Zengin olmak, rızkın artması, borçtan kurtulmak için tüm dualar güçlü bir şekilde birleştirilmiştir. Her gün okuyarak inşallah faydasından ve faziletinden hayırlısı ile sonuç alacaksınız.
O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca “ol!” der, o da hemen oluverir.
Bakara Suresi 117. Ayet
Bismillâhir Rahmânirrahiym
Elif lâm mim Elif lâm mim – Elif lâm mim sat Elif lâm râ – Elif lâm ra – Elif lâm râ – Elif lâm mim râ Elif lâm mim râ – Elif lâm râ – Kâf ha ya ayın sat Tâha – tâ, sin, mim – Tâ , sin – Tâ, sin, mim – Elif lâm mim – Elif lâm mim – Elif lâm mim – Elif lâm mim yâ– sin – sat – hâ mim – hâ mim – hâ mim, ayın, sin, Kaf hâ mim Hâ mim – Hâ mim – kaf nun – Hel etâ. Ferdün, nukyail Mezheb – Cebbarun, Cebrail, Mür- re – Şekûrun, Semsiyabil Ohmer – Sabitün, Aynıyail, züb- bâe – Zahirün, Serfiyail, Semharuş – Habirün, Azrail, Meymûn – Zekiyyun, Burkan, Kesfiyail – Celceletün, Hel- heletün, taytagatüm, Saysaletün, eçhezatün batadın, ze- hecin, vâhin – innallahe alâ külli şey’in kadir – lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyül aziym. Ve sallallahü alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaiyn.
Elif lâm mim Elif lâm mim – Elif lâm mim sat Elif lâm râ – Elif lâm ra – Elif lâm râ – Elif lâm mim râ Elif lâm mim râ – Elif lâm râ – Kâf ha ya ayın sat Tâha – tâ, sin, mim – Tâ , sin – Tâ, sin, mim – Elif lâm mim – Elif lâm mim – Elif lâm mim – Elif lâm mim yâ– sin – sat – hâ mim – hâ mim – hâ mim, ayın, sin, Kaf hâ mim Hâ mim – Hâ mim – kaf nun – Hel etâ. Ferdün, nukyail Mezheb – Cebbarun, Cebrail, Mür- re – Şekûrun, Semsiyabil Ohmer – Sabitün, Aynıyail, züb- bâe – Zahirün, Serfiyail, Semharuş – Habirün, Azrail, Meymûn – Zekiyyun, Burkan, Kesfiyail – Celceletün, Hel- heletün, taytagatüm, Saysaletün, eçhezatün batadın, ze- hecin, vâhin – innallahe alâ külli şey’in kadir – lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyül aziym. Ve sallallahü alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaiyn.
ve ma beynehum minen nebiyyiyne vel mürseliyn, salâvâtullâhi ve selâmuhu âleyhim ecmaıyn.
ve ma beynehum minen nebiyyiyne vel mürseliyn, salâvâtullâhi ve selâmuhu âleyhim ecmaıyn.
“Ya şâhiden gayre gâibin ve ya karîben gayre baîdin ve ya gâliben gayre mağlûbin. Ic’al lî min emrî ferecen ve mahrecâ.”
“Ey gâib olmayan şâhid! Ey uzak olmayan yakın! Ey mağlûb olmayan gâlip! Şu içinde bulunduğum durumdan kurtulup çıkmamı nasip eyle! / Beni bu içinde bulunduğum durumdan kurtar.”
“Ey Allah’ım! Helâl kıldıklarını bana kâfi kılarak haram kıldıklarından beni muhafaza et, beni fazlınla Senden başkalarından müstağni kıl!” (Tirmizî, Duâ, 110)
«Allahümme Malikel’mülki tu’til’mülke men teşau ve tenziul’mülke mimmen teşaü ve tüizzü men teşaü ve tüzilu men teşau bi’yedikel’hayru, inneke ala külli şey’in kadir. Rahmened’dünya vel’ahireti tugdiha men teşau ve’temneuhe men teşeu irhamnî rahmeten tuğninî biha an rahmeti men sivak.»
“Ey mülkün mâliki olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin, mülkü dilediğinden çeker alırsın. Dilediğini azîz kılarsın, dilediğini zelîl kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen herşeye kadirsin.” (Al-i İmran sûresi, 26)
“Ey dünyâ ve âhiretin Rahmanı! Sen onları dilediğine verirsin, dilediğine vermezsin. Beni, senden başkasının acımasından müstağnî kılacak bir rahmet ile bana rahmet eyle.” (Heysemî, X, 186)
Allâhümme fâlikal- ısbâhı ve câ ılelleyli sekenen veş-şemse vel-kamera husbânen ıkdı anniddeyne ve ağninî minel-fakri ve emtiğnî bi-sem î ve besarî ve kuvvetî fî sebîlik.”
“Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allah’ım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.” (Malik, Dua, No: 495)
Allahumme ekfini bi-halalike an haramike ve eğnini bi fadlike ammen sivake.”
“Allahım! Bana helâl rızık nasib ederek haramlardan koru! Lutfunla beni senden başkasına muhtaç etme!” (Tirmizî, Daavât 111)
(Allahümme Malikel’mülki tu’til’mülke men teşaü ve tenziul’mülke mimmen teşaü ve tüizzü men teşaü ve tüzillü men teşaü bi’yedikel’hayr, inneke ala külli şey’in kadir.) Rahmened’dünya vel’ahireti tuğdihe men teşeü ve temneuhe men teşeü irhamnî rahmeten tuğninî bihe an rahmti men sivek.
“Ey mülkün mâliki olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin, mülkü dilediğinden çeker alırsın. Dilediğini azîz kılarsın, dilediğini zelîl kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen herşeye kadirsin.” Al-i İmran sûresi, 26) “Ey dünyâ ve âhiretin Rahmanı! Sen onları dilediğine verirsin, dilediğine vermezsin. Beni, senden başkasının acımasından müstağnî kılacak bir rahmet ile bana rahmet eyle.” (Heysemî, X, 186)
Rabbenaf’teh beynena ve beyne kavmina bilhakki ve ente hayru’l-fatihin.
“…Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adâletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” (el-A’râf, 89)
Allahümme yâ müfettihal ebvâb. İftah lenâ hayral bâb.
“Ey kapıları açan Allah’ım! Bize en hayırlı kapıyı aç!” diye duâ etmelidir. Böylece inayet-i ilâhiyyeye nail olması umulur.
Allahumme kanni’ni bima razekteni ve barikli fihi ve ahlif ‘aleyye kulli ğaibetin-li bihayr.”
Allah’ım! Bana verdiğin rızık konusunda beni kanaat sahibi yap ve o rızkımı bereketli kıl. Zayi olan her nimetin daha hayırlısını bana ihsan eyle.” (Hâkim, De’avât, No:1878)
“Allahummeğfirli verhamni vehdini ve ‘âfini verzukni.”
“Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır, bana âfiyet ve hayırlı rızık ver.” (Müslim, Zikir 35)
“Bismillâhi alâ nefsi ve mâlî ve dînî. Allahümme raddınî bi-kadâike ve bârik lî fîmâ kuddire lî, hattâ lâ uhibbe ta’cîle mâ ühhiret vela te’hira mâ ûccilet.”
“Canıma, malıma ve dînime bismillah. Ey Rabbim! Beni kazana razı kıl. Bana takdîr olunanı benim için bereketlendir, o hâle geleyim ki te’hir olunanın ta’cilini, ta’cil olunanın da te’hirini istemeyeyim.” (Ali el-Müttâkî, no: 9323)
Allâhümmekfinî bihelâlike an harâmik, ve ağninî bifazlike ammen sivâk
“Allah’ım! Bana helâl rızık nasip ederek beni haramlardan koru! Lûtfunla beni Sen’den başkasına muhtaç etme!” (Tirmizî, Deavât, 110/3563; Ahmed, I, 153)
,
“Allahümme innî es’elüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyike Muhammedin Nebiyyirrahme, yâ Muhammed innî teveccehtü bike ilâ Rabbî fî hâcetî-hâzihî, li tûkde liye Allahümme fe şeffi’hü fiyye“
“Allâh’ım! Rahmet peygamberi olan Nebiyy-i Ekrem’in Muhammed (s.a.s) ile (O’nun hürmetine) Sen’in zâtından diliyor ve Sana yöneliyorum… Yâ Muhammed! İhtiyacımın karşılanması için Sen’i vesîle edinerek Rabbime yöneliyorum!.. Allâh’ım! O’nu bana, şefâatçi kıl!..”
“Kulillahümme malike’l-mülki tü’ti’l-mülke men teşa’ü ve tenziü’l-mülke mim men teşa’ü ve tü’ızzü men teşa’ü ve tüzillü men teşa’ü biyedike’l-hayrü inneke ala külli şey’in kadir.
Tülicü’lleyl, fi’n-nehari ve tülicü’n-nehare fi’l-leyl, ve tuhricü’l-hayye mine’l-meyyiti ve tuhricü’l meyyite mine’l-hayyi ve terzüku men teşa’ü bi gayri hisab.”
De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”
“Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”
1- Vedduha
2- Velleyli iza seca
3- Ma vedde’ake rabbüke ve ma kala
4- Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ula
5- Ve lesevfe yu’tıyke rabbüke feterda
6- Elem yecidke yetiymen feava
7- Ve vecedeke dallen feheda
8- Ve vecedeke ‘ailen feağna
9- Femmel yetiyme fela takher
10- Ve emmessaile fela tenher
11- Ve emma binı’meti rabbike fehaddis
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
1- Andolsun kuşluk vaktine
2- ve dindiği zaman o geceye ki,
3- Rabbin sana veda etmedi ve darılmadı!
4- Ve kesinlikle senin için sonu önünden (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.
5- ileride Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın!
6- O, seni bir yetim iken barındırmadı mı?
7- Seni, yol bilmez iken (doğru) yola koymadı mı?
8- Seni bir yoksul iken zengin etmedi mi?
9- Öyle ise, sakın yetime kahretme (onu horlama)!
10- El açıp isteyeni de azarlama!
11- Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat!
“Kâle rabbigfir lî veheb lî mulken lâ yenbagî li ehadin min ba’dî, inneke entel vehhâb”
“Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!
Yâ Allahu, yâ Rabbi, yâ Hayyü, yâ Kayyûmü, Yâ Zel Celâli ve ikram.
Es’elüke bismikel azîmil-a’zami
Enterzukanî helâlen tayyiben
Alahümme in kâne rızkunâ fissemâi enzilhu
Ve in kâne fil ardi ezhirhu ve in kane ba’iden karribhu
Ve in kâne kâriben yessirhü
Ve in kâne kalîlen kessirhü
Ve in kâne kesîren ihfazhü bilbereketi
Ya Allah, Ya Rab, ya Hayyü ya Kayyûm. Ya Zel Celali vel- İkram
Yüceler yücesi olan isminin hakkı için senden isterim.
Bana helâl rızık ver.
Allah’ım, eğer rızkımız semada ise onu indir
Eğer yerde ise onu çıkar
Uzakta ise onu yaklaştır
Yakın ise kolaylaştır
Az ise çoğalt. Çok ise onu bereketlendir. ‘’ÂMİN’’
Allahümme ya Rabbi Cebrâîle ve Mîkâile ve İsrâfile ve Azrâile ve İbrahime ve İsmaile ve İshaka ve Yakube ve münzilel berakâti vet Tevrâti vez-Zebûri vel İncili vel Furkan. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim. Lâ ilâhe illallahül melikül hakkul mübin. Muhammedü-Resülüllahi sadikul va’dil emin. Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Hayyu, Ya Kayyum, Ya zel Celali vel İkram. Es’elüke ya Rabbel arşil azimi en yerzükani rizkan halalen tayyiben birahmetike ya erhamer Rahimin. Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernüş, Debernüş, Şazenüş, Kefetatayyuş, Kıtmîr.
Ey Cebrailin, Mikailin, İsrafilin, Azrailin, İbrahimin, İsmailin, İshak ve Yakubun rabbi Allahım, ey bereketleri indiren, Tevrat, Zebur, İncil ve Kuranı indiren rabbim. Güç ve kudret yalnızca büyük ve yüce olan Allaha aittir. Apaçık Hak ve yegane Melik olan Allahtan başka hiçbir ilah yoktur. Sözünde sadık ve Emin olan Hz Muhammed Allah’ın Elçisidir. Ey rabbim, Ey Rabbim, Ey diri ve Kaim olan, Ey celal ve ikram sahibi! Ey büyük (azim) olan arşın sahibi, senden beni helal ve hoş bir rızk ile rızıklandırmanı istiyorum, senin rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi! Debernuş, Şazenuş, Kefeştetayyuş, Kıtmir, Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş (Ashabı Kehf’in isimleri)
…Rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).”
“…Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”
“…Rabbigfir lî veheb lî mulken lâ yenbagî li ehadin min ba’dî, inneke entel vehhâb(vehhâbu).”
“…Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.
Bismillahirrahmanirrahim
- İżâ veka’ati-lvâki’a(tu)
- Leyse livak’atihâ kâżibe(tun)
- Ḣâfidatun râfi’a(tun)
- İżâ rucceti-l-ardu raccâ(n)
- Ve busseti-lcibâlu bessâ(n)
- Fekânet hebâen munbeśśâ(n)
- Ve kuntum ezvâcen śelâśe(ten)
- Fe-ashâbu-lmeymeneti mâ ashâbu-lmeymene(ti)
- Ve ashâbu-lmeş-emeti mâ ashâbu-lmeş-eme(ti)
- Ve-ssâbikûne-ssâbikûn(e)
- Ulâ-ike-lmukarrabûn(e)
- Fî cennâti-nna’îm(i)
- Śulletun mine-l-evvelîn(e)
- Ve kalîlun mine-l-âḣirîn(e)
- ‘Alâ sururin mevdûne(tin)
- Mutteki-îne ‘aleyhâ mutekâbilîn(e)
- Yatûfu ‘aleyhim vildânun muḣalledûn(e)
- Bi-ekvâbin ve ebârîka vekesin min ma’în(in)
- Lâ yusadde’ûne ‘anhâ velâ yunzifûn(e)
- Ve fâkihetin mimmâ yeteḣayyerûn(e)
- Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn(e)
- Ve hûrun ‘în(un)
- Ke-emśâli-llului-lmeknûn(i)
- Cezâen bimâ kânû ya’melûn(e)
- Lâ yesme’ûne fîhâ laġven velâ teśîmâ(n)
- İllâ kîlen selâmen selâmâ(n)
- Ve ashâbu-lyemîni mâ ashâbu-lyemîn(i)
- Fî sidrin maḣdûd(in)
- Ve talhin mendûd(in)
- Ve zillin memdûd(in)
- Ve mâ-in meskûb(in)
- Ve fâkihetin keśîra(tin)
- Lâ maktû’atin velâ memnû’a(tin)
- Ve furuşin merfû’a(tin)
- İnnâ enşenâhunne inşâ-â(n)
- Fece’alnâhunne ebkârâ(n)
- ‘Uruben etrâbâ(n)
- Li-ashâbi-lyemîn(i)
- Śulletun mine-l-evvelîn(e)
- Ve śulletun mine-l-âḣirîn(e)
- Ve ashâbu-şşimâli mâ ashâbu-şşimâl(i)
- Fî semûmin ve hamîm(in)
- Ve zillin min yahmûm(in)
- Lâ bâridin velâ kerîm(in)
- İnnehum kânû kable żâlike mutrafîn(e)
- Ve kânû yusirrûne ‘alâ-lhinśi-l’azîm(i)
- Ve kânû yekûlûne e-iżâ mitnâ ve kunnâ turâben ve ’izâmen e-innâ lemeb’ûśûn(e)
- Eve âbâunâ-l-evvelûn(e)
- Kul inne-l-evvelîne vel-âḣirîn(e)
- Lemecmû’ûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûm(in)
- Śumme innekum eyyuhâ-ddâllûne-lmukeżżibûn(e)
- Leâkilûne min şecerin min zakkûm(in)
- Femâli-ûne minhâ-lbutûn(e)
- Feşâribûne ‘aleyhi mine-lhamîm(i)
- Feşâribûne şurbe-lhîm(i)
- Hâżâ nuzuluhum yevme-ddîn(i)
- Nahnu ḣalaknâkum felevlâ tusaddikûn(e)
- Eferaeytum mâ tumnûn(e)
- E-entum taḣlukûnehu em nahnu-lḣâlikûn(e)
- Nahnu kaddernâ beynekumu-lmevte vemâ nahnu bimesbûkîn(e)
- ‘Alâ en nubeddile emśâlekum ve nunşi-ekum fî mâ lâ ta’lemûn(e)
- Ve lekad ‘alimtumu-nneş-ete-l-ûlâ felevlâ teżekkerûn(e)
- Eferaeytum mâ tahruśûn(e)
- E-entum tezra’ûnehu em nahnu-zzâri’ûn(e)
- Lev neşâu lece’alnâhu hutâmen fezaltum tefekkehûn(e)
- İnnâ lemuġramûn(e)
- Bel nahnu mahrûmûn(e)
- Eferaeytumu-lmâe-lleżî teşrabûn(e)
- E-entum enzeltumûhu mine-lmuzni em nahnu-lmunzilûn(e)
- Lev neşâu ce’alnâhu ucâcen felevlâ teşkurûn(e)
- Eferaeytumu-nnâra-lletî tûrûn(e)
- E-entum enşetum şeceratehâ em nahnu-lmunşi-ûn(e)
- Nahnu ce’alnâhâ teżkiraten ve metâ’an lilmukvîn(e)
- Fesebbih bismi rabbike-l’azîm(i)
- Felâ uksimu bimevâki’i-nnucûm(i)
- Ve-innehu lekasemun lev ta’lemûne ‘azîm(un)
- İnnehu lekur-ânun kerîm(un)
- Fî kitâbin meknûn(in)
- Lâ yemessuhu illâ-lmutahherûn(e)
- Tenzîlun min rabbi-l’âlemîn(e)
- Efebihâżâ-lhadîśi entum mudhinûn(e)
- Ve tec’alûne rizkakum ennekum tukeżżibûn(e)
- Felevlâ iżâ belaġati-lhulkûm(e)
- Ve entum hîne-iżin tenzurûn(e)
- Ve nahnu akrabu ileyhi minkum velâkin lâ tubsirûn(e)
- Felevlâ in kuntum ġayra medînîn(e)
- Terci’ûnehâ in kuntum sâdikîn(e)
- Fe-emmâ in kâne mine-lmukarrabîn(e)
- Feravhun ve rayhânun ve cennetu na’îm(in)
- Ve emmâ in kâne min ashâbi-lyemîn(i)
- Feselâmun leke min ashâbi-lyemîn(i)
- Ve emmâ in kâne mine-lmukeżżibîne-ddâllîn(e)
- Fenuzulun min hamîm(in)
- Ve tasliyetu cahîm(in)
- İnne hâżâ lehuve hakku-lyakîn(i)
- Fesebbih bismi rabbike-l’azîm(i)
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
1. O kaçınılmaz ve önlenemez kıyâmet koptuğu zaman;
2. Artık onun kopmasını yalanlayabilecek hiçbir kimse kalmayacaktır.
3. O, kimini alçaltır, kimini yüceltir.
4. Yer şiddetli bir sarsılışla sarsıldığı,
5. Dağlar parçalanıp darmadağın edildiği,
6. Uçuşan toz zerreleri hâline geldiği zaman…
7. Sizler de üç zümreye ayrılırsınız:
8. O “ashâb-ı meymene” ki, ne uğurlu ne mutlu insanlardır o “ashâb-ı meymene!”
9. O “ashâb-ı meş’eme” ki, ne uğursuz ne bedbaht kimselerdir o “ashâb-ı meş’eme!”
10. Üçüncü zümre “sâbikûn”; dünyada hayırlı işlerde öne geçenlerdir ki, onlar âhirette mükâfatda da öne geçeceklerdir.
11. İşte bunlar “mukarrabûn”; Allah’a en yakın kullardır.
12. Nimetlerle dopdolu cennetlerde olacaklardır.
13. Onların çoğu öncekilerden,
14. Birazı da sonrakilerden!
15. Mücevherlerle işlenip süslenmiş ve yan yana dizilmiş tahtlar üzerine kurulurlar.
16. Orada birbirlerine muhabbetle bakarak karşılıklı otururlar.
17. Etraflarında hiç yaşlanmayan gençler hizmet için âdeta pervâne olur;
18. Durmadan çağıldayan pınarlardan doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle…
19. Bu şaraptan ötürü ne başları ağrır, ne de sarhoş olurlar.
20. Beğendikleri türlü türlü meyvelerle…
21. Canlarının çektiği kuş etleriyle…
22. Bir de iri gözlü güzel yüzlü hûriler;
23. Sedeflerinde saklı inciler gibi!
24. Dünyada yaptıkları güzel amellere bir mükâfat olarak.
25. Orada ne bir boş, mânasız laf işitirler, ne de günaha sokacak bir söz.
26. Sadece, “Selâm size ey cennetlikler, selâm!” sözünü duyarlar.
27. O “ashâb-ı yemîn” ki, ne uğurlu ne mutlu insanlardır o “ashâb-ı yemin!”
28. Onlar dikensiz, dalbastı kirazlar,
29. Dolgun salkımlı muzlar,
30. Uzayıp yayılmış gölgeler,
31. Çağlayarak akan sular,
32. Bol bol meyveler arasında yaşarlar.
33. Ki o nimetler ne eksilip tükenir, ne de onlardan esirgenir.
34. Kabartılmış yüksek döşekler üzerine eşleriyle birlikte yaslanırlar.
35. Şüphesiz biz cennet kadınlarını yepyeni bir yaratılışla yarattık.
36. Onları dâimî bâkireler kıldık.
37. Eşlerine karşı sevgi dolu, âşık ve hep aynı yaşta.
38. Bütün bunlar, “ashâb-ı yemîn” içindir.
39. Onların birçoğu öncekilerdendir;
40. Birçoğu da sonrakilerden!
41. O “ashâb-ı şimal” ki, ne uğursuz ne bedbaht kimselerdir o “ashâb-ı şimâl!”
42. Onlar, iliklere işleyen zehirli, kavurucu bir ateş ve son derece kaynar sular içindedirler.
43. Kapkara bir dumanın gölgesindedirler.
44. Bir gölge ki, ne serinlik verir, ne bir hayrı dokunur.
45. Çünkü onlar, dünyadayken hiçbir ahlâkî kaygı taşımadan nimet ve sefahat içinde şımarıyorlardı.
46. En büyük günahı işlemekte ısrar edip duruyorlardı.
47. Ve şöyle diyorlardı: “Sahi biz, ölüp de toprak olduktan ve kemik yığınına dönüştükten sonra mı, yani biz o halde iken mi yeni bir yaratılışla tekrar diriltileceğiz? Bu, olacak şey değil!”
48. “Gelip geçmiş atalarımız da mı?”
49. De ki: “Hem şu ana kadar yaşayıp gitmiş olanlar, hem de siz ve sizden sonra gelecekler;”
50. “Hepiniz bilinen bir günün buluşma vaktinde mutlaka bir araya toplanacaksınız!”
51. Sonra siz ey doğru yoldan sapanlar ve gerçeği yalanlayanlar!
52. O zakkûm ağacının meyvesinden mutlaka yiyeceksiniz.
53. Yiyecek ve karınlarınızı onunla tıka basa dolduracaksınız.
54. Üzerine de o kaynar sudan içeceksiniz.
55. Hem de susuzluk hastalığına yakalanmış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz.
56. Onlara hesap gününde verilecek ziyâfet işte budur!
57. Sizi yoktan yaratan biziz. Böyle iken, hâlâ yeniden diriliş gerçeğini tasdik etmeyecek misiniz?
58. Rahimlere akıttığınız meniyi hiç düşünmez misiniz?
59. Onu mükemmel bir insan olarak siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
60. Aranızda ölümü şaşmaz bir plan çerçevesinde takdir eden biziz. Engel olabilecek hiçbir güç yoktur sizi öldürmemize.
61. Öldürüp de, yerinize benzeriniz başka nesiller getirmemize ve bilmediğiniz bir âlemde ve şekilde sizi yeni bir yaratılışla ortaya çıkarmamıza.
62. Aslında siz ilk yaratılışın Allah’ın kudretiyle gerçekleştiğini pekâla biliyorsunuz. O halde bunun üzerinde düşünüp ikinci yaratalışın da mümkün ve kaçınılmaz olduğunu kabullenmeniz gerekmez mi?
63. Toprağa ektiğiniz tohumu hiç düşünmez misiniz?
64. Acaba o ekinleri yeşertip büyüten siz misiniz; yoksa onu yetiştiren biz miyiz?
65. Dileseydik hepsini daha olgunlaşmadan kurumuş çerçöp hâline getirirdik de şaşırıp kalırdınız:
66. “Eyvâh, emeklerimiz boşa gitti, çok zarara uğradık.”
67. “Bundan da öte, biz her türlü rızıktan büsbütün mahrum kaldık!” diye feryat ederdiniz.
68. İçtiğiniz suyu hiç düşünmez misiniz?
69. Onu bulutlardan siz mi indiriyorsunuz; yoksa onu indiren biz miyiz?
70. Dileseydik onu içilmesi mümkün olmayan tuzlu, acı bir su yapardık. Öyleyse şükretmeniz gerekmez mi?
71. Yakmakta olduğunuz ateşi hiç düşünmez misiniz?
72. Onun ağacını siz mi yaratıp yetiştiriyorsunuz; yoksa onu yaratan biz miyiz?
73. Biz onu hem cehennem ateşi için bir hatırlatma hem de çölde yaşayanlar, yolda bulunanlar, ayrıca ona ihtiyacı olanlar için vazgeçilmez bir nimet kıldık.
74. Öyleyse Yüce Rabbinin ismini tesbih et; O’nun her türlü kusurdan ve ortakları olmaktan çok yüce ve uzak olduğunu söyle!
75. Yıldızların düştüğü yerlere ve peyderpey inen Kur’an’ın her bir bölümüne yemin ederim.
76. Eğer bilirseniz bu gerçekten pek büyük bir yemindir,
77. Şüphesiz o, çok değerli, pek şerefli bir Kur’an’dır.
78. Onun aslı çok iyi korunmuş bir kitaptadır.
79. Tertemiz olanlardan başkası ona dokunamaz.
80. O, Âlemlerin Rabbi tarafından parça parça indirilmektedir.
81. Şimdi siz bu ilâhî kelâmı mı küçümsüyorsunuz?
82. Allah’ın size verdiği bu büyük nimete teşekkür edecek yerde onu yalanlıyorsunuz.
83. Hele can boğaza gelip dayandığında,
84. O vakit can çekişenin yanında bulunan sizler, elinizden bir şey gelmez, sadece çâresizlik içinde seyredersiniz.
85. Biz ona sizden daha yakınızdır, fakat siz göremezsiniz.
86. Eğer siz yeniden diriltilip hesâba çekilmeyecek, ceza görmeyecekseniz;
87. Lutfen çıkmakta olan o canı geri çevirin; eğer iddianızda tutarlı ve doğru iseniz!
88. Eğer ölen kişi “mukarrebûn”dan; Allah’a yaklaştırılmış has kullardan ise,
89. Onu bekleyen sonsuz bir rahatlık ve mutluluk, güzel ve hoş kokulu rızıklar ve nimetlerle dolu cennetlerdir.
90. Eğer o, “ashâb-ı yemin”den; uğurlu ve mutlu kimselerden ise,
91. Melekler ona: “Selâm sana, ey ashâb-ı yeminden olan kişi!” derler.
92. Eğer o, Kur’an’ı ve Peygamber’i yalanlayanlardan, doğru yoldan kaymış sapıklardan ise,
93. Onu da bekleyen kaynar sudan bir ziyâfettir.
94. Peşinden de kızgın alevli cehenneme atılacaktır.
95. İşte bu, hakkında en küçük şüphe bulunmayan en kesin gerçeğin tâ kendisidir.
96. Öyleyse, Yüce Rabbinin ismini tesbih et; O’nun her türlü kusurdan ve ortakları olmaktan çok yüce ve uzak olduğunu söyle!

Bir yanıt yazın