gerçek bir Ferisî’ydi» dedi îsa havarilerine. Ve, inşallah Hüküm Günü’nde
onu arkadaşımız olarak buluruz.»
îsa
sonra bir gemiye bindi ve havariler ekmek getirmeyi unuttuklarından dolayı
üzgündüler. îsa kendilerini azarlayıp dedi: «Günümüz Ferisi1 lerinin
mayalarından
sakının.
Çünkü küçük bir maya bir yığın yemeği bozar.»
O
zaman havariler birbirlerine dediler: «Şimdi, ekmeğimiz bile yokken, nasıl
mayamız olsun ki?»
O
zaman İsa dedi: «Ey az inancı olan adamlar, Allah’ın, hiç bir ürün işareti
olmayan Nain’de yaptıklarını unuttunuz mu? Ve, beş ekmek ve iki balığı kaç kişi
yemiş ve doymuştu? Allah’a imandan yoksun olan Ferisi’nin mayası ve ben
düşüncesi, yalnızca bugünün Ferisî’lerini bozmakla kalmamış, îsraili’leri de
bozmuştur. Çünkü, okumak bilmeyen basit bir halk, kutsal kişiler olarak
tanıdıklarından Ferisi’lerde gördüğü şeyleri yapar.
«Gerçek
Ferisi nedir bilir misiniz? O, insan tabiatının yağıdır. Nasıl ki, yağ her
sıvının üstünde durursa, gerçek Ferisî’nin iyiliği de tüm insanî iyiliklerin
üstünde durur. O, Allah’ın dünyaya verdiği yaşayan bir kitaptır; çünkü,
söylediği ve yaptığı her şey Allah’ın kanununa uygundur. Bu bakımdan, kim onun
yaptığını yaparsa. Allah’ın kanununa uymuş olur. Gerçek Ferisi, günahla insan
bedenini çürütmeyen tuzdur; çünkü, onu gören herkes tevbeye gelir. Hacıların
yolunu aydınlatan bir ışıktır o, çünkü, onun pişmanlığıyla birlikte
yoksulluğunu gören herkes, bu dünyada kalbimizi kapamamamız gerektiğini idrak
eder. «Ama, yağı ekşiten, kitabı tahrif eden, tuzu çürüten, ışığı söndüren bu
insan sahte bir Ferisî’dir. Bu bakımdan, eğer helak olmayacaksanız, bugünkü
Ferisîlerin yaptıklarını yapmamaya dikkat edin.»
152.
îsa
Kudüs’e gelip de, bir sebt günü mabede girdiğinde, askerler onu kışkırtmak ve
alıp (götürmek) için yaklaşıp dediler: «Muallim, savaş açmak meşru mudur?»
îsa
cevap verdi: «İnancımız bize, hayatımızın yeryüzü üzerinde sürekli bir savaş
halinde olduğunu söyler.»
Askerler
dediler: «Öyleyse, bizi kendi inancına döndürmek ve bizim yığınla tanrıyı
bırakıp, (çünkü, yalnızca Roma’da görülen yirmi sekiz bin tann vardır) senin
tek olan ve görülemediği için nerede olduğu bilinmeyen, belki de bir hayal olan
Allah’ına uymamızı ister misin?»
İsa
cevap verdi: «Eğer sizi Allah’ımızın yarattığı gibi, sizi ben yaratmış
olsaydım, sizi hidayete erdirmek isterdim.»
Karşılık
verdiler: «Şimdi, nerede olduğu bilinmediği halde, senin Allah’ın bizi nasıl
yaratmış olabilir? Bize Allah’ını göster, o zaman yahudi olacağız.»
O
zaman İsa dedi: «Eğer sizin O’nu görecek gözleriniz olsa, ben size O’nu
gösteririm, fakat kör olduğunuz için, O’nu size gösteremiyorum.»
Askerler
karşılık verdiler: «Bu insanların sana verdiği onur mutlaka senin anlayışını
götürmüş olmalı. Çünkü, hepimizin başında iki gözü varken, sen bizim kör
olduğumuzu söylersin.»
İsa
cevap verdi: «Bedenî gözler, yalnızca cismi olan ve dıştaki şeyleri görebilir.
Bu bakımdan, siz yalnızca, hiç bir şey yapamayan altından, gümüşten ve tahtadan
tanrılarınızı görebilirsiniz. Ama, biz Yahudiyelilerin Allah’ımıza karşı korku
ve iman şeklinde manevi gözlerimiz vardır, bu yüzden de, biz Allah’ımızı her
yerde görebiliriz.» Askerler karşılık verdiler: «Konuşmana dikkat et, çünkü,
eğer tanrılarımıza nefret yağdıracak olursan, seni Hirodes’in ellerine veririz,
o da her şeye gücü yeten tanrılarımızın öcünü alır.»
İsa
cevap verdi: «Eğer dediğiniz gibi, onların her şeye gücü yetiyorsa, beni
bağışlayın, artık onlara tapacağım.»
Askerler bunu duyunca sevindiler
ve putlarını yüceltmeye başladılar. O zaman îsa dedi: «Burada işlerinize
ihtiyaç vardır, sözlerinize değil, madem öyle, tanrılarınıza bir sineği yarattırın,
ve ben onlara tapacağım.»
Askerler
bunu duyunca yılıp, diyecek şey bulamadılar, bunun üzerine İsa dedi: «Asla,
onların tek bir sineği (bile) yeniden yaratmadıklarını gördüğümden, kendileri
için, tek bir sözle her şeyi yaratmış olan Allah’ı bırakmıyacağım, O’nun adı
tek başına orduları korkutur.»
Askerler
karşılık verdiler: «Şimdi şuna bakalım; çünkü biz seni al (ip götür) mek
istiyoruz.» Ve ellerini Isa’ya karşı uzatmak istediler.»
O
zaman îsa dedi: «Adonai Sabaoth!»(Ey Orduların Rabbi!) Bunun üzerine, bir
kişinin, yıkanıp yeniden şarapla doldurulacakları zaman tahta fıçılan
yuvarladığı gibi, askerler de hemen mabedten yuvarlanıp gittiler; o kadar ki,
kendilerine dokunan kimse olmadığı halde, başları ve ayakları yere çarpıyordu.
Ve, o kadar
korktular ve öyle bir şekilde kaçtılar ki, Yahudiye’de bir daha görünmediler.
153.
Kâhinler
ve Ferisi’Ier kendi aralarında mırıldanıp dediler.- «O’nda Ba’al ve Eşterot’un
bilgeliği var, ve bundan dolayı, şeytan’ın gücüyle yaptı bunu.»
Isa
ağzını açtı ve dedi: «Allah’ımız komşumuzun mallarını çalmamamızı emretti.
Fakat, bu tek hüküm öylesine aşıldı ve kötüye kullanıldı ki, dünyayı günahla
doldurdu ve bu (günah) diğer günahların bağışlandığı gibi bağışlanmıyacaktır;
çünkü, başka her günah için insan ağlar ve onu bir daha işlemez, namaz ve
zekâtla birlikte oruç da tutarsa, Kadir ve Rahim olan Allah’ımız affeder.
Fakat, bu günah o türdendir ki, zulmen alınan geri verilmedikçe, asla
bağışlanmayacaktır.»
O
zaman, bir yazıcı dedi: «Ey muallim, hırsızlık tüm dünyayı günahla nasıl
doldurmuştur? Şimdi, Allah’ın lûtfuyla, yalnızca bir kaç hırsızın bulunduğu
ortadadır, onlar da kendilerini gösteremezler, çünkü hemen askerler tarafından
asılırlar.»
îsa
karşılık verdi.- «Malları bilmeyen (metinden aynen) hırsızları da bilmez, hem,
bakın size diyorum ki, pek çokları ne yaptığını bilmeden çalar, bu yüzden de,
günahları başkalarınınkinden daha büyüktür, çünkü bilinmeyen hastalık
iyileşmez.»
O
zaman Ferisîler Isa’ya yaklaşıp dediler: «Ey muallim, İsrail’de gerçeği tek sen
bildiğin için bize öğret.»
İsa
karşılık verdi: «israil’de gerçeği tek benim bildiğimi söylemiyorum, çünkü bu
«tek» kelimesi başkalarına değil, yalnızca Allah’a ait. Çünkü, O Hakk’tır,
hakkı (gerçeği) da yalnızca O bilir. Bu bakımdan, eğer ben böyle dersem, büyük
bir hırsız olurum. Çünkü, Allah’ın şanını çalmış olurum. Ve, Allah’ı tek ben
biliyorum demekle de, herkesten daha çok cehaletin içine düşerim. Bu nedenle
siz, tek benim gerçeği bildiğimi söylemekle ağır bir günah işlediniz. Ve, size
diyorum ki, eğer bunu teşvik etmek için dediyseniz, günahınız daha da büyük
olacaktır.»
Sonra
İsa, herkesin sustuğunu görünce yeniden dedi: «Her ne kadar ben İsrail’de
gerçeği bilen tek kişi değilsem de, tek ben konuşacağım; bu bakımdan, madem
bana sordunuz, (o halde) bana kulak verin.»
«Yaratılan her şey Yaratıcı’ya
aittir, o şekilde ki, hiç bir şey herhangi bir şey için iddiada
bulunamaz.
Öyle de, ruh, nefs, beden, zaman, mal ve şan hep Allah’ın mülkiyetindedir. Eğer
bir insan onları Allah’ın istediği biçimde almazsa, bir hırsız olmuş olur. Ve,
aynı şekilde, eğer onları Allah’ın isteğinin aksine harcarsa, yine bir hırsız
olmuş olur. Bu bakımdan diyorum ki size, ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
diridir ki, siz zamanı «yarın şöyle yapacağım, şöyle bir şey söyleyeceğim, şöyle
bir yere gideceğim» diyerek ele alırsanız ve «inşallah (Allah izin verirse)»
demezseniz, hırsız olursunuz ve zamanınızın daha iyi bölümünü Allah’ı memnun
etmek için değil de, kendinizi memnun etmek için harcadığınızda daha büyük
hırsız olursunuz ve daha kötü bölümünü Allah’a kulluk için harcadığınızda, o
zaman da kuşkusuz hırsız olursunuz.
«Kim
günah işlerse, hangi şekilde olursa olsun bir hırsızdır; çünkü o Allah’a kulluk
etmesi gereken zamanı, ruhu ve kendi hayatını çalıp Allah’ın düşmanı şeytan’a
vermiş olur.»
154.
«Bu
bakımdan, onuru, canı ve malı olan insanın malı mülkü çalındığı zaman hırsız
asılacaktır; canı alındığı zaman, katilin başı kesilecektir ve adaletli olan
budur, çünkü Allah böyle buyurmuştur. Ama, bir komşunun onuru alındığı zaman,
neden hırsız çarmıha gerilmez? Mal onurdan, gerçekten daha mı iyidir? Allah
gerçekten, malı alanın cezalandırılacağını, malla birlikte canı alanın
cezalandırılacağını, ama onuru alanın serbest kalacağını mı buyurmuştur? Hiç de
değil, çünkü mırıldanmaları nedeniyle babalarımız va’d edilen ülkeye girmediler
de, yalnızca çocukları (girdi). Ve, bu günah nedeniyle, yılanlar halkımızdan
yetmiş bin kadarını öldürdü.
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah
sağ ve diridir ki, onuru çalan, bir insanı malından ve canından edenden daha
büyük cezayı hak eder. Ve, mınldayana kulak veren de aynı şekilde suçludur.
Çünkü, biri şeytan’ı diline, diğeri ise kulaklarına alır.»
Ferisîler
bunları duyunca (öfkeden) patlıyorlardı, çünkü konuşmasına karşı
çıkamıyorlardı.
Sonra
İsa’nın yanına bir fakih yanaştı ve ona dedi : «Sayın muallim, bana anlat ki
Allah, babalarımıza neden ekin ve meyve bahşetmedi? Düşeceklerini bildiğinden,
mutlaka kendilerine vermeli veya insanlara onu görme eziyetini
çektirmemeliydi.»
İsa
cevap verdi: «Adam, sen bana iyi dersin, fakat hata edersin, çünkü yalnızca
Allah iyidir. Ve, Allah’ın neden senin beynine göre iş yapmadığını sormakla
daha çok hata edersin. Yine de sana cevap vereceğim. O halde sana diyorum ki,
Yaratıcımız Allah işinde kendisini bize uydurmaz, bu bakımdan meşrû olan,
yaratılmışın O’nun yöntemini ve uygunluğunu değil de, bunun yerine, Yaratanın
yaratılmışa değil, yaratılmışın Yaratan’a bağlı kalması için Yaratıcısı
Allah’ın şanını araştırmasıdır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir
ki, eğer Allah insana her şeyi vermiş olsaydı, insan, kendisinin Allah’ın kulu
olduğunu bilmeyecekti; ve böylece de kendini Cennet’in efendisi sayacaktı. Bu
bakımdan, her zaman Azîm ve Sübhan olan Yaratıcı, Kendine bağlı kalsın diye
insanı yemekten men etti.
«Ve,
bakın size diyorum ki, kimin gözünde ışık varsa her şeyi açık görür ve bizzat
karanlıktan bile ışık çıkarır; fakat kör böyle yapmaz. Bu nedenle diyorum ki,
eğer insan günah işlememiş olsaydı, ne ben ne de sen Allah’ın merhametini ve
adaletini bilmeyecektik. Ve, eğer Allah, insanı günah işleme istidadında
yaratmamış olsaydı, bu konuda o, Allah’a eşit olacaktı.. Bundan dolayı, Sübhan
Allah insanı iyi ve adaietli
yarattı,-
ama kendi hayatı, kurtuluşu ve batışıyla ilgili olarak istediğini yapmakta
serbest bıraktı.»
Fakih bunları işitince dondu kaldı
ve şaşkınlık içinde ayrılıp gitti.
155.
Sonra,
başkahin iki yaşlı kâhini gizlice çağırarak mabedten çıkıp, öğle namazını kılmak
için Süleyman verandasında oturup beklemekte olan îsa’ya gönderdi. Ve,
(İsa’nın) yanında halktan büyük bir kalabalıkla birlikte havarileri de
bulunuyordu.
Kâhinler
Isa’ya yaklaşıp dediler: «Muallim, insan ekini ve meyveyi neden yedi? Allah onu
yemesini istedi mi, istemedi mi?» Ve, onlar bunu îsa’yı yanıltmak için dediler;
çünkü, «Allah istedi» dese, «(öyleyse) niçin yasakladı?» karşılığını
verecekler, «Allah istemedi» dese, «o halde, Allah’ın istediğinin aksini
yapabildiğine göre, insan Allah’tan daha büyük bir güce sahip» diyeceklerdi.
İsa
cevap verdi: «Sizin sorunuz, dağın üstünden geçen ve sağ ve solunda uçurum
bulunan bir yol gibi, ama ben ortadan yürüyeceğim.»
Bunu duyunca, kâhinler İsa’nın
kalplerini bildiğini sezerek şaşırdılar.
Sonra
îsa dedi: «Her insan ihtiyacı olduğundan, her şeyi kendi yararı için yapar.
Ama, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan Allah, kendi hak arzusuna göre yaptı, Bu
bakımdan, insanı yaratırken onu, Allah’ın kendine ihtiyacı olmadığını bilsin
diye hür yarattı. Verbigratîa (=misal olarak), kendi zenginliğini sergilemek
için ve köleleri kendini daha çok sevsin diye, kölelerine hürriyet veren bir
kralın yaptığı gibi.
«O
halde, Allah insanı, Yaratıcı’sını çok daha fazla sevsin ve nimetini bilsin
diye hür yarattı. Çünkü, Allah her ne kadar Kadiri Mutlak olup, insana ihtiyacı
yok ve onu kudretiyle de yaratmışsa da, hayır işleyip, şerre karşı koyabilecek
şekilde onu serbest bırakmıştır. Çünkü, her ne kadar Allah’ın günaha engel olma
gücü var idiyse de, kudret ve nimeti insanda görüldüğünden, insanda günaha
karşı çıkmamak için, yani, insanda Allah’ın rahmeti ve adaleti yürüsün diye O,
kendi nimetiyle çelişmiyecekti (çünkü, Allah’ta çelişme yoktur). Ve, gerçeği
konuştuğuma işaret olarak, sizi başkâhinin beni aldatmak için gönderdiğini ve
bunun da kâhinliğin meyvesi olduğunu size söylüyorum.» Yaşlı adamlar ayrılıp
gittiler ve her şeyi başkâhine anlattılar, o da dedi: «Bu herifin sırtında her
şeyi kendisine söyleyen cin var; çünkü o İsrail krallığını arzular, ama Allah
bunun da gereğine bakacaktır.»
156.
îsa
öğle namazını kılıp da mabedten çıkarken, annesinin rahminden kör doğan birini
gördü. Havarileri kendisine sorup dediler: «Muallim, bu adamda kimin günahı
var, babasının mı, yoksa annesinin mi ki. (böyle) kör doğmuş?»
îsa cevap verdi: «Ne babasının, ne
de annesinin günahı var onda, ama Allah, İncil’e bir
şahit olsun diye onu böyle yarattı.»
Ve, kör adamı yanına çağırıp, yere tükürerek çamur
yaptı ve onu kör adamın gözlerine
sürdü ve ona dedi: «Siloam gölüne git ve yıkan!»
Kör adam gitti ve yıkanıp, ışığa
kavuştu, ardından, eve dönerken, kendisine rastlayan pek
çokları dediler: «Bu adam körse,
kesinlikle derim ki, mabedin güzel kapısında oturup
duran adamdı.» Başkaları dediler;
«Odur, fakat ışığa nasıl kavuştu?» Ve, yanına yaklaşıp
dediler: «Sen mabedin güzel
kapısında oturup duran kör adam değil misin?»
Cevap
verdi: «Oyum, neden (soruyorsunuz)?» -Dediler:
«Öyleyse, görme gücüne nasıl
kavuştun?»
Cevap verdi: «Bir adam toprağa tükürerek çamur yaptı ve bu çamuru gözlerimin
üzerine koyup, bana dedi: «Git Siloam gölünde yıkan.» Gidip yıkandım ve şimdi
görüyorum. İsrail’in Allah’ını tesbih ederim!»
Kör
doğmuş olan adam mabedin güzel kapısına yeniden geldiği zaman, tüm Kudüs
meseleyi duymuştu. Bunun üzerine, îsa aleyhinde kâhinler ve Ferisilerle
konuşmakta olan kâhinlerin reisine getirildi.
Başkâhin
kendisine sorup, dedi: «Adam, sen doğuştan kör değil miydin?» «Ya, evet» (diye)
cevap verdi.
«Şimdi
Allah’ın şanı üzerine», dedi başkâhin «anlat bize, hangi peygamber sana rüyada
göründü de ışık verdi. Babamız İbrahim miydi, yoksa Allah’ın kulu Musa mı, veya
bir başka peygamber miydi? Çünkü, başkaları böyle bir şeyi yapamaz.»
Kör
doğmuş olan adam cevap verdi: «Ben rüyada ne İbrahim’i, ne Musa’yı, ne de bir
başka peygamberi görüp iyileştirilmedim. Ben mabedin kapısında otururken bir
adam beni yanına getirtti, tükrüğüyle topraktan çamur yaparak, bu çamurun bir
kısmını gözlerime sürdü ve beni yıkanmam için Siloam gölüne gönderdi; ben de
oraya gidip yıkandım ve gözlerimin ışığıyla geri döndüm.»
Başkâhin
kendisine o adamın adını sordu. Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «Bana adını
söylemedi, ama onu gören biri beni çağırarak dedi: «Git ve bu adamın sana
söylediği gibi yıkan, çünkü o Nasıralı İsa’dır, Israililerin Allah’ının bir
peygamberi ve kutsal bir (kul)udur.»
O zaman başkâhin dedi: «O seni belki
de bugün, yani sebt günü iyileştirdi?»
Kör adam cevap verdi: «Bu gün
iyileştirdi beni.»
Başkâhin
dedi: «Bakın şimdi, bu herif nasıl da günahkârın biridir, görüyorsunuz ki sebt
gününe riayet etmez!»
Kör
adam karşılık verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem; ama şunu
bilirim ki, ben kör iken o beni ışığa kavuşturdu.»
Ferisiler
buna inanmadılar bu nedenle de başkâhine dediler: «Anne ve babasını çağırtın,
bize gerçeği söyler onlar.» Bunun üzerine kör adamın anne ve babasını
çağırttılar ve onlar gelince başkâhin kendilerine şöyle sordu: «Bu adam sizin
oğlunuz mudur?» Cevap verdiler: «O bizim oğlumuzun ta kendisidir.»
O
zaman başkâhin dedi: «O, kör doğduğunu ve şimdi de gördüğünü söylüyor; nasıl
olmuştur bu iş?»
Kör
olarak doğan adamın baba ve annesi cevap verdi: «Evet, o kör doğmuştu, ama,
ışığı nasıl aldığını bilmiyoruz; onun yaşı başı yerindedir, kendisine sorun,
size gerçeği söyler.» Bunun üzerine onlara yol verildi ve başkâhin yeniden, kör
doğmuş olan adama dedi: «Allah’ın şanı üzerine doğruyu söyle.»
(Kör adamın baba ve annesi
konuşmaktan korkmuşlardı; çünkü, Roma Senatosu’ndan, ölüm acısına çarptırılmak
(istemiyen) kimsenin, Yahudiler’in peygamberi İsa hakkında çekişmemesi için bir
ferman çıkmıştı. Bu ferman valinin de eline ulaşmıştı, bu nedenle, «Onun yaşı
başı yerindedir, kendisine sorun» dediler.)
Sonra, başkâhin kör adama dedi:
«Allah’ın şanı üzerine doğruyu söyle, çünkü biz, senin kendini iyileştirdiğini
söylediğin bu adamın bir günahkâr olduğunu biliyoruz.»
Kör
doğmuş olan adam cevap verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem. Ama
şunu bilirim ki, ben görmüyordum, o beni ışığa kavuşturdu. Dünyanın
başlangıcından bu saate kadar, kesinkes, kör doğup da ışığa kavuşturulan kimse
olmamıştır. Ve Allah
Ferisiler dediler: «Seni ışığa
kavuştururken ne yaptı?»
O
zaman kör doğmuş olan bunların inançsızlığına şaştı kaldı ve dedi: «Söyledim
ya, neden bir daha soruyorsunuz bana? Siz de O’nun şakirtleri olmaz mısınız?»
O
zaman, başkâhin kendisine küfredip dedi: «Sen zaten günah içinde doğmuşsun,
öyleyken bize öğretmeye mi kalkıyorsun? Defol ve böyle bir adamın sen şakirdi
ol! Çünkü, biz Musa’nın şakirtleriyiz ve biliyoruz ki, Allah Musa ile
konuşmuştur; bu adama gelince, onun neci olduğunu bilmiyoruz.» Ve, onu havra ve
mabedten atıp, Israililer arasındaki temizlerle birlikte ibadet etmesini
yasakladılar.
157.-158.
Kör
doğmuş olan adam gidip îsa’yı buldu. O da kendisini şöyle teselli etti: «Hiç
bir zaman şimdiki kadar kutsanmamıştın, çünkü, peygamberi ve babamız Davud
kanalıyla dünyanın dostlarına karşı, «Onlar lanetlerler, ben kutsarım» diyen
Allah’ımız tarafından kutsandın; ve O, peygamber Mika aracılığıyla da dedi :
«Ben sizin kutsamanızı lanetlerim. Çünkü, Allah’ın dilemesinin dünyanın
dilemesine zıt olduğu kadar yer göğe, su ateşe, ışık karanlığa, soğuk sıcağa
veya sevgi nefrete zıt değildir.»
Havariler
ardından kendisine şöyle sordular: «Rab,sözlerin pek güzel; bu nedenle anlam
(ların) ı bize söyle, çünkü henüz anlamış değiliz.»
îsa
cevap verdi: «Dünyayı tanıdığınız zaman göreceksiniz ki, ben gerçeği konuştum
ve böylece her peygamberdeki gerçeği de tanıyacaksınız.»
«O
halde bilin ki, tek bir adda birleşmiş üç türlü dünya vardır: Biri, su, hava ve
ateşle birlikte gökleri ve yeri ve insanın altında olan tüm şeyleri temsil
eder. Şimdi, bu dünya her şeyiyle, Allah’ın peygamberi Davud’un, «Allah onlar
için çiğnemedikleri bir kural koymuştur» dediği gibi, Allah’ın iradesine uyar.»
İkincisi, nasıl «bunlardan birinin
evi» -duvarları değil de, aileyi temsil ediyorsa, bunun
gibi tüm insanları temsil eder,
şimdi bu dünya yine Allah’ı sever; çünkü fıtratları gereği
Allah’ı özlerler. O kadar ki,
fıtrata göre herkes, Allah’ı aramada yanılgıya düşse de,
Allah’ı özler. Ve, biliyor musunuz,
hepsi Allah’ı neden özler? Çünkü, onlar, herkes hiç bir
kötülüğü olmayan sonsuz bir iyiliğin
özlemini duyar, bu ise yalnızca Allah’tır. Bu
bakımdan, Rahman olan Allah, bu
dünyaya kurtuluşu için peygamberlerini göndermiştir.
«Üçüncü dünya, insanların, dünyanın
yaratıcısı Allah’a aykırı bir kanuna dönüşmüş olan
günaha batmış durumudur. Bu, insanı
Allah’ın düşmanları olan cinlere benzetir. Ve,
Allah’ımız bu dünyadan öylesine
şiddetle nefret eder ki, eğer peygamberler bu dünyayı
sevmiş olsalardı, ne düşünürsünüz?
mutlaka Allah kendilerinden peygamberliklerini
alırdı. Ve nasıl söyliyeyim ki ben?
Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki,
Allah’ın Elçisi dünyaya gelince eğer
bu şerli dünyaya karşı bir sevgi duyacak olsa,
mutlaka Allah ondan, kendisini
yarattığı zaman vermiş olduğu tüm şeyleri alır ve, onu
ebediyyen cezalandırır; Allah bu
dünyaya işte bu derecede zıttır.»
159.
Havariler
karşılık verdiler: «Ey muallim, sözlerin öylesine güzel, bu bakımdan bize
merhamet et, çünkü onları anlamıyoruz.»
îsa dedi: «Sanır mısınız ki, Allah
Elçisi’ni kendisini Allah’la eşit tutmak isteyecek bir
rakip
olarak yaratmıştır? Kesinlikle hayır, aksine, efendisinin istemediğini
istemeyecek olan itaatkâr kölesi olarak (yaratmıştır.) Siz bunu anlayamazsınız,
çünkü neyin günah olduğunu bilmiyorsunuz. Bu nedenle, sözlerime kulak yerin.
Bakın, dikkat edin, diyorum ki size, günah insanda Allah’a aykırı bir şey
olmadıkça ortaya çıkmaz; çünkü, yalnızca Allah’ın dilemediği şey günahtır; o
kadar ki, Allah’ın dilediği her şey günaha yabancıların yabancısıdır. Bu durumda,
eğer Ferisîlerle bizim başkâhinlerimiz ve kâhinlerimiz, İsrail halkı bana Allah
dediği için bana işkence etseler, Allah’ı razı eden bir şey yapmış olurlar ve
Allah da kendilerini ödüllendirir. Fakat, benim gerçeği, gelenekleriyle
Allah’ın peygamberleri ve dostları olan Musa ve Davud’un kitaplarını tahrif
ettiklerini söylememi istemiyerek, tersi bir nedenle bana işkence ettiklerinden
ve bu yüzden benden nefret edip, ölümümü arzuladıklarından, işte bundan dolayı
Allah kendilerini tiksinti ve nefretle kabul eder.
«Söyleyin
bana, Musa insan öldürdü, Ahab da insan öldürdü, bu, her iki durumda da
katl(öldürme) değil midir? Kesinlikle değil; çünkü Musa, putatapıcılığı yok
etmek ve Hakk olan Allah’a ibadet etmeyi koruyup sürdürmek için insan öldürdü;
ama Ahab ise, insanları Hakk olan Allah’a ibadeti yok etmek ve putatapıcılığı
koruyup sürdürmek için öldürdü, bu nedenle, Musa için insan öldürmek kurbana
dönüşürken, Ahab için (dine karşı) saygısızlığa dönüştü; o kadar ki, bir ve
aynı iş bu iki zıt etkiyi ortaya çıkardı.» Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
ve diridir ki, eğer şeytan meleklerle onların Allah’ı nasıl sevdiklerini görmek
için konuşmuş olsaydı, Allah’ın reddine uğramıyacakti; ama, onları Allah’tan
yüz çevirtmenin yollarını aradı, bu yüzden de ebedi azaptadır.»
O
zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «O halde, îsrail krallarının
kitabında yazılı olduğu gibi, Allah’ın yalancı peygamberlerin ağzıyla
söylenmesini takdir buyurduğu yalanla ilgili olarak, peygamber Mikaya’da
söylenen şey nasıl anlaşılmalıdır?» îsa karşılık verdi: «Ey Barnabas, olanları
kısaca anlat ki, gerçeği açıkça görelim.»
160.
O
zaman, yazan dedi: «Peygamber Danyal, îsrail krallarının ve tiranlarının
tarihini anlatırken şöyle yazar: «îsrail kralı, Ammoniler olan Belial
oğullarına (yani, fasık/facirlere) karşı savaşmak için Yahuda kralıyla
birleşti. Şimdi, Yehuda kralı Yehoşafat ve İsrail kralı Ahab ikisi birlikte
Samiriyede bir tahtta otururlarken, önlerine dört yüz yalancı peygamber gelip,
îsrail kralına dediler: «Ammonîlere karşı çık, çünkü Allah onları senin
ellerine verecek. Ve sen Ammon’u parçalayacaksın.»
O
zaman Yehoşafat dedi: «Burada babalarımızın Allah’ının herhangi bir peygamberi
var mıdır?»
Ahab
cevap verdi: «Yalnızca bir tane var, o da şerlidir, çünkü benimle ilgili olarak
her zaman şer haber verir durur; ve ben de onu hapiste tutuyorum.» Böyle, yani
«yalnızca bir tane var», çünkü Ahab’ın fermanıyla o kadar çok peygamber
öldürülmüştü ki, peygamberler sizin de dediğiniz gibi ey muallim» insanların
bulunmadığı dağ tepelerine kaçmışlardı.»
O zaman Yehoşafat dedi: «Onu buraya
çağırt bakalım, ne der.».
Bunun
üzerine Ahab Mikaya’nın oraya çağırılmasını emretti. O da ayağında bukağılarla
ve hayatla ölüm arasında bulunan bir insan gibi, şaşırmış bir yüzle geldi.
Ahab
kendisine sorup dedi: «Allah adına konuş Mikaya, biz Ammoniler’e karşı çıkacak
mıyız? Allah, onların şehirlerini bizim ellerimize verecek mi?»
Mikaya
cevap verdi: «Çık, çık, çünkü başarılı bir gekilde çıkacak ve yine daha
başarılı bir şekilde ineceksin!»
O
zaman, yalancı peygamberler Mikaya’yı Allah’ın gerçek bir peygamberi olarak
övüp, ayaklarındaki bukağıları kırıp çıkardılar.
«Allah’ımızdan
korkan ve hiçbir zaman putlar önünde diz çökmemiş olan Yehoşafat Mikaya’ya
sorup, dedi: «Bu savaş işini nasıl görüyorsun, babalarımızın Allah’ı aşkına
doğruyu konuş.»
Mikaya
cevap verdi: «Ey Yehoşafat, senin yüzün için korkuyorum. Bu nedenle diyorum ki
sana, îsrail kavmini çobansız koyun gibi görüyorum.»
O
zaman Ahab gülümseyerek, Yehoşafat’a dedi: «Sana bu herifin yalnızca şerri
haber verdiğini söylemiştim de, sen inanmamıştın.»
Sonra ikisi de dediler: «Şimdi, bunu
nerden bilirsin ey Mikaya?»
Mikaya
cevap verdi: «Herhalde Allah’ın huzurunda bir melekler heyeti toplandı ve ben
Allah’ın şöyle gediğini işittim: «Ahab’ı Ammon’a karşı çıkıp, öldürülmesi için
kim kandıracak?» Bunun üzerine, biri bir şey dedi, öbürü bir başka şey dedi.
Sonra, bir melek gelip dedi: «Rabb, ben Ahab’a karşı savaşacak ve yalancı
peygamberlere gidip, yalanı onların diline koyacağım ve böylece o da karşı
çıkıp, öldürülecek.» Ve Allah bunu duyunca dedi: «Şimdi git ve öyle yap, çünkü
sen başaracaksın.»
O
zaman yalancı peygamberler kızdı ve reisleri Mikaya’nın yanağına tokat atıp,
dedi: «Ey Allah’ın fasığı, gerçeğin meleği ne zaman bizi bıraktı da sana geldi.
Söyle bize, yalanı getiren melek bize ne zaman geldi?»
Mikaya
cevap verdi: «Kralınızı aldattığınız için, öldürülmek korkusuyla evden eve
kaçtığınız zaman öğreneceksiniz.»
O
zaman Ahab gazaba gelip dedi: «Mikaya’yı yakalayın, ayaklarındaki bukağıları
yanağına vurun ve ben dönünceye kadar kendisine arpa ekmeği ve su verin, çünkü
şu anda, ona nasıl bir ölüm biçeceğimi bilmiyorum.»
Sonra
gittiler ve her şey Mikaya’nın dediği gibi oldu. Çünkü, Ammoniler’in kralı
kullarına dedi: «Bakın, ne Yehuda kralına, ne de israil reislerine karşı
savaşıyorsunuz, ama, düşmanım olan İsrail kralı Ahab’ı öldürün.»
O zaman îsa dedi: «Burada kal
Barnabas çünkü amacımız açısından bu kadarı yeterli.»
«Hepsini işittiniz mi?» dedi îsa.
Havariler cevap verdiler: «Evet
Rab.»
Bunun
üzerine îsa dedi: «Yalan söylemek bir günahtır,-ama katl(öldürmek) daha büyük
bir günahtır; çünkü, yalan, söyleyene ait bir günahken, katl, işleyene ait ise
de, Allah’ın burada, yeryüzündeki en kıymetli şeyini, yani insanı da yok eder.
Ve, yalan söylemeye, söylenen şeyin aksini söylemekle çare bulunabilir; halbuki
katlin çaresi yoktur. Çünkü, ölüye yeniden hayat vermek mümkün değildir. O
halde söyleyin bana, Allah’ın kulu Musa öldürdüklerinin hepsini öldürmekle günah
mı işledi?»
Havariler
cevap verdiler: «Haşa, haşa ki, Musa kendisine emreden Allah’a itaat etmekle
günah işlemiş olsun!»
O
zaman İsa dedi: «Ben de diyorum, haşa ki, Ahab’ın yalancı peygamberlerini
yalanla kandıran şu melek, günah işlemiş olsun; çünkü, Allah nasıl insanların
boğazlanışını kurban diye kabul etmişse, bu yalanı överek kabul etmiştir.
Bakın, bakın, diyorum ki size, nasıl, ayakkabılarını bir devin ölçüsüne göre
yaptıran çocuk hata ederse, aynen öyle de, insanın kendisi kanuna tabi iken
Allah’ı kanuna tabi kılan da hata eder. Bu bakımdan, yalnızca Allah’ın
dilemediği şeyin günah olduğuna inandığınız zaman, size söylediğim
gibi,
doğruyu bulmuş olacaksınız. Bu nedenle, çünkü Allah bileşik değildir ve
değişemez, öyleyse aynı zamanda farklı şey dileyemez ve dilemez; çünkü, böyle
olsaydı, kendinde çelişki ve neticede dert barındıracaktı ve sonsuz derecede
Kudsi ve Sübhan olmayacaktı.» Filipus karşılık verdi: «Öyleyse, peygamber
Amos’un şu sözü nasıl anlaşılmalıdır? Şehirde Allah’ın yapmadığından başka
kötülük yoktur.»
İsa cevap verdi: «Şimdi bak buraya Filipus, Ferisiler’in
yaptığı gibi harflerde çakılıp kalmanın tehlikesi ne kadar büyüktür; onlar,
kendileri için, «seçilenler de Allah’ın takdirini» icat ettiler, öyle ki, gerçekte,
Allah’ın haksız, kandırıcı, yalancı ve (üzerlerine gelecek) hükümden nefret
edici olduğunu demeye getiriyorlar.»
Bu
bakımdan diyorum ki, burada Allah’ın peygamberi Amos, dünyanın kötülük dediği
kötülükten söz etmektedir; çünkü, eğer müttakilerin dilini kullanmış olsaydı,
dünyadakiler tarafından anlaşılmayacaktı. Çünkü, bütün dertler iyidir; ister
yaptığımız kötülükleri temizledikleri için olsun, ister bizi kötülük yapmaktan
alıkoydukları için iyi olmuş olsun, isterse ebedî hayatı sevip, özleyelim diye,
insana bu hayatın durumunu öğrettikleri için, iyi olmuş olsun. îşte, eğer Amos,
«Allah’ın yaptığından başka şehirde hiç bir iyilik yoktur» demiş olsaydı,
zenginlik içinde yaşayan günahkârlara ve kendilerini belâ içinde gören
dertlilere ümitsizlik için fırsat tanımış olacaktı. Ve daha kötüsü, şeytan’ın
insan üzerinde böyle bir egemenliği olduğuna inanan pek çokları, dert çekmemek
için şeytan’dan korkacaklar ve ona kulluk edeceklerdi. Bu nedenle Amos,
başkâhinin huzurunda konuşurken onun sözlerine bakmayıp, îbranî dilini
konuşmayı bilmeyen Yahudi’nin iş ve dileğini dikkate alan Romalı tercümanın
yaptığını yapmıştır.
161.-162.
Eğer
Amos, «Şehirde Allah’ın yaptığından başka iyilik yoktur» demiş olsaydı, ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, ağır bir hata işlemiş olacaktı;
çünkü, dünya kendini beğenme yoluyla işlenen kötülük ve günahların dışında hiç
bir iyilik barındırmaz. Böyle olunca da, insanlar kendinden yerin titrediği
(böyle bir sözü) duymakla, «Allah’ın yapmadığı» herhangi bir günah ve kötülük
olmadığına inanarak daha çok kötülük işleyeceklerdi.» Ve îsa bunu demişti ki,
hemen büyük bir deprem oldu. O kadar ki, herkes ölü gibi yere düştü. Isa onları
kaldırıp, dedi: «Şimdi, benim size doğruyu söyleyip söylemediğimi görün işte. O
halde, Amos’un, dünyadakilerle konuşurken «Allah şehirde kötülük yapmıştır»
derken, sadece günahkârların kötülük dediği dert ve belâlardan söz ettiği
(konusunda) bu kadarı yetsin.»
Şimdi,
bilmek istediğiniz takdire gelelim ve size bundan inşallah yarın öte tarafta,
Erden kıyısında söz edeceğim.
163.
Takdirin Açıkça Bilineceği Kişi: Hz. Muhammed
İsa
havarileriyle Erden’in ötesindeki çöle gitti ve öğle namazı kılınınca bir
palmiye ağacının yanına oturdu. Palmiye ağacının gölgesine de havarileri
oturdular.
Sonra
İsa dedi: «Takdir öylesine gizlidir ki ey kardeşler, size diyorum ki bakın, o
yalnızca bir kişiye açıkça bilinecektir. O, milletlerin aradığı, Allah’ın
gizliliklerinin kendisine öylesine açık olacağı kimsedir; o dünyaya geldiği
zaman, onun sözlerini dinleyecek olanlar kutsanacaktır.. Çünkü bu palmiye
ağacının bizi gölgelendirdiği gibi, Allah da onları rahmetiyle
gölgelendirecektir. Yaa, nasıl bu ağaç bizi güneşin yakıcı
ısısından
koruyorsa, Allah’ın rahmeti de, o kişiye inananları şeytan’dan öyle
koruyacaktır.»
Havariler
karşılık verdiler: «Ey muallim, sözünü ettiğiniz bu dünyaya gelecek kişi kim
olacak?»
İsa
kalb coşkusuyla cevap verdi: «O, Allah’ın Elçisi Muhammed’dir. Ve o dünyaya
geldiği zaman, yağmurun, uzun bir süre yağmur almadıktan sonra yere meyve
verdirmesi gibi, o da getireceği bol rahmetle insanlar arasında salih ameller
için bir fırsat olacak. Çünkü, O, Allah’ın rahmetiyle yüklü beyaz bir buluttur.
Bu rahmeti Allah, mürşidler üzerine yağmur gibi fışkırtacaktır.»
164.
îşte
şimdi size, Allah’ın bu aynı takdirle ilgili olarak bilmem için bana bahşettiği
azıcık şeyi anlatacağım. Ferisîler derler ki, «her şey önceden o şekilde takdir
edilmiştir ki, seçilmiş olan fasık/facir olamaz, fasık/facir olan da, ne olursa
olsun seçilmiş olamaz; ve nasıl Allah salih ameli, üzerinde seçilmişlerin
kurtuluşa doğru yürüdüğü yol olarak önceden takdir etmişse, aynı şekilde günahı
da, üzerinde fasık/facirlerin helake yürüdüğü yol olarak önceden takdir
etmiştir.» Bunu yazan elle birlikte, diyen dile de lanet olsun. Çünkü bu,
şeytan’ın inancıdır. Buradan kişi günümüz Ferisîlerinin durumunu bilebilir.
Çünkü onlar, şeytan’ın inanmış kullarıdır.
«Takdir,
kişinin elinde araç olarak bulundurduğu şeye son veren mutlak bir iradeden
başka ne anlama gelebilir? O halde, yalnızca harcayacak taş ve para değil, aynı
zamanda, üzerine bir ayak koyacak kadar arsası da olmayan bir kişi evi nasıl
takdir edecektir? (Böyle bir şeyi) asla kimse (yapamaz). Öyleyse size diyorum
ki, takdir, Allah’ın insana kendi pak nimeti, kendi kanunundan verdiği hür
iradeyi çekip almaktan öte bir şey değildir. Yerleştirmekte olduğumuz,
kesinlikle takdir değil, sadece kötülük aracıdır. «Musa’nın kitabı gösteriyor
ki, şu insan hürdür. Allah’ımız kanunu Sina dağında verdiği zaman şöyle
konuşmuştur: «Benim buyruğum gökte değil ki.» şimdi kim Allah’ın buyruğunu
gidip bize getirecek ve acaba kim ona uyma gücünü bize verecek?» diye kendine
mazeret arayasın. Ama, benim buyruğum senin kalbinin yanındadır, ki dilediğin
zaman ona uyabilesin.»
Söyleyin
bana, eğer kral Hirodes yaşlı bir adama gençleşmesini ve hasta bir adama
düzelmesini emretse, onlar bunu yapmayınca kendilerini öldürtse, bu adalet olur
mu?» Havariler cevap verdiler: «Eğer Hirodes böyle bir emir verse, en zalim ve
dinsiz (kişi) olur.»
O
zaman Isa iç çekerek, dedi: «Bunlar insanî geleneklerin meyveleridir kardeşler;
çünkü, Allah fasık/ faciri (bir daha) seçilmiş olamayacak şekilde önceden
takdir etmiştir demekle, onlar Allah’ı en dinsiz ve zalim yaparak
küfrediyorlar. O, günahkâra günah işlememeyi, işlediği zaman da tevbe etmeyi
emreder; halbuki, bu tür bir takdir günahkârdan günah işlememe gücünü çekip
alır ve tevbeden tümüyle yoksun bırakır.»
165.
Allah’ın peygamber Yoel aracılığıyla
ne dediğini de duyun: «Sağ ve diriyim ki, (der)
Allah’ımız, günahkârın ölümünü
dilemem, ama onun tevbeye gelmesini ararım.» O halde,
Allah dilemediği şeyi önceden takdir
mi edecektir? Bir, Allah’ın dediğine bakın, bir de bu
«Dahası
var, Allah peygamber îşaya aracılığıyla der: «Ben çağırdım, sizse beni
dinlemediniz.» Ve, Allah ne kadar çağırmış, aynı peygamber aracılığıyla
dediğini duyun; «Bütün gün ellerimi bana inanmayan bir kavme yaydım da, bana
karşı geldiler.» Ve, bizim Ferisî’lerimiz fasık/facirin seçilmiş olamıyacağını
söylerken, Allah’ın, beyaz bir şey gösterip kör bir adamla alay etmek gibi,
veya sağır bir adamla kulaklarına konuşarak alay etmek gibi insanlarla alay
ettiğinden başka bir şey mi söylemiş oluyorlar? Ve, seçilmişin fasık/facir
olamıyacağı konusunda, bakın Allah’ımız Hezekiel peygamber aracılığıyla ne
diyor: «Sağ ve diriyim ki» der Allah «eğer takva sahibi takvasını bırakır da,
kirli işler yaparsa helak olur. Artık onun takvasından da hiç bir şey hatırlamaz
olurum; çünkü takvasına güvenirse, takvası onu Benim önümde terk eder ve onu
kurtarmaz.»
Ve,
fasık/faciri çağırma konusunda, Allah peygamber Hoşea aracılığıyla şundan başka
bir şey mi der: «Ben seçilmiş olmayan bir kavmi çağıracağım, onlara seçilmiş
diyeceğim.» Allah doğrudur ve yalan söylemez; çünkü doğru olan Allah doğruyu
söyler. Ama, bu zamanın Ferisîleri akideleriyle Allah’a tümüyle karşı
çıkarlar.»
166.
Andreas
karşılık verdi: «Ama, Allah’ın Musa’ya dediği şu, merhamet etmek dilediğine
merhamet edeceği, katılaştırmak dilediğini katılaştıracağı (sözü) nasıl
anlaşılmalıdır?» îsa cevap verdi: «Allah bunu, insanın kendi faziletiyle
kurtulacağına inanmaması, bunun yerine, hayatın ve Allah’ın merhametinin
kendisine Allah tarafından nimeti olarak bahsedildiğini idrak etmesi için der,
Ve bunu insanların Kendinden başka tanrılar bulunduğu düşüncesinden kaçınmaları
için der.
«Bu
bakımdan, eğer Allah Firavun’u katılaştırdıysa, o, kavmimize işkence edip, onu
İsrail’deki tüm erkek çocukları yok etmekle hiçe indirmeye kalkıştığı için
yapmıştır. O zaman Musa da hayatını kaybedeyazmıştı.
«Aynı
şekilde, bakın size diyorum ki, takdir kendisine temel olarak Allah’ın kanununu
ve insanın hür iradesini alır. Evet, ve eğer Allah kimse helak olmasın diye tüm
dünyayı kurtaracak olsa, ruhun tepeden baktığı bu çamur (yığını), ruh gibi
günah işlese bile, tevbe etme gücüne sahip olsun ve ruhun fırlatılıp atıldığı o
yerde oturmaya gelsin diye, şeytan’a garaz olarak kendisine sakladığı
hürriyetten insanı yoksun bırakmamak için bunu yapmaz. Allah’ımız, diyorum ki,
rahmetiyle insanın hür iradesini izlemek diler, yaratığı kudretiyle terketmek
dilemez. Ve, bu nedenle hüküm gününde kimse, günahları için herhangi bir
mazerette bulunamıyacaktır. Çünkü, Allah’ın doğru yola gelmeleri için neler
neler yaptığı ve ne kadar sık kendilerini tevbe etmeye çağırdığı o zaman herkes
için apaçık ortada olacaktır.
167.
«İşte
böyle, eğer zihniniz bununla da yetinip durulmadıysa ve yine «neden böyle?»
demek istiyorsanız, size bir «neden»i daha açıklayacağım. O da şudur : Söyleyin
bana, neden (tek) bir taş suyun üstünde duramaz da, tüm yer yüzü suyun üstünde
durur? Söyleyin bana, su ateşi söndürür ve yer havadan kaçarken ve kimse
toprak, hava, su ve ateşi uyum içinde bir araya getiremezken, yine de bunlar
insanda bir araya geliyor ve uyum içinde kalıp gidiyorlar, neden?
«O
halde bunu bilmiyorsanız —hem, tüm insanlar da insan olarak bunu bilmezler—
Allah’ın kâinatı hiç yoktan tek bir sözle yarattığını nasıl anlıyacaklar;
Allah’ın sonsuzluğunu nasıl anlıyacaklar? Ne olursa olsun bunu asla
anlıyamayacaklardır. Çünkü insan, sonlu ve peygamber Süleyman’ın dediği gibi
vücutla bileşim içinde olup, bozulabilir ve ruhu da baskı altında tutarken ve
Allah’ın işleri de Allah’a göreyken onları nasıl anlıyabilecekler?
«Allah’ın
peygamberi îşaya (bunun) böyle (olduğunu) gördüğünden, haykırıp, dedi:
«Gerçekten sen gizli bir Allah’sın!» Ve, Allah’ın Elçisi hakkında, Allah O’nu
nasıl yarattı, o der: «Onun doğuşu, kim anlatacak?» Ve, Allah’ın işlemesi
hakkında der: «Onun danışmanı kim?» Bu bakımdan, Allah insan tabiatına der:
«Nasıl gök yerin üstünde yükseltilmişse, benim yöntemlerim, sizin yöntemleriniz
üzerinde ve benim emrim sizin emriniz üzerinde yükseltilmiştir.»
Bu
nedenle size diyorum ki, takdirin niteliği, durum benim size anlattığım gibiyse
de, insanlara açık değildir.
Öyleyse
insan, yöntemi bulamadığı için gerçeği inkâr mı etmelidir? Ben, nasıl olduğu
anlaşılmadığı halde sıhhati reddeden bir kimseyi henüz görmüş değilim. Hem,
Allah’ın benim dilimle hastaları nasıl iyileştirdiğini bile bilmiyorum.»
O
zaman havariler dediler: «Gerçekten sende Allah konuşuyor, çünkü insan senin
konuştuğun gibi asla konuşmamıştır.»
İsa
karşılık verdi: «Ben inanın ki, Allah beni îsrail ailesine göndermek için seçtiği
zaman, bana apaçık bir aynaya benzeyen bir kitap verdi; o, benim kalbime o
şekilde indi ki, konuştuğum şeylerin hepsi bu kitaptan geliyor. Ve, bu kitabın
benim ağzımdan çıkması sona erdiği zaman, ben dünyadan yukarı alınacağım.»
Petrus
karşılık verdi: «Ey muallim, senin şimdi söylediğin bu kitabta yazılı mıdır?»
îsa cevapladı: «Allah’ın ilmi ve Allah’a kulluk hakkında, insan bilgisi ve
insanlığın kurtuluşu hakkında söylediğim her şey, hepsi benim încil’im olan bu
kitabtan çıkar.» Petrus dedi: «Onda Cennet’in ihtişamı (da) yazılı mıdır?»
İsa
cevap verdi: «Dinleyin ve ben Cennet’in ne tür olduğunu ve kutsal kişilerle
mü’minlerin orada nasıl sonsuz olarak kalacaklarını size anlatacağım; çünkü, bu
Cennet’in en büyük nimetlerinden biridir; görüyorsunuz ki, her şeyin ne kadar
büyük olursa olsun, madem ki bir sonu var, o halde küçüktür, hatta hiçtir.
«Cennet,
Allah’ın nimetlerini depo ettiği yurttur; burada kutlu ve kutsanmışların
ayaklarının bastığı yer öylesine kıymetlidir ki, bir dirhemi bin dünyadan daha
değerlidir. «Bu nimetler Allah’ın peygamberi babamız Davud tarafından
görülmüştür, çünkü, Allah, Cennet’in ihtişamına baksın diye bunları kendisine
göstermiştir. O, ardından kendine gelince, iki elleriyle gözlerini kapamış ve
ağlıyarak demiştir: «Bu dünyaya daha fazla bakmayın ey benim gözlerim, çünkü
her şey boş ve hiç bir iyi şey yok!»
«Bu
nimetler hakkında îşaya peygamber demiştir: «Allah’ın sevdikleri için
hazırladığı şeyleri insanın gözleri görmemiştir, kulakları işitmemiştir. însan
kalbi de tasavvur etmiş değildir.» Neden bu tür nimetleri görmemişler,
işitmemişler ve tasavvur etmemişlerdir biliyor musunuz? Şundan ki, burada
aşağıda yaşarken, bu tür şeyleri müşahade edecek değerde değillerdir. Bu
bakımdan, babamız Davud, onları gerçekten görmüşse de, size diyorum ki, onları
insan gözüyle görmüş değildir; Allah ruhunu kendisine almış ve böylece Allah’la
bir olarak, onları ilâhi ışıkla görmüştür. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
ve diridir ki, Cennet’in nimetleri sonsuz, insan ise sonlu olduğundan, küçük
bir
toprak
kavanozun denizi içine alamayacağı gibi, insan da onları içine sığdıramaz.
«Öyleyse bakın ki, dünya her şeyin meyve verdiği yaz vakti ne kadar da
güzeldir! Vakti gelen hasat nedeniyle sarhoş olan şu köylü, emeklerini son
derecede sevdiği için vadileri ve dağları türküleriyle çınlatır. Şimdi, onları
yapana yakışan meyvelerle her şeyin yüklü olduğu Cennet’e yükselt bakalım aynı
şekilde kalbini.
«Allah
sağ ve diridir ki, Cenneti bilmek bakımından bu kadarı yeterlidir. Öyle ki,
Allah, Cennet’i kendi nimetlerinin yurdu olarak yaratmıştır. Şimdi ölçüsuz
derecedeki iyiliğin, ölçüsüz derecede iyi şeyleri olmayacağını mı
düşünüyorsunuz? Veya, ölçüsüz derecedeki güzelliğin ölçüsüz derecede güzel
şeyleri olmayacağını mı? Sakının ki, eğer olmayacağını düşünürseniz, büyük hata
işlersiniz.»
169.-170.
Allah,
kendine inanarak kulluk edecek olan insana şöyle der: «Senin yaptıklarını
biliyorum, sen Benim için çalışıyorsun. Ebediyyen sağ ve diriyimdir ki, senin
sevgin Benim nimetimi aşmayacaktır. Madem kendini Benim eserim bilip, Bana
yaratıcın Allah olarak kulluk edersin, ve madem, Bana inanarak kulluk etmek
için Ben’den rıza ve merhametten başka bir şey istemezsin; madem, Bana sonsuza
değin kulluk etmek arzusuyla Bana kulluğa bir son vermezsin, ben de işte aynen
böyle yapacak ve seni, Allah’mışsın, benim dengimmişsin gibi ödüllendireceğim.
Ellerine yalnızca Cennet’in bol nimetlerini koymakla kalmayacak, aynı zamanda
sana kendim de bir hediye vereceğim; şöyle ki, nasıl sen ebediyyen Benim kulum
olmak istiyorsan, ben de senin ücretini ebedî yapacağım.»
171.
«Cennet
hakkında ne düşünürsünüz?» dedi İsa havarilerine. Böylesi zenginlik ve
nimetleri kavrıyabilecek bir akıl var mıdır? İnsanın Allah’ınki kadar geniş
bilgisi olmalı ki, Allah’ın kullarına vermek istediği şeyleri bilebilsin.
«Hirodes
gözde baronlarından birine bir hediye verirken, hangi türde hediye verir, hiç
gördünüz mü?
Yuhanna
karşılık verdi: «İki kez gördüm; emin olun ki, onun verdiği şeyin onda biri
yoksul bir adama yetecektir.»
İsa dedi: «Ya yoksul bir adam
Hirodes’e hediye verecek olsa, ne verir ona?»
Yuhanna
cevap yerdi: «Bir veya iki metelik.» «Şimdi, bu sizin cennet hakkındaki bilgiyi
~etüd edeceğiniz kitabınız olsun» (dedi İsa) «çünkü, Allah’ın insana bedeni
için bu dünyada verdiği şeylerin hepsi, sanki Hirodes’e yoksul bir adamın bir
metelik vermesi gibidir ama, Allah’ın bedene ve ruha Cennet’te vereceği şeyler,
Hirodes’in sahip olduğu herşeyi, hatta hayatını hizmetçilerinden birine vermesi
gibidir.»
172.
«Allah,
kendisini sevene ve inanarak kulluk edene şöyle der: «Git ve denizin kumlarına
bak ey kulum, ne kadardır? Öyleyken, eğer deniz sana tek bir kum taneciği
verecek olsa, bu sâna az gelmez mi? Mutlaka, öyle. Ben, Yaratıcın sağ ve
diriyimdir ki, bu dünyada
yeryüzünün
tüm reislerine ve krallarına verdiğim şeylerin tümü, sana Cennetimde vereceğim
şeylere oranla, denizin sana verdiği bir kum taneciğinden daha azdır.»
173.
“Bedenimiz Cennete Girecek mi?”
«O
halde» dedi Isa, «Cennetin bolluğunu siz gözönüne getirin. Çünkü eğer Allah bu
dünyada insana bir kaç gramlık mal vermişse. Cennette on yüz bin yük
verecektir. Bu dünyadaki meyvelerin miktarını; yiyeceklerin miktarını,
içeceklerin miktarını ve insana verilen şeylerin miktarını düşünün. Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, insan bir kum taneciği aldıktan
sonra, denizde nasıl halâ daha ne kadar kum kalıyorsa, aynen bu şekilde
(Cennet’teki) yemişlerin miktarı ve niteliği, burada yediğimiz yemişlerin
türünü aşacaktır. Ve, Cennet’teki diğer şeyler de böyledir. Olmadı, hattâ,
bakın size diyorum ki, bir dağ altın ve inci, bir karıncanın gölgesinden ne
kadar kıymetliyse, Cennet’in nimetleri de, dünyadaki reislerin sahip oldukları
ve dünyanın sona ereceği Allah’ın mahkemesine kadar sahip olacakları nimetlerin
tümünden aynı şekilde kıymetlidir.»
Petrus
karşılık verdi: «Öyle de, şimdi bizim sahip olduğumuz bedenimiz Cennet’e
girecek mi?»
îsa
cevap verdi: «Dikkat et ki Petrus, aman bir sadukî olmayasm; çünkü sadukiler,
bedenin yeniden dirilmeyeceğini ve meleklerin olmadığını söylerler. Bu
bakımdan, onların bedeni ve ruhu Cennet’e girmekten yoksundur ve onlar bu
dünyada meleklerin hizmetinden de yoksundurlar. Belki de, Allah’ın peygamberi
ve dostu Eyüb’ü, onun ne dediğini unutmuşsunuzdur: «Biliyorum ki, Allah’ım sağ
ve diridir; ve Son Gün yeniden bedenimle birlikte kalkacak ve Kurtarıcı’m
Allah’ı gözlerimle göreceğim.»
«Ama
inanın bana, bizim bu bedenimiz öylesine paklanacaktır ki, şimdi sahip olduğu
şeylerden tek bir mala bile sahip olmayacaktır; çünkü bütün kötü arzulardan
arınacak ve Allah onu, Adem’in günah işlemeden önceki durumuna getirecektir.»
«îki
insan bir efendiye tek ve aynı işte hizmet eder. Biri yalnızca işi seyreder ve
ikinciye emirler verir, ikinci de birincinin emrettiği herşeyi yerine getirir.
Size adaletli gelir mi diyorum, efendinin, yalnızca seyredip emirler vereni
ödüllendirmesi ve kendini çalışarak yoranı evinden çıkarıp atması? Mutlaka
hayır.»
«Öyleyse,
Allah’ın adaleti bunu nasıl götürecektir? Ruh ve beden insanın nefsiyle
birlikte Allah’a hizmet eder; yalnızca ruh seyreder ve hizmet emri verir.
Çünkü, ruh yemek yemez, oruç tutmaz, yürümez, soğuğu ve sıcağı duymaz, hasta
olmaz ve öldürülmez, çünkü ruh ölümsüzdür; o, bedenin her bir uzvunda çektiği
bu bedeni acıların hiç birini çekmez. O halde, hak mıdır ki, kendini Allah’a
hizmet ederek bu kadar yoran beden değil de, yalnızca ruh Cennet’e girsin?»
Petrus
karşılık verdi: «Ey muallim, beden ruha günah işlettiğinden Cennet’e
konmamalıdır.»
îsa
cevap verdi: «Şimdi, beden ruh olmadan nasıl günah işler ki? Bu kesinlikle
imkânsızdır. Bu nedenle, Allah’ın rahmetini bedenden çekmekle sen ruhu
Cehennem’e mahkûm ediyorsun.»
174.
«Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah’ımız rahmetini günahkâra va’d
ederek der: «Günahkârın günahına ağlayacağı şu saatte, Kendi üzerime yemin
ederim ki, onun kötülüklerini artık hiç hatırlamayacağım.»
«Şimdi,
eğer beden oraya gitmeyecekse, Cennet’in yiyeceklerini kim yiyecektir? Ruh mu?
Emin olun ki değil. Çünkü o manevîdir.»
Petrus
karşılık verdi: «O halde, kutsananlar Cennet’te yiyecekler, ama pislik
olmayacaksa, yemekler nasıl boşaltılacaktır?»
İsa
cevap verdi: «Şimdi eğer yemez içmezse insan nasıl nimetlendirilir? Yüceltilen
şeye oranla yüceltmede bulunulmasının uygun olduğu açıktır. Fakat sen Petrus,
böyle yemeğin pislik şeklinde boşaltılacağını düşünmekle yanılgıya düşüyorsun,
çünkü bu beden şimdi bozulabilen yemekler yiyor ve bundan dolayı da kokuşma ve
çürüme ortaya çıkıyor; ama Cennet’te beden bozulmayacaktır, ölümsüz ve her
türlü dertten kurtulmuş olacaktır; ve hiç bir kusurlu yanı olmayan yemekler
herhangi bir kokuşma veya çürüme hasıl etmeyecektir.»
175.
«Allah,
fasık/facir üzerine nefret yağdırarak İşaya Peygamber’e şöyle der: «Kullarım
Benim evimde Benim soframda oturacaklar, neşeyle, mutluluk içinde ve harp ve
org sesleriyle yiyip içecekler ve onlara hiç bir ihtiyaç hissettirmeyeceğim.
Fakat, siz Benim düşmanım olanlar, Benden uzağa atılacaksınız ve orada, Benim
kullarımın hepsi sizi hor görürken, sefillik içinde helak olacaksınız.»
176.
«Onlar
yiyip içecekler» sözü ne demeye gelir? dedi îsa havarilerine. «Emin olun ki,
Allah açık konuşuyor. Fakat, bu kadar meyve ile birlikte, Cennet’teki dört
kıymetli şarap (içecek) ırmağı hangi amaca (yöneliktir)? Kesinlikle Allah
yemez, melekler yemez, ruh yemez, nefis yemez, ama bizim vücudumuz olan beden
(yer). Bu bakımdan, Cennet’in ihtişamı içinde yemekler beden içindir; Allah,
meleklerin konuşması ve kutsanmış ruhlar da nefs ve ruh için. Bu ihtişam,
(Allah her şeyi Kendi sevgisi için yarattığından) her şeyi herhangi bir diğer
yaratıktan daha iyi bilen Allah’ın Elçisi tarafından açıklanacaktır.»
Bartalemus dedi: «Ey muallim, Cennet’in ihtişamı herkes için eşit mi olacak?
Eğer eşitse, bu adaletli olmayacaktır; eşit değilse daha az olan daha çok olanı
kıskanacaktır.» İsa cevap verdi: «Eşit olmayacaktır, çünkü Allah adildir; ve
herkes de razı olacaktır.
Çünkü,
orada kıskançlık yoktur. Söyle bana Bartalemus: Pek çok hizmetçileri olan bir
efendi var ve hizmetçilerin hepsini aynı elbiseyle giydiriyor. O zaman,
kendilerine çocuk elbisesi giydirilen çocuklar, yetişkinlerin kıyafetinde
olmadıkları için üzülürler mi? Emin ol ki tam tersine, eğer büyüklerin geniş
elbiselerini giymiş olsalardı öfkelenirlerdi, çünkü, elbiseler kendi bedenleri
ölçüsünde olmadığından, kendileriyle alay edildiğini düşünürlerdi.
«Şimdi
Bartalemus, kalbini Cennet’te Allah’a yükselt ve bütün bir ihtişamın bîrine
daha çok, diğerine daha az da olsa, hiç bir kıskançlık doğurmayacağını
göreceksin.»
177.
O
zaman bu, (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, bu dünyanın aldığı gibi,
Cennet’te güneş’ten ışık alır mı?»
îsa
cevap verdi: «Allah bana şöyle dedi ey Barnabas: «Siz günahkâr insanların
oturduğu dünyanın, sizin yararınız ve mutluluğunuz için güneşi, ayı ve
kendisini süsleyen yıldızları vardır; çünkü bunu Ben yarattım.»
«Düşünün
o halde, benim mü’min kullarımın oturduğu ev daha iyi olmayacak mıdır? Böyle
düşünmekle mutlaka hata ediyorsunuz; çünkü Ben, sizin Allah’ınız Cennet’in
güneşiyim ve benim Elçim her şeyi benden alan aydır; ve yıldızlar, size irademi
tebliğ eden peygamberlerimdir. Bu bakımdan, benim mü’min kullarım (burada)
benim sözümü peygamberlerimden almış oldukları gibi, nimetlerimin Cennet’inde
de, mutluluk ve sevinci aynı şekilde yine onların aracılığıyla alacaklardır.»
178.
«
Cennet’i
bilmeniz için bu kadarı size yetsin.» dedi İsa. Bunun üzerine, Bartalemus
yeniden dedi: «Ey muallim, size bir kelime daha sorsam; bana sabr edin.»
îsa
karşılık verdi: «Ne arzu ediyorsun, söyle.»
Bartalemus
dedi: «Cennet mutlaka büyüktür; çünkü, içinde böylesine büyük iyilikler var, o
halde büyük olmalı.»
îsa
cevap verdi: «Cennet öylesine büyüktür ki, kimse onu ölçemez. Bakın, size
diyorum ki, gökler dokuzdur, aralarına, birbirlerinden bir insanın beş yüz
yıllık yolculuğu kadar uzak olan gezegenler yerleştirilmiştir; ve yeryüzü de
aynı şekilde birinci gökten beşyüz yıllık yolculuk kadar uzaktır.
«Ama,
birinci göğü ölçerken durun daha, o yeryüzünden, tüm yeryüzünün bir kum
taneciğinden büyük olduğu oranda büyüktür. îkinci gök birinciden bu şekilde
büyük, üçüncü ikinciden ve son göğe kadar biri diğerinden aynı şekilde büyük
ola ola gider. Ve, bakın size diyorum ki, tüm yeryüzü bir kum taneciğinden
nasıl büyükse, Cennet’te tüm yeryüzü ve tüm göklerin (toplamından) o şekilde
büyüktür.»
O
zaman Petrus dedi: «Ey muallim, Cennet Allah’tan büyük olmalı, çünkü Allah onun
içinde görünecektir.»
îsa karşılık verdi: «Ağzını kapa
Petrus, çünkü farkında olmadan küfre gidiyorsun.»
179.
O
zaman melek Cebrail Isa’ya gelerek, ona güneş gibi parlayan ve içinde şu
sözlerin yazılı olduğu görülen bir ayna gösterdi: «Ebediyyen sağ ve diriyimdir
ki, nasıl Cennet tüm göklerden ve yeryüzünden ne kadar daha büyükse, ve nasıl
tüm yeryüzü bir, kum taneciğinden ne kadar daha büyükse, ben de aynı şekilde
Cennet’ten o kadar büyüğüm; ve denizin sahip olduğu kum tanecikleri kadar,
denizdeki su damlaları kadar, yerdeki otlar kadar, ağaçlardaki yapraklar kadar,
hayvanlardaki deriler kadar; gökleri ve Cennet1eri ve daha (başka şeyleri)
dolduracak kum taneciklerinin sayısı kadar (Cennet’ten büyüğüm).» Sonra îsa
dedi: «Ebediyyen Aziz ve Sübhan olan Allah’ımıza ta’zimde bulunalım.» Bunun
üzerine yüz kez rükûya vardılar ve dua ederek secdeye kapandılar.
Bu şekilde ibadet eda edilince, İsa
Petrus’ u çağırıp, O’na ve tüm havarilere görmüş
olduğu
şeyleri söyledi ve Petrus’a dedi: «Tüm yeryüzünden daha büyük olan senin ruhun,
bir, gözle tüm yeryüzünden bin kez daha büyük olan güneşi görüyor.» «Doğru»
dedi Petrus.
O zaman İsa dedi: «Aynen böyle.
Cennet (gözüy) le Yaratıcımız Allah’ı göreceksin.» Ve îsa bunu deyip, İsrail
ailesi ve kutsal şehir için dua ederek, Rabbunız Allah’a şükretti. Ve, herkes
karşılık verdi: «Amin, Rabb.»
180.
Bir
gün, îsa Süleyman (mabedi) verandasında otururken, yanına yazıcılar geldi ve
içlerinden halka hitap eden birisi kendisine dedi: «Ey muallim, ben bu
insanlara defalarca hitap ettim, aklımda kitaptan anlayamadığım bir bölüm var.»
İsa karşılık verdi: «Nedir o?»
Yazıcı
dedi: «Allah’ın babamız İbrahim’e söylediği şu, «Ben senin büyük ödülün
olacağım» (sözü). Şimdi, insan (böyle bir ödülü) nasıl hak edebilir?»
O
zaman îsa ruhen sevindi ve dedi: «Eminim ki sen Allah’ın melekûtundan uzak
değilsin. Beni dinle, bu öğretinin anlamını sana anlatacağım. Allah, sonsuz,
insan sonlu olduğundan, insan Allah’ı hak edemez ve senin kuşkun bu mudur
kardeş?»
Yazıcı
ağlayarak cevap verdi: «Rab, sen benim kalbimi biliyorsun; o halde konuş, çünkü
benim ruhum senin sesini duymak arzu ediyor.»
O
zaman îsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, insan her an aldığı küçük bir nefesi
de hak edemez.»
Bunu
duyan yazıcı kendinden geçti ve havariler de aynı şekilde hayrete düştüler,
çünkü îsa’nın, Allah sevgisi için ne verirlerse, onun yüz katını alacaklarını
söylediğini hatırlıyorlardı.
Sonra
İsa dedi: «Eğer biri size yüz altın kuruş ödünç verse ve siz de bu kuruşları
harcasanız, sonra bu adama, «ben sana kurumuş bir bağ yaprağı veriyorum; bu
nedenle bana evini ver, çünkü onu hak etmiş oluyorum» diyebilir misiniz?»
Yazıcı
cevap verdi: «Asla Rab, çünkü o önce borcunu ödemeli ve sonra da, herhangi bir
şey isteyecekse iyi şeyler vermelidir, ya bozulmuş bir yaprak ne işe yarar ki?»
181.
Isa
karşılık verdi: «İyi söyledin ey kardeş; o halde söyle bana, insanı hiç yoktan
yaratan kimdir? Mutlaka Allah’tır, aynı zamanda ona yararlanması için tüm
dünyayı da vermiştir. Ama insan, günah işleyerek bunu tümüyle harcamıştır,
çünkü, günahtan dolayı tüm dünya insanın aleyhine döndü ve insanın sefilliği
içinde, Allah’a günahla bozulmuş amellerinden başka verecek hiç bir şeyi
yoktur. Çünkü, her gün günah işlemekle, kendi amelini bozmaktadır, bu nedenle
îşaya peygamber der: «Bizim takvamız bir aybaşı bezi gibidir.» «O hâlde, tatmin
etmekten uzak olan insan nasıl hak sahibi olabilir? Olur ya, insan günah
işlemiyor mu diyelim? Allah’ımızın peygamber Davud aracılığıyla söyledikleri
açık seçiktir.- «Muttaki bir günde yedi kez düşer» öyleyse, muttaki olmayan ne
kadar düşer? Ve, eğer bizim takvamız lekeliyse, takvasızlığımız ne kadar da
iğrençtir! Allah sağ ve diridir ki, bir insanın, «hak ederim» sözünden daha çok
kaçınması gereken başka bir şey yoktur. Bir insan, elinin yaptıklarını bilsin,
kardeş, o zaman hakkını hemen görecektir. İnsandan çıkan her iyi şeyi,
gerçekten insan yapıyor değildir, ama onu kendisinde yapan
Allah’tır;
çünkü varlığı kendisini yaratmış olan Allah’ındır. însanın yaptığı, yaratıcısı
Allah’a karşı çıkmak ve günah işlemektir, böylece de o, ödülü değil, azabı hak
eder.»
182.
«Dediğim
gibi, Allah insanı yalnızca yaratmakla kalmamış, aynı zamanda onu tastamam
yaratmıştır. Ona tüm dünyayı vermiştir. Cennet’ten ayrıldıktan sonra kendisine
korumak için iki melek vermiş, ona peygamberler göndermiş, ona kanunu
bahşetmiş, imanı bahşetmiş, her an onu şeytandan korumakta, ona Cennet vermek
istemektedir; hattâ insana Kendisi’ni vermek istemektedir. O halde borcun
büyüklüğünü düşünün! Hiç yoktan kendiniz gibi insanlar yaratmak, bir dünya ve
Cennet’le birlikte, hatta Allah’ımız gibi, büyük ve iyi bir Allah’la birlikte,
Allah’ın gönderdikleri kadar peygamberler yaratmak ve her şeyi Allah’a vermek
borcu tehir edilmekte ve size yalnızca Allah’a şükretme zorunluluğu
kalmaktadır. Fakat tek bir sinek yaratamadığınız için ve her şeyin Rabb’ı olan
Allah’tan başka (tanrı olmadığından), borcunuzu nasıl tehir edebileceksiniz?
Emin olun ki, eğer bir insan size yüz altın kuruş ödünç verecek olsa, geri yüz
altın kuruş vermek zorunda olursunuz.
«İşte
kardeş, bunun anlamı şudur ki, Cennet’in ve her şeyin Rabb’ı olan Allah
istediğini diyebilir; ve her ne isterse verebilir. Bu bakımdan, O İbrahim’e
«Ben senin büyük ödülün olacağım» dediği zaman, İbrahim, Allah benim ödülümdür»
değil, «Allah benim hediyem ve borcumdur» diyebildi: Sen de insanlara hitap
ederken ey kardeş, bu bölümü işte böyle açıklamalısın; yani, eğer insan iyi
çalışırsa, Allah şu şu şeyleri insana verecektir (demelisin).
Ey
insan, Allah’ın sana konuşacağı ve «Ey benim kulum, benim sevgim için iyi işler
yaptın; ben Allah’ından nasıl ödül istersin?» diyeceği zaman, sen cevap ver:
«Rabb, ben Senin ellerinin eseri olduğumdan, bende şeytan’ın sevdiği günahın
bulunması yakışık almaz. Bu nedenle Rabb, kendi azametin için, ellerinin
eserlerine merhamet et.»
Ve
Allah, «Seni bağışladım, şimdi de seni ödüllendirmek istiyorum» derse cevap
ver: «Rabb, yaptıklarım için ben ceza hak ettim, ve Sen ise yaptıkların için
ululanmayı hak ettin. Rabb, bende yapmış olduğum şeyleri cezalandır ve Kendi
yaptığın şeyleri ise kurtar.»
Ve
eğer Allah, «Günahın için kendine hangi ceza uygun görünüyor?» derse, sen cevap
ver: «Ey Rabb, tüm fa sık/facirlerin çekeceği kadar.»
Ve eğer Allah, «Neden bu kadar
büyük bir ceza istersin, ey benim mü’min kulum?» derse, cevap ver: -Çünkü,
onların hepsi senden benim aldığım kadar çok şey almış olsalardı, sana benden
daha çok inançla kulluk ederlerdi.»
Ve
eğer Allah, «Bu cezayı ne zaman ve ne kadar süreyle almak istersin?» derse,
cevap ver: «Şimdi ve sonsuza değin.»
Ruhumun huzurunda durduğu Allah
sağ ve diridir ki, böyle bir insan Allah’ı tüm kutsal meleklerinden daha çok
hoşnut edecektir. Çünkü, Allah gerçek alçak gönüllülüğü sever ve gururdan
nefret eder.»
Sonra,
yazıcı Isa’ya teşekkür etti ve dedi: «Rab, haydi hizmetçinin evine gidelim.
Çünkü, hizmetçin sana ve havarilerine yemek verecektir.»
İsa
karşılık verdi: «Bana ‘Rab’ değil de, «kardeş» diyeceğine söz verdiğin zaman
oraya gelecek ve sen hizmetçim değil, kardeşimsin diyeceğim.» Adam söz verdi ve
İsa da onun evine gitti.
183.
“Gerçek Alçakgönüllü Nasıl Olunur?”
Yemekte
otururlarken yazıcı dedi: «Ey muallim, Allah’ın gerçek alçak gönüllülüğü
sevdiğini söyledim. Bu bakımdan, bize alçak gönüllülüğünü ve onun nasıl gerçek,
nasıl sahte, olabileceğini anlatın.»
İsa
cevap verdi: «Bakın size diyorum ki, küçük bir çocuk gibi olmayan göklerin
melekûtuna girmeyecektir.»
Herkes
bunu duyunca şaşırdı ve birbirlerine dediler ; «Şimdi, otuz ya da kırk yaşında
olan biri nasıl küçük bir çocuk gibi olacak?»
îsa
cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, sözlerim
doğrudur. Size, «(bir insanın) çocuk gibi olması gerektiğini söyledim; çünkü
bu, gerçek alçak gönüllülüktür. Eğer küçük bir çocuğa, «Senin elbiselerini kim
yaptı?» diye sorsanız, «babam» (diye) cevap verecektir. Eğer ona, oturduğu evin
kimin olduğunu sorsanız, «babamın» diyecektir. Eğer «sana kim yiyecek veriyor?»
deseniz, «babam» (diye) karşılık verecektir. Eğer, «sana yürümek ve konuşmayı
kim öğretti?» deseniz, «babam» (diye) cevap verecektir. Ama deseniz ki, «alnını
kim yardı, alnını böyle sardırmışsın» diyecek olsanız, «düştüm ve başımı
yardım» (diye) cevap verir. Eğer, «neden düştün?» derseniz, «görmüyor musunuz
küçüğüm, yetişkin bir insan gibi yürüme ve koşma gücüm yok ki! Bu bakımdan
babam, sağlam yürümem için benim elimden tutmadı. Fakat iyi yürümeyi öğrenmem
için babam beni bir an bıraktı ve ben de koşmak isteyince düştüm.» (diye) cevap
verir. Eğer, «o zaman baban ne dedi?» derseniz, «niye şimdi oldukça yavaş
yürümedin? Bak, ileride benim yanımdan ayrılmayacaksın» dedi (diye) cevap
verir.»
184.
«Söyleyin bana, doğru değil mi bu?»
dedi İsa.
Havariler ve yazıcı cevap verdiler:
«Doğruların doğrusu!»
O
zaman İsa dedi: «Kalbinden Allah’ı tüm iyiliklerin yazarı, kendini de
günahların, yazarı olarak tanıyan gerçekten alçak gönüllü olur. Ama, dille
çocuk gibi konuşup, hareketle zıtlarını ortaya koyan, emin olun ki, sahte alçak
gönüllülük ve gerçek gurur sahibidir. Çünkü, gurur bu şekilde, insanlar
tarafından azarlanıp tekmelenmedikçe, alçak gönüllü şeyleri kullandığı zaman
zirvesine varır.
Gerçek
alçak gönüllülük insana kendini gerçekten bildiren bir ruh alçak
gönüllülüğüdür; ama sahte alçak gönüllülük Cehennem’den bir duman olup, ruhun
anlayışını öylesine karartır ki, insan kendinde bulması gerekeni Allah’ta
bulup, Allah’ta bulması gerekeni kendinde bulur. Bu şekilde, sahte alçak
gönüllü insan kendisinin ağır bir günahkâr olduğunu söyler, fakat biri
kendisine günahkâr olduğunu söylediği zaman, hemen ona karşı gazaba gelir ve
ona eziyet eder.
«Sahte
alçak gönüllü insan, sahip olduğu her şeyi kendisine Allah’ın verdiğini söyler,
ama kendi başına kalınca uymaz ve salih ameller yapmış olur. Ve, bu zamanın bu
Ferisîleri kardeşler, söyleyin bana, nasıl yürürler?»
Yazıcı
ağlayarak cevap verdi: «Ey muallim, bu zamanın Ferisîleri Ferisi cübbesi ve adını
taşırlar, ama kalben ve amel bakımından Kenanîdirler. Ve, Allah’a karşı böyle
bir adı gasbetmekle kalmıyorlar, bu şekilde basit insanları da aldatıyorlar! Ey
eski zaman, ne kadar zalimce dayrandın bize. Gerçek Ferisileri bizden aldın ve
bize sahtelerini bıraktın!»
İsa
karşılık verdi: «Kardeş, bunu yapan zaman değil, gerçekte şerli dünyadır, çünkü
her zaman içinde Allah’a gerçekten kulluk etmek mümkündür; ama dünyâ ile bir
olunca, yani her zaman kötü tavırlarla insanlar kötüleşir. Elişa peygamberin
hizmetçisi Gehazi’nin yalan söyleyip efendisini utandırdığını, para ve Suriyeli
Naaman’ın elbiselerini aldığını biliyor musunuz? Ama, Elişa’nın da Allah’ın onu
kendilerine peygamber yaptığı çok sayıda Ferisî’si vardı.
«Bakın,
size diyorum ki, İnsanlar kötü işlere öylesine meyillidir ve dünya da onları bu
işlere öylesine çeker ve şeytan da kendilerini şerre sürükler ki, bu zamanın
Ferisi’leri her salih amelden ve her kutsal örnekten kaçınmaktadırlar; ve
Gehazi örneği, Allah tarafından lanetlenmeleri için kendilerine yeter.»
Yazıcı
karşılık verdi: «Doğruların doğrusu.» Bunun üzerine İsa dedi: «Gerçek
Ferisîleri görebilmemiz için, bize Allah’ın iki peygamberi olan Haggay ve Hoşea
örneğini anlatsana.»
Yazıcı
karşılık verdi: «Ey muallim, nasıl diyeyim ki? Danyal peygamber tarafından
yazılmış olmasına rağmen, pek çokları kesinlikle buna inanmıyor; ama sana itaat
ederek, ben gerçeği nakledeceğim.»
Haggay,
babadan kalma mirasını satarak, yoksullara verip de, Obadya peygambere hizmet
etmek için Anatos’tan ayrıldığında onbeş yaşındaydı. Haggay’ın alçak
gönüllülüğünü bilen yaşlı Obadya onu, şakirtlerine öğretmede bir kitap olarak
kullandı. Bu nedenle, o sık sık kendisine elbise ve güzel yemekler gönderir,
fakat Haggay her seferinde elçiyi geri gönderip, derdi: «Git, evine dön, çünkü
bir yanlışlık yaptın. Obadya bana böyle şeyler mi gönderecek? Asla; çünkü o
benim hiç bir işe yaramadığımı ve yalnızca günah işlediğimi bilir.»
«Ve,
Obadya kötü bir şeyi olduğunda, görmesi için onu Haggay’ın yanında bulunan
birine verirdi. O zaman Haggay bunu görünce kendi kendine derdi: «Bak. şimdi,
Obadya mutlaka seni unuttu, çünkü bu, herkesten kötü olduğundan yalnızca bana
uygundur. Ve bunun kadar pis bir şey yoktur. Allah’ın Obadya’nm elleriyle bana
bahşettiği bu şeyi ondan alsam, bir hazine olurdu.»
186.
«Obadya birine dua etmeği öğretmek
istediğinde. Haggay’ı çağırır ve derdi: «Duanı
burada
yap ki, herkes sözlerini işitsin.» O zaman Haggay derdi: «İsrail’in Allah’ı
Rabb, Seni çağıran kuluna merhametle bak, çünkü onu Sen yarattın. Adaletli Rabb
Allah, adaletini hatırla ve kulunun günahlarını cezalandır ki, senin eserini
kirletmiyeyim. Allah’ım Rabb, ben senden mü’min kullarına bahşettiğin nimetleri
isteyemem, çünkü benim günahtan başka bir şey yaptığım yok. Bu bakımdan Rabb,
kullarından birine bir hastalık vereceğin zaman kendi şanın için ben kulunu
hatırla.»
«Ve
Haggay, böyle davranınca» dedi yazıcı, «Allah onu öylesine sevdi ki, zamanında
yanında bulunan herkese Allah peygamberlik (hediyesini) verdi. Ve, Haggay dua
ederken hiç bir şey istemedi ki, Allah vermemiş olsun.»
187.
Salih
yazıcı bunları söylerken, gemisi parçalanan bir denizcinin ağladığı gibi
ağladı. Ve, dedi: «Hoşea, Allah’a kulluk etmek için gittiği zaman, Naftali
kabilesinin reisiydi ve ondört yaşındaydı. Ve, o da babadan kalan mirasını
satarak, yoksullara verip Haggay’ın şakirdi olmak üzere gitti.
«Hoşea
sadakaya öylesine tutulmuştu ki, kendinden istenen her şey için derdi: «Bunu
Allah bana senin için verdi ey kardeş, bu nedenle onu kabul et!»
– «Böyle
yaptığından, az sonra iki elbiseyle kalakaldı, bunlar da çuval bezinden uzun
bir gömlekle, bir deri cübbeydi. Babadan kalma mirasını satarak yoksullara
verdi diyorum, çünkü, başka türlü kimsenin Ferisi olarak çağırılmasına izin
verilmezdi.
«Hoşea’da
Musa’nın kitabı vardı, onu en büyük ciddiyetle okurdu. Bir gün Haggay kendisine
dedi: «Hoşea, varını yoğunu senden kim çekip aldı?»
Karşılık verdi: «Musa’nın kitabı.»
Komşu
bir peygamberin şakirdlerinden biri bir gün Kudüs’e gitmek istedi, ama cübbesi
yoktu. Bunun üzerine, Hoşea’nın iyilik severliğini duymuş olduğundan varıp onu
buldu ve dedi: «Kardeş, Allah’ımıza kurban kesmek için Kudüs’e gitmek istiyorum
ama cübbem yok, bu nedenle ne yapacağımı bilmiyorum.»
Hoşea
bunu duyunca dedi: «Bağışla beni kardeş, çünkü sâna karşı büyük bir günah
işledim; Allah bana, sana vereyim diye bir cübbe verdi de, ben unutmuştum. Bu
bakımdan şimdi onu kabul et ve Allah’a benim için dua et.» Buna inanan adam
Hoşea’nın cübbesini kabul edip, gitti. Ve Hoşea Haggay’ın evine varınca, Haggay
dedi: «Cübbeni kim alıp gitti?»
Hoşea cevap verdi: «Musa’nın
kitabı.»
Haggay bunu duyunca çok sevindi,
çünkü Hoşea’nın iyiliğini anlamıştı.
«Bir
gün bir yoksul adam hırsızlar tarafından soyuldu ve çıplak kaldı. Bunun
üzerine, onu gören Hoşea kendi uzun gömleğini çıkanp, çıplak olana verdi;
kendisi ise, gizli yerleri üzerindeki bir keçi derisi parçasıyla kalakaldı. Bu
nedenle, Haggay’ı görmeye gidemeyince, salih Haggay Hoşea’nın hasta olduğunu
sandı. Bunun üzerine, iki şakirtle birlikte onu görmeye gitti. Ve onu palmiye
yapraklarına sarılmış olarak buldular. O zaman Haggay dedi: «Şimdi söyle bana,
neden beni ziyarete gelmedin?»
Hoşea
cevap verdi: «Musa’nın kitabı uzun gömleğimi aldı ve oraya gömleksiz gelmekten
korktum.» Bunun üzerine Haggay kendisine bir başka gömlek verdi.
«Bir
gün, genç bir adam Hoşea’yı Musa’nın kitabını okurken görüp, ağlayarak dedi:
«Bir kitabım olsa, ben de okumayı öğrenirim.» Bunu duyan Hoşea ona kitabı
verip, dedi: «Kardeş, bu kitap senindir; Allah onu bana, ağlayarak kitap
isteyen birine vermem için verdi.»
Adam ona inandı ve kitabı kabul
etti.
188.
Haggay’ın, Hoşea’nın yakınında bir
şakirdi vardı; ve kitabının iyi yazılmış olup
olmadığını görmek arzusuyla Hoşea’yı
ziyarete gitti ve ona dedi «Kardeş, kitabımı al ve
benimki gibi olup olmadığına
bakalım.»
Hoşea karşılık verdi: «O benden
alındı.»
«Kim aldı onu senden?» dedi şakirt.
Hoşea cevap verdi: «Musa’nın
kitabı.» Bunu duyan diğeri Haggay’a vardı ve dedi:
«Hoşea delirmiş, Musa’nın kitabının
kendinden Musa’nın kitabını aldığını söylüyor.»
Haggay
karşılık verdi: «Bende Înşallah aynı şekilde deli olsam ey kardeş ve tüm
deliler Hoşea gibi olsa!»
Yahudiye
ülkesine akın eden Suriyeli soyguncular, peygamberlerin ve Ferisilerin oturduğu
Karmel dağı yanında zar zor yaşayıp giden yaşlı bir dulun oğlunu ele
geçirdiler, öyle denk geldi ki, odun kesmeye gitmiş olan Hoşea, ağlamakta olan
kadına karşı geldi. Bunun üzerine, hemen ağlamaya başladı, çünkü ne zaman gülen
birini görse güler ve ne zaman ağlayan birini görse ağlardı. Sonra Hoşea,
ağlamasının nedeniyle ilgili olarak kadına sordu; ve o da her şeyi anlattı.
O zaman Hoşea dedi: «Gel kardeş,
çünkü Allah sana oğlunu vermek diliyor.»
Ve,
ikisi birlikte Hebran’a gittiler, Hoşea burada kendisini satıp, parayı dul
kadına verdi, o da Hoşea’-nın parayı nasıl elde ettiğini bilmeyerek kabul etti.
Ve oğlunu kurtardı. Hoşea’yı satın almış olan onu Kudüs’e getirdi, burada
oturacak bir yeri vardı, Hoşea’yı da tanımıyordu. Hoşea’nın bulunmadığını gören
Haggay, üzüntüye kapıldı. Bunun üzerine Allah’ın meleği, onun bir köle olarak
Kudüs’e nasıl getirildiğini anlattı.
Salih
Haggay bunu duyunca, oğlunun yokluğuna ağlayan bir anne gibi Hoşea’nın
yokluğuna ağladı. Ve iki şakirt çağırıp Kudüs’e gitti. Ve Allah’ın dilemesiyle,
şehrin girişinde, efendisinin bağ tarlasındaki işçilere götürdüğü ekmeği
yüklenmiş olan Hoşea’yla karşılaştı.
Haggay onu tanıyıp dedi: «Oğul,
nasıl oldu da, yana yakıla seni arayan yaşlı babanı
bıraktın?»
Hoşea cevap verdi: «Baba, ben satıldım.» O zaman Haggay öfkeyle dedi:
«Seni satan bu kötü herif kimdir?»
Hoşea
cevap verdi: «Allah seni affetsin ey babam; çünkü, beni satan o kadar iyidir
ki, eğer o dünyada olmamış olsaydı, kimse kutsal olmayacaktı.»
«O
halde kimdir o?» dedi Haggay. Hoşea cevap verdi: «Ey benim babam, o Musa’nın
kitabıydı.»
O
zaman, Haggay kendinden geçip, olduğu yerde kaldı ve dedi: «Seni sattığı gibi
oğlum, Musa’nın kitabı tüm çocuklarımla birlikte inşallah beni de satsa!»
Ve,
Haggay Hoşea ile birlikte efendisinin evine gitti, o Haggay’ı görünce dedi:
«Peygamberini benim evime gönderen Allah’ı tesbih ederim»; ve elini öpmeye
koştu. O zaman Haggay dedi: «Kardeş, satın aldığın kölenin elini öp, çünkü o
benden daha iyidir.» Ve, olup bitenlerin hepsini ona anlattı; bunun üzerine,
efendi Hoşea’ya hürriyetini verdi. «Ve, istediğin tam bu kadar, ey muallim»
(dedi yazıcı).
189.
Sonra
İsa dedi: «Bu gerçektir. Çünkü, Allah bunu bana kesinlikle bildirdi. O halde,
herkesin bunun gerçek olduğunu bilmesi için, Allah adıyla güneş olduğu yerde
kalsın ve oniki saat hareket etmesin!» Ve, Kudüs ve Yahudiye’nin dehşeti
karşısında böyle oldu. Ve İsa yazıcıya dedi: «Ey kardeş, böyle bir ilmin
varken, benden ne öğrenmek istersin? Allah sağ ve diridir ki, bu, insanın
kurtuluşu için yeterlidir. Öyle ki, Hoşea’nın iyilik severliğiyle Haggay’ın
alçak gönûllülüğü tüm kanunun ve tüm peygamberlerin istediğidir.»«Söyle bana
kardeş, bana mabette soru sormak için geldiğin zaman, Allah’ın beni belki de
kanunu ve peygamberleri yok etmek için göndermiş olabileceğini düşündün mü?»
«Bellidir
ki, Allah bunu istemez. Çünkü O değişmez ve bu nedenle de, insanın kurtuluş
yolu olarak takdir ettiği şeyi tüm peygamberlere söyletmiştir. Ruhumun
huzurunda
durduğu
Allah sağ ve diridir ki, eğer Musa’nın kitabı babamız Davud’un kitabıyla
birlikte sahte Ferisi ve fakihlerin insani gelenekleriyle tahrif edilmemiş
olsaydı, Allah bana Kelâmı’nı vermeyecekti. Ve, neden ben Musa’nın kitabından
ve Davut’un kitabından söz ediyorum? Her peygamberliği tahrif ettiler. O kadar
ki, bugün, Allah’ın emrettiği hiç bir şeye bakılmıyor, ama insanlar, sanki
Allah yanılgı içinde de, insanlar hata etmezmiş gibi fakihler ne diyor,
Ferisîler ne yapıyor, ona bakıyorlar.»
«Bu
bakımdan, yazıklar olsun bu imansız nesle, çünkü üzerlerine mabedle mihrap
arasında öldürdükleri Berekya’nın oğlu Zekeriyya’nın kanıyla birlikte, her
peygamberin ve takvalı insanın kanı dökülecektir!»
«Hangi
peygamberi öldürmediler ki? Hangi takvalı insanı tabii bir ölümle ölüme
bıraktılar? Olsa olsa bir tane: Ve, şimdi de beni öldürmenin yollarını
arıyorlar. İbrahim’in çocukları olmakla ve güzel mabedleri bulunmakla
övünürler. Allah sağ ve diridir ki onlar şeytan’ın çocuklarıdır ve onun
dilediğini yaparlar; bu, yüzdendir, kutsal şehirle birlikte mabed yıkılacak, o
kadar ki, mabedte taş üstünde taş kalmayacaktır.»
190. Va’d
İsmail için Yapıldı..
«Söyle
bana kardeş, sen kanunu öğrenmiş bir alimsin. Babamız İbrahim’e yapılan mesih
va’di kim içindir? îshak için mi, İsmail için mi?»
Bilgin
cevap verdi: «Ey muallim, ölüm cezasından ötürü bunu sana söylemekten
korkuyorum.»
O
zaman İsa dedi: «Kardeş, evinde yemek yemeye geldiğim için üzgünüm, çünkü sen
bu hayatı Yaratıcın Allah’tan daha çok seviyorsun; ve bu nedenle de, hayatını
yitirmekten korkuyor ve dil Allah’ın kanunuyla ilgili olarak kalbin bildiğinin
aksini söylediği zaman yok olan sonsuz hayatı ve imanı yitirmekten
korkmuyorsun.»
O
zaman salih yazıcı ağladı ve dedi: «Ey muallim, nasıl sonuç vereceğini bilmiş
olsaydım, insanlar arasında fitne çıkmasın diye söylenmeden bıraktığım pek çok
şeyi anlatırdım.»
İsa
cevap verdi: «Ne insanlara, ne tüm dünyaya, ne tüm kutsal kişilere, ne de tüm
meleklere, Allah’a karşı gelmeyi gerektirdiğinde saygı duymamalısın. Bu
bakımdan, yaratıcın Allah’a karşı gelineceğine, bırak bütün (dünya) helak
olsun. Ve günahlarla birlikte ortada kalmasın. Çünkü günah yıkar, korumaz ve
Allah denizdeki kumlar kadar, hatta daha çok dünyalar yaratmaya kadirdir.»
191.
Sonra, yazıcı dedi: «Bağışla beni
muallim, günaha girdim.»
îsa dedi.- «Allah bağışlasın seni;
çünkü günahı O’na karşı işledin.»
Bunun
üzerine yazıcı dedi: Allah’ın kulları ve peygamberleri Musa ve (senin yaptığın
gibi güneşi yerinde durduran) Yuşa’nın eliyle yazılmış eski bir kitap gördüm.
Bu kitap Musa’nın gerçek kitabıdır. İçinde, İsmail’in Mesih’in babası, İshak’ın
da Mesih’in habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve, kitap şöyle der ki: «Musa
dedi: «Kadir ve Rahim olan İsmail’in Allah’ı Rabb, azametinin nurunu kuluna
göster.» Bunun üzerine, Allah ona Elçisi’ni İsmail’in kucağında gösterdi ve
İsmail de İbrahim’in kücağındaydı. İsmail’in yanında İshak duruyordu, kucağında
bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah’ın Elçisi’ni gösterip diyordu: «Bu, Allah’ın
tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişidir.»
Bunun
üzerine Musa sevinçle haykırdı: «Ey İsmail, sen kucağında tüm dünyayı ve
Cennet’i tutuyorsun; ben Allah’ın kulunu unutma ki, Allah’ın her şeyi kendisi
için yarattığı oğlunun sayesinde Allah’ın gözünde bir lutfa erebiliyorum.»
192.
Bu
kitapta, Allah’ın koyun ve sığır eti yediği bulunmaz; bu kitapta Allah’ın
rahmetini yalnızca İsrail için tuttuğu değil, bilakis Allah’ın, gerçekten
yaratıcısı Allah’ı arayan her insan için rahmet sahibi olduğu yazılıdır.
«Ben
bu kitabın tamamını okuyamadım, çünkü ben kitaplığımda iken başkâhin onu bir Ismaili’nin
yazmış olduğunu söyleyerek beni men etti.»
O
zaman İsa dedi: «Artık tekrar bir daha gerçeği saklamamaya bak. Çünkü Mesih’e
inanmakla Allah insanlara kurtuluş verecek ve O’nsuz kimse kurtulamayacak»
Ve,
İsa konuşmasını burada bitirdi. Bunun üzerine, yemeye oturuyorlardı ki, bir de
ne görelim, İsa’nın ayaklan dibinde ağlayan Meryem Nikodemus’un (yazıcının adı
böyleydi,) evine girip, ağlıyarak kendini İsa’nın ayaklannın dibine bıraktı ve
dedi: «Rab, senin sayende Allah’ın rahmetini gören kulunun bir kız kardeşi ve
bir erkek kardeşi şimdi ölüm tehlikesiyle hasta yatıyor.»
İsa
karşılık verdi; «Evin nerededir? Söyle bana, çünkü onun sıhhati için Allah’a
dua etmeye geleceğim.»
Meryem
cevap verdi: «Betani erkek ve kız kardeşimin (memleketi) dir. Benim kendi
memleketim Magdala’dır; erkek kardeşim Betani’dedir.»
İsa
kadına dedi: «Hemen doğru erkek kardeşinin evine git ve orada beni bekle. Onu
iyileştirmeye geleceğim. Ve korkma, çünkü o ölmeyecek.»
Kadın ayrıldı ve Betani’ye
vardığında erkek kardeşinin o gün ölmüş olduğunu gördü.
Bunun üzerine onu babalarının
kabrine koydular.
193.
Lazarus’un Dirilmesi..
İsa Nikodemus’un evinde iki gün
kaldı ve üçüncü gün Beytanya’ya gitmek üzere ayrıldı;
ve kasabaya yaklaştığında, Meryem’e
gelmekte olduğunu söylemeleri için havarilerinden
ikisini önden gönderdi. Kadın
koşarak kasaba dışına çıktı ve İsa’yı bulunca ağlayarak
dedi: «Rab, kardeşimin ölmeyeceğini
söylemiştin; şimdi ise dört gündür gömülü
bulunuyor. Allah için, ben seni
çağırmadan önce gelmiş olsaydın, o zaman ölmezdi!»
İsa karşılık verdi: «Kardeşin ölmüş
değil, uyuyor. Bu bakımdan, ben onu uyandırmak için
geliyorum.»
Meryem
ağlayarak cevap verdi «Rab, böyle bir uykudan o Hüküm Günü’nde Allah’ın
meleğinin surunun sesiyle uyanacaktır.»
îsa
karşılık verdi: «Meryem, bana inan ki, o (o günden) önce kalkacak. Çünkü, Allah
bana uyku üzerine güç vermiştir; ve bak sana diyorum ki, o ölmüş değildir.
Çünkü yalnızca, Allah’ın rahmetini bulmadan ölenler ölüdür.»
Meryem,
kızkardeşi Marta’ya İsa’nın gelişini bildirmek için çabucak geri döndü. Şimdi,
Lazarus’un ölümünde Kudüs’ten gelmiş bir hayli Yahudi ve pek çok yazıcı ve
Ferisi toplanmış bulunuyorlardı. Kız kardeşinden İsa’nın gelmekte olduğunu
duyan Marta aceleyle kalktı ve dışarı koştu; bunun üzerine yahudi, yazıcı ve
Ferisîler’den oluşan kalabalık onu teselli etmek için peşinden gittiler. Çünkü
kardeşine ağlamak için kabre
gittiğini
sanıyorlardı, îsa’nın Meryem’le konuştuğu yere varınca Marta ağlayarak dedi:
«Rab, Allah için burada olmuş olsaydın,
çünkü o zaman kardeşim ölmezdi!»
Meryem o zaman ağlamaya başladı;
bunun üzerine İsa da göz yaşı döktü ve iç çekerek
dedi: «Onu nereye yatırdınız?» Cevap
verdiler, «Gel bak.»
Ferisîler
kendi aralarında diyorlardı: «Şimdi Nain’deki dulun oğlunu dirilten bu adam,
ölmeyeceğini söylediği halde neden bu adamı ölüme bıraktı?»
İsa,
herkesin ağlamakta olduğu kabre varıp dedi: «Ağlamayın, çünkü Lazarus uyuyor,
ve ben onu uyandırmaya geldim.»
Ferisîler kendi aralarında dediler:
«Allah için, sen böyle mi uyursun!»
O zaman îsa dedi: «Benim saatim
henüz gelmedi; geldiği zaman aynı şekilde uyuyacak
ve süratle uyandırılacağım.» Sonra
İsa yine dedi: «Kabrin üzerinden taşı çekin.»
Marta dedi: «Rab, o kokmuştur. Çünkü
öleli dört gün oluyor.»
İsa
dedi: «Öyleyse ben niye geldim buraya Marta? Sen benim onu uyandıracağıma
inanmıyor musun?»
Marta
cevap verdi: «Senin, Allah’ın bu dünyaya gönderdiği bir mukaddesi olduğunu
biliyorum.»
O
zaman, İsa ellerini göğe kaldırdı ve dedi: «İbrahim’in Allah’ı, İsmail ve
îshak’ın Allah’ı, babalarımızın Allah’ı Rabb, bu kadınların başına gelenlere
merhamet et ve kutsal adına şan ver.» Ve, herkes «Amin» diye karşılık verince,
îsa yüksek bir sesle dedi:
«Lazarus, beri gel!»
Bunun
üzerine, ölmüş olan kalktı; ve îsa havarilerine dedi: «Onu çözün.» Çünkü,
babalarımızın (ölülerini) gömegeldikleri şekilde, o da yüzünün üzerindeki
peşkirle birlikte kefene sarılmış bulunuyordu.
Yahudilerden
büyük bir kalabalık ve Ferisî’lerin bir kısmı Isa’ya iman ettiler. Çünkü mucize
büyüktü.
Küfürlerinde
kalanlar ise ayrıldılar ve Kudüs’e gidip Lazarus’un dirilişini ve pek çok
kişinin nasıl Nasara olduğunu başkâhine reislerine anlattılar. İsa’nın tebliğ
ettiği Allah’ın kelâmıyla tevbeye gelenlere böyle (Nasara Nasırîler) derlerdi.
194.
Yazıcılar
ve ferisiler Lazarus’u öldürmek için başkâhinle istişarede bulundular; çünkü,
pek çokları, Lazarus’un insanlarla konuştuğunu, yiyip içtiğini gördüklerinden,
Lazarus mucizesinin büyüklüğü dolayısıyla kendilerinin geleneklerini bırakıp,
îsa’ya iman ediyorlardı. Fakat, Kudüs’te taraftarları olduğundan ve
kizkardeşiyle Magdala ve Beytanya’yı da elinde bulunduran Lazarus güçlü de
olduğundan ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
îsa
Beytanya’ya, Meryem’le birlikte Marta ve Lazarus’un evine vardı. Kendisine
hizmet ettiler.
Bir
gün İsa’nın ayaklan dibinde oturan Meryem onun sözlerini dinliyordu. Bu sırada
Marta îsa’ya dedi : «Rab, görmüyor musun kızkardeşim sana gereken bakımı
yapmıyor ve senin ve havarilerinin yiyeceklerini getirmiyor.»
İsa
cevap verdi.- «Marta, Marta, sen yapman gereken şeyin düşüncesine kapılıyorsun,
çünkü Meryem kendinden ebediyen ayrılmayacak bir pay seçti.»
Kendine iman eden büyük bir kalabalıkla
birlikte sofrada otururken îsa, konuşup dedi:
«Kardeşler, sizinle kalacak pek az
zamanım var. Çünkü, vakit gelmiş demektir ve benim
dünyadan ayrılmam gerekiyor. Bu
nedenle, size Allah’ın Hezekiel Peygambere söylediği sözü hatırlatıyorum: «Ben,
senin Allah’ın ebediyen sağ ve diriyimdir ki, günah işleyen ruh ölecektir, ama
eğer günahkâr, tevbe edecek olursa ölmeyecek, yaşayacaktır.»
Bu
bakımdan, şimdiki ölüm, ölüm değil, gerçekte uzun bir ölümün sonudur; nasıl
bedenin bir baygınlık anında içinde ruh varken, candan ayrıldığı zaman, ölenler
ve gömülenler üzerinde bayılmak dışında başka hiç bir avantajı olmuyorsa,
gömülen (vücut) da Allah’ın kendisini yeniden diriltmesini bekler.
«O halde dikkat edin, Allah’ı
idraktan yoksun olan bir hayat ölüdür.»
195.
“Bana İnananlar Ebediyyen Ölmeyeceklerdir.”
Bana
inananlar ebediyen ölmeyeceklerdir. Çünkü, benim sözüm sayesinde Allah’ı
içlerinde idrâk edecekler ve bu nedenle de kurtuluşlarını
gerçekleştireceklerdir.
«Ölüm,
Allah’ın buyruğuyla tabiatın yaptığı bir hareketten başka nedir? Şöyle ki, biri
bir kuşu tutup, ipini de eline aldığı zaman, baş kuşun uçmasını dilediğinde ne
yapar? Tabii ki, mutlaka ele açılmasını emreder ve böylece kuş hemencecik uçup
gider. «Ruhumuz», peygamber Davud’un dediği gibi, kişi Allah’ın koruması
altında bulunduğu zaman, «kuş avcısının tuzağından kurtulmuş bir serçe
gibidir.» Ve hayatımız, tabiatın kendisiyle ruhu insanın bedenine ve canına
bağlı tuttuğu bir ip gibidir. Ve, bu bakımdan, Allah dilediği ve tabiata
açılmasını emrettiği zaman, hayat kopar ve ruh, Allah’ın ruhları almakla
görevlendirdiği meleklerin elinde kurtulur.
O halde, dostlar, dostları
öldüğü zaman ağlamasınlar, çünkü Allah’ımız böyle dilemiştir. Ama, günah
işledikleri zaman, bırakın durmaksızın ağlasınlar. Çünkü, (günah işlemekle)
ruh, Allah’tan, -gerçek hayattan- koptuğundan ölür.
Eğer
beden ruhla birleşmeyince çirkinleşiyorsa, ruh, rahmet ve lûtfuyla kendini
güzelleştiren ve dirilten Allah’la birleşmeyince çok daha fazla korkunçlaşır.»
Ve,
îsa bunu deyip Allah’a şükretti; sonra Lazarus dedi ki: «Rab, bu ev bana
geçimim için verdiği tüm şeylerle birlikte, yoksullara bakılması için Yaratıcım
olan Allah’a aittir. Bu nedenle, sen de yoksul olduğuna ve pek çok şakirdin de
bulunduğuna göre, istediğin zaman istediğin kadar kalmak için buraya gel.
Çünkü, Allah’ın kulu, Allah sevgisi için gerektiği kadar size hizmet edeceğim.»
196.
îsa
bunu duyunca sevindi ve dedi: «ölmek ne kadar iyi bir şeymiş görün! Lazarus
yalnızca bir kere öldü ve dünyanın, kitaplar arasında büyüyen en akıllı
adamlarının bilmediği böyle bir akideyi öğrendi! Allah için, her insan Lazarus
gibi, insanlar yaşamayı öğrensinler diye yalnızca bir kez için olsun ölmeli.»
Yuhanna karşılık verdi: «Ey muallim,
bir söz söylememe izin var mı?»
«Bin
tane söyle» (diye) karşılık verdi îsa, «Çünkü, nasıl bir insan Allah’a kulluk
için mallarını dağıtmaya hazırsa, o akideyi dağıtmaya da hazırdır. Ve, o (böyle
yapmaya) ne kadar hazır olursa, mal ölüye yeniden hayat veremezken, sözün o
kadar çok bir ruhu tevbeye getirme gücü olur. Bu bakımdan, yoksul bir insana
yardım etme gücü olan adam, yardım etmeyip de, yoksul açlıktan öldüğü zaman bir
katil olmuş olur. Ama daha kötü katil, Allah’ın Kelâmı’yla günahkârı tevbeye
getirebilen, ama getirmeyip, Allah’ın dediği gibi «dilsiz bir köpek» örneği
oturup duran kişidir. Böylelerine karşı Allah der:
«Kelâmımı
gizlediğinden dolayı günahkârın helak olacak olan ruhunu senin ellerinden
isteyeceğim, ey benim imansız kulum.»
«Bu
durumda anahtarı olup da sonsuz hayata girmeyen, hatta girmek isteyenlere engel
olan yazıcıların ve Ferisîler’in durumu ne olmaktadır şimdi?»
«Ey
Yuhanna, benim yüzbin sözümü dinledikten sonra bir söz söylemek için benden
izin istersin. Bak sana diyorum ki, beni dinlediğin her bir sözün on katını
senden dinlemeye hazırım. Ve, bir diğerini dinleyecek olan, konuştuğu her
defada günah işler. Çünkü, kendimiz için istediğimizi başkalarına da yapmalı,
kendi görmek istemediğimizi başkalarına da yapmamalıyız.»
O
zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, neden Allah bunu, yani, kendilerini ve
Yaratıcılarını bilmeleri için, Lazarus’un yaptığı gibi bir kez ölüp geri
dönmeği insanlara bahşetmedi?»
197.
îsa
cevap verdi: «Söyle bana Yuhanna; ev sahibinin biri bir hizmetçisine, evinin
manzarasını kapayan ağacı kesmesi için mükemmel bir balta verdi.
Ama
işçi baltayı unuttu ve dedi: «Eğer efendi bana eski bir balta vermiş olsaydı
ağacı kolayca keserdim» Söyle bana Yuhanna, ev sahibi ne dedi? Mutlaka kızdı ve
eski baltayı alıp adamın başına çarptı ve dedi:
«Aptal hilekâr! Sana ağacı
zahmetsizce kesebileceğin bir balta verdim, sense büyük
zahmetlerle çalışman gerekecek ve
gidip, hiç bir şey elde edemeyeceğin bu baltayı mı
istersin? Ben senin ağacı, çalışman
işe yarasın diye kesmeni isterim. Doğru değil mi bu?»
Yuhanna cevap verdi: «Doğruların
doğrusu.» (O zaman îsa dedi) : -Ebediyen sağ ve
diriyimdir ki» der Allah, «Ben herkese
iyi bir balta verdim, bu da bir ölünün
gömüldüğünü görmektir. Kim bu
baltayı iyi kullanırsa, kalbindeki günah ağacını sancısız
çıkarır; böylece lütuf ve rahmetimi
kazanır. Onlara salih amellerinden dolayı sonsuz
yaşama hakkı veririm. Ama, gün be gün
başkalarının ölüp durduğunu gördüğü halde
ölümlü olduğunu unutan ve «eğer öbür
hayatı görsem, iyi işler yaparım» diyenin üzerine
olacaktır öfkem, ve onu ölümle
öylesine çarparım ki, bir daha hiç iyilik bulamaz.»
«Ey
Yuhanna» dedi îsa, «Başkalarının düşüşünden ayakları üzerinde durmayı öğrenenin
avantajı ne büyüktür!»
198.
Sonra,
Lazarus dedi: «Muallim, bakın size diyorum ki, günbegün ölenlerin mezara,
götürüldüğünü görüp de Yaratıcımız Allah’tan korkmayanın hak edeceği cezayı
tasavvur edemiyorum. Böyle biri, tümüyle vazgeçmesi gereken dünyadaki şeyler
için kendisine nesi varsa veren Yaratıcısı’na karşı gelir.»
O
zaman îsa havarilerine dedi: «Bana muallim diyorsunuz ve iyi ediyorsunuz, çünkü
Allah benim ağzımla size öğretiyor. Ama, Lazarus’a ne diyeceksiniz? Gerçekten o
burada, bu dünyada akideyi öğreten tüm muallimlerin muallimidir. Ben şüphesiz
size nasıl iyi yaşanacağını öğrettim, ama Lazarus size nasıl iyi ölüneceğini
öğretecektir. Allah sağ ve diridir ki, o peygamberlik hediyesini almıştır; bu
bakımdan onun doğru sözlerini dinleyin. Ve, insan kötü ölürse, iyi yaşama
boşuna olacağından onun sözlerini o derece fazla dinlemelisiniz.»
Lazarus
dedi: «Ey muallim, sana teşekkür ederim ki, gerçeğin değerini veriyorsun; bu
nedenle Allah sana büyük hak verecektir.»
O
zaman, (bu satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, Lazarus sana, «hak alacaksın»
demekle, nasıl gerçeği söylemiş oluyor? Halbuki, sen Nikodemus’a insanın
cezadan başka bir şeye hakkı olmadığını söylemiştin. Sen de bu durumda Allah’ın
cezasına mı uğrayacaksın?» îsa cevap verdi: «Înşallah bu dünyada Allah’ın
cezasına uğrarım, çünkü, yapmam gerektiği kadar imanla ona kulluk etmedim.»
«Ama,
Allah rahmetinden dolayı beni öylesine sevdi ki, her ceza benden geri alındı. O
kadar ki, ben yalnızca bir başka kişide azap göreceğim. Ceza benim için
yerindedir. Çünkü insanlar bana Allah dediler. Ama ben gerçek olarak, yalnızca
Allah olmadığımı değil aynı zamanda, Mesih de olmadığımı itiraf ettiğimden
Allah benden cezayı çekti ve utanç benim olsun diye, onu şerli birine
çektirecektir. Bu bakımdan, sana diyorum ki benim Barnabas’ım, bir insan
Allah’ın komşusuna ne vereceğinden söz ederken ‘komşusunun onu hak ettiğini de
söylesin. Ama dikkat etsin ki, Allah kendine vereceği şeyden söz ederken «Allah
bana verecek» desin. Ve, «benim hakkım var» dememeye dikkat etsin; çünkü Allah
kullarına günahları nedeniyle Cehennem’i hak ettikleri zaman rahmetini bahşetmekten
memnunluk duyar.
199.
Allah
rahmette o kadar zengindir ki, bin denizin suyu, eğer bu kadarı bulunabilirse,
Cehennem alevlerinin bir kıvılcımını söndüremezken, Allah’a karşı suç
işlediğine ağlayan kişinin bir damla göz yaşı, Allah’ın imdadına yetiştiği
büyük rahmetiyle tüm Cehennem’i söndürür. Bu nedenle, Allah şeytan’ı kahretmek
ve kendi nimetini göstermek için, mü’min kulunun her iyi amelini rahmetinin
varlığıyla hak diye isimlendirmek diler ve onun komşusu hakkında böyle
konuşmasını ister. Yine de, bir insan kendisi hakkında «hakkım var» demekten
kaçınmalıdır, çünkü kınanır.»
200.
îsa
sonra Lazarus’a döndü ve dedi: «Kardeş, benim dünyada kısa bir zaman kalmam
gerekiyor. Bu bakımdan, senin evine yakın olduğum zaman, hiç başka yere
gitmeyeceğim, çünkü sen bana, benim sevgim için değil, Allah sevgisi için
hizmet edersin.»
Yahudi’lerin
Fısıh bayramı yaklaştı, bu nedenle İsa havarilerine dedi: «Kudüs’e fısıh kuzusu
yemeye gidelim.» Ve, Petrus’la Yuhanna’yı şehre gönderip, dedi : «Şehrin
kapısının yanında bir sıpayla birlikte bir eşek bulacaksınız, onu çözüp buraya
getirin; çünkü, Kudüs’e kadar ona binmem gerekiyor. Ve, eğer biri size, «onu
niye çözüyorsunuz» diye sorarsa «muallimin ona ihtiyacı var» deyin, onu
getirmenize izin verirler.» Havarileri gittiler. İsa’nın kendilerine
söylediklerinin hepsini gördüler ve aynı şekilde eşeği ve sıpayı getirdiler.
Havariler cübbesini sıpanın üstüne koydular ve İsa ona bindi. Ve, öyle oldu ki,
Kudüs halkı Nasıra’lı İsa’nın gelmekte olduğunu duyunca, ellerinde palmiye ve
zeytin dalları «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler Davud’un
oğlu!» diye çocuklarıyla birlikte İsa’yı görmek için şehrin dışına çıktılar.
İsa şehre girince, halk, «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler
Davud’un oğlu!» diye diye elbiselerini eşeğin ayaklan altına yazdılar.
Ferisiler
İsa’yı azarlayıp dediler: «Görmüyor musun ne diyorlar? Sustur onlan!»
O
zaman İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir kî, eğer
insanlar susacak olsa, habis günahkârların küfrüne karşı taşlar haykıracaktır.»
Ve, İsa bunu deyince, Kudüs’ün bütün taşları büyük bir gürültüyle haykırdılar.
«Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun!»
Yine
de Ferisiler küfürlerine devam ettiler ve bir araya toplanıp, onu konuşurken
yakalamak için istişarede bulundular.
201.
“İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın!”
İsa
mabede girince, yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın
getirdiler. Aralarında dediler: «Eğer onu kurtarırsa, bu Musa’nın kanununa
aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine
aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde Isa’ya varıp,
dediler: «Muallim, bu kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recm edilmesini
emretmişti; buna sen ne dersin?»
Bunun
üzerine îsa eğilip, parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes kendi
kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla
aynayı gösterdi ve dedi: «Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.» Ve,
yeniden eğilip, aynayı çizdi. Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak
bir bir çıktılar, çünkü kirli işlerini görünce utanıyorlardı.
İsa
yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi göremeyince dedi: «Kadın, seni
ayıplayanlar nerede?»
Kadın
ağlıyarak cevap verdi, «Rab, gittiler; eğer beni bağışlarsan, Allah sağ ve
diridir ki, bir daha günah işlemiyeceğim.»
O
zaman îsa dedi: «Allah’ı tesbih ederim! Huzurla yoluna git ve bir daha günah
işleme, çünkü Allah beni seni mahkûm etmek için göndermedi.»
Sonra,
yazıcılar ve Ferisiler toplanınca, îsa kendilerine dedi: «Söyleyin bana; eğer
sizden birinizin yüz koyunu olsa ve onlardan birini yitirse doksandokuzunu
bırakıp, onu aramaya gitmez misiniz? Ve, onu bulunca, onu omuzlarınıza atıp,
komşularınızı çağırarak, onlara demez misiniz? «Benimle birlikte sevinin,
çünkü, yitirdiğim koyunu buldum.» Mutlaka böyle yaparsınız.
«Şimdi
söyleyin bana, Allah’ımız, dünyayı kendisi için yarattığı insanı daha mı az
sever? Allah sağ ve diridir ki, tevbe eden günahkâr üzerine Allah’ın
meleklerinde böylesine bir sevinç meydana gelir; çünkü, günahkârlar Allah’ın
rahmetini bildirirler.»
202.
«Söyleyin
bana, doktor en çok kimin tarafından sevilir, hiç hastalık görmemiş olanlar
tarafından mı, yoksa doktorun ağır hastalıklarını iyileştirdiği kişiler
tarafından mı?» Ferisiler ona dedi: «Sağlam adam doktoru nasıl sevsin ki? O
mutlaka onu, yalnızca hasta olmadığı için sevecektir; ve hastalığı bilmediği
için de çok az sevecektir.»
O zaman ruhî bir şiddetle îsa
konuşup dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sizin kendi diliniz kendi gururunuzu
mahkûm ediyor, o kadar ki, Allah’ımız müttakî olandan çok, Allah’ın üzerindeki
büyük rahmetini bilen tevbekâr günahkâr tarafından sevilir. Çünkü, muttaki
Allah’ın rahmetini bilmez. Bu bakımdan, Allah’ın meleklerinin yanında, tevbe
eden bir günahkâr için duyulan sevinç, doksan dokuz muttaki kişiye (duyulandan)
daha çoktur.
«Zamanımızda
müttakîler nerede? Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, takvasız
müttakîlerin sayısı çoktur; onların durumu şeytanınki gibidir.»
Yazıcılar
ve Ferisiler karşılık verdiler: «Biz günahkârlarız, bu nedenle Allah bize
merhamet edecektir» Ve, onlar bunu İsa’yı kışkırtmak için dediler; çünkü,
yazıcılar ve Ferisîler, kendilerine günahkâr denmesini büyük bir hakaret
sayarlardı.
O
zaman İsa dedi: «Korkarım ki siz, takvasız müttakîlersinizdir. Çünkü, günah
işleyip de günahınızı inkâr eder ve kendinize muttaki derseniz, takvasız
olursunuz; ve eğer kalbinizden kendinizi muttaki kabul ediyor ve dilinizle
günahkâr olduğunuzu söylüyorsanız, o zaman bir kat daha takvasız
müttakilersiniz demek olur.»
Yazıcılar
ve Ferisîler bunu duyunca, İsa’yı havarileriyle birlikte huzur içinde bırakıp
başları önünde çekip gittiler ve cüzzamı temizlenmiş olan cüzzamlı Simun’un
evine vardılar. Şehir halkı hastalarını Simun’-un evinde toplamış
bulunuyorlardı; Isa’ya hastaların iyileştirilmesi için ricada bulundular.
O
zaman, saatinin yakın olduğunu bilen İsa dedi: «Ne kadar hasta varsa çağırın, çünkü
Allah onları iyileştirecek kudrette ve merhamettedir.»
Karşılık verdiler: «Burada, Kudüs’te
başka hasta bulunduğunu bilmiyoruz.»
Isa
ağlayarak karşılık verdi: «Ey Kudüs, ey İsrail, senin için ağlıyorum. Sen sana
olan ziyareti bilmiyorsun; çünkü, bir tavuğun civcivlerini kanatları altına
topladığı gibi, ben de seni yaratıcınız Allah sevgisinde toplamak istedim, ama
sen istemedin! Bu nedenle, Allah size şöyle diyor:
203. İlahi
Gazaba Uğrayacaklar..
«Ey
sert yürekli, sapık fikirli şehir, sana, seni kalbine çevirmesi için ve sen de
tevbe edesin diye kulumu gönderdim; ama sen ey bozuk şehir, senin için, ey
İsrail, Mısır’a ve Firavun’a yaptıklarımın hepsini unuttum. Kulum hasta
vücudunu iyileştirsin diye defalarca ağlarsın; ama, senin günahkâr ruhunu iyileştirmeye
çalıştığı için, kulumu öldürmenin yollarını ararsın.»
«Cezama
uğramayan yalnızca sen mi kalacaksın şimdi? Sen ebediyyen yaşayacak mısın? Ve,
senin gururun seni benim ellerimden kurtaracak mı? Kasinlikle hayır, çünkü, bir
orduyla birlikte karşına reisler çıkaracağım ve onlar seni kuvvetle saracaklar
ve seni onların ellerine öylesine teslim edeceğim ki, gururun doğru Cehennem’e
düşecek.» «Yaşlıları ve dulları bağışlamıyacağım, çocukları bağışlamıyacağım,
seni tümden kıtlığa, kılıca ve hakarete terk edeceğim ve üzerine rahmetle
baktığım mabedi şehirle birlikte ıssız bırakacağım; o kadar ki, uluslar
arasında bir efsane, bir alay konusu ve bir darb-ı mesel olacaksın. Gazabım
üzerinde böyle kalacak ve benim öfkem uyumaz.»
204.
Bunları
söyledikten sonra İsa yeniden dedi: «Başka hastalar bulunduğunu bilmiyor
musunuz? Allah sağ ve diridir ki, Kudüs’te ruhları sağlam olanlar vücutça hasta
olanlardan daha azdır. Ve, gerçeği bilmeniz için, size diyorum ki ey hasta
olanlar, Allah’ın adına hastalığınız sizden ayrılsın!»
Ve,
o bunu söylediği zaman, derhal iyileştiler. -Allah’ın Kudüs üzerindeki gazabını
duyunca insanlar ağladılar ve merhamet için yalvardılar. O zaman îsa dedi:
«Eğer Kudüs günahları için ağlayacak ve pişman olup, yolumda yürüyecek olursa»
der Allah, «bir daha
onun
kötülüklerini hatırlamıyacak ve söylediğim belâlardan hiç birini ona
vermeyeceğim. Ama Kudüs, uluslar arasında adıma küfretmekle şanımı lekelediğine
değil de, kendi yıkımına ağlar. Bu yüzden öfkem daha çok tutuştu. Ebediyyen sağ
ve dîriyimdir ki, eğer Musa ile birlikte kullarım Eyub, İbrahim, Samuel, Davud
ve Danyal kavimleri için dua etseler, Kudüs’e olan öfkem yatışmayacaktır.» Ve,
İsa bunu dedikten sonra, herkes endişe içinde evine çekildi.
205. Hain
Yahuda’nın İhaneti
îsa
cüzzamlı Simun’un evinde akşam yemeği yerken, bakın ki, Lazarus’un kızkardeşi
Meryem eve girdi ve bir kabı kırıp, İsa’nın başına ve elbisesine yağ merhemi
döktü. Bunu gören hain Yehuda, Meryem’i böyle bir işi yapmaktan alıkoymaya çalışıp,
dedi: -Gidip merhemi sat ve parayı getir de onu yoksullara vereyim.»
îsa
dedi: «Ona neden engel olursun? Bırak yapsın, çünkü sizin bulacağınız yoksullar
hep sizinledir. Ama beni her zaman bulamıyacaksınız.»
Yehuda
karşılık verdi: «Ey muallim; bu yağ merhemi üç yüz kuruşa satılabilir; kaç
yoksulun yardım göreceğine bakın şimdi.»
îsa
cevap verdi: «Ey Yehuda, ben senin kalbini biliyorum; sabr et bakalım, sana her
şeyi vereceğim.»
Herkes
korkuyla yemek yedi. Havariler ise üzgündü. Çünkü îsa’nm kendilerinden
ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Ama, Yehuda kızgındı, çünkü, îsa’ya verilen
bütün şeylerin onda birini çaldığından, yağ satılmadığı için otuz kuruşu
yitirdiğini biliyordu. Başkâhini bulmaya gitti; o, kâhinleri, yazıcıları ve
Ferisîleri bir heyet halinde toplamış bulunuyordu; kendisine Yehuda dedi: «Bana
ne vereceksin? Ben kendisini İsrail kralı yapmak isteyen îsa’yı elinize teslim
edeceğim.»
Cevap verdiler: «Şimdi, onu elimize
nasıl vereceksin?»
Yehuda dedi: «Şehir dışına
ibadet etmeye gittiğini öğrendiğim zaman size söyleyecek ve sizi onun bulunduğu
yere ileteceğim; çünkü, onu şehrin içinde fitne çıkmadan yakalamak imkânsız
olacaktır.»
Başkâhin
karşılık verdi: «Eğer onu bizim elimize verirsen, sana otuz altın vereceğiz ve
sana nasıl iyi davranacağımızı göreceksin.»
206.
Gün
olunca, İsa halktan büyük bir kalabalıkla birlikte mabede vardı. Bu sırada
başkâhin yaklaşıp dedi: «Söyle bana ey İsa, Allah olmadığını, Allah’ın oğlu veya
Mesih bile olmadığını itiraf etmiştin, unuttun mu hep bunları?»
îsa
cevap verdi: «Hayır, asla unutmadım; çünkü bu, Hüküm Günü’nde, Allah’ın
mahkemesi önünde yapacak olduğum itirafımdır. Musa’nın kitabında yazılı olan
her şey doğruların doğrusudur. Öyle ki, Yaratıcımız Allah bir tek (Allah) tır,
ve ben Allah’ın kuluyum ve sizin Mesih dediğiniz Allah’ın Elçisi’ne hizmet
etmek arzu ediyorum.» Başkâhin dedi: «Öyleyse, mabede halktan bu kadar büyük
bir kalabalıkla gelmenin yararı ne? Yoksa, kendini îsrail’in kralı mı yapmak
istersin? Sakın ki, başına bir tehlike gelmesin!»
îsa
cevap verdi: «Eğer ben kendi ün ve şanım için çalışsam ve kendi payımı bu
dünyada istemiş olsaydım, Nain halkı beni kral yapmak istediği zaman kaçmazdım.
Bana
gerçekten
inan ki, bu dünyada hiç bir şeyin peşinde değilim.»
O
zaman, başkâhin dedi: «Mesih’le ilgili olarak bir şeyi bilmek istiyoruz.» Ve,
hemen kâhinler, yazıcılar ve Ferisiler İsa’nın çevresinde bir halka
oluşturdular.
îsa
karşılık verdi: «Mesih hakkında bilmek istediğiniz bu şey nedir? Ne belli,
yalan olmasın bu? Emin olun ki, size yalan söylemiyeceğim. Çünkü, yalan
söylemiş olsaydım, tüm îsrail’le birlikte siz, yazıcılar (ve) Ferisîler
tarafından göklere çıkarılacaktım; ama, size gerçeği söylediğim için benden
nefret ediyor ve beni öldürmenin yollarını arıyorsunuz?»
Başkâhin
dedi: -Şimdi biliyoruz ki, senin sırtında, cinin var; çünkü sen bir Samirîsin
ve Allah’ın kâhinine saygı duymazsın.»
207.
îsa
cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, benim sırtımda cinim yok, bilakis ben
cini fırlatıp atmaya çalışıyorum, dolayısıyla, bu sebepten cin dünyayı bana
karşı ayaklandırıyor. Çünkü, ben bu dünyadan değilim. Ben, beni dünyaya
gönderen Allah’ın yüceltilmesi için çalışıyorum. Bu bakımdan, bana kulak verin,
size kimin sırtında cini bulunduğunu söyliyeceğim. Ruhumun huzurunda durduğu
Allah sağ ve diridir ki, cinin iradesiyle çalışanın sırtında cin vardır, o
kendisine iradesinin yularını takmış, onu istediği gibi yönetip, her kötülüğe
koşturuyor.
Bir elbise nasıl sahibini
değiştirince, aynı kumaş olduğu halde, adını da değiştirirse, insanlar da tek
bir maddeden olmalarına rağmen, insanın içinde çalışanın yaptıkları nedeniyle
farklılaşırlar.
Eğer
ben (bildiğim kadarıyla) günah işlemişsem, bir düşman olarak benden nefret
etmek yerine, niye bir kardeş olarak beni uyarmazsınız? Gerçekten, bir bedenin
azaları başla birleştikleri zaman birbirlerinin imdadına koşarlar ve baştan
kopuk olanlar ise ona hiç yardım etmezler. Çünkü, bir vücudun elleri bir başka
vücudun değil, birlikte oldukları vücudun ayaklarının acısını duyarlar, Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Yaratıcı’sı Allah’ı seven ve O’ndan
korkan, başının merhamet duyduğu kişiye karşı merhamet duygusu besler. Allah’ın
günahkârın ölmesini dilemeyip, her birinin tevbe etmesini beklediğini görerek,
eğer siz benim de birlikte olduğum şu bedendenseniz, Allah sağ ve diridir ki,
kendi başıma göre hareket etmem için bana yardım edersiniz.
208.
«Eğer
kötülük yaparsam, beni uyarın, Allah da sizi sevsin, çünkü O’nun istediğini
yapmış olursunuz. Ama, kimse günahtan dolayı beni uyarmazsa, bu, sizin
dediğiniz gibi İbrahim’in çocukları olmadığınızın ve İbrahim’in bulunduğu başla
bir arada bulunmadığınızın işaretidir. Allah sağ ve diridir ki, İbrahim Allah’ı
o kadar çok severdi ki, sahte putları parçalayıp, anne ve babasını terketmekle
kalmamış, aynı zamanda Allah’a itaat etmek için kendi oğlunu da öldürmek
istemiştir.»
Başkahin karşılık verdi: «Sana
sorduğum bu; ve seni öldürmenin yollarını aramıyorum, o
halde söyle bize: İbrahim’in bu oğlu
kimdi?»
İsa
cevap verdi: «Senin şanının ateşi ey Allah, beni tutuşturuyor ve konuşmadan
edemiyorum. Bakın diyorum, İbrahim’in oğlu İsmail’di. Ondan, kendisiyle
yeryüzünün tüm kabilelerinin kutsanacağı İbrahim’e, va’d edilen Mesih
gelecektir.»
Ö zaman,
bunu duyan başkahin kızdı ve bağırdı: «Şu dinsiz herifi gelin taşlayalım. Çünkü
o bir îsmaili’-dir. Musa’ya karşı, Allah’ın kanununa karşı küfretmiştir.» Bunun
üzerine, her yazıcı ve Ferisi halkın önde gelenleriyle birlikte İsa’yı taşlamak
için taş kaptılar. İsa ise gözlerinden kaybolup mabetten çıktı. Ve o zaman,
İsa’yı öldürmek için duydukları dehşetli arzuyla, öfke ve nefretten gözleri
dönmüş şekilde birbirlerine öylesine vurdular ki, orada bin kişi öldü ve kutsal
mabedi kirlettiler. İsa’nın mabetten çıktığını gören havariler ve mü’minler
(çünkü o kendilerinden gizli değildi) kendisini
Simun’un evine kadar izlediler.
Bu
arada Nikodemus oraya geldi ve Isa’ya, Kudüs’ten çıkıp, Sidrun çayı ötesine
gitmesini tavsiye ederek dedi: «Rab, benim Sidrun çayı gerisinde evle birlikte
bahçem var, bu bakımdan sana rica ediyorum, şakirtlerinden bazılarıyla oraya
git ve kâhinlerimizin bu nefreti geçinceye kadar orada kal. Sana gerekli olan
her şeyi sağlıyacağım. Ve, şakirtlerin çoğunu burada Simun’un evinde ve benim
evimde bırak, Allah bize her şeyi verecektir.» Ve, İsa yanına, ilk olarak
havariler denilen yalnızca on iki kişiyi almak arzu ederek, böyle yaptı.
209.
Bu
sırada, İsa’nın annesi bakire Meryem ibadet ediyordu ki, melek Cebrail
kendisini ziyaret edip, oğluna yapılan eziyeti naklederek, dedi: «Korkma
Meryem, çünkü Allah O’nu dünya (dakiler) den koruyacaktır. Bunun üzerine,
Meryem ağlayarak Nasıra’dan ayrıldı ve oğlunu aramak için Kudüs’e, kız kardeşi
Meryem Selâme’nin evine geldi. Fakat, İsa gizlice Sidrun çayının ötesine
çekilmiş olduğundan, onu bu dünyada bir daha göremedi; ancak utanç işinden
sonra melek Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel’le birlikte Allah’ın emriyle
onu kendisine getirdiler.
210.
Mabeddeki
karışıklık îsa’nin ayrılmasıyla dinince, başkâhin yüksek bir yere çıkıp,
elleriyle sus işareti yaparak dedi: «Kardeşler! Biz ne yapıyoruz? O’nun
şeytan’ca san’atıyla tüm dünyayı aldattığını görmüyor musunuz? Şimdi, eğer o
bir büyücü değil ise, nasıl oldu da kaybolup gitti? Emin olun ki, o kutsal biri
ve bir peygamber olmuş olsaydı, Allah’a karşı, kul(u) Musa’ya karşı ve
İsrail’in ümidi Mesih’e karşı küfürde bulunmazdı! Ve, ne diyeyim ben? O, tüm
kâhinlerimize küfretti. Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, eğer o dünyadan
ayrılmazsa, İsrail kirlenecek ve Allah’ımız bizi milletlere teslim edecektir.
Dikkat edin şimdi, onun yüzünden bu kutsal mabed nasıl da kirlenmiş bulunuyor!»
Ve,
başkâhin o şekilde konuştu ki, pek çokları İsa’yı terketti. Bunun üzerine,
gizli tutulan öldürme işi açığa vuruldu. O kadar ki, başkâhin bizzat Hirodes’e
ve Roma valisine gidip, İsa’yı, kendisini İsrail’e kral yapmak arzusunda
olmakla suçladı ve bu konuda yalancı şahitler de buldular.
Sonra,
İsa aleyhinde genel bir toplantı yapıldı. Çünkü Romalıların fermanı herkesi
korkutuyordu. Öyle ki, Roma senatosu İsa ile ilgili olarak iki kez ferman
yayınlamıştı. Fermanın birinde, Yahudiler’in peygamberi Nasıralı Isa’ya Allah
veya Allah’ın oğlu denilmesi ölüm cezasıyla men ediliyor; diğerinde ise,
Yahudiler’in peygamberi Nasıralı İsa hakkında tartışmak para cezasıyla
yasaklanıyordu. Bu nedenle, aralarında büyük bir
ayrılık
vardı. Bazıları, İsa aleyhinde Roma’ya yeniden yazı yazılmasını istiyordu;
bazıları, bir serserinin sözleriymişçesine ne derse desin, İsa’nın kendi başına
bırakılması gerektiğini söylüyor; diğerleri ise, gösterdiği büyük mucizeleri
delil olarak ileri sürüyorlardı.
Bu
yüzden başkâhin, afaroz acısını göze almadan kimsenin İsa’yı savunur bir tek
kelime bile konuşmamasını söyledi ve Herod ve valiyle konuşup dedi: -Her
halûkârda elimizde kötü bir risk var. Çünkü, bu günahkârı öldürsek, Kayser’in
fermanına karşı davranmış olacağız, yok yaşamasına ve kendisini İsrail’e kral
yapmasına izin versek, o zaman durum ne olacaktır?» Bunun üzerine Hirodes
kalktı ve valiyi tehdit ederek dedi: «Sakın ki, bu adamı tutman yüzünden bu
ülke ayaklanmaya kalkmasın; o zaman seni Kayser’in önünde bir asi olarak
suçlarım.» Bu durum karşısında vali, senatodan korkup, Hirodesle dost oldu.
(Çünkü önceden birbirlerinden öldüresiye nefret ederlerdi). Ve İsa’nın
öldürülmesi üzerinde anlaşıp, başkâhine dediler: «Ne zaman bu suçlu adamın
nerede olduğunu öğrenirsen, kendini bize gönder, biz sana asker vereceğiz.» Bu,
«yeryüzünün reisleri ve kralları İsrail’in mukaddesine karşı birleşirler. Çünkü
o, dünyanın kurtuluş yolunu ilân eder» diyerek, İsrail’in peygamberi İsa’yı
önceden haber veren Davud’un peygamberî sözünün gerçekleşmesi için oldu.
Bunun üzerine, o gün Kudüs’ün her
yanında İsa için genel bir arama yapıldı.
211.
Sidrun
çayı ötesinde, Nikodemus’un evinde bulunan İsa havarilerini rahatlatıp, dedi:
«Dünyadan ayrılma vaktim yaklaşmış bulunuyor; kendinizi teselli edin ve üzülmeyin,
çünkü ben gittiğim yerde hiç bir ızdırap duymayacağım.
«Şimdi,
benim hayrıma üzülürseniz, benim dostlarım olmuş olur musunuz? Emin olun ki
hayır, bilakis düşmanlar (ım olmuş olursunuz). Dünya neşeleneceği zaman siz
üzülün, çünkü, dünyanın neşelenmesi ağlamaya dönüşür; ama sizin üzüntünüz
sevince dönüşür ve sizin sevincinizi kimse sizden alamaz; çünkü, kalbin,
yaratıcısı Allah’ta duyduğu sevinci tüm dünya çekip alamaz. Allah’ın benim
ağzımla size söylediği sözleri unutmamaya bakın. Dünyaya karşı ve dünyayı
sevenlere karşı incil’imle yaptığım şahitliği tahrif edecek herkese karşı,
benim şahitlerim olun.»
212.
Sonra,
ellerini Rabb’e kaldırıp, dua ederek dedi: «İbrahim’in Allah’ı, İsmail ve
İshak’ın Allah’ı, babalarımızın Allah’ı, Allah’ımız Rabb, bana verdiklerine
merhamet et ve onları dünyadan koru. Onları dünyadan al demiyorum, çünkü, benim
İncil’imi tahrif edeceklere karşı onların şahitlik etmesi gerekiyor. Bunun
yerine, onları şerden koruman için dua ediyorum, ki, Senin Hüküm Günü’nde,
benimle birlikte, senin ahdini bozan İsrail ailesine karşı ve dünyaya karşı
şahitlik etmek için gelsinler. Putatapıcı babaların oğullarına karşı, tam
dördüncü soya kadar putatapıcılıktan intikam alan kadir ve gayyûr Rabb Allah,
benim Senin oğlun olduğumu yazdıkları zaman, bana verdiğin İncil’imi tahrif
edecek olan herkesi Sen ebediyyen lanetle. Çünkü, çamur ve toprak olan ben,
Senin kullarının hizmetçisiyim ve hiç bir zaman kendimi senin iyi bir kulun
olarak düşünmedim; şundan ki, ben Sana, bana verdiklerin karşısında hiç bir şey
veremem. Çünkü, her şey Senindir. Bin nesilde Sen’den korkanlar üzerinde
merhametini gösteren Rahim Rabb Allah, bana
verdiğin
Kelâmı’na inananlara merhamet et. Çünkü, nasıl Sen gerçek Allah’san, benim
söylediğim söz de öyle gerçektir. Çünkü, o Senindir. Görüyorsun ki, okuduğu
kitapla yazılı olandan başkasını okuyamıyan bir okuyucu gibi konuştum; bana
verdiğini işte bu şekilde anlattım.
Koruyucu
Rabb Allah, şeytan’ın kendilerine karşı hiç bir şey yapmaması için bana verdiklerini
koru; yalnız onları değil, onlara inanacak her şeyi koru.
«Merhameti
bol ve zengin Rabb, Hüküm Günü’nde Elçi’nin cemaati içinde bulunmasını kuluna
bahşet; yalnızca bana değil, bana verdiğin herkese, onlarla birlikte,
tebliğleri sonucu bana inanacak herkese. Ve, Kendin için bunu yap ki Rabb,
şeytan Sen Rabb’e karşı böbürlenmesin.»
«Nimetinden
kavmim îsrail için gerekli olan her şeyi sağlayan Rabb Allah, dünyayı kendisi
için yarattığını Elçi’nle kutsamayı va’d ettiğin yeryüzünün tüm kabilelerini hatırdan
çıkarma. Dünyaya merhamet et ve Elçi’ni çabucak gönder ki, düşmanın olan
şeytan, imparatorluğunu yitirsin.» Ve, İsa bunu söyledikten sonra üç kez,
«Amin, yüce ve rahîm olan Rabb!» dedi.
Ve,
ağlayarak karşılık verdiler. «Amin!»; Yehuda hariç, çünkü o hiç bir şeye
inanmıyordu.
213.
“O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir”
Kuzuyu yeme günü gelince, Nikodemus
kuzuyu îsa ve şakirtleri için gizlice bahçeye gönderdi ve vali ve başkâhinle
birlikte Hirodes’in ferman ettiği her şeyi bilirdi. Bunun üzerine Isa ruhen
sevinip dedi: «Kutsal adını tesbih ve takdis ederim ey Rabb, çünkü beni,
dünyanın işkence edip öldürdüğü kullarının sayısından ayırdın. Şükürler olsun
sana Allah’ım, çünkü Senin işini yerine getirdim.» Ve, Yehuda’ya dönerek, ona
dedi : «Arkadaş, neye beklersin? Benim vaktim yakın, o halde git de, yapman
gerekeni yap.»
Şakirtler,
İsa’nın Yehuda’yı Fısıh günü için bir şeyler almaya gönderdiğini sandılar; ama
îsa, -Yehuda’nın kendisine ihanet edeceğini biliyordu; bu nedenle, dünyadan
ayrılmak arzusuyla böyle konuştu.
Yehuda karşılık verdi: «Rab, yememe
izin ver, sonra giderim:»
«Yiyelim«
dedi İsa, «çünkü sizden ayrılmadan bu kuzuyu yemeği çok arzu ettim.» Ve,
kalkıp, bir havlu aldı ve beline doladı, sonra bir leğene su koyup, şakirtlerinin
ayaklarını yıkamaya başladı. Yehuda’dan başlayıp, Petrus’a geldi. Petrus dedi:
«Rab, benim ayaklarımı yıkamıyacak mısın?»
îsa cevap verdi: «Benim ne yaptığımı
sen şimdi bilmiyorsun, ama daha sonra bileceksin.»
Petrus karşılık verdi: «Benim ayaklarımı
hiç yıkamıyacaksın.»
O
zaman, İsa kalktı ve dedi: «Sen de Hüküm Günü’nde benim bölüğüme
katılmayacaksın.»
Petrus
karşılık verdi: «Yalnız ayaklarımı değil Rab, ellerimi ve başımı da yıka.»
Şakirtler yıkanıp da, yemek için sofraya oturduklarında îsa dedi: «Ben sizi
yıkadım, yine de tamamen temiz değilsiniz; öyle ki, denizin tüm suyu bana
inanmayanı yıkamıyacaktır.» îsa bunu, kendisine kimin ihanet etmekte olduğunu
bildiği için dedi. Şakirtler bu sözlere üzülmüşlerdi ki, İsa yine dedi: «Bakın
size diyorum ki, sizden biriniz bana ihanet edecek, öyle ki, bir koyun gibi
satılacağım; ama yazıklar olsun ona, çünkü, babamız Davut’un böyle biri
hakkında söylediği, «O, başkaları için hazırladığı çukura
düşecektir»
sözünü tümüyle yerine getirecek.»
Bunun üzerine şakirtler birbirlerine
bakıp, üzüntü içinde dediler: «Hain kim olacak?»
Sonra Yehuda dedi: «Ben mi olacağım
o, ey muallim?»
İsa
cevap verdi: «Bana ihanet edecek olanın kim olduğunu söyledim.» Ve, on bir
havari bunu duymadı.
Kuzu
yenilince, cin Yehuda’nın sırtına bindi ve o da evden çıkarken, İsa kendisine
yeniden dedi: «Yapman gereken şeyi çabuk yap.»
214.
İsa
evden çıkıp, ibadet etme adeti üzere, yüz kez dizlerini büküp, secdeye vararak
ibadet etmek için bahçeye çekildi. Bu sırada, İsa’nın şakirtleriyle birlikte
bulunduğu yeri bilen Yehuda başkâhine vardı ve dedi: «Bana va’d olunanı
verirseniz, bu gece aradığınız İsa’yı elinize vereceğim; çünkü o onbir
ashabıyla birlikte yalnızcadır.» Başkâhin karşılık verdi: «Ne kadar istersin?»
Yehuda dedi: «Otuz altın.»
O
zaman, başkâhin hemen kendisine parayı saydı ye asker getirmesi için vali ve
Hirodes’e bir Ferisi gönderdi ve bir lejyon asker verdiler, çünkü halktan
korkuyorlardı; bu nedenle, silahlarını alarak değnekler üzerindeki meş’ale ve
fenerlerle Kudüs’ten çıktılar.
215.
Askerler Yehuda’yla birlikte
îsa’nın bulunduğu yere yaklaştıklarında, Isa çok sayıda kişinin yaklaştıklarını
işitip, korkuyla geri eve çekildi. Ve, on bir (havari) uyumakta idiler.
O
zaman kuluna gelen tehlikeyi gören Allah, elçileri Cebrail, Mikâil, (İs)rafil
ve Uriel’e İsa’yı dünyadan almalarını emretti.
Kutsal
melekler gelip, İsa’yı güneye bakan pencereden çıkardılar. Onu götürüp, üçüncü
göğe, daima Allah’ı tesbih ve takdis etmekte olan meleklerin yanına bıraktılar.
216.Yahudi
İskariyot Mucize ile İsa’ya Benzetiliyor
Yehuda
herkesin önünden hızlı hızlı îsa’nın yukarı alındığı odaya daldı. Ve, şakirtler
uyuyorlardı. Bunun üzerine, mucizeler yaratan Allah yeni bir mucize daha
yarattı. Öyle ki, Yehuda konuşma ve yüz bakımından Isa’ya o şekilde benzetildi
ki, O’nun İsa olduğuna inandık. Ve, o bizi uyandırdı. Muallim’in bulunduğu yeri
arıyordu. Bunun üzerine, biz hayret ettik ve cevap verdik : «Sen Rab, bizim
muallimimizsin; bizi unuttun mu?»
O,
gülümseyerek dedi: «Şimdi, benim Yehuda îskariyot olduğumu bilmeyecek kadar
budalalaştınız!»
Ve,
o bunu derken askerler girdiler, ellerini Yehuda’nın üzerine koydular, çünkü o,
her bakımdan îsa’ya benziyordu.
Biz,
Yehuda’nın dediklerini duyup, yığınla askeri de görünce, delirmiş gibi kaçtık.
Ve, keten beze dolanmış olan Yuhanna da uyanıp kaçtı ve askerin biri kendisini
keten bezden yakalayınca, keten bezi bırakıp, çıplak olarak kaçtı. Çünkü Allah,
İsa’nın duasını duymuş ve on bir (havariyi) şerden korumuştu.
217. Hain
Yahuda Çarmıha Geriliyor
Askerler
Yehuda’yı tutup, alay ede ede bağladılar. Çünkü o, gerçekten îsa olduğunu inkâr
ediyordu; askerler kendisiyle alay edip dediler: «Efendi, korkma, çünkü biz
seni İsrail kralı yapmaya geldik ve senin krallığı reddedeceğini bildiğimiz
için de seni bağladık.» Yehuda karşılık verdi: «Siz aklınızı mı yitirdiniz?
Siz, bir soyguncuya (karşı gelir gibi) silâh ve fenerlerle Nasıra’lı îsa’yı
almaya geldiniz ve size yol gösteren beni, kral yapmak için bağladınız!»
O
zaman askerler sabırlarını yitirip, yumruk ve tekmelerle Yehuda’ya vurmaya
başladılar ve onu öfkeyle Kudüs’e getirdiler.
Yuhanna
ve Petrus uzaktan askerleri izliyorlardı; ve, İsa’yı idam etmek için toplanmış
bulunan Ferisîler heyeti ve başkâhin tarafından Yehuda’ya yapılan tüm
sorgulamayı gördüklerine dair bu (satırları) yazanı ikna ettiler. Bu arada
Yehuda pek çok deli sözleri söyledi, o kadar ki, herkes katıla katıla gülüp,
onun gerçekten İsa olduğuna ve ölüm korkusuyla deli numaraları yaptığına inandılar.
Bunun üzerine, yazıcılar, gözlerini bir sargıyla bağlayıp, alay ederek dediler:
«Nasıralılar’ın (Isa’ya inananlara böyle derlerdi) peygamberi İsa, söyle bize,
yüzüne vuran kimdir?» Ve, onu yuınruklayıp, yüzünü tokatladılar.
Sabah
olunca, halkın ileri gelenleri ve Ferisîlerden oluşan büyük bir heyet toplandı;
ve, başkâhin Ferisîlerle birlikte Yehuda’ya karşı, İsa olduğuna inandıklarından
yalancı şahit, aradılar; ve aradıklarını bulamadılar. Ve, önde gelen kâhinlerin
Yehuda’nın Isa olduğuna inandıklarını neden söylüyorum? Hattâ, bunu yazanla
birlikte tüm şakirtler buna inanıyordu; ve hatta, İsa’nın zavallı bakire annesi
yakınları ve dostlarıyla birlikte buna inanıyordu. Öyle ki, herkesin üzüntüsü
inanılmaz derecedeydi. Allah sağ ve diridir ki, yazan, İsa’nın söylemiş olduğu
her şeyi, dünyadan nasıl çekilip alınacağını, üçüncü bir kişide nasıl işkence
çekeceğini ve dünyanın sonuna kadar ölmeyeceğini unutmuştu. Bu nedenle, İsa’nın
annesi ve Yuhanna ile birlikte çarmıhın yanına gitti.
Başkâhin Yehuda’yı bağlı olarak
önüne getirtti ve ona şakirtlerini ve akidesini sordu.
Bunun üzerine Yehuda, kendinde
değilmiş gibi konuyla ilgili hiç bir cevap vermedi.
Başkâhin, İsrail’in yaşayan Allah’ı
üzerine, gerçeği söylemesini ondan rica etti.
Yehuda cevap verdi: «Benim
Nasıra’lı İsa’yı elinize vermeği va’d eden Yehuda İskariyot olduğumu söyledim
size; ve siz, hangi san’atladır bilmiyorum, çıldırmışsınız, çünkü, her bakımdan
benim İsa olduğumu kabul ediyorsunuz.»
Başkâhin
karşılık verdi: «Ey sapık fitneci, akidenle ve sahte mucizelerinle Galile’den
başlayarak, buraya, Kudüs’e kadar tüm İsrail’i aldattın; ve şimdi de, deli
numarası yapmakla sana yakışacak olan hak ettiğin cezadan kaçmayı mı
düşünüyorsun? Allah sağ ve diridir ki, ondan kurtulamıyacaksın!» Ve, bunu dedikten
sonra, hizmetçilerine, anlayışı geri başına gelsin diye yumruk ve tekmelerle
ona vurmalarını emretti. Sonra, başkâhinin hizmetçilerinin elinde gördüğü alay
inanılmayacak biçimdeydi. Çünkü, heyete zevk vermek için aşkla ve şevkle yeni
yeni yöntemler kullanıyorlardı. Bir hokkabaz gibi giydiriyorlar ve el ve
ayaklarla o şekilde davranıyorlardı ki, Kenanileri bile bu manzarayı
gördüklerinde merhamete getirebilirdi.
Ama, önde gelen kâhinler,
Ferisîler ve halkın ileri gelenleri, Isa’ya karşı öylesine çileden çıkmış
kalblere sahiptiler ki, Yehuda’nıngerçekten İsa olduğuna inanarak, ona bu
şekilde davranıîdığını görmekten zevk duyuyorlardı.
Ardından,
onu bağlı olarak İsa’yı gizliden gizliye seven valiye götürdüler. Bunun üzerine
o, Yehuda’nın îsa olduğunu sanıp, kendisini odasına aldı ve onunla konuşarak,
hangi nedenle önde gelen kâhinlerin ve halkın onu eline verdiklerini sordu.
Yehuda
cevap verdi: «Sana gerçeği söylesem de bana inanmazsın; çünkü, belki sen de
(önde gelen) kâhinler ve Ferisîler’in aldatıldığı gibi aldatılmışsındir.»
Vali,
(onun kanunla ilgili olarak konuşmak arzusunda olduğunu düşünerek) karşılık
verdi: «Şimdi sen benim bir Yahudi olmadığımı bilmiyor musun? (Önde gelen)
kâhinler ve halkının ileri gelenleri seni benim elime verdiler; bu nedenle,
bana gerçeği söyle de, adaletli olanı yapayım. Çünkü, benim seni serbest
bırakacak veya seni idam edecek gücüm vardır.»
Yehuda
karşılık verdi: «Efendi (m), inan bana eğer beni idam edersen büyük bir
yanlışlık yapmış olacaksın; çünkü suçsuz bir kişiyi öldüreceksin; ben Yehuda
îskoriyot’um, bir büyücü olan ve san’atıyla beni bu şekle çeviren İsa değilim.»
Vali,
bunu duyunca şaştı kaldı, öyle ki, onu serbest bırakmak istedi. Bu nedenle de
dışarı çıkıp, gülümseyerek, «Hiç olmazsa bir konuda bu adam ölümü değil,
bilakis merhameti hak etmektedir» dedi ve ilâve etti: «Bu adam İsa olmadığını,
aksine, îsa’yı yakalamaları için askerlere yol gösteren bilinen bir Yehuda
olduğunu söylüyor ve Galile’li İsa’nın büyücü san’atıyla kendisini bu şekle
koyduğunu belirtiyor. Bu nedenle, eğer bu doğruysa, onu öldürmek, suçsuz
olduğundan büyük bir haksızlık olacaktır. Ama, eğer İsa ise ve kendisini inkâr
ediyorsa, o zaman mutlaka anlayışını yitirmiştir. Ve, bir deliyi öldürmek de
dinsizce bir davranış olur.»
O
zaman, önde gelen kâhinler ve halkın ileri gelenleri, yazıcı ve Ferisîlerle
birlikte bağıra çağıra dediler: «O Nasıra’lı İsa’dır, biz onu tanırız; çünkü,
eğer suçlu olmamış olsaydı onu senin eline vermezdik. O deli de değildir,
bilakis habistir. Çünkü bu yolla elimizden kurtulmaya çalışıyor. Ve onun
karıştırdığı fitne, kurtulacak olursa öncekinden daha kötü olacaktır.»
Pilatus
(valinin adı böyleydi), böyle bir durumdan kendisini sıyırmak için dedi. «O
Galile’lidir ve Hirodes Galile kralıdır; bu nedenle böyle bir davaya bakmak
bana düşmez, bu yüzden onu Hirodes’e götürün.»
Bunun
üzerine, Yehuda’yı Hirodes’e götürdüler. O, uzun bir süre İsa’nın evine
gitmesini arzulamıştı. Ama, îsa onun evine gitmeği hiç istememişti. Çünkü
Hirodes, bir Centilî olup, sahte ve yalancı tanrılara tapar, necis Centilîlerin
usulü üzere yaşardı. Şimdi, Yehuda oraya getirilince, Hirodes, kendisine pek
çok sorular sordu; Yehuda, İsa olduğunu inkâr ederek bunlara, amaca uymayan
cevaplar verdi.
O
zaman, Hirodes, tüm sarayıyla birlikte onunla alay etti ve, soytarılara
giydirildiği gibi ona da beyazlar giydirip, geri Pilatus’a gönderdi ve dedi:
«İsrail kavmine adalette başarısızlığa düşme!»
Ve,
Hirodes bunu yazdı, çünkü, önde gelen kâhinler, yazıcılar ve Ferisîler kendisine
çok miktarda para vermişlerdi. Vali, bunu Hirodes’in bir hizmetçisinden
duyunca, o da biraz para elde edebilmek için Yehuda’yı serbest bırakmak
istermiş gibi yaptı. Bunun üzerine, kamçılayarak öldürmeleri için kendilerine
yazıcıların ödemede bulunduğu kölelerine onu kamçılattı. Ama, bu konuda
fermanını vermiş bulunan Allah, bir başkasını sattığı bu korkunç ölümü çekmesi
için, Yehuda’yı çarmıha saklıyordu. Her ne kadar askerler onu, vücudu kan revan
içinde kalıncaya kadar kırbaçlamışlarsa da, Yehuda’nın kırbaç altında ölmesine
izin vermedi. Sonra, alay ederek, üzerine eski mor bir elbise giydirip,
dediler: «Yeni kralımızı giydirmek ve taçlandırmak gerek.» Böyle deyip,
dikenler topladılar ve kralların başlarına giydikleri altın ve kıymetli
taşlardan oluşan taçlar gibi bir taç yaptılar ve bu dikenli tacı Yehuda’nın
başına koydular. Asa yerine eline bir kamış verdiler ve yüksek bir yere
oturttular. Ve, askerler önüne gelip, alaylı alaylı baş eğerek, onu
Yahudiler’in
kralı olarak selâmladılar. Ve, yeni kralların vermeye alışık oldukları
hediyeleri almak için ellerini açtılar; ve hiç bir şey almayınca da Yehuda’yı
tokatlayıp dediler: «Askerlerine ve hizmetçilerine ödemede bulunmayacaktın da,
ne diye taç giydin aptal kral?»
Yazıcılar
ve Ferisilerle birlikte önde gelen kâhinler, Yehuda’nın kırbaçlarla ölmemiş
olduğunu görünce, Pilatus’un onu serbest bırakmasından korkarak, valiye para
hediyesinde bulundular. O da bunu alıp. Yehuda’yı ölüm suçlusu olarak
yazıcılara ve Ferisî’lere verdi. Bunun üzerine, onun yanısıra iki hırsızı da
çarmıhta ölüm cezasına çarptırdılar.
Sonra
onu, suçluları astıkları Kalveri dağına götürdüler ve orada, daha çok rezil
olsun diye çıplak olarak çarmıha gerdiler.
Yehuda,
bağırmaktan başka gerçekte bir şey yapmadı : «Allah, suçlunun kurtulup
gittiğini ve benim de haksız yere öldüğümü göre göre, beni neden terkettin?»
Cidden
diyorum ki, Yehuda’nın sesi, yüzü ve şekli Isa’ya o kadar benziyordu ki,
şakirtleri ve mü’minleri onun îsa olduğuna tamamen inandılar; bu yüzden bazıları,
İsa’nın sahte bir peygamber olduğuna ve gösterdiği mucizeleri büyü san’atıyla
gerçekleştirdiğine inanarak, İsa’nın doktrininden ayrıldılar; çünkü, İsa
dünyanın sonunun yaklaştığı zamana kadar ölmeyeceğini söylemişti. Çünkü, o
zaman dünyadan alınmalıydı.
Öte
yandan, İsa’nın akidesinde sapasağlam devam edenler, ölenin tümüyle Isa’ya
benzediğini görüp, îsa’-nın demiş olduğu şeyleri de hatırlamadıklarından
üzüntüye kapıldılar. Ve, İsa’nın annesinin eşliğinde Kalveri dağına gidip,
İsa’nın ölümünde sürekli ağlıyarak bulunmakla kalmadılar, aynı zamanda
Nikademus ve Aberimetya’lı Yusuf’un aracılığıyla İsa’nın vücudunu, gömmek için
validen aldılar. Ve, kesinlikle kimsenin inanmayacağı ağlamalarda onu çarmıhtan
indirip, yüz liralık çok kıymetli merhemlerle sararak, Yusuf’un yeni mezarına
gömdüler.
218.
Sonra,
herkes kendi evine döndü. Bunu yazan Yuhanna ve kardeşi Yakup’la birlikte,
İsa’nın annesiyle beraber Nasıra’ya gitti.
Allah’tan
korkmayan şakirtler geceleyin gidip, Yehuda’nın cesedini çalarak sakladılar ve
İsa’nın yeniden dirildiğini yaydılar; bu yüzden büyük karışıklık doğdu. O
zaman, başkâhin, afaroz cezasını göze almadan, kimsenin Nasıra’lı İsa’dan söz
etmemesini emretti. Ve, büyük bir işkence başladı; pek çokları taşlandı, pek
çokları dövüldü ve pek çokları ülkeden sürüldü; çünkü, bu konuda ağızlarını
tutamıyorlardı.
Nasıra’ya,
çarmıhta ölmüş bulunan hemşehrileri İsa’nın yeniden dirildiği haberi geldi.
Bunun üzerine, bu (satırlar) ı yazan İsa’nın annesinden ağlamayı bırakıp,
sevinmesini rica etti. Çünkü, oğlu yeniden dirilmisti. Bunu duyan bakire Meryem
ağlayarak dedi: «Kudüs’e gidip oğlumu bulalım. Onu gördüğüm zaman rahat
ölebilirim.»
219. İsa
Gelerek İnananlarla 3 Gün Kalıyor
Bakire,
başkâhinin fermanının çıktığı gün, bu (satırlar) ı yazan, Yakup ve Yuhanna’yla
birlikte Kudüs’e döndü.
Burada,
Allah’tan korkan bakire, başkâhinin fermanının haksız olduğunu bilmesine
rağmen, yanında kalanlara oğlunu unutmalarını emretti. O zaman, herkes ne kadar
da
müteessir
oldu! — İnsanların kalbini gözleyen Allah biliyor ki, muallimimiz İsa olduğuna
inandığımız Yehuda’nın ölümünün üzüntüsüyle, onu yeniden dirilmiş görmenin
arzusu arasında, İsa’nın annesiyle birlikte bitip tükeniyorduk.
Bu
yüzden, Meryem’in koruyucuları olan melekler, İsa’nın meleklerin eşliğinde
kaldığı üçüncü göğe çıkıp, her şeyi İsa’ya anlattılar.
Bunun üzerine îsa, kendisine
annesini ve şakirtlerini görme gücü vermesi için Allah’a dua etti. O zaman
rahim olan Allah, dört gözde meleği Cebrail, Mikâil, Rafail ve Uriel’e İsa’yı
annesinin evine götürüp, yalnızca akidesine inananlarca görülmesine izin
vererek, üç gün sürekli olarak kendisini gözetmelerini emretti.
İsa
nurla çevrilmiş olarak, bakire Meryem’in, iki kızkardeşi ve Marta ve Meryem
Magdalen, Lazarus, bu (satırlar) ı yazan, Yuhanna, Yakup ve Petrus’la birlikte
kalmakta olduğu odaya geldi. Bunun üzerine, herkes korkudan ölü gibi düştü. Ve,
İsa annesini ve diğerlerini yerden kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü ben
İsa’yım; ve ağlamayın, çünkü ben diriyim, ölmüş değilim.» Herkes uzun bir süre
İsa’nın karşısında kendinden geçmiş gibi kaldı; çünkü, İsa’nın öldüğüne artık
inanmış bulunuyorlardı. Sonra, Bakire ağlayarak dedi: -Söyle bana oğlum, sana
ölüleri diriltme gücü veren Allah neden yakınlarının ve dostlarının utancına
rağmen ve akidenin (düştüğü) utanca rağmen senin ölmene, izin verdi? Çünkü seni
seven herkes adeta ölmüş durumda.»
220.”Neden
İsa’nın Öldüğüne İnandırıldılar?”
îsa
annesini kucaklayıp cevap verdi: «İnan bana anne, çünkü sana gerçekten diyorum ki,
ben hiç ölmedim; Allah beni dünyanın sonuna kadar saklamış bulunuyor.» Ve, bunu
deyip, dört meleğe görünmelerini ve meselenin nasıl geçtiği konusunda şahitlik
etmelerini rica etti.
Bunun
üzerine, melekler dört parlak güneş gibi göründüler, öyle ki, herkes korkudan
yine ölü gibi (yere) düştü.
O
zaman îsa meleklere, görünebilsinler ve konuştukları annesiyle ashabı
tarafından duyulabilsin diye, giymeleri için dört keten bezi verdi. Ve, her bir
kimseyi (yerden) kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Bunlar Allah’ın elçileridir;
Allah’ın gizliliklerini bildiren Cebrail, Allah’ın düşmanlarına karşı savaşan
Mikâil, ölenlerin ruhlarını alan Rafail (Azrail) ve herkesi Son Gün’de Allah’ın
mahkemesine çağıracak olan Uriel (İsrafil).» O zaman dört melek, Allah’ın
İsa’yı nasıl çağırdığını ve bir başkasını sattığı cezayı çekmesi için Yehuda’yı
nasıl değiştirdiğini Bakire’ye naklettiler.
Sonra,
bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, sen bizimle birlikte kalırken benim
için meşru olduğu gibi, şimdi de sana soru sormak benim için meşru mudur?» îsa
cevap verdi: «Ne istersen sor Barnabas, sana cevap vereceğim.»
O
zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, Allah rahim olduğu halde, neden
senin öldüğüne inandırarak bize eziyet etti? Ve, annen senin için o kadar
ağladı ki, nerdeyse ölecekti. Ve Allah’ın bir mukaddesi olan sen, Allah neden
üzerine, Kalveri dağında hırsızlar arasında öldürüldüğün iftirasının atılmasına
izin verdi?»
îsa
cevap verdi: «înan bana Barnabas, her günahı, ne kadar küçük de olsa, Allah’a
karşı günahla suç işlendiğinden, Allah büyük ceza ile cezalandırır. Bu nedenle,
annem ve benimle birlikte olan imanlı şakirtlerin beni birazcık da dünya
sevgisiyle sevdiklerinden, adaletli olan Allah, Cehennem alevleriyle cezalanmaması
için bu sevgiyi şu andaki üzüntüyle cezalandırdı ve, her ne kadar ben dünyada
suçsuz idiysem de, insanlar bana
«Allah»
ve «Allah’ın oğlu» dediklerinden, Hüküm Günü’nde şeytanların alayına
uğramıyayım diye, Allah, herkesi benim çarmıhta öldüğüme inandırarak, bu
dünyada Yahuda’nın ölümüyle insanların alayına uğramamı diledi. Ve bu alay,
geldiği zaman bu aldanmayı Allah’ın kanununa inananlara açıklayacak olan
Allah’ın elçisi Muhammed’in gelişine kadar sürecektir.»
Bu
şekilde konuştuktan sonra İsa dedi: «Sen adilsin ey Allah’ımız Rabb, çünkü
sonsuz şan ve şeref ancak Sana aittir.»
221.
Ve,
İsa bu (satırlar) ı yazana dönüp dedi: «Bak Barnabas, benim dünyada kalışım
süresince tüm olup bitenlerle ilgili olarak benim İncil’imi elbette yazmalısın.
Ve, aynı şekilde Yehuda’nın başına gelenleri de yaz ki, mü’minler aldanmasın ve
herkes gerçeğe inansın.»
O
zaman, yazan cevap verdi: «Înşallah her dileği yaparım ey muallim, ama
Yehuda’nın başına gelenler nasıl oldu bilmiyorum, çünkü hepsini görmedim.»
İsa
cevap verdi: «işte her şeyi gören Yuhanna ve Petrus, olup bitenlerin hepsini
sana söylerler.»
Ve,
sonra îsa kendisini görmeleri için bize, imanlı şakirtlerini çağırmamızı
emretti. O zaman Yakup ve Yuhanna, Nikodemus ve Yusuf’la birlikte yedi havari
ve yetmişikiden başka daha pek çoklarını topladılar ve hepsi İsa ile birlikte
yemek yediler.
Üçüncü
gün İsa dedi; «Annemle birlikte Zeytinlik Dağı’na gidin, çünkü, oradan yeniden
göğe çıkacağım, beni kimin götürdüğünü görürsünüz.»
Korkularından
Şam’a kaçmış bulunan yetmişiki şakirdin yirmi beşi dışında herkes oraya gitti.
Ve, hepsi ibadet halindeyken, îsa öğleyin Allah’a senada bulunan çok sayıda
melekle geldi; ve, yüzünün nuru herkesi korkudan sararttı ve yüz üstü yere
düştüler. Ama, İsa kendilerini kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Korkmayın, ben
mualliminizim.» Ve, kendisinin ölüp yeniden dirildiğine inananları uyararak
dedi: «Şimdi siz beni ve Allah’ı yalancılar yerine mi koyuyorsunuz? Çünkü Allah
bana, size söylediğim gibi hemen hemen dünyanın sonuna kadar yaşamayı
bahsetmiştir. «Bakın size diyorum ki, ben değil, hain Yehuda öldü. Dikkat edin,
çünkü şeytan sizi aldatmak için her çabayı gösterecektir, ama siz tüm İsrail’de
ve dünyanın her yanında duyduğunuz ve gördüğünüz bütün şeyler için benim
şahitlerim olun.»
Ve îsa böyle konuşup,
mü’minlerin kurtuluşu ve günahkârların hidayeti için Allah’a dua etti. Ve duası
sona erdi, annesini kucaklayıp dedi: «Selam sana anneciğim, seni ve beni
yaratan Allah’a dayan.» Ve, böyle söyleyip, şakirtlerine dönerek dedi:
«Allah’ın lûtfu ve rahmeti sizinle olsun.»
Sonra, orada bulunanların gözleri
Önünde dört melek onu göğe çıkardılar.
222.
İsa
ayrıldıktan sonra, şakirtler İsrail’in ve dünyanın değişik bölgelerine
dağıldılar ve şeytan’ın nefret ettiği Hak, her zaman olduğu gibi, Batılın
işkencelerine uğradı. Çünkü, şakirtmiş gibi görünen birtakım şerli insanlar
İsa’nın öldüğünü ve tekrar dirilmediğini yazdılar. Diğer bazıları, onun
gerçekten öldüğünü, ama tekrar dirildiğini yazdılar. Bir diğerleri ise İsa’nın
Allah’ın oğlu olduğunu yazdılar ve yazıyorlar; aralarında aldatılmış
olan
Pavlus da vardır. Ama biz, yazabildiğimiz kadarını Allah’tan korkanlara
anlatıyoruz ki, Allah’ın son Hüküm Günü’nde kurtulabilsinler.
İNCİLİN SONU


Bir yanıt yazın