Türk tasavvuf geleneğinin en büyük isimlerinden biri olan Yunus Emre, derinliği, sadeliği ve ilahi aşkı anlatan sözleriyle yüzyıllardır gönülleri aydınlatmıştır. Ne var ki günümüzde yapılan bazı televizyon yapımları, bu manevi mirası geniş kitlelere ulaştırmak yerine, reyting kaygısıyla amacından uzaklaştırmaktadır. “Yunus Emre” dizisi de bu çizginin ötesine geçemeyen yapımlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Dizinin en büyük problemi, hakikati koruma sorumluluğunu, “dram” adı altında neredeyse tamamen rafa kaldırmış olmasıdır. Tasavvufun en temel ilkesi olan edep, yapımda yer yer göz ardı edilmiş; Yunus Emre ve Taptuk Emre gibi büyük zatların şahsiyetleri, popüler senaryo kalıplarına sıkıştırılmıştır.
Örneğin; dizide şeyhin kızının Yunus’a aşık olması, evli bir kadının Yunus’a gönül düşürmesi ya da Taptuk Emre’nin kızının gizlice bey oğluyla evlendirilmesi gibi sahneler, tarihî kaynaklarda hiçbir karşılığı olmayan, tamamen kurgu öğeleridir. Tasavvuf mektebinde böyle bir durum yaşansa, bu yalnızca bireysel bir hata değil; tarikatın bütününü etkileyen büyük bir fitne olarak kabul edilirdi. Oysa dizide bu hadiseler “dramatik gerilim” malzemesine dönüştürülmüştür.
Bu tür eklemeler, Yunus’un ilahi aşk anlayışının yerini dünyevi aşk üçgenlerine bırakmasına neden oluyor. Dervişlerin, şeyhlerin ve dervişhanenin huzur ve sükûneti; entrika, kıskançlık ve duygusal karmaşalarla örtülüyor. Böylece dizinin özü, Yunus’un “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için” felsefesine tamamen ters bir çizgiye sürükleniyor.
Elbette bir dizi, birebir tarihî kayıtları aktarmak zorunda değildir. Fakat tasavvuf büyüklerini ele alıyorsanız, onlara saygı ve edep çizgisinden çıkmaya hakkınız yoktur. Onlar, üç yüz yıldır gönüllere yol gösteren irfan sahipleridir; günlük dizi klişelerinin değil, hakikat yolunun temsilcileridir.
Tüm bunların yanında dizi, Yunus Emre’nin içsel yolculuğunu, gönül terbiye sürecini ve tasavvufun inceliklerini aktarmaya çalışsa da, senaryo zayıflığı bu derinliğin üzerine bir gölge düşürüyor. Zaman zaman hikmetli sözlere yer verilse de, etrafını saran kurgu kirliliği sözlerin tesirini azaltıyor.
“Yunus Emre” dizisi iyi niyetli bir girişimin yanlış tercihlerle zayıflamış hâlidir. Eğer amaç Yunus’u tanıtmak, gönüllerde karşılık bulmak ve Anadolu irfanını yaşatmak ise, bunun yolu o büyük zatlara popüler dram kalıpları değil, hakikat ve sadelik penceresinden bakmak olmalıydı.
Gerçek Yunus, aşkı reytinge değil Allah’a adayan Yunus’tur.
Onun hikâyesi, entrika değil tevazu; aşk üçgeni değil hikmet; dünyevi tutku değil ilahi seyr-i sülûk barındırır.
Bu yüzden eleştirmek değil, tam aksine daha güzelini talep etmek gerekir:
Yunus’un adıyla değil, Yunus’un nefesiyle dolu yapımlar…

Bir yanıt yazın