Xibalba, K’iche ‘Maya yaratma destanı Popol Vuh’daki yeraltı dünyasının adıdır. Bu hikaye, birden fazla dünyanın yaratılışını ve Hero Twins Hunahpu ve Xbalanque’ın şimdiki yaratılıştan önceki dünyadaki yolculuğunu anlatıyor. İkizlerin babası Hun Hunahpu, kardeşiyle birlikte bir top oyununda Ölüm Efendileri’ne yenildikten sonra Xibalba’da öldürüldü.
Hun Hunahpu’nun başı, tıpkı K’an k’in glifinde olduğu gibi, kafasına benzeyen yeni meyveleri sihirli bir şekilde vermeye başlayan ölü ve çorak bir ağaca yerleştirildi. Popol Vuh’da bu, kafatasına benzer meyveleri çikolata içmek için kullanılan ilk kabak ağacıydı. Yüzyıllar önce, Klasik Dönemin Mayaları için, bu ağacın, çekirdekleri çikolatayı içeceği yapan bir kakao ağacı (Theobroma cacao) olarak görüldüğü anlaşılıyor.
Ölüm Efendileri bu ağacı Xibalba’nın tüm vatandaşlarına yasakladı, ancak bu garip ve yasak meyvenin cazibesi, meyvenin tatlı olduğunu duymuş bir yeraltı Lordunun kızı Xkik için çok güçlüydü. Ağaca yaklaştı ve Hun’ın başı Hunahpu onunla orada konuştu. Neden geldiğini sordu. Onun sunması gerekeni istediği konusunda ısrar etti. Meyveyi toplamak istercesine elini kaldırdı ve onun eliyle Hun Hunahpu’nun çocuklarına hamile kaldı.
Yeraltı dünyasından kaçtıktan sonra Xkik, daha sonra babalarının ve amcalarının ölümünün intikamını almak için Xibalba’ya dönecek olan Kahraman İkizler, Hunahpu ve Xbalanque’nin annesi oldu. Ölüm Efendileri, ikizleri başka bir top oyunu oynamaya davet etti, ancak bu sefer, mağlup edilenler Ölüm Efendileriydi. Yeraltı dünyasının Lordları ikizleri daha fazla teste tabi tuttu, ancak ikizler her seferinde hasarsız çıktılar ve rakiplerini alt ettiler.
Sonunda, Ölüm Efendileri, İkizleri büyük bir ateş çukurunun üzerinden atlamayı içeren bir içme oyununa davet ederek onları kandırmaya karar verdi. İkizler içkin ölümlerini önceden görmüşlerdi ve korkmadan, isteyerek ateşe birlikte atladılar. İkizler tam da planladıkları gibi yakıldı, kemikleri toz haline getirildi ve bir nehre döküldü.
Kahraman İkizler, Ölüm Efendileri’nin danışmanlarını efendilerine ikizlerin asla geri dönmemesini sağlamanın tek yolunun bu olduğunu söylemeye ikna etmişlerdi. Ancak, yeniden doğmalarını sağlayacak kesin tarif buydu.
Hero Twins’in yanmış ve pudralı bedenleri bir nehre döküldü ve beş gün içinde ikizler iki balık olarak yeniden doğdu. Kendileri de dahil her şeyi hayata döndürmek için güçlü bir yetenek kazanmış maskeli büyücüler olarak sudan yeniden ortaya çıktılar. Xibalba’da büyüyen bir izleyici kitlesi için performans sergileyen ikizler, sihirlerini birbirlerine ve öldürülmeye ve diriltilmeye gönüllü olacak herhangi bir seyirci üyesine gösterebildiler. Maskeli sihirbazlar saraylarında onlara davet edildikten sonra, Ölüm Efendileri coşkuyla gönüllü oldu. Böylece Kahraman İkizler Ölüm Efendileri’ni öldürdüler ama bu sefer onları hayata döndürmediler.
Kahraman İkizler, Klasik Dönem Mısır tanrısı olduğu bilinen amcalarının ve babalarının intikamını alarak ölümü yendi. Bu şekilde ikizler şimdiki yaratımı meydana getirmiş ve Popol Vuh nihayet Xibalba’dan güneş ve ay olarak ortaya çıktıklarını söylüyor.
Bu eski hikayenin içinde olası bir kakao bilmecesi var. İkizler, kakaolu babalarının çocukları olarak, kakaonun rafine çikolataya dönüştürülmesi gibi kavruldukları, toz haline getirildikleri ve suya döküldükleri Xibalba’ya geri döndüler. Bu yeniden doğuşun tarifi. İki balık olarak yeniden ortaya çıktılar …
Tam adı şöyledir: Ebu’l-Muğis Hüseyn b. Mansur el.Hallac el- Beyzavi. Hallae, bu günkü İran sınırları içinde, Beyza’ya yakın Tur denilen yerde h. 244 Im. 857 senesinde dünyaya geldi. Dedesi Muhammed adlı Zerdüşt dinine mensup bir zattır. Yetişme muhiti Basra olmuştur. _ Burada, Beni Temim Kabilesi azadlılarından muteber bir aileye mensup, Ummu’l-Hüseyn Karnabaiyye ile evlendi.
Çok erken yaşlarda, h. 260 senesinde kendini tasavvufa verdi. Tasavvufl yolda üç şeyhe hizmet etmiş, üçünden farklı alanlarda hi19i almıştır. Hocalarından birincisi Sehl.i Tüsteri’dir. 260-262 yılları arasında Ahvaz’da SchI’in yanında Hadis ,ve Kur’an öğren’ir. Bu sırada o, gece namazlarının hikmetini ve gerçek tasavvufi düşüncenin ne olduğunu anlar.
Çünkü bu asrın müslüm~nları sünnete ve Kur’an’a sıkı sıkıya bağlıdırlar. Tasavvufi anlayışından dolayı h. 261 senesinde Basra’ya sürülen Tüsteri’nin ardından Hallac da gider. İkinci üstadı Amr el.Mekkl’ (Ö. 297 j 909) dir. Hallac sünnete son derece bağlı, İmam Buhari’nin yetiştirdiği bu zattan dersler alır.
Ondan tevbenin zaruretini ve manevi haııere itibar etmeme gereğini öğrenir: “Tasavvuf, sıkı sıkı Kur’an’a bağlı olmaktan ibaret olup, sünnet de bu tarz düşünceye imkan verir”, şeklindeki fikri de bu zattan alır. Hallac h. 264 yılında bir mutasavvıfın kızıyla evlenir; ondan dört oğlu olur. Hallac’ın üçüneü ve önemli bir sima olan hocası, Bağdad Sufi Okulu’nun meşhur lideri Cüneyd.i Bağdadı’dir (Ö. 298/910).
Hicri 264-284 yılları arasında, tam yirmi yılonun hizmetinde bulunmuştur. Cüneyd’in, fikirlerini öğrettiği bir meclisi vardı. HalIfte, bu mecliste Nun, Futı, İbn Ata ve Şibli gibi meşhur mutasavvıflarla beraber oldu. Hal1ac bu meclisde, tasavvufi tecrübelerinin temelini teşkil edecek bilgileri öğrendi.
Table of Contents
Cüneyd’in meclisinde Hallac, kendine has karakterini, çok geçmeden göstererek fikirleri ve görüşleri farklılık arzetti; sufi elbiseleri yerine çeşitli tipte ,elbiseler giydi.
Hallac bundan sonra kendini pek şiddetli riyazet ve i’tikaf hayatına verdi. Vaaz ve irşad seyahatleri dolayısıyla bu riyazeti zaman zaman kesintiye uğradı H. 282 de ilk haccını yaptı. Namaz kılarak, dua ederek, müşahedeyle meşgul olarak Kabenin yanında bir sene sıcaktan, soğuktan, yağmurdan kendini sakınmayarak bir yıl kaldı. Hicri 284 te Cüneyd’den ayrılan Hallac kendi yolunu çizdi ve diğer sumerden de ayrıldı.
Diğer mutasavvıfların ona itimadı kalmamıştı. Zira hareketleri, onu diğer müslümanlardan ayırmaktaydı. Sufi elbisesini tamamen terk etti ve askerlerin kaba adım verdiği bir tip elbise veya murakka (kolsuz cübbe) giydi. Hicri 284’ten 286’ya kadar Tüs. ter’ de inzivaya çekildi. Hicrl 286’dan sonra fikirlerini yaymak üzere seyahate çıktı.
Hallilc, hicri 286-290 yılları arasında Horasan’da dolaştı. Ahvaz’da kaldı. Orada hüyük itihar gönlü. Sonra Irak’a geçti, Fars ülkesine gitti. Fakat Kum’dan koğuldu. Hicri 291 de ikinci defa hacca gitti, sonra Bağdad’a geldi. Gayr-i müslimlere va’z etmek üzere Hindistan ve Doğu Türkistan’a gitti.
İslam devletinin sınırlarında HaIHk, asker kıyafetiyle, Keşmir’deki Hinduları, Maçin’deki Türkler’i İslam’a davet etti. Bu gidişinde Hoten ve Turfan’iı kadar uzandı.t8 Buralarda Hindu kast sınıflarından pek çok kişi müslüman oldu. Bu gün bile o müslümanlara “mansuri” denir.
Daha sonraları, Hind mistik anlayışını kendi tasavvun görüşlerine kattığı iddia edilir.
Bilhassa ‘fena’ hali ile, hint yoga’sındaki yok olma hali arasındaki henzerlik dolayısıyle de suçlanır. Hatta Hindistan’da sihir öğrendiği söylenir.I9 294-296 arası Mekke’de kaldığı III. haccında, ınüslümanları kendini ölrliirmek üzere davet etti.
Hakka vuslat yolunda kendini ölü sayarak, sürekli olarak kurban edilmesini istedi. Bu fırtınalı iç dünyası kendisine hem dost, hem de düşman simalar kazandırdı.
Muhalifleri arasında Zahiri mezhehi kadısı İbn Davud, Şii bir fırka olan Beni Nevbaht, M~’tezilenin ünlü alimi Ebu Ali Cübbai’yi sayabiliriz. Kendisini destekliyenler de şunlardı: Şafii kadısı İbn Sureye, askeri bir komutan olan Hüseyn h. Hamdlin, Hanbeli kıyamının tertipçisi tbnu’l-Mu’taz. Hatlac önce Ahvaz’a kaçtı.
Daha sonra Sus şehrine geçti fakat yakınlarından birinin ihbarı ile orada yakalanıp tevkif olundu. Rivayete göre, sekiz yıl hapiste kaldığı süre içinde, Bağdad’da şölıreti gitgide arttı. Bundan sonra, eskiden sufiyye mesleğine intisab edip bilahare ayrılmış bulunan Avarid adlı birisi, reisü’l-kurra makamında bulunan tbn Mücahid’e, Hatlac’ı, düzmece kerametler gösteriyor diye ihbar etti.
Hallac muhakeme edildi.
İlham akidesi, Allah aşkı uğruna kurban olma görüşü ve son olarak da beden kabesinin yıkılması gibi konuları ihtiva eden remizli, mecazlı ifadelerin ne mana ifade ettiğine bakılmaksızın, sözlerinin zahirine göre mahkum edildi. Onun “beden kabesinin yıkılması” ifadesi ardından Karmatııerin Ka’be’de gerçekten tahribat olayı vuku bulunca, ortalık iyice karıştı.
İşte bu Karmati olayı, Samani lerin bazı müridIeri himaye eder tutuma girmesi ve Hanbelilerin isyanı, Hatlac’ın mahkumiyetini hızlandırıcı faktörler oldu. Haııac ıçın başmabeynci Nasr ve annesi Sagab’ın halifeden af istekleri reddedildi. Halife Muktedir, Vezir Hamidin Malikı kıldısı Ebu Ömer Hammadl’den aldığı idam fetvasını tasdik etti. Yalnız bu arada Hallfıc’ın idamına sebep olan konu üzerinde ‘manevi hacc’ gibi bil’ başka varyantı da zikretmek gerek.
Orada şu ifadeler vardır: Halliic’ın Karmatı dalliği ithamıyla sorgulanıp yargılanması sırasın~ da, kendisine ait’ manevı hacc’ dan söz eden küçük bir defter ele geçer.
“Bir insan şer’ı hac yapmak isterse, evinin bir odasına yerleşir. Belirli şartlarla oraya bir mihrap yapar, orada temizlenir (gusı), ihrarnı giyer, şunları söyler, şunları yapar böylece namaz kılar, Kur’an’ın şu suresini ezbere okur ve bu odanın etrafında tavaf yapar, orada şu şekilde tesbihler yapar. Bütün bunları yapan, Mescid-i Haram’da Ka’be’yi tavaf etmiş gibi. OIur”
Kadılar tarafından bu husus kendisine sorulduğu zaman, Hallac inkar etmedi. Ancak keııdisinin bir nasihatte bulunduğunu, bir mecburiyet getirmediğini ve işittiği bir hadisi naklettiğini belirtti. Birinci kadı Ebu Ömer, Hallac’ı zındıklıkla suçlayarak ida~ına karar verdi. İkinci kadı, İbn Mücahid’in halefi İbn Buhlul, “eğer bu, bir hadisin nakledilmesi ise Hallac’a bunu tasvib edip etmediğini sormak gerekir.
Belki tevbe edip vaz geçer”, diye karar verdi.
Ancak Vezir Hamid, Ebu Ömer’in fetvasını kafi görerek İbn Buhlul’un olmamasından bilistifade . fetvayı onaylar. Zabıt katibinin oğlu İbn Zenci’nin hikayesi şöyle: “Her gün Haııac’ın müridlerinin evinde bulunan defter parçaları vezir Hamid’e getiriliyordu. Defterler onun önüne konuluyor, o da okuması için babama veriyordu. Hep böyle yapılıyordu.
Bir gün baba~, kadılardan Ebu Ömer ve İbn el-Uşramı’nin huzurunda Haııac’ın risaIelerinden birini okudu. Orada Hallac şöyle diyordu: Şer’i haccı yapmak isteyen bir kimse, buna imkan bulamıyorsa evinde kapalı bir oda bulur. Her tarafı temizler ve hiç kimse girmez. Orada Beyt-i Haram’da yapar gibi tavaf yapar. Mekke’de yapılan dua ve ibadetleri de yapar. Mesela, 30 öksüz toplar, onları giydirir.
Onlar yemeği yiyip ellerini yıkayınca, onlara birer gömlek ve yedi dirhem verir. İşte bu, ona hac sevabı kazandırır. Babam bunu okuyup bitirince Kadı Ebıl Ömer, Hal1ac’a bunu nereden aldığını sordu. O da Hasan Basri’nin, Kitabü’ı-thlas’ından aldığını söyledi. Bunun ‘üzerine Kadı, yalan söylüyorsun, senin kamn akıtılmalıdır’ dedi. tşte tam o sırada Vezir Hamid, şu söylediklerini yaz, diye araya girdi.
Halbuki Kadı daha cümlesinin bitirmemişti. Vezir Hamid, Kadı’ya tekrar söylediklerini yazmasını istedi. Kadı mevzuyu değiştirerek kendini savunmaya başladı. Hamid mürekkebi ona uzatıyor ve bir kağıda yazmasını söylüyordu. Kadı kabulden imtina etti. Fakat Vezir Hamid onu, başını uçurmakla tehdit ederek imzalamasını söyledi. O da fetvayıimzaladı;
“Kanını akıtmak helaldir.”
Ve mahkemenin diğer üyeleri de imzaladılar. Fetva okunduğu zama~ Hallac haykırdı: ,Bedenim korunmuştur, günahsız kanım akıtılamaz. Benim imanım tslam’dır. Mezhebim sünnet ve sahabeyi taltiftir. Benim sünneti inceleyen pek çok kitabım vardır. Kitapçılarda satılıyor. Allah benim kanımı korusun’.
Bunları tekrar ederken hakkındaki karar kaleme alınıyordu.
Dava bitti ve Hallac hücresine kondu”21 Karar, Hallac’ın arkadaşı başmabeynci Nasr tarafından Halife’ye ulaştırılır. Nası’, bu veli’nin idamı oğlunun üzerinde kalır, diyerek halifenin annesini korkuttu. Gerçekten Halife idamı emretti, fakat hastalandı. Kararını geri aldı. hastalıktan kurtuldu. Hamid, Halife’ye yeniden mektup yazarak idam konusunda onu sıkıştırdı. Halife vefat etti.
Vezir Hamid, emniyet amirine idamı icra etmesini söyledi. O da halkın ayaklanmasından korkarak bunu reddetti. Fakat Hamid, onu koruyacağını söyleyerek idarnın icra şeklini söyledi. Asılmak üzere idam sehbasına getirilen Hallac, kalabalık arasında bulunan Şibli’den seccadesini sermesini rica etti.
Şibli seccadeyi serince Hallac 2 rekat namaz kıldı. Birinci rekatta Fatiha ve Bakara suresi 155. ayetini, ikinci rekatta da Fatiha ile Alü tmran Suresi 185. ayetini okudu. Selamdan sonra münacat. Derken cellad Ebu’l-Haris geldi bir kılıç darbesiyle Hallac’ın burnunu uçurdu. Bembeyaz saçlar bir anda ‘kırmızıya boyandı.
O anda Şibli ve Hallac’ın dervişlerinden bir grup kendinden geçti.22 Hallac kemikleri görününceye kadar kamçılandı. Bu sırada Hallac susuyor veya Allah diyerek kamçı sayısını sayıyordu. Hallac’ın’ idamı konusunda rivayetler son derece aeıklı biçimde nakledilmekte olup, kaynaklardan elde edilebilen bilgilere göre, idamında uygulanan şekil şu düzendeydi.
I. Burnunun kesilmesi, 2. Kamçılan’ması, 3. Vücudunun parçalanması, 4. Darağacına asılması, 5. Teşhir olunması, 6. Kafasının uçurulması, 7. Cesedinin yakılması, 8. Vücud küllerinin bir minareden rüzgara savrulması veya nehre atılması.
(*) Ancak, biz bu durumu, İslami esaslar muvacehesiııde yoruma ve incelemeye muhtaç bulmaktayız. Hallac’ın son sözü şura Suresinin 18. ayetini okumak oldu: “Ona inanmayanlar, acele olmasını beklerler. İnananlar ise korku ile titrerler. Ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar, derin bir sapıklık içindedirler”. İdamı 24 Zilka’de 309/26 Mart 922 tarihinde vuku bulmuştur.
Hallac’ın Görüşleri
O, Sünnetle deruni tecrübe arasında mutlak hir uyum olmasını savunur. Vaazlannda daima Kur’an’a sarılmayı, çok sıkı riyazet yapmayı, ruha sinmiş bir ibadet anlayışına sahip olmayı devamlı tevbekar olmayı, durmaksızın Allah’ıaramayı bildirir. Kendisinin Allah’a ulaştığını hep ifade ederdi.
Konuşmalarında en tanınmış ve en sahih hadislere mü.racaat ederdi. Ancak bu hadisclerin kendi tasavvufi tecrübelerine uygun oldukları da gerçektir. Kaynaklar, hadis rivayetinde isnild zincirindeki şahıslar yerine, sembolik isnadlar koyduğunu, yani insanlar yerine ilahi isimler ve manevi varlıklar yerleştirdiğini ifade ederler.
Bundan gayesi isnadlarla konuşanın Allah olduğunu göstermekti. Mesela: “Hayatın ruhu, işitmenin ve insan görüşünün nuru, bana bildirdiler ki, gaybe, açık isim ve Allah’a göre, ademoğlu Bana sabahleyin toprağa secdc ederek kıldığı namazdan daha güzel bir ibadet sunamaz”. Hallac her kesimden İnsanlara hitap etmiştir.
Her kesime onlar gibi giyinerek gitmiş ve onlar gibi konuşarak hitabetmiştir.
Bunun içindir ki zaman zaman sözlerini anlamakta zorluk çekilir. Mu’teziliyc Mu’tezili gibi, sünniye sünni gibi konuştuğu söylenir. Bu sebepledir ki Karmati propagandası yaptığı söylenir. Gerçekte Hallilc, Hz. Ali sempatizanı idi. Mehdi gibi, Hz. İsa’nında döneceğini savunuyordu.
Ancak sünnete de sadık kalmak istediği biliniyordu. Mevcut iktidara itaatı emrederdi. Ölümü de bunu ispatlar. O, kalpleri kazanmaya çalışıyordu. Gayesi herkesin kulluk gereklerini yapmasıydı. Yine ilahi birliği yaşamak da onun hedeflerinden biriydi. Allah’ın aşkla yarattığına, Allah’ın insanda mevcut olduğuna dair ifadeleri vardır.
Ahiret hayatının avam ve havas için farklı olacağını savunur. avama hissı mükafat, havass’a da ccmallullahı kesikli müşahede mükafatı vardır. Hallfıc’a göre insan iki cepheli bir kalptir, biri şehvani -ki maddeye cğilimlidir- diğeri ilahidir-ki ruhtur-o Allah’ın ziyaretine açık hale gelebilmesi için kalbin a) aktif, b) pasif olmak üzere iki türlü tasfiyesi vardır.
Hallac, her şeyden önce iyi bir müslümandı. Onun tasavvufi düşüncesi tamamen Kur’an ve hadislerden kaynaklanmakta olup, sonlara doğru çevirisini sunduğumuz menakıbı okununca bu yönü kolayca görülecektir.
Mezheb olarak Hanbeli olmakla birlikte, mezhebIerin azimete ait ahkamını alarak onlarla amel etmeyi kendine mezheb edindiği, yine kendi ifadesinden anlaşılmaktadır. Takvasına gelince, ömrünün son kırk veya elli yılına ait farz namazların hepsini gusl abdesti ile kıldığı, gece namazıarını çokça kılıp iki rekatlı namazıarda hir Kur’an hatmi yaptığı Ahbar muhteviyatında zikrolunmaktadır.
Hallac’ın zikredilmeden geçilemeyecek çok önemli bir yönü de şudur: Kendi tasavvufi fikirleriyle, sünni İslam arasında sürtüşme ortaya çıkınca Hallac, birini diğerine feda etme yoluna gitmemiş her ikisine de sadık kalarak ölüme gitmeyi göze almıştır.
Onun meşhur ‘ENEL HAK” sözü tarih boyunca yargılanmış, kimi zaman tevil edilmiş, kimi zaman redde maruz kalmıştır. Öyle sanıyoruz ki, Hallac hakkında söylenenlerin tarih boyunca aldığı biçimler başlı başına bir araştırma konusu olabilir.
Hallac bu enelhak sözüyle kendisinin Allah olduğunu ifade etmek istememiştir.
18 nci yüzyılın ilk yarısında vefat eden Erzurumlu İbrahim Hakkı da Hallac’ın bu ifadesine şu beytle açıklık getirmiştir: Söyleyen Nasıruır Andan tereeman Mansur olur Hallac vahdet.i vücudcu mu yoksa vahdet.İ şuhndcu mu? Oryantalistlerden Haliac’ın vahdet-i vücudcu olduğunu ileri sürenlere rastlanmakla birlikte, burada Reynold Nicholson’ııı tezine İştirak etmemek elde değil. ,
Zira Haliac, uliihiyet konusunda tenzihi elden bırakmamakla birlikte, AhMrda da görüleceği üzere, özellikle bazı münacat ifadelerinde teşbihten de geri kalmamıştır. Hallac mütenahi ile lamütenahiyi birbirini uzaktan seyreden iki varlık halinde görmez, ki bu durumda şuhiidi tevhide nisbeÜ de uygun olmaz.
Hallde’ı Tutanlar ve Ona Karşı Olanlar
Hallde’ı Tutanlar ve Ona Karşı Olanlar Haııac, İslam tarihinin kronolojik seyri içinde pek çok taraftar, ‘pek çok da muhalif bulmuştur. Kendi ifadesiyle “dinde taassub gösteren” muhalifleri, “hakkında hüsn-i zan besleyenler” de taraftarları olmuştur. İşte bu keyfiyyet Haııac’ın vefat ettiği m.
922 tarihinde varid olduğu gibi] 066 yıl soma bugün de aynı canlılığıyla variddir. Tekke-Medresc mücadelesi içinde yukarıda zikrettiğimiz gibi Hallac’da nasibini alan önemli bir sufi simadır. Bu mücadelede Mevlana’nın dediği gibi, sufilerin bulunduğu kefede daima “keııelerden tepder” buluna gelmiştir.
Hallac’a muhalefet edenler:
İbn Davud
İbn Hazm
İbn Dıhyetu’l-Kelbi
Zehebi
İbn Mücahid
Maarri
A.Y. Kazvini
Bakıllani
İsferayini
Cuv~yni
. Şia Rafızileri
Hallac’a taraftar olanlar:
İbnSureye
Bir kısım şafiiler
A.T. Uşşari
İbn Akil
İbn Mukarreb
Şibli
Kuşeyri
Gazzali
Fahreddin Razi
Tevhidi
Suhreverdi-i Halebi
Niisıruddin-i Tuşi
İbn Seb’in
Şusİeri
Nasrabazi
İbn Ebi’l-Hayr
Yusuf-ı Hemedani
Hakim Sana’i
Yunus Emre
Feridüddin Attar
Nesimı’
Lamii
Muridi
Niyazi-i Mısri
Kaynak:HALLAC.I MANSUR / Ar. Gör. Ethem CEBECİOGLU
Kalp gözü, maneviyat gözü anlamında kullanılmaktadır. Yani insanın maddi alemden başka, manevi alemlere nüfuz edebilmesidir. Bu, hem bir ihsan-ı ilahi hem de insanın gayret ve çalışmasına bağlı olan bir mertebedir. Dolayısıyla kalp gözü açık olan insanlar, normal insanların görmediği birçok şeyi görürler ve işitirler. Mesela “ehl-i keşfe’l-kubur” dediğimiz mübarek zatlar, ölen şahısların imanlı veya imansız gittiklerini -Allah’ın izni ile- görebilirler. Günümüzde ve her zaman bu gibi kutlu insanların bulunduğuna kanaatimiz vardır. Fakat bunları herkes bilmeyebilir.
Gazali’ye göre büyük sûfîlerin arzu ettikleri şey, tatmak ve yaşamaktı. Nefsin arzularını yok etmek, kalbin dünya ile alâkasini kesmek, gurur, kibir, şöhret ve gelecek endişelerini aşmak onların başlıca fazîletleridir. Bu fazîletler gerçeklesince insanda kalp gözü açılır. Gazzâlî’nin kalbin mâhiyeti ve kalp gözü hakkındaki açıklamaları İhyâ, Mizânü’l-Amel, Munkiz, Risâletü’l-Ledunniyye ve Mişkatü’l- Envâr isimli eserleri başta olmak üzere, diğer eserlerinde de yer almış durumdadır. Burada onun kalp ve kalbî bilgi hakkındaki düşüncesi söyle özetlenebilir:
Kalp, Allah hakkındaki bilginin doğduğu yerdir. O, bir çeşit cevherdir, insan hakîkati onunla kavrar. Kalp, insan rûhunun keşf ve sezgi gibi en yüksek derecesini teşkil eder. Ve bir ayna gibi eşyanın aslını kavrar.
Kalp, akıllı kimseyi hayvandan, küçük çocuktan, deliden, ayıran bir mânâ taşır, maddî göz yani beden gözü dışı (zâhiri) görür fakat içi görmez. Başkasını görür, kendisini görmez, sonluyu görüp, kavram sonsuzu kavrayamaz.
Kalp gözündeki nûr ise, bir olgunluk (kemâl)’tur, yukarıda maddî göz için söylenen eksiklikler onda yoktur. O, başkasını idrâk ettiği gibi, kendini de idrâk eder. Ona, uzak-yakın birdir, eşyanın sırlarına nüfûz edebilir. Kalp gözüne akıl, rûh, insânî nefs gibi isimler verilir.
Kalp, ezelî bir nurdur, Allah Teâlâ onunla insana nazar etsin diye mükevvenâtın özüne konmuş bir yüce sırdır. Kalp adının verilmesi mevcûdatın zübdesi ve mahlûkatın özü olmasıyla, halden hale dönmesi sebebiyledir. Kalp, insanın kendisiyle Rabbini tanıdığı, Hakk’ın kuluna orada tecellî ettiği, kulun Rabbini kendisiyle sevdiği, zevke dayalı idrakin merkezi, Şevk, vecd ve marifetin mahalli olan Rabbanî bir latifedir.
Kalp gözü açmak için çeşitli zikir önerileri vardır. 13.000 Er Rahman, 1000 Fatiha Suresi, 1000 Ayetel Kürsi, 1000 İhlas Suresi gibi. Ancak kalp gözü açmak iyi araştırılmalı ve inanılarak uygulanmalıdır.
Ayrıca bu konu hakkında çeşitli vefkler vardır. Ancak Diyanetin de belirttiği gibi vefkler caiz değildir: Türkçe’de uyum anlamına gelen vefk, bir dörtgen şekil içindeki bölümlere birtakım sayı ve harfler yazılarak meydana getirilen şekil olup, bunu yapanlar, vefk aracılığıyla Allah’ın kendilerini koruyacak bir cin görevlendireceğini iddia ederler. İslam dini, tevhid inancına zarar verdiği için falı, tılsımı ve büyüyü kesin olarak yasaklamıştır.
Kalplerin Gözleri – (Letaifler)
Celcelutiye’deki yedi temel esmanın her birinin bir chakra ile ilişkili olabileceği düşünülmekte. Bu 3. göz olan alın chakrası’nın da (epifizin mekânı) Cebbar ismine baktığı düşünülmekte. Ve yine bu ismin tecelli mekânı olan epifizin aynı zamanda Cebrail (as)’in kanalı olduğu rivayet edilmiştir. Aslında bu chakra’ların İslam medeniyetindeki karşılığının letaifler olabileceği gerçeğini de unutmamak gerekir… Celcelutiye’de Hz. Ali (kv): “Elif-Lâm-Mim-Râ ayetindeki Ra ile ruhlar âlemine yükseldim” buyurmuştur.
Elif Lâm Mîm Râ. İşte bunlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
Ra’d Suresi
Kalplerin Gözleri
Üzerlik Tohumu
Üzerlik tohumu karanlığı örttü ve gerçek göründü
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Bir kulum ben, yerlere döşenmişim, bir güzelce, bir hoşça yanıp tütüyorum, üzerlik tohumu gibi ateşler içinde kaynayıp duruyorum a benim cânım.
Şeyh dedi ki: “Benim kadehimi öyle doldurdular ki içine tek bir üzerlik tohumu bile sığmaz. Bir bak hele, Buraya bir zerre bile sığar mı? Sen sözü yanlış anlamışsın, aldanmışsın. Bu zâhiri şarap, zâhiri kadeh değil ki. Onu, gaybı bilen şeyhten uzak bil. Be ahmak, şarap kadehi, şeyhin varlığıdır. Oraya Şeytan’ın sidiğine asla yol yok! O varlık, Allah nuruyla dolu, hem de dudağına kadar. Ten kadehi kırılmış, mutlak nur kalmıştır.
Mesenevi 1. Cilt /3410
Ateşe üzerlik tohumu serper gibi kurtların başına ateş serp; çünkü o kurtlar, Yusuf’un düşmanlarıdır.
Mesenevi 2. Cilt /127
Kalpte Başlayıp Kalpte Biten “Sezgicilik”
Bu düşünce akımlarının bilgi konusunda ileri sürdükleri yöntemlerin iki temel kaynağı vardır. Biri içinde yaşanan ve duyularla algılanan doğa, öteki insandaki üretici ve yaratıcı nitelik taşıdığı söylenen us ve kavrayış yeteneği. Birincide ağırlık doğaya, ikincide düşünme yeteneğine verilmiştir, iki düşünme biçiminden de birçok öğreti doğmuştur. Bergson ‘un geliştirdiği sezgicilik (intuitio) üçüncü bir yöntem niteliği taşır.
İslam tasavvufunda, özellikle Yeni-Platonculuk’ tan kaynaklanan öğretilerde, gerçeğin kavranması içe doğuş niteliği taşıyan sezgiyle sağlanabilirdi. Gazzali’ de sezgi Tanrı’nın insana bilgi ve bilgelik verdiği bir yetenektir. Şahabeddin Sühreverdi’ ye göre sezgi tanrısal gerçekleri kavramak için bir duyuştur, içe doğuştur.
Böyle bir yeteneği sağlamak için, kişinin bütün gönlüyle Tanrı’ ya, üstün gerçeğe yönelmesi, bütün geçici eğilimlerden, tutkulardan sıyrılması, içinde Tanrı’ dan başka bir varlık bırakmaması gerekir. Yeni-Platonculuk’ tan esinlenen tarikatlarda sezgi Tanrı’ ya ulaşmanın, kendi özünde Tanrı’ yı görmenin tek koşuludur. Onlara göre sezgi usun, kavrayış gücünün bütün yetkilerini aşar, en kısa süre içinde en kesin gerçeğe varmayı sağlar. “Ermişlik ‘’ denen aşamaya ancak sezgiyle ulaşılır.
Hristiyanlık ve Manevi Gözler
Kalplerin Gözleri – Vatikan’daki Kozalak Heykeli
İsâ dedi ki: İşte tohum eken çıktı, avucunu doldurdu, {tohumları} saçtı. Bâzıları yola düştü; kuşlar gelip bunları yedi. Başkaları kayanın üzerine isâbet etti; bunların ne toprağa kök saldı ne de göğe uzanan başak verdi. Ve başkaları da başakların üstüne düştü; bunlar tohumu boğdu ve kurtçuk gelip bunları yedi. Daha başkalarıysa iyi toprağa düştü de [göğe doğru yükselen] güzel bir semere verdi. [Bu iyi toprak] bire altmış, hattâ bire yüzyirmi verdi.
Toma’ya Göre İncil / 9
Kalplerimizin gözlerini açmak, Mesih’te sahip olduğumuz görkemli mirasın zenginliklerine ilişkin bilgelik ve vahiy verildiğimiz anlamına gelir. ( Efesoslular 1:18 ) Bu, kurtuluşumuzun umudunu ve güvencesini anladığımız anlamına gelir. Ve bu, Ruhunun içimizde çalışarak Tanrı’nın ölçülemez gücünün büyüklüğüne katılabileceğimiz anlamına gelir. ( Efesoslular 1: 19-20 )
Manevi gözlerimizin açılması olmadan, İncil’in müjdesini ve ebedi kurtuluşumuzun ne anlama geldiğini anlayamayan, körlükte yürüyoruz.
Onların durumunda, bu dünyanın tanrısı, kâfirlerin zihnini kör etti, onları Tanrı’nın imgesi olan Mesih’in görkeminin müjdesinin ışığını görmelerini engelledi. ( 2 Korintliler 4: 4 )
“Karanlıkta oturanlar gerçek (büyük) ışığı görürler”
Hz isa
Manevi körlük bizi Tanrı’nın kutsal şeylerini kabul etmeden, manevi olarak fark ettirir.
Doğal kişi, Tanrı’nın Ruhu’nun şeylerini kabul etmez, çünkü onlar onun için ahmaktırlar ve onları anlayamazlar çünkü ruhsal olarak ayırt edilirler. ( 1 Korintliler 2:14 )
Wilcock kitabında beyin epifizinin yazılı tarihine yer vererek konuyu daha derin bir boyuta taşıyor:
“(…) Platon, Devlet’te (VII. kitap) ‘bu bilgiler çerçevesinde ruhun arındırılmış ve aydınlanmış bir organı vardır ki onu kurtarmak, gerçeklik sadece onun vasıtasıyla bize ulaştığı için on bin tane normal gözü feda etmeye değer’.
David Wilcock
Bunlara ek olarak, masonik bilgin Manly Palmer Hall, Tüm Çağların Gizli Tarihi’nde aşağıdaki kısma yer vermiştir:
‘(…) Hindular beyin epifizinin Dangma’nın Gözü adını verdikleri üçüncü göz olduğuna inanmaktadır. Budizmde her şeyi gören, Hristiyanlıkta biricik göz olarak bilinir… (beyin epifizi) bir zamanlar olduğu şeye sonradan yine dönmeye yazgılı bir organ olup insan ile yaradan arasındaki bağ işlevini görecektir…”
Manly Palmer Hall
Kabala İlmi
“Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.”
Shimon Halevi
RAMBAN Musa Peygamber’in yazılarına tefsirinin girişinde şöyle yazdı: “Bu kitabı inceleyen herkese gerçek sözleşme getiriyorum, yani Işığın sırlarında yazdığım tüm ipuçlarıyla ilgili olarak kararlıkla belirtiyorum ki sözlerim bilge bir Kabalistin ağzından anlayışlı bir dinleyicinin kulağına hariç herhangi bir akıl ya da zekâ ile kavranamaz.” Bunun gibi Kabalist Haim Vital’in, Hayat Ağacı’na girişte yazdığı ve ayrıca bilgelerimizin sözlerindeki gibi (Hagiga, 11): “Eğer bilge değil ise ve kendi aklı ile anlamıyorsa kişi Kabala’yı kendi başına çalışmaz.”
Kişinin bilge bir Kabalistten alması gerektiğini söylediklerinde onların sözleri tümüyle anlaşılıyor. Ancak, öğrencinin öncelikle akıllı ve kendi aklıyla anlayan olması gerekliliği neden?
Dahası, eğer öyle değilse dünyadaki en erdemli kişi bile olsa ona öğretilmemeli de. İlaveten, kişi zaten akıllı ise ve kendi aklı ile anlıyorsa başkalarından öğrenmeye ne ihtiyacı var ki?
Horos’un Gözü
Horus (Haru, Hor), Antik Mısır mitolojisinde gök tanrısıdır. Osiris ve İsis’in oğludur. Horus, şahin başlı tasvir edilir, bazı tasvirlerde firavunlar İsis’in kucağında sembolize edilmiştir. Bunun sebebi firavunların dünya üzerindeki Horus olduğuna inanılmasındandır. Firavunlar kendilerini Horus’un yeryüzündeki cisimleşmiş halleri olarak gördükleri için Horus, Antik Mısır’ın en önemli tanrılarından
Kalplerin Gözleri
Pozitif enerjiyi çekmek, negatif enerjiyi hayatınızdan uzaklaştırmak, karşılaştığınız zorluklarda daha güçlü olmak için, antik Mısır uygarlığına ait en eski tılsım olan Horus’un Gözü, istediğiniz amaca ulaşmanızı sağlayacak.
Gizemlerin ve tılsımların ülkesi eski Mısır’a ait bir parça Horus’un Gözü. Bizim nazar boncuklarımızın atası… Göze gelmek, göz değmesi ifadelerinin kaynağı… Binlerce yıldır nazara karşı kullanılmış bir sembol…
Eski Mısır’da kozmosu, doğru eylemi ve iyiliği temsil eden Horus; kaosu ve kötülüğü temsil eden Seth ile daimi bir savaş içerisindedir. Mısır uygarlığı aydınlık ve karanlık arasındaki savaş fikri üzerine kurulmuştur, bütün efsanelerinde bunu görmek mümkündür.
Seth ile olan savaşında bir gün Horus gözünü kaybeder. Mısır’da Bilgelik Tanrısı olan Thoth, savaşa devam edebilmesi için ona bir göz daha verir. Fakat bu fiziksel bir göz değildir, ruhsal bir gözdür. Bizim kalp gözü veya üçüncü göz dediğimiz şey gibidir…
Kendisine verilen bu içsel göz sayesinde Horus, Sethe karşı zafer kazanır. Böylece bir kez daha aydınlık galip gelmiş olur. Horus’un Gözü, aydınlığın ve iyiliğin her zaman karanlığa ve kötülüğe galip geleceğini, fakat bunun için içsel bir göze ihtiyacımız olduğunu anlatan muhteşem bir semboldür.
Horus’un Gözü, bulunduğu ortamda bir tılsım etkisi yaratarak, nazara ve negatif enerjiye karşı korunmanızı sağlar. Pozitif enerjiyle birlikte, karşılaştığınız zorlukların üstesinden gelmenize yardımcı olur, tıpkı Horus’a Seth’i yenmesinde yardımcı olduğu gibi…
Ajna Çakra ve Üçüncü Göz
1) İlgili Özellikleri
❖ Altıncı çakra alnın ortasında, iki kaşın arasında yer alır. ❖ Rengi; lacivert / çivit mavi ❖ Elementi; – ❖ Duyusu; düşünme ❖ Notası; la ❖ Mantrası; sham ❖ Bedende etkilediği bölgeler; yüz, gözler, kulaklar, burun, sinüsler, beyincik, soğancık bezi, kafatası, merkezi sinir sistemi. ❖ İlgili salgı bezi; hipofiz.
Bu bez beynin alt kısmında yer alır. Hipofiz bezi hormon sisteminin yöneticisi ve düzenleyicisidir. Bunun yanı sıra salgıladığı büyüme hormonu ile bütün organ ve dokular uyumlu bir şekilde büyüyüp gelişirler. Vücuttaki yağ, protein ve karbonhidrat metabolizmasını da düzenler.
Yapılan araştırmalar sonucunda duygusal sağlığımızda ana etken olduğu anlaşılan serotonin (kendini iyi hissetme enzimi) salgısının üretiminden sorumlu olduğu saptanmıştır.
2) Enerjisel Fonksiyonu
❖ Alın çakrası bilinçlenmenin ve bilgeliğin merkezidir. Bilinçli olmak; bizi yoran, üzen, kısıtlayan düşünceleri ve inançları değiştirmek için önümüze çıkan fırsatları değerlendirmek demektir. Geçmişe takılı kalmadan ya da gelecekten endişe duymadan, anı yaşayabilmek, her günün değerini bilmek ve bu farkındalıkla var olmaktır. ❖ Altıncı çakraya genellikle “üçüncü göz” de denir. Burası sezgisel gücün (yaşananların yaşanma sebeplerinin fark edildiği) merkezidir. Kişinin zihinsel bedeni ile bağlantılıdır. ❖ Kişisel iradenin, Tanrısal iradeye teslimi bu çakranın enerjisi gereğidir. ❖ Uzaktan şifa vermede en önemli çakradır. Meditasyonda konsantrasyon merkezidir.
Kalplerin Gözleri – Simgesi; 96 yapraklı lotus
3) Enerjinin Dengede olması
❖ Kolaylıkla rehberlik alır, duru görü, imgeleme ve konsantrasyon gücü artar ve iç farkındalığı olur, enerjileri hisseder. ❖ Madde bağımlılığı, ölüm kaygısı (ki varsa, kök çakra ve alın çakrası birlikte çalışılır) ortadan kalkar. ❖ Hafıza ve irade gücü artar. ❖ Kendi içinde dengeyi sağlamak için, bir başkasına ihtiyaç duymaz. ❖ Yaşantısı, olumlu seçimler ve eylemler üzerine kuruludur. ❖ Alın çakrasındaki enerjinin dengede olmadığı zaman kişide; gerçeklerle yüzleşme kaygısı ve başkalarının tavsiyelerine güvenme kaygısı gibi kaygılar ortaya çıkar.
4) Aşırı Faaliyet
❖ Bilimin ispatladığı şeyleri anlar ve kabul eder. Mantıklıdır. Soyut kavramları, bilgileri bilim ve gerçek dışı bulduğundan dolayı reddeder. ❖ Başına gelen şeyler için başkalarını suçlayan düşünce yapısında olur. ❖ Aşırı otoriter, kendini beğenmiş, kibirli bir yapı oluşur. ❖ Yargılayıcıdır.
5) Enerjinin Bloke Olması
❖ Sadece gördüğünü algılar. Ruhsal gerçekleri reddeder. ❖ Yaşamın temel konuları üzerine odaklanır. Para, giyim, yemek, barınacak yer gibi. ❖ Zihinsel karışıklık yaşar, unutkanlık görülür. ❖ Amaçsızdır. Sorumluluk almak istemez. ❖ Kendi sezgilerine güvenmez. ❖ Anda yaşamayı beceremez.
6) Hastalıkları
Sinüs sorunları, nezle, saman nezlesi, migren, sinir iltihabı (zona gibi), körlük, katarakt, sağırlık, beyin tümörü, felç, iç kanama, nörolojik rahatsızlıklar, öğrenme güçlüğü.
Altıncı çakrayı yeniden açmak hiç şüphesizki kişisel cesaret gerektirir. Altıncı çakrası uzun bir süre kapalı olan kişi yoldan çıkmaya yatkındır. Açıldığı anda zor sorular peş peşe sıralanmaya başlar:
“Burada ne yapıyorsun? Niçin bedenin böyle görünüyor? Neden böyle hissediyor? Güzelliklere ve hayallerine ne oldu? Bu garip insanlar da kim? Allah aşkına burada neler oluyor?” Eğer mazeretiniz, bir açıklamanız ya da bir cevabınız yoksa o zaman kendinizi kutlayın! Demek ki evin yolunu buldunuz.
Şamanların varoluşlarından beri süregelen bir yöntemdir. Şamanlar manevi güç açısından yüksek donanıma sahip olsalar da işleri kolaylaştırmak ve kendilerine ek destek sağlamak için duru bir nesneye bilinç vererek ve bu duru nesneleri ruhlandırarak onları bir ulağa dönüştürmüşler, böylece kendilerine destek olan koruyucu ve yardımcı tılsımlar yapmışlardır. Duru nesnelerin bilinçlendirilmesi ve ruhlandırılmasına “eeren” denir. Eerenler, köz (nazar) değmesinden, korunmaya ve şifaya kadar destek olarak yapılan sihirlerdir.
2) Ayahuasca
Kalplerin Gözleri
Kalplerin Gözleri
Banisteriopsis caapi olarak da bilinen, Ayahuasca , jagube , caapi veya Yage , bir olan Güney Amerika sarmaşık ailesinin Malpighiaceae . Ayahuasca’nın yarısı, enteojenik (halüsinojenik) kullanımınınuzun bir geçmişine sahipbir kaynatma ve Amazon yağmur ormanlarının yerli halkları arasında bir “bitki öğretmeni” statüsüdür.
Kutsal Amazon bitki tıbbı zihin, beden ve ruhu iyileştirme gücü ile demlenmiş olan Ayahuasca, dünyanın her yerinden insanlara sesleniyor.
Amazon’a özgü en az iki yüksek bitkinin güçlü bir halüsinojenik karışımı olan ayahuasca yoğun bir psychedelic’tir. Saykodeliklerin sorumlu kullanımı bilinçaltı benliklerimize erişmemize ve iletişim kurmamıza yardımcı olabilir. Tecrübe ile, en berrak, uyanık rüyalar olarak tanımlanan gerçeküstü vizyoner durumlara binmeyi, sörf yapmayı, hatta “gezinmeyi” öğrenebiliriz. Tıp alanında, hayatı artıran mesajlar, genellikle “vizyon” olarak adlandırılan soyut, sembolik, arketipik ve evrensel dillerde gelir.
Tıpta, birçok insan kendi ruhları içinde sağlık için engelleri keşfeder ve kaldırır ve barış, ilham, açıklık, vahiy ve hatta tam paradigma değişimleri bulur. Bizi doğadan ayıran davranışlar ve sınırlar, birbirine bağlılık ve evrensel birlik vizyonlarına dönüşür. Peru Amazon’da güvenli bir set ve ortamda yetenekli rehberlerle seyahat ediyoruz. Tören, şamanların korunan, kutsal alanı düşündüğü maloka adı verilen yuvarlak bir binada yapılır.
Epifiz Bezi / DMT
Epifiz bezinin salgıladığı hormonlar içinde, üzerinde en çok konuşulan ve Epifiz bezine en çok kutsallık veren hormon DMT hormonudur. Bu hormon da diğerleri gibi geceleyin uyku sırasında, doğum ve ölüm anında salgılanan ve bir çeşit halüsinojen olan kimyasal maddedir. Esasında çok basit bir moleküldür. DMT geceleyin, rüyaların görüldüğü esnada salgılanır. Salgılanan hormon çok düşük miktardadır. Eğer salgılanan DMT miktarı fazla olursa beyinde algı değişimine yol açar. Peygamber hastalığı olarak da bilinen ‘Temporal Lob Epilepsisi’, beyinde yüksek miktarda DMT salgılanmasına sebep olduğu için farklı boyutlara kapılar açıyor ve bir takım şizofrenik halüsinasyonlara sebep oluyor.
Doğum ve ölüm esnasında salgılanan DMT miktarı, normal zamanlarda salgılananlardan daha fazladır. Doğumda DMT’nin daha çok salgılanması ile anne ve bebekte bir trans ve mutluluk hali gerçekleşir. Bu durumda anne doğum sancısına daha rahat katlanır, bebek de uyku halinde olduğu için yeni bir hayata sıkıntısız bir geçiş yapar. Araştırmalara göre bebek dünyaya geldiğinde, beyin omurilik sıvısında çok miktarda DMT bulunduğu tespit edilmiştir. Bebeklik ve küçük çocukluk döneminde beynin %40 daha aktif olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle de öğrenmeye ve spiritüel ilişkilere daha açıktırlar. Çocuklarda 2 yaşına kadar gelişimini tamamlayan Epifiz bezi, 12 yaşına geldiğinde oldukça küçülür ve kireçlenmeye başlar.
Epifiz bezinin küçük çocuklarda daha büyük ve daha aktif olması ve bu bezden salgılanan DMT ve diğer hormonların ergin kişilere nazaran daha fazla olması sonucu, onların zihnini manevi ve ruhani boyutlara daha açık hale getirir. Salgılanan hormonların miktarına göre de beyin ve zihin sistemlerinin ruhani ve metafizik boyutlara açıklık oranı, salgılanan hormonun miktarına bağlı olarak değişir. Eğer salgılanan hormon miktarı yüksekse metafizik boyutlara açıklık oranı da yüksek olur. Bu nedenle de bu çocuklar hayali varlıkları kolayca görebilirler, ergen hale geldiklerinde Epifiz bezleri küçülüp DMT salgıları azalacağından artık hayali varlıklar görmeyeceklerdir. Çocuklar buluğ çağına girdiklerinde şehvet duyguları artacağından, Epifiz bezi aktiviteleri yavaşlayıp, küçülecek ve daha az hormon salgılayacağından, diğer boyutlarla ilişkisi oldukça azalacaktır. Küçük çocuklarda yaşanan bu durum sadece DMT salgılanma oranıyla ilgilidir.
DMT insan bilinci üzerinde çok etkilidir. Bu hormon beyin içerisindeki Epifiz bezi ile salgılanmakla beraber, doğada bulunan basit bir bileşiktir. Bunun dışardan ağız yoluyla kontrolsüz bir şekilde alınması insan bilinci üzerinde büyük tahribat yapacağı gibi ölümlere de sebep olabilir. DMT sadece insanlarda ve canlılarda değil, bitkilerde de bulunmaktadır. Bitkiler doğadaki organizmalarla olan bağlantılarını DMT ile sağlamaktadırlar. Bir anlamda bitkilerin dili vazifesini görüyor.
Kalplerin Gözleri
30-40 yıl öncesine kadar DMT; işlevi olmayan bir fizyolojik gürültü olarak tanımlanıyordu. 1960’lı yıllarda Epifiz bezi üzerinde yapılan yoğun çalışmalar, DMT kullanılarak yapılan psikedelik (hayal gördüren) deneyler sonucunda, Epifiz bezi ve DMT pek çok ezoterik otoriteler ve bilim adamları tarafından ciddiye alınarak önemli bir organ olarak kabul gördü. Mevcut haliyle DMT yahut diğer adıyla Ruh Molekülü bir bilmece halini aldı.
Ezoterik olarak düşünüldüğünde Ruh iç dünyadır, molekül ise dış dünyadır. DMT ise bizi bilimden Ruh’a taşıyan bir uyarıcıdır. İnsanların çeşitli egzersizlerle veya doğal yapıları gereği Epifiz bezinin DMT salınımını artırmaları sonucu yaşadıkları deneyimler ile DMT’yi dışardan ağız yoluyla alarak yaşadıkları deneyimler arasında birçok benzerlikler vardır.
Bu deneyleri yaşayanlarla, ölüme yakın deneyleri yaşayanların gördükleri ve söyledikleri şeyler de birbirine yakındır. Epifiz bezinin ürettiği fazla miktarda DMT’nin etkisiyle veya dışardan ağız yoluyla alınan DMT’nin etkisiyle transa girenlerin anlattıklarına göre; bu kişilerin bilinçleri vücutlarını terk edip başka boyutlara geçiyor.
Hepsi de bu geçiş esnasında bir tünelden geçtiklerini, daha sonra çok değişik renklerdeki ışık alemine girdiklerini, sonra kendilerini beyaz bir ışığın içinde bulduklarını, orada farklı yapılarla, farklı bedenlerle karşılaştıklarını, büyük bir huzur içinde olduklarını, sonunda her şeyin bir olduğunu kavradıklarını ufak tefek nüanslarla anlatıyorlar. Yani ölmeden, ölümden sonrasını yaşadıklarını ifade ediyorlar. İşin enteresan tarafı, bu deneyimi yaşayan insanlarda çoğunlukla eski hallerine göre farklılıklar görünüyor. Daha uysal ve daha sevecen oldukları, öğrenme yeteneklerinin arttığı söyleniyor.
DMT deneyimleyenler ile yoğun meditasyon sonundaki deneyimler arasında da bir çok benzerlikler bulunduğu söylenmektedir. Sonuçta mistik deneyimlerin açığa çıkmasına neden olan şey, beyindeki Epifiz bezinin ürettiği DMT’dir. Çok fazla DMT psikedelik (hayal gördüren) bir etki yaratırken, yetersiz DMT ise dünyayı donuk, sönük ve gri görmemize yol açar. Bu nedenle DMT’ye ‘Ruh Molekülü’ deniyor. Diğer bir deyimle de ‘gerçeklik molekülü’ deniliyor.
Kireçlenmiş Epifiz Bezi Nasıl Temizlenir?
Her sabah uyandığınızda ilk iş olarak limonlu ılık su tüketmelisiniz. Dardanel tonlu salatamıza elma sirkesi eklemelisiniz. Bu gibi basit beslenme alışkanlıkları ile kireçli epifiz bezini temizleyebilirsiniz. Bunun yanı sıra tabii ki melatonin ile serotonin adedini artırıcı besinler de tüketmelisiniz. Ayrıca ayahuasca ve üzerlik tohumu epifiz bezinde etkilidir.
Epifiz bezinin günlük yaşamımızda diş macunlarında bolca bulunan Florürdür.
Özet geçmek gerekirse; tüm insanlar çeşitli yöntemlerle kendi gizemini çözmeye çalışmış. Olayın özü hep aynı kalmış, yöntemler değişmiş. Sufiler zikrederek Gözünü açmış, şamanlar ayahuasca’lı ayinleriyle. Mısırlılar sırrı Horus’ta aramış, Yahudiler Kaballa ile, Hintliler Ajna ile…