Yazar: Alper Murat KİRPİK

  • Subliminal Mesaj Hakkında Her Şey

     

    SUBLİMİNAL MESAJ NEDİR?

    Subliminal sözlükte “Psik, bilinçaltı, bilinçdışı, bilinçaltı ile algılanan” anlamına gelmektedir.

    Subliminal mesaj; Bilinçaltı mesajı olarak tanımlanır. Reklamcılıkta kullanılan bir yöntem olan subliminal mesaj başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır.

    Bir bilinçaltı mesaj, bilinçli algılamanın çok üstünde olan ve bilinçli bir şekilde eleştirisel olarak filtreleyemediğimiz görsel veya işitsel mesajların hepsine subliminal mesaj denir.

    Subliminal mesajlar esasen 5 duyumuza yönelik olarak da hazırlanabilir ancak uygulamada daha çok görsel ve işitsel olanlar kullanılmaktadır.

    Bilinçaltı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavram. Bu kavram bilincimizin farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor.

    Subliminal mesajlar reklamlarda sıkça kullanılır fakat insanlar bunu fark etmezler bazılarına teknik açıyla bakılması gerekebilir.

    Bilinçaltının en önemli özelliği ise bilicimizin farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesi. Siz beş katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama bilinçaltınızda bu sayıyı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair anlıları bilinçaltı kayıtlarının arasında bulmak pekala mümkün. Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor?

    Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” isimlendirilen hareketler bulunuyor. Bu hareketler sayesinde göz devamlı çevremizi tarıyor ve aldığı bilgileri bilinçaltına atıyor. Bizler bu bilinçaltına gönderilen verilerin çok ama çok az bir kısmını hatırlayabiliyoruz. Burada önemli olan nokta bilinçaltına gönderilen verilerin karar verme ya da eyleme geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı direkt olarak etkilemesi.

    Amerika’da bu yöntemin bazı reklam firmalarınca kullanıldığı tespit edildi ve daha sonra reklamlarda kullanılması yasaklandı. Subliminal mesajların en çok kullanıldığı ülkelerden biri Rusya. Sırf Subliminal mesajları tespit edebilmek için, mesajları frekanslarına göre analiz ederek ortaya çıkaran yazılımlar ve özel detektörler var.

    Beyin, gün içinde karşılaştığı binlerce mesajı hızla unutur. İki tür mesajı ise unutmaz ve bunlar bilinçaltına yerleşir. Doğum ve ölüm.

    Ölümü çağrıştırmak için kullanılan sembol, kafatası siluetidir.

    Seksi çağrıştırmak için yerleştirilen görüntüler ise penis silueti, çıplak vücutlar ve çeşitli şekillerde yazılmış seks yazılarıdır.

    Subliminal mesajlar 3 amaçla bilinçaltına gönderilir. Bu amaçları şunlar:

    • Kişi fark etmeden bilinçaltındaki cinsellik faktörlerini tetiklemek amaçlı yapılır.
    • Kişinin dini inançları ve ideolojik fikirlerine müdahale etmek amacıyla yapılır.
    • Reklamlar ile ürün satışlarını artırmak.

    SUBLİMİNAL ALGININ TARİHÇESİ

    Tarihçe oldukça eskilere dayanmaktadır. Eski Mısır, ve Mezopotamya kültüründe çagında da ele alınmıs olabileceği tahminleri mevcuttur. Ancak Antik Yunan’da Demokritos’un (M.Ö. 460-370), bilinçaltı algılama olgusundan söz eden ilk kisi olabileceği öne sürülmüştür.

    Platon Timaeus, Aristotle “Parva Naturalia” isimli kitaplarında konuyu daha ayrıntılı ele alarak islemistir. Aristotles 2200 yıl önce uyanıkken algılanamayacak uyarıların, uyurken rüyalarda kendini gösterecegini ileri sürmektedir.

    Farabi ve İbni Sina ise “Gündüz vakti olan ve aynı zamanda gündüzleri daha fazla uyarı olduğu için bilinçli olarak algılanamayan uyarıların, daha sonra algılandıgını gösteren bazı ipuçları olabileceğini” belirtmişlerdir.

    Montaigne ve G. W. Leibniz de çok az algılanan veya hiç algılanamayan uyarıların daha sonra bilinç düzeyine nasıl çıktıklarını araştırmışlardır.

    20. yy başında yapılan ilk psikoloji deneyleri bu konuya modern zamanlarda ilgiyi oluşturmuştur. Bu çalışmalarda kişilere basitçe verilen uyarının farkında olup olmadığı sorulmuştur.

    Örneğin harfler, sayılar ya da geometrik şekiller gibi vizüel uyaranlar deneklerin göremeyeceği ya da bir nokta gibi görebileceği uzaklığa konmuş; birdenbire

    konup/kaldırılan görüntüler ve görüp görmedikleri sorulmuş; benzer şekilde oldukça düşük, duyulamayacak şiddette harfler fısıldanmış ancak tüm bu görsel ve işitsel uyaranların algılanabilir olduğunu sınamak için deneklerden uyarılara ilişkin tahminlerde bulunmaları istenmiş, istatistiki analizler ışığında doğruyu bilme oranının tahmin şansından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    Kullanım Alanları

    Subliminal mesajların kullanım alanları geniştir. Eğitim, Ordular, pazarlama ve reklam, psikoloji bilimi ve kişisel gelişim dönüşüm alanları bilinçaltı mesaj tekniğini en yoğun kullanıldığı alanlardır.

    Subliminal mesajın iyi alanlarda kullanımı da A.B.D ve Avrupa ülkelerinde oldukça yaygındır. Sigarayı bırakmak ve kötü alışkanlıkları terk etmek isteyen kişilere bilinçaltı mesaj seansları uygulanmaktadır. İnternet üzerinen kendine güven arttırıcı, kilo verme kolaylaştırıcı, sigara bırakma  gibi birçok ”Subliminal mp3’’ ler dağıtılıyor.

    Subliminal Mesaj İlk Olarak Nasıl Kullanıldı?

    1920′ li yıllarda , BBC isimli radyo kanalı ilk yayınını yaptı. Ancak, bu radyo yayına başladığı tarihten itibaren hiçbir yükselme gösteremedi ve üstelik halk arasında da “ŞEYTANIN SESİ” olarak yayılmaya başladı.Bu düşüşü engellemek isteyen BBC, hemen bir kurul oluşturdu ve kendince yöntemlerle radyoyu toparlamaya çalışıyordu.

    Ve kendilerince bir teknik üretmişlerdi. Radyo yayına girdiği anda, haberler ve müzikler çalınırken, arka planda farkına varmayacağınız derecede az ses dalgaları ile, bilinç altına hitap ederek radyonun en yararlı, en iyi araç olduğunu belirten mesajlar verildi. Teknik işe yaradı. Radyo, inanılmaz biz artış gösterdi ve ŞEYTANIN SESİ adlı sıfat ortadan kalkmıştı. Şu yıllarda bile bazı MP3 ve CD çalar firmalarının bu teknikleri kullandığı söylenmektedir.

    Kişinin bilinçaltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.

    Bunlardan En Çok Kullanılanları :

    1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yollar. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz
    2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.
    3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar. Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (bilinçli) algılananlar değil; bilinçaltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.

    İşitsel Subliminal Mesajlar

    Üst öğenin yani farklı bir müziğin, altına ikinci bir öğe yani bilinçaltı mesajları yerleştirilir. İnsan kulağı, birinci öğe olan doğal müziği algılar iken, gizlenmiş ikinci öğe olumlama mesajlarını bilinçlice algılayamaz ve bu mesajlar doğrudan bilinçaltına ulaştırılır.

    İşitsel Subliminal mesajlarda, en çok kullanılan yöntem dijital ses dosyalarına gizlenen mesajlardır. Üzerinde oynanabilmesi, işlenilmesi ve yayılması çok kolay olduğu için MP3 dosyaları subliminal mesaj yöntemi olarak çok kullanılır.

    İnsan kulağı belirli frekans aralığındaki sesleri duyar. Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli mesaj beyninize işlenir. Duyabilmek başkadır, algılayabilmek başka.

    Bu MP3’ler internette, mail gruplarında her yerde hatta sizin MP3 müziklerinizin arka planında bile olabilir. Bu MP3‘leri dinlediğinizde sadece müzik duyduğunuzu sanıyorsunuz. Bilinçaltı mesajlar ise, müziğin gerisinde onları duyamıyorsunuz. Çünkü duyabileceğiniz frekansta değiller ve bilinçaltı direk olarak bu mesajları kayıt ediyor, siz de doğal olarak bilinçaltınız ne aldıysa, farkına bile varamadan onu yaşamaya başlıyorsunuz. Kısacası istem dışı bir şekilde hipnoz oluyorsunuz.

    Bazı süper marketlerde çalınan hızlı müziklerin altına “daha çok al, daha çok al” mesajının yerleştiriliyor.

    Örneğin Amerika’nın Irak’ı işgali esnasında radyoda yapılan yayınların altında ve dağıtılan Kur’an CD’lerin Iraklıların bilinçaltına direnmeniz faydasız, Amerikalılar yenilemez, İsa Allah’ın oğlu gibi Subliminal mesajlar verilmiştir.

    Bir başka örnek ise Rusya’da 1972 yılında büyük bir buğday kıtlığı olur ve Rusya ilk kez buğday almak için ABD’ye başvurur. ABD ise şu cevabı verir: ABD’nin Sesi Radyosunun yayınlarını parazitlemeyi bırakırsanız, size buğday veririz. Rusya mecburen kabul eder ve parazitletmeyi keser. 10 yıl sonra Rusya’da rejime karşı hoşnutsuzluk başlar. Halk ‘Bizim de rejimimiz ABD gibi olmalı. ABD büyük bir devlet, özgürlükler ülkesi, Rusya ise büyük bir cehennem.’ diye söylenmeye başlar.

    İlginç bir anekdot daha; 1972’de buğday alımında Tarım Bakanı Gorbaçov. 1982’de Glasnost ve Perestroyka ile Başkan Gorbaçov. Gorbaçov anılarında diyor ki, ‘ABD gibi bir düzen kurmamızın dönüm noktası, Voice of ABD Radyosu’nun Rusça yayınlarındaki parazitlemeyi kaldırmamızla başlamıştır. Bu yayınlar etkisiyle, Rus halkı kendi rejimine düşman, ABD rejimine hayran bir halk haline gelmiştir.

    Görsel Subliminal Mesajlar

    Görsel bilinçaltı mesajlar yoğunlukla reklam, logo, film ve dizilerde farklı visual teknikler kulanılarak oluşturulmaktadır. Görsel subliminal öğelerde genelde, insan gözünün ilk bakışta bilinçli olarak algılayamayacağı, ana resmin içine ikinci bir resim gizlenmiştir.

    Görsel öğeye bakan birey, gözün ilk bakışta algılayamadığı ikinci resmin mesajını bilinçlice işleyip, sorgulamamaktadır. Buna karşın, bilinçaltı ikinci resmi algılayarak kayıt eder.

    Böylece “bilincin” sorgulama fonksiyonundan kurtulan ikinci resim doğrudan bilinçaltına yerleştiriliş olur.

    Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar? Cevabı çok basit; Çünkü gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü kişi, bilinçli bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya reddediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor. Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut reddetme gibi bir olanağımız var mı? Elbette hayır.

    HARRY POTTER

    Aşağıda ki örnekte Harry Potter filminden bir sahne yer almaktadır. Görüntüde ki haberde büyük harfle yazılmış harfler ”PORN” kelimesini ortaya çıkarıyor.

    MİCKEY MOUSE

    Masum çocukların izlediği çizgi filmlerde bile bu yöntem kullanılıyor. Afişe bir cinsel organ yerleştirilmiştir.

    FACEBOOK

    Facebook görmüş olduğunuz kapağı koyduğu anda bilinç altına gönderilen sex mesajı ile kullanıcı sayısını epey arttırmış.Peki soruyorum size.Siteye tıklanma ile sex’in ne alakası var.Bilirsinizki bilinç altınız aynı şekilde idinizi yönetiyor.İd ise sex’i ve hormonları

    yönetiyor.Aslında bunlar üzerinden tüketim arttırmayı hedefliyorlar.

    KUZULARIN SESSİZLİĞİ

    En ilginç örneklerden biri Kuzuların sessizliği filminin afişidir. Film afişinde hem ölüm hem de doğum (ve bununla bağlantılı cinsellik) arketipleri görsel olarak birlikte işlenmiştir. Afişte yer alan kelebek figüründeki iskelet kafasına bu iskelet kafasının içindeki 7 çıplak kadın resmine dikkat edin.

    ACAYİP HİKAYELER DİZİSİ

    Film ve dizilerde kullanılan subliminal mesajlar genellikle saklanmak için çok çaba gösterilir ve mümkün olduğunca hızlı üzerinden geçilir. Acayip Hikayeler bunun tersine aşağıda gördüğünüz imgeleri 20-30 saniyeye yakın kullanıyor. Hatta kullandığı imgede subliminal mesaj denilince ilk akla gelen sex yazısı gizlenmiş çiçek motifi. Bu motif subliminal mesajın tanımını yapmak için her noktada kullanılır.

    FIRILDAK AİLESİ

    Doktorun alnındaki açıklık bir kadının göğüs ve baş kısmını oluştururken kaş ve gözü de cinsel organı olarak dikkat çekti.

    Yine Fırıldak Ailesi’nden bir örnek. Burada çeşmenin erkek cinsel organına benzetildiği açık ve net ortada.

    PEPSİ

    1990 yılında

    Bir zamanlar pepsi özel seri üretmeye başlamıştı.Bu kutuları birleştirdiğinizde yine malum yazı çıkıyordu ortaya.Markette dizilirken tesadüf bir tüketici farkedip pepsiye dava açmıştı.Davayı kazanan tüketici sayesinde bu seri yasaklanmıştı.

    ASLAN KRAL

    Ayrıca filmin afişinde gördüğümüzü sandığımız aslan yüzü aslında iç çamaşırları giymiş bir kadının sırtına bakıyormuşuz intibası yaratıyor.

    KÜÇÜK DENİZ KIZI

    Küçük Denizkızı (The Little Mermaid) çizgi filminin kapağında erkek cinsel organı gizli bir şekilde resmediliyor

    DİĞER YARIM DİZİSİ

    ATV’de ekrana gelen “Diğer Yarım” dizisinde yayınlanan ve tesettürlü bir kadının yer aldığı sahnede sübliminal mesaj verildi. Dizinin 3. bölümünün 23. dakikasında telefonla konuşanmütedeyyin kadının arkasında bulunan tabelaya işlenen “sex” yazısı izleyicilerden büyük tepki çekti.

    HEİNEKEN

    Bir sexual mesajda Heineken’den geliyor. Ters çevrildiğinde bir kadın kalçası ve bacakları olarak dikkat çekiyor.

    AXE

    AXE Deodorantının üzerindeki subliminal mesaj açıkça belli oluyor. Zihinlerde cinsel arzuyu uyandırmak için verilen bir mesaj.

    SUBLİMİNAL LOGOLAR

    Bir şirket logosuna karşı farkında olmadan sempati duyulmasını sağlamak, söz konusu logoya karşı olumlu duygular besletmek ve nihayetinde ilgili şirketin marka değerini ve bilinirliliğini arttırmak gibi bir hedef bilinçaltı görsel mesajın kullanılma alanına girmektedir.

    1.AMAZON

    En Büyük e-ticaret sitelerinden biri olan amazon.com’un logosunun alt kısmında bulunan hız ve müşteri memnuniyeti (gülen yüz) algısı yaratırken aynı zamanda “a” harfinden başlayıp “z” harfinede kadar ilerleyen yapısı ile a’dan z’ye anlamını da içende barındırıyor…

    2.CARREFOUR

    Adını Fransızca “Yol Kavşağı” kelimesinden alan Fransız Marketler zinciri sağa ve sola oklarla kavşak noktasını andırırken aynı zamanda arada kalan boşluk kısma bakıldığında da “C” harfini görmek zor olmayacaktır. Ayrıca logoyu meydana getiren mavi-beyaz ve kırmızı renklerin de Fransız bayrağının renkleri olduğunu da hatırlatmakta fayda var…

    3.CONTINENTAL

    Alman Lastik üreticisi Firmanın Logosu oluşturulurken ilk iki harf iç içe geçmiş durumda. Bu birleşmeye biraz daha dikkatli baktığımızda iki harfin birleşmesinde bir lastiğin ortaya çıktığını görmekteyiz…

    4.  T.C. ZİRAAT BANKASI

    20 Kasım 1863 yılından günümüze kadar faaliyetlerine devam eden Ziraat Bankasının Logosu Türkiye (T) Cumhuriyet (C) Ziraat (Z) Bankası (B) kelimelerinin baş harfleri olan TCZB harflerinin bir araya gelmesi ile oluşturulmuş logo. Logoya dikkatli bakıldığında logonun bir Buğday Başağı şeklinde dizayn edildiğini görebilmekteyiz.

    5.CAMEL

    Diğer bir örnek ise Camel. Camel’ın bu reklamı satışlarını yüzde 5’ten yüzde 32’ye çıkarmıştı. Smooth character adındaki reklam kampanyasıyla Camel 1990’da sigara içmeye başlayan gençler arasında tercih edilme oranını 1.5 yıl içinde yüzde 32’ye çıkardı.

    6.  FORMULA 1

    İlk bakıldığında siyah bir F ve kırmızı bir “1”in bir araya gelmesi ile ortaya çıkmış gibi görünen logoya dikkatli bakıldığında “F” harfine hızla yaklaşmakta olan beyaz renkli “1” görübiliyor. Kırmızı bölge ise Formula araçlarının hızını göstermek açısından logoya eklenmiş gibi duruyor.

    7.  TOBLERONE

    İsvirçe’nin BERN kentinde üretilen TO(B)L(ER)O(N)E markasının içerisindeki harflerden sıralı şekilde BERN kelimesini çıkartmak gayet mümkün. Ayrıca ilk bakıldığında bir Dağ görseli olarak karşımıza çıkan görsel incelendiğinde içerisine gizlenmiş AYI figürünü görüyoruz. AYI aynı zamanda BERN şehrinin armasında da yer almaktadır.

    25.Kare Tekniği

    Gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control-track” denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25. kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25’e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır.

    Örnek vermek gerekirse; Günlük hayatımızda o kadar çok anket yapılıyor ki, “ne işe yarar bu anketler” diyecek olursanız, bu anketler toplumun nabzını ölçmeye yöneliktir.

    En çok sevdiğiniz lider kimdir sorusunun cevabı %90 Fatih Sultan Mehmed ise Obama ekranlarda konuşmasını yaparken 25.karede Fatih Sultan Mehmed’in resmi eklenir.

    Böylelikle beyin Fatih Sultan Mehmed ile Obama arasında bir bağ kurar ve siz Obama’yı eskisinden daha sevimli bulursunuz.

    25. Kare Ve Çizgi Filmler

    Bu metot çocuklarımızın izlediği birçok çizgi filmde de karşımıza çıkmaktadır. Çocukların seyrettiği masum çizgi filmlere 25. kare tekniği ile cinsellik ve şiddet içeren subliminal mesajlar yerleştiriliyor.

    Yetişmekte olan soyların yönlendirilmesi konusunda kolay ve pratik yol gibi görünüyor. Ayrıca bu sayede her kesimden birçok çocuğa da hızla ulaşabiliyorsunuz. Dikkatle izlerseniz bu tür mesajların birçoğunu siz de yakalayabilirsiniz.

    Çizgi filmde ve evinizde seyir ettiğiniz dizi ve filmlerdeki 25. kareleri anlayabilmek için ağır çekimde izleyebilirsiniz. Evinizde uygulayabileceğiniz en basit, en uygulanabilir yöntem bu.

    25.KARE NE ZAMAN VE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

    Bilinçaltının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır. James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, saliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda : “patlamış mısır ye” ve “kola iç” sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları bilinçle algılayamadığı hâlde, bilinçaltına hitap eden bu sloganlar neticesinde kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.

    ASLAN KRAL

    En önemli örneklerden birisi Aslan Kral filmidir. Yıldızlarla ”sex” kelimesi yazılıyor.

    Maliyet: 45 milyon dolar

    Dünya sinema hasılatı: 987 milyon dolar

    THE SİMPSONS

    Sadece yasal haklarından 3 milyar dolar kar edilirken, ticari kazancı bir yılda 1.65 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

    CLONE HİGH

    Sigara dumanından oluşan sex yazısı burada da karşımıza çıkıyor.

    COCA COLA

    Coca Cola’nın verdiği subliminal mesaj reklamlarında kullandığı cinsel içerikli görüntüleri bilinçaltına yollamaktır. Amaçları ise çok satmaktır. Marketlerde o markayı gördüğümüzde beynimiz bilinçaltımıza işlenen mesajı cinsel dürtü olarak çıkarır ve biz bu dürtüye o markayı satın alarak cevap veririz.

    HARRY POTTER VE MELEZ PRENS

    Arkadaki duvarda ”sex” kelimesi beliriyor.

    Maliyet: 250 milyon dolar

    Dünya sinema hasılatı: 934 milyon dolar

    SÜTAŞ

    Yukarıdan dökülen ayranın hiçbir şekilde bulaşmadığı bölgede bir suret seçiliyor. Hatta daha yakından bakınca bir cinsel uzuv ve ona bakan bir yüz görülebiliyor.

    Yukarıdan dökülen ayranın hiçbir şekilde bulaşmadığı bölgede bir suret seçiliyor. Hatta daha yakından bakınca bir cinsel uzuv ve ona bakan bir yüz görülebiliyor.

    THE RESCUERS

    Bir ara cok kısa bir sureliğine açık bir camdan üstü çırılçıplak bir kadın resmi görülüyor.

    Etkilenme Dereceleri

    İnsanlar sübliminal mesajlardan etkileniyorlar evet, ama bu onları hiç ihtiyaç duymadıkları bir şeyi almaya zorlamıyor. Bir diğer deyişle, kimse sübliminal mesajlarla bir kamyon lastiği almıyor ya da karşıtı olduğu bir partiye oy vermiyor. Bu nedenle, bu reklamların “satır aralarını okuyacak” hedef kitlesi çok önemli.

    Örneğin, susamış bir insan grubuna susuzlukla ilgili birtakım mesajlar fark ettirilmeden verildiğinde bu insanlar daha çok su içiyorlar, fakat susamışlıklarının arttığını düşünmüyorlar. Bir diğer araştırma da, Almanca müzik çalınan bir içki dükkanında daha çok Alman şarabı, İtalyanca müzik çalınanda ise daha çok İtalyan şarabı satıldığını; müşterilerin müziği duymalarına rağmen (yani bu kez etken olan müziği fark etmelerine rağmen), bunun kararlarına olan etkisini ayırt edemediklerini gösteriyor. Buna benzer şekilde, dondurma yiyen birini gören insanların çoğunun, bu gördükleri kişinin yediği kadar dondurma yediklerini ortaya koyan bir çalışma mevcut.

    Bilinçaltı mesajlarından etkilenme oranı ise kişinin karakteristik yapısına ve çevre  şartlarına göre değişim gösterir. Örneğin içe dönük ve asosyal yapıdaki kişiler bu  mesajlara karşı daha fazla alıcılık gösterirler. Hatta bu kişilere uzun süreli ve kötü amaçlı mesajların gönderilmesi kişiyi ağır depresyona ve intihara kadar götürebilir.

    SUBLİMİNAL MESAJ YASAĞI

    Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bu tarz mesajların verilmesi hukuken yasaktır. Ancak uygulama istenildiği veya beklenildiği kadar etkili olamamaktadır. Söz konusu yasal düzenlemeleri incelemek gerekirse;

    Düzenleme olarak ilk olarak Anayasanın 58. maddesinde “gençliğin korunması” ile ilgili düzenleme gösterilebilir. Bu düzenleme ile yarınlarımızın teminatı olan gençlerimizin düzgün bir şekilde yetişmesi ve zararlı alışkanlıklara kapılmaması amaçlanmıştır. Bu düzenleme ile gençlerimizi olumsuz yönlendirme olarak nitelenebilecek subliminal mesajlarda korunması gerekecektir.

    6112 sayılı RTÜK kanunun 9.maddesinde bu hususa ilişkin düzenleme getirilmiştir. Söz konusu düzenleme ile yapılacak yayımların genel esasları belirlenmiştir.

    MADDE 9 –

    1. Ticarî iletişim, yayın hizmetinin diğer unsurlarından görsel ve işitsel olarak kolayca ayırt edilebilir olmak zorundadır.
    2. Ticari iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz. 3.Gizli ticari iletişime izin verilemez.

    Madde düzenlemesi ile açık bir şekilde bilinçaltı teknikleri uygulanamayacağını belirtmiştir.

    MADDE 10 –

    Televizyon ve radyo yayın hizmetlerinde reklamlar ile tele-alışveriş, sesli ve/veya görüntülü bir uyarıyla açıkça fark edilebilecek ve program hizmetinin diğer unsurlarından kolaylıkla ayırt edilebilecek biçimde düzenlenir.

    MADDE 32 (1) Bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (g), (n), (s) ve (ş) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin

    tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir.

    Sonuç olarak Türkiye’de reklamlarda bilinçaltı mesaj verilmesi yasaktır. Ancak bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri bilinçaltı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulmamıştır.

    Subliminal mesajların gerçekten etkili olup olmadığı hala tartışılmakta, yasak olmasına rağmen reklam ve diğer sektörlerde kullanılmaya devam etmektedir.

    KAYNAKÇA

  • Kuvvetmira: Rap’in Elmas Madeni

     

    Rap’in Elmas Madeni Kuvvetmira; Sagopa Kajmer, Aybe, Ceza, Fuat Ergin, Dr. Fuchs, Kolera, Şahsi, Bora, Sahtiyan, Zet, Mozole Mirach, Sitem Depresif, Abluka Alarm, Raffine Dumanyak, Derin Darbe, Kasırga.

    Kuvvetmira, “Kuvvet Aynası” (kuvvet mirror) anlamına gelen, Sagopa Kajmer‘in kurduğu eski bir rap oluşumu ve stüdyosudur. Kuvvetmira ilk kurulduğunda Dj Mic Check’in (Sagopa Kajmer) stüdyosunun adıydı. Daha sonra bir Rap Topluluğu halini aldı. Bu oluşuma birçok rap müzik sanatçısı katılmıştır. Kuvvetmira’nın amacı, bünyesinde rap müzik yapanları buluşturmak ve bir koalisyon ortamı oluşturmaktır. Kuvvetmira çoğu kez aynı tip oluşumlarla karşı karşıya kalmıştır.

    Grubun ilk bandrollü albümü Dj Mic Check‘in prodüktörlüğünü yaptığı Med-Cezir albümüdür (Albüm Sanatçısı: Ceza). Albüm 2002 yılında çıkmıştır.

    Gruptaki ayrılıklar;

    • Ekim ve Kasım 2005 tarihleri arasındaki Sagopa Kajmer – Ceza dissleşmelerinden önce 2004 yılının sonlarına doğru CezaSahtiyanFuatAyben ve bazı müzisyenler Kuvvetmira’dan ayrılma kararı almıştır.
    • Kavgada kimseden yana olmayan Dr. Fuchs da 2005’in ortalarında Kuvvetmira’dan ayrıldı ve aynı yıl İstanbul Attack adında bir rap oluşumu kurdu.
    • 2006 yılında Mozole MiracSitem Depresif ve bazı müzisyenlerde Kuvvetmira’dan ayrıldı.
    • 2012 yılında Abluka Alarm‘da Kuvvetmira’dan ayrılma kararı almıştır. Laedri ve Savaş‘tan oluşan Abluka Alarm yoluna tek başına devam etti.
    • 2013 yılına kadar Sagopa KajmerKolera ve Şahsi üçlüsüyle ayakta duran Kuvvetmira, 22 Temmuz 2013 tarihinde Sagopa Kajmer’in resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada: “1998 yılında kurduğum birçok rapperlara hizmet veren kuvvetmira grubu yıl geçtikçe dağılarak artık varlığını yitirmiştir.[1] Bu tarihten sonra sadece bir stüdyo ismi olarak anılacaktır.” açıklamasını yaparak kuvvetmira rap grubunu sonlandırmıştır. Kuvvetmira artık sadece eserleriyle Türkçe rap’e birçok popüler şarkılar albümler bırakarak mazileriyle beraber geçmişte kaldı ve Sagopa Kajmer’in stüdyo ismi olarak devam etmektedir.

    Kaynakhttps://tr.wikipedia.org/wiki/Kuvvetmira

  • Otomatik Portakal (1971)

     “Gerçek dünyanın renklerinin yalnızca onları ekranda dikizlediğinizde gerçekten gerçek görünmesi çok komik.”

    Otomatik Portakal – Alex

    1971 ‧ Bilim Kurgu/Suç ‧ 2 saat 17 dakika

    Genç bir İngiliz serseri olan Alex, diğer dört genç serserinin başını çeker. Okula gitmek yerine zamanını hırsızlık, tecavüz ve şiddet eylemleriyle geçiriyor. Filmin ilk gecesinde, Alex ve çete üyeleri Droogs, müdavimlerine kadın mankenlerden uyuşturucu dolu süt sunan Korova Süt Barı’nda toplanır. Kendilerini aşırı derecede bilinçli ve şiddete hazır hale getiren bir ilaç alırlar, sonra gecenin karanlığına giderler ve yaşlı bir evsiz adamı dövürler. Daha sonra, bir kadına tecavüz etmek üzere olan rakip bir çeteyle karşılaşırlar ve bir çete kavgası başlatırlar. Bir araba çalarlar ve hızla ülkeye giderler. Orada, maskeler takıyorlar, ünlü bir yazar olan Bay Alexander’ın evine giriyorlar, onu dövüyorlar ve karısına tecavüz ediyorlar. Alex, tecavüzden önce Bayan Alexander’ın kıyafetlerini sökerken, “Singin ‘in the Rain” şarkısını söylüyor ve Gene Kelly’nin aynı adlı müzikalde yaptığı gibi dans ediyor.

    Gece sona erdiğinde Alex, eskimiş bir işçi sınıfı konut kompleksinde ailesinin evine döner. Yatağa girmeden önce Beethoven’in bir senfonisini açar. Müzik, bombalama, asma ve diğer şiddet biçimlerini çağrıştırıyor. Sabah, Alex’in annesi onu okul için uyandırır, ancak hasta hissettiğini söyler. Saygıdeğer oğul rolünü oynamasına rağmen, ebeveynleri ona meydan okumaya cesaret edemiyor.

    Otomatik Portakal

    Ancak kısa süre sonra Alex için işler çözülmeye başlar. Droogları onun zorbalığından bıkmış ve onu iktidardan atmayı planlıyorlar. Ertesi gece zengin bir bayanın evine giderler. Alex onu soymak için içeri girer, ancak ona karşı savaşır. Gerçeküstü bir sahnede, Beethoven’ın bir büstünü ele geçirir ve Alex bir penis heykelini ele geçirir. Tıpkı polis sirenleri çalmaya başladığında, Alex heykelle yüzüne vurur ve dışarı çıkar. Dışarıda arkadaşları pusuda bekliyor. Bir cam şişe sütle kafasına vurdular ve onu polise bırakarak kaçtılar.

    Gözaltında geçirdiği gece, kadın ölür ve kısa süre sonra mahkeme Alex’i on dört yıl hapse mahkum eder. İki yıldır örnek bir mahkum gibi davranıyor, ancak gerçekten reform yapmadı. İstediği şey özgürlüktür. Bir gün Alex, Ludovico’nun Tekniği adlı yeni bir deneysel prosedür hakkında dolaşan söylentileri duyar. Hükümet, hapishanelerindeki aşırı kalabalığı azaltmak ve sokaklara kanun ve düzen getirmek için kullanmayı planlıyor. Alex, tedavinin neyi gerektirdiğini bilmiyor, ancak tedavi görürse, hükümetin onu sadece iki hafta içinde hapisten çıkaracağını duymaktan heyecan duyuyor. İçişleri bakanı bir kobay aramak için hapishaneyi ziyaret ettiğinde, Alex dikkatleri üzerine çeker ve seçilir.

    Otomatik Portakal

    Kısa süre sonra, hapishane yetkilileri Alex’i, kendisine bir serum enjekte eden ve ardından ona şiddet içeren ve cinsel içerikli filmlerin makarasını gösteren hükümet doktorlarının eline verdi. Filmleri gördüğünde, serum etkisini gösterir ve Alex, seks veya şiddeti izleyerek ortaya çıkan korkunç bir hastalık yaşar. Son olarak, serum olmasa bile, şiddet görüntülerini gördüğünde veya kendi şiddet içeren düşüncelerini düşündüğünde otomatik olarak hastalanır. Şiddetli dürtüleri artık kendi fiziksel tepkisiyle engelleniyor. Ne yazık ki Alex için, doktorların ona gösterdiği filmlerden birinin çok sevdiği bir film müziği var: Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisinin dördüncü hareketi. Sonuç olarak, Alex her duyduğunda şiddetli bir şekilde hastalanır. Yine de, hükümet onu serbest bıraktığında iyi bir anlaşma yaptığına inanıyor.

    Alex eve döndüğünde, ailesinin odasını bir kiracıya bıraktığını öğrenir ve ona kalamayacağını söylerler. Dışarıda, Alex bir zamanlar dövdüğü evsiz adam onu ​​tanır ve o ve yaşlı evsiz arkadaşları Alex’e saldırır. Polis yardımına gelir, ancak onlar eski Drooglarıdır, suçlular şimdi polise dönüştü ve onu ülkeye götürüp de dövdüler. Gece çöker, fırtına başlar ve Alex kendisini en yakın eve sürükler. Evin içine girdiğinde, orasının saldırdığı yazar Bay Alexander’ın evi olduğunu anlar. Tecavüz ettiği Bayan Alexander, saldırısının hemen ardından ölmüştü.

    İlk başta Bay Alexander, Alex’i yalnızca gazetelerde Ludovico’nun Tekniğini uyguladığı için gördüğü çocuk olarak tanır. Bay Alexander, muhalefetteki bir siyasi partinin üyesidir ve Alex’in hükümetin elinde acımasızca acı çektiğini gösterebilirse halkın buna karşı çıkabileceğine inanıyor. Alex’te hükümeti devirmek için bir fırsat görür ve Alex’i evine alır. Planını planlarken, bir banyoya dalmış olan Alex, kendini biraz daha iyi hissetmeye başlar ve saldırı gecesi söylediği aynı şarkıyı “Singin ‘in the Rain”i söylemeye başlar. Bay Alexander şarkıyı tanır ve Alex’in eski saldırgan olduğu bağlantısını kurar. 

    Şimdi sadece Alex’i hükümeti devirmek için kullanmak değil, aynı zamanda intikam almak istiyor. Alex’i intihara sürüklemek için bir plan yapar. Günün ilerleyen saatlerinde Alex uyurken Mr. Alexander ve iki arkadaşı, Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisini Alex’in yatak odasına fırlatır. Alex hastalığa yakalanır, ancak kaçmaya çalıştığında kapısını kilitli bulur. Hastalığından kurtulmak için çaresizce intihar etmeye karar verir. Pencereden atlar.

    Alex, uzun bir süre komada kaldıktan sonra hastanede tüm vücut alçısıyla uyanır. Bilinçsizken çok şey oldu. Kamuoyu ve gazeteler, zulmünün Alex’i intihara sürüklediğini iddia ederek hükümete karşı çıktı. Bay İskender’in planı işe yarıyor gibi görünüyor – ancak hükümetin kendine ait bir planı var. Alex komadayken, doktorlar onu eski haline döndürdü. Ludovico’nun Tekniğinin sonuçlarını geri aldılar.

    İçişleri Bakanı Alex’i hastane yatağında ziyaret eder. Alex öğle yemeğini yiyor, ancak oyuncu kadrosu hareketlerini sınırladığı için kendini besleyemiyor. Sakarin bir endişeyle, içişleri bakanı Alex’in kendisini beslerken Alex, gücünün tadını çıkararak ağzını açıp kapatır. İçişleri Bakanı Alex’e hükümetin ona iyi bir iş ve iyi bir maaşla nasıl yardım etmeyi planladığını anlatır. Son bir hediye olarak, içişleri bakanı Beethoven’ı odaya sokar ve Alex hastalanmaz. Gazeteciler ve kameramanlar anı yakalamak için içeri girerken ikisi birlikte oturuyor. Onlar kameralara el sallarken ve gülümserken, müzikten ilham alan Alex, kendini vahşi seks yaptığını hayal ederken, uygun İngiliz erkekler ve kadınlar etrafta durup alkışlar. Film biterken “İyileştim” diyor.

    Otomatik Portakal
    SEMBOLLER

    Korova Süt Barı

    Alex ve çetesinin bir araya geldiği Korova Süt Barı, masumiyet ve günahın ikili bir görüntüsünü sunuyor. Bir anne sütü, rahatlığı ve beslenmeyi simgeler. Korova Süt Barı’ndaki süt de anne sütü gibi kadınlardan, yani bedenleri süt kadar beyaz olan kadın mankenlerden akar. Mankenler, masum anneliğin sembolleri olmaktan uzak, kışkırtıcı cinsel pozlar içinde konumlandırılmıştır. Ayrıca plastiktirler, soğukturlar ve tepkisizdirler ve uyuşturucular onlardan akan sütü lekeler. Bu ilaçlardan bazıları ilahi vizyonlar getiriyor, ancak Alex ve arkadaşlarının aldıkları ilaçlar “aşırı şiddet” eğilimlerini artırıyor. Korova Süt Barı, Alex’in aynı zamanda çocuksu ve şok edici derecede acımasız olan kendi doğasını yansıtıyor. Anneliğin arkasında cinsel bir eylem yatar

    Sanatta Seks ve Vücut

    Otomatik Portakal İçinde ,sanat eseri cinsel arzuyu ifade eder, ancak aynı zamanda insanın yakınlığı ve bireysellik arzusunu da ortadan kaldırır. İnsan vücudunun temsillerinde seks ve aşk bir arada yaşamak yerine, sanattaki vücut basitçe bir gıdıklanma kaynağı haline gelir. Film bir dizi bu tür görüntüyü sunuyor. Özellikle kadınlar insandan daha az, manken, çizgi film ve resim olarak temsil edilmektedir. İlk görüntüler, Korova Süt Barı’ndaki cinsel açıdan kışkırtıcı pozlar sergileyen kadın mankenler. Renklerden ve bireysel özelliklerden yoksun oldukları için, soğuk bir kişiliksizliği öneriyorlar. Alex’in ebeveynlerinin evinin duvarlarında kadınların cinsel görüntüleri de asılı. 

    Çoğunlukla, bu resimler Alex’in ebeveynleri gibi sıkıcı ve bit pazarından satın alınabilecek tablolara benziyor. Çarpıcı bir özelliği, kadınların etkileyici bölünmesidir. Mankenler gibi bu görüntüler de aynı anda hem cinsel hem de kişisel değildir. Kedi kadının evindeki resimler ve heykeller modern ve açıkça cinseldir. Esaret ve parçalanmış vücut parçalarını tasvir eden resimlerin bazı kısımları sadisttir. Kedi hanımın kendisi gibi, resimler de cesur ve çatışmacıdır, ancak insan vücudunun diğer tüm sanatsal temsilleri gibi, onlar da düz ve kişisel değildir.

    Ludwig van Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisi

    Alex, Ludwig van Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisini diğer tüm müzik parçalarından daha çok seviyor, bu ironik çünkü Beethoven ahlaksızlıktan ziyade insan iyiliğinin doruklarını ifade etmeyi amaçlıyordu. Beethoven senfoninin dört hareketi aracılığıyla insanlığın yükselişinin izini sürer. Senfoni, cehennemin en alt basamaklarındaki suçluların içinde bulundukları durumu tasvir ederek başlar. İkinci bölümde, insanlar mutluluğu günlük zevklerde bulur. Üçüncü harekette ise dine yönelirler. Dördüncü bölüm olan finalde Beethoven, umutsuzluğun derinliklerinden doyum ve şerefin doruklarına kadar ruhsal olarak seyahat eden bir insanlık vizyonunu ifade etmeyi amaçladı. Beethoven’in senfoninin anlatacağını umduğu şey, Alex’in duyduğundan oldukça farklı.

    In A Clockwork Orange, Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisi Beethoven senfoni yüksekliklerini ve insan deneyiminin derinliklerini ifade ümit gibi, yükseklikleri ve duygu Alex deneyimleri derinliklerini punctuates. Senfoni, Alex’i, Ludovico’nun Tekniği’nin duyduğu hastalıktan kaçmaya çalışırken Bay İskender’in penceresinden atladığı zaman, kelimenin tam anlamıyla en alt noktasına götürüyor. Buna karşılık, İçişleri Bakanı onun için senfoni çaldığında ve artık kendini hasta hissetmediğinde, Ludovico’nun Tekniğinin etkilerinden kurtulmuş olduğunu biliyor. Beethoven’in vizyonunun aksine, Alex için son hareketin görkemi, sadece kendi kişisel ihtişamını temsil ediyor.

    Otomatik Portakal

    MOTİFLER

    Cinsel Saldırganlık

    Otomatik Portakal İçinde Seks , sevgi ya da yakınlığın bir ifadesi değil, daha çok bir güç ve şiddet sergisidir. Filmdeki seks sahnelerinin büyük çoğunluğu, “ağlamaklı devotchka” ya toplu tecavüz teşebbüsü, Alex’in Bayan Alexander’a tecavüz etmesi ve doktorların Alex’e gösterdiği beyaz perdedeki tecavüz sahnesi dahil olmak üzere şiddetli. Diğer daha az açık cinsel baskı ve saldırganlık sahneleri de ortaya çıkıyor. Örneğin, Alex’in şartlı tahliye memuru Deltoid, Alex’in testislerini yakalar. Otomatik Portakal İçinde, Cinsel ilişkiler dahil çoğu insan ilişkileri kontrol sorunu etrafında döner: Kim kontrol edecek ve kim kontrol edilecek. İçişleri Bakanı Alex’i kanun ve düzen deneyleri için bir kobay olarak görüyor. 

    Bay Alexander, Alex’i İçişleri Bakanı ve partisini devirmek için kullanabileceği bir araç olarak görüyor. Alex’in kendisi, yalnızca suçlarının kurbanları üzerinde değil, aynı zamanda diğer çete üyeleri üzerinde de güç sahibidir. Ekonomi bile insanları kontrol edilecek veya kullanılacak nesnelere dönüştürüyor. Alex’in annesi, muhtemelen makinenin tek bir parçası olarak işlev gören bir fabrikada çalışmaya gidiyor. Bu kişisel olmayan kullanıcı dünyasında ve kullanılan seks, bir yakınlık eylemi olmaktan çıkıyor ve bunun yerine bir gaddarlık eylemi ve bir güç iddiası haline geliyor.

    Müzik

    Otomatik portakal Müziğin temel işlevi hakkındaki geleneksel fikirlere meydan okuyor ve burada müzik, Alex’in doğasında en baskın olan şeye değiniyor: şiddet. Film boyunca, klasik müzik Alex’i ecstasy’nin bir versiyonuna götürür ve Alex asma, bombalama ve diğer şiddet eylemlerini hayal eder. Bununla birlikte, müzik, seçme özgürlüğünün bir işareti olarak değerli olmaya devam ediyor. Alex şiddetle, acımasızca ve şefkat duymadan yaşıyor, ancak başlangıçta onu yetişkinlerden ayıran şey, çok daha fazla canlılığa sahip olmasıdır. Yorgun annesi fabrika işine giderken, Alex bütün gün uyur, sonra uyanır, seks yapmak, uyuşturucu almak ve daha fazla şiddet uygulamak için uyanır – sadece istediği için ve heyecan verici olduğu için. 

    Ayrıca müziği de dinliyor ki bu onun için hem vahşi hem de asiyi ifade eden kendinden geçmiş ve özgürleştirici bir deneyim. Doktorlar, Alex’in vücudunu kendi şiddetli dürtülerinden hasta olmaya şartlandırdığında, aynı anda vücudunu müziği reddetmeye şartlandırırlar. Bu şartlandırmanın kasıtsız bir sonucu olsa da, sembolik olarak anlamlıdır. Müzik, Alex’in dürtülerine ve arzularına bağlanır ve onu zevk alma yeteneğinden yoksun bırakmak, onu insanlığından uzaklaştırmakla eşdeğerdir.

    A Otomatik Portakal’ın hem romanında hem de filminde müziğin oynadığı rol , Burgess ve Kubrick’in tarihe selam vermesidir. Bütün hükümetler, özellikle totaliter rejimler, vatandaşlarının vatanseverlik coşkusunu artırmak için müziği kullandılar. Örneğin, Adolf Hitler müzikten etkilenmiş ve onu bir devlet kontrol aracı olarak kullanmıştır. Alex’in durumunda, müziğin hayatından çıkarılması, bu kontrolün kendini gösterme şeklidir ve sonuçları da aynı derecede korkunçtur.

    Argo

    Alex, yalnızca gençlerin konuştuğu bir argo kullanır. Yetişkinler, nesiller arasındaki duygusal ve ideolojik mesafeyi vurgulayan dili anlamıyor. Burgess romanın dilini icat etti ve ona Nadsat adını verdi.bu genç için Rusça son ekidir Nadsat, Alex’in kendisi gibi ve daha genel olarak gençlik gibi enerjiyle dolup taşan bir dildir. Örneğin seks, “eski içeri-dışarı-dışarı” olarak adlandırılır. Buna karşılık, yetişkinlerin konuştuğu dil çok daha kuru ve daha tahmin edilebilir. Alex’in ailesi klişelerle konuşuyor. Hapishane gardiyanları kanun ve düzenin dilini konuşur. Doktorlar tıp dilinde konuşuyor. Yalnızca gençlerin dili bu dilsel kategorileri ve engelleri aşar.

    Nadsat’ta yüksek ve düşük dil biçimleri bir arada bulunur. Bazen resmi Shakespeare İngilizcesini izleyen gramer ve sözdizimine sokak kelimeleri, bebek konuşması ve kafiyeli argo eşlik eder. Nadsat’ta İngilizce’nin yanı sıra en baskın dilsel etkiler Rusça ve Slavcadır. Burgess romanını yazmadan önce, tıpkı İngiltere’de gördükleri gibi gençlik çetelerinin çılgınca koştuğuna tanık olduğu Sovyet Rusya’da vakit geçirdi. O dönemde dünyanın en güçlü iki siyasi dili olan İngilizce ve Rusça’yı bir araya getiren bir dil yaratmaya karar verdi. Tamamen apolitik bir genç olan Alex’in konuşması onu bir isyan dili de yapıyor. Dili kullanan gençler, Burgess’in romanını yazdığı sırada dünyayı bölen siyaseti umursamıyor.

    Otomatik Portakal

    TEMALAR

    Toplumda Düzen ve Seçim Özgürlüğü

    Bireylerin seçim yapma özgürlüğü, bu seçimler toplumun güvenliğini ve istikrarını zayıflattığında sorunlu hale gelir ve Otomatik Portakal’da devlet, seçme özgürlüğünü elinden alıp, onu öngörülen iyi davranışla değiştirerek toplumu korumaya isteklidir. Alex’in dünyasında, hem bireyin sınırsız gücü hem de devletin sınırsız gücü tehlikeli olduğunu kanıtlıyor. Alex, sadece kendini iyi hissettirdiği için hırsızlık yapıyor, tecavüz ediyor ve cinayet işliyor, ancak şiddetli dürtüleri ortadan kalktığında, sonuç aynı derecede tehlikelidir, çünkü insanlığın temel bir unsuru olan seçme özgürlüğü elinden alınmış.

    Tematik olarak, içişleri bakanı Alex’in bir tarafında, düzenli bir toplumu destekliyor ve diğer tarafta hapishane papazı ve Bay Alexander, olumsuz sonuçlara rağmen seçim özgürlüğünü destekliyor. İçişleri Bakanı, hükümetin sokaklara yasa ve düzen getirme gücüne sahip olması gerektiğini ve bireysel özgürlük sorunlarının güvenlik ve düzen değerleriyle karşılaştırıldığında önemsiz olduğunu savunuyor. Acı çeken Alex’in kurbanlarına argümanının erdemine kanıt olarak neden olduğunu söylüyor, ancak bakanın haydutları polis olarak işe almak ve siyasi muhalifleri hapse atmak gibi kendi gücü kötüye kullanması argümanını zayıflatıyor. 

    Bay Alexander ise bireysel özgürlüğün korunmasını savunuyor, ama partisinin gündemini ilerletmek için Alex’in hayatını ve özgürlüğünü feda etme isteğiyle kendi argümanını zayıflatır. Hapishane papazı, bireylerin ahlaki seçimler yapma hakkını savunmada daha samimi görünüyor, seçme yeteneğini insan olmakla eşitliyor, ancak Alex’in gerçek yıkıcı potansiyeline ilişkin kasıtlı cehaleti onu neredeyse saf görünmesine neden oluyor. BoyuncaOtomatik Portakal filmi , bizi hem bireysel özgürlüğün hem de devlet kontrolünün değerlerini ve tehlikelerini tartmaya ve düzen için ne kadar özgürlükten vazgeçmeye hazır olduğumuzu ve özgürlük için ne kadar düzenden vazgeçmeye hazır olduğumuzu düşünmeye zorluyor. .

    İnsan Doğasında Kötülüğün Gerekliliği

    İnsan doğasında iyinin yanı sıra kötülüğün önemi de Otomatik Portakal’ın temel temasıdır Alex, şiddetli dürtülerini serbest bıraktığı için aşağılıktır, ama bu özgürlük duygusu da onu insan yapan şeydir. Filmdeki pek çok yetişkin karakterin aksine, en azından coşkulu bir şekilde canlı görünüyor. Ludovico’nun Tekniği kişiliğinin kötü yönlerini ortadan kaldırdığında, toplum için daha az tehdit oluşturuyor, ama aynı zamanda film, daha az insan olduğunu gösteriyor. O gerçekten iyi değil çünkü iyi olmayı seçmedi ve bu seçimin kullanılması tam bir insan olmak için hayati önem taşıyor.

    Alex, pek çok kötü eylemiyle geleneksel bir kahraman değildir ve bu, Kubrick’in filmlerine özgü ve benzersizdir. Kubrick’in karakterlerinde iyi ve kötü, neredeyse her zaman ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiştir. Kubrick, karakterleri aracılığıyla karanlık dürtülerin insan doğasının temel bir parçası olduğunu öne sürer. İnsanın yıkıcılığı ve güç-şehveti, bu şartlanmanın bizi insanlık dışı kılacak kadar aşırı olduğu durumlar dışında uygun şartlandırmayla ortadan kalkmaz. Bunun yerine, bu dürtüleri nasıl yönlendireceğimize, onları ne zaman serbest bırakacağımıza ve ne zaman zorla bastıracağımıza karar vermeliyiz. Otomatik Portakal , hem özgürlüğün hem de bastırmanın aşırılıklarını gösterir.

    Hayatın ve Sanatın Karşılıklı Bağımlılığı

    Otomatik Portakal İçinde ,Karakterler, sanatı birçok farklı şekilde görür ve kullanır, sanatla gerçek hayatın nasıl etkileşime girdiğine dair karmaşık ve çelişkili bir resim oluşturur. Alex, hayatını ifade etmek ve anlamak için müzik, film ve sanatı kullanıyor. Doktorların Alex’e seks ve şiddet olaylarını anlattığı iki hafta boyunca, gerçek dünyanın bir televizyon ekranında daha da gerçekçi görünmesine şaşırır. O ve diğer karakterler de sanatı hayattan koparmak ve kendilerini diğer insanlardan ayırmak için kullanıyorlar. 

    Alex, Bay Alexander’ı dövüp karısına tecavüz etmeye hazırlandığında, “Singin ‘in the Rain” şarkısını söylüyor ve Gene Kelly’nin müzikalde yaptığı gibi dans ediyor. Şiddet eylemini bir şarkı ve dansa dönüştüren Alex, vahşet ve kurbanlarının acılarından uzaklaşır. Alex’in öldürdüğü kedi kadın, cinselliğini heykelleri ve duvarlarındaki resimlerle ifade ediyor. ama Alex bir penis heykeline dokunduğunda, ona dokunmaması için bağırıyor çünkü bu bir sanat eseri. Sanat yoluyla, cinselliği dokunulmayacak bir nesne haline getiriyor, tamamen dokunmakla ilgili bir eylem değil.

    Otomatik Portakal’da karakterlerin sanata farklı tepkileri ve kullanımlarısanatın içinde hem iyilik hem de kötülük potansiyeli olduğunu öne sürüyor. Sanat, insan dürtülerini hem ifade eder hem de yönlendirir ve bu nedenle yaşamı geliştirebilir veya zayıflatabilir. İnsanları gerçekliğe yaklaştırabilir ya da ondan uzaklaştırabilir. Kubrick, filmde seks ve şiddeti gerçek dışı gösteriyor. Dövüş sahnelerini dans gibi görünmesi için yönlendirir, kamerayı yavaşlatır ve görüntüleri bozar. Algılarımızla oynuyor, böylece bir sanat eserini izlediğimizi asla unutmayız. Bazı eleştirmenler, Kubrick’in şiddeti anlatan stilize ve tarafsız yolunun kabul etmeyi kolaylaştırdığını ve filmin şiddeti bile kutladığını söyledi. Bununla birlikte, filmin sanatsal unsurlarının bir sonucu olarak yaşadığımız kopukluk, kendimizi şiddetten uzaklaştırma yeteneğimizi daha derinlemesine düşünmemizi de sağlayabilir.

    Otomatik Portakal

    Ve Kubrick

    Kubrick mükemmeliyetçiydi ve doğru imajı elde etmeye, düşük bütçeye sahip olmaya ve şiddeti sanatsal olarak tasvir etmeye olan bağlılığı Otomatik Portakal yaptı. Bir klasik! Kubrick’in defalarca sahneleri yeniden çektiği biliniyordu ve bu, onunla çalışanlar için genellikle zordu. Bununla birlikte, yönettiği aktörlerin çoğu, onlardan benzersiz bir ifade yaratma yeteneğini övdü. Kubrick kariyerine bir fotoğrafçı olarak başladı ve hem kendine özgü estetik vizyonu hem de bu vizyonu gerçekleştirmedeki teknik becerisiyle ün kazandı. Yeteneği sadece teknik ustalıktan değil aynı zamanda teknik yaratıcılıktan da geldi. Örneğin Kubrick, intihar girişimi sırasında Alex’in pencereden düşmesinin fiziksel hissini yakalamak istediğinde, bir kamerayı strafor kutulara sardı ve pencereden dışarı attı. İstediği etkiyi elde edene kadar altı kez pencereden attı.

    Kubrick sadece 2 $ ‘lık bir bütçeyle Otomatik Portakal yaptımilyon, bu büyük bir uzun metrajlı film için çok küçük. Set inşa etmekten kaçınmak için filmin çoğunu yerinde çekti ve birçok sahneyi doğal ışıkla çekerek pahalı ışıklandırma kullanmaktan kaçındı. Benzer şekilde Kubrick, filmin çoğunda el kameralarının kullanılması gerektiğine karar verdi. Bu seçim sadece bütçe kararı değil, aynı zamanda estetik bir seçimdi. Kubrick, örneğin, bir el kamerasıyla ünlü “Singin ‘in the Rain” tecavüz sahnesini çekti. El kamerası, sahnenin vahşetini yoğunlaştıran bir yakınlık sağlar. Ayrıca, kamera perspektifi değiştirirken yaşadığımız görsel yönelim bozukluğu, kendi yönelim bozukluğumuzu artırır. Bazen eylemi kurbanın bakış açısından görürken, diğer noktalarda Alex’in gözünden görürüz.

    Otomatik Portakal’ın merkezinde şiddet var ve bu sahnelerde Kubrick’in imzasını görmek çok kolay. Şiddet eylemlerini çarpıttı ve stilize etti, Alex’in kendi müfrezesine benziyor gibi görünen şiddetten sanatsal bir kopma yarattı. Örneğin, filmin başlarında, Alex’in çetesi rakip bir çeteyle savaşır. Eskiden klasik bir ihtişam modeli olan terk edilmiş bir tiyatroda buluşuyorlar, şimdi tamamen tükenmiş durumda. Ortama uygun olan Kubrick, mücadeleyi yükselen klasik müziğe ayarladı. Karakterler kanlı bir savaşa girerler, ancak kamera hareketin yakın çekimleri ve panoramik manzaralarını sunarak içeri ve dışarı hareket ederken, Kubrick oyuncularının aksiyonu bir çete dövüşünden çok akrobasi veya baleye benzetecek şekilde hareket ettirir.

    Kubrick, sahne sahne şiddet görüntülerini benzer şekilde sanatsal bir şekilde yönetiyor. Alex, “Singin ‘in the Rain” şarkısını söylerken Bayan Alexander’a tecavüz etmeye hazırlanıyorve yumuşak ayakkabı yapmak. Alex, iki Droog’u Dim ve Georgie’yi dövdüğünde, Kubrick bir kez daha dövüşü klasik müzikle başlatır ve bu sefer hareketi yavaşlatır. Bu ağır çekim sahnede oyuncuların fiziksel hareketleri o kadar abartılıyor ki, dövüş yine bir dansa benziyor. Bu sanatsal olarak işlenmiş sahnelerin istisnaları, polislerin Alex’i dövdüğü sahnelerdir. Orada Kubrick müzik kullanmıyor ve kan akıyor, polisin şiddet ortamında çalışan sanatçılar değil, acımasız haydutlar olduğunu gösteriyor. Kubrick yönetmenlik vizyonunu, Alex’in deneyimleyeceği şekilde bize bir şiddet deneyimi sunmak için kullanıyor.

    Kaynakhttps://www.sparknotes.com/film/clockworkorange/

  • MATRİX: FELSEFİ BİR ANALİZ

     

    Matrix’in Hikayesi

    1- İkinci Rönesans

    Milenyum çağının ortalarında insanoğlu yapay zekaya can vermiş ve tüm yükümlülüklerini makinelere devrederek yavaş yavaş tüketim toplumuna dönüşmeye başlamıştır.Robotlar insanların verdiği tüm görevleri yerine getirmekte fakat bu canlılardan saygı görmemektedir.Bir robot sahibine direniş gösterir ve insan gibi bir zekaya sahip olduğu için insan gibi yargılanır.Dava sonucunda o ve onun modelini imha etme kararı alınır ve robotlara karşı tam bir saldırı başlar. Sosyal ortamdaki son robot çalışmaz hale geldikten sonra diğer modeller birleşir ve dünya üzerinde bir noktada birleşerek kendilerinin “01” olarak adlandırdıkları bölgede toplanırlar. Birkaç dönem sonra üretip dünya pazarına sundukları cihazlar tüm gezegenin ekonomik dengesini bozunca durumun ciddiyetini anlayan insanlığın tüm liderleri birleşir ve robotların başlıca enerji kaynakları olan güneş’in karartılması kararını alırlar.

    2 – Savaş

    Dünya atmosferine atılan sis bombası benzeri kimyasallarla gezegenin hiçbir yeri güneş görmeyecek şekilde kapatılır ve arkasından insanların taarruzu başlar.Fakat makineler onların aciz bedenlerinin saldırısına hazırlıklıdır.Dev makine ordularıyla insanlığı yeryüzünden silen robotlar savaş sonrası gözünü mazlumlara diker.

    3 – Yeni Dünya Düzeni

    Savaşta insanoğlunun bedenini derinden inceleyen makineler, yok olan güneşin ardından yeni enerji kaynaklarına yönelir. Araştırmalarının sonunda insan bedenindeki ısıyı füzyonun bir türüyle birleştirip elektrik enerjisine dönüştürebilen makineler, buldukları üreyen ve kendini yenileyebilen bu yeni enerji kaynağının beyinlerini insanlığın en mükemmel yıllarını içeren Matrix adını verdikleri simülasyonla uyuşturarak bedenlerinden faydalanır ve bu şekilde karşılıklı bir yaşam döngüsü oluşur.

    4 – Matrix

    Matrix programının tasarımcısı (Architect) ilk sürümlerde insan için tamamen kusursuz bir dünya kurar.Bu mükemmel dünyaya inanmayan insanlar simülasyondan uyanmaya kalkışır. Tam tersi bir dünyada ise insanlar simülasyonun içinde ölmektedir.Mimar güncelleştirmeler sonunda en son 19. yüzyıl dünyasını inşa eder ve insan psikolojisini araştırmak üzere programa Kahin (The Oracle) karakterini dahil eder. Yıllar içinde anormal insanların yeniden uyanmayı denemesi ve bunların birleşerek sistemi çökertmesi riskine karşılık kahin programa “Seçilmiş Kişi” (The One) senaryosunu entegre eder. Programa göre seçilmiş, Matrix’te üstün güçlere sahip olacak, ve insanları Matrix’ten kurtaracaktır.

    5 – The One

    Yüzyıllar süren Seçilmiş kişi döngüsünde kurtarılan insanlar gerçek dünyada Zion adını verdikleri yeraltı şehrini kurar ve insanlığı orada devam ettirirler. Hovercraft benzeri uçan gemileriyle yeryüzüne yaklaşarak korsan sinyallerle matrix’e geçici olarak yeniden girebilen Zion insanları hayatlarını olası savaşı durdurabilmesi ümidiyle seçilmiş kişiyi Matrix’te arayarak geçirirler.Bu kaçak girişleri önlemek maksadıyla sisteme Ajan adı verilen Matrix’e bağlı her kişiliğe girip çıkabilen sistem temellerine uygun olarak güçlendirilmiş programlar yerleştirilmiştir. Zionlular Matrix’te seçilmiş kişiyi ararken ayrıca ajanlardan da kaçmak zorundadırlar.

    6 – Döngünün Sonu

    Kahinin uyanmayı deneyen insanları temizlemek için, her iki tarafta tüm insanların ölümüyle sonuçlandığı bu reset-loop çözümüne bir süre sonra kendi de razı olmamış ve son döngüde seçilmiş kişiye yüklediği gücün aynısını Smith adlı bir ajana da yükleyerek onları kendi haline bırakmıştır.Virüs gibi kendini kopyalayan smith tüm matrix’i ele geçirir ve donanımsal olarak matrix’i kontrol eden makinelere de bulaşmaya başlar.Virüs tehdidi altında olan makineleri kurtarabilecek tek kişi ise o dönemdeki seçilmiş kişi olan Neo’dur.

    7 – Barış

    Makine şehrine giderek anlaşma yapan Neo, Matrix’e yeniden girerek Smith ile karşılaşacak, fakat ona entegre edilmiş kodun kendisininkiyle aynı olduğunu fark ettikten sonra virüsün kendisine de bulaşmasına izin vererek onu ve kendini tamamen yok etmiş olacak, ve anlaşma gereği Makinelerle insanlık arasındaki savaş sona erecektir.

    MATRİX: FELSEFİ BİR ANALİZ

    Tür: Bilim Kurgu/Aksiyon

    Yıl: 1999, 2003. 2003
    (21 Mayıs 2021’de Matrix 4’ün gösterime giremesi planlanmaktadır.)

    IMDB:
    Matrix: 8,7/10
    Matrix Reloaded: 7,2/10
    Matrix Revolutions: 6,8/10
    Matrix 4: ?


    İlk yapıt olan Matrix, akıllı beyinler için bir vuruş ve en tipik felsefi  filmlerden birini oluşturuyor.

    Matrix ve felsefi anlamı: Platon’un Mağarası

    Ana konu elbette (bazı insanlar için o kadar açık olmasa da) Platon Mağarası Alegorisi . Bu aşamada, Mağara Alegori’sinin kısa bir özeti gereklidir. Cumhuriyet’te Platon ve Sokrates, filozofların rolünü açıklayan bir metafor bulurlar: Bir mağaranın karanlığında, erkekler çocukluktan beri zincirlenir ve arka duvara bakar. Arkalarında, arkasında erkeklerin her türlü eşyayı omuzlarına taşıdıkları bir duvarla mağara girişi. Adamlar izleyenleri zincirlemedi, gölgeleri mağaranın arkasına yansıdı ve seslerinin mağaranın bozuk yankısını duyduğunu. 

    Esirlerden biri serbest bırakılacak, mağarayı terk edecek ve önce ışıktan kör olacak … Sonunda daha önce gördüklerinin gerçek olmadığını anlayacak. Mağaraya geri dönmek, diğer mahkumlara gözlerini açmak ve onları serbest bırakmak için ikna etmek istiyor. Teorilerine açık olduklarını göstermiyorlar. Bu sistemde büyüyerek sonuna kadar savunacaklar ve mağaradan kaçanları öldürecekler. Diğer adamları illüzyon dünyasından kurtarmaya çalışan bu kaçan adam, filozofu temsil ediyor. 

    Matrix’te dualist bir metafizik vardır, yani dünyanın iki seviyesi: matrixin dışında gerçeklik, içeride yanılsama dünyası. Bu düalizm, Platon’un felsefesinin tipik bir örneğidir .

    Neo ve Socrates

    MATRIX FELSEFESİ
    MATRİX: FELSEFİ BİR ANALİZ

    Filozof figürü (arkadaşını aydınlatmaya çalışan), özellikle Sokrates figürü ile bu kaçan adamın metaforunu takip edebiliriz. Gerçekten, Platon burada zamanında efendisinin (Sokrates) hayatını anlatmaya çalışır, Atinalı dostlarına mantıklı düşünmeye çalışır (Delphi’deki Pythia Kahini bu görevi kehanet etti), sonunda içmeye mahkum arkadaşı tarafından öldürüldü. baldıran. In Matrix , Neo olarak Sokrates’in asimilasyon uygun görünüyor. Neo aynı zamanda bir Kahin görecek (Platon’un yaşlı hanımından alıntıya dikkat edin, “kendini tanı “), Sokrates gibi, o da Seçilmiş ve halkını kurtarmalı ve kendisi gibi, serbest bırakıldıktan sonra ışıktan gözleri kamaşacak.

    İşte Matrix’in bir diyalog özeti:

    “ Morpheus: O (matriks) Gerçeği görmenizi engelliyorsa için göz superimposes dünya.

    Neo: Ne gerçeği?

    Morpheus: Sen bir köleysin. Diğerleri gibi sen de zincirlerle doğdun. Dünya (matrix), ne ümidin ne tadın ne de kokunun olduğu bir hapishanedir, zihniniz için bir hapishane “

    Matrix ve Sokratik Yöntem

    Ayrıca, Morpheus / Neo’ya (ve İsa / = Simon Peter’a) benzer şekilde Socrates / Plato’daki öğrenci-öğretmen ilişkisini de dahil edin. Ayrıca, hain figürüne dikkat edin, muhalif düşmanın müridi davaya toplandı: Sokrates / Platon’a karşı bu rolü üstlenen Aristo’dur. Nitekim Aristoteles, orijinal Sokratik düşüncesinden ayrılır, aslında dünyanın duyularla, hassas deneyimle kavrandığını düşünür (Daha sonra bilinecek olanın, deneyciliğin habercisidir.). 

    Başka bir deyişle, Aristoteles saf Fikirler üzerinde düşünmek yerine mağaraya geri dönmek ister. “The Matrix’te, Cypher aynı eğilimi izliyor:” matrixin bu gerçeklikten çok daha gerçek olduğunu “öne sürüyor ve mağaraya dönmeyi umarak, Yahuda İsa’yı Romalılara teslim ederken kendi mekanizmasını teslim ediyor (Aristoteles = Cypher = Yahuda). Mesih bariz bir karşılaştırma ise, bu aynı zamanda İsa’nın karakterinin Sokrates’inkine çok şey borçlu olmasından kaynaklanıyor, 2 kendi halkı Kurtarıcılar, Seçilmişler, kurtarıcılar iken mahkum edilirken öldü. Hristiyan dininin inşası ve düşüncesiyle Platon’un fikirlerine (ve diğer dinlere) çok yakın olmasının yanı sıra, onun hegemonik fikirlerinin yayılmasına da yardımcı oldu.

    Neo sonuç olarak ikili bir metafordur: hem Sokrates hem de İsa.

    Son olarak, bir diğer önemli karakter olan Trinity’nin, Mesih metaforunu doğrulayan Neo-Trinity-Morpheus üçgenlemesini tamamladığına dikkat edin.

    Sonuç Olarak: Matrix felsefi bir film olarak

    Bu nedenle, insanın durumu, tüketim toplumu tarafından zincirlenmiş ve işletilmiş, insan ırkını evcilleştirmek isteyen makineler tarafından somutlaştırılmış (nesnelleştirilmiş) olarak tanımlanmaktadır. Böylece matrix, devasa bir toplama kampı haline gelir.

    Nihayetinde, Matrix a priori düşünüldüğü gibi daha derin bir film. Matrix bize Platon Mağarası Alegorisinin bir güncellemesini gösteriyor, Hristiyanlığı ve sınıf mücadelesini renklendiriyor!

    Kaynakhttps://www.the-philosophy.com/matrix-philosophical-analysis , https://tr.wikipedia.org/wiki/Matrix_(seri)

    Matrix 4 Matrix serisi The Matrix the matrix 4 (2021) The matrix resurrections ekşimatrix  2 türkçe dublaj izle, 720p Matrix konusu Matrix Oyuncular

  • BİR RÜYA İÇİN AĞIT: GENÇ KİMLİĞİ VE MADDE BAĞIMLILIĞI

    Bağımlılık, bireyle nesnesi arasında kurulan ve bir süre sonra bireyin özerkliğini ve özgürlüğünü ortadan kaldıran süreç olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifadeyle bağımlılık ya da madde kullanımı, bireyin kendisini köleleştirdiği ve tek tipleştiği durum olarak da düşünülebilir. Bağımlılık durumunda bir maddenin yaşamı ve sağlığı olumsuz etkilemesine karşın  kullanımının devamı ve madde alma isteğinin durdurulamaması söz konusudur (Dolan, 2008:676).

    Bağımlılığın terk edilmesi durumunda bile, bazı anlarda geçmişi arzulama hali yaşanabilmektedir. Bağımlılık her yaşta karşılaşılabilecek bir olgu olmasına rağmen, yoğun olarak gençlik sürecinde karşılaşılan bir özellik taşımaktadır (Köknel, 1998:14). Zira gençlik dönemi psikososyal kimliğin kazanıldığı önemli bir yaş aralığıdır. Yaşanılan sosyal çevre karşısındaki her türlü yeni uyum süreci, farklı kargaşa ortamlarının doğmasına yol açabilir. Kimlik karmaşası yaşayan genç ailesinin ve toplumun onaylamadığı rolleri sergileyebilir (Kasatura, 1998:43). Genç açısından yeni süreçteki belirsizlik hali, kararlı olamama ve bir kez deneme girişimi bağımlılığın da başlangıcını oluşturabilmektedir.

    Bağımlılık sürecinde genç bazı durumlarda içine kapanabilmekte ve yüzeysel ilişkiler kurarak insanlardan kaçabilmektedir. Dikkat toplayamama, çalışma yeteneğini yitirme ve hedeflerden uzaklaşma bunlardan birkaçıdır. Genç açısından yakın insan ilişkilerinden kaçınma ve benliklerini yitiriyormuş duygusuna kapılma önemli belirtiler olarak sıralanabilir. Benzer biçimde, kimlik karmaşası yaşayan gençler arkadaşlarının istekleri doğrultusunda hareket etmeye başlayabilirler. Bu görünümlerle birlikte yabancılaşma sürecinden korunmada, belirli bir gruba aidiyet, toplumsal değerlerle tanışma, bireyin ihtiyaç duyduğu ihtiyaçlarını karşılama belirleyici olabilmektedir. Bu noktada sosyal çevrenin taşımış olduğu özellikler ve bireyi kuşatabilme olanakları bağımlılık sürecinin gerçekleşip gerçekleşmemesinde etkileyicidir.

    Genel anlamda değerlendirildiğinde bağımlılık ve bağımlılıkla bağlantılı sorunların psikoloji ve tıp bilimi tarafından ele alındığı görülmektedir. Bu yaklaşım kabul edilebilir olmakla birlikte sosyolojinin bağımlılık ve bağımlılığı oluşturan koşullar ve çözümü konusundaki yaklaşımı da dikkate alınması gereken bir noktadır. Nitekim bu çalışmada yer  alan verilerin ilk hali sözlü sunum olarak Türkiye Yeşilay Cemiyeti tarafından 26-29 Şubat 2008 tarihinde İstanbul Taksim The Marmara Otel‟de düzenlenen I.Uluslararası Bağımlılık ve Önlenmesi Konferansında aynı isim altında sunulmuş ve sorunun çözümüne katkıda bulunulmaya çalışılmıştır.

    Birey, Kitle Kültürü ve Toplum

    Bağımlılık olgusu gelişen teknolojik değişiklilikler karşısında yaşamın her alanını kapsar hale gelmiş bulunmaktadır. Alkol, uyuşturucu, sigara ve tıbbi ilaçların bağımlılık olarak tanımlandığı bir durumdan; iş, alışveriş, aşırı yeme ve teknoloji gibi insan bilincini etkileyen düzeye gelinmiştir. Bu noktada bağımlılığın bireysel ve toplumsal boyutunun farklı görünümleriyle irdelenmesi zorunluluk olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte temel sorunsal; insanın, kendini niçin uyuşturmak istediği, insanları bağımlı kılanın ne olduğu veya uyuşmak bireysel mi yoksa toplumsal mıdır? sorularına verilebilecek cevaplardadır. Kuşkusuz bu sorulara verilebilecek yanıtların ortak noktası insan eylemlerinin bireysel olduğu kadar toplumsal yönüdür. Zira insan sosyal bir varlık olarak yaşadığı çevreden etkilenebilmekte, kurmuş olduğu ilişkiler çerçevesinde de yaşam biçiminin sınırlarını çizmektedir.  Bu karşılıklılık ilişkisi içerisinde bazı durumlarda birey edilgen konumda yer alabilmektedir.

    Özgürlük ve anlam kaybı sorunu olarak şekillenen kitle toplumu yapılanmalarında bireyin edilgen konumu daha belirgin biçimde resmedilmektedir. Bireyler güdülenmeye ve manipüle edilmeye öylesine alışmışlardır ki, bu koşullar ortadan kalktığında, bir tür kimlik bunalımı yaşanmakta, kendilerini gerçekleştirememekte, mevcut benliklerini yitirmekte ve ne yapacaklarını bilemez bir hale gelmektedirler. Zira genel hatlarıyla kitle toplumu, kitle iletişim araçlarının bireyleri manipüle ettiği, gönderilen mesajların tüketildiği toplum modelidir. Diğer bir ifadeyle özgür toplum kılıfına bürünmüş, bağımlı bir toplumdur. Bu modelde, düşünce ve eğilimlerin karşılıklı dinlenebilmesine rağmen, kendini ifade edebilenlerin sayısı oldukça azdır. Farklı bir tanımla kitle toplumu, güdülenmiş bir toplumdur (Mills, 2000:67).

    Kitle toplumunda bireyler çoğunlukla birbirinin benzeri, farklılaşmamış ve birbirinin kopyası olup hiçbir bireysel özellik göstermez durumdadırlar (Swingewood, 1996:17). İş hayatı rutinleştirici ve yabancılaştırıcıdır. Her ne kadar kitleler ideolojik fanatizme eğilimli olsalar da toplumsal değerler etkisini kaybetmiş ve önemli ahlaki değerler yetersizleşmiştir. Bireyler arası ilişkiler zayıf ve talidir, akrabalık bağları ise önemini yitirmiştir. Kitleler siyasal açıdan coşkusuzdur ve bürokrasiler tarafından çekip çevrilmeye elverişlidir. Kültür, sanat, edebiyat, felsefe, bilim kitle kültürü haline gelmiş, genelleştirilmiş ve sıradanlaştırılmıştır. Kitle toplumu kapitalizmin bir ürünü olup, sanayileşme, kentleşme ve modernleşme süreçleriyle kendisini hissettirmiştir.

    Tüm bu süreçler sonuç itibariyle, seçici beğenileri olmayan prototip bireyleri ve doğal olarak tek tip bir düşünceyi ortaya çıkarmıştır (Marcuse, 1996:128). Kitle toplumunda, yüksek kültürle aşağı kültür arasındaki sınır çizgisi yok olmuş veya daha doğru bir deyişle, yüksek kültürün yerine hem yüksek kültürü ve hem de geleneksel toplumların halk kültürünü yok eden ve sıradanlığı, uyumluluğu, edilgenliği ve kaçışı teşvik eden bir kitle kültürü gelişmiştir. Öte taraftan kitle toplumu, popüler kültürün çok ciddi bir parçasıdır. Zira popüler kültürün dayattığı tek kültürlülük ideali, kitle toplumlarının çok rahat bir şekilde içine oturtulabileceği  bir  süreçtir.  Ayrıca  yine  popüler  kültürün  bir  parçası  olan  tüketmeye programlanmış insanlar, kitle toplumlarının ürünleridir. Teknoloji -araçsal akıl- uyuşmuş toplumu ve bireyi üreten bir etken olarak yer alabilmektedir.

    Araştırmanın Yöntemi

    Çalışmanın veri kaynağını 2000 yılında çevrilmiş bir Darren Aronofsky filmi olan Requiem For A Dream -Bir Rüya İçin Ağıt- adlı yapıt oluşturmaktadır. Film gerçekte Amerika‟da uyuşturucuyla mücadelede ders olarak okutulmuş fakat tasnif dışı olmaktan da kurtulamamıştır. Film dört bağımlı insan, iki bağımlılık biçimi üzerine inşa edilmiştir. Ana karakterler olarak film, Sara Goldfarb ( Ellen Burstyn), Harry Goldfarb (Jared Leto), Marion Silver (Jennifer Connelly) ve Tyrone C. Love (Marlon Wayans) dörtgeninde geçmektedir. Çalışmanın yöntemi olarak filmde bağımlılık ilişkisinin yer aldığı kareler, söylemler, ifadeler  ve konuşmalar belirlenerek, içerik analizi yöntemiyle (Bilgin: 2006:5) irdelenmeye  çalışılmıştır. Bağımlılığa yol açan sosyal etkenler sosyal ortam, uyarıcı ve aktörler (Tablo 1) bağlamında irdelenmiştir.

    Modernizm, Bağımlılık ve Özgürlük Sorunsalı

    Genel çerçevede film üzerinden; yaşam dünyasının kolonileştirilmesi, modernizm irrasyonelliği, çarpık iletişim, göstergeler dünyası, anlam kaybı, özgürlük kaybı, köleleştirme, tek tipleştirme ve değer yitimi sorunu üzerine analizler yapılmaya çalışılmıştır (Dijk, 2003:54). Çalışmada içerik analizinin tercih edilme nedeni, nicel ve nitel göstergelerden hareketle, mesajdan elde edilen psikolojik, sosyolojik, tarihsel, ekonomik ve benzer türden bilgilerin ötesinde birtakım sonuçlara ulaşmayı amaçlamış olmaktır (Bilgin, 2000:12). Bunun dışında içerik analizi söz konusu mesajlara ait durumların yapısal çözümlemesini, betimsel olmanın dışına çıkarabilmektedir. Dahası, bilginin iletilme biçimi, okunabilirlilik düzeyi (çizelge, grafik), ikonografi (resim, yazı ilişkileri, resim türleri) ve hedef kitlesi hakkında bilgi sunabilmektedir (Bilgin, 2000:84). Bu biçimiyle içerik analizinde; kodlama, kategorilendirme ve çıkarsama gibi aşamalarla mekanik bir değerlendirme sürecinden kaçınılmak hedeflenmiştir. Son aşamada belirlenmiş kategoriler altında analizler yapılmıştır.

    Bir Rüya İçin Ağıt

    Etkileyici olmaktan çok sarsıcı film olarak tanımlayabileceğimiz “Bir Rüya İçin Ağıt”, mesaj yüklü bir film özelliği taşımaktadır. Filmde; insan, eşya, bağımlılık ve özgürlük ilişkisi son derece çarpıcı karelerle yer almaktadır. Film temelde iki farklı bağımlılık örneğini;  teknoloji ve uyuşturucu bağımlılığını resmetmektedir. Zayıflaması için doktorunun verdiği LSD* kökenli ilaçları kullanmadan önce, televizyon tarafından uyuşturulan bir anne motifi olarak karşımıza çıkan Sara, televizyon sebebiyle öylesine kendi dünyasına çekilmiştir ki, oğlunun bir uyuşturucu bağımlısı, dahası satıcısı olduğunun farkında bile değildir.

    Her şeyin eşi/kocası henüz hayatta ve oğlu kolejdeyken olduğu gibi, “çok güzel” olduğunu sanmakta, eşinin ölümünü takiben kapandığı televizyon dünyasıyla birlikte gerçek bir kopuşu yaşamaktadır. Onun kötü şeylere yaklaşma düsturu şudur: “Bu gerçek değil. Gerçek olsa bile sorun olmaz. Her şey düzelecek, göreceksin, sonu güzel bitecek…” Sadece bu düşünce biçiminden bile, Sara‟nın televizyon sebebiyle gerçek dünyadan nasıl uzaklaştığını, televizyon bağımlılığının, onu nasıl sanal bir alemin sahte kraliçesi haline getirdiğini ve nasıl manipüle ettiğini görmekteyiz. Nitekim ekranda görülen şiddet, sadece temel anlamıyla şiddet olmayabilir.

    Hikayeler sunan bir aracın en önemli anlatım öğesi olarak, toplumsal rolleri ve toplumda işleyen korku mekanizmasını da düzenleyebilmektedirler (Gerbner, 2006:47). Dahası bağımlılığın oluşumunda temel araç olarak yer alabilmekte ve bireyin sosyalleşme alanlarını daraltabilmektedir.

    Değer Yitimi ve Özgürlük Kaybı

    Sara‟nın oğlu Harry ise teknolojinin değil, kokain ve eroinin uyuşturucu etkisiyle bağımlı bir haldedir. Harry‟nin uyuşturucuya başlamasının nedeni, annesi Sara‟nın sürekli başka bir alemde yaşaması ve yaşanması gereken acılardan kaçmayı amaçlayarak, televizyona sığınması sonucu yaşamın bütününden kopuşu ve kaçışı yer almaktadır. Ancak tek sebebin bu olduğunu düşünmek kısır bir analizdir. Modern kitle toplumunun temel araçları arasında yer alan uyuşturucu maddeler, popüler kültürün de bir parçası haline gelmiştir. Mevcudiyetlerini, uyuşarak aşırı uçlara gelip kanıtlamayı seçmiş, milyonlarca genç mevcuttur; ya da uyuşturucunun “üretmek için” şart olduğunu düşünen milyonlarca insan söz konusudur.

    Bu sosyal realite, filmde Marion olarak karşımıza çıkmaktadır. Marion, genç ve oldukça yetenekli bir stilist adayıdır ve uyuşturucunun etkisi altında olmadığı; yani kafası dumanlı olmadığı zamanlarda üretememekte ve yaşamdan kopmaktadır. Film‟de Harry, arkadaşı Tyrone ile uyuşturucu kullanmanın bir adım daha ilerisine giderek, uyuşturucu pazarlamaya girişmektedir. Oldukça iyi giden bir satış sonucu, yüklü miktarlarda para kazanmaktadırlar. Harry ve Marion‟ın tutku dolu ilişkileri, krize girmelerine mahal vermeyecek kadar uyuşturucuları ve bolca paraları vardır. Yaşam onlar için çok daha keyif verici hale gelmiştir. Sonunu göremedikleri bir bağımlılığın esiri konumundadırlar.

    Düş İçin Gerçeği Satmak

    Filmin bağımlılık noktasında en etkileyici karelerini, aktörlerin gelecek yaşamları için bağımlı oldukları nesnelerin farkına varamamalarını içeren bölümler sergilemektedir. Nitekim aktörlerden Sara, bambaşka bir heyecan içinde yer almakta ve sürekli takip ettiği bir televizyon programından, seyirci olarak katılması için teklif geldikten sonra farklı bir dünyanın düşleyicisi konumuna geçmektedir. Oğlu Harry‟nin mezuniyetinde giydiği “kırmızı elbisesi ve altın rengi ayakkabılarını” bulundukları yerden çıkarmak için çoğu zaman elbise dolabını seyretmektedir. Ancak temel sorunsal Sara‟nın geçen yıllar içinde çok kilo almış ve elbisesine sığamaz olmasıdır. Bu noktada kendine başka bir elbise almak yerine, kırmızı elbisenin içine girebilmek için zayıflamaya karar verir.

    Çünkü kırmızı elbise Sara‟ya sadece eski güzel görüntüsünü değil, eski mutlu günlerini de tekrar yaşatacak bir araçtır. O elbiseye girdiği gün, yaşadığı derin yalnızlık bitecektir. Bu düşle arkadaş tavsiyesi üzerine gittiği diyetisyen, Sara‟ya onu  tok tutması için, günde dört sefer kullanılacak, rengarenk haplar silsilesi verir. Bu hapları kullanmaya başlayan Sara, hem bedenen, hem de ruhen zayıflamaya başlar ve kendini kontrol edemez bir duruma gelir.

    Ailemden Tek İstediğim Para Değil

    Diğer taraftan uyuşturucu satışından para kazanmış olan Harry, annesine yeni bir televizyon almak ister. Bunu biraz da vicdanını rahatlatmak adına yapar. Çünkü uyuşturucuya ayıracak para bulamadığında, imdadına hep annesinin emektar televizyonu koşmuştur. Sara ise oğlunu bu davranışından vazgeçirmek üzere çareyi televizyonu zincirlemekte bulmuş, oğluna bunun hırsızlara karşı bir önlem olduğunu söylemiş, ama zincire bile aldırmayan Harry, televizyonu satmanın yolunu herhangi bir durumda hep başarmıştır. Harry‟nin satıp durduğu televizyonu Sara‟nın geri almasıyla sürüp giden bu alışveriş, en sonunda Harry‟nin annesine yeni bir televizyon almasıyla son bulmuş görünür. Zira Harry annesinden “sersemlikleri için özür dilemiş” ve annesine televizyon satın alarak vicdanını rahatlatacağını düşünmüştür.

    Bu düşünceden hareketle Harry annesini ziyarete gider ve bu esnada onun sıra dışı davranışlar sergilediğini görür. Hiç durmadan dişlerini gıcırdatan ve bulunduğu yerde bir türlü sabit duramayan annesine, “Sen uyuşturucu mu kullanıyorsun?” diye sorar. Sara‟nın yanıtı oldukça basit ve oldukça meşrudur: “Hayır, sadece doktorun verdiği bazı ilaçları  kullanıyorum, zayıflamak için.” Harry, bu ilaçları kullanmaması gerektiğini söyler annesine ve niçin zayıflamak istediğini sorar. Sara bunun üzerine oğluna heyecanla, katılacağı televizyon programını ve giyeceği kırmızı elbiseyi anlatır. Harry bu duruma şaşırarak, “Televizyona çıkmak neden bu kadar önemli?” diye sorar. Oysa ki bu soru Harry‟ ye “uyuşturucuyu neden bu kadar çok seviyorsun?” demekten farksızdır.

    Sara Harry‟nin sorusuna şu şekilde cevap  verir: “Milyonlarca kişi beni görecek ve benden hoşlanacak. Onlara senden bahsedeceğim ve babandan. Bize nasıl iyi davrandığından. Hatırlıyor musun? Bu sabahları kalkmak için, kırmızı elbiseyi giymek, gülümsemek ve zayıflamak için iyi bir sebep. Elimde ne var ki… Yalnızım ve yaşlanıyorum. Kimsenin bana ihtiyacı yok. Kırmızı elbiseyi, seni ve babanı düşünmekten hoşlanıyorum…”

    Sara için kırmızı elbise, idealize ettiği benliğinin bir görünümü, olmak istediği kişinin yansımasıdır. Tek arzusu vardır; kırmızı elbisesi ve altın rengi ayakkabılarını giyerek, varlığını dünyaya haykırmak ve daha da ötesinde başarılı ve yakışıklı oğlunun, kendiyle gurur duymasını sağlamak. Ama gerçekler, Sara‟nın masum düşünceleri gibi “sorunsuz” değildir. Son, iyi ve güzele doğru gitmemektedir. Sara, kullandığı ilaçların etkisiyle çıldırır ve kendisini kırmızı elbisesi ve altın rengi ayakkabılarıyla sokağa atar. İstediği olmuştur. Kırmızı elbisenin  içindedir. Ama idealize ettiği kadın değildir artık, çıldırmış bir kadın olarak kendini tedavi merkezinde bulur.

    Eşya İnsan İlişkisinin Eleştirisi

    Harry ile Marion ise, paralarının tükenmesi ve uyuşturucu piyasasının tıkanması sebebiyle, sonun başlangıcındadırlar. Krize girmeye ve kavga etmeye başlamışlardır. Marion, uyuşturucu alacak parayı sağlayabilmek için bir başkasıyla birlikte olur. Sevgilisinin ne yaptığını bilen Harry, hem uyuşturucu krizlerinin, hem de sevdiği kadını başkasıyla paylaşmak zorunda kalmanın verdiği çaresizlikle, “eylemsizlik” içindedir. Bu noktada Marion‟la çektirdikleri bir resmin arkasına, uyuşturucu piyasasının liderinin telefon numarasını yazar ve Marion‟a dönüp, “Malı istiyorsan, git kendini becert!…” diyerek, dönüp gider.

    Arkadaşı  Tyrone ile beraber bir arabaya atlayıp, uyuşturucu bulmak üzere yola koyulurlar. Yalnız ve çaresiz kalan Marion, siyahi* uyuşturucu piyasası liderinin seks oyuncağı olmuştur. Yolda kolundaki iltihaplı yara yüzünden fenalaşan Harry, Tyrone‟ın yardımıyla hastaneye gider. Hastanede polise yakalanıp, nezarethaneye kapatılırlar. Orada daha da fenalaşan Harry, yeniden hastaneye gitmeden önce, Marion‟u arar. Evden, siyahi liderin düzenlediği seks partisine gitmek için hazırlanan Marion, Harry‟ye “Eve ne zaman dönüyorsun? Bu akşam gelebilir

    misin?…” diye sorar. Harry, “Evet, gelebilirim…”diye soruyu yanıtlar. Ancak bunun mümkün olmadığının her ikisi de farkındadır. Harry, gözyaşları içinde, Marion‟dan özür diler, belki onu yalnız bıraktığı için, belki bile bile başkalarıyla birlikte olmasına meydan verdiği için, belki de malı, ona kendisi bulamadığı için ve Marion‟ da ağlayarak Harry‟yi dinler. Bize bir doktor lazım haykırışı acı bir biçimde kendini duyurur. Ancak iş işten geçmiştir ve Harry ameliyat masasındayken, annesi bir hastane odasında sinir krizleri geçirmekte, Marion ise bir seks partisinde, insanları eğlendirmektedir. Harry kendine geldiğinde, artık sol kolu, hayalleri, sevdiği kadın ve annesi ondan çok uzaktadır. Onlar için görülen day- deram‟ ler ne yazık ki sadece birer day – dream‟ den ibarettir, gerçek çok uzaktır.

    Sonuç

    Bireylerin, temel varoluşsal çabası ve problemi olan kendini gerçekleştirme ve bir fark yaratma ya da kendi rengini ortaya koyma uğraşısı bazı durumlarda bir şeylere bağımlı olmayı da beraberinde getirebilmektedir. Düşünmelerine ve üretmelerine gerek kalmayan sistemler içinde bireyler, mevcudiyetlerini nasıl kanıtlayacaklarını bilememekte, dipsiz bir mutsuzluk yaşamaktadırlar. Bir şeylere bağımlılık ve bu bağımlılığın verdiği uyuşmuşluk, günümüz düşüncesinin kısır olmasına neden olan en büyük etkenler arasındadır. Bu sürekli eylemsizlik hali, insanları düşünce ve yaratıcılıktan alıkoymakta, gücü elinde bulunduranların, manipülasyonlarına karşı zayıf düşürebilmektedir. Zira özgür düşüncenin, çeşitli mekanizmalar sebebiyle “hissettirilmeden” engellendiği bir ortamda, etken konumda bulunanlar, edilgenlerin yerine her şeyi düşüneceklerdir. Bunun da dışında Baudrillard‟ın “simulakrum” unda yer aldığı üzere yaşam, kopya olan herhangi bir şeyin kopyası olabilmektedir.

    İnsan-bağımlılık ve özgürlük ilişkisi bağlamında dikkati çekici nokta bireylerin girmiş oldukları girdabın farkına varamamalarıdır. Bununda ötesinde sosyal çevrenin ve özellikle ailenin konumu ve üstlendiği rol belirleyici faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Marrion‟ın Harry‟e yönelttiği “Aileni çok seviyor musun? sorusuna verdiği “Galiba öyle” cevabı analizi ve eleştiriyi kaçınılmaz kılmaktadır. Bu çerçevede insanın kendini neden uyuşturmak istediği sorusu tartışılmaya devam edecek görünmektedir. Ancak bağımlılığın insan özgürlüğüne yönelmiş en büyük tehdit olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim filmin son karelerinde dört aktörün de cenin pozisyonunda bağımlısı oldukları eşyalara sarılmaları onların çaresizliğini gösterme bağlamında önemlidir.

    Son söz olarak, günümüzde iletişim ve hizmetler sektörü modern toplumun en önemli iki öğesini oluşturmaktadır. Artık çoğu kavram iletişim aygıtları ve televizyonlardan akmakta, insanlar teknolojinin onlara sağladığı bu rahatlık sayesinde herhangi bir sorunu derinlemesine düşünemeyebilmektedir. İletişimi sağlamak adına yaratılan cansız kitle iletişim araçları, kendilerine yüklenen işlevden, yani aracı olma konumundan çıkıp “bağımsız bir kendilik” haline gelmiştir. Birey ise bu durumu çaresizlik içinde izlemektedir, her şeyin farkındadır fakat rahatlığından da taviz vermek istememektedir. Diğer bir tanımla bireyin yaşadığı evren, aslında simülasyon evrenini oluşturmaktadır. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır. Baudrillard‟ın simulakrum‟u Requiem For A Dream –Bir Rüya İçin Ağıt- ile birlikte adeta vücuda gelmiş, canlanmış ve görüntülerin ötesine geçmiştir.

    Kaynakça:

    Fotoğraf Kaynakhttps://www.imdb.com/title/tt0180093/mediaindex?ref_=tt_pv_mi_sm

    Suat KOLUKIRIK , Yeşim ÇİL

    Baudrillard, Jean (2005), “Kurgusal Dünyanın Gölgesinde Bir Unutkan”, Çev.Zuhal Öker, Kadife Karanlık (içinde), Su yayınları, İstanbul. Bilgin, Nuri (2000), İçerik Analizi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İzmir. Bilgin, Nuri (2006), Sosyal Bilimlerde İçerik Analizi: Teknikler ve Örnek Çalışmalar, Siyasal Kitabevi, Ankara. Dijk, Teun Van (2003), Söylem ve İdeoloji: Mitoloji, Din, İdeoloji, Haz. Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, İstanbul. Dolan, Sara L. ve diğerleri (2008), Self-Efficacy for Cocaine Abstinence: Pretreatment Correlates and Relationship to Outcomes, Addictive Behaviors, May, Vol.33, Issue 5, p.675-688.

    Gerbner, George (2006), Kadife Karanlık II, Ayna Şövalyeleri, Haz. Gül Batuş ve diğerleri, Su Yayınları, İstanbul. Göka, ve diğerleri, (1996). Önce Söz Vardı, Yorumsamacılık Üzerine Bir Deneme, Vadi Yayınları, Ankara. Held, David (2006), Horkheimer‟in Eleştirel Kuram Çözümlemesi: Epistemoloji ve Yöntem, Frankfurt Okulu, Frankfurt Okulu (içinde) H.Emre Bağce, (Ed.), Doğu Batı Yayınları, İstanbul. Kasatura, İlkay (1998), Gençlik ve Bağımlılık, Evrim Yayınevi, İstanbul. Köknel, Özcan (1998), Bağımlılık, Alkol ve Madde Bağımlılığı, Altın Kitaplar, İstanbul.

    Lalander, Philip (2008), “The Role of Ethnicity in a Local Drug Dealer Network” Journal of  Scandinavian Studies in Criminology&Crime Prevention; 2008, Vol.9, Issue 1, p. 65-84. Marcuse, Herbert, (1990), Tek Boyutlu İnsan, İleri İşleyiş Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler, Çev. Aziz Yardımlıİdea Yayınları, İstanbul. Mills, Wright (2000), “Toplumbilimsel Düşün”, Der Yayınları, İstanbul. Swingewood, Alan (1996), Kitle Kültürü Efsanesi, Çev., Aykut Kansu, Bilim ve Sanat, Ankara.

  • Marina Abramovic /YÜZEY ALTINDAKİ DÜNYA

     


    NotKullanılan görseller ve meteryaller 18 yaş altı için uygun olmayabilir.


    “Acı ve ölüm büyük konulardır. Bizim geçiciliğimiz özellikle. Sonsuza kadar burada olduğumuzu ve her an ortadan kaybolabileceğimizi hissediyoruz. Geçmiş çoktan gerçekleşti, gelecek henüz değil ve kesin olarak sahip olduğumuz tek şey burada ve şimdi olduğumuz duygusu. Bu his, performansın özüdür. “

    Marina Abramovic

    Marina Abramović, Sırp performans sanatçısıdır. Marina Abramović, 1960’larda ortaya çıkan vücut sanatı akımının önemli bir temsilcisidir. Abramović performanslarıyla fiziksel ve zihinsel potansiyelin sınırlarını zorlayan ve araştıran bir sanatçıdır.

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=8x0wo15F5sg?feature=oembed]
    Marina Abramovic

    Sanatçı genellikle o olmuştu soru 2005’e kadar 1970’den çok sorulan tırnak ( hatta Amerika’da , bu tür sorular hiç sordu değildir): “Neden BU sanattır?” Ve bu sorunun cevabının tüm hayatı olduğunu ekliyor.

    Marina Abramovic

    Nitekim , hakkında pek çok insanın sadece “üç ay ara vermeden gözlerinin içine baktı” veya “sonucu iki litre kan kaybetti” gibi kabataslak bilgileri bildiği bir kadının biyografisini ve geçmişini okursanız onun performansı “- bunun bir sanat olduğu anlaşılıyor. Çünkü meslekten olmayan kimse bunu asla yapamaz. Hiçbir meslekten olmayan kimse bunu yapmak istemez. Öyleyse , işte doğrusal ( iyi , neredeyse doğrusal) bir biyografi ve hakkında genellikle hayranlıkla ya da yanlış anlamayla konuşulan bir kişinin geçmiş kaydı. 

    Bu liste, sanattaki en büyük asi olmak için Federal Güvenlik Servisi’nin kapısını ateşe vermenin veya genel olarak yasayı çiğnemenin kesinlikle gereksiz olduğunu kanıtlıyor. “Performans sanatı büyükanne” 30 Kasım tarihinde doğdu , 1947 , Belgrad’da , o onu çocukluğu hakkında 29. Bilgilerin yaşta kaçan oldukça belirsiz değildir – kız anne ve babası o nadiren testere ile zor bir ilişkisi vardı; Marina’nın annesi ve babası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yugoslav Partizanlardı. Ancak , sanatçı bir anda doğdu , Abramović aile geroes oldu , geride başıboş mermi ve barınaklar bırakarak , ve , Marina kendini göre , ona çok az dikkat etmeye başladı. Yine de sanatçıya ilk performans dersini veren babasıydı.

    14 yaşında , Marina onu yağlı boya satın almak babasına istedi. İsteğini yerine getirdi , ancak arkadaşı bir gence oyun oynamaya karar verdi. Tuvale bir boya karışımı döktü ve bir havai fişekle havaya uçurdu. Tüm katılımcılar bir bütün deriyle kaçan , ve Marina sanatta süreç sonucu daha önemli olabileceğini ilk kez fark etti.

    Marina Abramovic – Old.superstyle.ru’dan kolaj

    “Teorim gerçekten trajik bir çocukluk varsa o hep , iyi sanatçı olursunuz – birtanemsin gerçekten mutlu bu farklı ise , hiçbir şey mutluluk çıkar Annem ve babam politik kariyeristlerden Onlar hem ulusal kahramandır.. ikinci Dünya savaşı – ve bir çocuğun kendi gündemde değildi sahip , onlar sadece anneannem bir gün bana verdi bu yüzden , . büyükannemin bekliyordu O kilisede dua ediyordu , ben yazı nerede bu şey gördü Kendinizi çaprazlamak için parmağınızı daldırmanız gerekiyor. Bütün bu suyu içersem kutsal olacağımı düşünüyordum. Altı yaşındaydım ve bir sandalyede kalktım ve suyu içtim. Sadece hastalandım, “Marina dedim.

    Marina’nın babası ailesini terk ettikten sonra , annesi , onu kendi üzerinde zam çocuklara bağlanmış , ailede askeri disiplin telkin. Yükümlülük bunları sorgulayan ve gece saat 10’dan sonra evi terk izin verilmemesi olmadan emirlere uymayı , kız ezilen , ve , onun görüşmeler bakılırsa , Marina onun bütün ömrü boyunca bu duyguyu taşıdı. Annesinin silahıyla Rus ruleti oynadığında neredeyse 14 yaşında öldüğünü söylüyorlar. Sonuç olarak , annesinin kontrolünden kurtulan Marina , herhangi bir ataerkil ebeveyni korkutacak şeyleri hemen ele aldı.

    1970 yılında , o Belgrad’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu ve performatif sanat yaratmak başladı. Hangisi halka açık olacak , dehşete düşenler ve ağlayanlar tarafından tartışılacaktı ama çok sonra , 30-40 yıl içinde.

    Table of Contents

    Balkan Erotik Destanı

    Marina Abramović ilk çünkü onun filmin birçok kişi tarafından duymuş olduğu , bir süredir kontrolsüz orada tasvir ne ayrıntılı olarak kamu testere kadar YouTube kanalında yaşıyordu. Bu performans , gerçek kişiler tarafından oynanırken , sahnede ama her an görüntülenebilir hale gelir filmde değil gerçekleşir. Kamuya açık olmayan yerlerde , ve genellikle sadece içinde parçalara olsa.İlginç olan Abramović nedeniyle 2006 yılının bu ürüne onun yerli kitleye tanındı olmasıdır , ve sonra bilenler onu diğer işler aramaya başladı – özellikle , 70’li ve 90’lı yılların performansları. Bu nedenle , ilk önce bunu konuşalım.

    Filmde , Marina doğa ve Tanrı ile onun vatan etkileştiği nasıl insanlar bahsediyor , mistik ve fiziksel fenomenlerin. Bu hikaye ne kadar güvenilir anlamak zordur , ancak Balkanlar kendi cinsel organları ile karılarının emek kolaylaştırmak için kullanılan nasıl ortaya , ve aynı araçları kullanarak hasta sığırları nasıl iyiileştirdiklerini. Abramović, kendi yerel kültüründe insanların özel kısımlarının özel güce sahip olanlar olarak ev içi ve grup köy büyüsünde kullanıldığına odaklanıyor. Örneğin , “Balkanlarda , bir adam aşk onu yapmak , bir kadın bir küçük balığı alıp vajinasının içine yerleştirin ve gece boyunca orada tutmak olacaktır. Ertesi sabah , o balık ayıklamak olurdu , kurutun , sonra eziyet Bu tozdan küçük bir miktarı sevgilisinin kahvesiyle karıştırarak , adamın onu asla terk etmeyeceğine inanılıyordu “- bu, 13 dakikalık filmde gösterilen en masum cümlelerden biri , çıplaklık dahil sahnelerin sayısı nedeniyle neredeyse her yerde yasaklandı. Ancak yine de reşit olmayan çocuklar için mevcut olmayan kişisel bloglarda bulunabilir.

    Balkan Barok

    Bu 1997 yılının bir gösteri , Yugoslavya’da ölenlerin anısına ( ya da ölü Yugoslavya). Abramović birkaç gün geçirdi , günde altı saat , halkın önünde kanlı kemikleri yıkama. Kemiklerin sayısı Bazen performansı sırasında 1500 olarak gerçekleşti , artık var ülke diye diye Sırbistan’dan olduğunu söyledi asla Belgrad hakkında ve gerçeği anlattı. Sanatçı, 47. Balkan Venedik Bienali’nde En İyi Sanatçı dalında Altın Aslan ödülüne layık görüldü.

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=X9qiGaD6dTc?feature=oembed]
    Marina Abramovic

    Barok.

    Marina Abramovic – Fotoğraf: Lips of Thomas performansının bir parçası ( 1975),
    www.guggenheim.org

    Bu, tüm tartışmalı , yankı uyandıran ve kendine zarar veren performansların öncüsüdür . Bu Gösteri sırasında , Abramović balla bir litre şarap içmiş , bir jiletle onun karnına bir beş köşeli yıldız kesti. Ardından , senaryoya göre , kendini şiddetle kırbaçlamak ve asılı bir ısıtıcı altında buz bloklarından yapılmış bir haç üzerine uzanmak zorunda kaldı. Büyükannesi Marina’yı baygın , saçları yanmış olarak bulduğunda – prova yapıyordu.
    Belgrad’da gösteri çok az kişi tarafından fark edildi , ancak daha sonra New York’ta birkaç kez tekrarlanır , ve gerçekten takdir edilmiştir yer zaten.

    Ritim 0

    1974 , Studio Morra , Napoli. Abramović bir gül , bıçak , dolu bir silah , makas , kırbaç , el feneri , üzüm , ekmek , elma ve siyah şapka dahil 72 nesne koydu . Bu nesnelerin herhangi ikisi hala orada duruyordu Abramoviç memnun etmek kullanılabilir , ve ona zarar vermek.Tabii ki , tarafsız amaçlara yönelik öğeler de vardı , ancak halk ne bunlarla ne de zevk getirmeye yönelik nesnelerle ilgileniyordu. 

    En kısa sürede insanlar onlar arzu ve cezasız kalması hiçbir şekilde sağlanan nesneleri kullanabilirsiniz fark olarak , onlar kontrolünü vazgeçti ve onların gerçek vahşi tarafını keşfettik. Bu performansın tanımı, genellikle kalabalığın gücü ve etkisiyle bağlantılı sosyal felaketlerin yaşandığı dönemlerde belirtilir. Altı saat boyunca hareketsiz durdu , o kesim ve neredeyse atış olmuştu bile. 6 saat sonra , o çıkışa ve izleyici doğru hareket , karşılık verebileceğinden korkarak. Sonra otel odasına geldi ve ilk beyaz saç telini gördü.

    Marina Abramovic – Ritim 0 , 1974 performansı sırasında Marina Abramović . Fotoğraf: royalacademy.org.uk

    Dinlenme Enerjisi

    Temel olarak , Marina Abramović’in performansları iki ana kategoriye ayrılabilir – kendi başına yaptıkları ve uzun süredir ortağı ve sevgilisi olan Uwe Laysiepen ( Ulay) ile yaptıkları . Dinlenme Enerji ( 1980), bir erkek ve bir kadın arasında yakın bir ilişki ve güven konusunda bir performans , Ulay bir buçuk dakika boyunca Marina’nın kalbinde onun ok amaçlı hakkı ile yüklü yay tutuyordu sırasında. Bunlar Ulay’ın biyolojik reaksiyonlarıydı .

    Duygularla dolu o kısa andaki Abramović’in hayatının bağlı olduğu davranış ve niyetler. Abramović arkaya yaslanıp yayı gererken yayı sıkıca kavramak zorunda kaldı. Mikrofonlar acımasızca nefeslerini ve kalp atışlarını duyulabilir hale getiriyordu. Daha sonra , Abramović hayatının en zor performanslarından biri olarak nitelendirdi.

    Imponderabilia

    1977’nin bu performansı , garip bir şekilde , doğmakta olan bir çocuğun duygularına ve doğum kanalından dünyaya gelirken yaşadığı baskıya adanmıştı .
    Bunu daha da tuhaf yapan şey, Abramović’in asla evlenmeyi ya da çocuk sahibi olmayı planlamamasıydı ( arka arkaya birkaç evliliği olmasına rağmen). O ve Ulay birbirlerine zıt Serginin girişinde çıplak duruyordu , bir fiziksel şekillendirme çerçeveziyaretçiler geçmek zorunda kaldı. Gerçeği söylemek gerekirse , emek versiyonu birçok bilgi kaynağı tarafından korunur , ancak Abramović’in kendisi tarafından değildir. Her şeyi çok daha kolay açıklıyor: “Binaya girmek isteyen herkes , aramızdaki küçük boşlukta kayarak geçerken kime bakacağına karar vermeliydi.”

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=UDM7WJxbXNY?feature=oembed]

    Ölüm Benliği (1977)

    Bu, ilişkilerle ilgili başka bir performans. Abramović’in Ulay ile birlikte yaptığı her performansın ilişkilerin belirli bir yönüne adandığını söylemek gerekir. Burada ortaklar için şartlar oldukça zor: sürekli öpüşüyorlar , ancak sadece izleyicilerin görebildiği şey bu.

    Marina Abramovic

    Ölüm Benliği ( Nefes Alma / Nefes Verme). Fotoğraf kaynağı – bestin.ua Aslında , diğerinin soluğundan başka hiçbir şeyi soluyamıyorlardı . Katılımcılar böyle bir performanstan sonra kendilerini iyi hissetmediler. 17 dakikalık böyle bir “nefes” ten sonra hem Marina hem de Ulay’ın aynı anda bayıldığı bilinen bir durum var ( aslında , bu performanstan bahsederken yazılan tek durum budur).

    Zamanda İlişki (1977)

    Bu performansın bir parçası olarak , ortaklar 16-17 saat sergi her gün için hala oturdu. Bir saat ve salonda geldi kitleye önce bir buçuk , onlar sırt sırta oturup saçlarını sıkıca birbirine bağlı vardı olacaktır. Bu kadar uzun süre hareketsiz oturmak çok zor. Ortaklardan birinin konumu her zaman diğerinin konumuna bağlıydı.

    Marina Abramovic

    Fragman Süre İlişki performansı. Fotoğraf kaynağı – moore.edu

    Uzayda Genişleme (1977)

    Uzayda genişleme , her biri açık kendine zarar vermeye değinen farklı şekillerde gerçekleştirilebilir . Arkasına arkasını Daimi , ilk hareketli içine çift koştu yüz ( sütunları seyirci haberim yoktu ki) , ve bir noktada – kendi hareketinin kuvvet ve yalnız vücutlarının ağırlığına onları shoving , bir dizi sonra çabaları ve başarısızlıkları , sütunları taşımayı başardılar. Kabaca konuşursak , sanat yaratmaya çalışırken vücutlarını birçok şeye vururlar. Duvarlara karşı. Herbiri. Köşe yazıları… seyirci… yanlış anlama.

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=HEQUC0-AlUo?feature=oembed]

    Çin Seddi (1988)

    Bu performans oldukça üzücü bir hikayesi vardır , her şey iyi başlamasına rağmen. 1980 yılında , Abramović ve Ulay evlenmeye karar verdi. Ve başlangıçta performans bir düğün ve mutlu bir performans olarak planlanmıştı: çift Çin Seddi’nin tamamı boyunca yürümek zorunda kaldı ve asla ayrılmadı , ancak işe yaramadı. Duvar’ı ziyaret etmek için Çin hükümetinden izin bekliyorlardı. Ve sadece 8 yıl sonra aldılar. 

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=KtX7yZo_5vg?feature=oembed]

    Bu süre zarfında ilişkileri , Ulay’ın tercümanının kendisi tarafından hamile kaldığı noktaya kadar sınırlarına ulaştı. Abramović ve Ulay ayrılmaya karar , ve planlandığı gibi performans şey gitti.Eski ortaklar farklı taraflardan başlayarak duvar boyunca yürüdü , orta buluştu , teklif Adieu ve kendi yollarına gittiler. Ve o an, ayrılmanın hemen ardından denizaşırı ülkelere taşınan Marina Abramović’in çalışmasında New York döneminin başlangıcı olarak kabul edilebilir.

    Marina Abramovic

    Fotoğraf kaynağı – styleinsider.com.uaGenel olarak , Abramović-Ulay ikiliyi özetliyor , onlar burada belirtilen çok daha ortak performanslar yaratılmış olduğu belirtilmelidir. Onların kemer altında , denilen 1978 performansı da var AAA AAA onlar sürekli “birbirlerine uzun ses üretmek” veya , daha basit koyarak , birbirimize bağırıyoruz … Ve onlar koşmak ilişki ve çarpmasıyla, hakkında başka bir performans defalarca içine birbirlerine , çıplak iken … ve başka bir , onlar sergi boyunca hareketsiz ve sessiz durmak , diğer dönük bir parmak , neredeyse birbirlerine dokunmadan … Heyhat, bu insanların ayrılmadan önce yaptıkları her şeyden bahsetmek fiziksel olarak imkansız.

    Marina Abramovic

    Abramović, Ulay ve La Pietà , Michelangelo. Fotoğraf kaynağı – leilao.catawiki.ptBu arada , başka bir sosyal “performans” 2015 yılında eski çift tarafından gerçekleştirildi , Ulay aniden eski kız arkadaşı dava ve ona karşı 250 bin Euro-ödeme kazandı. İddia şuna benziyordu: “Adımı kariyerinde sürekli kullanıyor … ve paylaşmıyor.” Mahkeme davacı ile anlaştı. Ama hikayenin sonu değildi: 2018 ilkbaharında , onlar açıkladı anılarının bir kitap üzerinde ortak çalışma. Ulay, projenin başlatıcısı oldu.

    Okyanus Manzaralı Ev (2002)

    Önemli eserler arasındaki böylesine uzun bir duraklama oldukça basit bir şekilde açıklanıyor: ayrılık , göç , yoksulluk ve yeni bir toplumda onun yerini bulma girişimleri. Ancak , Abramović, zaten New York’ta iken , gölge çıktı , oldukça etkileyici idi. The House with the Ocean View

    adlı performansı Budist pratiğini taklit ediyor. Bu durumda , Marina Abramović yönettiği “Zen” halkın uyanık gözetiminde 12 gün geçirdikten oluşur , yemeden , sadece içme suyu , duş , yalan , ayakta , meditasyon , Ve performans sonuna kadar aşama terkedememesi. Üç odaya yaslanan merdivenlerin büyük kasap bıçaklarından yapılmış basamakları vardı.Ayrıca okuyun: ” Artist Body / Public Body ” Marina Abramović’in bir konferansı.

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=2J4J0oGuK30?feature=oembed]

    Sanatçı Var (2010)

    Bu , hazırlıkları haftalar süren en ünlü ve en sık bahsedilen performanslardan biridir ( Rhythm 0 ile birlikte ). Performansın süresi genellikle değişiyordu. Örneğin , MOMA içinde , bu 2 ay sürdü ve 1500 katılımcı ve Abramoviç kendini dahil , o geceleri uyku izin verildi çünkü sadece fiziksel ayı başardı. Ziyaretçiler sanatçının gözlerinin içine bakmak zorunda kaldı. İşte o , tam tersini oturan – ve herkes oluşturan kişinin iç dünyasını dokunmak için birkaç dakika var. Bu ayarda , karşı taraf saplanabilirler ( aynı zamanda gelen çekimser) sessizce onların karşı karşıya duran şey ile duyguları paylaşan. ancak, ona büyük bir tanıtım getiren performansın ana fikri değildi. Gazeteciler Ulay katılmak için geldiğinde şok oldu. O ve Marina en fazla 3 dakika boyunca birbirine baktı , birbirleriyle bağışlayıcı.

    Marina Abramovic

    Fotoğraf kaynağı – www.theartnewspaper.ru

    “Çin Duvarı” boyunca defalarca yürüdüler – onbinlerce kilometre uzakta ve onunla ilişkili olaylardan onlarca yıl sonra. Demir zırhlı Abramović gözyaşlarına boğuldu. O beş yıl sonra Laysiepen onu dava edeceğini bilseydim Ama , onunla o “bakan yarışma” girmişti ki?

    Performans farklı ülkelerde defalarca tekrarlandı , Rusya dahil ( 2011). Şimdiye kadar bu, Abramović’in son projesi ve böylesine güçlü bir rezonansa neden oldu. 2010’dan beri , o atölye meşgul etmektedir , gelecekteki performans sanatçıları eğitim , röportaj vererek , seyahat , New York’ta Performans Enstitüsü para toplama , , bu arada , para yükseltilmiştir: oldukça belirsiz bir hikayesi vardır , ama hiçbir enstitü hala var.

    Marina Abramovic

    The Kitchen , Homage to Saint Therese ( 2009 , Marco Anelli’nin fotoğrafı) serisinden fotoğraf-portre . 16. yüzyılda yaşamış bir rahibe olan Ávila’lı Aziz Teresa’nın havaya yükselebileceği söyleniyordu. Abramović , İspanya’nın Gijón kentindeki eski rahibe manastırı La Laboral’ın terk edilmiş mutfağında fotoğraflandı . Fotoğraf: La Fabrica Galerisi , kaynak – banrepcultural.org

    Şimdi Abramović 72 yaşındadır , ve o kesinlikle emekli gitmiyor.Haziran 2018’de Londra’daki Masterpiece Design Fair’de sunulan yeni çalışması Five Stages of Maya Dance ile herkesi şaşırttı : bu bir performans değildi! Abramović nesneleri gösterdi , statik çalışmaları , , bununla birlikte , uçucu bir etki yarattı. Kabartma , hacimsel kaymaktaşı parçaları, ışığa ve izleyicinin konumuna bağlı olarak “değişti”. Bazen portreler görsel olarak “ayrışıyor” gibi görünüyordu ve dünya dışı manzaralara benziyordu.

    Marina Abramovic

    Fotoğraf kaynağı: www.theartnewspaper.com

    Marina Abramović “Performans, manevi bir sanat biçimidir” diye açıkladı. “Hayatımın bu noktasında , mortalite bakan , ben dolayısıyla sadece film ve fotoğraf daha kalıcı malzemesinde performansımı yakalamak için karar verdi. Ben onun tarihi ve özelliklerine göre su mermerinden seçti ( parlaklık , şeffaflık …). Bu işi bir bütün olarak soyut olmaktan çok uzak , ancak içine daldığınızda ve parçaların etrafında hareket ettiğinizde, kaymaktaşının girift bir şekilde oyulmuş manzaralarına ayrışıyorlar. “

    Son zamanlarda , medya Marina Abramović bir metre ondan uzak bir mum yakmak bir milyon volt ile kendini heyecanlandırmak edeceği haberi yaygınlaştırıldı. Çarpıcı olay örgüsü, zaman ( 2020), yer ( İngiltere Kraliyet Sanat Akademisi) ve ciddi bir teknolojik destek içeriyordu – bir sanat teknolojisi şirketi Factum Arte tarafından yaratılan , onu şok edecek özel bir makine . Bu fikrin Abramović’in diğer performanslarından daha tehlikeli olmadığını söylüyorlar. Dahası , sanatçı kan dışarı akan vücudunun şeklinde bir çeşme oluşturmak için gidiyor. …

    Operanın galası da aynı 2020 için planlanıyor: Yedi Ölüm filmi için uzun süredir devam eden fikrinin dünyaca ünlü yönetmenler tarafından somutlaştırılması gerekiyordu ( Roman Polanski ve Alejandro González Iñárritu bunu yapmayı kabul etti). Zaman geçtikçe , yedi farklı operada şarkıcısı Maria Callas ölür Bavyera Devlet Operası’nda opera olarak ve Covent Garden’daki Royal Opera House’da nasıl görüneceğini hikayesi: Abramović fikrini değiştirdi , Londra. Tahmin et kim ölecek!


    Sanatın güzel ya da çirkin olmasının önemli olmadığı kavramına bağlı kalarak, sadece doğru olması gerekiyor – Kültür ve sanat için “Braća Karić” Ödülü’nü kazanan Marina Abramović uluslararası bir üne kavuştu. Başlangıçta resim, oyuncuların, akrobatların, köy büyücülerinin, Tibet rahiplerinin ve şamanların vücut dillerinde ısrar ederek vücut sanatının yerini aldı. Tüm yaratıcılığın yolundaki iki temel soru: Biz kimiz ve neden bu gezegendeyiz, performans sanatındaki amacını ortaya koyarak kendi tarzında çözdü, otantik.

    Acının sınırlarını, vücudun dayanıklılığını ve aynı zamanda ruhu araştırmak, sanatsal performanslarının temeli oldu. Eserleri birçok dünya kamu koleksiyonunda yer almaktadır ve Berlin, Hamburg, Braunschweig’deki liselerde profesördü, Paris’teki Akademi’de misafir profesördür. Performans konusundaki bilgi ve deneyimini, dünyanın her yerinden seçilmiş genç sanatçılara öğrettiği Abramović yöntemiyle sentezledi.

    Kader tarafından belirlenen veya bireysel enerjiler tarafından şekillendirilen hayatımız farklı şekillerde ortaya çıkar. Hayatınızı belirleyen nedir, onu olduğu gibi yapan nedir? Bunlar elbette insanlar, olaylar, süreçler, seçimler, anlar olabilir …

    Sanırım kim olduğumu ve hayatta ne yapmak istediğimi çok erken öğrendiğim için çok mutlu oldum. İlk sergimi 12 yaşında açtım ve yedi yaşında yaratmaya başlayan Mozart’ı kıskanıyordum. Gerçekten her zaman sadece bir sanatçı olmak istedim, başka bir şey değil. Ve bir sanatçı olmak isteseydim, normal bir hayata sahip olamayacağımı, evlenemeyeceğimi, çocuk sahibi olamayacağımı, tüm normal dünya gibi yaşayamayacağımı biliyordum. Sanat muazzam miktarda enerjiyi alır ve bir kişi yalnızca bir enerji çekirdeğine sahiptir ve gerçekten başarılı olmak istiyorsa, doğru şekilde kendisini yalnızca bir hedefe adayabilir.

    Önce resim yapmaya başladım, sonra ses enstalasyonları yaptım ve hızla tüm bunlara vücudumu dahil ettim. Zor bir başlangıçtı. Yaptığım şeyin sanat olduğuna kimse inanmadı, hocalarım şaşırdı, ailem parti toplantılarında eleştirildi … Bütün dünya bir şekilde bana karşıydı. Ve bu gerçek sadece gücümü güçlendirdi, bir tür direniş kalesi yarattı. Sonra kendi yoluma gittim, başkalarının söylediklerine asla aldırmadım.

    Sizi bu kadar güçlü bir şekilde çeken performansla ilgili nedir?

    Performans çok özel bir sanat türüdür, gerçekte ne olduğunu açıklamak çok zordur. Hayali bir piramit yapıp, sanatı benim için taşıdıkları öneme göre temelden tepeye sıralayacak olsaydım, müziği en üste koyardım. Müzik o kadar önemsiz ki, onu yaratanla onu deneyimleyen arasında aracılar aramaz, doğrudan bir duygu aktarımıdır. Müziği bir performans ve ardından diğer tüm sanat türleri izlerdi. Bu, sanatlar arasındaki öznel güç dağılımımdan bazıları. Performans yaşayan bir sanattır, yani sanatçı ve gözlemcinin o sanatın gerçekleştiği zaman ve yerde olması gerekir. 

    Duvara bir resim asarsanız, siz kaldırana kadar bugün ve yarın orada duracaktır. Performans, anlık ve somut bir enerji alışverişi meselesidir, sanatçı enerjisini izleyiciye gönderir, ona geri verir, sanatıyla dönüştürüp izleyiciye geri getiriyor. Eğer performans kötüyse, ağızda o tuhaf tadı, seyircilerde kötü bir his yaratır, sonra tüm performanslara karşı çıkar. Ancak performans iyiyse hayatlarımızı tamamen değiştirebilir. Ve performansın iyi olması için en iyi becerilere ihtiyacınız var. Performans hiçbir zaman ana akım olmadı, somut değil, içimizde kalan dışında hiçbir iz yok, her nasılsa kimsenin alanı olmadı. Performansı nasıl koruyabilirim, geçmişini nasıl koruyabilirim, sanırım bu bir şekilde benim görevim ve bunun üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyorum. 

    Performans hiçbir zaman ana akım olmamıştır, önemsizdir, içimizde kalanlar dışında hiçbir iz yoktur, her nasılsa kimsenin alanı olmamıştır. Performansı nasıl koruyabilirim, geçmişini nasıl koruyabilirim, sanırım bu bir şekilde benim görevim ve bunun üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyorum. Performans hiçbir zaman ana akım olmadı, somut değil, içimizde kalan dışında hiçbir iz yok, her nasılsa kimsenin alanı olmadı. Performansı nasıl koruyabilirim, geçmişini nasıl koruyabilirim, sanırım şimdi bir şekilde benim görevim bu ve bunun üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyorum.[yasak bölge]

    Sürekli hissederek ve sınırları hareket ettirerek, kendini gerçekleştirme yolunu aştınız, yaşamda kendi merkezinizi buldunuz. Acının sınırı, vücudun dayanıklılığı ve aynı zamanda ruh. Korku, acı, geçicilik kategorilerini nasıl deneyimliyorsunuz? Yaptığınız her şey ne kadar bedenin, insanın, dünyanın kusurlarına karşı bir şekilde açık bir isyan?

    Size bir hikaye ile cevap vereceğim. Birkaç ay önce, ünlü bir bilim kurgu yazarından Los Angeles’ta birlikte öğle yemeği yemem için davet aldım. Adı Kim Stanley Robinson, Mars hakkında bir üçleme yazdı ve bazı kitaplarından yola çıkılarak filmler yapıldı. Bana o kitaptaki karakterlerden biri olduğumu ve adımın Abramović olduğunu açıklayarak “2312” adlı son kitabını verdi. Bu kadar uzak bir gelecekte ne yaptığımı sordum. “Şimdi olduğu gibi, yerçekimsiz uzayda bir asteroid üzerinde bir performans” diye cevapladı. Ona neden yaptığımı sordum ve sanatımın o kadar soyut olduğunu ve galaktik yolculuğa taşınmasının çok kolay olduğunu söyledi. Cevaptan memnun kaldım, New York’a döndüm. 

    Birkaç ay sonra, enerjimi nasıl değiştireceğimi öğrendiğim şamanları ziyaret etmek için Brezilya’ya gittim. Bir şaman, Taşların çemberlerine bakarak geçmiş ve gelecek hakkında konuşan, bana hiçbir yerde kendimi evimde hissetmediğimi, çünkü evim bu gezegende olmadığını söyledi. Biraz daha iyi düşündüğümde, gerçekten hiçbir yerde kendimi evimde hissetmiyorum. Ayrıca bana DNA’mın güneş kaynaklı olduğunu, Dünya’ya başka bir galaksiden gelmekte olduğumu söyledi. O zamanlar geyik olmam gerektiğini söyledim ve özel bir nedenle burada olduğumu söyledi. Benim rolüm nedir diye sordum. Şaman, insanlara acıyı yaratıcı enerjiye dönüştürmeyi öğretmek için burada olduğumu söyledi. Benim hakkımda hiçbir şey bilmediğini vurgulamak istiyorum: ne tür bir sanat yapıyorum, ne yapıyorum. Bu yüzden, ormanın ortasından Amazon çevresinde bir yerde söylediği sözler daha da inanılmazdı. 

    Elbette sık sık kendim düşünüyorum. Acı ve ölüm büyük konulardır. Özellikle geçiciliğimiz. Sonsuza kadar buradaymışız gibi hissediyoruz ve her an ortadan kaybolabiliriz. Geçmiş çoktan gerçekleşti, gelecek henüz değil ve kesin olarak sahip olduğumuz tek şey burada ve şimdi olduğumuz duygusu. Bu his aynı zamanda performansın özüdür. Bütün çalışmam, şimdiyi nasıl düşüneceğimi, acıyı başka bir enerjiye nasıl dönüştürebileceğimi anlatıyor. Her sabah uyandığımda ölümü düşünüyorum. Ve ölüm hakkında ne kadar çok düşünürsen, hayattan o kadar çok zevk alabilirsin.

    1974’ten “Rhythm 0” performansı, pek çoğu bilinmeyene en cesur adım olarak hatırlıyor – izleyicinin emrindeyken ve kendi sorumluluğunuzdayken – acı ve zevk için onlarla istediklerini yapmak için yaklaşık yetmiş nesne koyuyorlar. Bu kavramın özü neydi, neyi başarmak istiyordun ?

    Seyirciye en büyük armağan sanatçı, bedeni ve ruhudur. Ve tam olarak buydu. Bilmediğim tek şey, seyircilerin kendilerine sunulanları koruyup koruyamayacaklarıydı. Alışılmadık derecede cesur bir hareketti. Seyirci beni öldürebilirdi. Bu performanstan altı saat sonra otele geldim, aynaya baktım ve büyük bir tutam tamamen gri saç gördüm. Ama o gece olan her şey benim için olağanüstü önemliydi. Fiziksel ve zihinsel sınırlarımın nerede olduğunu hissedebiliyor, görebiliyordum. Bu performans muhteşemdi. Yine de, görünüşte oldukça farklı olan “The Artist is Present” adlı son performansım çok daha zordu, belki fiziksel olarak değil, zihinsel olarak kesinlikle. Sırayla oturan, enerjilerini emen ve onlara sizinkini gönderen insanların karşısında saatlerce oturun,

    “MOMI” deki bu performansın görünen kısmı, 700 saat oturup karşınızdaki insanlara bakmanızdır. Bu görüşlerin arasında ya da içinde, sizde ve onların içinde neler oluyordu?

    Size sadece bu gösteriden sonra Amerikalı ve Rus bilim adamlarının benim durumumla çok ilgilendiğini söyleyeceğim. Beynin kapasitesini ölçen bir deney önerdiler, Moskova’da böyle bir deney yaptık ve sonuç, beynimde uzun bir süre boyunca güçlü ve istikrarlı yayınlar olduğu, ki bu çok sıra dışı. Ve bu görüşler içinde, dediğin gibi, tamamen yabancılara olan tüm sevgim durdu, etki inanılmazdı. Gözler ruhun aynasıdır ve sürekli bir yabancının gözlerine sözsüz baktığınızda ruhuna girersiniz. Ruhların bir bakışta bu tür karşılaşmaları çoğu zaman insanları gözyaşlarına boğdu.

    Bununla birlikte, yaşadığımız dünyada başkalarının duygularına herhangi bir şekilde maruz kalmak neredeyse tavsiye edilmez. Daha şimdiki bir başın diğer tarafa dönmesi var…

    Ya da bilgisayar ekranına sabitlenmiş bakış… Duygularımızı tamamen teknolojiyle değiştirdik. O insan temasını kaybettik. Bu gerçekten çok sert. Gelişmiş teknolojiye sahip büyük ülkelerde, bu sorun giderek daha fazla mevcuttur. Geçenlerde Küba’daydım. Kendimi harika hissettim. Küba’ya ayak bastığım gün cep telefonum artık çalışmıyordu, bilgisayarım bağlı değildi, neredeyse inanılmaz bir deneyimdi. Telefonsuz on gün düşünün. O insanları izledim, sadece oturup konuşuyorlar.

    Sınırların sürekli palpasyonundan bahsettik – Sınırlar nerede? Bir adam gerçekte ne kadar özgür?

    İnsan özgür olmak istediği kadar özgürdür. Belki sanatçılar bu anlamda toplumla ilgili olarak özellikle ayrıcalıklıdır. Sınırlar her zaman taşınabilir. Önümüzde beliren her sınır aşılma eğilimindedir. Doğası gereği çok meraklıyım. Her zaman bir yasak için sırada ne olduğunu görmeye çalışırım. Ben çok basit çalışıyorum. Biri bana “hayır” derse, o yönde hareket edeceğim kesin. O zaman bu “hayır” benim için başlangıç. Asla vazgeçmem.

    Görünüşe göre sanatçı ne yaparsa yapsın her zaman bir şeyler anlatmaya çalışıyor – senin hikayen nedir?

    Çok basit. Bir sanatçının işi için yaşadığı toplumun bir yansımasına sahip olması yeterli değildir. Yapıtları birkaç katman içermeli, rahatsız edici olmalı, siyasi ve manevi bir boyutu olmalı, gelecek hakkında konuşmalı, doğru soruları sormalı. Bütün bu katmanlar bir sanat eserinde bulunmalıdır. Siyasi boyut çok çabuk yıpranır, siyaset değişir, işler bir süre sonra günlük gazetelerle aynı hale gelir – bir çıkmaz. Ancak bir sanat eserinin birkaç katmanı varsa, kendisine uygun bir katman almak için istediği zaman okuyabilir. Böyle bir sanatın uzun bir ömrü veya daha doğrusu – daha fazla ömrü olabilir.

    Benim için en önemli şey insanların farkındalığını artıracak, insan ruhunu yükseltecek işler yapmaktır. İnsan ruhunu aşağılamak çok kolaydır, günlük yaşam en iyi yoldur ama onu kurmak, yetiştirmek çok zordur. Bu alan beni ilgilendiriyor.

    Performansın tiyatro ya da eğlence olmadığını söylüyorsunuz. Bu ciddi bir iş. Tiyatroda kan ketçaptır, performansta her şey gerçektir. Sanatın güzel ya da çirkin olmasının önemi yok, sadece doğru olması gerektiği kavramıyla tutarlı mı?

    Bir sanatçının kolay bir yolu olması gerektiğini düşünmüyorum. Bir sanatçının kolay bir yolu varsa, hayatta her zaman mutluysa, o zaman dikkat etmeye değer bir şey yaratacağını sanmıyorum. Mutluluk, bizi değiştirmeyen bir durumdur. Bu durumda ilerleme ve yaratıcılık yok. Yaratıcılık mutlu olmadığınızda, kendinizi iyi hissetmediğinizde, her şey acıdığında, bir adaletsizlikle mücadele ettiğinizde gelir… O zaman bir sanatçı çalışabilir, o malzemeden anlamı olan bir şey yaratabilir. İşimin merkezinde çözmeye çalıştığım kişisel sorunlarım var. Bunları bir sanatçı olarak çözmenin tek yolu evrensel bir anahtar bulmaktır – herkesin aynı problemlerle özdeşleşebileceği, onları hissedebileceği, kendi problemlerini görebileceği ve bunları çözmek için kendi anahtarını bulabileceği. Sanata verilen tek gerçek cevap budur.

    Sanatçı toplumun aynasıdır, o her zaman olmuştur.

    Geçmiş hakkında, tanınıp tanınmadığım hakkında konuşmak istemiyorum. Her zaman “kara koyun” olduğum ve sonra beyaz, sonra siyah olduğum ve bu sürekli değiştiğim hakkında. Önemli değil. Her zaman kendine inanmak, istediğini yapmak önemli, taviz vermemek ve hiçbir şekilde ruhunu satmamak önemli.
    Elbette, buradaki sanatımın tüm bu kabullenmemesi, bir sonraki duyuruya kadar benim için anlaşılmaz kalıyor. Son zamanlarda gazetemizde sanatımı ticarileştirmenin ideal anahtarını nasıl bulduğumu okudum. 

    Bu o kadar doğru değil ve gerçekten canımı yakıyor. Son on yıldır, sanatım dünyada büyük bir başarı oldu, ama başlangıçların ne kadar zor olduğunu unutma, kimse yaptığım şeyin sanat olduğunu bile düşünmedi, sadece çok az sayıda insan bana inandı. Diğerleri onunla dalga geçti ve bazıları hala onunla dalga geçiyor. Ve sadece burada, bu şehirde. Artık bu tür performanslar hakkında yorum yapmak istemiyorum, sadece işimi yapmaya devam ediyorum. Bazen, sanatımın tüm bu yerli eleştirmenlerinin bugün olduğuma ne kadar emek harcandığını kendilerine sormamalarının nasıl mümkün olduğunu merak ediyorum.

    Sırp sendromu inanılmaz. Neden kıskançlık var, bu inanılmaz alaycılık? Kendi çevremizden bizi çevreleyen o büyük dünyada bir şeyler yapmış birini kabul etmek neden bu kadar zor?

    Hafızamda küçük bir kayıt daha var. 2005 yılında Guggenheim’da bir performans sergilemek için davet aldığımda, “Yedi Kolay Parça” Kültür Bakanlığımızdan on bin avroluk bir bağışla ilgili bir mektup geldi ve bu projeye destek vermek istiyorlardı. O parayı hiç istemediğimi, almak istemediğimi ve ülkedeki sanatçılarımızın kıyaslanamaz bir şekilde buna ihtiyacı olduğunu düşündüğümü söyledim. O mektubu bugün saklıyorum. Para asla gönderilmedi ve hiç yanıt almadım. Aslında, belki de cevap buydu. Birkaç ay sonra, o bakanlığın sekreterlerinden birinden, cevabımla duygusal olarak sarsıldıklarını ve hiç kimsenin maddi yardımı reddetmediğini belirten özel bir mektup aldım.

    Hala hepsini bir arada anlamıyorum. “Karic Foundation” ödülünü özel bir girişim olduğu için kabul ettim ve sonuçta benim için doğru olan bu. Üniversitelerinin fahri doktoru olarak gençlere birkaç ders verme fırsatım olacağına sevindim. Onlar hiçbir şeyden suçlu değiller. Kesinlikle yardıma ihtiyaçları var.

    Bahsettiğimiz her şey muazzam bir enerji tüketimi anlamına geliyor.

    Geçenlerde Karadağ’daydım ve babamın doğduğu yeri görmek istedim. Oraya Bjelice deniyor, tamamen yıkılmış, neredeyse iki ev yok. Babamın doğduğu ev de bir harabe, eski yemek salonunun ortasında kocaman bir taş var ve o taştan kocaman bir meşe çıkıyor. O çalının altına oturdum ve o taştan büyümeyi başarırsa, o zaman o canlılık, beni harekete geçiren, sahip olduğumu bildiğim o enerji olduğunu düşündüm.

    Performans konusundaki bilgi ve deneyiminizi, dünyanın her yerinden seçilmiş genç sanatçılara öğrettiğiniz Abramović yöntemiyle sentezlediniz.

    İnsanın önünde net bir hedef olmalı. Performans sanatı konusundaki bilgilerimi genç nesillere aktarmak istiyorum. Hayatımın bu çağında, çabaladığım en önemli hedef bu. Onun dünyadaki en önemli kişi olduğunu düşünmek bencil olmamalıdır. Ego, en büyük düşmanlarımızdan biridir. Sanatçı, önemli olmadığını bilmelidir – çalışmaları önemlidir. Bunlar iki farklı şey. Neyse ki benim için bunu çok erken fark ettim. Bazıları asla fark etmez. Sanatçı fikirlerini, çalışmalarını her sınıftan, yaştan, eğitimden insana açıklamak için hazır olmalıdır. Gerçekten performansın bir insanın hayatını değiştirebileceğini düşünüyorum. Gücü, enerjiyi somutlaştırdı. Prensip üzerinde çalışır: Ne kadar çok verirseniz, o kadar çok alırsınız. İnsanlar buna bayılıyor. 

    O kadar enerjim var çünkü hava geçirmez değilim. Hala kesinlikle ve çekincesiz veriyorum. Ben de aynısını alıyorum. Moskova’daki “Puşkin Tiyatrosu” ndaki konferansıma üç bin kişi katıldı. Londra’daki “Albert Hall” da sadece kadınlara yönelik bir konferans verdim, iki buçuk bin kişi vardı. Bin sekiz yüz kişi Oslo’daki konferansımı duydu ve gördü. Derslerime gelen tüm bu insanların yüzde 70’i genç.
    Gösterilerime ve derslerime sadece benim yaşımdaki insanlar gelseydi, sanatımın artık hayatta olmadığını bilirdim.

    Dersleriniz neler içeriyor?

    Performans geçmişinden bahsediyorum. Asla sadece işi hakkında değil. Ben bir DJ olarak buradayım, filmden bahsediyorum, tiyatro, opera, yeni sanatlar, dünyada sanatta olan her şeyden bahsediyorum. Acıdan da bahsediyorum, deneyimlerimden, başlangıçlarımdan da bahsediyorum, sorulara cevap veriyorum… Hocaların bu gençler Akademiden mezun olduklarında ne olduğunu söylememeleri üzücü. Ve bir kara deliğin içindeymiş gibi görünüyorlar, hangi yöne gideceklerini, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bu tür sorulara bildiğim her şeyle cevap veriyorum, yaptığım hataların aynısını yapmamalarını istiyorum.

    İnandığımız şey bizi insan olarak belirler. İnanmayı başardığın şey nedir?

    Manifestomu geçenlerde yazdım. İçinde neye inandığımı fark ettim. Kısaltılmış hali şudur: Sanatçı öldürmemeli, ödün vermemeli, üretmemelidir. Bir sanatçı başka bir sanatçıya aşık olmamalı, iki kez yaptım ve her iki durumda da bir hataydı. Sanatçı acı çekmeli ama biz depresyona boyun eğmemeliyiz çünkü depresyon tedavisi zor bir hastalıktır. Sanatçının hayatıyla ilgili gözlemlerimin çoğu takip ediyor ve en önemlisi ruhunu kaybetmemesi gerekiyor. Bu manifesto tüm deneyimimin bir süblimasyonu.

    YAŞAM VE İŞ

    30 Kasım 1946’da Belgrad’da doğdu, New York’ta yaşıyor ve çalışıyor, ancak çalkantılı sanatsal arayışının farklı dönemlerinde neredeyse tüm dünya onun evi oldu. Çünkü dediği gibi, vücudu onun evi.

    Danica ve Voja’nın ebeveynleri Halkın Kurtuluş Mücadelesinin aktif katılımcılarıydı, büyükbabası 1930-1937 yılları arasında Sırp Patriği Varnava idi. yıl.
    Belgrad Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu, Zagreb Güzel Sanatlar Akademisi’nde yüksek lisansını tamamladı ve Novi Sad Güzel Sanatlar Akademisi’nde ders verdi.
    Psikofiziksel dayanıklılığın sınırlarını incelediği beden sanatının başlangıcı, yirmi bıçakla yaptığı bir performansta ilk defa kendisine bedensel yaralar verdiği 1973’teki Edinburgh Festivali’ne bağlanır. Beş köşeli yıldızın etrafında bir ateş yaktı, saçlarını ve tırnaklarını yaktı, neredeyse boğuldu ve izleyicinin trans gibi davranmadığını, gerçekten bilinçsiz olduğunu fark etmesi uzun zaman aldı. 

    1974 yapımı “Rhythm 0” performansı, pek çok kişi tarafından bilinmeyene en cesur adım olarak hatırlanıyor – izleyicilere sunulduğunda ve riski kendisine ait olduğunda – acı ve zevk için istediklerini yapmak için yaklaşık yetmiş nesne koydu.
    İki yıl önce, New York’taki Modern Sanat Galerisi’nde “MOMA” adlı performansı, 700 saat boyunca karşısındaki insanlara, sırayla sandalyeye oturan, ünlüler de dahil olmak üzere 850.000 ziyaretçiye bakarak “Sanatçı Mevcuttur” performansı görüldü. dünyanın dört bir yanındaki sanatsal çevrelerden. Etkili Amerikan medyası, bunu yılın sanatsal olayı ilan etti.

    Çok sayıda prestijli uluslararası ödül kazandı: Beş kez katıldığı Venedik Bienali’nde Altın Aslan, Bessie, Amerikan Eleştirmenler Derneği Ödülleri, New York City Oyun ve Performans Ödülleri ve diğerleri.

    Kaynakhttp://www.pecat.co.rs/2013/04/marina-abramovic-slikar-svet-ispod-povrsine/
    https://arthive.com/publications/3518~12_worldfamous_live_art_performances_by_Marina_Abramovi

  • Freud’un Kabusu Taltos

     Netflix’ten Freud , genç Dr. Sigmund Freud’u (Robert Finster) sinsi bir komplo teorisine hapsolmuş kokmuş bir asi olarak yeniden tasavvur ediyor . Szápárys adlı bir Macar eski patenti, Táltos’un gücünden yararlanmaya yardımcı olmak için Fleur Salomé (Ella Rumpf) adlı yetenekli bir genç aracı kullanıyor. 

    Planları mı? Macar iblisin güçlerini Avusturyalı seçkinler üzerinde serbest bırakın, soyluları, askerleri ve hatta asilleri birbirlerinden ayırmaya ikna edin. Dürüst olmak gerekirse, gerçekten basit ve anlaşılır bir plan, değil mi?

    Peki Netflix’in Freud’unun sonunda gerçekten neler oluyor ? Táltos gerçekten de Veliaht Prens’in bedenine sahip bir iblis mi? Fleur, Táltos’un sihirli güçlerini kontrol altında tutuyor mu? Freud finalinde neler oluyor ?!?!

    İşte gerçek Táltos hakkında bilmeniz gereken her şey ve Netflix’teki Freud’un açıklaması…

    Fotoğraf: Jan Hromadko / Netflix

    GERÇEK TÁLTOS KİMDİR?

    Macar mitolojisinde, bir Táltos bir iblis değil, bir şaman veya medyuma benzer yeteneklere sahip bir kişidir. Bir kürek, ekstra parmak veya kemikle veya dişlerle doğan bebekler, sözde özel yeteneklerle doğmuşlardır. Bunlar genellikle geleceği veya bir kişi hakkındaki en içsel gerçeği görebilecekleri hayallere bağlıydı.

    Ayrıca Táltos’un güçlerine bağlı bir milliyetçi var. Bazen büyük kriz zamanlarında bir Táltos’un tüm Macarlarla aynı anda psişik olarak iletişim kurabileceği söylenirdi.

    Bunlardan herhangi biri tanıdık geliyor mu? Mesela Fleur ne yapabilir?

    Fotoğraf: Netflix

    Freud’un son bölümünde Viktor ve Sophie Szápáry, Viyana’nın Schönbrunn Sarayı’ndaki bir topa sızmayı başardılar. Orada, Fleur’un yeteneklerini kullanarak, tüm konukları – Veliaht Prens dahil – hipnotize ediyorlar, “Táltos sana gelecek. Hiçbir düşmanı canlı bırakmayın. ” İnsanlar birbirlerini katletmeye başlar ve Veliaht Prens kendi babası için hamle yapar.

    Şans eseri, Alfred Kiss (Georg Friedrich), Sigmund ve Fleur ile birlikte Avusturya polisini saraya saldırmaya ikna eder. Szápáry isyanını bastırmaya çalışırlar, ancak günü kurtaran Fleur’dur. “Táltos sana uyuman emrini veriyor” diye emrediyor ve bu da insanları kana susamış hayallerinden kurtarıyor. Şiddet azalır azalmaz, askerler Szápárys’i orada ve orada infaz etmek için sıraya giriyor. Sonuna meydan okuyarak “Macaristan’a Özgürlük!” Diye bağırıyorlar.

    Fleur bundan sonra ortadan kaybolurken, Kiss ve Freud hala kontrolden çıkmış prensin peşine düşer. Sonunda, onu Táltos’tan ilham alan öfkesinden kurtarabilecek olan kendi babasıdır. Bununla birlikte, daha sonra Prens Rudolph’un esasen katatonik olduğunu ve rahatsız olmamak için “Táltos sana uyuman emrini” duyması gerektiğini öğrendik. Freud’dan hipnoz tedavisi uyguladığı onu ziyaret etmesi istenir. Bu tedavi altında Prens, karanlıktan korktuğu için bir zayıflık hissine kapıldığını ve bununla mücadele etmek için Fleur dahil kadınlara tecavüz ettiğini ortaya koyuyor.

    Prens Rudolph’u iyileştirdikten sonra Freud, tüm bu olayları sessiz tutmakla tehdit edilir. İmparator her şeyin örtbas edilmesini istiyor, bu da Freud’un razı olması gerektiği, yoksa sevdiklerinin acı çekeceği anlamına gelir. Kiss, ancak buna uymuyor. Onu son gördüğümüzde üstünü öldürüyor, kendisi için gönderilen suikastçiyi öldürüyor ve hayvani bir hırıltıyla kanallara giriyor.

    Freud sonunda sevgilisiyle evlenir ve psikanaliz pratiğini başlatır. Fleur’u son bir kez görüyor. Onun hakkında yazmamasını, onun için yazmasını rica eder. Artık Táltos’u kontrol ettiğini ve bu onun gücü olduğunu açıklıyor.

    Fotoğraf: Netflix

    Eh… Yani, Sigmund’un açıklaması en mantıklı olanı. Hipnoz sayesinde, Fleur ve Szápáry’ler bazı insanların daha karanlık unsurlarını ortaya çıkarabildiler. Hepimizin içindeki karanlık güç “Táltos” dur. Yani, kökeni tamamen psikolojikti ve büyülü ya da şeytani değildi.

    Bununla birlikte, Fleur’un kendisinden bahsediyorsak, bir medyum ve hipnozcu olarak doğaüstü yetenekleri, kelimenin geleneksel Macar anlamında bir Táltos olduğunu gösteriyor.

    Dürüst olmak gerekirse, tamamen psikolojik olup olmadığına veya oyunda bir sihir unsuru olup olmadığına karar vermek size kalmış …

    freud dizisi freud dizi izle freud dizi imdb freud dizi konusu freud dizi oyuncuları freud dizi 2. sezon freud dizisi gerçek mi freud dizibox freud dizi yorumları freud dizi izle 1. bölüm freud dizi fragman freud dizi analizi freud dizi altyazılı izle freud dizi arthur freud dizi alıntılar freud dizi açık sahne freud dizi afiş freud dizi açıklama freud dizi almanca sigmund freud dizi izle sigmund freud dizi sigmund freud dizi oyuncuları

    sigmund freud dizisi gerçek mi sigmund freud dizi izle türkçe dublaj sigmund freud dizi konusu sigmund freud dizibox sigmund freud dizi imdb freud dizi bitti mi freud dizi başrol oyuncuları dizibox freud freud dizi başrol freud dizi beyazperde freud dizi bölümleri freud dizi başrol oyuncusu freud dizi ben bir evim freud dizi cast freud dizi cinsellik freud dizisi clara freud series critics freud series comments freud dizisi nerede cekiliyor

    freud series clara freud series complementarias pdf freud dizi nerede çekildi freud dizisi nerede çekiliyor freud dizi ne zaman çıktı freud dizi dizibox freud dizi devam edecek mi freud dizi dizilab freud dizi dili freud dizi değerlendirme freud dizi devamı gelecek mi freud dizisi dili freud dizisi dizilab freud dizi ekşi freud dizi eleştirisi feud dizi ekşi şeyler freud dizisi devam edecek mi freud series episodes freud series ending freud dizi fragman türkçe altyazılı freud dizi fleur freud dizi fleur kim freud dizi

    Kaynakhttps://decider.com/2020/03/24/freud-ending-explained-what-is-taltos/

  • Xibalba Ağacı: Kakao ve Antik Maya

     

    Xibalba (shee-BAHL-bah):

    Xibalba, K’iche ‘Maya yaratma destanı Popol Vuh’daki yeraltı dünyasının adıdır. Bu hikaye, birden fazla dünyanın yaratılışını ve Hero Twins Hunahpu ve Xbalanque’ın şimdiki yaratılıştan önceki dünyadaki yolculuğunu anlatıyor. İkizlerin babası Hun Hunahpu, kardeşiyle birlikte bir top oyununda Ölüm Efendileri’ne yenildikten sonra Xibalba’da öldürüldü.

    Hun Hunahpu’nun başı, tıpkı K’an k’in glifinde olduğu gibi, kafasına benzeyen yeni meyveleri sihirli bir şekilde vermeye başlayan ölü ve çorak bir ağaca yerleştirildi. Popol Vuh’da bu, kafatasına benzer meyveleri çikolata içmek için kullanılan ilk kabak ağacıydı. Yüzyıllar önce, Klasik Dönemin Mayaları için, bu ağacın, çekirdekleri çikolatayı içeceği yapan bir kakao ağacı (Theobroma cacao) olarak görüldüğü anlaşılıyor.

    Ölüm Efendileri bu ağacı Xibalba’nın tüm vatandaşlarına yasakladı, ancak bu garip ve yasak meyvenin cazibesi, meyvenin tatlı olduğunu duymuş bir yeraltı Lordunun kızı Xkik için çok güçlüydü. Ağaca yaklaştı ve Hun’ın başı Hunahpu onunla orada konuştu. Neden geldiğini sordu. Onun sunması gerekeni istediği konusunda ısrar etti. Meyveyi toplamak istercesine elini kaldırdı ve onun eliyle Hun Hunahpu’nun çocuklarına hamile kaldı.

    Yeraltı dünyasından kaçtıktan sonra Xkik, daha sonra babalarının ve amcalarının ölümünün intikamını almak için Xibalba’ya dönecek olan Kahraman İkizler, Hunahpu ve Xbalanque’nin annesi oldu. Ölüm Efendileri, ikizleri başka bir top oyunu oynamaya davet etti, ancak bu sefer, mağlup edilenler Ölüm Efendileriydi. Yeraltı dünyasının Lordları ikizleri daha fazla teste tabi tuttu, ancak ikizler her seferinde hasarsız çıktılar ve rakiplerini alt ettiler.

    Sonunda, Ölüm Efendileri, İkizleri büyük bir ateş çukurunun üzerinden atlamayı içeren bir içme oyununa davet ederek onları kandırmaya karar verdi. İkizler içkin ölümlerini önceden görmüşlerdi ve korkmadan, isteyerek ateşe birlikte atladılar. İkizler tam da planladıkları gibi yakıldı, kemikleri toz haline getirildi ve bir nehre döküldü.

    Kahraman İkizler, Ölüm Efendileri’nin danışmanlarını efendilerine ikizlerin asla geri dönmemesini sağlamanın tek yolunun bu olduğunu söylemeye ikna etmişlerdi. Ancak, yeniden doğmalarını sağlayacak kesin tarif buydu.

    Hero Twins’in yanmış ve pudralı bedenleri bir nehre döküldü ve beş gün içinde ikizler iki balık olarak yeniden doğdu. Kendileri de dahil her şeyi hayata döndürmek için güçlü bir yetenek kazanmış maskeli büyücüler olarak sudan yeniden ortaya çıktılar. Xibalba’da büyüyen bir izleyici kitlesi için performans sergileyen ikizler, sihirlerini birbirlerine ve öldürülmeye ve diriltilmeye gönüllü olacak herhangi bir seyirci üyesine gösterebildiler. Maskeli sihirbazlar saraylarında onlara davet edildikten sonra, Ölüm Efendileri coşkuyla gönüllü oldu. Böylece Kahraman İkizler Ölüm Efendileri’ni öldürdüler ama bu sefer onları hayata döndürmediler.

    Kahraman İkizler, Klasik Dönem Mısır tanrısı olduğu bilinen amcalarının ve babalarının intikamını alarak ölümü yendi. Bu şekilde ikizler şimdiki yaratımı meydana getirmiş ve Popol Vuh nihayet Xibalba’dan güneş ve ay olarak ortaya çıktıklarını söylüyor.

    Bu eski hikayenin içinde olası bir kakao bilmecesi var. İkizler, kakaolu babalarının çocukları olarak, kakaonun rafine çikolataya dönüştürülmesi gibi kavruldukları, toz haline getirildikleri ve suya döküldükleri Xibalba’ya geri döndüler. Bu yeniden doğuşun tarifi. İki balık olarak yeniden ortaya çıktılar …

    Kaynakhttp://gormanmuseum.ucdavis.edu/Exhibitions/FLASH/PastFlash/Cacao/Cacao.htm

  • Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ

     

    Deep Web ve Dark Web Kavramsal Tanımlanması ve Gelişimi

    Günümüzde dünyadaki birçok kişi günlük yaşantısında kullandığı internetle siber uzay dünyasında var olan bilgilerin hepsine bahsi geçen arama motorları ile ulaşabileceğini düşünmektedir. Bilinen arama motorların ulaşabildiği bilgilerin çok daha fazlasıysa internetin ağ yapısı incelendiğinde “Deep Web” yani “Derin İnternet” olarak ifade edilen alanda karşımıza çıkmaktadır.

    Detaylandıracak olursak; internet olarak adlandırdığımız şey kabaca üç katmana ayrılabilir: yüzey ağ, derin ağ ve karanlık ağ (Santos, 2017). Peki insanların birçoğunun yüzey interneti kullandığı düşünülürse kalan insanların kullanmış olduğu Deep Web neyi ifade etmektedir?

    Amerikalı bir akademisyen ve girişimci olan Micheal Bergman “Deep Web” ifadesini ilk ortaya atan kişi ve bu konuda önde gelen otoritelerinden biri olarak 90’lı yılların sonlarında derinliğini ölçmek için yaptığı ölçek araştırmasının sonucunda çalışanlarına yüzey internetinin iki yada üç katı büyüklükte olduğunu ifade etmiş ve araştırmanın ilerleyen süreçlerinde tahmin edilen derinliğin daha fazla olduğunu vurgulamıştır.

    Ayrıca Bergman, Deep Web’i internette bilgilerin en hızlı büyüdüğü alan olarak ifade etmiştir (Beckett, 2009). Deep Web internetin karmaşık ve gizemli bölümü olarak kavramsallaştırılabilmektedir. Deep Web aynı zamanda Hidden Web (Gizli Web) ya da Invisible Web (Görünmeyen Web) olarak da isimlendirilmektedir (Hawkins, 2016: 5-7).

    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ
    Deep Web’in kavramsallaştırılması ve fiziksel olarak ifade edilmesinde popüler olarak kullanılan buzdağı temsilinin yanı sıra yer altı maden işletmeciliği örneği de kullanılmaktadır.

    Zemin üzerindeki görünür ve bulunabilir her şey yüzey internetini temsil ederken yüzey altındaki her şey Deep Web’in doğal olarak gizlenmiş, ulaşılması zor ve kolayca görülmeyen yanına atıf yapmaktadır (Cincaglini, vd., 2015:5).

    Deep Web dünya çapındaki internetin büyük bir bölümü olmakla birlikte standart arama motorları tarafından indekslenemezler (NCA, 2016:49). Daha açık bir ifade ile Deep Web arama motorlarının ve dizinlerinin doğrudan veri tabanlarına erişimi olmayan geniş bilgi havuzunu ifade etmektedir (Lifewire,2017).

    Normal şartlarda sınırlı erişim ağları yahut standart bir ağ yapısıyla erişilemeyen Deep Web içerikleri ve barındırılan hizmetler bağlamında kötü amaçlı aktörlerin (terörist gruplar, uyuşturucu satıcıları, eski istihbarat elemanları, çocuk istismarcıları vb…) yasa uygulayıcı aktörler tarafından kısmen ya da tamamen algılanmamasına, görülememesine zemin hazırlamaktadır (Cincaglini, vd., 2015:5).

    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ

    Derin internetin indekslenmemiş bu katmanı ifade etmesiyse güvenlik kaygılarının temelini oluşturmaktadır.

    Buraya kadar sorun teşkil etmeyen Deep Web ve Tor benzeri (FreeNet, IP2) yazılımsal sistemlerin kullanımının ortaya çıkardığı asıl sorun ise yasa dışı faaliyetlerin sürdürüldüğü ve bireysel ve devletler nezdinde tehlikeli hala gelen Deep Web’in bir parçası olan ve karanlık katman olarak ifade edilen Dark Web’in kullanımı olmuştur. Deep Web’in tanımlanmasındaki güçlükten yola çıkarak Dark Web’in tam bir akademik tanımının varlığından söz edilememektedir.

    Araştırma sonucunda, Dark Web için: Google gibi standart bir web tarayıcısı kullanarak arama motorları tarafından dizine eklenmeyen ve yönlendirilmeyen internette bir bölüm olduğu ve veriye ulaşabilmek için uzman bilgi birikimi ve yazılımsal araçları gerekliliğinden bahsedilmektedir.

    Ayrıca unutulmamalıdır ki Dark Web, Deep Web değildir, Deep Web içerisinde yasadışı faaliyetlerin yürütüldüğü bir alan olarak belirtilmiştir (Cincaglini, vd., 2015:6). Bu bağlamda da Dark Web genel çerçevede yasadışı faaliyetlerle ilişkilendirilmektedir (Charlton, 2014).

    İnternet’in 1990’ların ortasında hemen hemen tüm dünyada popüler hale gelmesinden bu yana var olan “Deep Web” ve onun karanlık yanı olarak nitelendirilen “Dark Web” kavramı uzunca bir süre kamuoyunun dikkatini çekmemiştir.

    Dark Web’in kamuoyunun tüm dikkatleri üzerine çekmesi ise Ross William Ulbricht’ın tutuklanmasıyla olmuştur. Ulbricht’ın kurmuş olduğu İpek Yolu (Silk Road) sitesi, 2011 yılında faaliyete geçmiş ve bu web sitesi aracılığıylasatıcıların ve alıcıların internet üzerinden anonim şekilde alışveriş yapabileceği bir platform olması üzerine dizayn edilmiştir

    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ
    Ulbricht’in kurmuş olduğu İpek Yolu’ndaki işlemleri anonimleştirmek için iki türlü yola başvurduğu ortaya çıkmıştır. İlk olarak müşterilerinin anonim olması için Tor ağını kullanmış, ikincisi ise tüm yasa dışı alışverişleri –ilgili bölümde sınıflandırılmasında da bahsedildiği gibi- Bitcoin olarak bilinen ve internette kullanılan, bugün itibariyle herhangi bir yerde fiziksel formda var olmayan, merkezi olmayan elektronik para birimi üzerinden gerçekleştirmiştir.

    İpek Yolu sayesinde kullanıcılar anonim olarak uyuşturucu ve yasa dışı malların alım ve satımını gerçekleştirilmesini sağlanmıştır. Silk Road yani İpek Yolu Dark Web’de gelişen ilk başarılı anonim pazar olmakla birlikte Amazon tarzında bir yapı benimsediği de görülmüştür(Hawkins, 2016:13). FBI’ın iddiasına göre Ulbright’in bilgisayarına el konulduğunda 150 milyon dolar değerinde 144.000 Bitcoin ele geçirilmiştir.

    İnternet üzerinden gerçekleştirilen yasa dışı bu faaliyetin FBI tarafından ortaya çıkarılması tüm dünyanın merakını arttırmış ve Deep Web’e ve onun karanlık yönü olan Dark Web’in birçok alanda incelenme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

    Çeşitli güvenlik departmanları ve akademisyenlerce yapılan araştırmalar derinleştikçe İpek Yolu’nun Dark Web’deki en büyük pazar olduğu ancak tek olmadığı anlaşılmıştır. Dark Web’de tamamen yasa dışı faaliyet gösteren bu sitelerin varlığının güvenlik güçleri tarafından takip edilmesi ve akabinde de kapatılmasına rağmen üzerinden çok zaman geçmeden yenilerinin faaliyet göstermeye başlaması ise Dark Web’in işlevselliğini gözler önüne sermektedir (Barttlet, 2016: 152-154).

    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ

    Tor ve Free Net: Deep Web’in Araçları

    Deep Web ve Dark Web hakkında yüzey internet protokollerinden farklı bir çalışma prensipleri kullanması haricinde ilk nasıl kullanılmaya başlandığına dair sağlıklı ve kesin bilgilere ulaşmak zordur. Bunun nedeni ise yukarıda bahsi geçen eylemlerin gerçekleştirildiği platform olmasından ve devletler nezdinde gizlilik arz etmesinden kaynaklandığını söylemek makul bir yaklaşım olabilmektedir.

    Bunun yanı sıra Deep Web’e giriş için gerekli olan yazılımsal araçlardan bahsedecek olur isek en popüler ve bilinenleri Tor ve FreeNet olarak sıralanabilmektedir.

    Türkiye’de de yaygın olarak kullanılan ve artık girişi yasaklanan (Aydoğan, 2017) The Onion Router yani Tor 2002 yılında bütünüyle ABD Donanma Araştırma Laboratuarı ile kar gütmeyen kuruluş olan Free Haven Projesi arasında ortak bir proje olarak ortaya çıkmıştır.
    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ

    Projenin temel amacı ise ihtiyaç duyanlar tarafından kullanılmak üzere dağıtılmış, isimsiz yani anonim ve kolayca konuşlandırılabilir, şifrelenmiş bir ağ oluşturmak şeklinde açıklanmıştır (Moore and Rid, 2016:11). Bir diğer deyişle Tor’un amacı iletilen verilerin adsız kalmasını sağlayacak bir ağ platformu oluşturmasıdır.

    Tor mimarisi tek bir yazılım aracılığıyla anonim tarama ve anonim bilgi alışverişlerinin barındırılması için iki temel hizmet sunmaktadır (Moore and Rid, 2016:9). Tor bağlantısı ile giriş yapılan Deep Web ve Dark Web’de aranılan argümanları bulmak kolay bir iş olarak gözükmemektedir. Bunun temel nedeniyse;

    Tor ile giriş yaptığınız Deep Web ve Dark Web’de internetin yüzey kısmında bulunan sitelerle buralardaki sitelerin benzerlik göstermesidir. Ancak herhangi bir başka siteyle bağlantısı olmamakla birlikte Tor ile giriş yapılan sitelerde URL adreslerinin anlamsız numaralar ve harflerden oluştuğu görülmektedir. Yüzey internetinde bilinen, sonu “com”, “org” ve “com. tr” gibi adreslerin yerine “hy352qdvb21.onion” gibi adreslerle bu platformlarda gezinti yapmak mümkündür.
    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ

    URL farklılığının yanı sıra söz konusu sitelerin adresleri Tor Gizli Servisleri tarafından her gün düzenli şekilde değiştirilmektedir. Ancak Deep Web ve Dark Web kullanıcılarına kolaylık sağlayabilmesi açısından güncel sayfaların indekslendiği bazı siteler yer almaktadır. En popüler olanlarından Hidden Wiki’de Wikipedia mantığı ile çalışarak güncel sitelerin adresleri sıralı şekilde yer aldığı bilinmektedir (Bartlett, 2016:119).

    Deep Web ile bağlantılı olarak FreeNet ise Edinburg Üniversitesi’nde Ian Clarke adında bir genç tarafından 1995’te insanların internette anonim olarak yani takip edilmeden kullanması için devrim niteliğinden yeni bir yol haritası öneren bilgisayar bilimi dersi için

    “Dağıtılmış, Merkezi Olmayan Bilgi Depolama ve Alma Sistemi” adında bir tez olarak hazırlanmıştır. Clarke tezinden yola çıkarak 2000 yılında FreeNet adlı yazılımı yayınlamıştır. Bu yazılım sayesinde anonim bir şekilde internetin yüzey katmanının altına inerek Deep Web’e erişim sağlanabilmiştir.

    Tor mantığı ile aynı şekilde anonimliği ön planda tutan Freenet’te standart adres uzantılarına -com, org, gov, gibi bilinen uzantılar yerine rakamlardan oluşan bir uzantı vermişlerdir- sahip olmadıkları ve çalışma prensiplerinin normal internetten farklı olması sebebiyle tamamen bir gizlilik sunmaktadır (Labovitz, 2009:11).

    Dark Web’deki Potansiyel Tehlikeler

    Klasik yüzey internetinin daha gelişmişi olarak birçok kişinin bazı parametrelerden sıyrılarak edinmeye çalıştıkları bilgi alış verişi olarak ele alınan Deep Web’in kullanımın tamamen yasa dışı olduğundan bahsetmek yanlış bir söylemdir. Birçok siyasi düşünür, gazeteci, bilim adamı, akademisyen ve hatta özel hayat gizliliğine önem veren sıradan vatandaşlar bile Deep Web’i kullanmaktadır.

    Arap Baharı sürecinde mevcut hükümetlerce internet kullanımın yasaklanmasına rağmen Twitter ve Facebook üzerinden organize olarak gösteri düzenleyen kitlelerin VPN’in yanı sıra, Tor ile birlikte Deep Web’i aktif şekilde kullandığı bilinmektedir.

    Deep Web’in güvenli kullanıma dair ABD başta olmak üzere Batı’da birçok bilişim şirketi bu yönde hizmet vermektedir.16 Lakin kullanımı yasal ya da yasal olmasın Deep Web’e erişim kısıtlı ve kullananlar tarafından kasıtlı bir eylem olduğu belirtilmiştir (Hawkins, 2016:7).

    Buraya kadar birçok ülkede sorun teşkil etmeyen Deep Web’in temel problematiği; Dark Web’deki kişiler tarafından gerçekleştirilen paylaşımların anonim olması(diğer bir ifadeyle IP adresleri herkese açık olarak paylaşılmadığı için) olarak ifade edilmiştir.

    Bu bağlamda da bu kişilerin devletler veya şirketlerin müdahalesinden çekinmeden iletişim kurup yasadışı faaliyetlerde özgürce bulunmasıysa Dark Web’in potansiyel tehlikesinin temel argümanı şeklinde ifade edilmektedir (Digital Citizens Alliance, 2017:4).

    Bu argümandan yola çıkılarak vurgulamak gerekirse internet ortamında yani Dark Web’de bir düğümle diğer düğüm arasında Tor gibi yeterince kimlik gizleyici katmanlar söz konusu ise veri paketlerini kaynağına kadar izlemek kesinlikle olanaksızdır.

    Geniş bir çerçeve içerisinde bahsedilecek olursa da Dark Web platformunda karşıdaki kişiyi tespit etmek bugün neredeyse imkânsızdır(Smidt ve Cohen, 2015:134).

    Deep Web ve Dark Web arasında ayrım yapılamamasının ve yasa dışılık ve yasalara aykırı olamama tartışmaları olmakla birlikte yasal yargı alanları arasındaki karışıklık ve karışıklıklar nedeniyle siteleri, yasal ya da yasa dışı olarak sınıflandırmanın zor olduğu ifade edilmiştir (Owen ve Savage, 2015:4).

    Sınıflandırmanın zorluğu üzerine Lüksemburg Üniversitesi’nde Deep Web içerisindeki 40.000 adet sitede yapılan analizin akabinde, sitelerin büyük çoğunluğunun İngilizce olduğu, %17’sinin yetişkin içerikli çocuk pornosu, uyuşturucuların

    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ
    %15’ini, sahte ürünlerin %8’ini, hackleme bilgilerinin %3’ünü, siyasi içerikli sitelerin %9’u, yazılım ve donanım üzerine %7 ve sanat üzerine de %2’lik bir oranın tespit edildiği anlaşılmıştır (Bartlett, 2016:280). Buradan yola çıkarak genel kabul gören sınıflandırma:
    • Kötüye Kullanım: Bu başlıkta altında genel olarak cinsel istismarı gösteren(özellikle küçük çocuklar) ve Batı’da ve dünyanın neredeyse tamamında yasak olan siteler,
    • Anonimlik(İsimsizlik): Anonim araçların yahut anonim kültürün tanıtımını veya öğretmeyi amaçlayan siteler,
    • Bitcoin: Sanal para birimiyle para vs alış-verişi olarak isimlendirilse bile genel itibariyle kara para aklama hizmetleri,
    • Blog: Kişisel yahut toplu blog ve genel itibariyle siyasi, etnik, dini saldırı içerikli,
    • Kitaplar: Telif haklarıyla korunan kitapların ücretsiz olarak kullanımına izin verilmesinin yanı sıra yasaklı kitapların paylaşımı,
    • Sohbet: Web tabanlı sohbet servisleri,
    • Sahtekarlık: Sahte ürünler sunan siteler: Pasaport, kimlik kartları, sahte paralar… vs.
    • Dizin: Dark Net içerisinde diğer sitelere bağlantı kuran siteler(genellikle anonim olan alan adlarının bulunmasının yardımcı olması için kullanılmaktadır.),
    • Uyuşturucular: Uyuşturucu alışı veya satışı; genel itibariyle alıcılarla satıcıları birbirine bağlayan pazarlar,
    • Forum: Birincil amacı başka bir kategoriye sığmayan web tabanlı formlar,
    • Dolandırıcılık: Aldatmadan maddi bir amaç sağlayabilen siteler
    • Kumar: Kumarı teşvik yada destekleyen siteler,
    • Silahlar: Silah satma amaçlı siteler,
    • Hacking: Yasa dışı bilgisayar eğitimleri/öğrenimleri sağlayan siteler,
    • Hosting: Kullanıcıların başka bir Dark Net sitesine ev sahipliği yapmasına izin veren Dark Net’in barındırma hizmetleri,
    • Mail: Dark Net web tabanlı e-posta ve mesajlaşma servisleri (Mail2Tor ve artık kullanımda olmayan TorMail)
    • Pazar: Uyuşturucu, silahlar haricinde kalan hizmetleri satan aracı pazar siteleri,
    • Haberler: Güncel olaylar ve Dark Net’e özgü haberler,
    • Pornografi: Dünya’daki ve özellikle Batı’daki bölgelerdeki yasalarla uyuşmaması,
    • Wiki: Gizli Wiki gibi düzenlenebilir içerik (Owen ve Savage, 2015:4-5), şeklinde ifade edilebilmektedir.
    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ
    Sınıflandırmalara bakıldığında fiziksel dünyada hukuken ağır suç unsurları olan birçok öğenin yer aldığı görülmektedir. Bunun akabindeyse zihinlerde şu soru canlanmaktadır: Bunca yasal olmayan parametreye rağmen peki Dark Web’de kimler bulunmaktadır?

    Yapılan araştırmaların neticesinde Dark Web’de kimlerin bulunduğunu söylemek gerçek manada bir durum tespitidir. Ancak Dark Web’in kullanıcılara sunduğu anonimlik seviyesi birçok güvenlik araştırmacısı ve istihbarat servislerinin bile kendi profilini oluşturmalarını zorlaştırmaktadır.

    Dolayısıyla da elde edilen veriler yalnızca site içeriği ve popülerliğine bakılarak kullanıcı tabanını ölçmeye yaramaktadır. Forward Looking Threat Research Team olarak kendilerini isimlendiren Vincenzo Ciancaglini, Marco Balduzzi, Robert McArdle ve Martin Rösler’in iki yıl içerisinde Dark Web’de birçok web sayfasını taramış, analiz etmiş ve kullandıkları dillere göre sayfaları kategorize etmişlerdir.

    Bu analiz ise Dark Web kullanıcılarının olabileceği olası bölgelerin açığa çıkmasını sağlamıştır (Cincaglini, vd., 2015:9).

    Deep WEB / Dark WEB ARŞİVİ

    Dark Web İçerisindeki Pazarlar

    Silk Road baskının akabinde Dark Web içerisinde yapılan araştırmalar neticesinde,2011 yılında kurulan Black Market Reloaded’ın varlığı tespit edilmiş ve Silk Road’un (satabileceği ürünler sınırlı) aksine her türlü yasa dışı ürünün satışının gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Bu alanda tek olmayan bu iki pazarın yanı sıra:

    Russian Anonymous Market Place (2012), Sheep Market (Şubat 2013) ve Atlantis Online’ın varlığı açığa çıkmıştır (Bartlett, 2016:280). Silk Road’un satıcılar ve alıcılar arasında daha popüler ve güvenlik güçlerine karşı daha anonim olmasından dolayı Silk Road 2.0 yeniden aktive edilmiştir.

    Dark Web’de anonimlik sayesinde eskisi kapatılmış olsa bile her gün yeni bir pazarın aktif edildiği anlaşılmaktadır. Özellikle bahsi geçen ve birçoğunun varlığı tespit edilemeyen bu pazarları kullanan kişilerin Dark Web üzerinde yasadışı malları alıp satarken anonim kalmasını sağlayan üç temel yapı taşından söz edilmektedir.

    Bunlar: Tor Network, Bitcoin ve her market tarafından idare edilen pazar forumları (Digital Citizens aliance, 2017:3). Tor ve Bitcoin’in yanı sıra temel olarak ele alınan market forumlarında alıcılar ve satıcılar anonimliği ön planda tutarak satın alacakları yahut satacakları malların elde edilmesine yönelik çeşitli yöntemler geliştirmektedirler.

    Genel çerçeve ile bakıldığında Deep Web’de: Kişisel bilgilerin deşifre edilmesi yahut izinsiz olarak ikinci şahıslara satılması, devletlerarası gizli anlaşmaların ifşa edilmesi, devlet politikalarına dair bilgilerin ifşa edilmesi, kara para aklama işlemlerinin gerçekleştirilmesi, çocuk pornografisi, uyuşturucu ve silah ticareti gibi yasa dışı her türlü faaliyetin gerçekleştirilmesi Dark Web üzerinden yapılmaktadır.

    Tehlikeli ve devletler tarafından- Tor kullanımın Türkiye’de yasaklanması da bu bağlamda değerlendirilmedir- şüpheyle yaklaşılan erişim alanı olan Dark Web ile birlikte başta Bitcoin olmak üzere sanal para birimi ile işlem yapılması ise birçok yasadışı faaliyetin izinin takip edilememesiyle sonuçlanmaktadır. Nca’ın raporunda da belirttiği üzere anonim ödeme sistemleri karanlık web ticaretinin tetikleyici durumundadır (NCA, 2016:7).

    SONUÇ

    Demokratik olan tüm toplumlarda aşırılık yanlısı terörizm, şiddetin teşvik edilmesi, çocukların istismarı, çocuk pornografisi, dolandırıcılık, kara para aklama, uyuşturucu ve sınırsız silah ticareti başta ahlaki değerler olmak üzere hukuk devletlerinin hepsinde yasalara aykırıdır.

    Bu bağlamda, internet ve ona bağlı yeni teknolojiler bu ahlaki değerleri ve yasaları yerle bir eden mimariler olarak –Dark Web’in- gayri meşruluğu teşvik edebilir mi? (Moore and Rid, 2016:9) Bu sorudan yola çıkarak gelecekte belki de en önemli sorun, bir toplumun internet kullanıp kullanmadığı değil, hangi versiyonunu kullandığı olacaktır (Erik ve Jared, 2015:96).

    Bu bağlamda da devletlerin, politikacıların ve karar verici kişilerin Deep Web’in güvenli bilgi sahası dışında kalan Dark Web ile mücadelesi büyük bir önem arz etmektedir.

    Uzaya insanoğlunun müdahalesinin zorluğu ne kadar ise Siber uzayda da aynı şartların var olduğu gerçekliğinden yola çıkarak devletler, özel sektör ve vatandaşlar arasında sağduyulu iş birliğinin önemi ve temel ahlaki, insan hakları ve evrensel prensiplerin oluşturulması ve geliştirilmesi, bu mücadele de temel yapı taşı görevindedir.

    Yaşamlarımızın dijital enformasyon sistemleri ve buna bağlı olarak internet ile iç içe geçmesi arttıkça, her tıkla birlikte bireysel ve topumsal kırılganlıklarımız artmaktadır. Yakın gelecekte daha pek çok ülkenin ve insanın online yaşama katılmasıyla birlikte, bu kırılganlık genişleyecek ve şimdikinden daha karmaşık bir hal alacaktır (Erik ve Jared, 2015:118).

    Dolayısıyla, internet üzerinde gittikçe artan yasa dışı faaliyetlerin önüne geçmek adına atılan adımlar ülke vatandaşlarının internete olan erişimlerini kısıtlamak yerine bilişim sektörü ile karar vericilerin ortaklaşa geliştirecekleri yapıcı adımlar ve vatandaşların Dark Web ile Deep Web arasındaki ayrım konusunda bilgilendirilmesi ve bilinç eğitimleri günümüz teknoloji şartları içerisinde yapılacak doğru bir hamle olacaktır.

    Siber uzayda devletler, devlet dışı aktörler (özel şirketler) ve kişilerin ortak paydaş/aktör halinde bulunması yasal sınırlamaların etkin çözüm olmadığının/olamayacağının göstergesidir.

    Dolayısıyla, Deep Web ve Dark Web kavramlarının iç içe geçmesinden kaynaklanan çatışmanın önüne geçilmesi adına siber uzay güvenlik anlayışının etik ahlaki temellere oturtularak yasaklardan ziyade devlet politikası geliştirilerek güvenli hale getirilmesi bu soruna bir çözüm olarak düşünülmelidir.

    Siber uzayda fiziksel dünyanın dışındaki bir çatışma alanına dönüşen Dark Web’deki yasa dışı faaliyetler sürdüren kişilere karşı yalnızca Tor kullanımının yasaklanmasına dair yapılacak hamlelerin kısa sürede aşılabilir olması, etik ahlaki temellerin atılması vurgusunun en büyük makul argümanı şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

    Son söz olarak ifade edilmesi gerekir ise, çalışma boyunca karşılaşılan en büyük zorluklardan biri akademik manada beslenebilinecek kaynakların yoksunluğu olarak belirtmek mümkündür.

    Bunun temel nedenlerini üçe ayırabiliriz: İlk olarak Deep Web ve Dark Web hakkındaki bilgilerin birçoğunun internet ortamında asparagas haberlerden ibaret olması; ikinci olarak çalışma alanının genel itibariyle yazılım mühendisleri, bilgisayar mühendisleri ve veri analizcileri tarafından irdelenebileceği yanılgısının ortaya atılması neticesinde akademik olarak yazınsal ürünlerin ortaya koyulamaması ve son olarak ise devletlerin bu konuda gizlilik esasını gütmesi şeklinde sıralanabilmektedir.
    Kaynak: DEEP WEB VE DARK WEB: İNTERNET’İN DERİN DÜNYASI / Emine ÇELİK٭

    Ek Kaynak: Alistair Charlton (2014). “Snowden Files Reveal NSA had ‘major problems’ Tracking Tor Dark Web Users and Cracking Encryption”, http://www.ibtimes.co.uk/snowden-files-reveal-nsa- had-major-problems-tracking-tor-dark-web-users-cracking-encryption-1481225, E.T: 11.10.2017. Andy Beckett, (2009) ”The Dark Side of the Internet”, https://www.theguardian.com/technology/2009/nov/26/dark-side-internet-freenet. E.T: 14.11.2017 Aydoğan, A. “Tor Network Türkiye’de Engellendi”, http://www.webtekno.com/tor-network- turkiye-de-engellendi-h23134.html, E. T: 5.09.2017. Barry M. Leiner, Vinton G. Cerf, David D. Clark, Robert E. Kahn, Leonard Kleinrock, Daniel C. Lynch, Jon Postel, Larry G. Roberts and Stephen Wolff, (1997)“Brief History of the Internet ”, Internet Society. Jamie Bartlett, (2016).

    “Dark Net: İnternetin Yer Altı Dünyası”, Konyalı, Y. (çev.). Timaş Yayınları, İstanbul. s. 15. Brett Hawkins, (2016). “Under the Ocean of Internet”, The Sans Institue Cadie Thompson, (2015).“Beyond Google: Everything You Need to Know About the Hidden Internet”, Business Insider, http://www.businessinsider.com/difference-between-dark-web- and-deep-web-2015-11. E.T: 11.11.2017. Craig Labovitz, (2009). “The Dark Web Explained”, https://witnessthis.wordpress.com/tag/craig-labovitz/. E.T: 23.11.2017. Daniel Moore and Thomas Rid, “Cryptopolitik and The Dark Net.“, Surival Vol.58 No.1 February-March, 2016. Digital Citizens Alliance, “Busted, But No Broken The State of Silk Road And The DarkNet Market Places” Digital Citizens Alliance Investigative Report. Eric Schmidt and Jared Cohen, (2015

    ). “Yeni Dijital Çağ: İnsanların, Ulusların ve İş Dünyasının Geleceğini Yeni Baştan Şekillendirmek”, Ü. Şensoy (çev).Optimist Yayın, İstanbul. Ermiş, Uğur. “Saldırganın Geri Dönüşü: 1. Dünya Savaşı’ndan Siber Uzaya”, 10.10.2014. ,https://siberbulten.com/makale-analiz/saldir-birinci-dunya-savasindan-siber-uzaya/, E.T: 2.09.2017. FBI, “Manhattan U.S. Attorney Announces Seizure of Additional 28$ Million Worth of Bitcoins Belonging to Ross William Ulbricht, Alleged Owner and Operator of “Silk Road” Website”. https://archives.fbi.gov/, E.T: 29.11.2017

    . Internet Live States, (2018). Internet Usage & Social Media Statistics. http://www.internetlivestats.com. E.T. 01.01.2018. Marco Chiappetta, (2016).“Access The Deep Web And Protect Your Privacy Online With The Anonabox”, https://www.forbes.com/sites/marcochiappetta/2016/04/29/access-the-deep- web-and-protect-your-privacy-online-with-the-anonabox/#6a922a6440c2, E.T: 9.12.2017. NCA, ”National Strategic Assessment of Serious and OrganisedCrime 2016”, E.T: 20.11.2017. Nicolas Christin, (2012). “Traveling the Silk Road: A Measurement Analysis of A Large Anonymous Online Marketplace”, Carnegie Mellon University Pittsburgh. Gareth Owen and Nick Savage (2015). The Tor Dark Net”,Chatham House The Royal Institute of International Affairs, September. Debiel Santos, (2017).

    “What The Dark Web Is And Isn’t”, Smart Data Collective, http://www.smartdatacollective.com/what-dark-web-and-isn-t/, E.T: 4.09.2017. Vincenzo Ciancaglini, Marco Balduzzi, Robert McArdle, and Martin Rösler (2015). “Below the Sruface: Exploring the Deep Web”, Forward- Looking Treat Research Team, Trend Micro. Zack Epstein, (2014). “How to Find the Invisible Internet”, BGR, http://bgr.com/2014/01/20/how-to-access-tor-silk-road-deep-web/.


    deep web giriş deep web nedir deep web linkleri deep web turkish deep web linkleri + 18 2021 deep web tiktok deep web film deep web links deep web arama motoru deep web arama motoru 2020 deep web alışveriş deep web arama motoru link deep web apk deep web adresleri deep web allah kurtarsın deep web alışveriş yapmak a deep web links the deep web film the deep web netflix the deep web silk road the deep web trailer the deep web levels the deep web hacker deep web bitcoin deep web browser deep web belgesel deep web buz dağı deep web borsa deep web bitcoin kazanma deep web büyü kitabı

  • HALLAC-I MANSUR: En-el Hak

     

    “Sendedir benim ulaştığım, sanadır kendimi sürükleyişim.”

    Tavasin, Hallac-ı Mansur


    Tam adı şöyledir: Ebu’l-Muğis Hüseyn b. Mansur el.Hallac el- Beyzavi. Hallae, bu günkü İran sınırları içinde, Beyza’ya yakın Tur denilen yerde h. 244 Im. 857 senesinde dünyaya geldi. Dedesi Muhammed adlı Zerdüşt dinine mensup bir zattır. Yetişme muhiti Basra olmuştur. _ Burada, Beni Temim Kabilesi azadlılarından muteber bir aileye mensup, Ummu’l-Hüseyn Karnabaiyye ile evlendi.

    Çok erken yaşlarda, h. 260 senesinde kendini tasavvufa verdi. Tasavvufl yolda üç şeyhe hizmet etmiş, üçünden farklı alanlarda hi19i almıştır. Hocalarından birincisi Sehl.i Tüsteri’dir. 260-262 yılları arasında Ahvaz’da SchI’in yanında Hadis ,ve Kur’an öğren’ir. Bu sırada o, gece namazlarının hikmetini ve gerçek tasavvufi düşüncenin ne olduğunu anlar.

    Çünkü bu asrın müslüm~nları sünnete ve Kur’an’a sıkı sıkıya bağlıdırlar. Tasavvufi anlayışından dolayı h. 261 senesinde Basra’ya sürülen Tüsteri’nin ardından Hallac da gider. İkinci üstadı Amr el.Mekkl’ (Ö. 297 j 909) dir. Hallac sünnete son derece bağlı, İmam Buhari’nin yetiştirdiği bu zattan dersler alır.

    Ondan tevbenin zaruretini ve manevi haııere itibar etmeme gereğini öğrenir: “Tasavvuf, sıkı sıkı Kur’an’a bağlı olmaktan ibaret olup, sünnet de bu tarz düşünceye imkan verir”, şeklindeki fikri de bu zattan alır. Hallac h. 264 yılında bir mutasavvıfın kızıyla evlenir; ondan dört oğlu olur. Hallac’ın üçüneü ve önemli bir sima olan hocası, Bağdad Sufi Okulu’nun meşhur lideri Cüneyd.i Bağdadı’dir (Ö. 298/910).

    Hicri 264-284 yılları arasında, tam yirmi yılonun hizmetinde bulunmuştur. Cüneyd’in, fikirlerini öğrettiği bir meclisi vardı. HalIfte, bu mecliste Nun, Futı, İbn Ata ve Şibli gibi meşhur mutasavvıflarla beraber oldu. Hal1ac bu meclisde, tasavvufi tecrübelerinin temelini teşkil edecek bilgileri öğrendi.

    Table of Contents

    Cüneyd’in meclisinde Hallac, kendine has karakterini, çok geçmeden göstererek fikirleri ve görüşleri farklılık arzetti; sufi elbiseleri yerine çeşitli tipte ,elbiseler giydi.

    Hallac bundan sonra kendini pek şiddetli riyazet ve i’tikaf hayatına verdi. Vaaz ve irşad seyahatleri dolayısıyla bu riyazeti zaman zaman kesintiye uğradı H. 282 de ilk haccını yaptı. Namaz kılarak, dua ederek, müşahedeyle meşgul olarak Kabenin yanında bir sene sıcaktan, soğuktan, yağmurdan kendini sakınmayarak bir yıl kaldı. Hicri 284 te Cüneyd’den ayrılan Hallac kendi yolunu çizdi ve diğer sumerden de ayrıldı.

    Diğer mutasavvıfların ona itimadı kalmamıştı. Zira hareketleri, onu diğer müslümanlardan ayırmaktaydı. Sufi elbisesini tamamen terk etti ve askerlerin kaba adım verdiği bir tip elbise veya murakka (kolsuz cübbe) giydi. Hicri 284’ten 286’ya kadar Tüs. ter’ de inzivaya çekildi. Hicrl 286’dan sonra fikirlerini yaymak üzere seyahate çıktı.

    Hallilc, hicri 286-290 yılları arasında Horasan’da dolaştı. Ahvaz’da kaldı. Orada hüyük itihar gönlü. Sonra Irak’a geçti, Fars ülkesine gitti. Fakat Kum’dan koğuldu. Hicri 291 de ikinci defa hacca gitti, sonra Bağdad’a geldi. Gayr-i müslimlere va’z etmek üzere Hindistan ve Doğu Türkistan’a gitti.

    İslam devletinin sınırlarında HaIHk, asker kıyafetiyle, Keşmir’deki Hinduları, Maçin’deki Türkler’i İslam’a davet etti. Bu gidişinde Hoten ve Turfan’iı kadar uzandı.t8 Buralarda Hindu kast sınıflarından pek çok kişi müslüman oldu. Bu gün bile o müslümanlara “mansuri” denir.

    Daha sonraları, Hind mistik anlayışını kendi tasavvun görüşlerine kattığı iddia edilir.

    Bilhassa ‘fena’ hali ile, hint yoga’sındaki yok olma hali arasındaki henzerlik dolayısıyle de suçlanır. Hatta Hindistan’da sihir öğrendiği söylenir.I9 294-296 arası Mekke’de kaldığı III. haccında, ınüslümanları kendini ölrliirmek üzere davet etti.

    Hakka vuslat yolunda kendini ölü sayarak, sürekli olarak kurban edilmesini istedi. Bu fırtınalı iç dünyası kendisine hem dost, hem de düşman simalar kazandırdı.

    Muhalifleri arasında Zahiri mezhehi kadısı İbn Davud, Şii bir fırka olan Beni Nevbaht, M~’tezilenin ünlü alimi Ebu Ali Cübbai’yi sayabiliriz. Kendisini destekliyenler de şunlardı: Şafii kadısı İbn Sureye, askeri bir komutan olan Hüseyn h. Hamdlin, Hanbeli kıyamının tertipçisi tbnu’l-Mu’taz. Hatlac önce Ahvaz’a kaçtı.

    Daha sonra Sus şehrine geçti fakat yakınlarından birinin ihbarı ile orada yakalanıp tevkif olundu. Rivayete göre, sekiz yıl hapiste kaldığı süre içinde, Bağdad’da şölıreti gitgide arttı. Bundan sonra, eskiden sufiyye mesleğine intisab edip bilahare ayrılmış bulunan Avarid adlı birisi, reisü’l-kurra makamında bulunan tbn Mücahid’e, Hatlac’ı, düzmece kerametler gösteriyor diye ihbar etti.

    Hallac muhakeme edildi.

    İlham akidesi, Allah aşkı uğruna kurban olma görüşü ve son olarak da beden kabesinin yıkılması gibi konuları ihtiva eden remizli, mecazlı ifadelerin ne mana ifade ettiğine bakılmaksızın, sözlerinin zahirine göre mahkum edildi. Onun “beden kabesinin yıkılması” ifadesi ardından Karmatııerin Ka’be’de gerçekten tahribat olayı vuku bulunca, ortalık iyice karıştı.

    İşte bu Karmati olayı, Samani lerin bazı müridIeri himaye eder tutuma girmesi ve Hanbelilerin isyanı, Hatlac’ın mahkumiyetini hızlandırıcı faktörler oldu. Haııac ıçın başmabeynci Nasr ve annesi Sagab’ın halifeden af istekleri reddedildi. Halife Muktedir, Vezir Hamidin Malikı kıldısı Ebu Ömer Hammadl’den aldığı idam fetvasını tasdik etti. Yalnız bu arada Hallfıc’ın idamına sebep olan konu üzerinde ‘manevi hacc’ gibi bil’ başka varyantı da zikretmek gerek.

    Orada şu ifadeler vardır: Halliic’ın Karmatı dalliği ithamıyla sorgulanıp yargılanması sırasın~ da, kendisine ait’ manevı hacc’ dan söz eden küçük bir defter ele geçer.

    “Bir insan şer’ı hac yapmak isterse, evinin bir odasına yerleşir. Belirli şartlarla oraya bir mihrap yapar, orada temizlenir (gusı), ihrarnı giyer, şunları söyler, şunları yapar böylece namaz kılar, Kur’an’ın şu suresini ezbere okur ve bu odanın etrafında tavaf yapar, orada şu şekilde tesbihler yapar. Bütün bunları yapan, Mescid-i Haram’da Ka’be’yi tavaf etmiş gibi. OIur”

    Kadılar tarafından bu husus kendisine sorulduğu zaman, Hallac inkar etmedi. Ancak keııdisinin bir nasihatte bulunduğunu, bir mecburiyet getirmediğini ve işittiği bir hadisi naklettiğini belirtti. Birinci kadı Ebu Ömer, Hallac’ı zındıklıkla suçlayarak ida~ına karar verdi. İkinci kadı, İbn Mücahid’in halefi İbn Buhlul, “eğer bu, bir hadisin nakledilmesi ise Hallac’a bunu tasvib edip etmediğini sormak gerekir.

    Belki tevbe edip vaz geçer”, diye karar verdi.

    Ancak Vezir Hamid, Ebu Ömer’in fetvasını kafi görerek İbn Buhlul’un olmamasından bilistifade . fetvayı onaylar. Zabıt katibinin oğlu İbn Zenci’nin hikayesi şöyle: “Her gün Haııac’ın müridlerinin evinde bulunan defter parçaları vezir Hamid’e getiriliyordu. Defterler onun önüne konuluyor, o da okuması için babama veriyordu. Hep böyle yapılıyordu.

    Bir gün baba~, kadılardan Ebu Ömer ve İbn el-Uşramı’nin huzurunda Haııac’ın risaIelerinden birini okudu. Orada Hallac şöyle diyordu: Şer’i haccı yapmak isteyen bir kimse, buna imkan bulamıyorsa evinde kapalı bir oda bulur. Her tarafı temizler ve hiç kimse girmez. Orada Beyt-i Haram’da yapar gibi tavaf yapar. Mekke’de yapılan dua ve ibadetleri de yapar. Mesela, 30 öksüz toplar, onları giydirir.

    Onlar yemeği yiyip ellerini yıkayınca, onlara birer gömlek ve yedi dirhem verir. İşte bu, ona hac sevabı kazandırır. Babam bunu okuyup bitirince Kadı Ebıl Ömer, Hal1ac’a bunu nereden aldığını sordu. O da Hasan Basri’nin, Kitabü’ı-thlas’ından aldığını söyledi. Bunun ‘üzerine Kadı, yalan söylüyorsun, senin kamn akıtılmalıdır’ dedi. tşte tam o sırada Vezir Hamid, şu söylediklerini yaz, diye araya girdi.

    Halbuki Kadı daha cümlesinin bitirmemişti. Vezir Hamid, Kadı’ya tekrar söylediklerini yazmasını istedi. Kadı mevzuyu değiştirerek kendini savunmaya başladı. Hamid mürekkebi ona uzatıyor ve bir kağıda yazmasını söylüyordu. Kadı kabulden imtina etti. Fakat Vezir Hamid onu, başını uçurmakla tehdit ederek imzalamasını söyledi. O da fetvayıimzaladı;

    “Kanını akıtmak helaldir.”

    Ve mahkemenin diğer üyeleri de imzaladılar. Fetva okunduğu zama~ Hallac haykırdı: ,Bedenim korunmuştur, günahsız kanım akıtılamaz. Benim imanım tslam’dır. Mezhebim sünnet ve sahabeyi taltiftir. Benim sünneti inceleyen pek çok kitabım vardır. Kitapçılarda satılıyor. Allah benim kanımı korusun’.

    Bunları tekrar ederken hakkındaki karar kaleme alınıyordu.

    Dava bitti ve Hallac hücresine kondu”21 Karar, Hallac’ın arkadaşı başmabeynci Nasr tarafından Halife’ye ulaştırılır. Nası’, bu veli’nin idamı oğlunun üzerinde kalır, diyerek halifenin annesini korkuttu. Gerçekten Halife idamı emretti, fakat hastalandı. Kararını geri aldı. hastalıktan kurtuldu. Hamid, Halife’ye yeniden mektup yazarak idam konusunda onu sıkıştırdı. Halife vefat etti.

    Vezir Hamid, emniyet amirine idamı icra etmesini söyledi. O da halkın ayaklanmasından korkarak bunu reddetti. Fakat Hamid, onu koruyacağını söyleyerek idarnın icra şeklini söyledi. Asılmak üzere idam sehbasına getirilen Hallac, kalabalık arasında bulunan Şibli’den seccadesini sermesini rica etti.

    Şibli seccadeyi serince Hallac 2 rekat namaz kıldı. Birinci rekatta Fatiha ve Bakara suresi 155. ayetini, ikinci rekatta da Fatiha ile Alü tmran Suresi 185. ayetini okudu. Selamdan sonra münacat. Derken cellad Ebu’l-Haris geldi bir kılıç darbesiyle Hallac’ın burnunu uçurdu. Bembeyaz saçlar bir anda ‘kırmızıya boyandı.

    O anda Şibli ve Hallac’ın dervişlerinden bir grup kendinden geçti.22 Hallac kemikleri görününceye kadar kamçılandı. Bu sırada Hallac susuyor veya Allah diyerek kamçı sayısını sayıyordu. Hallac’ın’ idamı konusunda rivayetler son derece aeıklı biçimde nakledilmekte olup, kaynaklardan elde edilebilen bilgilere göre, idamında uygulanan şekil şu düzendeydi.

    I. Burnunun kesilmesi,
    2. Kamçılan’ması,
    3. Vücudunun parçalanması,
    4. Darağacına asılması,
    5. Teşhir olunması,
    6. Kafasının uçurulması,
    7. Cesedinin yakılması,
    8. Vücud küllerinin bir minareden rüzgara savrulması veya nehre atılması.

    (*) Ancak, biz bu durumu, İslami esaslar muvacehesiııde yoruma ve incelemeye muhtaç bulmaktayız. Hallac’ın son sözü şura Suresinin 18. ayetini okumak oldu: “Ona inanmayanlar, acele olmasını beklerler. İnananlar ise korku ile titrerler. Ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar, derin bir sapıklık içindedirler”. İdamı 24 Zilka’de 309/26 Mart 922 tarihinde vuku bulmuştur.

    Hallac’ın Görüşleri

    O, Sünnetle deruni tecrübe arasında mutlak hir uyum olmasını savunur. Vaazlannda daima Kur’an’a sarılmayı, çok sıkı riyazet yapmayı,
    ruha sinmiş bir ibadet anlayışına sahip olmayı devamlı tevbekar olmayı,
    durmaksızın Allah’ıaramayı bildirir. Kendisinin Allah’a ulaştığını hep
    ifade ederdi.

    Konuşmalarında en tanınmış ve en sahih hadislere mü.racaat ederdi. Ancak bu hadisclerin kendi tasavvufi tecrübelerine uygun
    oldukları da gerçektir. Kaynaklar, hadis rivayetinde isnild zincirindeki
    şahıslar yerine, sembolik isnadlar koyduğunu, yani insanlar yerine ilahi
    isimler ve manevi varlıklar yerleştirdiğini ifade ederler.

    Bundan gayesi isnadlarla konuşanın Allah olduğunu göstermekti. Mesela: “Hayatın ruhu, işitmenin ve insan görüşünün nuru, bana bildirdiler ki, gaybe, açık isim ve Allah’a göre, ademoğlu Bana sabahleyin toprağa secdc ederek kıldığı namazdan daha güzel bir ibadet sunamaz”. Hallac her kesimden İnsanlara hitap etmiştir.

    Her kesime onlar gibi giyinerek gitmiş ve onlar gibi konuşarak hitabetmiştir.

    Bunun içindir ki zaman zaman sözlerini anlamakta zorluk çekilir. Mu’teziliyc Mu’tezili gibi, sünniye sünni gibi konuştuğu söylenir. Bu sebepledir ki Karmati propagandası yaptığı söylenir. Gerçekte Hallilc, Hz. Ali sempatizanı idi. Mehdi gibi, Hz. İsa’nında döneceğini savunuyordu.

    Ancak sünnete de sadık kalmak istediği biliniyordu. Mevcut iktidara itaatı emrederdi. Ölümü de bunu ispatlar. O, kalpleri kazanmaya çalışıyordu. Gayesi herkesin kulluk gereklerini yapmasıydı. Yine ilahi birliği yaşamak da onun hedeflerinden biriydi. Allah’ın aşkla yarattığına, Allah’ın insanda mevcut olduğuna dair ifadeleri vardır.

    Ahiret hayatının avam ve havas için farklı olacağını savunur. avama hissı mükafat, havass’a da ccmallullahı kesikli müşahede mükafatı vardır. Hallfıc’a göre insan iki cepheli bir kalptir, biri şehvani -ki maddeye cğilimlidir- diğeri ilahidir-ki ruhtur-o Allah’ın ziyaretine açık hale gelebilmesi için kalbin a) aktif, b) pasif olmak üzere iki türlü tasfiyesi vardır.

    Hallac, her şeyden önce iyi bir müslümandı. Onun tasavvufi düşüncesi tamamen Kur’an ve hadislerden kaynaklanmakta olup, sonlara doğru çevirisini sunduğumuz menakıbı okununca bu yönü kolayca görülecektir.

    Mezheb olarak Hanbeli olmakla birlikte, mezhebIerin azimete ait ahkamını alarak onlarla amel etmeyi kendine mezheb edindiği, yine kendi ifadesinden anlaşılmaktadır. Takvasına gelince, ömrünün son kırk veya elli yılına ait farz namazların hepsini gusl abdesti ile kıldığı, gece namazıarını çokça kılıp iki rekatlı namazıarda hir Kur’an hatmi yaptığı Ahbar muhteviyatında zikrolunmaktadır.

    Hallac’ın zikredilmeden geçilemeyecek çok önemli bir yönü de şudur: Kendi tasavvufi fikirleriyle, sünni İslam arasında sürtüşme ortaya çıkınca Hallac, birini diğerine feda etme yoluna gitmemiş her ikisine de sadık kalarak ölüme gitmeyi göze almıştır.

    Onun meşhur ‘ENEL HAK” sözü tarih boyunca yargılanmış, kimi zaman tevil edilmiş, kimi zaman redde maruz kalmıştır. Öyle sanıyoruz ki, Hallac hakkında söylenenlerin tarih boyunca aldığı biçimler başlı başına bir araştırma konusu olabilir.

    Hallac bu enelhak sözüyle kendisinin Allah olduğunu ifade etmek istememiştir.

    18 nci yüzyılın ilk yarısında vefat eden Erzurumlu İbrahim Hakkı da Hallac’ın bu ifadesine şu beytle açıklık getirmiştir: Söyleyen Nasıruır Andan tereeman Mansur olur Hallac vahdet.i vücudcu mu yoksa vahdet.İ şuhndcu mu? Oryantalistlerden Haliac’ın vahdet-i vücudcu olduğunu ileri sürenlere rastlanmakla birlikte, burada Reynold Nicholson’ııı tezine İştirak etmemek elde değil. ,

    Zira Haliac, uliihiyet konusunda tenzihi elden bırakmamakla birlikte, AhMrda da görüleceği üzere, özellikle bazı münacat ifadelerinde teşbihten de geri kalmamıştır. Hallac mütenahi ile lamütenahiyi birbirini uzaktan seyreden iki varlık halinde görmez, ki bu durumda şuhiidi tevhide nisbeÜ de uygun olmaz.

    Hallde’ı Tutanlar ve Ona Karşı Olanlar

    Hallde’ı Tutanlar ve Ona Karşı Olanlar
    Haııac, İslam tarihinin kronolojik seyri içinde pek çok taraftar,
    ‘pek çok da muhalif bulmuştur. Kendi ifadesiyle “dinde taassub gösteren” muhalifleri, “hakkında hüsn-i zan besleyenler” de taraftarları
    olmuştur. İşte bu keyfiyyet Haııac’ın vefat ettiği m.

    922 tarihinde varid olduğu gibi] 066 yıl soma bugün de aynı canlılığıyla variddir. Tekke-Medresc mücadelesi içinde yukarıda zikrettiğimiz gibi Hallac’da nasibini alan önemli bir sufi simadır. Bu mücadelede Mevlana’nın
    dediği gibi, sufilerin bulunduğu kefede daima “keııelerden tepder”
    buluna gelmiştir.

    Hallac’a muhalefet edenler:

    • İbn Davud
    • İbn Hazm
    • İbn Dıhyetu’l-Kelbi
    • Zehebi
    • İbn Mücahid
    • Maarri
    • A.Y. Kazvini
    • Bakıllani
    • İsferayini
    • Cuv~yni
    • . Şia Rafızileri

    Hallac’a taraftar olanlar:

    • İbnSureye
    • Bir kısım şafiiler
    • A.T. Uşşari
    • İbn Akil
    • İbn Mukarreb
    • Şibli
    • Kuşeyri
    • Gazzali
    • Fahreddin Razi
    • Tevhidi
    • Suhreverdi-i Halebi
    • Niisıruddin-i Tuşi
    • İbn Seb’in
    • Şusİeri
    • Nasrabazi
    • İbn Ebi’l-Hayr
    • Yusuf-ı Hemedani
    • Hakim Sana’i
    • Yunus Emre
    • Feridüddin Attar
    • Nesimı’
    • Lamii
    • Muridi
    • Niyazi-i Mısri

    Kaynak: HALLAC.I MANSUR / Ar. Gör. Ethem CEBECİOGLU