Mehmed Siyah Kalem, çağı ve coğrafyası tarih içinde silinmiş bir ustadır. Zamanın yırtıcı pençesinden kurtulabilmiş bir dizi kaotik figürün yaratıcısı olan bu çizgi dışı nakkaşın yaşamı ile ilgili bilgiler maalesef yok denecek kadar azdır. Ayrıca sanatını belirgin bir kültürel geleneğe uygun görmek de hemen hemen imkânsızdır.
| Mehmed Siyah Kalem | |
|---|---|
| Doğum | 15. yüzyıl, Orta Asya, Türkmenistan, Mâverâünnehir Civarı |
| Ölüm | 1507, Herat (Rivayete göre) |
| Meslek | Ressam |
Üstad Mehmet Siyah Kalem’in yaşamı ve kimliği bilinmemektedir. Tarih kaynaklarından hiçbiri ondan söz etmemektedir. Gerçek adı dahi belli değildir. Kimi resimlerin üstüne “Kâr-ı Üstad Muhammed Siyah Kalem” (Üstad Mehmet Siyah Kalem’in işi) yazılmıştır. Doğuda, sanatçının kendisini “üstad” diye tanımlaması olağan değildir.

Ayrıca bu adın, sanatçının kendi eliyle, resimlerin belli bir köşesine attığı bir imzadan çok, gelişigüzel, şuraya buraya, hatta kimi zaman resimlerine ters düşecek biçimde çiziktirilmiş olması, bu yazının, resimlerin kaydı yapılırken sonradan eklenmiş olduğunu düşündürmektedir. Nitekim, ismin başındaki “kâr” sözcüğü de bunu kanıtlamaktadır. Bilindiği gibi, siyah kalem ya da kara kalem deyimi, renk kullanılmayan belli bir resim tekniğini tanımlar.
Renkli oldukları halde bu resimlere bu adın verilmiş olması, çizginin alışılmadık bir anlatım gücü göstermesinden ileri gelmiş olabilir. Demek ki, genellikle Ortaçağda görüldüğü gibi, burada da, adı sanı belli olmayan bir sanatçının yapıtları ile karşılaşmaktayız. Bununla beraber sanatçıya sonradan verilen bu takma ad benimsenmiş ve sanat tarihine böylece yerleşmiş bulunmaktadır.

Bu sanatçının yaşamış olduğunu kanıtlayan tek belge yapıtlarıdır. Onlar da elimize bölük pörçük geçmiştir. Bu resimlerin rulo olarak yapıldıklarını ve sonradan parçalanarak albümlere yapıştırıldığı bilinmektedir. Bunlar bir araya getirildiklerinde büyük boşluklar ortaya çıkmaktadır.
Parçaların çoğu kaybolmuş, pek azı elimizde kalmıştır. Bu yüzden rulolar eldeki parçalarla yeniden düzenlenerek eski haline getirilememektedir. Siyah Kalem’in sanatıyla uğraşan sanat tarihçisi, bağlamından koparılmış bir resim yığını üzerinde çalışmak zorunda kalmaktadır.

Siyah Kalem araştırması
İlk defa 1910 yılında Münih’te Max van Berchem’in girişimiyle sergilendi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar gündeme gelen Siyah Kalem, dönemin Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz’ün bir albümde yer alan iki adet Fatih Sultan Mehmet minyatürüne atfen Fatih Albümü olarak adlandırması uzun yıllar süren bir yanlışlığa da yol açmıştır. Fakat Zeki Velidi Togan’ın araştırmaları sonucu bu eserlerin Yavuz Sultan Selim zamanında Topkapı Sarayı’na getirildiği ihtimali daha ağır basmaya başlamıştır.
1954 yılında Mazhar Şevket İpşiroğlu ile Sabahattin Eyüboğlu Fatih Albümüne Bir Bakış adlı eserlerini yayınlayarak İpşiroğlu’nun Siyah Kalem macerasını resmen başlatmış olurlar. Başta İpşiroğlu, Siyah Kalem’in eserlerini Fatih dönemi dünya görüşüne bağdaştırsa da, daha sonraları bu tezinden uzaklaşarak sanatçıyı 14. ve 15. yüzyıl Türkistan ve Mâverâünnehir kültür sahası içinde yorumlar.

Siyah Kalem ile ilgilenen araştırmacılar elbette ki sadece Türkler değildi, bunlardan Richard Ettinghausen daha başlangıçta bu minyatürlerin 15. yüzyıl ikinci yarısında Türkistan’da yapıldıklarını savunmuştur. Ettinghausen, daha sonra özellikle Emel Esin’in kapsamlı Orta Asya kültür birikimiyle ortaya koyduğu çalışmalarda belirleyici bir rol oynamıştır.
Türk sanat tarihçilerinden Beyhan Karamağaralı, Filiz Çağman ve Zeren Tanındı, son dönemde Siyah Kalem üzerine yoğunlaşan çalışmalarıyla 1980 yılında Londra Üniversitesi’nde gerçekleşen Between China and Iran: Paintings from Four Istanbul Albums adlı uluslararası kolokyumun sonuçlarını daha da ileriye götürmüşlerdir.
Mehmed Siyah Kalem üzerine çalışma yapan diğer araştırmacılardan bazıları ise Ernst Diez, Oktay Aslanapa, Ernst Kühnel, Basil Gray, Ernst Grube ve Max Loehr’dir.

Sanatı
Mehmed Siyah Kalem minyatürleri, zamanın belirsiz derinliğinde Asya kültür ortamında yaşamış insanların gündelik hayatını yansıtmaktadır. Göçerler, sıradan insanlar, dervişler, Budistler, Şamanlar, Hristiyan keşişler ve doğaüstü varlıkların oluşturduğu sürekli hareket halindeki toplumsal sahneler söz konusudur. Hareketin iç dinamiği, figürlerin belli bir anlatı örgüsü bağlamında anlam kazanabileceklerini açıkça göstermektedir.
Başka bir deyişle, Siyah Kalem’in figürleri, kuşaktan kuşağa miras kalan güçlü bir toplumsal hafızanın kaydettiği anonim anlatının aktörlerini canlandırmaktadır. Böyle bir anlatının kendi içinde tutarlı bir resim dizisi oluşturacağı çok açıktır. Nitekim minyatürlerin bir rulodan kesilerek albümlere yerleştirilmiş olması, bu gerçeği kanıtlamaktadır.

Rulo resimlerin Asya kültüründe özellikle de Maniheizm ve Budizm kültürü içerisinde önemli bir yeri vardır. Siyah Kalem’in ruloları, tarihin belli bir yerinde bilinmeyen bir sebeple parçalanmıştır.
Mehmed Siyah Kalem’in sanatının ana etkeninin İpek Yolu olduğuna şüphe yoktur, zira bu yoldan sadece mallar ve değerli taşlar değil, aynı zamanda kültürler, inançlar, efsaneler ve sanatlar da taşınmaktadır.
Betimlemelerde şamanın dansı, binek hayvanlarını gözden geçiren tüccarların kaygılı yüzleri, çamaşır yıkayanlar, güç gösterisinde bulunanlar, gündelik işlerin rutini içerisinde kendi hayat kozalarını örenler Siyah Kalem’in insanlarıdır. Bu insanlar arasında İpek Yolu’nun yoğurduğu kültürlere ait Çin, Moğol, Uygur ve Hristiyan Avrupalılar’a sıkça rastlanır.

Siyah Kalem’in sanatının eşsizliği sadece insan ve gündelik hayatı dışında doğaüstü yaratıkları betimlemesinde de yatar. Siyah Kalem’in demonları yer ile gök arasında saltanat süren, insan varlığının karşı kıyısını temsil ederler ve iyi ile kötüyü birbirinden ayıran gerçeklik dengesinin Siyah Kalem minyatürlerindeki ağırlık noktasını oluştururlar.
Nakkaş, hayal kurmamış sadece insanın karanlıktaki yüzünde çürüyen değerler için bir beden tasarlamıştır. Şamanizmin ve Budist ikonografinin açık izlerini taşıyan bu demonik varlıklar, sıradan insanlarla birlikte aynı gündelik hayatı paylaşırlar. İnsan kaçıran, zulmeden ve sahip oldukları büyü gücüyle insan kaderi üzerinde taht kuran demonlar, İpek Yolu’nda anlatılan efsanelerin baş aktörleri olarak Mehmed Siyah Kalem’in gerçekçi dünyasında yerlerini alırlar.

Mehmed Siyah Kalem ve sanatı üzerine gizem daha uzun yıllar boyunca çözülmeyecek gibi görünmekle beraber, popülaritesi arttıkça bulmacanın kayıp parçalarını tamamlamaya çalışacaktır. Bu konunun daha fazla araştırmacının ilgisini çekeceğine şüphe yoktur.
Resim ruloları ve saray albümleri
Siyah Kalem resimleri, kukla ve gölge oyununda olduğu gibi, bizi çok çeşitli tiplerle karşılaştırır. Bunlar arasında değişik ırklardan ve halklardan tipler görürüz: Türk, Moğol, Hint, Siyahiler; değişik inançlardan olanlar: Şaman, gezici derviş, Budist ve Nesturi rahipleri; zengin, fakir, üst sınıftan görkemli efendiler, ağır yaşamın izleri yüzlerinde okunan göçebeler…

Fakat Siyah Kalem bunlarla da yetinmez, resim dağarcığına, hayal gücü yaratıkları da girer: Korku saçan cinler ve devler; güreşen, çalgı çalan, dans eden, bilinmeyen bir Tanrı’ya at kurban eden demonlar… Siyah Kalem resimlerinin canlandırdıkları öykü metinleri yazılı olmadıkları için, günümüze kadar gelmemiştir.
Biz sadece bu öykülerin baş kişilerini görürüz. Bunlar, yüz ifadesi, el – kol hareketleri ve giysileriyle birbirlerinden ayrılırlar. Yavuz Sultan Selim’in İran seferinden (1514) savaş ganimeti olarak İstanbul’a gelen resimler Saray’da barınak bulmuşlardır. İslam dini tasvire açık bir din değildir. Resim, sanat dünyasına ancak kitap resmi (minyatür) olarak girebilmiştir.
Bu yüzden yadırganan resim ruloları parçalanmış ve bunlardan albümler yapılmıştır (Hazine 2152, 2153, 2154, 2160). Siyah Kalemlerin yer aldıkları albümlerde başka resimler de bulunmaktadır: Yazmalardan koparılmış tek tek minyatürler, meşk, yazı örneği, renkli renksiz çeşitli taslak ve süslemeler… “Murakkaa” denilen bu albümler yapılırken belli bir düzen göz önüne alınmamıştır. İçindekilerin seyredilmesinden çok korunması için yapılmıştır.

Siyah Kalem sanatının ana yurdu
Siyah Kalem’in üslubunda büyük ölçüde Çin etkisi görülür. Fakat yine de bu üslup Uzak Doğu sanatının estetiğine yabancı kalır. Siyah Kalem resimlerinde Çin ustalarının ince zevkiyle bağdaşmayan sert, haşin bir gerçekçilikle karşılaşmaktadır. Uzak Doğu sanatında bunlara örnek olabilecek resimlere ya da bunların hiçbirine rastlanmamaktadır.
Buna dayanarak Ettinghausen, Siyah Kalem’in eserlerinin ince saray sanatının önemli merkezlerinden uzak, fakat Çin etkisine açık bir yörede yapılmış olmaları gerektiği sonucunu çıkarmaktadır. Ettinghausen’e göre bu yer İran değil, Mâverâünnehir olabilir. Bu resimlerin nerede yapılmış oldukları, bugün de kesin olarak saptanamamaktadır. Fakat araştırmalar ilerledikçe, Ettinghausen’in savını, yani bu yerin Türkistan’da aranması gerektiğini doğrulayan ipuçları ortaya çıkmaktadır.

Bu ipuçlarının başlıcaları kılık kıyafet, kadınların çarşafları, erkeklerin sarıkları, buranın halkının geleneksel giysileridir. Türkistan, çeşitli kültürlerin karşılaştığı bir yerdir.
Burada Müslümanların dışında Brahmanlar, Budistler, Şamanistler ve Hristiyanlar yaşıyorlardı. Halkın etnik yapısı da karışıktı. Bütün bu özellikler Siyah Kalem resimlerde açıkça görülür. Türkistan tarihinde göçebe bozkır boyları, özellikle 12. yüzyılda buraya gelenler (Karahıtaylar) büyük rol oynamışlardır.
Bunların getirdikleri pagan töre ve gelenekler, mitler ve söylenceler burada kök salmış ve uzun süre varlığını koruyabilmiştir. Siyah Kalem resimlerinde işlenen konular bu bakımdan da ilginç belgeler vermektedir.

Gotik Orta Çağ’da tüm coğrafyalarda sadece gerçekliğe doğru değil, gerçek üstüne doğru da
önemli bir evrilme söz konusudur. Farklı uygarlıkların unsurlarının ve hayal gücünün ürettiği
takıntı ve kabuslarının çakıştığı bir ortam mevcuttur ve bu ortam Orta Çağ resim sanatında
grotesk bir dünya ortaya çıkarmıştır.
Birbirinden coğrafi olarak çok uzak ve farklı inançların
hüküm sürdüğü bölgelere ait olan eserlerdeki bu grotesk yaklaşımların benzerliği dikkat çekici�dir. Bu çalışmada bu benzerlikleri ortaya koymak hedeflenirken başat olarak Doğu’nun gizemli
dünyası içinden bir ressam olan Mehmed Siyah Kalem’in demonları ele alınacak ve bu figürlerin
Batı dünyasının grotesk figürleri ile gerek fiziki gerekse mantıki benzerlikleri ortaya konmaya
çalışılacaktır.

Yabancı ve yerli yayınların taranarak derlenmesinden oluşan bu çalışmada, özgün
çıkarımlara yer vermek önemsenmiş ve bu doğrultuda bulgular ortaya konmuştur.
Doğunun Gizemli Ressamı Mehmed Siyah Kalem ve Demonları
Doğu sanatının girift dünyasında hala gizemini koruyan bir ressam olan Mehmed Siyah
Kalem’in 1300 ila 1500’lü yıllara ait olduğu düşünülen resimleri görenleri kendi dünyasına çek�mekte ve adeta orada hapsetmektedir.

Kuşku yok ki gizemle perçinlenen bu özellik birçok araş�tırmacıyı Siyah Kalem’i incelemeye itmiştir. Dolayısıyla sanatçının adı, nereli olduğu, resimsel
betimleri üzerine sayfalarca öngürüler yazılmıştır. Bu konuda ülkemizdeki ilk ve en önemli
araştırmacılardan olan M. Ş. İpşiroğlu ve S. Eyüboğlu Topkapı Sarayı Fatih Albümü’nde yer
alan resimleri inceleyerek bir çoğunun üzerlerinde görülen “kar-ı üstat Mehmet Siyah Kalem”
sözünün bir isim sayılamayacak mahiyette olduğuna değinmişlerdir. Çünkü resimler üzerine
gelişi güzel yazılmış olan bu söze çok ayrı üsluplardaki minyatürlerde de rastlanırken, öte yan�dan sanatkara ait olduğu şüphe götürmeyen bazı çalışmalarda ise görülmemektedir.
Dolayısıyla
bu isim sanatçıya zamanında, memleketinde verilmiş bir isim mi, yoksa sonradan İstanbul’da
verilmiş bir lakap mı, hala bilinmez.
Sanatçının nereli olduğu da en az ismi kadar gizemlidir. XIII. ve XV. Yüzyıllardaki İç Asya ve
Yakın Doğu kültürel geleneklerinin karışımını yansıtan çalışmaları, Moğol, Moğol sonrası Türk�men ve hatta Osmanlı-İslam karışık etkilerini içermektedir.

Bu dönemde İç Asya’da İslam dini
eski dinleri hakimiyeti altına almış olsa da hala kuzeyli göçebe kavimlerde ve Uygur Türkleri
arasında bu dinler, özellikle Şamanizm yaşamaya devam etmektedir. Uygur Türkleri’nin aynı za�manda Çin kültürüne açık olduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla bu veriler, sanatçının kökeninin
buralardan geldiğini, mesala bir Uygur Türkü olabileceğini düşündürmektedir.
Ancak sanatçının üslubu kendi coğrafyasının satıh nakışçılığından öte Yunan ve Rönesans’ın
hacim duygusuna ulaşmaktadır. Fakat bu resimsel gelişme Siyah Kalem’in resimlerinde
Avrupa’nın tersi bir yol izlemiştir. Şöyle ki; Avrupa resmi önce hacimi, sonra hareketi yakala�mışken, Siyah Kalem hareketi verme kaygısıyla hacme varmış, yani onun resimlerinde hareket
hacmi doğurmuştur.

Hacmin oluşmasında harekete destek olan bir diğer unsur; çıplak bedenle�ri boğum boğum saran, iç içe girmiş kıvrımlardır. İlk olarak ışık-gölge oyunu gibi algılanan bu
kıvrımlara dikkatli bakıldığında akıcı bir çizginin şekil verme gücüne dayandıkları görülmektedir. Sanatçının başat ifade vasıtası olan ve kökenini Çin’de gördüğümüz bu çizgici anlayış resim sanatının iki kutbu olan kütle ve nakışı uzlaştırmaktadır.
Özellikle ayaklarda çizginin çoğu kez
nakışçılıktan kurtulup gerçekçi bir ifade ile hareketin emrine girdiği gözlemlenmektedir. Sanat�çının her halini yansıtmak istediği anlaşılan ve büyük bir sevgiyle işlediği çıplak ayakların yere
basışı, büyük bir ustalıkla ağırlığını belli eden figürlerini bir kat daha toprağa bağlamaktadır.
Hacim duygusunu böylesi ustalıkla verebilen bir ressamın mekana olan duyarsızlığı dolayısıyla
bilinçli bir seçim olarak yorumlanır.

Çinli ustaların tasvirci gayeleri, Siyah Kalem resimlerinde
yerini mekandan arınmış fikri sahnelere bırakır. Kukla oyuncuları gibi bir perdede karşılaştır�dığı figürler, bilmediğimiz bir olayın esas şahıslarıdır. Tabiat üstü değilse de, tabiat dışı bir hayal
perdesinde oynayan bu figürler sayesinde karşımıza her şeyi insan vücudu ile ifade eden bir
sanat çıkmaktadır (İpşiroğlu, Eyüboğlu, 1954).
Ekrem Işın Siyah Kalem’in sanatını ‘bir İpekyolu sanatı’ olarak tanımlar. Çünkü Siyah
Kalem’in gündelik hayatla beslenen sanatının tek tarihi dekoru İpekyolu’dur.
Dans eden bir Şa�man, kaygılı çehresiyle binek hayvanlarını son kez kontrol eden tüccar, müzik icra eden ozan,
çamaşır yıkayan, güç gösterisinde bulunan diğer Siyah Kalem insanları arasında Çin, Moğol,
Uygur ve Hıristiyan Avrupalılara rastlanmaktadır. Bunlar Doğu’dan Batıya, Batıdan Doğuya
İpekyolu üzerinde seyahat eden isimsiz kahramanlardır. Asya’nın kalbi olan bu yolda sadece
mallar değil, inançlar, dinler ve efsaneler de seyahat eder.

Dolayısıyla İpekyolu, mistik inanç
haritasında bir kültürel aktarım güzergahıdır (Işın, 2004). Bu güzergahtaki farklı inançların
zenginleştirdiği bir dünyanın insanoğluna tanıdığı olanaklar doğrultusunda ortaya çıkan de�monlar/iblisler sanatçının konularının ağırlık noktasını oluştururlar.
Bu olağanüstü figürler dini
bir imgelemden doğmuş olsalar da, hayır-şer, cennet-cehennem ya da şeytan-melek kavram�larının yer aldığı bir din görüşünden ziyade, esrarlı tabiat kuvvetlerini devleştiren ve onlarla
başa çıkmak için büyücülere başvuran Şamanizm ile bağlantılı olduğu tahmin edilen bir imge
dünyasının kalıntılarıdır (İpşiroğlu, Eyüboğlu, 1954). Bu hiciv yüklü anlatım biçimi, efsaneler
ve tanık olduğu günlük hayatın yorumu dünya üzerinde kurulmaya çalışılan gizemli bir kontrol
gayretidir.

Görülmektedir ki Siyah Kalem’in demonlarının dünyasında metal ve metal eşyaların
önemli bir yeri vardır. Altın bilezik, halhal ve yüzükler takar, metal asalar, zincirler ve ziller kul�lanırlar. Resimler incelendiğinde adeta bu metallerin çarpışma seslerine karışan gök gürültüleri
ve müzik aletlerinin çıkardığı rahatsız edici sesler duyulur gibidir. Resimlerdeki diğer dikkat
çekici unsurlar adeta büyü ve sanat arasındaki yakın bağı gözler önüne serer. Büyücülük malze�meleri olan bez şerit ve halatlar, ruhları cezbetmek için kullanılan ipe takılmış hayvan ayakları,
makaralar sıklıkla resmedilmiştir.
Siyah Kalem’in resimlerindeki demonlar/iblisler yada iblis
kıyafeti giymiş şamanlar arasında ayrım yapılmaz. Çünkü büyü ritüeli içinde şaman, kendi yü�zünü maske ile gizleyerek kendi benliğinden sıyrılır ve başıboş dolaşan ruhların somutlaşmış
kimliği ile özdeşleşir. O artık insan gibi konuşmaz, ruhların sesiyle çığlık atar.

Siyah Kalem’in
maskeli şamanları ya da demonları kavga ederken, büyü yaparken, müzik aleti çalarlen, dans
ederken, insanları yada atları çalarken ya da atları bilinmeyen bir tanrı için kurban ederken
resmedilmişlerdir. Yer ile gök arasında saltanat süren, insan varlığının karşı kıyısını temsil eden
bu grotesk yaratıkların ekletizmi sanatçının, batıda Avrupa, doğuda Çin’e kadar uzanan kaynak�lardan gelen görsel bilgisini gözler önüne sermektedir.


















Kaynak: https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Mehmed_Siyah_Kalem
https://dergipark.org.tr › artic…PDF “ORTA ÇAĞ’IN GROTESK DÜNYASI VE MEHMED SİYAH KALEM’İN – DergiPark


Bir yanıt yazın