Önce sen diyebilmek

-Ilık bir ilkbahar günüydü. Küçük Ayşe, evlerinin ön bahçesinde rengarenk çiçekleri görünce aklına çok güzel bir fikir geldi. “Annem menekşeleri sever” diye geçirdi içinden. Yüreği sevinçle doldu. “Bir demet menekşe toplayıp götürürsem annem ne kadar sevinir. Kızım beni hatırlamış diye yanağıma bir teşekkür öpücüğü kondurur” diye düşündü. Bu mutlu hayal içerisinde bir etek dolusu menekşe topladı. Onları küçücük elleriyle tek tek bir araya getirip demet yaptı. Anneciğini daha da memnun etmek için mutfağa koştu. Raftan bir bardak kaptı. Çiçek demetini içine yerleştirdi. Çeşmeden üzerine su ilave etti. Sevinçle zıplayarak mutfaktan çıkarken ayağı kapı eşiğine takılıp sendeledi. Elindeki bardak kayıp yere düştü ve paramparça oldu. Çiçekler etrafa dağıldı. Yan odada dikiş dikmekte olan annesi kırılan bardağın sesini duyup dışarı fırladı. Küçük Ayşe korkudan ne söyleyeceğini bilemedi. Anne, yerdeki cam kırıkları görünce sinirden kan beynine çıktı; gözleri yuvalarından fırladı. Geriye dönüp odadan bir sopa aldı. Küçük kızın niyetini ve bardağın neden kırıldığını sormadan dövmeye başladı. Kızcağız neye uğradığını şaşırmış, can acısıyla yalvarıyordu: “Anneciğim yeter, ne olursun vurma!” Kızgınlığı geçmeyen anne hem bağırıyor hem vurmaya devam ediyordu: “Benim en sevdiğim bardağı kırarsın ha! Seni sakar seni! Dayağı ye de aklın başına gelsin.-

Küçük Ayşe, teşekkür ve öpücük beklerken hem dayak yemiş hem de hakarete uğramıştı. Bu haksızlık karşısında annesine kin besledi; ona bir daha çiçek getirdiğini gören olmadı.

Çocuğunuzun size karşı kin duymasını sağlamanın pek çok yolu vardır. Bunlardan biri de onun hislerine değer vermemektir. Yetişme süreci boyunca hisleri değer görmemiş, duygusal ihtiyaçları görmezden gelinmiş çocuklar, rövanşı maalesef trajik bir şekilde alıyorlar. Huzurevlerinde bir başına kalmış yaşlı insanlarımızın pek çoğunun hikayesi bu rövanş mücadelesinin izlerini taşır. Kulak verdiğinizde can yakan hikayeler dinlersiniz bu insanlardan. Yıllardır uğramayan kızlarından, oğullarından yakınır; hiç beklemedikleri bu finalin hüznünü akıtırlar gözyaşlarında. Adaletin gereği çocuklarına mikrofon uzattığınızda ise pek çok kırık cam parçaları ya da lekeler görürsünüz halılarda, koltuklarda çocukluklarına dair. Evlerindeki düzen, iç dünyalarındaki dağınıklığa tercih edilmiştir çoğu zaman.

Sevgi içselleşince güzeldir. Bunun yolu da sevgiyi imgesel düzeyin dışına taşıyabilmektir. Sadece annemiz ya da babamız oldukları için değil, şefkatli, sevgi dolu ve iyi birer insan oldukları için de sevebilmeliyiz onları. Ancak o zaman statünüz ne olursa olsun kalıcı sevgiler bırakabilirsiniz gönüllerde. En güçlü olduğunuz anlarda “önce sen” demişseniz çevrenizdeki insanlara, baş tacı yapılırsınız en düşkün anınızda. “Önce sen” diyebilmek, “sen değerlisin” diyebilmektir. Kırılan bardağı ya da başka bir şeyi yerine koyabilirim fakat incinen duygularını telafi edemem diyebilmektir. “Önce sen” diyebilmek, saçınızı çekerken öpebilmenizdir çocuğunuzu. “Önce sen” diyebilmek, sizi yıllarca koşulsuz seven ve en kötü zamanlarınızda sığınağınız olan insanlara en düşkün anlarında “şimdi de sen” dedirten şeydir aslında.

KÖKSAL TERZİOĞLU

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir