Etiket: sanat

  • Antik Mısır Yolculuğu

     

    Antik Mısır, insanlık tarihindeki en etkileyici ve gizemli medeniyetlerden biridir. Nil Nehri’nin verimli toprakları üzerinde yükselen bu eski uygarlık, binlerce yıl boyunca devam eden bir medeniyetin merkezi olmuştur. Antik Mısır, sadece piramitleri ve mumyalarıyla değil, aynı zamanda gelişmiş kültürü, dini inançları ve ileri düzeydeki bilimsel ve teknolojik başarılarıyla da bilinir. İşte Antik Mısır’ın bazı önemli yönleri:

    1. **Mısır’ın İmparatorluk Dönemi**: Antik Mısır, tarih boyunca farklı dönemlerden geçmiştir ancak en ihtişamlı dönemlerden biri Yeni Krallık dönemidir. Bu dönemde, Mısır İmparatorluğu güçlü ve zengin bir devlet olarak Nil Vadisi boyunca genişlemiş ve etkileyici yapılar inşa etmiştir.

    2. **Piramitler ve Tapınaklar**: Antik Mısır’ın en ünlü yapılarından biri piramitlerdir. Piramitler, firavunların mezarları olarak yapılmıştır ve ölülerin sonsuz yaşamı için bir geçiş olarak görülmüştür. Büyük Piramit, Giza’daki Khufu Piramidi’nin adıyla bilinir ve dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir. Ayrıca, tapınaklar da Mısır’ın dini ve kültürel hayatında önemli bir rol oynamıştır. Tapınaklar, tanrılara ibadet etmek ve dini törenler gerçekleştirmek için kullanılmıştır.

    3. **Mısır Tanrıları ve Mitolojisi**: Antik Mısır’ın çoktanrılı bir dini inancı vardı. Ra, Horus, Osiris, İsis ve Anubis gibi tanrılar, Mısır halkının günlük hayatında önemli bir rol oynamıştır. Mısır mitolojisi, ölüm sonrası yaşamı ve insanın ruhunun yolculuğunu anlatan derin ve karmaşık hikayeler içerir.

    4. **Hiyeroglif Yazısı**: Antik Mısır, dünyanın en eski yazı sistemlerinden biri olan hiyeroglifleri geliştirmiştir. Bu yazı sistemini anlamak ve çözmek, antik Mısır’ın tarihini ve kültürünü anlamak için önemlidir. Hiyeroglifler, tapınak duvarlarına, mezarlarına ve resmi belgelere yazılmıştır.

    5. **Mumifikasyon ve Ölüm Kültürü**: Antik Mısırlılar, ölülerin ruhlarının yaşamı sürdürebilmeleri için bedenlerini korumak amacıyla mumifikasyon uygulamışlardır. Mumyalar, ölülerin yanı sıra, onların yanına bırakılan hazineler ve eşyalarla birlikte mezar odalarında bulunmuştur. Bu ölüm kültürü, Mısır’ın ölüm sonrası yaşama ve ölümden sonraki hayata olan inançlarını yansıtır.

    Antik Mısır, bugün bile insanlığın hayranlık duyduğu bir medeniyet olmaya devam ediyor. Onların sanatı, mimarisi, bilimi ve dini inançları, dünya tarihine derin bir etki bırakmıştır ve günümüzde bile ilgi çekmektedir.

    Horus, antik Mısır tanrılarından biridir ve genellikle hükümdarlık, koruma ve iyileşme ile ilişkilendirilir.

    Bu sembolün sağ tarafı, sağ gözü temsil eder ve Horus’un güneş tanrısı Ra’yı simgeler. Sol taraf ise sol gözü temsil eder ve ay tanrıçası Thoth’u simgeler. Bir araya geldiklerinde, bu sembol dengenin ve korumanın sembolü olur.

    “`

    Ⲉⲏⲓ̈ⲉ ⲟ̅ⲃⲟ̅ⲗⲉ ⲡⲁⲣⲣⲟⲕⲟⲛ ⲁⲣⲣⲏⲧⲓⲟⲛ ⲁⲣⲣⲁⲓ̈ⲥⲟⲧ ⲛⲁⲡⲟⲧⲟⲥ ⲡⲓⲅ̅ⲅⲟⲕⲟⲩⲅⲓ ⲛ̅ⲃⲟⲗⲏ ⲛ̅ⲃⲁⲟ̅ⲗⲟⲥ ⲛ̅ⲃⲏⲓ̈ⲛⲉⲛ ⲛⲟⲃ̅ⲗⲓ ⲁⲛⲇ ⲙⲁⲛ ⲉⲛ ⲡⲁⲣⲣⲏⲧⲓⲟⲛ ⲉⲗ̅ⲓⲙⲁⲥ ⲡⲉⲛ ⲛⲁⲡⲟⲧⲟⲥ ⲡⲉⲡⲟⲧⲟⲥ ⲟⲛ ⲡⲁⲣⲣⲟⲕⲟⲛⲁⲩⲅⲓ ⲟⲛ ⲁⲃⲃⲁⲥ ⲉⲃⲟⲗ ⲛⲟⲩⲉⲓⲧⲟⲥ ⲁⲛⲇ ⲟⲛ ⲁⲃⲃⲁⲥ ⲉⲃⲟⲗ ⲛⲟⲩⲉⲓⲧⲟⲥ ⲁⲛⲇ ⲙⲟⲩⲧ ⲉⲃⲟⲗ ⲛⲟⲩⲉⲓⲧⲟⲥ

    “`

    Bu metin, hiyerogliflerin basit bir alfabesi olan Demotik alfabesi kullanılarak yazılmıştır ve çevirisi şu şekildedir:

    “Yaşam boyunca rahatlık arayışı, hayatımızı zenginleştirir. Başarı yolculuğunda sevgi ve bilgelik, ruhun ölümsüzlüğünü sağlar.”

    Bu, antik Mısır’da yaşam felsefesine ve değerlerine bir örnektir.

  • Havas İlmi Nedir? Detayları ve Bilinmeyenleri

     

     

     

    Havas ilmi, insanların nesnelerin içinde bulunan gizli güçleri anlama ve bu güçlerden faydalanma amacıyla geliştirilen bir bilgi alanıdır. Bu bilim dalı, eski çağlardan beri farklı kültürlerde ve geleneklerde var olmuş olsa da, İslam döneminde özellikle Şiiler, tasavvufçular ve bazı filozoflar tarafından ilgi görmüş ve kullanılmıştır.

     

    Havas ilmi genellikle semboller, dualar, tılsımlar, sayılar ve ritüeller gibi çeşitli araçlar aracılığıyla nesnelerin içinde bulunan gizli güçleri ortaya çıkarmayı veya etkilemeyi amaçlar. Bu güçlerin sağlık, korunma, aşk, zenginlik gibi çeşitli konularda etkili olduğuna inanılır. Havas ilmi uygulayıcıları, özel bilgi ve teknikler kullanarak çeşitli niyetlerine ulaşmaya çalışırlar.

     

    Ancak, havas ilminin bilimsel bir temeli olmadığı ve genellikle mistik veya dini inançlara dayandığı unutulmamalıdır. Ayrıca, havas ilmiyle ilgili iddiaların ve uygulamaların bilimsel doğruluğu veya etkinliği konusunda somut kanıtlar bulunmamaktadır. Bu nedenle, havas ilmi genellikle kişisel inançlar ve geleneksel uygulamaların bir parçası olarak kabul edilir.

     

    HAVAS KÜTÜPHANESİ /KİTAP İNDİR

    Vefkler / Hz Musa

     

    Vefkler, tarih boyunca farklı kültürlerde ve inanç sistemlerinde kullanılan, genellikle sembolik yazılar veya şekiller içeren, belirli bir amacı veya niyeti gerçekleştirmeye yönelik olarak hazırlanan nesnelerdir. İslam kültüründe de vefkler önemli bir yere sahiptir ve genellikle Kuran ayetleri, dua metinleri veya semboller içerirler.

     

    Hz. Musa’nın (AS) vefklerle ilişkilendirilmesi, İslam ve İbrahimi geleneğinde önemli bir yer tutar. İslam inancına göre, Hz. Musa Allah’ın elçilerinden biridir ve ona verilen mucizelerden biri de vefklerin gücüdür. Hz. Musa’nın, Tanrı’nın izniyle mucizeler gerçekleştirmek için kullandığı sembolik yazılar veya nesneler olduğuna inanılır.

     

    Hz. Musa’nın vefkleri, genellikle onun mucizelerinin bir ifadesi olarak kabul edilir. Bu vefklerin kullanımı, çeşitli amaçlar için olabilir; korunma, şifa, zenginlik veya diğer manevi hedefler gibi. Ancak, vefklerin kullanımıyla ilgili olarak İslam’da da bazı tartışmalar bulunmaktadır.

     

    Bazı İslam alimleri, vefklerin kullanımını desteklerken, diğerleri bu uygulamaları dinen sakıncalı veya bidat olarak değerlendirirler. Özellikle, vefklerin İslam’ın temel prensipleriyle uyumlu olup olmadığı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

     

    Hz. Musa’nın vefklerle ilişkilendirilmesi İslam inancının bir parçasıdır ve vefklerin kullanımıyla ilgili olarak farklı görüşler bulunmaktadır. Ancak, vefklerin İslam’da kökeni ve kullanımı hakkında daha derinlemesine bir anlayışa sahip olmak için İslam alimlerinin görüşlerini ve İslam’ın kutsal metinlerindeki ilgili pasajları incelemek önemlidir.

     

    Tılsımlar / Hz Süleyman

     
    Tılsımlar, tarih boyunca çeşitli kültürlerde ve inanç sistemlerinde önemli bir yere sahip olmuş gizemli nesnelerdir. İslam inancında da tılsımlar, Hz. Süleyman’a (AS) atfedilen mucizelerle ilişkilendirilmiştir. Hz. Süleyman, İslam geleneğinde Allah’ın elçilerinden biri olarak kabul edilir ve ona verilen özel yeteneklerden biri de tılsımların gücünü kullanabilmesidir.
     
    İslam inancına göre, Hz. Süleyman’ın tılsımlarıyla ilişkilendirilmesi, Tanrı’nın izniyle gerçekleştirdiği mucizeler arasındadır. Kuran’da da Hz. Süleyman’ın doğa ve cinler üzerinde kontrol sağladığı, rüzgarı yönlendirdiği ve hayvanlarla iletişim kurabildiği belirtilir. Bu mucizelerin arasında tılsımların da yer aldığı düşünülür.
     
    Tılsımlar genellikle sembolik yazılar, figürler veya formüller içeren nesnelerdir. İslam inancında, Kuran ayetleri, dua metinleri veya sembollerin tılsımların oluşturulmasında kullanıldığına inanılır. Bu tılsımların çeşitli amaçlar için kullanılabileceği düşünülür; korunma, şifa, zenginlik veya diğer manevi hedefler gibi.
     
    Ancak, İslam dünyasında tılsımların kullanımıyla ilgili olarak çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bazı İslam alimleri, tılsımların kullanımını desteklerken, diğerleri bu uygulamaları dinen sakıncalı veya bidat olarak değerlendirirler. Bazıları ise tılsımların sihir ve şirke yol açabileceğinden endişe ederler.
     
    Hz. Süleyman’ın tılsımlarla ilişkilendirilmesi İslam inancının bir parçasıdır ve tılsımların kullanımıyla ilgili olarak farklı görüşler bulunmaktadır. Ancak, tılsımların kökeni ve kullanımı hakkında daha derinlemesine bir anlayışa sahip olmak için İslam alimlerinin görüşlerini ve İslam’ın kutsal metinlerindeki ilgili pasajları incelemek önemlidir.
     

    Remil / Hz Danyal

     
    Remil Hz. Danyal’ın (aleyhisselam) bir parçasıdır. Bu ifade, İslam kültüründe ve tarihinde önemli bir yeri olan Danyal peygamberin yaşamı ve hikayesiyle bağlantılıdır. Danyal peygamber, İbrahimî geleneğe mensup bir peygamberdir ve İslam öncesi dönemlerde yaşamıştır.
     
    Danyal peygamberin hikayesi, İslam inancında ve hadislerde de sıkça bahsedilen bir konudur. Onun hikayesi, Babil’deki hükümdarlarla olan ilişkileri, zindana düşüşü ve orada yaşadığı deneyimler, rüyaları yorumlama yeteneği ve Allah’a olan bağlılığıyla öne çıkar. Ayrıca, onun hikayesi, kıyamet alametlerini de içerir ve insanlara doğru yolu gösterme misyonunu taşır.
     
    Remil, İslam öncesi Arap toplumunda kum üzerine çizilen çizgilerle fal bakma pratiği olarak bilinir. Ancak, Danyal peygamberin hikayesinde remil kelimesi, daha çok onun yaşamındaki olayları ve mucizeleri anlatmak için kullanılmıştır. Bu mucizeler arasında, zindanda bulunduğu sırada yaşadığı olaylar ve rüyaların yorumlanması gibi unsurlar yer alır.
     
    Danyal peygamber, İslam inancında bir nebi olarak kabul edilir, yani kendisine vahiy gelmemiş, ancak Allah’ın bir elçisi olarak gönderilmiştir. Onun yaşamı ve hikayesi, İslam literatüründe önemli bir yer tutar ve Müslümanlar için bir örneklik teşkil eder.
     
    Danyal peygamberin hikayesi, İslam coğrafyasında çeşitli kültürel ve dini uygulamalara da yansımıştır. Özellikle onun mucizeleri ve hikayesi, İslam kültüründe derinlemesine incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bu yorumlar arasında remil gibi kavramların da değerlendirilmesi ve hikayeye bağlı olarak anlamlandırılması önemlidir.
     
    Remil Hz. Danyal’ın hikayesinin bir parçası olarak ele alındığında, bu kavramın İslam inancı ve kültüründeki yerini ve Danyal peygamberin yaşamıyla ilişkisini anlamak önemlidir. Bu bağlamda, Danyal peygamberin hikayesi ve onunla bağlantılı kavramlar, İslam dünyasında derin bir anlam ve öneme sahiptir.

    Rüya İlmi / Hz Yusuf

     
    Rüya ilmi, İslam inancında önemli bir yer tutar ve bu konuda en bilinen figürlerden biri, Hz. Yusuf (aleyhisselam)’dur. Hz. Yusuf’un hikayesi, Kur’an’da geniş bir şekilde anlatılmıştır ve bu hikaye, rüya yorumu ve rüya ilminin önemli bir örneğini içerir.
     
    Hz. Yusuf’un hikayesi, rüya görme ve rüya yorumlama yeteneği ile başlar. Küçük yaşta rüyalar görmeye başlayan Yusuf, bu rüyaları babası Hz. Yakub (aleyhisselam)’a anlatır. Hz. Yakub, oğlunun rüyalarının Allah tarafından bir işareti olduğunu bilir ve ona güvenir. Bu durum, Hz. Yusuf’un ileride büyük olayların içinde yer alacağını ve Allah’ın ona bir görev verdiğini gösterir.
     
    Hz. Yusuf’un rüya yorumlama yeteneği, onun Mısır’da büyük bir devlet adamı haline gelmesine yol açar. Zindanda bulunduğu sırada iki mahkumun rüyalarını doğru bir şekilde yorumlar ve bu yeteneği sayesinde Firavun’un huzuruna çıkarılır. Firavun’un gördüğü rüyayı yorumlayarak Mısır’ın geleceği hakkında önemli bilgiler verir ve Firavun’un güvenini kazanır.
     
    Hz. Yusuf’un rüya ilmi, onun yaşamındaki dönüm noktalarından biridir. Bu ilim sayesinde zorlu yaşam koşullarında bile doğru kararlar verir ve insanlara yol gösterir. Ayrıca, bu hikaye, rüyaların insan hayatında önemli bir rol oynayabileceğini ve doğru bir şekilde yorumlandığında hayatın akışını değiştirebileceğini gösterir.
     
    İslam kültüründe, Hz. Yusuf’un rüya ilmi ve rüya yorumlama yeteneği, insanlara doğru yolu gösterme, adaleti savunma ve Allah’a olan teslimiyeti simgeler. Bu nedenle, Hz. Yusuf’un hikayesi, İslam literatüründe sıkça anlatılır ve üzerinde derinlemesine düşünülür.
     
    Hz. Yusuf’un hikayesi, rüya ilmi ve rüya yorumlama konusunda önemli bir örnektir. Bu hikaye, insanlara doğru yolu bulma, Allah’a güvenme ve zorluklar karşısında sabretme konularında ilham verir. Hz. Yusuf’un yaşamı, rüya ilminin insan hayatındaki etkisini ve Allah’ın kullarına verdiği nimetleri anlamamıza yardımcı olur.
     

    Ebced ve Cifir

    evladiniza isim hesablayin

    Ebcedi kullanalım…

    Ebced hesabında Arapça harflerin rakamsal değerlerini kullanaraktan, bazı işlemler ile hemen hemen her şey bulunabilir. Burada bizim için önemli olan Türkçe isimleri doğru olarak Arapça`ya çevirmek. Aksi takdirde çalışmaz. Sayfadaki tabloda da harflerin değerleri yazıyor. 3 tane unsur hesaplayacağım: Akıl, fikir ve burç.

    Akıl hesaplaması:

    ([Anne Adı] + [Çocuk Adı]) ÷ 9. Bu işlemden kalan rakam; akıl derecesini verir. Sıralama 0-8`e kadar gidiyor. 0, dengesiz zekâdır. Yani bir alanda çok iyi, başka bir alanda çok kötü gibi. O yüzden en ideali 8`dir.

    Fikir hesaplaması:

    ([Baba Adı] + [Çocuk Adı]) ÷ 9. Yine kalan; 0`dan 8`e kadar dereceyi verir.

    Burç hesaplaması:

    Burada hesap biraz daha değişik. Bu sefer toplamımızı 12`ye böleceğiz ve yine kalana bakacağız. Sıralama şöyle:

    1-Koç, 2- Boğa, 3- İkizler, 4- Yengeç, 5- Aslan, 6- Başak, 7- Terazi, 8- Akrep, 9- Yay, 10- Oğlak, 11- Kova, 12- Balık

    ([Anne Adı] + [Çocuk Adı]) ÷ 12. Kalan yukarıdaki gibi burçlara ayrılıyor. Şimdi bir tane canlı örnek yapalım: Anne adı Dilek olsun, çocuk adı Selçuk.

    Dilek adının ebcede göre puanlaması:

    Di(dal):4

    Le(lam):30

    K(kef): 20

    Toplam 54

    Selçuk adının ebcede göre hesabı ise:

    Se(Sin):60 L(lam): 30

    Cu(cim):3 K(kef): 20

    Toplam113

    Şimdi formülümüze göre hesaplayalım: ([Anne Adı] + [Çocuk Adı]) ÷ 12. Bu durumda, (54+113)÷12 kalanımız 7. O da terazi burcuna denk geliyor. Örnek olarak kendimi verdim ve ben terazi burcundanım. Bazı Türkçe isimlerin çevrilememesinden dolayı her zaman doğru olamayabilir.

     

    EBCED İLMİ NEDİR

    Ebced İlmi, bir hesaplama çeşidi olup, Arap alfabesindeki her harfin bir rakam değeri olduğu kabul edilerek yapılır. Harflerin taşıdığı sayı değerlerine dayanan hesap sistemi şeklinde de tarif edilmektedir.

    Arap harflerinin ebced düzenine göre dizilişinin Hazret-i Âdem’e (A.S.) dayandığı rivâyet edilir. Romalıların bu sistemle rakamlar kullandıkları bilinmektedir. Bu sistemin, İbrânîce ve Ârâmîce’nin de etkisiyle Nabatîce’den Arapçaya geçmiş bulunduğu ve Hz. Peygamber (S.A.V.) devrinde de olduğu gibi kullanıldığı bilinmektedir.

    Bu düzenleme ile alfabenin kullanıldığı tarih süreci içerisinde, zamanla bu harflere sayısal değerler verilmiş; bu sayısal değerler âlimler, edebiyatçılar ve şâirler tarafından makbul ve muteber karşılanmış ve kullanılmaya başlanmıştır. Şâirler ve edipler, yazdıkları eserlerde ebced hesabını kullanmışlar ve harflere verdikleri rakamsal değerler ile önemli tarihleri kaydetmişler; zaman içinde bu yöntem yaygınlaşma ve gelişme göstermiş; âdetâ Arap alfabesinin bir yan ilim dalı olarak olgunlaşmış ve adına da EBCED HESABIEBCED İLMİ veya CİFİR İLMİ denmiştir.

    Bu ilmin eski peygamberlerin kitaplarında da yer aldığına dair rivâyetlere işaret edilmiş “Bu ilme, ancak âhirzamanda gelecek olan Hz. Mehdî, hakkıyle vâkıf olur” diyen bazı âlimlerin görüşlerine de yer vermiştir.

    Sonuç olarak; Ebced hesabı geleceği keşfetmeye yeterli bir kaynak değildir. Gelecek Allah’ın ilminde, irâdesinde ve kudretindedir. Allah bildirmedikçe hiçbir kimse, hiçbir hesaplamayla yarının ne olacağı hakkında bir ön bilgiye veya tahmine sahip olamaz.

    Güzel bir tevafuktur ki, Ebced İlmi sisteminin asıl adı olan “Ebû câd” kelimesinin matematik değeri, 17 dir. İslamın ortaya çıktığı sırada, Mekke’de yazı bilenlerin sayısı da 17 idi.

    Ebced’in nümerik olarak değerlendirilmesi şu şekildedir:

    ELİF= 1 BE= 2 CİM= 3 DAL= 4 EBCED
    HE= 5 VÂV= 6 ZE= 7 HEVVEZ
    HA= 8 Tİ= 9 YÂ= 10 HUTTÎ
    KEF= 20 LÂM= 30 MİM= 40 NÛN= 50 KELEMEN
    SİN= 60 AYN= 70 FE= 80 SAT= 90 SA’FAS
    KAF= 100 RÂ= 200 ŞIN= 300 TE= 400 KARAŞET
    SE= 500 HA= 600 ZEL= 700 SEHAZ
    DAT= 800 ZI= 900 GAYN= 1000 DAZIGİLEN

    CİFİR (EBCED HESABI) İLMİ

    Bu ilim, Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) tarafından haram olarak hüküm verilip yasak edilen bir ilim tarzı değildir.

    Cifir ilmi, İslâmiyetten önce bazı Yahudî ve Hristiyan âlimleri tarafından amacından çıkartılarak kullanılmış olsa bile, İslâmiyetle birlikte, başta İmam-ı Ali ve Ca’fer-i Sâdık ve Muhyiddin-i Arabî ve İmam-ı Gazalî ve Beyazıd-ı Bistamî gibi İslâm büyükleri onu çok hayırlı ve menfaatli işlerde kullanmışlar ve onu gerçek amaç ve hedefine yönlendirmişlerdir.

    Ebcedin kelimeleri islâmiyetten önce, iki ehl-i kitap olan Yahudî ve Hristiyanlarda yirmi iki harf şeklinde kullanılmaktaydı. Sonra, islâm âlimleri Kur’an harflerinin tamamı olan 28 harfi tamamlamak üzere altı harfi daha ilave ettiler.

    Daha sonraları ise havass, tılsımat ile uğraşan bazı ulema, Ebcedi iki tarzda hesaplayarak, bazı âyetlerin tılsım ve tevafuklarını gerçekleştirmişlerdir.

    Ebcedin bu iki tarzını “Ebced-i Kebir” ve “Ebced-i Sagir” diye adlandırmışlardır.

    Türkçe telaffuzunda yanlış olarak “Cifir” diye kullanılıyorsa da, aslı Arabça’da “Cefir”dir. Anlamı,”küçük buzağı” demektir. Bu ilmin bu isimle anılma sebebi ise, Hz.Ali’nin (R.A.) diğer bir rivayette Cafer-i Sadık’ın bu ilmin esas plân ve krokisini bir küçük buzağı derisine yazmış olmasından kaynaklanır.

    Peygamberimiz’in (S.A.V.) hadîslerinde Ebced ve Cifir’e dair, hafif bir îma ile teşvik ettiği, kendisine soru soran Yahudi âlimlerine aynı ilimle cevap vermesi ve bu ilimlere işaret ettiği bilinmektedir.

    Ebcede teşvik eden bir hadîs-i şerif meali şöyledir:

    “Ebcedi ve tefsirini öğreniniz! Veyl olsun câhil âlime!.. Elif, Allah ve İlellah’tır. Yahud Allah isminden bir harftir. “Ba” Allah’ın hâlk ve icadıdır. “Cim”, Allah’ın behcetidir. “Dal” ise, Allah’ın dinidir.”

    İslam tarihinde Cifir ve Ebced İlmi o kadar etkili ve bilimsel olarak kullanılmıştır ki, Kur’an-ı Kerim’in nasıl rehber olarak kullanılabileceğine dair inanılmaz örnekler göstermişlerdir.

    İstanbul’un fethi için gerekli hazırlıkları ve altyapıyı oluşturan Fatih Sultan Mehmet Han bir türlü surları aşarak şehre giremez. Bir taraftan Hristiyanlar;

    “İstanbul kutsal şehirdir, hiç kimse bu şehri alamaz” diye propaganda yapmaktadırlar.

    Fatih Sultan Mehmet, vezirleri, komutanları ve ulemayı toplar. Onlarla istişare eder. Neden şehrin alınamadığını sorgular. Bir kısım ulema;

    “Padişahım bu şehri ancak Mehdi alacaktır. Rivayetlerde böyle gelmiştir. Dolayısıyla bu şehrin alınması kolay değildir. Muhasarayı kaldıralım” derler.

    Bunun üzerine orada bulunan Akşemsettin Bey; “Ben bu konuyu araştırayım. Toplantıya yarın devam edelim” der.

    Ertesi güne kadar gerek kaynaklardan aramaya gerekse manevi olarak “Murakabeye” varır.Ertesi gün istişarede,

    “Padişahım bu şehrin alınması size müyesser olacaktır. Kuşatmaya ve mücadeleye devam edelim. Sakın muhasarayı kaldırmayalım” der.

    Ulemanın bir kısmı sorar?

    “Siz buna nasıl kanaat getirdiniz. Deliliniz nedir? Keşif ve rüya şeraitte delil değildir. Bize kesin delil getirmen gerekir”derler.

    Akşemsettin;

    “Kur’ân-ı Kerimde geçen ‘Beldetün tayyibetün’ (Sebe, 34:15) doğrudan Mekke’ye işaret eder. Şeddesiz 8 harfi ile hicretin 8. senesinde fethedileceğine işaret eder. Aynen vaki olmuştur. Mekke’den sonra “Güzel belde” peygamberimizin “güzel ordu ve güzel asker” tarafından fethedileceği müjdelenen ikinci beldedir. Bu da ebced hesabı ile yine şeddesiz 857 eder. Bu sene hicrî 857 senesidir. İnşallah bu fetih bizlere nasip olacaktır” der.

    “Peygamberimizin (S.A.V.) ‘Mehdi İstanbul’u fethedecektir’ hadisine ne dersiniz” dediklerinde

    “Evet, hadis-i şerif doğrudur. Ancak o zaman Deccal İstanbul’a hâkim olacaktır. Mehdi tesbihler ve tekbirlerle Deccalın elinden yeniden alacaktır” cevabını verir.

    Kuşatmaya devam edilir ve İstanbul fethedilir. Bu sebepten dolayıdır ki Fatih Sultan Mehmet;“Ben, İstanbul’un fethinden çok içimizde Akşemsettin gibi bir âlimin bulunmasından dolayı seviniyorum. Onun yanında benim dizlerimin bağı çözülüyor”demiştir.

    Bu örnekte görüldüğü gibi Akşemsettin gelecekten haber vermemiş, ancak Kur’ân-ı Kerim’in bir i’cazını delil getirerek ve bu i’câzın ortaya çıkmasına Ebced ilmi ile olduğunu beyan ederek, İstanbul’un 857 hicri tarihinde fethedileceğine Kur’ânın işaret ettiğini ifade etmiştir. ‘Ben böyle diyorum’ dememiş, bilakis ‘Kur’ânın bu işaretinden bunu anlıyorum’ demiştir.

    Mimar Sinan, eserlerinde, boyutların modüler düzeninde çok sık kullanılmıştır. Temeli İslâmi kavramlardan oluşan bu düzene örnek olarak; Süleymaniye’de zeminden kubbe üzengi seviyesi 45, kubbe alemi 66 arşın yüksekliktedir. Ebced’e göre Âdem 45, Allah 66 etmektedir. Yine Selimiye’de kubbeyi taşıyan 8 ayağın merkezlerinden geçen dairenin çapı 45 arşındır. Kubbe kenarı zeminden 45, minare alemi buradan itibaren 66 arşındır. Süleymaniye ve Selimiye’nin görünen silüetleri 92 arşındır ki, bu da “Muhammed” kelimesinin karşılığıdır.

    VEFK İLİMLERİNDE CİFİR

    Ebced hesabı ve Cifir, vefk ilminde, astrolojide, tarih düşürmede ve define aramada kullanılmıştır.

    Ebced hesabının en fazla kullanıldığı yer hiç şüphesiz tarih düşürmedir. Bunun için o olayın tarihini verecek ustalıklı bir kelime veya mısra söylenir ki, hesaplandığında o olayın tarihi ortaya çıkar. “Tarih düşürme sanatı” adı verilen bu sanat, divan edebiyatı boyunca kullanılmış ve kitabelerde yer almıştır.Eski ve gelecek olayların tarihlerini bulmada Kur’an ve hadislerden yapılan çıkarımlarla geçmiş ve gelecek olaylara ait tahminler yapılmıştır. İstanbulun Fethinin “beldetun tayyibetun…” cümlesinden çıkartılması gibi.

    Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’ye yaşını sormuşlar, cevap olarak,

    “Hüdâ’dan bir küçüğüm, varın siz hesaplayıp bulun!” diye cevap vermiş.

    Hüdâ= (Hı)600 + (Dal)4 + (Elif)1 = 605 eder. Bu rivayete göre Mevlânâ 604 hicrî yılında doğmuş oluyor. Mevlânâ Hazretleri’nin ölümü ise İbret’i ifade eder. (Ayn)70 + (Be)2 + (Re)200 + (Te)400 = 672

    İslam ve tasavvuf araştırmacısı Prof.Annemarie Schimmel’e göre, müselles (üç haneli kare) diye bilinen, bütün yatay ve düşey satırlarda olduğu gibi, çapraz hatlarda da rakamlarının toplamı 15’i veren bir maharetli karenin İslâmî gelenekte çok yaygın bir yeri vardır.

    Bu karenin, diğer adıyla Vefk’in bu değeri, semâvî kimliğinden kaynaklanmaktadır. Bu (sihirli/maharetli) karede yer alan harfler, “B-Tı-D-keskin Z-H-C-V-elif-noktasız Hı” harfleridir. Vefkte bazen kendileri, bazen de ebced değerleri yazılan bu dokuz adet ebced harfinin, ilk defa Hz. Adem (A.S.)’e vahiy olarak geldiğine dair yaygın bir kanaat vardır. Karede yer aldıkları şekilde, sözkonusu dokuz harfin yukarıdaki sıraya göre, üçer üçer ebced değerleri şöyledir: 2+9+4=15, 7+5+3=15, 6+1+8=15

    Söz konusu meharetli kare, İmam-ı Gazalî tarafından da kabul görmüş, “bir tılsım olarak tesiri tecrübe ile sabit olduğu” ifade edilmiştir. Öyle ki, zamanla, Gazalî’nin karesi (müsellesü’l-Gazalî) şeklinde ün yapmıştır. Aslında bu etkin fonksiyona sahip karenin harfleri, Hz. Ali tarafından da, sırlı olarak kabul gördüğünü gösteren ifadeleri vardır. Esrarlı olduğu bilinen Celcelûtiye kasidesinde, Hz. Ali “Bi sırrı buduhin echezatın /betadin zehecin bi vahi’l-vehâ..”diyerek, bu sırlı harfleri, diğer bir kaç harfle beraber, münacatta kullanmıştır.

    Celcelutiye Duası Ebced Hesabına Göre Yazılmıştır:

    Hz. Ali’nin (R.A.) en meşhur Kaside-i Celcelutiyesi, baştan sona kadar ebced hesabı ve cifir ile düzenlenmiştir. “Bede’tu bi bismillah” cümlesiyle başlayan kasidenin son beyti, kaside sahibi Hz. Ali’nin ismini gösteren ve “Bunlar, yaratıklar insanlar için bir araya getiriliş ilimlerin sırları olup, Hz.Muhammed’in (S.A.V.)’in amcasının oğlu Ali’nin makalesidir” anlamına gelen:

    “Mekalu Aliyyin ve’bnu ammi Muhammedin ve sirru ulûmin lil-halaiki cümmiat” beytiyle sona ermiştir. kaside baştan sona kadar ebced hesabını gösterir şekildedir.Alimlere göre; Ebced Hesabı, esrarın anahtarıdır.

    Kur’an-ı Kerim’in pek çok açıdan mucizevî yönleri olduğu gibi, kelimelerinde, cümlelerinde ve nazmında da birçok harikalar vardır. Madem ki, Kur’an’ın ayet ve kelimelerinin gösterdiği gerçeklerde mucize izleri vardır, elbette o ayet ve kelimeleri oluşturan harflerinde de onun mucizevî işaretleri olacaktır.

    Allah’ın, sonsuz ilmiyle her şeyi nasıl kuşattığını ve her şeyi nasıl bir, bir saydığını gösteren tevafuk tablolarının ve kelimelerin aritmetik değerlerinin, Kur’an nezdindeki değerini anlamak için Kur’an’ın kendisine bakmak yeterlidir.

    1- “Allahumme Malike’l-mülk” (Ali İmran, 3/26) İfadesi:

    a. Bu ayette söz konusu olan “Allah” ve “Malik” isimlerinin buraya kadar ki tekrar sayısı: 319’dur.

    b. Bu ifadenin ebced değeri de 319’dur.

    c. Bu ifadenin yer aldığı ayet, Kur’an’ın 319. ayetidir.

    Bu ayet-i celile, tevafuk lisanıyla diyor ki: Mülkün maliki olan Allah, Kur’an’ın da sahibidir. Bütün mülkünü tek tek sayıp bildiği gibi, Kur’an’ın her tarafını da tek tek sayıp biliyor. Bu ise, Kur’an’ın O’ndan geldiğini gösterir.

    2- “İnneke le mine’l-mürselîn” :

    Bilindiği gibi, Hz.Muhammed (S.A.V.) 611 tarihinde peygamber olarak gönderilmiştir. Bunu ilan eden: “Şüphesiz Sen gönderilmiş peygamberlerdensin” mealindeki ayet, Kur’an’da iki yerde zikredilmiştir (Bakara,2/252; Yasin, 36/3).

    Ayetin asıl metni:“İnneke le mine’l-mürselîn” cümlenin harf sayısı (okunmayan vasıl hemzesi hariç) 13’tür. 13 harften meydana gelen bu cümlenin ebced değeri ise, 13’ün 47 katı olan 611’dir. Ayetin matematik değeri, anlamını teyid etmekte ve O’nun –miladî olarak- peygamber olduğu tarihi vermektedir.

    Bu bağlamda görülen bu tevafukları kör tesadüf rüzgârlarına havale etmek doğru değildir.

    3. “Eğer seni vefat ettirirsek..”:

    Kur’an’da Hz.Peygamber’e (S.A.V.) hitaben “Eğer seni vefat ettirirsek..” cümlesi üç defa geçmektedir. Bu cümle açıkça, Hz.Peygamber’in (S.A.V.) vefatından söz etmektedir. Geçtiği üç sure ve ayet numaraları da, Hz.Peygamber’in (S.A.V.) ömrü olan, 63’ü gösteriyor. Ayet ve Sure numaraları şöyledir: Yunus 10 /46, Ra’d 13/40 ve Ğafir 40/77. Buna göre, ayet numaralarının toplamı: 163’tür. Sure numaralarının toplamı ise, 63’ tür.

    “Eğer seni vefat ettirirsek” cümlesinin harf sayısı, 9’dur. 63 sayısı ise, 9’un 7 katıdır.

    Vefatı haber veren bu cümlenin -harfleriyle beraber- ebced değeri, 632’dir. Bu da Hz. Peygamber (S.A.V.)’in miladi vefat tarihidir. İşte tevafuk penceresinden gaybî haberlerin aşikar bir görüntüsü!

    Kur’ân’ın her kelimesi ve kelimelerdeki her bir harf Allah’ın ilim ve iradesiyle, özellikle belirli maksatlar ve mânalarla seçilmiştir. Her harfin yerine göre özel bir vazifesi vardır. Allah’ın ilmi, ezeli ve ebedi olmasından, onun kurmuş olduğu cümle ve kelimeler harf ve virgülüne kadar mana ve hikmet içerir. Gereksiz ve kısır kelimeler bulunmaz, her yönü ile manidardır. Bu etraflı ve geniş manaları sıradan ve avam insanlar her yönü ile idrak edemezler. Ancak ehil olan zatlar, bu hikmet ve manaları idrak edebilirler. Kimi zatlar ilmî kuvveti ile, kimi zatlar kalbî kuvveti ile, kimileri de Allah’ın inayeti ile vehbi bir tarzda Kur’an ve hadisin o geniş ve ince manalarını keşif ile tespit ediyorlar.

    • İnsanların hepsini anlayış, idrak ve hissediş bakımından aynı ve eşit görmek hem fıtrata, hem sosyoloji ilmine hem de realiteye aykırı bir tutumdur. Onun için Kur’an ve hadisleri sadece zahirî(görünen) anlamına indirgeyip, diğer ince ve latif manâlarını ve onu anlamakta ehil olan uzman kişileri yok sayıp inkar etmek, hamakat örneğidi.

    tedavi ve ruqya

    musallat icin cok güclü kendimin okudugu kotlamali ruqya

     

     
     
     
    Kisinin madde bagimliligindan kurtulmasini istiyorsan
    1. islem Nur suresinin 35.arapca yaz ve suya at ve icir!
    2. secenek
    kisinin atleti alinir ve limon suyu ile 111 defa elif harfi yazilir ve ardindan 11 defa verecegim dua okunur
    ecip eyyühel hatmahatlefyail,batyail,el reisul ekber (isim) söylenir mesela idrisden olma fatmadan dogma hulusi gibi (örnek) kötü aliskanliklardan kurtulsun denir
     
     
     
     
     

    Mümin cinler, Esma ve ayetlere hizmette bulunan varlıklar, hadimler, hüddamlar, ruhaniler, ulvi ve sufli âlemdekiler ve ricai gayb âlemindekiler aşağıdaki sayacağımız kokuları çok severler ve ervahı ruhaniye ( manevi âlem)’ i celp ve tesir altına almakta da bu kokular çok etkilidir. Bu kokular sürülüp onlardan yardım istendiği zaman daha seri bir şekilde yardıma gelirler biiznillah.

    * Gül Yağı

    * Sandal Yağı

    * Ud Yağı

    * Misk Yağı

    * Amber Yağı

    * Reyhan Yağı

    * Lavanta Yağı

    * Yasemin Yağı

    * Defne Yağı

    * Karanfil Yağı

    * Safran Yağı

    * Çörek Otu Yağı ( x )

    * Zeytin Yağı ( x )

    Not: (x) işaretli olanlar için: diğer kokulardan misal 3’er gr katılıyor ise bunlardan 1’er gr katılacak.

    Yukarıdaki kokular eşit miktarda karıştırılır. Elde edilen koku sürülür. Bu kokuların saf olmasına dikkat edilmesi lazımdır. Aksi halde netice hâsıl olmaz. Havas ilmiyle meşgul olanlar bu karışımı muhakkak kullanmalıdır. Bu sayede yapmış olduğu işlemler daha hızlı ve seri olur. 

    Bu kokuların etkisi şu şekilde görülebilir: Kâfir cinin musallat olduğu ve eziyet çektirdiği bir hastaya, bu karışım koklatılır koklatılmaz onu terk eder. Yukarıdaki bu karışım çokça tesirli ve etkili bir tertiptir.

    Ayrıca insanları tesir altına almak ve sözünü dinletmek içinde aşağıdaki kokulardan her hangi biri kullanılmalıdır

    * Lavanta Yağı,

    * Sandal,

    * Miski amber,

    * Reyhan Yağı

    Orjinal Süleyman a.s kasemi

    Bismillâhi’l hayyü’l kayyûmü’r-rahmâni’r-rahîmi rabbi cibrîle ve mîkâîle âhin âhin âhin âhin âhiyyen şerâhiyyen âhiyyen hâhiyyen nemâhiyyen edûnâyi esbâütin âli şeddâyi şel’ac’asın şelyekûşin taltîkeşin tatkelyûşin mehlûşehin behmeşin hemyûşin yeşhîsin şenâheşin mertatkeyûşin nâfehlemin guyûsen nâfgalâ sâvetin mâ a’zamü hazâ’l kelâm má a’zamü sültânillâhi men asâ esmâillâhü bin nari’l mukadeti es’ikû bihimü’r-recifi vel fezei’ş şedidi ver rev’il azîmi ve’l azâbi’l elimü.

    7 tekrarda niyet et kimi istersen çağır geliyor

     
     
    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=2chIzv71_14?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]
     
    Gerçek Zecr Kasemi Ve Uyarilar

    Ebi Hayyullahul Merzukinin rivayet ettiği Havas indine bir Hediyesi olan bu kasemi maalesef diğer bir çok sitede Farklı ve Hiç alakasız verilmiş olduğunu gördüm o yüzden bu kasemin gerçek kullanılmasını bilenlere ve diğer sitelere bu aciz den hediye olsun ALLAH RIZASI İÇİN DİĞER SİTELERE ÜYE OLANLAR BUNU KOPYALASIN GERÇEK ZECR KASEMİ BUDUR DİĞER SİTELERİN ZECR KASEMİ DİYE VERDİKLERİ ŞEYTANİLERİ ÇAĞIRMA AKSAMIDIR BAKIN O VERDİKLERİ KASEMİ OKUYANLARIN BİR MÜDDET SONRA ELLERİNDE AYAKLARINDA ŞİDDETLİ YANMALAR VE GARİP ÇIĞLIKLAR SESLER DUYMA GİBİ ANORMALLİKLER BAŞ GÖSTERECEKTİR. SIRF İNSANLARIN ZARAR GÖRMEMESİ İÇİN BU KASEMİN ASLINI YAZIYORUM LÜTFEN DİĞER SİTELERDE BUNUN ASLINI BİLMEYENLER NEDEN ZECR KASEMİ ADIYLA ŞEYTANİLERİ ÇAĞRI KASEMİ YAYINLAYIPTA VEBALE GİRERLER HİÇMİ ALLAHTAN KORKMUYORSUNUZ
    bu Zecr kasemini 3-5-7 defa okuyup, asi şeytanları yakmak istersen anında yanar bizinillah lakin işin erbabı olmayana tavsiye etmem. Her amelde bu kasemi üç (3-5-7) defa okursunuz. Hayır amellerinde güzel kokulu bir buhur, şer amellerinde ise kötü kokulu bir buhur yakarsanız iyi olur. Bu Kaseme Mülükü seba kasemide denir.Allahu alem bissevab
    Zecr Kasemi budur:
    Bismillâhirrahmânirrahiym. Aksemü aleykümeyyühel mülûk üs sebatül mukaddesûne beyne yedeyye rabbil âlemîn. Âhiyyen serâhiyyen edunâyi esbâûtin âli seddâyi. En tenzilû eyyühel ervâhil ulviyyetil müvekkileti bi hıdmetil sebatül fevkâniyyeti inzilû ales sebatü mülûkil ulviyyeti vel ulviyeti alel felekiyyeti vel felekiyyeti alel hevâiyyeti
    vel hevâiyyeti aler riyâhiyyeti ver riyâhiyyeti alel gamâmiyyeti vel gamâmiyyeti ales sehâbiyyeti ves sehabiyyeti alen nâriyyeti ven nâriyyeti ales sihriyyeti ves sihriyyeti alet turâbiyyeti vet turâbiyyeti alel ardıyyeti vel ardıyyeti alel mâiyeti vel mâiyyeti alel karâriyyeti vel karâriyyeti alel gavâsati vel gavâsati alâ men asâ ve temerrede ve tagâ min cünûdiiblîsi ecmaîn. Ve te’huzû bi nevâsîhim ve biefvâhihim müsriîne tâiîne billâhillezî lâ ilâhe illâ hüve nûrun azîmetî hâzihi alâ külli mâridin anîd ve
    seytânin merîdin min mülûkül cini ves seyâtîni vel ebâliseti ecmeîn. Ellâ ta’lû aleyye ve’tûnî müslimîne müsriîn. Ve men yu’rıd an zikri rabbihi yeslükhü azâben saadâ. Ve men yezı‘ minhüm anemrinânüzikhü min azâbis saîr. Ve lekad alimetil
    cinneti innehüm le muhdarûn. Tekâdüs semâvâtü yetefattarne minhü ve tensakkul ardu ve tehızzül cibâlü hedâ. Eyne mâ tekûnû ye’ti bikümüllâhi cemîan innallâhe alâ külli seyin kadîr. Eyne meymûn ebâ nûh ve ente yâ müzhibüs selâmüs selbü ve ente yâ ebyadu ibni iblîs ve ente yâ ahmeru ebâ muhriz ve ente yâ bürkân sâhibül
    acâibü ve ente yâ ebel velîd semhûres ve ente ya ebel hâris ebû mürreh ve ente yâ meymûn sâhiburubuud dünyâ ve ente yâ denhes sahibul vesvâs ve ente yâ zevbaatü ecîbû vahdurû ve accilû lit tâatü lillâhil aliyyül kebîru elevvelü elâhiru ezzâhiru
    elbâtinu elmelikü elkuddûsü esselâmü elmü’minu elmüheyminu elazîzü elcebbâru elmütekebbiru elhâliku elbâriu elmusavviru elmübdiu elmuîdu
    elahadu essamedu essâdiku eddâimu elbâkî elkâdiru nûran nûr ve nûrul envâr ve hâtemül esrâr ve mukevvirul leyli alen nehâri ve mükevvirun nehâri alel leyli ve müdebbirul fülkid devvârel âlemi bis sirri vel echârillezî lehül hamdü ven ni’meti vel
    azameti vel kibriyâü lâ ilâhe illâ hüver rahmânir rahîm. eyne mîkâîl eyne isrâfîl eyne derdeyâîl eyne rukyâîl eyne azrâîl eyne meytatarûn eynel müvekkilûne bi ervâhil cini ves seyâtînü eyne men izâ teleyte aleyhimül esmâi harrû li rabbihim
    süccedâ. Aksemtü aleyküm bi hakki men alel arsis tevâ ve alel mülkih tevâ ecîbû ifâle ve tü’merûne bihi entüm ve a’vâniküm ve beyneküm min kalbi en netmise vücûhan fenereddühâ alâ edbârihâ ev nelanihim kemâ leannâ eshâbis sebti ve kâne
    emrullâhi mefûl. Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihi yagfirleküm nim zünûbiküm ve yücirküm min azâbin elîm.ve men lâyücib dâiyallâhi feleyse bi
    mu’cizin fil ardı ve leyse lehü nim dûnihi evliyâü ülâike fî dalâlin mübîn. Demlâhin demlâhin berâhûlen berâhûlen heylen heylen selen selen tusriûne
    ecîbû bi hakki men lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehü küfüven ehad. Allâhü lâ ilâhe illâ hüve leyecmeanneküm ilâ yevmil kıyâmeti lâ raybe fîh.

     
     
    Uzaktan Büyü Sihir Çözme

    Öncelikle 7 Ayetel kürsi okuyun görevlilerinden koruma isteyin.
    niyetinizi yapın 100 İhlas okuyun.ihlas okumaya başlarken.. İhlas süresi görevlilerinden sizi ve sevdiklerinizi (büyülü kişilerde dahil) korumaya almasını isteyin.

    Ey bu ayeti kerimenin görevlileri Allahın izniyle ve rabbimin rızasıyla beni ve/veya falanca oğlu/kızı filanca yı tüm büyülerden sihirlerden musallatlardan korumaya almanızı diliyorum diyebilirsiniz..

    İhlas suresinin görevlilerinden nasıl koruma isteneceği konuda var,benzer ifadelerle ayetel kürsinin görevlilerinden de koruma istiyorsunuz….Sadece dikkat edeceğiniz şey,ayetel kürsi adından da anlaşılacağı gibi ayetdir,yani birinde ayetin görevlileri diyorsunuz diiğerinde sure-i şerifenin görevlileri diyorsunuz…

    __________________

    Surenin görevlilerine Allah rızası için her türlü büyü sihir yedirme içirme yakma, bana gizli sizlere açık ne varsa, hepsini Allah rızası için iptal edin deyin..yenilenmemesi için engeller koyun deyin. ve gelen bütün cin peri ruhani kötü her ne varsa Allah rızası için onlarıda alın iptal edin deyin.

    Üst üste 3 gün yapın, daha sonra hafta da bir yapın.. bir süre sonra Allah’ın izniyle birşeyiniz kalmaz. Ancak siz yinede arada ayda 2-3 kez de olsa niyetlenerek 100 ihlas suresini okuyun..
    negatif enerjilerden de korunmanızı sağlar….

    http://tlk.io/embed.js

    evden cikaran ruqye
    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=JzXdRS5cLD0?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]
    bedenden cikaran ruqye
     
    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=IA2UuNtHSus?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]
     
    Hertürlü saldirgan cini yakar
     
    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=OxL6RCMeINw?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]
     
    7 Kral cinden yapilan büyüler icin ruqye
     
    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=hR8ve6tx5YQ?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]
     
    pdf ayati hifz degerlidir
     
     
    ayehrz hirz ayetleri tedavisiayehrz 3476: RUKYENİN FAZÎLETİ VE RUKYE İLE İLGİLİ DUÂLARİnsanın kendisine rukye yapmasının fazîleti nedir? Bunun delilleri nelerdir? Bir kimse, kendisine rukye yaptığı zaman ne demelidir?Published Date: 2010-04-28Hamd, yalnızca Allah’adır.1. Müslümanın kendisine rukye yapmasının bir sakıncası yoktur. Bu onun için mübah, hatta güzel bir sünnettir.Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine rukye yapmış, ashâbından bazıları da kendilerine rukye yapmışlardır.Âişe’den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:(( أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا اشْتَكَى يَقْرَأُ عَلَى نَفْسِهِ بِالْـمُعَوِّذَاتِ، وَيَنْفُثُ، فَلَمَّـا اشْتَدَّ وَجَعُهُ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَيْهِ وَأَمْسَحُ بِيَدِهِ رَجَاءَ بَرَكَتِهَا. )) [رواه البخاري ومسلم]“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hastalığa yakalandğı zaman, kendi üzerine İhlas, Felak ve Nas sûrelerini (Muavvizât’ı) okur ve üfürürdü. Sancısı (ağrısı) arttığı zaman ise ben onun üzerine okurdum. Bereket ümit ederek eliyle de onun vücudunu meshederdum.“ (Buhârî; hadis no: 4728. Müslim; hadis no: 2192).Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bu ümmetten hesapsız ve azapsız olarak cennete girecek yetmiş bin kişinin özellikleri hakkında şöyle buyurmuştur:(( … هُمُ الَّذِينَ لاَ يَرْقُونَ، وَلا يَسْتَرْقُونَ، وَلا يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ.)) [ رواه مسلم ]“Onlar, rukye yapmazlar, başkasından kendilerine rukye yapmalarını istemezler, uğursuzluğa inanmazlar ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler (dayanırlar).“ (Müslim; hadis no: 220).Hadiste geçen:(( … لاَ يَرْقُونَ…)):“…rukye yapmazlar,…“Lafzı, hadisi rivâyet eden sahâbînin sözüdür:Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu söylememiştir. Bunun içindir ki Buhârî, bu hadisi rivâyet etmiş (hadis no: 5420), fakat orada bu lafzı zikretmemiştir.Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bunları (hesapsız ve azapsız olarak cennete girecek kimseleri) methederek onların kimseden kendilerine rukye yapmalarını istemediklerini belirtmiştir.Oysa rukye duâ cinsindendir.Ama bununla birlikte onlar hiç kimseden bunu istemezler. Hadiste ((لاَ يَرْقُونَ )) „rukye yapmazlar“ lafzı geçmektedir ki bu söz, yanlıştır. Çünkü onların kendilerine ve başkalarına rukye yapmaları güzel bir davranıştır. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hem kendisine, hem de başkasına rukye yapardı, fakat başkasından kendisine rukye yapmasını istememiştir. Çünkü kendisine ve başkasına yaptığı rukye, kendisine ve başkasına duâ etmesi cinsindendir. Zaten bu da kendisinin -sallallahu aleyhi ve sellem- emrolunduğu bir davranıştı. Zirâ Allah Teâlâ’nın Âdem, İbrahim ve Musa gibi peygamberlerin kıssalarında zikrettiği gibi, bütün peygamberler Allah Teâlâ’ya niyaz etmişler ve O’na yalvarıp yakarmışlar.“ (Mecmûu’l-Fetâvâ; c: 1, s: 182).İbn-i Kayim de -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:“((لاَ يَرْقُونَ )) „rukye yapmazlar“ lafzı, diğer lafızların arasında gelmiştir ki bu bazı râviler tarafından yapılan bir yanlıştır.“ (Hâdi’l-Ervâh“; c: 1, s: 89).Rukye, mü’minin ona devam etmesi gereken en büyük ve en önemli ilaçlardan birisidir.2. Müslümanın, kendisine veya başkasına rukye yaparken söylemesi meşrû olan duâlara gelince, bu duâlar pek çoktur. Bu duâların en büyüğü; Fâtiha, İhlas, Felak ve Nas sûreleridir.Nitekim Ebu Saîd el-Hudrî’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:((اِنْطَلَقَ نَفَرٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفْرَةٍ سَافَرُوهَا حَتَّى نَزَلُوا عَلَى حَيٍّ مِنْ أَحْيَاءِ الْعَرَبِ، فَاسْتَضَافُوهُمْ فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمْ، فَلُدِغَ سَيِّدُ ذَلِكَ الْـحَيِّ، فَسَعَوْا لَهُ بِكُلِّ شَيْءٍ لَا يَنْفَعُهُ شَيْءٌ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ: لَوْ أَتَيْتُمْ هَؤُلَاءِ الرَّهْطَ الَّذِينَ نَزَلُوا لَعَلَّهُ أَنْ يَكُونَ عِنْدَ بَعْضِهِمْ شَيْءٌ، فَأَتَوْهُمْ فَقَالُوا: يَا أَيُّهَا الرَّهْطُ! إِنَّ سَيِّدَنَا لُدِغَ، وَسَعَيْنَا لَهُ بِكُلِّ شَيْءٍ لَا يَنْفَعُهُ، فَهَلْ عِنْدَ أَحَدٍ مِنْكُمْ مِنْ شَيْءٍ؟ فَقَالَ بَعْضُهُمْ: نَعَمْ، وَاللهِ إِنِّي لَأَرْقِي، وَلَكِنْ وَاللهِ لَقَدِ اسْتَضَفْنَاكُمْ فَلَمْ تُضَيِّفُونَا، فَمَـا أَنَا بِرَاقٍ لَكُمْ حَتَّى تَجْعَلُوا لَنَا جُعْلًا، فَصَالَـحُوهُمْ عَلَى قَطِيعٍ مِنَ الْغَنَمِ، فَانْطَلَقَ يَتْفِلُ عَلَيْهِ وَيَقْرَأُ الْـحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَـمِينَ، فَكَأَنَّمَـا نُشِطَ مِنْ عِقَالٍ، فَانْطَلَقَ يَمْشِي وَمَا بِهِ قَلَبَةٌ، قَالَ: فَأَوْفَوْهُمْ جُعْلَهُمُ الَّذِي صَالَـحُوهُمْ عَلَيْهِ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ: اقْسِمُوا، فَقَالَ الَّذِي رَقَى: لَا تَفْعَلُوا حَتَّى نَأْتِيَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَنَذْكُرَ لَهُ الَّذِي كَانَ فَنَنْظُرَ مَا يَأْمُرُنَا، فَقَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرُوا لَهُ، فَقَالَ: وَمَا يُدْرِيكَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ؟ ثُمَّ قَالَ: قَدْ أَصَبْتُمْ، اقْسِمُوا وَاضْرِبُوا لِي مَعَكُمْ سَهْمـًا، فَضَحِكَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.)) [ رواه البخاري ومسلم ]“Bir grup sahâbî çıktıkları yolculukta Arap kabilelerinin birisinin yanından geçerlerken onlardan kendilerini misafir etmelerini istediler. Fakat kabile onları misâfir etmediler. Bir ara kabile reisini bir akrep soktu. Kabilenin fertleri onu tedavi etmek için her yola başvurdular ama hiçbir şey sonuç alamadılar.Aralarından birisi:- Şu konaklayan insanlara gidip de sorsanız, belki onlardan birisinin yanında fayda verecek bir şey vardır, dedi.Bunun üzerine yanlarına gittiler ve:- Ey topluluk! Efendimizi akrep soktu. Her yola başvurduk ama ona hiç bir şey fayda vermedi.Sizden herhangi birinizde efendimize fayda verecek bir şey var mı? dediler.Bir sahâbî:- Evet, Allah’a yemîn ederim ki ben rukye (Kur’an ile tedavi) yapabilirim. Ancak biz sizden bizi misafir etmenizi istedik, fakat siz bizi misafir etmediniz.Bize bir karşılık belirlemediğiniz sürece size rukye yapmam, dedi.Sonunda onlarla bir koyun sürüsü üzerinde anlaştılar. Sahâbî kabile reisine gidip Fâtiha sûresini okuyup adamın üzerine üflemeye başladı.Adam, devenin bağından çözülüşü gibi, sanki hiçbir şey olmamış gibi birden hızla yürümeye başladı. Bunun üzerine kabile fertleri, üzerinde anlaşılan koyun sürüsünü (30 tane koyunu) onlara verdiler.Sahâbeden bazıları birbirlerine:- Sürüyü aranızda paylaşın, dediler.Fakat rukye yapan sahâbî (Ebu Saîd el-Hudrî):- Hayır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‚in yanına gidip olup biteni ona anlatıncaya kadar paylaşmayın, bakalım bize ne buyuracak? dedi.Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‚in yanına gidip olup bitenleri anlattılar.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:- Onun (Fâtiha Sûresi’nin) rukye olduğunu nereden bildin? buyurdu. Sonra- İyi yapmışsınız (onu alın ve) aranızda paylaşın, bana da bir pay ayırın, buyurdu. Ardından Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gülümsedi.“ (Buhârî; hadis no: 2156. Müslim; hadis no: 2201).Âişe’den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:(( أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا اشْتَكَى يَقْرَأُ عَلَى نَفْسِهِ بِالْـمُعَوِّذَاتِ، وَيَنْفُثُ، فَلَمَّـا اشْتَدَّ وَجَعُهُ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَيْهِ وَأَمْسَحُ بِيَدِهِ رَجَاءَ بَرَكَتِهَا. )) [رواه البخاري ومسلم]“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hastalığa yakalandğı zaman, kendi üzerine İhlas, Felak ve Nas sûrelerini (Muavvizât’ı) okur ve üfürürdü. Sancısı (ağrısı) arttığı zaman ise ben onun üzerine okurdum. Bereket ümit ederek eliyle de onun vücudunu meshederdum.“ (Buhârî; hadis no: 4728. Müslim; hadis no: 2192).Hadiste geçen يَنْفُثُ)) )) lafzı, içerisinde tükürük olmadan hafifçe üfürmektir. Bazı âlimler, içerisinde hafif tükürükle üfürmektir, demişlerdir. (Bkz: İmam Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi; hadis no: 2192).Yine, sünnette gelen duâlardan bazıları şunlardır:Osman b. Ebi’l-Âs-tan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‚e gelerek müslüman olduğundan beri bedeninde hissettiği sancıyı ona şikâyet edince, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurmuştur:(( ضَعْ يَدَكَ عَلَى الَّذِي تَأَلَّمَ مِنْ جَسَدِكَ، وَقُلْ: بِاسْمِ اللهِ – ثَلَاثًا- وَقُلْ سَبْعَ مَرَّاتٍ: أَعُوذُ بِعِزَّةِ اللهِ وَقُدْرَتِهِ مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ وَأُحَاذِرُ. )) [رواه مسلم ]“Sağ elini, vücudunun ağrıyan yerine koy ve üç defa: Bismillah, yedi defa da şöyle de: Çektiğim sancının ve sakındığım (ağrının) şerrinden Al­lah’ın izzet ve kudretine sığınırım.“ (Müslim; hadis no: 2202).Tirmizî’nin rivâyetinde ise şu fazlalık vardır:(( قَالَ: فَفَعَلْتُ ذَلِكَ، فَأَذْهَبَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مَا كَانَ بِي، فَلَمْ أَزَلْ آمُرُ بِهِ أَهْلِي وَغَيْرَهُمْ.)) [ صححه الألباني في صحيح الترمذي ]“(Osman b. Ebi’l-Âs) dedi ki: (Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‚in) bana yaptım, Allah bendeki sancıyı (ağrıyı) giderdi. Ben de hâlâ âileme ve başkalarına böyle yapmalarını emrediyorum.“ (Elbânî; Sahîh-i Tirmizî; hadis no:1696).Abdullah b. Abbas’tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:(( كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُعَوِّذُ الْـحَسَنَ وَالْـحُسَيْنَ وَيَقُولُ: إِنَّ أَبَاكُمَـا كَانَ يُعَوِّذُ بِهَا إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ. أَعُوذُ بِكَلِمَـاتِ اللهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لامَّةٍ. )) [ رواه البخاري ]“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Hasan ve Hüseyin’e rukye yapar ve şöyle buyururdu:- Babanız (İbrahim -aleyhisselâm-, oğulları) İsmail ve İshak’a rukye yapar ve şöyle duâ ederdi:- Her şeytanın, her zehirli hayvanın ve nazar eden her gözün şerrinden, Allah’ın noksansız sözlerine (isimlerine, sıfatlarına ve Kur’an âyetlerine) sığınırım.“ (Buhârî; hadis no:3191).Yine de en iyisini Allah Teâlâ bilir.
     
    Yapılan büyüyü tersine çevirme – Büyüyü yapana iade etme uygulaması
     

    Abdest alınız ve hastayı iplikle ayetel kürsiyi okuyarak daire içine alınız.Bunu ihmal ederseniz sonra siz hasta gezersiniz haberiniz olsun.Gece 12’den sonra perşembe günü başlayınız, yazacaklarımı 7 gün hastaya okuyunuz ve 7 gün sonra büyü kişiden büyüyü yapana dönecektir. Arapçayı kendim türkçeleştiriyorum iç rahatlığıyla okuyabilirsiniz.herhangi bri sıkıntı yoktur.

    Okumaya başlamadan önünüze bir bardak su alın okuduklarınızı önce bardaga ,sonra hastaya üfleyin işlem bitince suyu hastaya içirin yedi gün bu şekilde birbardak suyu hastanıza içirin.

    1.gün okunacaklar

    1 .cisi (suretül vedduha )2 kere oku

    2. cisi (suretül inşirah)2 kere oku

    3. cüsü (suretül tekasür) 10 kere oku

    4 .cüsü (suretül asri) 10 kere oku

    5 .cisi (suretül nasr) 3 kere oku

    6.cısı (suretül ihlas) 3 kere oku

    7.cisi (suretül muavezeteyn)felak 3 kere,nas 3 kere

    8.cisi (suretül fatiha) 3 kere oku

    9.cusu (salavat- şerif) 3 kere oku

    CEZALLAHÜ ANNA MUHAMMMEDEN ,SALLALLAHÜ ALEYHİ VE SELLEME MA HÜVE EHLÜHÜ

    Bu şekilde 7 gün devam edin okumaya, 7gün sonunda var olan büyü sahibine geri döner.

    Okumaya perşembe gecesi başlayın.perşembe gecesi cumayı baglayan gecedir genelde büyüler cuma gecesi yapılır aynı gün siz de başlayın ki yapana gitsin.

     

    Irsali ve musallat etmek

     

    Neuzubillah eğer bir şedid düşmana hadim irsal etmek ve matluba musallat etmek istersen, gece kalkıp abdest alıp 2 rekat namaz kıl, selam verdikten sonra 1121 defa nas suresini oku, sonra 7 defa bunu oku:

    اجب يا وسواس وانت ياخناس بحق الملك الحاكم عليكم اله الناس من شر الوسواس الخناس اجيبوا وتوكلوا ياخدام هذه السورة الشريفة بحقها عليكم وطاعتها لديكم واذهبوا الى فالن بن فالن على صفاتى وهيئتى وشانى وصورتى وازجروه واضربوه بسالح من النار الى الصباح بحق هذه السورة عليكم وطاعتها لديكم الواحا الواحا العجل العجل الساعة الساعة

    Ecib ya vesvas ve ente ya hunnas bihakkil melikil hakimi aleyküm ilahinnas min şerril vesvasil hannas ecibu vetevekkelu ya huddamü hazihissuretişşerifeti bihakkiha aleyküm veta-atiha ledeyküm vezhebu ila fülan bin fülan ala sıfati ve hey-eti veşani ve sureti vezcuruhu vadribuhu bisilahin minennari ilessabahi bihakki hazihissureti aleyküm veta-atiha ledeyküm elvahan elvahan el-acel el-acel essa-ate essa-ate.

    اكر ميمون اسملى جنىي عدوه نكاح اتمك دلرسن وانكحوه الى الصباح درسين

    Hacet reva olduktan sonra yani matlup sana yaptıklarından pişman olduktan sonra bu ameli sonlandırmak için: zelzele suresini ve cuma suresinin son ayetlerini okursun.

     
     
     
     
    irsal-i hatif etmek
     
     

     7 gece 1000 defa “ kaf ha ya ayn sad “ okur ve yüzde 4 kerede aşağıda yazılı duayı kıraat edip matlubuna havale ederse hakkında okunan kimseye tesir eder, dilediğini yaptırır ve arzusunu kabul ettirir.

    bismillahirrahmanirrahıym* yete li yakdü haceti ve yüsehhıra li ruhan min ruhaniyyetihim yetemesselü li fülane ibni fülanete( burada kime tesir etmek istiyorsan onun ismini zikir et ) ala sıfati ve hey’eti ve künyeti fülane ibni fülanete( kendini veya görünmesini istediğin kimsenin ismini zikir et ) ecibü eyyetühel ervahur ruhaniyyetü vemdü ila fülan ibni fülanete( burada kime tesir etmek istiyorsan onun ismini söyle )vahrikü kalbehü vatmisü ala besarihi vaklikühü ve heddidühü ve’mürühü li rücüın ila mehalli fülanin hadıan zelilen ve illa yürselü aleyküma şüvazun min narin ve nühasün fela tentesıran* innet taate lillahi ve li esmaih*

     allahümme inni es’elüke bi kafi kifayetike ve bi hai hidayetike ve bi yai yekıynike ve bi ayni ınayetike ve bi sadı sıdkıke en tüsehhıra liyes seb’al mülüker ruhaniy

     

    Bismillahirrahmanirrahim. İnsarifû ilâ mekâniküm bârakellahü minküm ve aleyküm yâ ervâhıl ulviyetti ves süfliyyeti insarifû ilâ mevâtıniküm ve cealnâ min beyni eydiyhim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsırûn, bârakellahü minküm ve aleyküm

    bahsettiğim bu budur kardeşim,yaptığınız okumalardan sonra bunuda okursanız yaşayacağınız tehlikelerden kendinizi korumuş olursunuz

    yinede tavsiyem hem kendinize hemde karşınızdakine zarar vermemek için okuduklarınıza dikkat edin

    selam ve dua ile

     
    Evi Cinlerden ve Büyüden Temizlemek İçin …

    Evi Cinlerden ve Büyüden Temizlemek İçin

    Her gece Bakara suresi ve 3 Ezan ses bütün odalara yayılacak komşuları rahatsız etmeden dinleyin. yaklaşık 11 gün, 21 gün veya güçlü durumlar için40 gün için herhangi bir boşluk olmadan günde bir kez ya da iki kez sürekli olarak çalınabilir.Bu uygulama evinizi cinlerden ve büyüden temizleyecektir.
    Her gece sabırla rukayye dinleyin.

    Kara büyü / sihir bozma ve cinleri dışarı kovmak için
    11 veya 21 gün
    1. ‚Euzübillahimineşşeytanirracim” ile “Bismillahirrahmanirrahim“ 3 defa
    2. ‚Estağfirullahe’l-azîm La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah sallallahu aleyhi ve Sellem 40 defa
    3. Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber “ 40 defa
    4. Suresi Fatiha 1, Suresi ihlas 3
    5. „Bismillahi ya Hayyu ya Kayyum. Ya Zel Celali vel-İkram Ya Erhamerrahimin“ Niyet / Dua edin. Ey Allah’ım,ben yalnız sana ibadet ederim. ve yalnız senden Yardım isterim. Ey Allah’ım, ben bunu içerdiği erdemleri ve bereket bu mübarek ayetin, Ey Allah’ın kullanarak yardım talep ettiğiniz da bilinen yaratılışın tüm kötü etkiler tamamen beni tedavi ve (sihir, cin, nazar .. vs bana tetiklendiği bilinmemektedir lütfen ) ve bana tüm kötülük yaratılış etkiler nötralize ve bana iyi sağlık ve tüm kötülüklere karşı güçlü koruma vermek. Ey Allah’ım Senin engin rahmet ile benim amal / dua kabul ve Sen hariç tüm bağımsız olmak olun.“ Ya Muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni Bi Rahmetike Ya Erhamer Rahimin. Amin. Ya Rabbil alemin.“ 3 defa
    6. ALLAH Hümme Sali’ala Muhammed sallallahü `Aleyhi ve Sellem 21 defa

    7- Bu ayet -101 kez Sebe Suresi ayet 49, Yunus Suresi ayet 82, Mülk suresi 1.ayet oku sonra „Ya Kahharu“ 101 defa
    8. ALLAH Hümme Sali’ala Muhammed sallallahü `Aleyhi ve Sellem‘ 21 defa

    9. 5. maddeki duayı 3 veya 7 kez oku
    10. Amin. Amin. Ya rabbel Alemin.
    11.Okumaları Iki elinizle sonra içine 3 ,göğüs üzerinde tam güçle 3 defa yüz, kol ve vücut üzerine Bir şişe Su ve sirke içine tam güçle 3 kez üfleyin.
    12.11 ,21 veya 40 gün için bu ameli tekrarlayın.
    Okunmuş su günlük olarak en az 3 bardak içmek için kullanılmalıdır. Bir bardak Her gece suya kaya veya kristal tuz ekleyin ve tüm ev, yatak odası, mobilya, duvar, banyo hariç tavan vs üzerine sprey olarak püskürtün.Okunmuş sirke ile vücuda masaj yapın.Banyo suyuna katın ve için 7 veya 3 gün yapılmalıdır.

    sihir, büyü, cinler, bütün kötülük ve hastalıklardan kurtulmak için
    1-Kara büyü, cinler,Hastalık veya herhangi bir kötülüğün mağdurları „kişisel görev“ olarak aşağıdaki cümleyi okumalıdır.
    „Ya Şafi Ya Kafi Ya Baki, La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azim “ herhangi bir limit olmaksızın gece ve gündüz bol bol okunmalıdır.

    2- sihir, büyü, cinler, bütün kötülük ve hastalıktan korunmak için: Cuma namazıdan sonra her sabah ve akşam ve her Cuma kimseyle konuşmadan aşağadaki ayetleri hem kendine hem içme
    suyuna nefes et.
    • 7 salavat
    • 7 Fatiha suresi
    • 7 Ayetel kürsi
    • 7 Kafirun suresi
    • 7 hlas suresi
    • 7 Felak suresi
    • 7 Nas suresi
    • 7 salavat
    • ‚Amin‘ Amin ‚Amin. Ya Rabbel Alemin

    ruhsal şifa vücudu büyüden sihirden hastalıklardan ve kötü istelerden temizleyen gıdalar Doktor onayını aldıktan sonra uygulayın.
    • Nar (güç ve Cinlerden gelen vücut temizliği için): Nar suyu: Peygamber [SA] söz ettiği bu şu hadiste anlatılan şeytana / cinler getirmedi Potasyum, folik asit, vitamin ve Antioksidanlar ve yararları açısından zengin olduğunu „Nar 40 gün boyunca Şeytan ve kötü özlemleri sizi temizler“. Bu nedenle, son derece önemli tedavi sırasında mağdurun 12 den 7 gün kadar veya onun kolaylık günlük kahvaltıdan önce 1 bardak nar suyu içmesi önerilir. Nar suyuna 11 defa oku „Ya Şafi Ya Kafi Ya Baki, La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azim.

    • Güçlü olmak ve kara büyüye karşı korumak için: Acve Hurması her sabah 7 acve hurması yenilir. her birine
    Ezübesmele ile 1 ayetel kürsi ve 11 defa „Ya Şafi Ya Kafi Ya Baki, La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azim“.

    • Hastalıktan vücut temizliği için :Zeytin ve İncir Kuran-Kerim 95 / TÎN – 1.ayet “ Vet tîni vez zeytûn “ Tîn’e ve zeytûn’a andolsun. Kuranda Ben incir ve zeytin yemin ederim diyor
    Ayrıca şu hadislerde yararlarını gösterir Zeytinyağı-Hz Ebu Hureyre r.a anlatmasıdır Peygamber s.a.v belirtildiği gibi,Zeytinyağını yiyin ve onunla yağlanın O, mübarek, bereketli bir ağacın meyvesinden çıkar.Zeytinyağı 70 derde devadır.Zeytinyağı ile tedavi olun.Zeytinyağı 70 derde devadır.İmam Ali İncir ağızdaki kötü kokuyu giderir, kemikleri sağlamlaştırır, saç çıkarır ve hastalıkları uzaklaştırır.

    • Kavun (güç ve bereket için): Kavun vitamin üreten zengin bir besin kaynağıdır. Peygamber s.a.v Özellikle gebelikte kadınların yemesini tavsiye etmiştir. ve fiziksel yararları vardır ama aynı zamanda sadece bu da değil şu hadis gösterileri için kavun tavsiye etmiştir birçok ruhsal faydaları vardır.
    1-Peygamber s.a.v „dedi Yemekten önce kavun karpuz yemek şifadır.
    2-Peygamber s.a.v bu cennet meyvesidir ve 1000 bereket ve 1000 şefkatini içerdiğinden „meyve yiyeceğiniz zaman, kavun yiyin dedi. Bunun beslenme tedavileri her hastalık. „. Kavun en niyetiyle yemek zayıf hasta için onun bu nedenle tavsiye „, kendisi Güçlendirilmesi Allah’ın nimet ve şefkatini almak için kavun yiyin.

    • Nimet İçin Zem Zem suyu: Zemzem ne niyetle içilirse ona şifa olacağı hadislerde bildirilmiştir.
    1. Hz Aişe r.a o şişelerde onunla eve Zemzem suyu aldığını bildirdi ve Allah Resulü (Barış ve Allah’ın selamı ona olsun) onunla uzak bir kısmını aldı, „dedi, ve o dökmek için kullanılan Bu hasta ve onlara vereceğim „. içmeye (Tirmizi)
    2. Resulullah, salallahu alayhe sellem’in şöyle devam etti: „Bütün dünyevi suların en yüce olduğunu Zemzem olduğunu; orada tek bir aç ve hasta için medicne için yiyecek bulur.“ [Taberani]
    3. Resulullah, salallahu alayhe sellem’in şöyle demiştir: „Zemzem suyu biri için içki istediği budur. Kimse tam olarak içer, Allah onu tam yapar;; kimse iyileşmiş olması içiyor zaman, Allah onu iyileştirir ve bir onun thrist gidermek için içen, Allah onu doyurur. „[Ahmed ve İbn Mâce]

    sihir,kara büyü, cinler ve nazar için: 3 gece yapılır.
    • Abdestli ve kıbleye dönük seccade üzerine otur.
    • Euzübillahimineşşeytanirracim” ile “Bismillahirrahmanirrahim“ 3 defa
    • La İlahe illallah Muhammedün Resulullah sallallahu aleyhi ve Sellem ‚Estağfirullahe ve etûbu ileyh 100 defa
    • Kelime-i tevhid her 10 da „Muhammedün Resulullah sallallahu aleyhi ve Sellem ‚Estağfirullahe ve etûbu ileyh“ tekrarlanır.
    • 2 rekat hacet namazı kılınır.
    • „Ya Fettahu“ 100 veya 500 defa okunur.
    • Okuma sırasında „Aşırı uyuklama ve uyku“: Bu sihir etkisi ya da kara büyü olduğunu gösterir.
    • „Aşırı (istemsiz ağız açma) Esneme Bu Nazar etkisinin olduğunu gösterir.
    • „Terleme veya sıkışıklık veya boğulma“: Bu vücutta kötü cinlerin etkisi olduğunu gösterir.

    Herhangi bir büyülü tılsımları muskaları ve sihirli öğeler için:
    • su veya sirke alın.
    • Ya Selamu 51 defa
    • Ya Mumitu-501 defa
    su / sirke içine ağır taş yerleştirin. 24 saat boyunca bekletin.ağaç dibine gömün bu yapılan büyüyü bozacaktır.

    Ruhani Amellerin Uygulamasında Yapılacak

    1) Herhangi bir amele baslamadan önce
    emrindeki Mülükül ardiyyeden, yardımcılardan ve
    huddamlardan kendini çok iyi koruman gerekir. Bu
    koruyucu dualardan biriside şudur.

    Bismillâhirrahmânirrahîm. Hassentü nefsî bil
    hısnillezî esâsühü lâ ilâhe illallâhü ve bâbühü
    muhammedin rasûlullâhi ve hîtânüh. Selâmün
    kavlen mir rabbir rahîm. Ve dâiratüh. Lehümuakkibâtün min
    beyni yedeyhi ve min halfihi yahfezû- nehü min emrillâh.
    Hemtâ lemtâ enel esedü hümey şerdi sehmî neffiz bi fadli

    Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul hüvallâhü ehad.
    Allâhüs samed lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekül
    lehü küfüven ehad. Kul eûzü bi rabbil falak. Min
    şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ ve kab. Ve
    min şerrin neffâsâti fil ukad. Ve min şerri hâsidin izâ
    hased. Kul eûzu bi rabbinnâsi melikinnâsi ilahinnâsi
    min şerril vesvâsil hannâs. Ellezî yüvesvisü fî
    sudûrinnâs. Minel cinneti vennâs. Hassantü nefsî
    bil hayyül kayyûmüllezî lâ yemûtü ebeden ve defa’tü
    annis sûe vel ezâ bi elfi elfi lâ havle velâ kuvvete illâ
    billâhil aliyyil azîm. Ve sallallâhü alâ seyyidinâ
    muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.

    2) Bir amel yapıp da gerçeklesmesi gecikti ise kasemini veya azimetini okuduktan sonra şunu dersin:

    Accil eyyühel hâdim. Bi fı’li mâ emertüke bihi ve illâ zecertüke bi za’nefin nüsûr.

    3)Mekanın ummarını sarf etmek:
    Amel yapmak istedigin yerde ilk önce sarfı ummar yapman gerekir.
    Bu sarfı yapmadıgın takdirde yaptıgın
    amelden bir netice alamaz ve hiçbir faydasınıda göremezsin.

    Bu ilmin alimleri birçok çesitli dualar ve yollar göstermişlerdir. Bunlardan en iyisi de şudur. Bu duayı bir kağıt üzerine yazıp, bulunduğun mekanın duvarına asarsın:

    Hâzal kitâbi min ındi muhammedir rasûlullâhi sallallâhü aleyhi ve selem. İlâ men tereke hâzal mekâni minel ummâri vez zuvâr. Emmâ ba’dü fe inne lenâ ve leküm fil hakki sinetün fein künte
    eyyühel âmiru âsikan mûlian ev fâciran muktehımen ev zâımen hakan mübtilen hâzâ kitâbüllâhi yentıku aleyküm bil hakki innâ künnâ nestensihu mâ küntüm ta!melûn. ve rasulina yektübûne mâ
    temkerûn ütrukû sâhibı kitâbî hâzâ ven talakû ilâ abedetil evsân. Ve lâ tedu meallâhi ilâhen âhara lâ ilâhe illâ hüve küllü şeyin hâlikun illâ vechehü lehül
    hukmü ve ileyhi turceûn. Lâ yunsarûn. Hâ mîm ayın sîn kâf teferraka a’da ullâhi ve beleğat huccetullâh.Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
    Feseyekfîkehümullâhi ve hüves semîul alîm. Ve sallallâhü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.

    4) Vesveseyi sarf etmek:

    Amelden başka hiçbir şeyle meşgul olmamak gerekir. Eğer vesvese olursa, bir
    yudum şekerli su içer ve himmetini toplarsın. Himmetini topladıktan sonra ameline başlarsın. Eğer vesvese
    olmazsa ameline devam edersin.

    Şayet vesvese olursa
    yedi (7) defa söyle dersin:

    İstecertü bi rasûlullâhü sallallâhü aleyhi ve selem.

    Daha sonra vesvese gidene kadar Salavati
    serife getirirsin.

    Eger böylede vesvese gitmezse, sağ
    avuç içini kalbine koyup yedi (7) defa şöyle dersin:

    Sübhânel melikül kuddûsül hallâkul feâlü in yeşe’yüzhibküm ve ye’ti bi halkin cedîd. Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz.

    Bunun ardından da yedi (7) defa Nas suresini okursun.

    Vesvese gider ve ameline devam edersin.

    ——–

    Uhruc duası “olarak bilinen bu dua, hemen her derde deva dua olarak okunan yarı Arapça bir duadır.

    Yel (kulunç), bel ağrısı, şeytan ve cinlerden gelen rahatsızlıklar,
    vücuda giren periler için;
    migren ,baş, diş, göz, kulak

    gibi vücuda giren ağrıları çıkarmak için okuna gelmiştir.

    Uygulamdan önce yapılması ve okumada dikkatli olunması gerekenler:
    Abdestli olun.
    Günde 2 defa olamak üzere,3 gün veya 7 gün okuyun.
    aslolan hayırlı neticeler alana kadar ısrar edilmelidir.

    sabah namazını kılın,güneş saatine kadarda,sayısız olarak, istiğfar ve salavatü şerifler okuyun ve  güneş saatinde (takvimlerde güneş saati yazar)1defa bu duayı okuyun.
    1 defada, ikindi ezanından sonra,ikindi namazını kılın, ve okumaya başlayın

    Duada „uhruç“(çık)kelimelerine gelince uhruç dedikten sonra hastaya üflenmeli ve hafifçe boynuna sırtına hastanın canını yakmadan vurulmalı.(vurur gibi yapmalı)

    Hastada olağındışlı tikler,bağırmalar titremeler olabilir,her sıkıntısı olan bu dualardanetkilenir,etkilenmesi duanın kötülüğnden değil,hastanın iyileşeceğinin işaretidir.
    (sadece bu dualar değil her etkili dualarda olur)
    Hastaya musallat olan cinler bu okumadan rahatsız olur ve hastayı sıkarki,vaz geçsin veya başkası okuyorsa kendini okutturmasın diye hastaya tazzik uygularlar,hasta veya tedavi eden okuyan,devam ederse musallat olan cinler ya hastayı terk eder veya yanarlar.
    her iki durumdada hasta rahatlar,sıkıntılardan kurtulur,
    bi-iznillahiteala.

    Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racim-
    Bismillahi’r-rahmani’r-rahiym
    Bismillahirrahmanirrahiym.
    Bismillahi uhruc
    ve billahi uhruc
    ve lillahi uhruc
    ve tallahi uhruc
    ve billahillezi uhruc
    ve bihakkı Tevrat-ı Musa uhruc
    ve bihakkı İncil-i İsa uhruc
    ve bihakkı Zebur-i Davud uhruc
    ve bihakkı Furkan-ı Muhammed uhruc
    ve 124 bin peygamber hürmeti için uhruc.
    Ve Cebrail ve Mıkail ve İsrafil ve Azrail hürmeti için uhruc.
    Ve sekiz cennet ve yedi cehennem hürmeti için uhruc.
    Kamer ve şems hürmeti için uhruc.
    Kar ve yağmur hürmeti için uhruc.
    Harut ve Marut hürmeti için uhruc.
    Mağarada yatan gaziler ve Ashab-ı Kehf hürmeti için uhruc.
    Şam ve Bağdat ve Mısır evliyaları hürmeti için uhruc.
    Trablus ve Tunus ve Cezayir erleri hürmeti için uhruc.
    Zağvan ve Kayrayan evliyalar hürmeti için uhruc.

    Mekke ve Medine’de yatan enbiyalar hürmeti için uhruc.
    Ve Kuds-ü şerif hürmeti için uhruc.
    Ve Beyti’l-Mamur hürmeti için uhruc
    ve dört bin dört yüz(4400) tabakat erenleri hürmeti için uhruc.
    ve Hatemü’n-nebiyyin Muhammedü’r-Resulullah hürmeti için uhruc.

    Ve bi-hürmeti Arşi’l-Azim uhruc.

    Felekin hasenattin,felekin hasenatin, felekin hasenet.

    Şerberaşiyyen(3kere)

    Karkaraşiyyan(3kere),

    Seccedet(3kere).

    Mulhakan(3kere),

    Evlazzan(3kere),

    Bihi(3kere),

    Üskün(3Kere),

    Uhruc!(3Kere),

    Bi-hürmeti hazihi Allahümme 6666 ayat-ı Kur’an hürmeti için uhruc.

    Yel isen, karayel isen, bevasır isen uhruc.

    Muhammed Mustafa (s.a.v) perilerinden isen uhruc.

    Seyyid Ahmed-, Kebir perilerinden isen uhruc.

    Süleyman peygamber perilerinden isen uhruc.

    Kaf Dağı ardındaki perilerden isen ve pınar başında ve ayağında ve ağaçlar dibinde ve sular kenarında olanlardan isen uhruc.

    Narla karışıp gelenlerden isen uhruc.

    Yarım baş ağrısından isen uhruc.

    Göz, bel ve her ne ağrıyla girdinse uhruc.

    Yetmiş iki (72)halkın mazlemesi (inlemesi) seni tutsun.

    Eğer bırakıb gitmezsen uhruc.

    Eğer bırakıb gitmezsen karayel seni kapsın uhruç.
    (Falandan olma, filandan doğma, filan)’dan eğer bırakıb gitmez isen uhruç.
    La havle vela kuvvete illa billahi’l-Aliyyi’l-Aziym.

    Ya Allah, ya Allah, ya Allah;

     

    (Hastanın bilinci yerinde ise buradan(alttan) itibaren hastada sizle beraber tekrar etsin okusun)

    Bismillahirrahmanirrahim.
    Bismillahi ve billahi ve tallahi ve minellahi.
    La naksudu sivake ve entel melikül müheyminü fevkal arşi’l-Aziym.
    Ente’l-Melikü’r-Rahim.
    Kesirül hayri Rahimen, Raufen, Vahiden, Sameden, Azizen, Azıymen, Ğaffaran, Kahharan ve Meliken Settara.
    Ya Hannan, ya Mennan ya Rahim, ya Rahman.
    Bihakkı sureti’r-Rahman.
    YaFettah, ya Rezzak, ya Ğanniyyü, ya Muğni.
    İkdi haceti ve tekfini mühimmati ya hafiyyel-eltaf neccina mimma nehaf.
    Vakdi anni’d-deynil-Ekbera.

    ve ilallâhi vel hamdulillâhi ve lâ ilâhe vallâhu ekber 
    ve eûzü ve ecellü mime ehad ve ahzer. 
    Allâh-u Ekberu Kebiran 
    vel hamdulillâhi kesîran 
    ve subhânallâhi kesîran 
    ve subhânallâhi bukraten ve esile. 

    Bismilmillâhi Şâfî, bismillâhi Kâfî, bismillâhi muafi,
     bismillâhillezi lâ yedurru me asmihi şey’un fil erdı. 

    Ve lâ fissemâi ve huvessemîul alîm 
    ve nünezzilü minel Kur’ân mâ hüve şifâün ve rahmetün lil mü’minîyn.

     

    Euzü billahi Rabbi ve Rabbuküma ve Halıki ve Halikukuma ve Musavviri ve Musavviriküma.
    Halikı’s-suveri ve Razıkı’l-beşer.
    Euzu billahi min cemii’l-afatı vel ahati ve’l-belai vel emrazi ve’l-eskami vel-keseli ve’l-humudi vel hayal.
    Uizü „hamile kitabi“ („hamile kitabi“bu iki cümle,bir kağıda hastanın korunması için yazılırsa hamile kitabe yazısı ilave edilir,okuma esnasında gerek yoktur)
    haza bi Esmaike’l-Azam ve alaike’t-temam.
    Ya zel-Celali vel ikram.

    Uyarı:sizlere kaynağını vermek isterdim ancak kaynağına ulaşamadım.

    ben duaları sizlere paylaşmadanönce kaynağına bakarım,
    kaynağından sonrada içeriğine bakarım,
    uygulama şekline,metoduna bakarım,
    kaynağını bulamamışta olsam,içeriği kötü değilse,uygulamda haram günah yoksa,bu durumda sizlerle paylaşırım.

    Bu duada da yanlış söz yok,
    yanlış uygulama yok,

    Her hangi bir duayı okumadan önce sizlerde aynı yolu takip edin,
    birde herşey tamda olsa kalbine danış!,kalbin mutmain olmuyorsa!,
    bu durumda bir başka ayete veya duaya bak,
    zira kalpte evham ve şübhe olmaması çok önemlidir.
    inanarak oku mevlam şifalar versin.

    amin…

    Havas Uygulamaları ve Dualar için Açık ve kapalı günler

    ZİLHİCCE AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    3,5,6,8,13,16,20,23,24,25. günleri kapalıdır…
    ZİLHİCCE AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    1,2,4,7,9,10,11,12,14,15,17,18,19,21,22,26
    ayın sonuna kadar açıktır…

    MUHARREM AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    3,4,5,6,13,16,23,24,25. günleri kapalıdır…
    MUHARREM AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    1,2,7,8,9,10,11,12,14,17,18,19,20,21,22,26,27,28,2 9,30. günleri açıktır…

    CEMAZİYEL AHİR AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    1,3,4,5,11,13,16,23,24,25.
    CEMAZİYEL AHİR AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    2,,6,7,8,9,10,12,14,15,17,18,19,20,21,22,26,27 ayın sonuna kadar açıktır…

    ZİLKADE AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    2,3,5,13,16,23,24,25. günleri kapalıdır..
    ZİLKADE AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    1,4,6,7,8,9,10,11,12,14,15,17,18,19,20,21,22,26 ayın sonuna kadar açıktır…

    ŞEVVAL AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    3,4,5,6,8,13,16,20,23,24,25. günleri kapalıdır..
    ŞEVVAL AYININ AÇIK GÜNLERİ:

    1,2,7,9,10,11,12,14,15,17,18,19,21,22,26 ayın sonuna kadar açıktır…

    RAMAZAN AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    3,5,6,8,9,13,16,23,24,25. günleri kapalıdır…
    RAMAZAN AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    1,2,4,7,10,11,12,14,15,17,18,19,20,21,22,26,27 ayın sonuna kadar açıktır…

    ŞABAN AYININ KAPALI GÜNLERİ.
    2,3,4,5,11,13,16,23,24,25. günleri kapalıdır…
    ŞABAN AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    1,6,7,8,9,10,12,14,15,17,18,19,20,21,22,26,27 ayın sonuna kadar açıktır…

    RECEB AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    3,5,9,10,11,13,16,23,24,25. günleri kapalıdır…
    RECEB AYININ AÇIK GÜNLERİ:

    1,2,4,6,7,8,12,14,15,17,18,19,20,21,22,26,27 ayın sonuna kadar açıktır…

    CEMAZİYEL EVVEL AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    1,3,5,10,13,15,16,23,24,25. günleri kapalıdır…
    CEMAZİYEL EVVEL AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    2,4,6,7,8,9,11,12,14,17,18,19,20,21,22,26,27 ayın sonuna kadar açıktır…

    REBİÜL AHİR AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    1,3,5,11,13,15,16,23,24,25. günleri kapalıdır…
    REBİÜL AHİR AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    2,4,6,7,8,9,10,,12,14,17,18,19,20,21,22,26,27,28,2 9,30. günleri açıktır…

    REBİÜL EVVEL AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    3,4,5,10,13,15,16,23,24,25. günleri kapalıdır…
    REBİÜL EVVEL AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    1,2,6,7,8,9,11,12,14,17,18,19,20,21,22,26,27,28,29 ,30. günleri açıktır…

    SAFER AYININ KAPALI GÜNLERİ:
    3,5,6,11,13,16,20,23,24,25. günleri kapalıdır…
    SAFER AYININ AÇIK GÜNLERİ:
    1,2,4,7,8,9,10,11,12,14,15,17,18,19,21,22,26,27,28 ,29,30. günleri açıktır…

    Yıllara göre değişiklik göstermiyor,her seneye bu takvim uygulanabiliyor…Evlerinizde bulunduracağınız bir günlük takvimden ya da netten arabi aylar takvimini takip edebilirsiniz…

    Her ne kadar dua ve zikir için özel saat ve gün mevhumuna karşı olsam da üyelerimiz arasında çok merak edilen,ısrarla aranan açık ve kapalı gün listesini vermek mecburiyeti hasıl oldu…..

    Dua etme isteği hissettiğiniz anda sizin dua vaktiniz gelmiş demektir,bunu asla gözardı etmeyin….

    Eğer dua için özel bir saat ve gün tesbit edilmesi gerekseydi
    bunun temeli kutsal kitabımızda ve peygamber efendimizin hadislerinde yerini bulurdu…

    Kuran-ı Kerimde buyrulmuş,Allaha en güzel isimleriyle dua edin,hatta atınızın nalının çivisini bile Allahtan isteyin ifadesinde asla zaman ve gün şartı koyulmamıştır…

    Bence hepsi uydurma safsatalardır,bazıları peygamber efendimizden (s.a.v) uydurma hadislerle kimisi de evliyalığa
    ermiş mübarek zatların eserlerinde yer almış gibi gösterilmiştir…..

    Yüce dinimize hurafeler ve bidatlar ilave edilerek ibadetin ve duanın çok özel ritüeller gibi gösterilmeye çalışılması islam dinine yapılan en büyük kötülüktür….

    ERVÂH’I DA’VET ETMENiN SARTLARI imam Ca’feri sadık (Radiyallahü anh) der ki:

    Bir kimse da’vet yapıp, Süleyman Aleyhisselam gibi ervâhtan birisini yanında hazır etmek, ervâhı kendisine mûti‘ edip ona hükmetmek, hazine ve defineler açmak, tılsımat bozmak, divlere hükmetmek, gaibten rızık getirtmek, bütün insanları kendine mûti‘ ve münkâd etmek, bir mahbubu dösegi ile yanında hazır etmek dünyada her ne türlü maksadı varsa, Allah Teala’nın izniyle bu yol ile elde eder.
    (Yüce Allah c.c. a yemin ederim ki, bu söz imam Ca’feri Sadık’a r.a isnad edilmis bir yalandır).


    Adı geçen bu maksatların ele geçmesi için ervâh ile asinalık kesb etmek lazımdır. Da’vet ilminde becerikli olmak gerekir. Çünkü bunun gibi kâr ervâh ameliyle olur ve onların kuvvetiyle amele gelir.


    Bu amelin üstadı Belinyas Hakim der ki: Bu da’vet ilmi yüce bir ilim olup Enbiya’nın yoludur. Bu yüzden bu da’vet ilmi ülema ve fadıllarla ilgilidir.

    Belinyas Hakim iskender Aleyhisselamın bas veziri idi. Bu da’vet ilminde becerikli olup, tılsımat ilminde de bir benzeri yoktu. iskender Aleyhisselamın galip kuvveti kainatı zapt edip, düsmanına zafer buldugu Belinyas Hakimin da’vet ilminde becerikli olmasından dolayı idi.

    Ne zaman iskender Aleyhisselam bir ordu ile savasıp aciz kalsa, Hakim Belinyas da’vet kuvvetiyle ervâhı toplar, ervâhta Tekvinleri toplayıp, maglup iken galip olurdu.


    Bir yerde define olsa Hakim Belinyas o defineyi ervâha açtırıp, iskender Aleyhisselam’ın askerlerine ihsan ederdi.


    Hakim Belinyas der ki: Bu da’vet ilminin sekiz sartı vardır.


    Birinci sart: Hayvani olan gıdalardan yememek, kendi nefsini kendine muti etmek ve nefsine düsmanlık etmek lazımdır. Hatasız olan nefsi ruhani kuvvet bulur. Çünkü nefsi ruhanisi galip gelir ve o kisiye ervâh yakın olur. Yiyeceklerin nebati olup, her gün iki ekmek yersin. Oda yüz dirhem olmalıdır. Daima temizlik üzere olmalı ve ibadetten geri kalmamalıdır. Bu babta mugi ( ? ) fazla olur.


    ikinci sart: Da’vet ehline yedi sise ve her sisede her
    günün müvekkel melegin ismini, seklini, hatemini, azimetini, casusunu, tercümanını soru ve cevabını bilmek lazımdır. Çünkü da’vet ehlinin bunları bilmesi sarttır. Allah Teala nın izniyle asagıda izah edelim.


    Üçüncü sart: Saatlerini ve buhurlarını bilmek lazımdır. Da’vet ehline yedi kürsi, yedi buhurdanlık, yedi cerir (ip), yedi renk elbise (Her elbisenin rengi yedi gezegen renginde olmalıdır), yedi hatabe (Odun), yedi mendil, yedi çesit medh, yedi mülükün isimleri ve Cinni büyüklerin isimlerini bilmek lazımdır. insâallahü Teala Allah Teala nın izniyle asagıda izah edilecektir.








     
    Dördüncü sart: Da’vet sahibi büyük bir makamda, büyük bir tepede, büyük bir köskte, akar su kenarında, bir çesme yanında veya bir kapı yanında olmalıdır. Da’vet edilen yerde 24 peygamberin ismi bir kagıt veya duvar üzerinde yazılı olmalıdır. Hiç degilse Bâri ismi serifi yazılı olmalıdır. Âdem Havvâ Sît Nûh Suayb Mûsâ Lût Sâlih Üzeyr Lokmân Eyyûb ibrâhîm Dâvud Süleymân Zekeriyâ Ya’kûb ishâk Yûsuf Îsâ Meryem Hûd Hıdır ilyâs Muhammed inil Mustafâ. Dört Halife olan: Ali Osmân Ömer Ebûbekr

    Besinci şart: Da’vet sahibinin mekanında Kedi, Köpek, Katır, Horoz, Maymun, Yılan ve bunlara benzer hayvanlar olmamalıdır. Çünkü ervâh bunlardan incinir ve da’vete gelmezler. Komsulardan dahi Köpek avazı isitilmemelidir. Da’vet edilen mekana fasitleri, beynamazları ve kadınları koymamalıdır. Mekanda ok, kılıç, tüfek ve benzeri silahlar olmamalıdır. Bunun gibi silahlardan korkarlar.


    Altıncı şart: Da’vet sahibi yolculuga çıktıgı zaman yanında yedi çesit mendil olmalı ve yedi türlü azaim bilmelidir. Her sehre girdigi zaman orada da’vet yapmalıdır. Sehre girecegi zaman Ahidname-i Süleymanı okuyarak buhurunu yakmalıdır. Çünkü o sehrin müvekkellerini da’vet edip, onlarla asinalık yapmalıdır. O bölügü kendine muti‘ edip dost etmelidir. Her ayın basında Ahidname-i Süleymanı okumalı ve buhurlarını yakmalıdır.


    Ahidname’nin buhurları sunlardır; Ud, Seker, Laden, Mastaki, Centiyane ve Kündür (Beyaz olmalı) dür. Bu altı adet ıtlatın üzerine Dokuz (9) defa Ahidname-i Süleymanı okuyup yakmalıdır. Yedinci şart: Günes her ay yani otuz (30) günde bir burca tahvil (Dönmek) eder. Yukarıda yazılmıs olan burçlardır. Da’vet ehline yedi (7) Meligi da’vet etmek gerekir.


    Dokuz (9) defa Ahidname-i Süleymanı okuyup yakmalıdır.



    Yedinci şart: Günes her ay yani otuz (30) günde bir

    burca tahvil (Dönmek) eder. Yukarıda yazılmıs olan
    burçlardır. Da’vet ehline yedi (7) Meligi da’vet etmek
    gerekir.






    Günes Hamel burcuna geldigi zaman Melik Ahmer’i da’vet etmelidir.

    Günes Sevr burcuna geldigi zaman Melik Denhes’i da’vet etmelidir.

    Günes Cevza burcuna geldigi zaman Melik Meytatarun’u da’vet etmelidir.

    Günes Seretan burcuna geldigi zaman Melik Meymun’u da’vet etmelidir.

    Günes Esed burcuna geldigi zaman Melik Semhures’i da’vet etmelidir.

    Günes Sünbüle burcuna geldigi zaman Melik Seyyid’i da’vet etmelidir.

    Günes Mizan burcuna geldigi zaman Melik Ebi Ahnef’i da’vet etmelidir.

    Günes Akreb burcuna geldigi zaman Melik Ebyad’ı da’vet etmelidir.

    Bunları da’vet ettikten sonra bes melik daha vardir ki, bunlar seytanlar ve divler üzerine müvekkeldir.

    Dört Feristeh daha vardır ki, bunlar Allah’ın yanına yakın olanlardır. Bunların büyükleri Adem Aleyhisselam ın Mushafı serifinde izah edilmistir.

    Batı üstadlarından söyle dinlenmistir; Cinnilerin Melikleri çok ciddidir. Ama her bir makamda bir takım müvekkeller olup, davet sahibi olan kimse o makamdaki müvekkelleri dahi da’vet etmelidir.

    iyi bilinsin ki! Da’vet sahibi o mahallin müvekkellerini da’vet edip ele geçiremezse, bu babda maksat hasıl olmaz. Sehirde, köyde ve hepsinde bir müvekkel melek vardır ki, o cinler müvekkel melege mahkumdur.

    Bilki! Cinlerin padisahı, vezirleri, kadıları, beylerbeyleri, vaizleri, hatipleri, hesap yapıcıları, müderrisleri, ögretmenleri ve casusları vardır. Bunları da’vet edip, yanında hazır ettikten sonra, o müvekkel melegi da’vet edersin. Müvekkel melek gelince söyle dersin: “Ey

    müvekkel olan melek! Bana bir Cin ulusu lazımdır. Ya vezirden, ya Kadıdan, ya Vaizden, ya müderristen, ya muhtesibten, ya sahından veya gayrisinden bir müvekkel Cinni istiyorum.“ O müvekkel olan melek, taleb ettigin müvekkeli verir.

    Eger istersen; Melik Cinniyi yanında hazır eder ve bunlardan hacet dilersin.

    Bunun için; Üç gün oruç tutup dördüncü günü büyük bir daga veya daha önce açıkladıgımız gibi büyük bir evde mendil bırakırsın.

    O mendilin dairesi bir kâr sıfat olmalıdır. O mendilin etrafında Ayetel kürsi yazılı olmalıdır. Da’vet sahibi o mendilin ortasına oturmalı ve buhurunu yakmalıdır.

    Kendi kitabını önüne koyup, bir kılıç ile bir harbe alıp, ikisinide kınından çıkarıp, koymalı ki, divlerden emin olur. Çünkü divler ve cinler harp aletlerinden korkarlar. Bundan sonra Beriyyan ezanını okursun.

    Beriyyan ezanı budur: Mâlihun mâlihun selhevî selhevî kelkelbuvî kelkelbuvî mâhüm mâhüm mehâlikî mehâlikî kurûbi kurûbün hübüküm hübüküm hâmendi bi rabbi tevhîdi bi rabbi tevhîdi ve bi rabbi Yâsîn vel kurânil hakîmi ve ebâ Muhammed in seyyidil murselîne ihdırûnî ve etîûnî. not:alttaki resmin basıda orjinali takip edebilir siniz arapca bilenler okuyabilir beriyya eza..

    Ondan sonra Ahidname-i Süleyman bin Davudu yedi (7) defa okur ve okurkende buhurunu yakarsın.

    Daha sonra her ne dilersen hacetini istersin.

    Her defasında Süleyman bin Davudu okur ve basını açarsın. Her defasındada Süleyman bin Davudu okudugun zaman secde edersin.

    Bilki! Ahidname-i Süleyman bin Davud okunmazsa davet etsen bile davete icabet etmezler ve Melik Cinni gelmez.

    Nitekim Ayetel Kürsi okunmayınca müslimanların melikini da’vet etsen, da’vete icabet etmez ve gelmez. Ahidname-i Süleyman bin Davud okunmayan da’vete müvekkel melik gelmez.

    Ahidname’nin gerçegi dünyada az bulunur. Bu Ahidname-i Süleyman bin Davud’un yıllarca dersini çekip otuz (30) yılda bulduk ve tecrübe ettik.

    Allah c.c. a hamdolsun rast geldi. Gerektir ki; Cinlerden sana muti olmak istemeyen ve da’vet sahibine zarar vermek isteyen Cinniyi müvekkel melege sikayet edersin.

    Müvekkel Melek o cinniye ceza verir veya he sahibine zarar vermek isteyen Cinniyi müvekkel melege sikayet lak eder.

    Sekizinci sart: Da’vet sahibi olan kimse bu Ahidname-i Süleyman bin Davud’u kesinlikle bilmesi lazımdır. Ahidnamesiz da’vete gelmeleri kesinlikle mümkün degildir.

    Asagıda gelecek olan Ahitname-i Süleyman azim olup, özellikle aziz tutmak lazımdır. Hak Sübhanehü ve Teala nın yüce isimleri bunun içinde zikir edilmistir.

    Dünyada bu Ahidnameye sahip olmak lazımdır. Sahip olduktan sonra gerisi kolaylıkla olur. Bu fakir hatasız olarak bir harfini bile gizlemeden tamamen eksiksiz olarak yazdım ki, bu kitaba sahip olan kimseler asla zorluk çekmesin

    Ahidname-i Süleyman bin Davud budur:

    Bismillâhirrahmânirrahîm. Vallâhü alâ mâ nekûlü vekîlün. Ve âhedetküm bi ahdillâhi ve mîsâkihi. Ve esmâihil mukaddeseti. Bi kelimâtillâhit tâmmâti. Ve bi ızzetihi ve sultânihi ve ceberûtihi. Ve tâati fî halkıhi ve azametihi. Ve arsihi ve kürsihi ve ardıhi ve semâvâtihi ve cennetihi ve nârihi fe halaktüm li süleymân ibni dâvud aleyhisselâm. En lâ yuhâliku ahdike ve lâ mîsâkıküm ve lâ an mâ yenzelallâhü ileyke min esmâihil mübâraketil meymûnetil mukaddeseti. En lâ yeûdi bi seyinmin ma’sıyetike ba’dehü yevminâ hâzâ ve zâlike yevmi kellezî tesmiyeti zâlikel yevmi min evvelihü ilâ müntehâ feizâ kürühâ hâzihil ahdi. Ve hâzel yevmillezî âhedtüm bi nebiyyullâhi beynenâ ve beyneküm kefîlün ve vekîlün ve hâzihi yütâlibüküm minkümen entüm hâliktümül hamdü min benî âdeme ve benâti havvâ ev yühâlifü ehadün min ceysiküm alâ en te’huzûhü a’lâ beriyyetehin feuhzibetüm bi zâlike ve kultüm semi’nâ ve eta’nâ. Li hâzel melikil musalleti aleynâ ve bi hâtemis sihîrilletî sehharalenâ. Lehâ ve akrarnâ bi zâlike Feytatûsin ve Mebûsin ve Evbusin ve Lestıynâbisin fe innî halaknâ ahdike ve eseruhü fî cemîı benî âdeme ve benâti havvâ. Fe ente fî halli mînâ ve min dîmâînâ ve esârinâ ve esbârinâ lihûminâ ındeke ve lâ ya’fikenâ min ba’dinâ ve ba’deke ve hâtemi süleymân ibni dâvud alel cinni ves seyâtîni. Minel islâmi alel cinni ves seyâtîni. Vel gaylânis sehharati ve ümmüs sübyâni vel âyâtihi. Ve bi hurmeti hâzihil ahdi ve lid da’veti ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

    Ey Talip! Ma’lum olsun ki; Bu sekiz (8) sartı ile Ahidname-i Süleyman bin Davud’u bilmeyen da’vet yapmaya asla kadir degildir.

    Cin Mektubu

    Peygamber efendimizn, cinlerin zararlarından Müslümanları korumak için Hz. Ali’ye yazdırdığı bir mektuptur. Üzerinde taşıyana ve evinde bulundurana o mahluklar zarar veremez.

    Eshab-ı kiramdan Ebu Dücane hazretleri anlatır: Yatıyordum. Değirmen sesi gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi, ses duydum ve şimşek gibi, parıltı gördüm. Başımı kaldırdım. Odanın ortasında, siyah bir şey yükseldiğini gördüm. Elimle yokladım. Kirpi derisi gibi idi. Yüzüme, kıvılcım gibi şeyler atmaya başladı. Hemen Resulullaha gidip, anlattım. Buyurdu ki:

    «Ya Eba Dücane, Allahü teâlâ, evine hayır ve bereket versin!»

    Kalem ve kağıt istedi. Hz. Ali’ye bir mektup yazdırdı. Mektubu alıp, eve götürdüm. Başımın altına koyup, uyudum. Feryat eden bir ses, beni uyandırdı. Diyordu ki:

    «Ya Eba Dücane, bu mektupla bizi yaktın. Senin sahibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektubu bizim karşımızdan kaldırmaktan başka, bizim için kurtuluş yoktur. Artık, senin ve komşularının evine gelemeyeceğiz. Bu mektubun bulunduğu yerlere gelemeyiz.»

    Ona dedim ki, sahibimden izin almadıkça bu mektubu kaldırmam. Cin ağlamasından, feryadından, o gece, bana çok uzun geldi. Sabah namazını, mescitte kıldıktan sonra, cinnin sözlerini anlattım. Rasulullah buyurdu ki:

    «O mektubu kaldır. Yoksa, mektubun acısını, kıyamete kadar çekerler.» [1][2]

    Tam Metin

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيْمِ

    هَذَا كِتاَبٌ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللهِ رَبِّ العَالَمِينَ إلَى مَنْ طَرَقَ الدَّارَ مِنَ الْعُمَّارِ وَالزُّوَّارِ وَالسَّائِحِينَ إلاَّ طَارِقاً يَطْرُقُ بِخَيْرٍ ياَ اللهُ. أَمَّا بَعْدُ فَإنَّ لَناَ وَلَكُمْ فِي الْحَقِّ سِعَةً فَإنْ تَكُ عَاشِقاً مُولِعاً أوْ فَاجِراً مُقْتَحِماً أَوْ رَاعِياً مُبْطِلاً فَهَذاَ كِتاَبُ اللهِ تَعَالىَ يَنْطِقُ عَلَيْنَا وَعَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ إنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلوُنَ وَرُسُلُنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ اُتْرُكُوا صَاحِبَ كِتَابِي هَذاَ وَانْطَلِقوُا إلىَ عَبَدَةِ اْلأصْنَامِ وَاْلأوْثاَنِ وَإلىَ مَنْ تَزْعُمُ أَنَّ مَعَ اللهِ إلَـهاً آخَرَ لاَ إلَـهَ إلاَّ هُوَ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإلَيْهِ تُرْجَعُونَ، حم لا يُنْصَرُونَ، حمعسق تُغْلَبُونَ حم وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ تُفْرَقُ أعْدَاءُ اللهِ وَبَلَغَتْ حُجَّةُ اللهِ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قَوَّةَ إلاَّ بِاللهِ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

    cinmektubu

    Kaynaklar

    [1] Delail-ün-nübüvve, Tezkire-i Kurtubi
    [2] Hasâis-i Kübrâ, c.2, s.369. Beyhâki. Ebu Ducâne’den rivâyet edilmiştir.

    Etrafımızda Bir Cinin Olup Olmadığını Nasıl Anlayabiliriz?

    funeral_ghost

    Eğer kişi kulağının dibinde fısıltı halinde sesler duyuyorsa ve bir tarafa bakarken gözünün yan tarafında gölgeler, karartılar geçtiğini hissediyorsa, o zaman o kişinin yakınında cin var demektir. Eğer cin fizik olarak o kişiye görünüyorsa, o zaman yapması lâzım gelen o cinin ayaklarına bakmaktır. Cinlerin ayakları terstir. Gördüğünüz şeyin ayaklarına baktığınızda onun bir cin olup olmadığını rahatça anlayabilirsiniz.

    Cinlerin içinde de Allah dostu olanları vardır. Allah’ın düşmanı olup şeytanın dostu olanlar da. Bu cinlerin hangisi olduğunu bilemeyiz.

    En Güclü Koruma

    Davetlerden önce yazılıp üzerinde taşınacak.

    Korunma İçin Yazılacaklar:Mülk suresinin tamamamını devamına ,Amenerrasülu,Ayetel Kürsi,Haşir suresi hüvallahülleziden itibaren ve son olarak Felak ve Nas sürelerini safran ile Perşembe gecesi 1 den sonra yazıp üstüne alasın ……..

    Ev ve çocukların korunması için yine safranla Cuma günü sala vaktinde 35 Besmele yazıp evin kapısının üstüne başka bir yere olmaz takasın. Allah’ın izniyle o eve hiç bir süfli giremez (ulvi varlıklar hariç). Bunlar zaten Rahmanidir, zararı olmaz.Ev içindekiler koruma altında olur…Selamlarımla…

    Büyüyü Tersine Çevirme Yapmak İçin Duası

    büyüyü geri çevirme yani yapılan kişşiye etki etmemesi tutmaması ve yapan kişiye iadesi niyeti ile okunacak faydalı duayı havassite.com site takipçilerine sunuyoruz

    büyüyü etkisiz kılıp geri çeviren dua budur

    Allahümme inni es elüke bismike Ya Vahid, Ya Ahad, Ya Şahid, Ya Macid, Ya Hamid, ya Raşid, Ya Bais, Ya Varis, ya Darr, Ya Nafi. Subhaneke ya ilahe illa ente el gavsa el gavsa hallisna minen nar

    okuma sayısı: bu duanın günlük okuma sayısı 7 dir hergün 7 defa niyetle okursunuz selametle

     

    meditationlar

     

    Hüddam davetleri bazen dua ile bazen de ruhani varlıklar ile yapılabilir.

    Kimler Hüddam Daveti Yapabilir?

    Hüddam daveti yapabileceklerin sahip olması gereken özellikler şu şekildedir:

    • Hüddam çağırmadan önce cesur olunması gerekir.
    • Doğduğunda yetenekleri olanlar daha kolay Hüddam çağırır.
    • İlim konusunda zengin bilgiye sahip olunmalıdır.
    • Her olayda Hüddam çağırılmamalıdır. Bu sebepten dolayı bu konuda bilinçli olanlar bu işlemi yapmalıdır.

    Hüddam Çağırma Ritüeli Neden Yapılır?

    Hüddam ritüelleri dilenildiği zaman yapılabilecek ritüeller değildir. Bunun yanı sıra bu konuda uzman olan biri yapmazsa Hüddamların hakimiyet kurma özelliği ortaya çıkabilir. Ritüelin doğru uygulanması sonucunda merak edilenler öğrenilebilir. Hüddam sayesinde fayda sağlanabilecek durumlar şu şekildedir:

    • Platonik olarak aşık olanlar duygularına karşılık gelip gelmeyeceğini ya da birini sevenler karşı tarafın da sevip sevmediğini Hüddamlar sayesinde öğrenebilir.
    • Hayatında belirsizlik yaşayanlar merak ettikleri şeyleri öğrenebilir.
    • Yeni bir plan ya da iş yapacaklar bu işin sonunda neler olacağı hakkında bilgileri Hüddamlardan alabilir.
    • Yeni tanışılan biri hakkında bilgiler elde edilebilir. Bu insanın iyi ya da kötü olduğu öğrenilebilir.
    • Ev ya da mal alacaklar bu durumun iyi ya da kötü sonuçlar getirip getirmeyeceği bilgisini alabilir.
    • Aşk hayatında yaşanabilecek gelişmeler hakkında daha detaylı bilgiler elde edilebilir.

    Hüddam Çağırma Ritüeli İçin Okunacak Dua

    Hüddam çağırırken dua ederek çağırma için geri çevrilmeyen ve her türlü isteğin gerçekleştiği aşağıdaki dua okunabilir:

    • Yâ Kuddûr(3) Ve sehhirlenâ küllün fil-bahri hüve leke fil-ardi ves-semâi vel-mülki vel-melekûti külle şey’in bimâ kesebet bi hakkı Kâf Hâ Yâ Ayın Sad. Vensurnâ feinneke hayrun-nâsirîn. Verzuknâ ve ente hayrur-râzıkîn.Vehdinâ ve neccinâ minel-kavmiz-zâlimîn. Yâ Kuddûr(3) Veheblenâ rîhan tayyiban kemâ hıye fî ılmike venşur aleynâ min hazâ-ıni rahmetike verhamnâ bihâ hamlil kerâmâti meas-selâmeti vel-âfiyeti fîd-dünya vel-âhireti. Yâ Kuddûr(3) Allâhümme yessirlenâ umûrenâ mear-rahmeti li kulûbinâ ve eydinâ ves-selâmeti ve künlenâ hâceten fî seferinâ ve halîfete fî ehlinâ vetmun alâ vucûhi a’dâınâ vemsehûhüm kulûb. Yâ Kuddûr(3) Şâhetil vucûhü lil hayyil kayyûm. Vekad hâbe men hamele zulmâ.Tâ Sîn Mîm. Hâ Mîm Ayın Sîn Kâf meracel bahreyni yeltakıyâni beynehümâ berahün lâ yebğıyâni. Hâ Mîm(3) el emru ve câen-nasru fealeynâ lâ yunsarûn. Yâ Kuddûr(3) Bismillâhirrahmânirahîm. Hâ Mîm. Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm. Ğâfiriz-zenbi ve kâbilit-tevbi şedîdil-ikâbi fein tevellev fekul hasbiyallâhü lâ ilâhe illâ hu. Aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm. Bismillâhirrahmânirahîm. Yuhibbûnehüm kehubbillâhi vellezîne âmenû eşeddü hubben, lillâhi ve ihsânihî ve ehibbâı ve ihvâni minel mü’minîne vel mü’minâti billâhil-aliyyîl-azîm. Ve tekabbel kitâbin nekalehüllâhü azze ve celle ve nekaler-resûle erselehüllâhü azze ve celle. Ve tekabbel burhân ezherehüllâhü azze ve celle ve bihî lâ ilâhe illallâh. Ve izzetillâhi ve azametillâhi ve sultânillâhi ve sıatillâhi ve hükmillâhi ve afvillâhi ve ihsânillâhi ve kudretillâhi ve enbiyâillâhi ve melâiketllâhi ve kütübillâhi ve resûlillâhi ve eûzubillâhi min ğadabillâhi ve ıkâbillâhi ve sehâtillâhi ve nekâlillâhi ve min kitâbillâhi kad sebaka ve min zevâli ni’mete ve mûcibâtil-heleketi vel-fadîhati fîd-dünyâ vel-âhireh.

    Dua okunmadan önce abdest alınmalıdır. Abdest alınması Hüddamın gelmesinden sonra yaşanabilecek sıkıntıların  da ortadan kalmasını sağlar.

    Hüddam Ritüelinde Bilinmesi Gerekenler

    Hüddam ritüelinde önemli olan noktalar şu şekildedir:

    • Hüddamlar zarar veren varlıklar değildir. Fakat onların hüküm etme özelliği de bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı kendi emirleri altına alabilirler.
    • Hüddam çağırırken korkulduğu asla belli edilmemelidir. Aks takdirde Hüddam üstünlük kurmaya başlar.
    • Hüddam çağırırken gelecekte bilgi alma düşüncesine girilmemelidir. Hüddamlar sadece bir olayın olup olmadığını söyler. Gelecek hakkında bilgi vermez.
    • Hüddamlar emir ile çalışan varlıklardır. Kendilerine söylenenleri yapar.

    Ayrıca Fatiha Suresi ritueli bilgilerine bakabilirsiniz.

    Hüddam Ritüeli Her Zaman Tutar Mı?

    Hüddam çağırmak için kullanılan yöntemler her zaman etkili olmayabilir. Bazı zamanlarda çağıldıklarında gelmeyebilirler. Bunun sebebi, kendilerini daha önce çağıranları tanımalarıdır. Onların gitme ya da gitmeme gibi tercih hakları bulunmaktadır. İstemezlerse davetlere karşılık vermezler. Hüddamlar sevdikleri kişilerinin davetlerine gider. Bunun yanı sıra uygulama yanlış yapıldığında da Hüddamlar gelmez.

    Hüddam Ritüelinde Etkili Yöntemler

    Hüddam çağırma için etkili olan uygulamada izlenmesi gereken adımlar şu şekildedir:

    • Öncelikle “Ya camian nasi li yevmin la raybe fihi icma ‘beyni ve beyne taatike ala bisatı şahidiyyetike ve ferik beyni ve beyne himetid dünya ve hemmil ahirati ve tüb anni fi emrihima vec’al hemmi ente vemle  kalbi mehabbeteke ve yehtecibühü bi emvarike ve hâşâ nefsi bi sultani  azamatike ve la tekilni ila nefsi tarfete aynin ve la ekalle  min zalik. Allahümme inneke eminün min külli şey’in ve küllü şey’in haifün minke ve haifün minke ve havfü külli şey’in minke aminen mimma ehafü ve ahzer. İnneke ala külli şey’in kadir. Ve bil icabeti cedir.” duası okunmalıdır.
    • Duadan sonra gözler kapatılmalıdır.
    • Hüddamın geleceği hayal edilerek onla konuşulmalıdır.
    • İşlem bir süre tekrarlandıktan sonra Hüddamın gelmeye başladığı görülür.

    Hüddam çağırma ritüelleri çok sık bir şekilde yapılmamalıdır. Özellikle cinler ile çağrıldığında bu işlem daha da tehlikeli olabilir. Cin çağırma sonucunda insanlara musallat olma durumları söz konusu olabilir. Cinlerin musallat olması aşağıda yer alan belirtiler ile anlaşılabilir:

    • Gece uykudan korku ile uyanma durumları yaşanır.
    • Gün içerisinde sürekli huzursuzluk hali hakimdir.
    • İçte ferahlık hissedilmez. Sürekli olarak korku duygusu vardır.
    • İnsanlar daha önce anlaştıkları ile anlaşamaz.
    • Evli olanlar evinde ve yuvasında huzursuzluk ve tartışmalar yaşar.
    • Birbirini seven insanlar cinlerin musallat olması durumunda birbirinden nefret edebilir.
    • Uykuya dalma konusunda sıkıntı yaşanır.
    • Sürekli garipten sesler duyulur ve birilerinin rahatsız ettiğine inanılır.

    Medyumların Hüddam Çağırma Ritüeli

    Hüddam çağırmak için medyum seçiminde aşağıda yer alan durumlara dikkat edilmesi gerekmektedir:

    • Medyum olabilmek için gerekli eğitimleri almış kişilere gidilmelidir.
    • Alanında uzman olmak gerekir.
    • Hüddam çağırmada deneyim çok önemlidir. Daha önce bu işlemi yapmayanlara gidilmesi durumunda büyük sıkıntılar olabilir.
    • Medyum seçerken dolandırıcılık olaylarına karşı dikkatli olunmalıdır.

    Medyum seçimlerinde internetten yararlanmak mümkündür. Medyumların sitelerine girerek onların yaptıkları büyüler konusunda bilgi sahibi olunabilir. İnternette yapılan çalışmalar ile ilgili de bilgiler vardır. Hüddam çağırmadan sonra bazı zamanlarda büyüler de yapılabilir. Bu sebepten dolayı yapılan çalışmalar hakkında yorumlara da bakılması faydalıdır.

    Hüddam Ritüeli İle Aşık Etme

    Hüddam çağılması ile birinin aşık olup olmadığı kolay bir şekilde öğrenilebilir. Bunun için yapılması gerekilen adımlar şu şekildedir:

    • Boş bir kağıda “Ya camian nasi li yevmin la raybe fihi icma ‘beyni ve beyne taatike ala bisatı şahidiyyetike ve ferik beyni ve beyne himetid dünya ve hemmil ahirati ve tüb anni fi emrihima vec’al hemmi ente vemle  kalbi mehabbeteke ve yehtecibühü bi emvarike ve hâşâ nefsi bi sultani  azamatike ve la tekilni ila nefsi tarfete aynin ve la ekalle  min zalik. Allahümme inneke eminün min külli şey’in ve küllü şey’in haifün minke  ve haifün minke ve havfü külli şey’in minke aminen mimma ehafü ve ahzer. İnneke ala külli şey’in kadir. Ve bil icabeti cedir. Bismillahirrahmanirrahim. Allahümme inneke Melikün Muktedir. Ma teşaü min emrin yekun. Fevaffıkni fima ene bi-sadedihi ve es’idni fi’d-dareyni ve eızni min fitneti’l-mahya ve’l-memati ve neccina mimma enhaf. Ya Hafiyye’l-eltaf. Ve salla’llahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-Alemin.”  duası yazılmalıdır.
    • Kağıt bir bardak suyun içerisine konulur.
    • Yarım saat boyunca su bekletildikten sonra içilmelidir.
    • Belli bir süre geçtikten sonra Hüddam çağırılır ve karşılığı da bulunur.
    • Hüddam geldikten sonra ona sevgili ya da aşık olunan insanlarla ilgili sorular yöneltilir.

    Hüddam ritüeli sayesinde insanlar arasındaki aşk daha da büyüyebilir. Hüddamlar kendilerine verilen emirleri yapar. Eğer birine aşık olan Hüddama onun düşüncelerine tesir etmesini söylerse, o kişi de deli gibi aşık olur ve gözü sevdiğinden başkasını görmez. Aşk ritüelleri arasında etkili olan Hüddam çağırma ritüeli erkekler için yapılabildiği gibi kadınlar için de yapılabilir. Bir erkek bir kadını çok seviyorsa ve karşı tarafın hislerinden emin değilse, bu yöntem ile düşüncelerini öğrenebilir.

    Ritüel genellikle gece yapılmalıdır. Özellikle sessiz ortamlar tercih edilmelidir. Aşk için yapılmakla birlikte sevdiğim bana bağlı mı diye düşünenler de yaptırabilir. Ayrıca sevgilisinin ya da eşinin aldatıp aldatmadığını öğrenmek isteyenler de Hüddam çağırabilir. Bu şekilde evlilikleri ya da ilişkileri hakkında bütün gerçekler ortaya çıkmış olur.

    Hüddam Ritüelinden Sonra Yapılması Gerekenler

    Hüddam ritüeli uygulandıktan sonra ruhsal olarak arınma sağlanmalıdır. Aksi takdirde başka varlıkların rahatsız etmesi durumuna maruz kalınabilir. Bunun için yapılması gerekenler şu şekildedir:

    • Sabah ve akşam Ayetel Kürsi okunabilir. Özellikle gece uyumadan önce okunmalıdır.
    • Ruhsal sıkıntılara iyi gelen sureler arasında Felak ve Nas sureleri de yer almaktadır. Evden çıkmadan önce ya da uyumadan önce bu sureler de okunabilir.
    • Ruhsal sıkıntıdan çıkmak için sürekli olumlu düşünülmelidir. Zihinden kötü olaylar yaşanıldığına dair herhangi bir şekilde kötü düşünce geçirilmemelidir.
    • Hüddam çağırırken tek olanlar işlem sonrasında tek kalmamalıdır. Bu şekilde akıllarında daha fazla kuruntu yapmalarına engel olurlar.
    • Hüddam çağırmadan önce cinlerin çağrılması zorunlu olmadıkça yapılmamalıdır. Bu işlem son derece tehlikelidir.
    • Ayetlerin ters çevrilerek okunması ile de Hüddam çağırılabilir. Fakat bu işlem de cin çağırma gibi tehlikelidir.

    Toplu Olarak Hüddam Çağırma Ritüeli

    Hüddam çağırırken tek başına kalmaktan endişe duyanlar toplu olarak çağırabilir. Bunun için 5 ile 10 kişilik bir grup gerekmektedir. Bir masa etrafına toplanılır ve sessiz olunması için herkes birbirini telkin eder. Burada bir ses bile Hüddamın korkup kaçmasına sebep olabilir. Masanın ortasına bir bardak su alınır. Daha sonra bu suya Hüddamın gelmesi için sözler söylenir. Bu işlem defalarca yapılmalıdır. Çünkü Hüddam gelmek istemezse onun ikna edilmesi biraz zaman alabilir.

    Hüddam geldikten sonra da çok fazla gürültü yapılması onun kaçıp gitmesine sebep olabilir. İşlem tamamlandıktan sonra akla gelen her türlü soru sorulabilir. Sorular sorulurken de sakin olunmalıdır. Sırasıyla herkes bir şeyler sorduktan sonra en son Hüddamı gönderme aşamasına geçilir. Burada onun tekrar gelmesini sağlayabilmek için ona karşı duyulan minnet duygusu dile getirilir. Bu şekilde ikinci ya da diğer çağırma işlemlerinde sizi sevdiği için gelmesi daha kolay olur.

    Grup olarak yapılan çalışmada ışıklar açık olmamalıdır. Tamamen karanlık bir ortam yaratılmalıdır. Gruplarda dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de insanların birbirini korkutmak için eylemlerde bulunmamasıdır.

    Davet

    Tecrübe Edilmiş Cin Daveti


    Cinin sana itaat etmesini ve dilediğin işlerde kullanmak ister isen aşağıda yazılacak şekilde çalışırsan muvaffak olursun.
    Üç gün riyazet ile halvet olarak oruç tutarsın. Gündüzleri ibadet ve zikir ile meşgul olursun.
    Geceleride Allah rızası için iki rekat namaz kıldıktan sonra hemen akabinde konuşmadan aşağıdaki azimeti 300 defa
    okursun.
    Bu mihval üzere üç gün geçirirsin.
    Üçüncü gün bir cin aşikar olur ve emrini bekler.
    Şuna çok dikkat etmelisin.bu cini haram işlerde kullanmaya kalkarsan sana zarar ( öldürebilir ) verir.

    Doğrusunu Rabbım bilir.Herkes nasibini alır.

    Bismillâhirrahmânirrahîm azzemtü aleyküm ve aksamtu aleyküm birabbi cebrâîl enâfîl ismâîl melekâni musallitâni alâ selâtînil cinni vel-insi veşşeytân min cânibil meşâriki velmagâribi vahdurû min cânibil cenûbi veşşimâl bihakki lâ ilâhe illallâh muhammedün rasûlullâh vebihakki süleymân bin dâvûd aleyhisselâm bimuvaffakrahmetike yâ erhamerrâhimîn .

    Cin Davetlerinin Netice ve Tehlikeleri


    Arkadaşlar öncelikle şunu bilmek lazım gelir. Çoğu davete icabet olunur. Ama sizde ruhanileri ve cinleri hissetme ve görme özelliği yoksa bunu anlayamazsınız.Bu yüzden her zaman derim ki, bu ilim bir ihsanı ilahi ile olur. Kişi kendi gayret ve çabaları ile bu ilme ulaşamaz. Cinleri ve ruhanileri hissetmek ve görmek için ya , çok ağır bir cini hastalık geçireceksiniz. Artık onlardan biri olacaksınız. Sonra tedavi olduktan sonra bu munasebetinizi kullanabileceksiniz, yada yukarıda belirttiğim gibi nefsinizi terbiye edip, onlarla görüşecek makama çıkacaksınız. Yoksa boşuna oruç tutup uykusuz kalmayın. Önce nesf ıslahı şartı var. Gelelim davete. Davet yapacağınız zaman mutlaka bu işte uzman olan ve cinlere hükmedebilen birinin yardımını alınız ve kendinizde görüntü yoksa , onları görebilen ve bizlerin tercüman diye isimlendirdiğimiz birilerini yanınızda bulundurun. Gelenlerin , davet ettikleriniz mi yoksa başka taifeler mi olduğunu bilmeniz şart. Ekseriyatla davete ilk icabet edenler süfliler olurlar. Bunlar ulviler suretinde size gelirler. Sizde bunu fark edemezseniz ki , istiğdadınız yoksa edemezsiniz. O zaman bir gün gelir imanınızı kaybedecek şeyler yaptırır size. Bu sadece davet için geçerli değil. Riyazette de aynı tehlike var. Riyazete giren kişi , eğer gerçekten Salih ise zaten belirli bir mertebeden sonra bu alemin kapıların ona açılır. Bin bir surette ruhaniler gelirler . Özellikle şeytan bu kişiyi yoldan çıkarmak için evliyalar suretinde gelir ve bu kişinin güvenini kazanmaya çalışır. Kişi ilim yönünden hamsa ve feraseti de kapalı ise, o zaman onun oyuncağı olur. Ben mehdiyim diye gezenler bunlara tam bir örnek. Yukarıda bahsettiğim hadiselerin sonunda , o çok güvendiği ve ulvi sandığı şeytan o zata der. Artık sen Allah tarafından görevlendirildin. Birçok harika olaylara şahit tutar onu. Bak der şimdi şu olacak , olur. Birinin bir şeyi kayıptır, buldurur. Geçmişten doğru haberler verir. Tüm insanlar ona çok mübârek bir zat gözü ile bakar. Sonra der sen mehdisin . Bu emir Allah tan geliyor zanneder. Ama sadece şeytanın bir oyunudur. Çünkü şeytan o an onu elde etmezse ,sonra gizli kapılar o zata açılacak ve şeytanın bir daha o zata gücü yetmeyecek dir ve şeytanın ve askerlerinin başına bela olacaktır. Şeytan buna fırsat vermez .
    Davete icabet olduğunda kişi üzerinde yoğunluk olur. Eğer hissedebilirseniz bunu hissedersiniz. Bu yoğunluk tüm vücudun karıncalanması gibidir veya üzerinize bir şeyler çullanıyor gibi. Özellikle kafa kısmında saç diplerinde aşırı derecede elektriklenme olur. Gelen taife süfli ise davet edene çökerler. Eğer onları alt edecek gücü yoksa o kişiyi mahvederler. Bu yüzden diyoruz davetten önce arkanı sağlama al. Cinlerin güçlerini bilseniz inanın onlarla hiç uğraşmazsınız. Rabbim onlara öyle bir güç ve istiğdat vermiş ki , eğer kullanma ruhsatları olsa tüm insanlığı kısa bir zamanda helak ederlerdi. Bunu ağır hastalarda görüyoruz.Ağır hastaların bakım anında çektikleri acıyı ve girdikleri hali görseniz inanın onlarla aynı odada bile kalamazsınız. Sırf onlara bakmayalım diye, ona o derece saldırırlar ki feryatları ve çığlıkları kulakları çınlatır. Ama bu onların sonu olur. Saldırmaları ölmelerinin başlangıcı olur. Her hasta tedavimde öyle saldırırlar ki çocuklara zarar vermesinler diye , tamamen onları imha edene kadar yatmam. Zaten uyuduğum an saldırırlar. Unutmayın cinler kendilerine zarar veremeyecek zatlara kuvvetli saldırıda bulunmazlar. Ancak kendilerine zarar verildiği an saldırırlar. Zaten bizler muska ile büyü ile uğraşmazsak ve sünneti seniye dairesinde yaşasak hiçbir cin bize yanaşamaz. Biz tetiklediğimiz için veya İslam dışı yaşadığımız ve onlara zarar verdiğimiz için onlar bize musallat olurlar.Bazen kendi kendimi sorguya çekerim. Bir hastayı tedavi edebilmek için onlarca cin öldürüyoruz. Aslında bu cinlerin bu insana musallat olmasında onların suçu yok. Şeytanın oyuncağı olmuş büyücüler yüzünden musallat oluyorlar . Bende,öldürüyorum. Bunun vebali var mı? diye çoğu kez kendimi sorgularım. Bazen korkarım , eğer vebali varsa ben bunu nasıl ödeyeceğim? diye. Ama insanlara verdikleri o eziyeti görünce artık onlara kinden başka bir şey hissedemiyorum. Keşke cinleri değil de,bu cinleri insanlara musallat eden kişileri kesebilsek veya yakabilsek.
    Davetin süresinde, rüyalar çok önemlidir. İlk önce o alemin kapıları size rüyada açılır. Yatmadan önce mutlaka abdestli yatın ve yanınıza kağıt ve kalem koyun. Rüyada size bazı ayetler ve Arapça sözler söylenecektir. Bunları uyandığınız an hemen yazın. Şeytan boş ver sabah bakarsın diye sana vesvese verir. Sakın kanma, uyuyunca unutturur. Sabah hatırlayamazsın. Her ayette ve sözde bir şifre ve sana bir uyarı veya nasihat vardır. Mutlaka bunu uygula.
    Gözlerindeki perdeler kalkmaya başladıkça, veya hislerin açılmaya başladıkça, acayip şekiller ve görüntüler olur. Birden bire gözünün önünde ışık hızında geçenler olur. Yolda yürürken çok güzel renklerde , bu yakut kırmızısı, ateş mavisi. Sarı gibi renklerde notta şeklinde sinek büyüklüğünde ışıklar yanında gezerler. Sen yürürsün onlarda sağında veya solunda bâzen de önünde seninle beraber hareket ederler. O renkler o kadar harikadır ki seni mest eder. Sakın onlara dokunmak için elini uzatma . Kaybolur giderler. Bâzende gece yattığında aynı renkte görüntüler tavanda çeşitli şekillerde gözüne görünürler. Bâzende noktacıklar gibi,ama gölge renginde etrafında ve gözlerinin önünde uçuşurlar. Bunlar artık o alemin kapılarını sana açıldığına bir işarettir. İstiğdatların gelişiyordur. Bunları daha da geliştirmek için çabalaman gerekecek. Bu güzel renk ve şeklilerin yanında süflilerde gelecek. Özellikle yâkaza hali dediğimiz yarı uyur veya yarı uyanık hallerde , yani tam uyumak üzere iken veya uyandığın ilk an gözüne gözükenler olur. Bunlar insan suretinde de olur. Bazen gözünü açarsın kafayın üzerinde uçuşan saç yumağı gibi siyah duman renginde topuzçuklar görürsün. Bâzen de ilk uyandığın an bakarsın duvarda örümcek yürüyor. Benim en çok hoşuma giden. İlk uyandığında o örümcek hemen duvardan tavana doğrun yürür ve tam köşeye gelinde sanki duvarın içine girer gibi kaybolur. Durup seyrederim. Bâzen de açarsın gözünü , tam gözünün önünde ufacık , yuvarlak bir ışık öylece durur. Bu görüntülere örnek çoktur. Bu işle uğraşan her kese olur bunlar. Bunlar artık o alemle irtibat kurduğuna ve onların ilgisini çektiğine bir işarettir.
    Bir de ses olayları vardır. Bâzen olur ki tam uyumak üzere iken o kadar vıcır vıcır konuşurlar ki uyuyamazsın. Bâzen de çok net ses verirler sena hitap ederler. Birden gözünü açarsın kimse yok. Aslında bunlar çok harika olaylardır. Tabi ki sana zarar vermedikleri takdirde.
    Şuna dikkat etmek lazımdır . Süfliler geldiklerinde sana güçleri yetmezse aile efradına musallat olurlar. Onlara zarar verirsen onlarda ailene zarar verirler. Geçmişte bu işlerle uğraşan kişilerin nesilleri bu günlerde o cinlerin intikam saldırılarıyla uğraşmaktalar. Bende şimdiden düşünüyorum Ben öldükten sonra bizimkiler ne olacak diye. Bu şerefsiz taifeler kesinlikle bırakmazlar. Geride mutlaka birine bu işi öğretmek ve görevlileri ona devretmek lazım gelir. Aslında yaşadığım her şeyi yazmak istiyorum ama daha önce iki ayrı havas sitesinde yazdım.Benin niyetim halisane bu işi ehilleriyle paylaşmak ve birbirimizden istifade etmek idi. Ama insandaki kıskançlık damarı ve rakabet hırsı, bu dost diye yanaştığım kişileri bana düşman etti. Her ikisinde de rabbim bana mağnevi tokat nevinde insanları musallat etti. Anladım ki bazı olayların açıklanmasına izin yok. Şu an yine yazsam yine tokat yiyeceğim.Yine musallat olanlar ve iftira atanlar, seni sanal alemden sileceğim diyenler olacak. O yüzen bu kadar yeter. Sadece size şunu ısrarla söylüyorum. Belirli bir mağnevi destek bulmadan ve bu işte ehil kişilerin yardımını almadan bu işe girmeyin. Davet işi gerçekten çok tehlikeli. O ilk saldırıları atlatamazsanız işiniz biter. Bu ulvi davetleri için geçerli. Süfliler önemli değil . Onlar zaten sizinle ve sizi saptırmak için can atıyorlar.
    Tekrar söylüyorum. Havascı olmak istiyorsanız, davetten çok takvaya ehemmiyet verin. Siz onları değil onlar sizi çağırsın. Unutmayın ki rabbim her zaman kendi yolunda gidenleri ve şeytanla mücadele edenleri korumak için semavi ordularını ve ervahi envariyeye o kişinin yardımına ve hizmetine verir.
    Havas alimleri havas kitapları okuyarak değil , takva üzere yaşayarak ve nefs terbiyesiyle havascı oldular. O alemde yaşadıklarını ve o alemdekilerden aldıkları dersleri bize yazarak ta havas kitapları oluşturdular. Yani onlar okuduklarını değil yaşadıklarını yazdılar. Her şeyin ölçüsü kuran da var.

    Latif İsminin En Büyük Daveti


    Ebu Yezid El bestami (guddise sırruhu) tarafından her namazdan sonra 129 defa ( يا لطيف ) ya latif zikri sonra 10 defa

    اللَّهُ لَطِيفٌ بِعِبَادِهِ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ ۖ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَزِيزُ (19)

    Allâhu latîfun bi ibâdihî yerzuku men yeşâu, ve huvel gavîyyul azîz 
    ve her akşam Latif ismi (1000) defa okunacak ve aşağıdaki daveti bir defa okuyun Bu padişahlara yapılan bir davettir 

    بسم الله الرحمن الرحيم . اللَّهُمَّ إِنّىِ أَسْأَلُكَ وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِاسْمِكَ اللَّطِيْفِ الَّذِى وَسِعَ لُطْفُهُ أَهْلَ السَّمَوَاتِ وَأَهْلَ اْلأَرْضِ وَلَطَفَتْ بِاْلأَجْنِحَةِ فِى بُطُونِ أُمَّهَاتِهَا وَأَحَطَتْ بِالْكَائِنَاتِ عِلْمًا . أَسْأَلُكَ بِالـِسّرِ وَاْلأَسْرَارِ وَالنُّورِ وَاْلأَنْوَارِ يَامَنْ لاَ تُدْرِكُهُ اْلأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ اْلأَبْصَارَ , وَهُوَ اللَّطِيْفُ الْخَبِيْرُ . إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَّقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ سَخّـِرْلِى خُدَّامَ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ الْمُبَارَكِ إِنَّ رَبّىِ لَطِيْفٌ لِمَا يَشَاءُ إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيْمُ الْحَكِيْمُ . اللَّهُمَّ يَا مُسَخّـِرَ السَّمَوَاتِ وَاْلأَرْضِ السَّبْعِ وَمَنْ فِيْهِنَّ وَمَنْ عَلَيْهِنَّ سَخّـِرْلِى خُدَّامَ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ الْمُبَارَكِ بِسِـّرِ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ الْمَكُنُونِ أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللهَ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَتُصْبِحُ الْأَرْضَ مُخْضَرَّةً , إِنَّ اللهَ لَطِيْفٌ خَبِيْرٌ . اللَّهُمَّ يَا رَبِّ اْلأَرْبَابَ مُرَبّىِ الْكَائِنَاتِ بِلَطِيْفِ رُبُوبِيَةٍ أَسْرِعْ لِى سَرَيَانَ لُطْفِكَ فِى شَأْنِى وَمُرَادِى كُلّـِـهِ . يَامَنْ لَيْسَ بِغَائِبٍ فَأَنْتَظِرْهُ وَلاَ بِبَعِيْدٍ فَأَمْهِلْهٌ أَلْـهِمْنِى لُطْفَكَ الْـخَفِيِّ . وَفَهّـِمْنِى رُشْدِى وَقَلْبِى بَيْنَ أَصْبُعَيْنِ مِنْ أَصَابِعَ لُطْفٍ حَتَّى أَشْهَدُ لَطِيْفَ اللُّطْفِ مِنْ كُـّلِ وِجْهَةٍ وَقَعَتِ اْلإِشَارَةُ إِلَيْهَا أَوْعَجَزَتْ عَنْهَا أَغَرِقُ بِحَارَ اللُّطْفِ مُتَبَجّـِهًا بِحَلاَوَةِ ذَالِكَ الْبَحْرَ مُنْغَمِسًا فِى أَنْوَارِ أَشْرَقَتْ عَلىَ ضَوْءِ مِنْ بَوَارِقِ نُوْرِهِ نُوْرُهُ فِى سِـّرِهِ وَسِرُّهُ فِى خَلْقِهِ . أَلاَ يَعْلَمُ مِنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيْفُ الْخَبِيْرُ يَا عَالِمًا بِالْجُمْلَةِ وَغَنِيًّا عَنِ التَّفْصِيْلِ كَفَى كَرَمُكَ عَنِ الْمَقَالِ وَكَفِى عِلْمُكَ عَنِ السُّؤَالِ اِنْقَطَعَ الرَّجَاءُ إِلاَّ مِنْك وَخَابَتِ الْآَمَالُ إِلاَّ فِيْكَ وَاسْتَدَّتِ الطُّرُقُ إِلاَّ إِلَيْكَ يَالَطِيْفَ اللُّطْفِ فَهّـِمْنِى فَهْمَ أَسْرَارِكَ أَلْبِسْنِى مَلاَبِسَ أَنْوَارِكَ وَافْضِ عَلَـّيَ مِنْ عَوَارِفِ لَطَائِفِ مَعَارِفِ مَكْنُونِ لُطْفِكِ الْـخَفِـّيِ حَتَّى يَكُونَ لِى فِى الْكَوْنِ شَيْءٌ مُتَحَـّرِكٌ صَامِتٌ اَوْنَاطِقٌ ظَاهِرٌ اَوْبَاطِنٌ إِلاَّ سَخَّرَ لِى بِسِـّرِ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ . يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي اْلأَرْضِ يَأْتِ بِهَا الله ُ, إِنَّ للهَ لَطِيْفُ خَبِيْرٌ . يَاكَاشِفَ الْأَضْمَارِ وَالْاَسْرَارِ يَانَوْرَ الْأَنْوَارِ أَسَأَلُكَ بِاسْمِكَ اْلأَعَظَمِ اللَّطِيْفِ أَنْ تُسَخّـِرَ لِى بِلُطْفِكَ كَلَّ مَنْ فِى الْكَوْنِ يَخْدِمُنِى مُمْتَثِلاً طَوْعِى وَتُؤَيّـِدُنِى بِخُدَّامِ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ بِالشَّرَفِ الْأَعْلَى وَالسِـِرّ اْلأَوْفَى . وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بِيُوْتِكُنَّ مِنْ آَيَاتِ اللهِ وَالْحِكْمَةِ , إِنَّ اللهَ كَانَ لَطِيْفًا خَبِيْرًا . أَسْأَلُكَ بِهَذِهِ اْلأَسْمَاءِ وَالْأَيَاتِ وَالْأَسْرَارِ الَّذِى اَوْدَعْتَهَا فِى عِلْمِكَ الْمَكْنُونِ أَنْ تُسَخّـِرَلىِ خُدَّامَ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ الْمُبَارَكِ وَجَمِيْعِ الْخَلْقِكَ وَبَـــيّـِنْ لِى مَا تَحْتَ اَرْضِكَ وَمَا فَوْقَهَا مِنَ الْبرَكَاتِ وَالْأَرْزاَقِ الدَّائِرَةِ وَالْخَيْراَتِ السَّائِرَةِ مِمَّا فِى بَـــّرِكَ وَبَحْرِكَ اللهُ لَطِيْفٌ بِعِبَادِهِ يَرْزُقُ مَنْ يَّشَاءُ , وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَزِيْزُ . اللَّهُمَّ إِنّىِ أَسْأَلُكَ بِالسّـِرِ الْمَكْنُونِ الْمَخْزُونِ فِى نُعُوتِ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ الْمَصُونِ الْمُبَارَكِ الطَّاهِرِ الَّذِى إِذَا دُعِيْتَ بِهِ أَجَبْتَ وَإِذَا سُئِلْتَ بِهِ أَعْطَيْتَ أَنْ تُسَخّـِرَلِي مِداَدًا رُوحَانِيًّا مِنْ خُدَّامِ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ الرَّأْفَةِ وَبَيَانِ الْمُكَاشَفَةِ فِى الْيَوْمِ وَالْيَقْظَةِ وَالسَّفَرِ واَلْـحَضَرِ وَاِخْبَارِ مَا اُضْمِرَتْ عَليَهِ ظَاهِرًا وَبَاطِنًا وَأَجْلِسْنِى عَلىَ لِوَائِهِ وَطَهّـِرْنِى عَلى بِسَاطِه ِوَأَبْقِنِى عَلَى عَلاَئِهِ وَفَهّـِمْنِى مِنْ عِلْمِكَ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ . اللهم إِنّىِ أَسْأَلُكَ يَا لَـْهيُوشٍ يَا طَهْيُوشٍ يَاشُوشٍ وَيَافَهْلُوشٍ أَسْأَلُكَ اللَّهُمَّ بِحَـّقِ هَذِهِ الْأَسْمَاءِ وَالْأَسْرَارِ الَّتِى أَلْقَيْتَهَا فِى قَلْبِ نَبِيّـِكَ مُحَمَّدٍ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ وَكَسَبْتَهُ مِنْ جَلاَلِ لُطْفِكَ وَهَدَيْتَ عَلَى طَهَارَةِ قُدْسِكَ أَنْ تُسَخّـِرَلِى رُوحَانِيَةَ خُدَّامَ اسْمِكَ اللَّطِيْفِ الْمُبَارَكِ الْعَلَوِيَّةِ وَالسُّفْلِيَّةِ يَكُونُونَ لِي عَوْنًا عَلَى مَا أُرِيْدُ 
    ………………..أَجِبْ يَا عَبْدَ اللَّطِيْفِ وَأَنْتَ يَا شُعَاعُ وَأَنْتَ يَا شَعْضُوضٍ بِحَـّقِ مَا تَعْرِفُوْنَهُ مِنْ سِـِرّ هَذِهِ اْلإِسْمِ الْعَظِيمِ وَشَرِيْفِ عِلْمِهِ اْلأَعْظَمِ وَذِكْرِ جَلاَلِهِ وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آَيَاتِ اللهِ وَاْلحِكْمَةِ , إِنَّ اللهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيْرًا . اِقْضُوا حَاجَتِى وَامْتَثِلُوا مَرْضَاتِى وَاسْعَفُونِى بِالطَّاعَةِ . لِخِدْمَةِ اللهِ وَالرَّسُولِ وَأْتُونِى مِنْ مَالِ اللهِ الَّذِى مَعَ خَلْقِ اللهِ بِحَقّـِك يَا الله ُيَا لَطِيفُ . اللهم إِنّىِ أَسْأَلُكَ بَلَامِ لُطْفِكَ وَطَاءِ طَوْلِكَ وَيَاءِ يَقْظَتِكَ وَفَاءِ فَرْدَنِيَتِكَ أَسْأُلُكَ اَنْ تُسَـخّـِرَلىِ سِرًّا مِنْ سِـّرِكَ وَنُورًا مِنْ نُورِكَ وَلُطْفًا مِنْ لُطْفِكَ وَهَيْبَةً مِنْ هَيْبَتِكَ تُسَخّـِرَلِى بِهَا جَمِيْعَ خَلْقِكَ وَتَـخْضَعَ لِى قُلُوبَهُمْ بِالْأُلْفَةِ وَالْمَوَدَّةِ وَتُوْدِعَ فِى قُلُوبِهِمْ مَحَبَّتِي سِـّراً وَنُوراً وَبَهْجَةً أَجِبْ يَا عَبْدَ اللَّطِيْفِ وَيَا عَبْدَ الطَّالِبِ وَيَا عَبْدَ الْبَارِئ وَيَا عَبْدَ اْلفَتَّاحِ وَياَ شُعَاعُ وَيَا شَعْضُوْضٍ وَيَا حَقْيَالٍ وَياَ مَلاَئِكَةِ الْكِرَامِ اِسْعَفُونِي يَا مَعْشَرَ الْأَرْوَاحِ الرُّحَانِيَةِ وَاسْرَعُوا بِمَا أُرِيْدُ مِنْكُمْ الطَّاعَةَ للهِ وَلِأَسْمَائِهِ بِبَركَةِ سَيّـِدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَالْحَمْدُ للهِ رَبَّ الْعَالَمِيْنَ . وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَّـِيدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِــهِ وَصَحْبِهِ وَسلَّمَ

    Bismillahirrahmanirrahim
    Allâhümme inni etevesselü ileyke bismikel latıfillezi vesia lutfuh ehles semevati ve ehlel ardı ve latefet bil ecnihati fi butuni ummehatiha ve ehatat bil kâinâti ılmen, es’elüke bis sırrı vel esrari ven nuri vel envari ya men la tudrikul ebsaru ve huve yurdrikul ebsar.ve huvel latıful habir innema emruhu iza erade ؛ey’en ey yegule lehu kun feyekun sehhar li huddemesmikel latıfil mubareki inne rabbi latıfu lima yeşau innehu huvel alimul hakim. Allahumme ya musahhiras semavati vel ardıs seb’ı ve men fihinne ve men aleyhinne sehhar li huddemes’mikel latıfil mubareki bi sırrıs mikel latıfil meknun E lem tera ennallâhe enzele mines semâi mâen fe tusbihul ardu muhdarraten, innallâhe latîfun habîr. Allahumme ya rabbil erbabe murabbil kainatı bilatifi rububiye esri li sereyane lutfike fi ؛şâ’ni ve muradi kullih. ya men leyse biğâibin feentezirhu ve la bibaidin fe emhilhun elhimni lutfikel hafiyyi ve fehhimni ru؛di ve galbi beyne esbuani min esabia lutfin hatta eşhedu latifel lutfi min kulli vichetin ve gaatil işaretu ileyha ev acezet anha ağrigu biharal latıfi mutebecciha bihalaveti zalikel bahra munğamisen fi envari ve e؛ragat ala dav’i min bevarigı nurihi nuruhu fi sırrıhi ve sırrıhu fi halgıhi ela ya’lemu men halaga ve huvel latıful habir ya alimen bilcumleti ve ğaniyyen anit tefsıli kefa keremuke anil megali ve kefa ılmuke anis sueli ingataar reca’u illa minke ve habetil emalu illa fike ves teddetit turugu illa ileyke ya latifel lutfi fehimni fehme esrarike elbisni melabise envarike vafdi aleyye min avarifi leta’ifi mearifi meknuni lutfikel hafiyyi hatta yekune li fil kevni ؛ey’un muteharrikun samitun evnatigun zahirun evbatinun illa sehhara li bi sırrıs mikel latıfi ya buneyye inneha in teku misgale habbetin min hardalin fetekun fi sahratin ev fis semavati ev fil ardı ye’ti bihallahu innellahe latıfu habir
    ya ka؛ifel edmari vel esrari ya nural envari es’elüke bismikel azamil latıfi en tusahhira li bilutfike kulle men fil kevni yahdimuni mumtesilen tav’i ve tueyyiduni bi huddames mikel latıfi biş şerefil ala vessırrıl evfa. vezkurne ma yutla fi biyutikunne min ayetillahi vel hikmeti, innellahe kane latifen habiran. Es’elüke bihazihil esma’i vel ayeti vel esrarillezi evdateha fi ılmikel meknuni en tusahhira li huddames mikel latıfil mubareki ve cemi’il halgıke ve beyyin li ma tahte erdike ve ma fevgaha minel berekati vel erzagid dairati vel hayratis sairati mimma fi berrike ve bahrikellahu latıfun bi ibadihi yerzugu mey yeşau, ve huvel gaviyyul aziz. Allahumme inni es’elüke bis sırrıl meknunil mahzuni fi nuutis mikel latıfil mesunil mubareket tahirillezi iza du’iyte bihi ecebte ve iza suilte bihi atayte en tusahhira li midaden ruhaniyyen min huddamis mikel latıfir ra’feti ve beyanil mukâşefati fil yevmi vel yagzati ves seferi ve elhadari ve ihbari ma usmirat aleyhi zahiran ve batınen ve eclisni ala livâ’ihi ve tahhirni ala bisâtihi ve ebgıni ala alaihi ve fehhimni min ılmike inneke ala kulli şey’in gadir. Allahumme inni es’elüke ya lehyuşin ya tahyuşin ya yuşin ve ya fehluşin es’elüke bi haggı hazihil esmai ve esrarilleti elgayteha fi galbi nebiyyike muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve kesebtehu 
    „min celali lutfike ve hedeyte ala taharati gudsike en tusahhira li ruhaniyete huddames mikel latıfil mubarekil alaviyyeti ve sufliyyeti yekunune li avnan ala ma uridu ecib ya abdel latıfi ve ente ya şuâ’u ve ente ya şadûdin bihaggı ma tarifunehu min sırrı hazihil ismi“ ………………..(senin celal ve lutfundan doğruluk,saflık ve temizlik getir, ve latif isiminin hizmetçilerinin maneviyatından, bana istifade ettir mübarek ulvi ve sufli benim ne istediğime yardımcı olsun cevap ver Ey Abdul Latif ve sen ey ışın sen bu ismin sırrını biliyorsun……….) 
    elazim ve şerifi ilmihil azami ve zikri celalihi vezkurne ma yutla fi buyutikunne min ayatillahi vel hikmeti,inellahe latifen habir igdu haceti vemtesilu merdati vesafuni bitta’ati lihidmetillahi verrasuli ve’tuni min malillezi mea halgıllahi bihaggıke ya allahu ya latıfu. Allahumme inni es’elüke belami lutfike ve tâ’i tavlike ve ya’i yagzatike vefâ’i ferdaniyyetike es’elüke en tusahhira li sırram min sırrıke ve nuram min nurike ve lutfem min lutfike ve heybetem min heybetike tusahhira li biha cemia halgıke ve tahdaa li gulubehum bilelfati vel meveddeti ve tuvdi’a fi gulubihim mehabbeti sırrav ve nurav ve behceten ecib ya abdel latıfi ve ya abdel talibi ve ya abdel bari ve ya abdel fettah ve ya şuâ’u ve ya şadudin ve ya hagyaliv ve ya melâiketil kiramis afuni ya maşarel ervahir ruhaniyeti vesra’u bima uridu minkum et tâ’atillahi veli esmaihi bi berekati seyyidina muhammedin 
    sallallahu aleyhi ve sellem elhamdulillahi rabbil alemin ve sallallahu ala seyyidina muhammedin ve ala elihi ve eshâbihi ve selleme teslima 

    Not: Bu ismi (Latif) kullanabilmek için saflık sabır ve gizlilik gerekiyor 

    Fazileti: Yıllardır susuz kalan bir yere Allah yağmur gibi geçim kaynağı verir eşler arasındaki soğukluğun gitmesi, zihinsel hastalık,psikolojik rahatsızlıklar için de ilerleme sağlar

    Bir Cumartesi günü bir kaseye su doldurun. Mutlaka Gusül abdestiniz olsun , sakin temiz adeta meditasyon ortamı yaratın , Resim veya ayna bulunmasın eğer varsa Aynalar için üzerlerini örtün , resimler için kaldırın veya ters çevirin insan figürü veya hayvan figürüne benzeyen oyuncak veya hayvan bulunmasın. Kabe’ye karşı oturun. 7 defa AYET-EL KÜRSİ okuyup her okuyuştan sonra etrafınıza öne arkaya sağa sola üfleyin… Yani kendinizi koruma altına alın.
      Hiç birşey olmaz ama yinede yapın. Kase’nin içindeki suya bakarak 1000 defa
       
      ALLAHÜMME ENTEL ALİMU VE ENENNAFİLÜ FEMEN YED UL GATİLEN İLEL ALİMÜ YA RABBİ ECİB YA EL KIYAİL , AMİN ! 
       
      okuyun
      Duayı bitirmeden önce Peri suda görünür … Selam ver , istediğini her soruyu sor önemli bir işin varsa , talep et hemen yapar …

     

     

    ayetelkursi havasi

     

    Tam Farkındalık Meditasyonu

    NEDİR:Burada bir dinlenme yönteminden bahsedeceğiz. Bu yöntem dinlenmenin en doğal, en saf hâlidir.Hiçbir çaba gerektirmez.Sizde hiçbir bağımlılık yaratmaz.Hiçbir olumsuz yan etkisi yoktur.Bu yöntem kişiliğinizin tüm olumsuz yanlarını çözerek onlardan tamamen kurtulmanızı sağlar. Böylece her alanda daha mutlu, daha huzurlu ve daha sağlıklı bir kişi olursunuz.Bu dinlenme şu temele dayanır: Yaşam mükemmelliğin kendisidir ve yaşamdaki işleyiş de mükemmeldir. İnsanlar, yaşama ve kendilerine yanlış bakar. O yüzden bu mükemmelliği göremezler. Doğru ve doğal dinlenme mükemmelliği görmemizi ve onu yaşamamızı sağlar.

    NASIL YAPILIR: Uygulama konusunda şu unutulmamalı: Bu dinlenme asıl olarak yaşamımızda “her yerde ve her an” uygulanmalıdır ve hiçbir oturuş, hiçbir duruş kuralı kesinlikle yoktur. Başlayan bir kısım insana kolaylık olması ve kişinin “her yerde ve her an” rahatça uygulamasına yardım etmesi için buradaki anlatımda bazı oturuş veya duruş önerieri verilmiştir. Burada anlatıldığı gibi oturuş ya da duruşlarla uygulama yapmak kesinlikle zorunlu değildir; yeni başlayan ve zorlanan insanlara kolaylık sağlamak içindir. Aslolan, hiçbir kural olmaksızın her an ve her yerde sadece “kendimiz dahil tüm varoluşu içte tamamen özgür bırakarak” yaşamaktır. Buna tam farkındalıkla yaşamak diyoruz.

    Oturun veya sırtüstü uzanın. Sırtınız dik olsun. Yalnız bunun için kendinizi kasmayın, rahat olun. Gözleriniz açık ya da kapalı olabilir. Yapmanız gereken tek ve en önemli şey şu:KENDİNİZ DÂHİL HER ŞEYİ TAMAMEN ÖZGÜR BIRAKIN.

    Sâdece bunu yapın.Yâni tüm vücudunuzu, ağrılarınızı, hastalıklarınızı, gerginliklerinizi, sıkıntılarınızı, korkularınızı, sevinçlerinizi, kederlerinizi, isteklerinizi, zihninizdeki bütün düşünceleri, hayallerinizi, geçmişi, geleceği, kendi dışınızda olup biten her şeyi, tümüyle kendi hâline bırakın. Gördüğünüz, hissettiğiniz, farkına vardığınız her şeyi bütün sevimli ve sevimsiz, güzel ve çirkin, iyi ve kötü, olumlu ve olumsuz tüm yönleriyle görmeye ve hissetmeye tamamen açık olun. Hiçbir şeyi itmeyin ve çekmeyin. Duygularınızı, gönlünüzü, kalbinizin sıcaklığını açın. Onları kesinlikle sınırlamayın; özgür bırakın. Şunu unutmayın: Gördüğünüz, duyduğunuz, hissettiğiniz ne olursa olsun onlara ilgi göstermeyin, onlarla konuşmayın, onların üstüne yoğunlaşmayın, onlarla tartışmayın, onlarla kavga etmeyin, onları içinizde itmeyin ve çekmeyin. Dinlenme sırasında vücudunuzun tüm hareketleri tamamen doğal ve normaldir. Bu yüzden vücudunuzun hiçbir hareketine engel olmayın. Esneme olabilir; başınız öne, arkaya, sağa, sola düşebilir, gözleriniz yaşarabilir. Ne olursa olsun hepsi normal ve hepsi sizin iyiliğinizedir. Yine dinlenme sırasında tatlı bir uyku bastırabilir. Böyle durumlarda olduğunuz yerde veya başka rahat bir yerde hemen uyuyun. Bu, çok dinlendirici bir uykudur. Bu durum vücudunuzun o uykuya ihtiyacı olduğunu gösterir.Süre kısıtlaması yok. 5 saniye de uygulayabilirsiniz 5 saat de. Sâdece şuna dikkat edin: İçinizden bırakma hissi gelirse kendinizi zorlamayın ve dinlenmeyi bırakın. Ve her gün düzenli uygulamaya dikkat edin. Günde sabah ve akşam yirmişer dakika uygulamanız tavsiye edilir. Her gün düzenli uyguladığınızda daha çok fayda göreceğinizi unutmayın. Dinlenmeyi her yerde uygulayabilirsiniz: Trende, otobüste, işyerinde, evde, parkta, ormanda, ibadethanede. Sâdece seçtiğiniz yerin mümkün olduğunca sessiz olmasına dikkat edin.

    İlk zamanlarda temel kurala uymak size zor gelebilir ve sık sık bu kuralı bozabilirsiniz. Önemli değil. Uymadığınızı fark ettiğinizde temel kuralı tekrar işletin. Zamanla bu hatayı daha az tekrarlamaya başlayacaksınız.Büyük harflerle yazılı kural, dinlenmenin tek ve temel kuralıdır. Diğer anlattıklarımız, temel kuralın tam olarak ne olduğunu anlamanız ve hata yapmamanız içindir. Temel kurala uyduğunuz taktirde mutlaka fayda göreceğinizi bilin.Ve şu kesinlikle bilinmelidir:Büyük harflerle yazılı kural, asıl olarak her an, her durum ve her yerde işletilmelidir. Ve biz ona “tam farkındalık” diyoruz. Yukarıdaki yer, zaman ve oturuş önerileri, sizi bu hale, yani tam farkındalığa ısındırmak ve alıştırmaktan başka hiç birşey değildir. Büyük harflerle yazılı kuralı, yaşamınızın her anı işletin. Hatırladıkça işletin. Deneyin ve deneyin. Elbette kendinizi zorlamadan ve strese sokmadan.İşletemiyorsanız, ya da her an ve durumda işletmekte zorlanıyorsanız, yukarıdaki yer ve zaman önerilerine göre uygulama yapmanız hem sizin bu zorlanmanızı hızla çözecek, hem de sizi hızlı ve derin bir biçimde dinlendirmiş olacaktır.

    BİZE FAYDALARI NELER Bu dinlenme size şu faydaları sağlar:* Kendinize olan güveniniz, mutluluğunuz, huzurunuz ve yaşam coşkunuz artar.* Zihniniz daha rahat ve daha sâkin bir duruma gelir * Endişeleriniz ve korkularınız giderek azalır. * Yaratıcılığınız ve çözüm üretme yeteneğiniz artar.* Ruhsal ve bedensel hastalıklar azalır, var olanlar giderek iyileşir. * Kişiliğiniz giderek daha iyiye ve daha güzele açık bir kişilik haline gelir. * Yaşamda her şeyin bir olduğunu zamanla daha çok hisseder ve daha çok yaşarsınız.Yâni bu dinlenme sizi her yönden daha iyiye götürür. Ne kadar fayda göreceğiniz sizin kişiliğinize ve her gün düzenli olarak uygulamanıza bağlı. Kimileri az zamanda çok fayda görür, kimileri de aynı faydayı daha uzun zamanda sağlar. Hiçbir fayda görmüyorsanız bu sizin temel kurala uymadığınızı gösterir.

    AKILDA OLMASI GEREKENLER Dinlenme sırasında temel kuralı doğru uyguluyorsanız olup biten her şey iyi, doğru ve doğal demektir. Bu yüzden kimi zaman boşluk olur hiçbir şey hissetmezsiniz ve zihninizden hiçbir şey geçmez. Kimi zaman da tuhaf bir şeylerin vücudunuzdan çıkıp gittiğini, bâzen sanki bir şeylerin buharlaşıp uçtuğunu ve kendinizde pek çok sevimsiz ve can sıkıcı şeyi görebilirsiniz. Bu durumların hiçbirinde telaşa kapılmayın ve kuralı bozmayın. Bilin ki olup biten her şey sizin iyiliğiniz içindir. Kendinizde gördüğünüz bütün o tuhaflıklar, sıkıntılar, gerginlikler, sevimsizlikler ve boşluk hissi tamamen geçici. Hiçbiri kalıcı değil. Yeter ki temel kuralı doğru uygulayın. Şunu da unutmayın: Dinlenme dışında yaşamınızın kimi dönemlerinde psikolojik olarak kendinizi boşluk, sıkıntı, engellenmişlik, kaybolmuşluk, yabancılık ve anlam verip tarif edemeyeceğiniz diğer ilginç haller içinde bulabilirsiniz. Bu haller birkaç saat de sürebilir birkaç gün de. Hepsi tamamen geçicidir. Bunlar, sizin yaşamak zorunda olduğunuz ve kaçamayacağınız şeylerdir. Böyle anlar eskinin yıkıldığı, yeninin yerleştiği anlardır. Bu anlar, yaşamınızda sizi sürekli sınırlayan, umutsuzluk ve mutsuzluk veren, yanlış davranmanıza ve yaşamanıza sebep olan, kişiliğinizin olumsuz bir veya birkaç yönünün daha ortaya çıkıp çözüldüğü ve yok olduğu anlardır. Bu anlarda olanlar tamamen sizin iyiliğinizedir. Bu yüzden korkmayın. Bulunduğunuz hâli tümüyle kabullenin.Bu dinlenmeyi tümüyle terk etseniz bile size olumsuz herhangi bir yan etkisi olmaz. Bu konuda şüphe içinde olmayın.

     

    Bilmedikleriniz

     

     

    Kasemül Emlâkül Felekiyye

    ——————————————————————————–

    Bu kasem hakkında Havas Alimlerinin büyüklerinden olan Seyyid Ahmet El-Bûnî Hazretleri buyuruyorki; ‘Ey rûhâniyet âlemine gönül vermiş tâlipli, sen kendini bu yola adadınsa mutlaka Kasemül Emlâkül Felekiyyeden habersiz kalmamalısın. Çünkü bu mübarek kasem kadir ve kıymeti oldukça yüce olan ve içinde büyük sırlar bulunan eşi benzeri olmayan bir kalkandır.

    Kasemül Emlâkül Felekiyyenin Hadimleri İle İrtibat:

    Kasemül Emlâkül Felekiyyenin hadimlerinden yardım görmek suretiyle tasarrufta bulunmak isteyen kimse (herhangi bir Arabî ayın ilk pazar günü başlanırsa daha iyi olur) 7 gün canlı ve canlıdan çıkan şeylerden perhiz etmek suretiyle oruç tutar.. Bu 7 gün içerisinde her beş vakit namaza müteakiben 21 defa Kasemül Emlâkül Felekiyyeyi okur, ardından
    7 Fatiha,
    1 defada;cuma suresinin 10.ve 11 ayetini oku

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

    فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلآةُ فَانْتَشِرُوا فِي اْلأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ * وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْواً انفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِماً* قُلْ مَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ *

    1. Fe iza kudiyetıs salatu fenteşiru fil ardı vebtegu min fadlillahi vezkurullahe kesiren leallekum tuflihun.
    2. Ve iza reev ticareten ev lehveninfaddu ileyha ve terekuke kaima, kul ma indallahi hayrun minel lehvi ve minet ticareh, vallahu hayrur razıkin

    Ayetini okumak suretiyle 7 günü tamamlar. Böylece kendisine bu kasemle tasarruf kapısı açılmış olur.. Ve aşağıda özetlemeye çalıştığımız tüm konularda yetki sahibi olmuş olur..

    Kuvvetli Celbiye, Sevgi, Aşk, Muhabbet:

    Helâlin olan birini kendine celp ve teshîr etmek yada evini yuvasını terk eden birini gerisin geri yuvasına dönmeye mecbur etmek istersen muhabbete ait mesut bir saatte bu mübarek kasemi ihlas ve samimiyetle 15 defa okuman yeterlidir.. Niyet ve kast ettiğin kişi her nerede ve ne kadar uzakta olursa olsun şüphesiz döner gelir.. Lakin bu gibi durumlarda bu kasem 15 defadan fazla okunmamalı ve niyet edilen kişi dönmediği takdirde ısrarla kaseme devam edilmemelidir. Çünkü böyle bir durumda gelmesi talep edilen kişi gelecek durumda değilse helak olma durumu vardır.. Buda Allah katında azîm günahtır.

    Kayıp olan bir insanı geri yuvasına döndürmek için:

    Kayıp olan bir kimseyi geri yuvasına döndürmek için Kasemül Emlâkül Felekiyye miski-amber mürekkebi ile mesut bir saatte yazılıp yüksekçe rüzgara ma’ruz bir yere asıldığı takdirde kayıp olan şahıs eğer sağ ise mutlaka geri yuvasına dönecektir.. Şayet ölmüşse bu mübarek kasemin hadimleri bunun belirtisi olarak o şahsın kefeninden yada üzerinde bulunan elbisesinden bir parçayı getirip rüzgara asılmış olan bu duanın (kasemin) yanına asarlar…

    Yapılan Büyüyü / Muskayı Cinlere Getirtmek İçin:

    Yapılan büyüyü kasemül emlakül felekiyyenin hadimlerine gömüldüğü yerden çıkarttırıp getirtmek istersen, bu hususu temin için kullanılmamış yeni bir kap al ve içini temiz su ile doldur.

    وَأَخْرَجَتِ اْلأَرْضُ أَثْقَالَهَاوَأَخْرَجَتِ اْلأََرْضُ أَثْقَالَهَاوَأَخْرَجَتِ اْلأَرْضُ أَثْقَالَهَاوَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِباً فَظَنَّ أَن لَنْنُقَدِّرَ عَلَيْهِفَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنلآ إِلَهَِ إلاَّ أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّيكُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

    Sonra dört (4) adet kağıt üzerine aşağıda gelen ayeti kerime yazılır ve bu kabın dış cephesinden dört ayrı köşesine yapıştırılır

    قَالَ عِفْريتٌ مِّنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ وَإِنِّيعَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ

    Kasemin hayır konusunda kullanılan buhurundan yakılır. Kabın üzeri temiz bir bez ile örtülür. Kasemül emlakül felekiyye, sonuna altta gelen tevkil duası ilave edilerek okunur. Okuma esnasında su kaynamaya (ses çıkarmaya) başlayınca yapılan büyülerin suyun içerisine geldiği anlaşılır.. Örtü kaldırılır ve eğer maksat bir başka hastanın büyülerinin gelmesi ise o hastaya her iki elini de o suyun içerisine sokması söylenir ve hasta olan kimse bu şekilde gelen büyüleri sudan çıkarttıktan sonra kasem tekrar aynı suya yedi (7) defa okunarak gelen hadimler geri gönderilir.. Davet yapılan kap ve dua yazılı kağıtlar güzelce temiz su ile yıkanır ve bir sonraki davet için saklanır. [1]

    أحْضرُوا إِلَيَّ بِهَذَا الْعَمَلِ إِنْ كَانَ فِى الْهَوَاءِ فَانْزِلُوا بِهِ وَأْتُوا بِهِ سَرِيعًا* وَإِنْكَانَ مَدْفُونًا فِى بِئْرٍ أَوْ فِى بَرٍّ أَوْ فِى بَحْرٍ أَوْ فِى قَبْرٍ أَوْ فِى سهلٍ أَوْ فِى جَبَلٍ فَأْتُوا بِهِ سَرِيعًا مِثْلُ الْبَرْقُ الْخَاطِفْ وَالرِّيحُ اْلآصِفْ* وَإِنْ كَانَ فِى خَرَارَاتٍ أَوْ فِى عِمَرَاتٍ أَوْ فِى خَرَابَاتٍ أَوْ فِى الْمَزَابِلِ أَوْ فِى أَىِّ مَحَلٍّ كَانَ فَأْتُوا بِهِ سَرِيعًا مِثْلَ الْبَْرْق الْخَاطِفِ وَالرِّيح العَاصِفِ بِحَقِّ مَنْ قَالَ لِلسَّمَوَاتِ وَاْلأَرَض* إئْتِيًَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَا آتَيْنَا طَائِعِينَ* وَبِحَقِّ هَلْيَاتٍ زَعْيًا أُمُّ مُوسَى كَلِيمُ الرَّبِّ* وَبِحَقِّ الطَّاءِ وَالْيَاءِ الْمُوَكِّلِينَ بِهَذَا الْقَسَمِ هَيًّا بَارَكَ اللهُ فِيكُمْ وَعَلَيْكُمْ*

    Uhduru ileyye bi hazel ameli in kane fil hevâ fenzilû bihî ve`tû bihî serîan ve in kâne medfûnan fî bi`rin ev fî berrin ev fî bahrin ev fî kabrin ev fî sühlin ev fî cebelin fe`tû bihî serîan mislel berkıl hâtıf. Ve in kâne fî harârât ev fî ımârât ev fî harâbât ev fil mezâbili ev fî eyyi mahillin kâne fe`tû bihî serîan. mislel berkıl hâtıfi ver rîhı âsıfi hakki men Kâle lissemâvâti vel arde i`tiya tavan ev kerhen kaleta ateyna taiın. Ve bi hakki helyatin za`yan ümmü musa kelimür rabbi ve bi hakkit ta-i vel ya-i elmüvekkiline bi hazel kasemi heyyen barekallahü fiküm ve aleyküm.

    Hırsızı Tespit İçin:

    Hırsızın kim olduğunu ortaya çıkarmak ve ismini belirlemek istersen eline temiz bir kağıt parçası al. Sonra bu kağıdı suda batacak şekilde mumlayarak suyun içerisine at. Sonra bu suya atılan kağıt suyun üzerine çıkıncaya kadar kasemi suyun üzerine okuyup nefes et. Okuma esnasında mumlu kağıt suyun üzerine çıkacaktır. Bu kağıt açılıp bakıldığında hırsızın isminin/künyesinin hadimler tarafından yazıldığı görülecektir..

    Defînenin Yada Muskanın/Sihrin Bulunduğu Yeri Tespit Edebilmek İçin:

    Meyve vermeye başlamamış genç bir hurma ağacından bir dirsek boyu ve onun dörtte biri uzunluğunda bir dal al.. Sonra bu dalı dört köşe olacak şekilde kazıdıktan sonra birinci yassı tarafa;

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

    سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِإِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

    Kazınan ikinci yassı tarafa;

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

    وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُالسَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَابَّةٍ وَهُوَ عَلَى جَمْعِهِمْإِذَا يَشَاءُ قَدِيرٌ

    Üçüncü Yüzüne ;

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

    وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ

    Dördüncü Yüzüne;

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

    وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

    yazdıktan sonra defîne yada muskadan şüphe ettiğin mekana giderek bu yazılı çubuğun üzerine 7 defa kasemi okursun. Eğer o mekanda saklanmış bir hazine yada muska vb. şeyler varsa bu çubuk seni o şüpheli şeyin üzerine götürür. Hatta bu çubuk şüphelenilen mekana bırakılır üzerine 7 defa kasem okunursa çubuk kendiliğinden o mekanda saklı bulunan hazîne vb. şeylerin üzerine giderek orada durur.[2]

    لَطيرٍ أَجِيرٍ أَسْيَارِشٍ نَادَ اللهِ مِنْ فَزْقَ عَرْشِهِ يَاجِبْرِيلَ إهْبِطْ إِلَى اْلأَرْضِ وَنَادَ فِيهَا بِاسْمِ هَيُوتٍ إِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالاً وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِير فَنَادَى جِبْرِيل مِنَ السَّمَاءِ بِعَذَابٍ قَاصِفٍ فَتَفَرَّقَ الْجَانَّ وَحَالُوا عَنْهُ شَرْقًا وَغَرْغًا إِنْصَرِفُوا يَاعِمَارَ هَذَا الْمَكَانِ بِإِذْنِ اللهِ تَعَالَى إِلَى أَنْ تَقْضِى حَاجَتِى وَعُودُوا إِلَى أَمَاكِنِكُمْ سَالِمِينَ بَارَكَ اللهُ فِىكُمْ وَعَلَيْكُمْ

    Latirin Latirin Ecirin Ecirin Eyarisin Eyarisin nadallahe men fevka arsihi Ya Cibrilü ihbıt ilel ardı ve nade fiha bismi Sayutin Sayutin Heyutin Heyutin infiru hıfafen ve sikala. Ve kalu
    semi`na ve eta`na ğufraneke Rabbena ve ileykel masir. Fenade Cibril mines sema-i bi azabin kasifin feteferrakal canne ve halu anhü sarkan ve ğarban insarifü ya ummari hazel mekani bi iznillahi teala en takdı haceti ve udu ila emakiniküm salimine barakallahü fiküm ve aleyküm.

    * أَجِبْ يَا أَبَا دَيْبَاجْ وَيَا بَنِى عَفِيفْ وَيَا بَنِى طَرِيفْ وَيَا أَبَا طَارِشٍ مَلِكِ الْعُمَّارْ وَيَا أَبَا مُحَمَّدٍ الْغَوَّاصْ وَيَا أَبَا الزَّمَازِمْ وَيَا أُمُّ الزَّمَازِمْ أَجِيبُوا يَاخُدَّامِ هَذِهِ اْلأَسْمَاءِ وَاظْهَرُا لِنَاظُورِى بِحَقِّ هَذِهِ الْخَاتَمِ وَمَا فِيهِ مِنِ اْلأَسْمَاءِوَاحْضَرْ نَاظُورًا*

    Sonra kasemin buhûru-tayyibesini yakar ve alttaki tevkil duasını okumaya başla, suyun rengi kaybaolur ve orda kasemin hâdimleri görünmeye başlarlar.

    * Ecib yâ Ebâ Deybâc ve yâ Benî Afîf veya Benî Tarîf veya Ebâ Târişil-Melikil ummâr veya Ebâ muhammed’in El Ğavvâs ve ya Ebez-zemâzim ve ya Ümmüz-zemâzimi minn asmaaahdar nadhour *

    Cevap ver Ey Ebu Dibac, Ey Banu Afif, Ey Banu Tarif, Ey Ebu Tariş, Malik el-Ammar, Ey Ebu Muhammed el-Gavas, Ey Ebu’z-Zamazem ve Ey Ümmü’z-Zamazem, bu isimlere cevap ver ve bize benimkini göster bu yüzük ve içindeki  İsimlerden ve dürbün olsun

    Kuvvetli Bir Celbiye Sıcaklık

    Dilediğin bir kimseyi yanına getirmek yada evini yuvasını terk eden bir eşi geri yuvasına söndürmek , ayrılan iki kişiyi barıştırmak, birbirlerine kavuşturmak vb. niyetle aşağıdaki mübarek vefk sevgi ve muhabbete ait hayırlı bir saatte yazılır. Üzerine 7 defa kasem okunur ve niyet zikredilerek yakılır ise hakkında bu tertip uygulanan kişi her nerede ve ne kadar uzakta olursa olsun döner gelir..

    Kasemül Emlâkül Felekiyyenin Arabça Okunuşu:

    بَسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    بِسْمِ اللهِ وَبِاللهِ وَمِنَ اللهِ وَإلَى اللهِ وَعَلَىاللهِ وَفِى اللهِ وَلآ إِلَهَ إلاَّ اللهُ وَمَا النَّصْرُ إلاَّ مِنْ عِنْدِ اللهِ وَلآ حَوْلَ وَلآ قُوَّةَ إِلاَّ بِالله الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ* وَ أَقْسَمْتُ عَلَيْكُمْ يَامَعْشَرَ اْلأَرْوَاحُ الرُّوحَانِيَّةِ وَالْمُلُوكِ الطَّاهِرَةِ الزَّكِيَّةِ وّاْلأَشْخَصِ الْجَوْهَرِيَّةِ وَاْلأَرْوَاحِ النُّورَانِيَّةِ بَحَقِّ حَقِّ اللهِ وَبِقُدْرَةِ قُدْرَةِ اللهِ وَبِعَظَمَةِ عَظَمَةِ اللهِ وَ بِسُلْطَانِ سُلْطَانِ اللهِ وَبِعِزِّ عِزِّ اللهِ وبِنُورِوَجْهِ اللهِ بِمَا جَرَى بِهِ الْقَلَمِ مِنْ عِنْدِ اللهِ إِلَى خَيْرِ خَلْقِ اللهِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِوَسَلَّمَ إِبْنِ عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُ اللهِ تَبَارَكَ اسْمُ اللهِ وَجَلَّ ثَنَاءُ اللهِ وَلآ إِلَهَ غَيْرُ اللهِ حَىٌّ قَيُّومٌ مَالِكِ الْمُلْكُ بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَاْلأرْضِ ذُوا الْجَلآلِ وَاْلإكْرَامِ عَزِيزٌ جَبَّارٌ مُتَكَبِّرٌ قَهَّارٌ قَوِيٌ مَتِينٌ قَادِرٌ مُقْتَدِرٌ شَدِيدُ الْبَدْشِ شَدِيدُ الْعِقَابِ سَرٍيعُ الْحِسَابِ لآيَغْلِبُهُ غَالَبَ وَلآ يَنْجُو مِنْهُ هَارِبٌ بِحَوْلِ اللهِ وَقُوَّتِهِ وَعَظَمَةِ أَسْمَائِهِ وَآيَاتِهِ أَقْسَمْتُ عَلَيْكُمْ يَامَلآئِكَةَ رَبِّ الْعَالَمِينَ* بِحَقِّ الأَسْمَاءِ الَّتِى تَكَلَّمَ بِهَا رَبُّنَا عَلَى السَّمَوَاتِ فَارْتَفَعَتْ وَعَلَى اْلأَرْضِ فَسَطَحَتْ وَعَلَى الْجِبَالِ فَنَصَبَتْ وَعَلَى الْعُيُونِ فَانْفَجَرَتْ وَعَلَى اْلأَنْهَارِ فُجِّرَتْ وَعَلَى الْبِحَارِ فَزَخَّرَتْ وَعَلَى النُّجُومِ فَأزْهَرَتْ وَعَلَى الشِّمْسِ فَأَضَائَتْ وَعَلَى الْقَمَرِ فَاسْتَنَارَ وَعَلَى اللَّيْلِ فَأَظْلَمَ وَعَلَى النَّهَارِ فَأَضَارَ وَبِحَقِّ اْلأَسْمَاءِ الَّتِى يُحْيِى اللهُ بِهَا الْمَوْتَى وَيُمِيتُ بِهَا اْلأَحْيَاءِ وَبِحَقِّ اْلأَسْمَاءِ الْمَكْتُوبَةِ عَلِى سُرَادِقُ الْعَرْشِ وَبِحَقِّ مَا فِى الَّلوْحِ الْمَحْفُوظِ مِنَ اْلأَسْمَاءِ وَالنَّقْشِ وَبِحَقِّ مَنْ رَفَعَ السَّمَاءِ بِغَيْرِ عَمَدٍ وَبَسَطَ اْلأَرَْضَ عَلَى مَاءٍ جَمَدٍ وَبِقُدْرَةِ اللهِ الْوَاحِدِ اْلأَحَدِ اْلفَرْدِ الصَّمَدِ الَّذِى لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَْمْ يَكُنْ لَهُ مُفُوًا أَحَدْ* وَلَمْ يَتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلآ وَلَدًا* وَبِحَقِّ مَنِ التَّخَذَ إِبْرَاهِيمَ خَليلاً وَكَلَّمَ مُوسَى تَكْلِيمًا وَخَلَقَ عِيسَى مِنْ رُوحِ الْقُدُسِ وَبَعَثَ مُحَمَّدًا صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذيرًا* سُبْحَانَ مَنْ أَنْشَقَّ مِنْ نُورِهِ السَّمَوَاتِ وَنَارَتْ بِهِ الشَّْمْسَ وَأَضَاءَ بِهِ الْقَمَرَ وَخَضَعَ كُلِّ شَيْءٍ بِقُدْرَتِهِ* وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلآئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ* إِلاَّ مَاحَضَرْتُمْ فِى حَضْرَتِى وَأَجِبْتُمْ دَعْوَتِى وَقَضَيْتُمْ حَاجَتِى أَيُّهَا الْمُلُوكُ الْفَلَكِيَّةِ السَّبْعَةِ رُوقِيَائِيلَ وَجَبْرَائِيلَ وَسَمْسَمَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَصَرْفَيَائِيلَ وَعَنْيَائِيلَ وَكَيْفَيَائِلَ* وَبِحَقِّ حَمَلَةِ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ وَالْكُرْسِ الْجَسيمِ وَالْمَلآئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ جِبْرِيلَ وَميكَائِيلَ وَإِسْرَافِيلَ وَعَزْرَائِيلَ وَاْلأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ* وَالشُّهَدَاءِ وَالصًّالِحِينَ* وَبِحَقِّ التَّوْرَيةَ وَاْلإِنْجِيلَ وَالزَّبُورَ وَالْفُرْقَانَ الْعَظِيمَ* وَمَا فِيهَا مِنَ اْلآيَاتِ وَالزِّكْرِ الْحَكِيمِ* فَإِنِى أُقْسِمُ عَلَيْكُمْ , وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ،* إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ* فِى كِتَابٍ مَكْنُونٍ* لآيَمَسُّهُ إِلاَّ الْمُطَهَّرُونَ* تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ* وَهُوَ اْلأَوَّلُ وَالآخِرُ وَالظَََّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيم* هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأََرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي اْلأََرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاء وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ * لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ * يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لآ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِهُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لآ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلاَمُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ * هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ اْلأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ * أَقْبِلُوا سَامِعِينَ طَائِعِينَ بِخَيْلِكُمْ وَرِجَالِكُمْ ذُكُورِكُمْ وَإِنَاثِكُمْ صَغِيرُكُمْ وَكَبِيرِكُمْ حَتَّى لآيَتَخَلَّفَ عَنِّى أَحَدٌ مِنْكُمْ إِنْكُنْتُمْ طَائِعِينَ اْلأَسْمَاءِ اللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ* بِحَقِّ مَنْ شَقَّ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَلَقَكُمْ مِنْ نَارِ اسَّمُومَ أَجِبْ يَا أَبَا دَيْبَاجْ وَيَا بَنِى عَفِيفْ وَيَا بَنِى طَرِيفْ وَيَا أَبَا طَارِشٍ مَلِكِ الْعُمَّارْ وَيَا أَبَا مُحَمَّدٍ الْغَوَّاصْ وَيَا أَبَا الزَّمَازِمْ وَيَا أُمُّ الزَّمَازِمْ وَافْعَلُوا كَذَا وَكَذَا بِحَقِّ هَذِهِ اْلأَسْمَاءِ عَلَيْكُمْ وَطَاعَتِهَا لَدَيْكُمْ أَجِيبُوا أَيُّهَا الْمُلوُكُ السَّبْعَةَ الْفَلَكِيَّةَ وَأْمُرُوا الْمُلوُكَ الْمَذْكوُرَةِ بِطَاعَتِى وَقَضَاءِ حَاجَتِى الْوَحَا العَجَل العَجَل السّاعة السّاعة

    Kasemül Emlâkül Felekiyye’nin Türkçe Okunuşu:

    Bismillahirrahmanirrahim.
    Bismillâhi ve billâhi ve minEllâhi ve ilallâhi ve alellâhi ve fillâhi ve la ilahe illallahü ve men nasru min ındillahi ve lâ havle ve la kuvvete illâ billahil aliyyil azim*
    Aksemtü aleyküm yâ ma`seral ervahir ruhaniyyeti vel mülükit tahiretiz zekiyyeti vel eşhasil cevheriyyeti vel ervahin nurâniyyeti bi hakki hakkilllâhi ve bi kudreti kudretillâhi ve bi azameti azametillâhi ve bi sultâni sultânillahi ve bi ızzi ızzillahi ve bi nuri vechillâhive bimâ cerâ bihil kalemi min ındillahi ilâ hayri halkillâhi seyyidina Muhammedin sallallâhü aleyhi ve selleme* ibni Abdullâhi ve Rasûlüllâhi tebârekes müllâhi ve celle senâüllâhi ve lâ ilâhe ğayrullâhi hayyün kayyûmün malikil mülkü bedius semâvâti vel ardi zülcelali vel ikram* Azîzün cebbârün mütekebbirun kahhârun kaviyyün metînün kâdirun muktedirun şedidül batşi sedîdül ıkâbi serîul hisâbi lâ yağlibühû ğalibü ve la yencû minhü hâribün bi havlillâhi ve kuvvetihî ve azameti esma-ihî ve âyâtihî aksemtü aleyküm yâ melâiketi rabbil alemîn* Bi hakki esmailletî tekelleme bihâ rabbünâ ales semâvâti fertefeat ve alel ardi fesetehat ve alel cibâli fenasabet ve aleluyûni fenfeceret ve alel enhâri fücciret ve alel bihâri fezahharet ve alen nücûmü fezherat ve alesşemsi fe-edâet ve alel kameri festenârat ve alel leyli fe-ezleme ve alen nehâri fe-edâe ve bihakkil esmailletiî yuhyillâhü bihel mevtâ ve yümîtü bihel ahya Ve bihakkil esma-il mektûbeti alâ sürâdikil arşi ve bi hakki mâ fil levhil mahfûzî minel esmâ-i ven nakşi ve bi hakki men refeassemâ-e bi ğayri amedin ve basatel arde alâ mâ in cemedin ve bi kudretillâhil vâhidil ahadil ferdissamedillezî lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ahad. Ve lem yetthiz sâhibeten velâ veledâ*
    Ve bi hakki menittehaze ibrahîme halîlen ve kelleme Mûsâ teklîmen ve halaka îsâ min ruhil kudüsi ve bease Muhammeden sallallâhü aleyhi ve selleme bil hakki beşîran ve nezîrâ. Sübhane men enşakka min nûrihissemâvâti vel ardi ve naret bihişşemsü ve edâe bihil kamerü ve hada-a külli şeyin bi kudretihî ve yüsebbihur ra`dü bi hamdihî vel melâiketü min hîfetihî. İllâ mâ hadartüm fi hadretî ve ecebtüm da`vetî ve kadaytüm hâcetî eyyühel mülûkel felekiyyetis-seb-ati Rukyâîle ve Cebrâîle ve Semsemâîle ve Mikâîle ve Sarfeyâîle ve
    Anyâîle ve kesfeyâîle bi hakki hameletil arşil azimi vel kürsiyyil cesîmi vel melaiketil mukarrabîn*
    Cebrâîle ve Mîkâîle ve İsrafîle ve Azraile vel enbiyâ-i vel mürselîn* Veşşühedâ-e ves salihin* Ve bi hakkit-tevrâte vel incile vez zebure vel fürkânel azim* Ve mâ fîhâ minel âyâti vez zikril hakîm* Feinnî uksimü aleyküm* Ve innehû lekasemün lev ta`lemüne azim* İnnehû le kur’ânin kerîm* Fi kitâbin meknûn. Lâ yemessühû illel mutahherûn. Tenzîlün min Rabbil alemin*
    Hüvel evvelü vel âhiru vez-zâhiru vel bâtinu ve hüve bi külli şey’in alîm* Hüvellezî halakas-semâvâti vel arde fî sitteti eyyâmin sümmes-tevâ alel arşi ya`lemü mâ yelicü fil-ardi ve mâ yahrücü minhâ ve yenzilü mines semâ-i ve mâ ya`rucü fîha ve hüve meaküm eyne mâ küntüm vallahu bimâ ta`melûne basîr* Lehû mülküs semâvâti vel ardä ve ilallâhi türceul ümûr. Yûlicül-leyli fin nehâri ve yûlicin nehâre fil leyli ve hüve alîmüm-bi zâtis-südûr. Hüvellâhüllezî lâ ilâhe illâ hû* âlimül ğaybi veşşehâdeti ve hüverrahmanürrahîm. Hüvellâ hüllezî lâ ilâhe illâ hû* El-Melikül kuddûsüs-selamül-mü`minül müheyminül-azîzül-cebbârül-mütekebbirü sübhânellahi ammâ yüşrükûn. Hüvellâhül hâlikul bâriül musavviru lehül esmâül hüsnâ yüsebbihû lehû mâ fissemâvâti vel arde ve hüvel azîzül-hakîm. Akbilû sâmi-îne tâi-îne bi hayliküm ve ricâliküm ve zükûriküm ve inâsiküm ve sağîriküm ve kebîriküm hattâ lâ yetehallefe annî ehadün minküm in küntüm tâi-îne li esmâillâhi Rabbil-âlemin* Bi hakkı men şakka sem-aküm ve ebsâraküm ve halakaküm min naris-semûm* Ecib yâ Ebâ Deybâc ve yâ Benî Afîf veya Benî Tarîf veya Ebâ Târişil-Melikil ummâr veya Ebâ muhammed’in El Ğavvâs ve ya Ebez-zemâzim ve ya Ümmüz-zemâzimi vef-alû kezâ ve kezâ*
    Bi hakki hâzihil esmâ-i aleyküm ve tâ-atihâ ledeyküm ecîbû eyyühel mülûkes seb-atel felekiyyeti ve`mürül mülûkel mezkûreti bi-tâ-atî ve kadâ-i hâcetî Elvâhan Elvâhan El-acele El-acele Essâ-ate Essâ-ate.

    Okuduktan sonra o suyu şüpheli mekana serp. Ama suyu
    serperken Kasemi tekrarlarsın. O anda serpmiş olduğun su
    sebebiyle yerin sallandığını görürsün. Daha sonra o kaseyi
    avucuna al ve içine bir avuç kadar hardal koyup, hardalların
    üzerine Kasemi yukarıdaki Azimetle beraber yedi (7) defa okuyup,
    su serpmiş olduğun mekana hardalları saçarsın.

    Helâlin olan birini kendine celp ve teshîr etmek yada evini yuvasını terk eden birini gerisin geri yuvasına dönmeye mecbur etmek istersen muhabbete ait saatte bu mübarek kasemi ihlas ve samimiyetle 15 defa okuman yeterlidir..

    Niyet ve kast ettiğin kişi her nerede ve ne kadar uzakta olursa olsun şüphesiz döner gelir.. Lakin bu gibi durumlarda bu kasem 15 defadan fazla okunmamalı ve niyet edilen kişi dönmediği takdirde ısrarla kaseme devam edilmemelidir. Çünkü böyle bir durumda gelmesi talep edilen kişi gelecek durumda değilse helak olma durumu vardır.. Buda Allah katında büyük günahtır.

    Kayıp olan bir insanı geri yuvasına döndürmek için:
    Kasemül Emlâkül Felekiyye miski-amber mürekkebi ile mesut bir saatte yazılıp yüksekçe rüzgara ma’ruz bir yere asıldığı takdirde kayıp olan şahıs eğer sağ ise mutlaka geri yuvasına dönecektir..
    Şayet ölmüşse bu mübarek kasemin hadimleri bunun belirtisi olarak o şahsın kefeninden yada üzerinde bulunan elbisesinden bir parçayı getirip rüzgara asılmış olan bu duanın (kasemin) yanına asarlar…

    Kuvvetli Bir Celbiye Sıcaklık:
    Dilediğin bir kimseyi yanına getirmek yada evini yuvasını terk eden bir eşi geri yuvasına söndürmek , ayrılan iki kişiyi barıştırmak, birbirlerine kavuşturmak vb. niyetle vefki sevgi ve muhabbete ait hayırlı bir saatte yazılır. Üzerine 7 defa kasem okunur ve niyet zikredilerek yakılır ise hakkında bu tertip uygulanan kişi her nerede ve ne kadar uzakta olursa olsun döner gelir..

    Bismillahirrahmanirrahim.
    Bismillâhi ve billâhi ve minEllâhi ve ilallâhi ve alellâhi ve fillâhi ve la ilahe illallahü ve men nasru min ındillahi ve lâ havle ve la kuvvete illâ billahil aliyyil azim*
    Aksemtü aleyküm yâ ma`seral ervahir ruhaniyyeti vel mülükit tahiretiz zekiyyeti vel eşhasil cevheriyyeti vel ervahin nurâniyyeti bi hakki hakkilllâhi ve bi kudreti kudretillâhi ve bi azameti azametillâhi ve bi sultâni sultânillahi ve bi ızzi ızzillahi ve bi nuri vechillâhive bimâ cerâ bihil kalemi min ındillahi ilâ hayri halkillâhi seyyidina Muhammedin sallallâhü aleyhi ve selleme* ibni Abdullâhi ve Rasûlüllâhi tebârekes müllâhi ve celle senâüllâhi ve lâ ilâhe ğayrullâhi hayyün kayyûmün malikil mülkü bedius semâvâti vel ardi zülcelali vel ikram* Azîzün cebbârün mütekebbirun kahhârun kaviyyün metînün kâdirun muktedirun şedidül batşi sedîdül ıkâbi serîul hisâbi lâ yağlibühû ğalibü ve la yencû minhü hâribün bi havlillâhi ve kuvvetihî ve azameti esma-ihî ve âyâtihî aksemtü aleyküm yâ melâiketi rabbil alemîn* Bi hakki esmailletî tekelleme bihâ rabbünâ ales semâvâti fertefeat ve alel ardi fesetehat ve alel cibâli fenasabet ve aleluyûni fenfeceret ve alel enhâri fücciret ve alel bihâri fezahharet ve alen nücûmü fezherat ve alesşemsi fe-edâet ve alel kameri festenârat ve alel leyli fe-ezleme ve alen nehâri fe-edâe ve bihakkil esmailletiî yuhyillâhü bihel mevtâ ve yümîtü bihel ahya Ve bihakkil esma-il mektûbeti alâ sürâdikil arşi ve bi hakki mâ fil levhil mahfûzî minel esmâ-i ven nakşi ve bi hakki men refeassemâ-e bi ğayri amedin ve basatel arde alâ mâ in cemedin ve bi kudretillâhil vâhidil ahadil ferdissamedillezî lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ahad. Ve lem yetthiz sâhibeten velâ veledâ*
    Ve bi hakki menittehaze ibrahîme halîlen ve kelleme Mûsâ teklîmen ve halaka îsâ min ruhil kudüsi ve bease Muhammeden sallallâhü aleyhi ve selleme bil hakki beşîran ve nezîrâ. Sübhane men enşakka min nûrihissemâvâti vel ardi ve naret bihişşemsü ve edâe bihil kamerü ve hada-a külli şeyin bi kudretihî ve yüsebbihur ra`dü bi hamdihî vel melâiketü min hîfetihî. İllâ mâ hadartüm fi hadretî ve ecebtüm da`vetî ve kadaytüm hâcetî eyyühel mülûkel felekiyyetis-seb-ati Rukyâîle ve Cebrâîle ve Semsemâîle ve Mikâîle ve Sarfeyâîle ve
    Anyâîle ve kesfeyâîle bi hakki hameletil arşil azimi vel kürsiyyil cesîmi vel melaiketil mukarrabîn*
    Cebrâîle ve Mîkâîle ve İsrafîle ve Azraile vel enbiyâ-i vel mürselîn* Veşşühedâ-e ves salihin* Ve bi hakkit-tevrâte vel incile vez zebure vel fürkânel azim* Ve mâ fîhâ minel âyâti vez zikril hakîm* Feinnî uksimü aleyküm* Ve innehû lekasemün lev ta`lemüne azim* İnnehû le kur’ânin kerîm* Fi kitâbin meknûn. Lâ yemessühû illel mutahherûn. Tenzîlün min Rabbil alemin*
    Hüvel evvelü vel âhiru vez-zâhiru vel bâtinu ve hüve bi külli şey’in alîm* Hüvellezî halakas-semâvâti vel arde fî sitteti eyyâmin sümmes-tevâ alel arşi ya`lemü mâ yelicü fil-ardi ve mâ yahrücü minhâ ve yenzilü mines semâ-i ve mâ ya`rucü fîha ve hüve meaküm eyne mâ küntüm vallahu bimâ ta`melûne basîr* Lehû mülküs semâvâti vel ardä ve ilallâhi türceul ümûr. Yûlicül-leyli fin nehâri ve yûlicin nehâre fil leyli ve hüve alîmüm-bi zâtis-südûr. Hüvellâhüllezî lâ ilâhe illâ hû* âlimül ğaybi veşşehâdeti ve hüverrahmanürrahîm. Hüvellâ hüllezî lâ ilâhe illâ hû* El-Melikül kuddûsüs-selamül-mü`minül müheyminül-azîzül-cebbârül-mütekebbirü sübhânellahi ammâ yüşrükûn. Hüvellâhül hâlikul bâriül musavviru lehül esmâül hüsnâ yüsebbihû lehû mâ fissemâvâti vel arde ve hüvel azîzül-hakîm. Akbilû sâmi-îne tâi-îne bi hayliküm ve ricâliküm ve zükûriküm ve inâsiküm ve sağîriküm ve kebîriküm hattâ lâ yetehallefe annî ehadün minküm in küntüm tâi-îne li esmâillâhi Rabbil-âlemin* Bi hakkı men şakka sem-aküm ve ebsâraküm ve halakaküm min naris-semûm* Ecib yâ Ebâ Deybâc ve yâ Benî Afîf veya Benî Tarîf veya Ebâ Târişil-Melikil ummâr veya Ebâ muhammed’in El Ğavvâs ve ya Ebez-zemâzim ve ya Ümmüz-zemâzimi vef-alû kezâ ve kezâ*
    Bi hakki hâzihil esmâ-i aleyküm ve tâ-atihâ ledeyküm ecîbû eyyühel mülûkes seb-atel felekiyyeti ve`mürül mülûkel mezkûreti bi-tâ-atî ve kadâ-i hâcetî Elvâhan Elvâhan El-acele El-acele Essâ-ate Essâ-ate

    بَسْمِ الله الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    بِسْمِ اللهِ وَبِاللهِ وَمِنَ اللهِ وَإلَى اللهِ وَعَلَىاللهِ وَفِى اللهِ وَلآ إِلَهَ إلاَّ اللهُ وَمَا النَّصْرُ إلاَّ مِنْ عِنْدِ اللهِ وَلآ حَوْلَ وَلآ قُوَّةَ إِلاَّ بِالله الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ* وَ أَقْسَمْتُ عَلَيْكُمْ يَامَعْشَرَ اْلأَرْوَاحُ الرُّوحَانِيَّةِ وَالْمُلُوكِ الطَّاهِرَةِ الزَّكِيَّةِ وّاْلأَشْخَصِ الْجَوْهَرِيَّةِ وَاْلأَرْوَاحِ النُّورَانِيَّةِ بَحَقِّ حَقِّ اللهِ وَبِقُدْرَةِ قُدْرَةِ اللهِ وَبِعَظَمَةِ عَظَمَةِ اللهِ وَ بِسُلْطَانِ سُلْطَانِ اللهِ وَبِعِزِّ عِزِّ اللهِ وبِنُورِوَجْهِ اللهِ بِمَا جَرَى بِهِ الْقَلَمِ مِنْ عِنْدِ اللهِ إِلَى خَيْرِ خَلْقِ اللهِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِوَسَلَّمَ إِبْنِ عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُ اللهِ تَبَارَكَ اسْمُ اللهِ وَجَلَّ ثَنَاءُ اللهِ وَلآ إِلَهَ غَيْرُ اللهِ حَىٌّ قَيُّومٌ مَالِكِ الْمُلْكُ بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَاْلأرْضِ ذُوا الْجَلآلِ وَاْلإكْرَامِ عَزِيزٌ جَبَّارٌ مُتَكَبِّرٌ قَهَّارٌ قَوِيٌ مَتِينٌ قَادِرٌ مُقْتَدِرٌ شَدِيدُ الْبَدْشِ شَدِيدُ الْعِقَابِ سَرٍيعُ الْحِسَابِ لآيَغْلِبُهُ غَالَبَ وَلآ يَنْجُو مِنْهُ هَارِبٌ بِحَوْلِ اللهِ وَقُوَّتِهِ وَعَظَمَةِ أَسْمَائِهِ وَآيَاتِهِ أَقْسَمْتُ عَلَيْكُمْ يَامَلآئِكَةَ رَبِّ الْعَالَمِينَ* بِحَقِّ الأَسْمَاءِ الَّتِى تَكَلَّمَ بِهَا رَبُّنَا عَلَى السَّمَوَاتِ فَارْتَفَعَتْ وَعَلَى اْلأَرْضِ فَسَطَحَتْ وَعَلَى الْجِبَالِ فَنَصَبَتْ وَعَلَى الْعُيُونِ فَانْفَجَرَتْ وَعَلَى اْلأَنْهَارِ فُجِّرَتْ وَعَلَى الْبِحَارِ فَزَخَّرَتْ وَعَلَى النُّجُومِ فَأزْهَرَتْ وَعَلَى الشِّمْسِ فَأَضَائَتْ وَعَلَى الْقَمَرِ فَاسْتَنَارَ وَعَلَى اللَّيْلِ فَأَظْلَمَ وَعَلَى النَّهَارِ فَأَضَارَ وَبِحَقِّ اْلأَسْمَاءِ الَّتِى يُحْيِى اللهُ بِهَا الْمَوْتَى وَيُمِيتُ بِهَا اْلأَحْيَاءِ وَبِحَقِّ اْلأَسْمَاءِ الْمَكْتُوبَةِ عَلِى سُرَادِقُ الْعَرْشِ وَبِحَقِّ مَا فِى الَّلوْحِ الْمَحْفُوظِ مِنَ اْلأَسْمَاءِ وَالنَّقْشِ وَبِحَقِّ مَنْ رَفَعَ السَّمَاءِ بِغَيْرِ عَمَدٍ وَبَسَطَ اْلأَرَْضَ عَلَى مَاءٍ جَمَدٍ وَبِقُدْرَةِ اللهِ الْوَاحِدِ اْلأَحَدِ اْلفَرْدِ الصَّمَدِ الَّذِى لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَْمْ يَكُنْ لَهُ مُفُوًا أَحَدْ* وَلَمْ يَتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلآ وَلَدًا* وَبِحَقِّ مَنِ التَّخَذَ إِبْرَاهِيمَ خَليلاً وَكَلَّمَ مُوسَى تَكْلِيمًا وَخَلَقَ عِيسَى مِنْ رُوحِ الْقُدُسِ وَبَعَثَ مُحَمَّدًا صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذيرًا* سُبْحَانَ مَنْ أَنْشَقَّ مِنْ نُورِهِ السَّمَوَاتِ وَنَارَتْ بِهِ الشَّْمْسَ وَأَضَاءَ بِهِ الْقَمَرَ وَخَضَعَ كُلِّ شَيْءٍ بِقُدْرَتِهِ* وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلآئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ* إِلاَّ مَاحَضَرْتُمْ فِى حَضْرَتِى وَأَجِبْتُمْ دَعْوَتِى وَقَضَيْتُمْ حَاجَتِى أَيُّهَا الْمُلُوكُ الْفَلَكِيَّةِ السَّبْعَةِ رُوقِيَائِيلَ وَجَبْرَائِيلَ وَسَمْسَمَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَصَرْفَيَائِيلَ وَعَنْيَائِيلَ وَكَيْفَيَائِلَ* وَبِحَقِّ حَمَلَةِ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ وَالْكُرْسِ الْجَسيمِ وَالْمَلآئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ جِبْرِيلَ وَميكَائِيلَ وَإِسْرَافِيلَ وَعَزْرَائِيلَ وَاْلأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ* وَالشُّهَدَاءِ وَالصًّالِحِينَ* وَبِحَقِّ التَّوْرَيةَ وَاْلإِنْجِيلَ وَالزَّبُورَ وَالْفُرْقَانَ الْعَظِيمَ* وَمَا فِيهَا مِنَ اْلآيَاتِ وَالزِّكْرِ الْحَكِيمِ* فَإِنِى أُقْسِمُ عَلَيْكُمْ , وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ،* إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ* فِى كِتَابٍ مَكْنُونٍ* لآيَمَسُّهُ إِلاَّ الْمُطَهَّرُونَ* تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ* وَهُوَ اْلأَوَّلُ وَالآخِرُ وَالظَََّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْئٍ عَلِيم* هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأََرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي اْلأََرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاء وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ * لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ * يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لآ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِهُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ * هُوَ اللَّهُ الَّذِي لآ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلاَمُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ * هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ اْلأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ * أَقْبِلُوا سَامِعِينَ طَائِعِينَ بِخَيْلِكُمْ وَرِجَالِكُمْ ذُكُورِكُمْ وَإِنَاثِكُمْ صَغِيرُكُمْ وَكَبِيرِكُمْ حَتَّى لآيَتَخَلَّفَ عَنِّى أَحَدٌ مِنْكُمْ إِنْكُنْتُمْ طَائِعِينَ اْلأَسْمَاءِ اللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ* بِحَقِّ مَنْ شَقَّ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَلَقَكُمْ مِنْ نَارِ اسَّمُومَ أَجِبْ يَا أَبَا دَيْبَاجْ وَيَا بَنِى عَفِيفْ وَيَا بَنِى طَرِيفْ وَيَا أَبَا طَارِشٍ مَلِكِ الْعُمَّارْ وَيَا أَبَا مُحَمَّدٍ الْغَوَّاصْ وَيَا أَبَا الزَّمَازِمْ وَيَا أُمُّ الزَّمَازِمْ وَافْعَلُوا كَذَا وَكَذَا بِحَقِّ هَذِهِ اْلأَسْمَاءِ عَلَيْكُمْ وَطَاعَتِهَا لَدَيْكُمْ أَجِيبُوا أَيُّهَا الْمُلوُكُ السَّبْعَةَ الْفَلَكِيَّةَ وَأْمُرُوا الْمُلوُكَ الْمَذْكوُرَةِ بِطَاعَتِى وَقَضَاءِ حَاجَتِى الْوَحَا العَجَل العَجَل السّاعة السّاعة

     

    Ölmüş yakınlarla iletişim aslında sanıldığından çok daha kolaydır. İçten bir dua mesajınızın ona ulaşmasını sağlayacaktır. Bunun temel nedeni aradaki „sevgi“ bağıdır, bu bağ ikili iletişimi ve dualarımızın onlara ulaşmasını kolay kılar.

    Ölmüş yakınlarımız, özellikle öldüklerinin ilk döneminde bizimle sık sık ilişik olurlar ve dualarımızı, isteklerimizi duyarlar. Bu ölmüş akrabaları anmak ve onlarla içten bir şekilde konuşmak çağlardan beri süre gelen güçlü bir ritüel olmuştur. Bilhassa mezar (Mezar dediğimiz şey aslında ölmüş akrabanızı andığınız kutsal ata tapınağıdır, bir tür ritüel alanıdır) ziyareti ve duaları, ayrıca mezarda adak olarak yakacağınız günlük gibi tütsülerin ölmüş yakınınızla iletişiminizi güçlendirecek ve hem siizi hem onu huzurlu kılacaktır. Günlük ve adak adeti eski şamanizmden beri hala Hatay gibi bazı ilçelerde uygulanmaktadır.

    Şimdi benim burada vereceğim teknik, oldukça basit ve etkili bir iletişim tekniğidir. Amaç, ölmüş yakınınızla sohbet etmek ve dertlerinizi onla paylaşmaktır. Bazen, ölmüş yakınımız bize çeşitli görü, his veya fısıldamalar ile cevap verir ve hatta sorun yaşadığımız konuda bize yardımcı olurlar.

    İhtiyaçlar;

    Ölmüş akrabanızın eşyası veya resmi
    Bir adet beyaz mum
    Bir kağıt ve kalem
    Not defteri

    1- Rahatsız edilmeyeceğiniz, sakin bir odaya geçin. Kesinlikle bunun huzurlu bir deneyim olduğunu bilin ve korkularınız varsa onlardan arının. Burada ruh çağırmayacak veya ileri bir uygulama yapmayacaksınız. Sadece sevdiğiniz ve çok özlediğiniz bir akrabanızla yeniden konuşacaksınız ve onun cennetten (öte alem sanıldığı gibi korkunç değil huzur doludur, bu yüzden cennet terimini kullacağım) getirdiği enerjileri kabul edeceksiniz.

    2-Öncelikle sizi koruması ve bu iletişim sırasında gözetmesi için Başmelek Mikail’e şu şekilde seslenin;

    „Başmelek Mikail, Şimdi seni çağırıyor ve …. ile görüşmem sırasında bizi gözetmeni ve korumanı istiyorum. Cennetin huzurunu ve Yaratıcı’nın sevgisini buraya getirmeni rica ediyorum.“

    Bunu üç kere tekrarlayın ve o enerjiyi hissedin. Mavi parıltılı ilahi ışığın tüm odaya indiğini imgeleyin.

    3-Şimdi öte alemden ruhla iletişiminizde kolaylık sağlaması açısından Başmelek Azrail’i şu şekilde çağırın;

    „Başmelek Azrail, dönüşümün, döngünün ve ruhların denetleyicisi, bilge ve kadim melek, sana sesleniyorum. Yaratıcı’nın izniyle seni çağırıyor ve senden ….’yı buraya getirmeni rica ediyorum. Onunla ilahi sevgiyi paylaşmak ve onun rehberliğini istiyorum. İletişimimizde bize yardımcı ol.“

    Gözlerinizi kapatın ve bir adet beyaz mum yakın. Beyaz mumun altına veya hemen yanına akrabanızın eşyanızı veya resmini koyun. Mumu, ölmüş akrabanız için yakıyorsunuz, ona adıyorsunuz.

    Bu noktada bazı şeyler hissedebilirsiniz; dokunuşlar, ses veya yakınınızın kokusu gibi

    4- Şimdi kağıt kalemi alın ve ona ne söylemek istiyorsanız (dertlerinizi, dileklerinizi, hayallerinizi, içinizde tuttuğunuz ve paylaşmak istediğiniz herşeyi) kağıda yazın. Sanki ölmüş akrabanıza mektup yazıyor ve onla dertleşiyorgibi bunları yazıya dökün.

    5- Hiç bir şey hissetmeyebilirsiniz ama kesinlikle huzuru hissedeceksiniz. Veya yazarken bir anda aklınıza parlak cevaplar, ilhamlar, ani görüntüler gelebilir, bunlar ölmüş yakınınızdan gelen mesajlardır hemen bir not defterine kaydedin.

    6-Yazma işiniz bittiğinde teşekkür edin ve bu mektubu beyaz mumun alevi ile yakın. Bırakın enerji serbest kalsın ve ölmüş yakınıza ulaşsın. Kağıt yanarken gözlerinizi kapatın ve onun enerjisini hissedin. Hiçbir şey düşünmeyin sadece medite olun ve zihninizi boşaltın. Var olan enerjiyi hissedin sadece. Zihninizi, mantığınızı devre dışı bırakın ki ölmüş yakınınızı hissedebilesiniz. Eğer iletişime geçemezseniz moralinizi bozmayın, size bir şekilde yaşam içinde mesajınızı iletecektir.

    7- İşlem bittiğinde hem meleklere hem akrabanıza teşekkür edin ve çalışmayı bitirin. Külleri ister bir kapta saklayın, isterseniz rüzgara bırakın.

    Tekrar yineliyorum, içten bir dua bile ölmüş yakınınız ile iletişime geçmenize olanak verir. Bu teknik ölmüş akrabanızdan yardım almak ve onla iletişime geçmek, özlem gidermek için birebirdir. Çalışma sırasında veya çalışmadan sonra (rüyanızda veya gün içinde) bir şekilde size mesaj muhakkak iletecektir. Sirius

    DİPNOT: Bu tekniği sadece ama sadece sevdiğiniz akrabalarınız için yapın. Tanımadığınız ruhları bu şekilde çağırmaya çalışmayın. Yakınlarımız (anne, baba, kardeş, teyze amca dede nine vs…) ölseler dahi bizle derin bir sevgi bağına sahiptirler. Bu sevgi bağı iletişimi güçlü kılar ve onlara ulaşmamızı, onlarında bize ulaşmasını sağlar. Onlara karşı tüm sevginizle bu çalışmayı gerçekleştirin. Sevmediğiniz veya tanımadığınız ruhlar için kesinlikle bu çalışmayı yapmayın. Bu çalışmanın amacı ruh çağırmak değil, sevginin gücünü kullanarak ölmüş yakınımızla enerji alışverişine geçmek ve dertlerimizi paylaşmaktır.

    Alıntıdır.

    arindirma metodu

    Ben, ———– , fiziksel bir insan odağı olarak, tüm boyutlarda bulunan, geçmiş, şimdi ve gelecekte, varolan tüm zaman ve mekan çerçeveleri içindeki her tür ve form içinde olan ve ancak şu anda benim yüksek iyiliğim adına artık hiçbir yararı bulunmayan, tüm anlaşmalarımı fesh ve terk ediyorum. Ve şu anda bu anlaşmalara taraf olan tüm varlıkların artık durmasını, benim enerji alanımdan derhal ve sonsuza kadar çıkmalarını, ve yapılan bu yeni anlaşma nedeniyle beni kontrol altında tutan tüm enerjilerini de kendileriyle birlikte alıp götürmelerini istiyorum. Şimdi Kaynağa ait olan ulu ve ilahi varlıkların gelmesini ve ilahi amaca hizmet etmemeleri nedeniyle bozulan anlaşmalar ile onlara bağlı tüm kontrol enerjilerinin benden ayrılışlarını kontrol ederek bu çözülme işlemine şahit olmalarını talep ediyorum. Ve oluyorlar da…Şu anda spiritüel, fiziksel, zihinsel, duygusal benlerim ile birlikte tüm diğer benlerimi de ilahi sevgi idrakinin yüksek spiritüel vibrasyonlarına adıyorum. Şu anda yaşamımı, işimi, çevremi ilahi sevginin idrakine adıyorum. Kendimi ve bütün benlerimi kendi yüksek gücümü ve vibrasyonel yoldaki ustalığımı, kendi adıma ve etkilediğim dünyanın tamamı adına geri kazanmaya adıyorum. Şu anda ilahi sevgi idrakinden ve kendi yüksek benliğimden kendimi adamış olduğum bu ulu amaca paralel olarak yaşamımda gerekli değişiklikleri yapmalarını istiyor ve tüm ulu ilahi varlıklardan buna da şahitlik yapmalarını talep ediyorum. Ve oluyorlar da…Geçmiş, şimdi ve gelecek içindeki tüm zaman ve mekan çerçeveleri içinde var olduğum tüm boyutlar içindeki bütün değişik ben’ler; sizleri o sınırlayıcı anlaşmalar içinde yer almış olmanızdan dolayı bağışlıyorum. Kendimi ve benlerimi, bana verilmiş olan gerçek ilahi gücün bilgi ve anlayışını farketmemiş olmaktan dolayı bağışlıyorum.Geçmiş, şimdi ve gelecek içindeki tüm zaman ve uzay çerçeveleri içinde var olan ve sınırlayıcı anlaşmalara taraf olan tüm varlıklar ve deneyimler; sizi sevgi ve şefkatle bağışlıyorum. Sizi beni sınırlayıp kontrol altında tutarak, kendi gücünüzü arttırabileceğinize inanmış olmanızdan dolayı bağışlıyorum.Şu anda hepimiz bağışlandık ve şifa bulduk. Hepimiz bağışlandık ve şifa bulduk. Hepimiz bağışlandık ve şifa bulduk. Şimdi kendi yüksek benliklerimize yükseltildik. İlahi altın sarısı ve beyaz karışımı ışıkla doldurulduk ve sarmalandık. İlahi altın sarısı ve beyaz karışımı ışıkla doldurulduk ve sarmalandık.Sınırlayıcı ve kontrol edici tüm anlaşmalar ve bağlantılar şu anda serbest kaldı. Hiçbir kordon, hiçbir bağ yok aramızda. Daha önce bize bağlanmış olan korku, sancı ve öfkelerin tümü serbest bırakıldı ve şifa buldu. Şimdi ilahi kaynağın en yüce ulu varlıklarını bir zamanlar benim olan enerji ve gücün varoldukları tüm kaynaklardan en saf halleri ile bana tekrar geri dönüşüne tanıklık etmeleri ve yönlendirmeleri için çağırıyorum. Bu yüce varlıklardan benim gücümü ve enerjimi kendi menfaatleri için kullanan tüm kanalları silmelerini, tamamen ve sonsuza kadar ortadan kaldırmalarını talep ediyorum. İlahi korunma talep ediyor ve yüce tanıklıklarını diliyorum. Ve oluyor da…Şimdi Yüce ve ulu varlıklardan benimle kalarak, tüm yaralarımı, berelerimi ve gözyaşlarımı tedavi etmelerini ve bundan böyle ilahi arzunun dışında işler yapmaktan beni korumak amacı ile beni ters etkilerin tümünden korumalarını istiyorum. Ve koruyorlar da…Ben özgürüm. Evet sonunda olması gerektiği gibi. Ben özgürüm.Bu şifayı bulabilmem ve yükselebilmem için bana yardım eden, ve bu yolda rehberlik eden ve edecek bulunan tüm ilahi varlıklara, meleklere, yükselmiş üstatlara, tüm yüce amaçlı ulu varlıklara, diğer tüm varlıklara, ruhlara ya da enerjilere şükranlarımı sunarım. İyileşmeme göstermiş olduğunuz sevgi dolu alakaya layık olacağım. Sizlere müteşekkirim!AminBu işlemi bitirdiğinizde eğer kendinizi temizlenmiş hissetmiyorsanız lütfen tekrar tüm hislerinizle ve yüksek sesle okuyun. Emin olamazsanız tekrar edin. Ta ki içinizde o ferahlığı hissedene kadar. Bu dua en çok yüksek sesle okunduğunda çok güçlüdür. Kelimeler en yüksek sevgi ve şifa enerjisi ile kodlanmıştır. Böylelikle beden sistemi içinde her birey kendi yüksek bedeninden alacağı miktardaki şifa enerjisinin yardımı ile fiziksel, duygusal ve zihinsel sağlığına geri kavuşacaktır.Eğer genişlemenize hiçbir yarar sağlamayan inanç sistemlerine sahipseniz, ve bunları terketmeye artık hazırsanız….Kendi yaşamınızı kurmaya ve onun sorumluluğunu üstlenmeye hazırsanız,Farkında olduğunuz ya da olmadığınız seviyelerde kurban/günahkar/suçlu gibi duyguların güç kontrolları altında iseniz …..O zaman lütfen bu duayı tüm içten duygularınızın eşliğinde ve yüksek sesle söyleyin. Kendinize izin verin, bırakın gitsinler….Sizler şahane varlıklarsınız. Kendinize bu temizlik duası için zaman ve mekan ayırın. Yalnız olabileceğiniz gibi herşeyinizi paylaşabileceğiniz dürüst bir arkadaşınızla birlikte de olabilirsiniz.Size 2 saat gerek. Duayı okumak için ve sonrasında gözlerinizi kapatıp dinlenmek için, uyuyabilirsiniz, kestirebilirsiniz. Yeter ki meleklere temizleme işlemini yapabilecekleri süreyi verin. Bu gündüzde yapılabilir ama gece uykudan önce olması daha iyi olur, böylece ilahi varlıklar temizlik işlemine gece boyu devam edebilirler.Kelimeleri söylerken nefes almaya ve aktif olarak duyguları serbest bırakmaya özen gösterin. Kelimelerde kodlanmış bulunan şifa enerjisi size yardım edecektir. Eğer güçlü duygulara kapılırsanız korkmayın.Bırakın içinizden aksınlar ki serbest kalabilsinler. Onları nefesle dışarı bırakın. İçinizde yükselen enerjileri tepe çakranızdan da serbest bırakabilirsiniz.Etkileri hemen ortaya çıkacaktır. En geç 4 hafta içinde de tamamen temizleneceksiniz.Farkındalığınızın önünde ya da hemen arkasında o durmadan söylenen endişeler gidecek.. Yerlerini iç barışı ve huzuru alacak…Sizin yaşamınızda hiçbir pozitif amacı olmayan ilişkiler çözülüp, bitecek…Zihninizin içinde yer alan iç konuşmalar daha barışcıl ve sevgi dolu olacak….Farkındalığınız ve anlayışınız sadece spiritüel alanla sınırlı kalmayıp her alanda yükselecek,…Daha yüksek sevgi, mutluluk , uyum ve barış amaçlı duygularla dolacaksınızGenel olarak yaşam algılamanız gelişecekRuh kaynağının engin denizinde bulunan bireysel bir ruh olarak kendi hakkınızı ve gücünüzü geri istemek en doğal hakkınız…

    erkeklik gücünü arttirir

    Her ne kadar uzmanlar, afrodizyak olmadığı uyarısında bulunsalar da tıp dünyasının son günlerdeki en gözde ilacı Viagra’ya karşı, Türkiye’de her gün yeni bir rakip çıkıyor. Padişah macunu, mesir macunu, incir, üzüm, keçiboynuzu, kırmızı biber, derken Viagra’ya son rakip Gaziantep’ten çıktı. Antepfıstığının ‘‘doğal Viagra’’ olduğunu öne süren Ticaret Odası Genel Sekreteri Mesut Ölçal, ‘‘Antepfıstığı doğal enerji kaynağı ve yoğunlaştırılmış bir enerji hapıdır. Erkekte cinsel gücü artırırken, kadınlarda cinsel soğukluğu giderir’’ dedi. Gaziantep’teki baklavacılar da kaymak, antepfıstığı ve şekerle imal edilen baklavanın doğal Viagra olduğunu savundular. Katmerciler ise adeta bir zar haline getirilmiş yufka içine kaymak, bal ve antepfıstığı katılarak pişirilen ‘‘katmerin’’in Viagra’dan üstün tarafları bulunduğunu söylediler.

    Bu arada İzmirli kozmetik uzmanı Sahra Gülyüz, elma sirkesi, zencefil ve baldan hazırladığı karışımın Viagra’dan daha etkili olduğunu ileri sürdü. Gülyüz, 30 yıldır cilt bakım salonunda kullandığı bitkilerin başında zencefil ve elma sirkesinin geldiğini söyledi. Yeni elde ettiği karışımın ABD’de piyasaya sürülen Viagra’dan ve Ginseng tabletlerinden daha etkili olduğunu savunan Gülyüz, kadın ve erkeklerin kullanacağı karışımın formülünü şu şekilde açıkladı:

    ‘‘Bir kahve fincanı balın içine yarım yemek kaşığı zencefil, bir çay kaşığı polen, bir çay kaşığı arı sütü karıştırıp, her gün sabah aç karnına bir tatlı kaşığı yiyin. 10 seansta sizdeki gençlik ve zindeliği fark edeceksiniz. Bu karışım, yorgun ve yaşlı ciltlerde de kullanılabilir.’’

    19 Kodu

    Edip Yüksel

    mükemmel,
    nesnel ve evrensel,
    inkarcılar için bir fitne,
    erdemlilerin inancını çelikleştiren,
    hristiyan ve yahudilerin kuşkusunu kaldıran,
    ikiyüzlülere görülmeyen,
    insanlığa bir uyarı,
    ve geride kalanlarla ilerliyenleri ayırdeden büyük mucizelerden biri (74:28-37)

    “Ve de ki: Allah’a hamd olsun. O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değil ” (27:93).
    “Biz, onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (41:53)

    27:93 ayeti, Kuran’ın vahyinden sonra, Allah’ın belirleyeceği bir zamanda önemli işaretlerin zuhur edeceğini, 41:53 ayeti ise, gerek ufuklarda ve gerekse insanlık alemi içinde “Zikrin” hak olduğunu kanıtlayacak işaretlerin açığa çıkacağını bildirir. 10:20 ayetinde ise Kuran’ın mucizesinin ileride ortaya çıkacağı anlatılır.

    Sayısal Harmoni 
    1969 yılında, Kuran’da bir matematiksel sistemin varolduğuna dair ilk işaretleri aldık:

    • “Ay” (Şehr) kelimesi Kuran boyunca 12 kez geçer.
    • “Gün” (Yevm) kelimesi 365 kez geçer.
    • “Günler” (Eyyam ve Yevmeyn) 30 kez geçer.
    • “Şeytan” ve “Melek” kelimeleri eşit sayıda 88’er kez geçer.
    • “Dünya” ve “Ahiret” kelimeleri eşit sayıda 115’er kez geçer.
    • “İman” ve “Küfr” kelimeleri eşit sayıda 25’er kez geçer.
    • “Adalet” (Qıst) ve “Zulüm” kelimeleri 15’er kez geçer.
    • “Güneş” (Şems) ve “Işık” (Nur) kelimeleri 33’er kez geçer.
    • Allah’ın “De” (Qul) hitabı ile, melekler, insanlar ve cinler için kullanılan “Dediler” (Qalu) kelimesi eşit sayıda 332’şer kere geçer. (21:112 ayetinin ilk kelimesi “Qale” değil, “Qul” dür. Bazı Kuran nüshalarında yanlışlıkla “Qale” (dedi) biçiminde yazılmıştır.)

    Bu matematiksel gerçekleri, Fuad Abdülbakinin ünlü Kuran fihristi olan “El Mucemül Müfehres Li Elfazil Quranil Kerim” ile kontrol edebilirsiniz.

    Gizlenen Mucize

    19 sayısı, Kuran’ın 74. suresinde sözü edilmesine rağmen Kuran’ın inişinden tam 1406 (19×74) kameri sene boyunca Kuran’ın matematiksel yapısının bir kodu olarak gizli kaldı. 1974 yılında biyokimya doktoru Reşad Halife tarafından kompüter analizleri sonucunda sonucu keşfedildi. 19 kodunun “Gizlenmiş Sır” adlı 74. surede sözü edildiğini düşündüğümüzde keşif zamanının bu iki sayının yanyana konması veya birbiriyle çarpılması sonucu elde edilen yıllara denk gelmesi ilgi çekicidir. Buna benzer daha nice ilginç işaretler, bu önemli olayın tamamen Allah’ın takdiriyle şu zamanımızda ortaya çıkarıldığını gösteriyor.

    Dünya tarihinin en büyük buluşu olan ve peşinden bir çok gelişmeyi ve tartışmayı da getiren bu ilahi mesajın kısa bir özetini sunacağım. Bu mucizenin ifşası ile birlikte Tanrı, hurafe ve hikayelerle dejenere edilen ve uydurma hadislerle ilkel bir Arap dini haline sokulan İslam dininin yeniden orijinal haline döndürüleceği, son peygamber Muhammed’in tebliğ ettiği gerçeklerin tekrar aynı tazelikte dünya halklarına iletileceği bir rönesans hareketini başlatmış bulunuyor. Kuran’ın “büyüklerden biri” olarak tanımladığı mucizenin kısa bir özetini sunalım:

    Rahman ve Rahim ALLAH’ın ismiyle.

    74:1 Ey gizlenen,
    74:2 Kalk ve uyar.
    74:3 Rabbini yücelt.
    74:4 Örtülerini temizle
    74:5 Kötülükten uzaklaş.
    74:6 İhtiraslı olma.
    74:7 Rabbin için sabret.
    74:8 Duyuru yapıldığı zaman,
    74:9 İşte, zorlu gün o gündür.
    74:10 İnkarcılar için kolay değil.
    74:11 Bir birey olarak yarattığım kişiyi bana bırak.
    74:12 Ona hem zenginlik verdim,
    74:13 Hem de gözü önünde çocuklar…
    74:14 Ona nimetler yağdırdım.
    74:15 Buna rağmen, daha fazlasını istiyor.
    74:16 Asla, çünkü o, ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
    74:17 Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
    74:18 Nitekim o düşündü; ölçtü biçti.
    74:19 Kahrolası, ne biçim ölçüp biçti.
    74:20 Kahrolası, gene ne biçim ölçüp biçti.
    74:21 Baktı.
    74:22 Sonra surat astı, kaşlarını çattı.
    74:23 Ve arkasını döndü; büyüklük tasladı:
    74:24 “Bu,” dedi, “etkileyici bir büyüden başka bir şey değil.”
    74:25 “Bu sadece bir insan sözüdür.”
    74:26 Onu Sakar’a atacağım.
    74:27 Sakar nedir bilir misin?
    74:28 Ne bırakır, ne de yüklenir (tam ve mükemmel),
    74:29 Halklar için (evrensel) bir göstergedir/ekrandır.
    Matematiksel Mucizenin Kodu
    74:30 Üzerinde on dokuz vardır.
    74:31 Biz ateşe bekçi olarak sadece melekleri atadık. Onların sayısını (on dokuz’u) da, (1) inkarcılar için bir fitne (sınav/huzursuzluk kaynağı) yaptık, (2) kitap verilmiş olanları ikna etsin, (3) inananların inancını güçlendirsin, (4) kitap verilmiş olanlarla inananların kuşkularını ortadan kaldırsın, ve (5) kalplerinde hastalık olanlarla inkarcılar da, “ALLAH bu örnekle ne demek istiyor?” desinler. Böylece ALLAHdilediğini/dileyeni saptırır ve dilediğini/dileyeni de doğruya iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu (sayı) halklara bir mesajdır.
    74:32 Hayır, and olsun Ay’a
    74:33 Geçtiği vakit geceye,
    74:34 Ağardığı vakit sabaha,
    74:35 Bu büyüklerden birisidir.
    74:36 Halklara bir uyarıdır.
    74:37 İlerlemek yahut geride kalmak dileyenleriniz için.
    ***

    19 Kodlu Matematiksel Sistemin Bazı Örnekleri

    • Kuran’ın ilk ayeti Besmele 19 harftir.
    • Kuran 114 (19×6) sureden oluşur.
    • Kuran’da, numarasız Besmeleler dahil 6346(19×334) ayet vardır. Bu sayının rakamları 6+3+4+6= 19‘dur.
    • İlk vahyedilen 96. sure sondan 19. suredir.
    • Besmele, 9. surenin başında bulunmaz; fakat bu kayıp Besmele 19 sure sonra, iki Besmele’ye sahip 27. surenin 30. ayetinde tamamlanır. Böylece Kuran’daki Besmele tekrarları 114 (19×6) olmaktadır.
    • Kayıp Besmele’yi tamamlayan Besmele’nin sure ve ayet numaralarının toplamı 19‘un katıdır. 27+30=57
    • Besmele’deki her kelimenin Kuran boyunca tekrarlanma sayıları hep 19‘un katlarıdır:
    İsim 19 19 x 1
    Allah 2698 19 x 142
    Rahman 57 19 x 3
    Rahim 114 19 x 6

    Dikkat ederseniz çarpım faktörlerinin toplamı olan 152 sayısı da 19×8 dir.

    • Kuran’da, Allah’ın yaklaşık 400 adet isim ve sıfatı bulunur. Bunlardan sadece 4 tanesinin sayısal (ebced) değeri 19‘un tam katıdır ve bunların hepsi Besmele’deki kelimelerin tekrar sayılarına denk gelmektedir:
    Vahid (Tek) 19
    Zulfadlil Azim (Büyük Lütuf Sahibi) 2698
    Mecid (Yüce) 57
    Cami (Toplayan ve yayan) 114
    • “Allah” kelimesinin geçtiği tüm ayetlerin numarasını tekrarsız olarak toplarsanız, toplam: 118123 (19×6217).
    • Son kelimesi “Allah” olan biricik sure 82. sure olup “Allah” kelimesi 19. ayettedir. Ve bu, sondan 19. “Allah” kelimesidir. (Bu sure 19 ayete sahip ilk suredir.)
    • Başlangıç harfli ilk surenin 2:1 ayetiyle başlangıç harfli son sure, 68:1 arasında 5263 (19×277) ayet vardır.
    • Bu iki sure arasında yer alan grupta 38 adet başlangıç harfsiz sure mevcuttur.
    • Yine bu grupta başlangıç harfli ve başlangıç harfsiz surelerin 19 değişen grubu vardır.
    • Bu grupta, “Allah” sözcüğü 2641 (19×139) kez geçer.
    • Bu grubun dışında kalan surelerdeki 57 “Allah” kelimesinin ayet ve sure numaraları tekrarsız olarak toplandığında 2432 (19×128) elde edilir.
    • Başlangıç harf kombinezonlarının 19 tanesi bağımsız birer ayettir.
    • Allah için kullanılan “Wahdehu” kelimesinin ayet ve sure numaralarını (7:70; 39:45; 40:12,84; 60:4) tekrarsız olarak toplarsanız sonuç 361 (19×19) dir.
    • Kuran’da geçen tüm tam sayıları tekrarsız olarak toplayınız. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 19, 20, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 99, 100, 200, 300, 1000, 2000, 3000, 5000, 50000, 100000. Bu 30 tam sayının toplamı 162146 (19×8534) dir.
    • Kuran, bu 30 tam sayıya ek olarak 8 kesirli sayı içerir: 1/10, 1/8, 1/6, 1/5, 1/4, 1/3, 1/2, 2/3. Demek ki, 30 tanesi tam sayı ve 8 tanesi kesirli sayı olmak üzere Kuran’da 38 (19×2) adet sayı bulunur.
    • Her suredeki ayetlerin toplam sayısından sonra o suredeki ayetlerin numaralarını tek tek yanyana yazarak Kuran boyunca bunu sürdürürsek elde edeceğimiz 12692 rakamlı uzun sayı 19‘un tam katıdır. Rakamların sayısı olan 12692 sayısı da 19‘un tam katıdır.
    • Kuran’ın ilk suresi Anahtar’ın yapısındaki matematiksel sisteme bir kaç örnek verelim. Sure numarası olan 1 rakamından sonra ayetlerinin numarasını sırasıyla yanyana koyarak elde edeceğiniz 11234567 sayısı 19‘ un tam katıdır. Ayet numaraları yerine bu ayetlerdeki harflerin sayısını yanyana koyduğunuzda oluşan 119171211191843 sayısı da 19‘un tam katıdır. Ayetlerin harf sayısından sonra ebced değerlerini yerleştirirseniz elde edeceğiniz 38 rakamlı 11978617581126181124119836181072436009 sayısı da 19‘un katıdır. Bu sayıya her ayetin numarasını da yerleştirirsek 111978621758131261841124151983661810727436009 sayısını elde ederiz ve bu da 19‘un tam katıdır. Anahtar suresinin numarasından sonra toplam ayet sayısını, toplam harf sayısını ve toplam ebced değerini yanyana yazdığınızda elde edeceğiniz 1713910143 sayısı da 19‘un tam katıdır….
    • 29 surenin başında 14 harften oluşan 14 değişik harf kombinezonu bulunur. 29+14+14 = 57 (19×3)
    • Q harfi ile başlayan iki sureÕde Q harflerini sayalım. 50. surede 57 ve 42. surede de 57 olmak üzere toplam 114 (19×6) Q harfi vardır. 50. surenin 45 ayeti vardır. Bunları toplarsanız sonuç 95 (19×5) tir. 42. surenin 53 ayeti vardır. Bunları da toplarsanız sonuç 95 (19×5) tir. 50. surenin ilk ayetinde Kuran için kullanılan “Mecid” isminin ebced değeri o sure içindeki Q’ların sayısına eşit olup 57’dir. Q suresindeki Q’ların geçtiği ayetlerin numarasını topladığınızda toplam 798 (19×42) dir. 42 sayısı ise Q harfi ile başlayan diğer surenin numarasıdır. Kuran’da numarası 19 olan tüm ayetlerdeki Q harflerinin toplam sayısı 76 (19×4)’tür. Kuran boyunca Lut peygamberin halkının “Qavm-i Lut” diye adlandırılması ve sadece bu surede bunun yerine, içinde “Q” harfi bulunmayan “İhvani Lut” şeklinde adlandırılması dikkat çekicidir (50:13).
    • N (Nun) harfi sadece 68. surenin başında bulunur. Bu suredeki N’lerin sayısı 133 (19×7) dir. N (Nun) harfine sahip Yunus peygamberin ismi, sadece bu surede “N” harfine sahip olmayan “Sahibil Hut” yani “Balık adamı” ifadesiyle geçer (68:48). Nitekim 21:87 ayeti Yunus peygamberi “Zan-Nun” yani “N harfine sahip kişi” diye tanımlayarak, Nun suresindeki farklı isimlendirilmesine dikkatimizi çekmektedir.
    • ® SS (Sad) harfi üç surenin başında bulunur. 7., 19. ve 38. surelerde SS harfi toplam 152 (19×3) kez tekrarlanır. Bu matematiksel sistemle 7:69 ayetindeki “Bastatan” kelimesinin “SS” (Sad) harfiyle değil “S” (Sin) harfiyle yazılması gerektiği ortaya çıktı. Bir çok Kuran nüshasında yanlış olarak yazılan bu kelimenin en eski kufi nüshalardan olan Taşkent nüshasında, “Sin” harfiyle yazılmış olması, 19 kodlu matematiksel sistemi doğrular ve Kuran’ın insanlar tarafından değil, matematiksel sistemle harfi harfine Allah tarafından korunduğunu kesin şekilde kanıtlar (15:9).
    • 36. sure Y ve S harfleriyle başlar ve bu iki harfin bu suredeki toplam tekrar sayısı 285’tir, yani 19×15.
    • ‘A.S.Q. harflerinin toplam sayısı 209’dur, yani 19×11
    • 19. sure beş harf ile başlar, yani K, H, Y, A’ ve SS . Bu beş harfin bu suredeki toplamı 798’dir, yani 19×42.
    • HH. M. harfleriyle başlayan 7 surede bu iki harfin toplam tekrar sayısı 2417 olup 19×113Õtür.
    • H, T.H, T.S ve T.S.M. başlangıçları, bir iç içe kilitlenme sistemiyle beş sureyi birbirine bağlamaktadır. Bu sureler 19, 20, 26, 27 ve 28 noludur. Bu harflerin beş suredeki toplam tekrarlanma sayısı 1767’dir, yani 19×93.
    • “Bunlar, Kuran’ın mucizeleridir” ifadesi sekiz surenin başında geçer ve hepsinde istisnasız başlangıç harflerinden sonra gelir.
    • Kuran’ın temel mesajı Allah’ın birliğidir. Nitekim Allah’ın VAHİD (BİR) isminin ebced değeri 19‘dur.

    Anlaşılması Kolay, Taklit Edilmesi İmkansız

    Son Mesaj olan Kuran’ın insanüstü matematiksel yapısını kanıtlamak için yukarıda sunduğumuz örnekler yeterlidir. Her geçen gün yeni buluşlar ve yeni tezahürlerle daha da büyüyen bu “anlaşılması kolay, taklidi olanaksız” mucize, bilgisayar çağının insanına Alemlerin Rabbinin büyük bir lütfu ve aynı zamanda önemli bir uyarısıdır. 74:31 ayeti 19 sayısının amacını şöyle belirler:

    1. İnkarcılar için bir ceza ve fitne
    2. Daha önce Kitap alan topluluklara (Yahudiler, Hristiyanlar v.s.) Kuran’ın Allah kelamı olduğunu kanıtlamak.
    3. Müminlerin imanını güçlendirmek.
    4. Kuran’ın korunmuşluğu konusundaki tüm kuşkuları gidermek.
    5. Kafirleri ve ikiyüzlüleri (munafıkları) ortaya çıkarmak.

    Olağanüstü delillere rağmen onlar bu mucizeyi inkar edecek ve “Allah bununla ne demek istiyor?” diye anlayışsızlıklarını dile getirip onu hafife alacaklardır. 74:32-37 ayetleri de bu mucizenin büyük bir ilahi yardım olduğunu, yepyeni bir çağı başlatacağını, geri kafalıları safdışı edeceğini bildirmektedir.

    Mucizeyi Göremiyorlar

    Hadis ve sünnet izleyicileri, en büyük hipnozcu olan şeytanın etkisi altına girdikleri için Kuran’da apaçık bir gerçek olan 19 kodlu mucizeyi kabul etmemektedirler. Yukarıda değindiğimiz 74:31-37 ayetlerinde belirtildiği gibi tüm insanlığa apaçık olan bu büyük mucizeyi ancak dürüst ve gerçek müminler takdir edecektir. Nitekim 7:146 ayeti, mucizeleri görmekten mahrum edilen kişileri tanımlar:

    Haksız yere yeryüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden çevireceğim. Her çeşit ayeti görseler de inanmazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler; ancak azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onları umursamaz oldular (7:146).

    Tevratta da Aynı Kod Mevcut

    41:53 ayetinde haber verilen ufuklardaki işaretlerden birisini de son zamanlarda farkettik. 19 sisteminin bir benzerine 11. yüzyılda yaşayan bir Yahudi hahamı, Tevrat’ın dualarından birisinde şahit olmuş ve bununla enteresan tesbitlerde bulunmuştur.

    Judah adlı bir rabinin (baş hahamın) çalışmaları, 1978 yılında Californiya Üniversitesi yayınları arasında yayınlanan Studies in Jewish Mysticism adlı bir kitapta incelenir.

    Kuran’ın matematiksel sistemini destekleyen Rabi Juda’nın bu buluşu yüzyıllar öncesinden haber verilir. Gaybi bir haber olabileceğini kestiremiyen geçmiş Kuran yorumcularının açıklamakta zorluk çektikleri 46:10 ayetinin çevirisi şöyledir:

    “De ki: Düşündünüz mü ya o Allah katından ise ve siz de ona karşı çıkmışsanız ve İsrailoğullarından bir şahit te bunun benzerini görüp inandığı halde, siz kibirlenip yüz çevirmişseniz?! Şüphesiz Allah, zalim bir topluluğu doğru yola iletmez.” (46:10).

    Aşağıdaki ayetler de konumuz açısından dikkat çekicidir:

    “Dediler ki: ‘Rabbinden bize bir ayet (mucize) getirmeli değil miydi? Kendilerine, önceki kitaplarda bulunan beyyine (delil) gelmedi mi? Şayet onları o beyyineden önce bir azap ile helak etseydik: ‘Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle zelil ve rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık’ derlerdi. De ki: Herkes gözetlemektedir. Siz de gözetleyin. İleride düzgün yolun sahipleri kimlerdir, hidayete erişenler kimlerdir bileceksiniz.” (20:133-135)?

    Not: 133’üncü ayette geçen “beyyine” kelimesi tüm Kuran’da 19 kez geçerek anlamsal ilişkiyi destekler.

    Kuran Mucizesine “19 Efsanesi” Diyenler

    İnkilap Yayınları tarafından yayımlanan “19 efsanesi” isimli kitaba değinmek istiyorum. Mahmut Toptaş, Hikmet Zeyveli, Orhan Kuntman ve Sadrettin Yüksel imzalarıyla yayımlanan bu kitap cehalet, yalan ve iftiralarla doludur. 19 mucizesinin amacını tasvir eden 74:31-56 ayetleri, İnkılab yayınevi başta olmak üzere bu büyük mucizeye karşı savaş açan ekibin durumunu ve bu tartışmanın sonunda nelerin gerçekleşeceğini bildiriyor.

    Fanatik inkarcıların ve kalpleri marazlı ikiyüzlülerin anlamayarak karşı çıktığı Kuran’ın bu büyük matematiksel mucizesine “efsane” kelimesini yakıştırmaları bir rastlantı değildir. 19 mucizesini karalamak için kullanabilecekleri onlarca kelime yerine “efsane” kelimesini kullanmaları tümüyle ilahi bir tecellidir. Dört yazar ve yayınevi patronu, “efsane” yakıştırmasıyla farkında olmadan kendilerini Kuran’ın teşhirine mahkum etmişlerdir. Kuran’ın bu mucizevi tecellisini öğrenmek istiyorsanız lütfen aşağıdaki iki ayeti ibretle okuyunuz.

    “Onlardan bir grup var ki seni dinlerler. Fakat, kalpleri üzerine (Kuran’ı) anlamalarına engel olacak örtüler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışırlar ve inkarcılar, “Bu ancak bir EFSANEdir” derler.”‘”Kendilerini ondan uzaklaştıkları gibi başkasını da ondan uzaklaştırırlar. Böylece farkında olmadan kendilerini mahfederler.” (6:25,26). Ayrıca 27:82-84

    Tarihin, genelde bir tekerrür olduğunu ve Kuran ayetlerinin geçmişe, hazıra ve geleceğe bakan yönlerinin bulunduğunu bilenlere, 40. surenin 38. ayetinden 44. ayetine kadar okumalarını öneriyorum.

    “Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kulları görür.” (40:44).

    KuranÕın “en büyüklerden” biri olarak tanımladığı 19 sayısının işaretini kavrayaman ve Müddessir suresinde cehennemden başka bir şey göremiyen ve 19 sayısından zebralar gibi kaçan din adamlarının eleştirilerine verdiğimiz cevapları “Üzerinde Ondokuz Var” kitabımızın son bölümünde bulabilirsiniz.

    19 Kodu üzerine sorular:

    a) Tüm bu matematiksel gerçekler bir rastlantı mıdır?

    b) Kuran’ın ilk ayeti olan Besmele’de kaç harf mevcuttur? Geç miş alimleriniz (Fahreddin er Razi, Qurtubi, Said Nursi vs.) Besmele’nin harflerini neden 19 olarak saydılar? Matematiksel mucizenin keşfedilmesinden sonra sırf bu mucizeyi inkar etmek için neden Besmele’nin 19 harften oluşmadığını iddia ettiniz? Toz kondurmadığınız alimleriniz bu çok basit sayım işini beceremediler mi ?

    c) 786 sayısının Besmele’nin ebced değeri olduğu malum. Nitekim yüzyıllardır Pakistan, Hindistan müslümanları Besmele yerine mektuplarının üzerine bu sayıyı yazmaktadırlar. 786 sayısı kaç harfin ebced değeridir?

    d) 28 Arap harfini tanıyan ilk okul çocuklarının bile rahatlıkla sayabileceği Besmele’nin harflerini neden doğru sayamıyorsunuz? Besmele’nin harflerinin 18 veya 21 veya 22 veya 23 adet olduğunda ihtilaf ettiğiniz halde; 19 harf olamıyacağı konusunda ittifak etmeniz garip değil mi?

    e) 74:31 ayeti, 19 sayısının amacını açık biçimde zikretmiştir. Nitekim bu mucizenin ortaya çıkmasıyla birlikte o ayette haber verilenler aynen gerçekleşmektedir. Sizin 19‘ unuz ise bunlardan hiçbirisini gerçekleştirmemektedir. 19 sayısı, müminlerin inancını nasıl güçlendiriyor? 19 sayısı Yahudi ve Hristiyanların Kuran hakkındaki kuşkularını nasıl ortadan kaldırıyor? Kalpleri bozuk ikiyüzlüler bu sayıyı ne şekilde anlayamıyorlar?

    f) Kuran’ın büyük mucizesini kabul etmeyişinizin nedeni 74:31, 7:146 ve 6:25 ayetlerinde açıklanmaktadır. Bu mucizeyi inkar etmek için neden bu derece gayret gösteriyorsunuz?

    g) Allah’ın kelamına inanmıyan münafıklar, “Mucizelere ihtiyacımız yoktur” diyerek Allah’ın rahmetini engellemek isterler. İbrahim peygamberin imanının güçlenmesi için Allah’tan mucize istemesini nasıl açıklarsınız? (2:260).

    h) Kuran’ın edebi yönden mucize bir kitap olduğunu iddia ediyorsunuz? Edebi mucizenizin objektif bir kriteri var mıdır? Birisi çıkıp, Nazım Hikmet’in veya Mehmed Akif’in şiirleri edebi mucizedir bir benzerini getiremezsiniz derse nasıl karşılık verirsiniz? Sizin en kutsal hadis kitaplarınıza göre, Ebubekir döneminde Kuran’ı derlemek isteyen heyet, iki tanıkla gelmeyen ayetleri kabul etmiyordu. Örneğin, “taşlama ayetini” tek başına getiren Ömer’in tanıklığı reddedilmiş, Tevbe suresinin “son iki ayetini” tek başına getiren Huzeyme b. Sabit el Ensari reddedilmiş fakat sonradan onun tanıklığının “çok özel” olduğu kabul edilerek Kuran’a sokulmuş! İddia ettiğiniz gibi Kuran, edebi yönden bir mucize idiyse ve tüm insan ürünü kitaplardan edebi yönden farklı idiyse peygamberin en yakın arkadaşları ve Arap edebiyatını en iyi bilen insanlar neden Kuran ayetlerini ayırdetmek için tanıklara ihtiyaç duydular? Neden Kuran ayetlerini tanıyamadılar?

    i) Namazlarda okuduğunuz Kunut duasının edebi yönden mucize olmadığını nasıl ispatlarsınız? Aynı şekilde Fatiha(Anahtar) suresinin edebi yönden mucize olduğunu nasıl ispatlarsınız?

    j) 10:20; 27:93; 41:53 ayetlerinde verilen söz nasıl gerçekleşti?

    k) 19 kodunun 11. yüzyılda Judah adındaki bir Başhaham tarafından Tevrat’ın orijinal bir bölümünde keşfetmiş olmasını ve bunu haber veren 46:10 ayetini nasıl açıklarsınız?

    l) Bazı surelerin başında yer alan A.L.M., HH.M., Y.S., Q. harfleri ne anlama gelmektedir? Alimleriniz bu konuda kaç çeşit görüş ve yorum ileri sürdüler? “Bunlar bu kitabın ayetleridir (mucizeleridir)” ifadesinin sürekli olarak bu başlangıç harflerinden sonra gelmesi dikkat çekici değil midir? (10:1; 12:1; 13:1; 15:1; 26:1,2; 27:1; 28:1,2; 32:1,2).

    m) 72:28 ayeti, Allah’ın herşeyi sayı olarak saymış olduğunu bildirir. En büyük matematikçi olan (3:1919:84; 72:28; 78:27-29) ve kainat kitabının ayetlerini matematikle yazan Evrenlerinin Rabbinin kitabında matematiksel bir sistemin mevcudiyetini neden uzak görüyorsunuz?

    n) 83:9,20 ayetlerinde sözü edilen “Kitabün Markum”(Rakamlanmış Kitap) ne demektir? Kuran’a göre kimler o Rakamlı Kitaba tanık olacaklar, kimler “efsane” diyerek reddeceklerdir? (88:9-13; 88:20,21; 6:25).

    “Ve de ki: Allah’a hamd olsun. O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değil ” (27:93).

    “Biz, onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (41:53)

    27:93 ayeti, Kuran’ın vahyinden sonra, Allah’ın belirleyeceği bir zamanda önemli işaretlerin zuhur edeceğini, 41:53 ayeti ise, gerek ufuklarda ve gerekse insanlık alemi içinde “Zikrin” hak olduğunu kanıtlayacak işaretlerin açığa çıkacağını bildirir. 10:20 ayetinde ise Kuran’ın mucizesinin ileride ortaya çıkacağı anlatılır.

    ismi azam

    {{(“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

    “BismillahirRahmanirRahıym”

    El Hamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn Vesselatü Vesselâmü alâ Resulüna Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmaiyn.)}}

    KUR’AN DAN BAZI AYETLER;

    1 – Fetelakka Ademü min Rabbihi kelimâtin fetâbe aleyh* inneHU HUvetTevvaburRahıym; (Bakara/37)

    Âdem, Rabbinden (beynindeki Esmâ mertebesi boyutundan) gelen ilim ile -kelimeler- (yapmaması gerekeni fark edip, kendisinden açığa çıkan vehmine tâbi olma hatasını itiraf edip) tövbe etti. Tövbesi kabul edildi. Şüphesiz ki HÛ; O, tövbeyi kabul edip Rahıymiyeti ile bunun güzel sonuçlarını yaşatandır.

    2 – Fein amenû Bi misli mâ amentüm BiHİ fekadihtedev* ve in tevellev feinnema hüm fiy şıkak* feseyekfiykehümüllahu ve HUves Semiy’ul ‘Aliym; (Bakara/137)

    Eğer onlar da, sizin O’na iman ettiğiniz kapsamda iman ederlerse, hakikate giden yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, parçalanmış ve dar kafalı olarak kalırlar. Onlara karşı Allâh sana yeterlidir! “HÛ”; Es Semi’dir, El Aliym’dir.

    3 – Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* elHayy’ül Kayyûm.. (Bakara/255)

    Allâh O, tanrı yoktur sadece HÛ! Hayy ve Kayyum (yegâne hayat olan ve her şeyi kendi isimlerinin anlamı ile ilminde oluşturan – devam ettiren)

    4 – HUvelleziy yüsavviruküm fiyl erhami keyfe yeşa’* la ilâhe illâ HUvel Aziyz’ul Hakiym; (A. İmran/6)

    Sizi rahimlerde (ana karnında – Rahıymiyetinde – varlığınızı oluşturan Esmâ mertebesinde) dilediği gibi şekillendiren (oluşturan – programlayan) “HÛ”dur! Tanrı yoktur sadece “HÛ”; Aziyz’dir, Hakiym’dir.

    5 – ŞehidAllâhu enneHÛ lâ ilâhe illâ HUve, vel Melâiketü ve ulül ‘ılmi kaimen Bil kıst* lâ ilâhe illâ HUvel Aziyz’ül Hakiym; (A. İmran/18)

    Allâh şehâdet eder, kendisidir “HÛ”; tanrı yoktur; sadece “HÛ”! Esmâsının kuvveleri olanlar (melâike) ve Ulül İlm de (ilim açığa çıkardığı mahaller) bu hakikatin Hak oluşuna şehâdet eder, Adl’i kaîm kılarlar. Tanrı yoktur, sadece “HÛ”; Aziyz, Hakiym’dir.

    6 – Kul ya eyyühenNasü inniy Rasûlullahi ileyküm cemiy’anilleziy leHU mülküs Semavati vel Ard* lâ ilâhe illâ HUve yuhyiy ve yümiyt*(‘Araf/158)

    De ki: “Ey insanlar… Kesinlikle ben hepinize gelmiş Allâh Rasûlü’yüm… Semâların ve arzın mülkü ‘HÛ’nundur! İlâh yoktur sadece ‘HÛ’! Diriltir, öldürür! Bu yüzden iman edin, Esmâ’sıyla nefsinizin dahi hakikati olan Allâh’a ve Ümmî Nebi olan O Rasûl’e ki O, Esmâ’sıyla nefsinin dahi hakikati olan Allâh’a ve O’nun bildirdiklerine iman eder. O’na tâbi olun ki hakikate erdirilesiniz.”

    7 – Ve in cenehu lisselmi fecnah leha ve tevekkel alellah* inneHU HUves Semiy’ul ‘Aliym; (Enfal/61)

    Eğer barışa yanaşırlar ise, sen de ona (barışa) yanaş! Allâh’a tevekkül et (Allâh’ı vekîl tut = El Vekiyl isminin kuvvesine yönel)! Çünkü O,Semi’’dir, Aliym’dir.

    8 – HUve yuhyiy ve yümiytü ve ileyHİ turce’un; (Yunus/56)

    “HÛ”! Diriltir ve öldürür! O’na rücu edeceksiniz (Hakikatinizin, Esmâ’sıyla yaratılmış olduğunu Hakk-el yakîn yaşayacaksınız)!

    9 – Kalu eta’cebiyne min emrillâhi rahmetullahi ve berakâtühu aleykum ehlel beyt* inneHU Hamiydun Meciyd; (Hud/73)

    Dediler ki: “Allâh’ın hükmüne mi şaşıyorsun? Allâh’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey hane halkı! Muhakkak ki O, Hamiyd](EL HAMİYD… Açığa çıkardığı evrensel kemâlâtı “Veliyy” ismi kapsamında açığa çıkardığı âlem sûretlerince seyredip değerlendirendir! Hamd yalnızca kendisine aittir!)’dir, Meciyd’dir.”

    10 – Ve inne Rabbeke HUve yahşüruhüm* inneHU Hakiymun Aliym; (Hicr/25)

    (Babaları) dedi ki: “Daha önce kardeşini (Yusuf’u) size güvenip emanet ettiğim gibi (şimdi de) onu size güvenip emanet mi edeyim? Koruyucu olma itibarıyla Allâh en hayırlıdır! O, Erhamur Rahıymiyn’dir.”

    11 – Kale Rabbiy ya’lemul kavle fiys Semai vel’ Ard* ve HUves Semiy’ul ‘Aliym; (Enbiya/4)

    (Hz. Rasûlullâh): “Benim Rabbim semâda ve arzda konuşulanı bilir… O, Semi’dir, Aliym’dir” dedi.

    12 – Ve lâ ted’u meAllâhi ilâhen âhar* lâ ilâhe illâ HU* küllü şey’in halikün illâ vecheHU, leHUl hükmü ve ileyHi türce’un; (Kasas/88)

    Allâh yanı sıra tanrıya (dışsal güce) yönelme! Tanrı yoktur, sadece “HÛ”; Her şey (şey’iyeti itibarıyla) yoktur sadece O’nun vechi (mevcuttur)! Hüküm O’nundur… O’na (hakikatiniz olan Esmâ mertebesinin farkındalığına) döndürüleceksiniz!

    13 – Lev eradAllâhu en yettehıze veleden lastafa mimma yahlüku ma yeşau, subhaneHU, HUvAllâhul Vâhid’ül Kahhâr; (Zümer/4)

    Eğer Allâh bir çocuk edinme irade etseydi (olmasını kesin arzulasaydı), elbette yarattıklarından dilediğini süzüp seçerdi… Subhan’dır O! “HÛ” Allâh Vâhid, Kahhâr’dır!

    14 – Kul ya ‘ıbadiyelleziyne esrefu alâ enfüsihim lâ taknetu min rahmetillâh* innAllâhe yağfiruzzünube cemiy’a* inneHU “HU”vel ĞafûrurRahıym; (Zümer/53)

    De ki: “Ey nefslerinin hakkını vermede israf etmiş kullarım (benliğinin hakikatini yaşamak yerine ömrünü bedensellik yolunda harcamış olan)! Allâh Rahmetinden ümit kesmeyin! Muhakkak ki Allâh bütün suçları (tövbe edene) mağfiret eder… Muhakkak ki O, Ğafûr’dur, Rahıym’dir.”

    15 – Fa’lem ennehu lâ ilâhe illAllâhu vestağfir li zenbike ve lil mu’miniyne vel mu’minat* vAllâhu ya’lemu mütekallebeküm ve mesvaküm; (Muhammed/19)

    Gerçek buysa bil ki, Lâ ilâhe illAllâh (Tanrı yoktur; sadece Allâh); kendi zenbin (beşer yanının getirdiği perdelilikten kaynaklanan kusurlar), iman eden erkekler ve iman eden kadınlar için mağfiret dile (bağışlanmaları için Hakikati kavramalarına çalış)! Allâh dönüp dolaştığınız yeri (hâllerinizi) de, varıp sonsuz yaşayacağınız yeri de bilir!

    16 – Yes’eluhu men fiysSemavati vel’Ard* külle yevmin HUve fiy şe’n; (Rahman/29)

    Semâlarda ve arzda ne varsa O’ndan talep eder; “HÛ” her “AN” yeni iştedir!

    17 – LeHU mülküsSemâvati vel’Ard* yuhyiy ve yumiyt* ve HUve ‘alâ külli şey’in Kadiyr; (Hadîd/2)

    O’na aittir semâların ve arzın mülkü… Diriltir ve öldürür! O, her şeye Kaadir’dir.

    18 – “HU”vel’Evvelu vel’Âhıru vezZâhiru velBâtın* ve HUve Bi kulli şey’in ‘Aliym; (Hadîd/3)

    “HÛ”dur, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın (“HÛ”dan gayrı olarak hiçbir şey yoktur)! O Bi-küllî şey’in (Esmâ’sıyla her şey’i yaratmış olan olarak) Aliym’dir (Bilen’dir şeylerin tamamını)!

    19 – “HU”velleziy halekasSemâvati vel’Arda fiy sitteti eyyamin sümmesteva ‘alel’Arş* ya’lemu ma yelicu fiyl’Ardı ve ma yahrucu minha ve ma yenzilu minesSemâi ve ma ya’rucu fiyha* ve HUve me’akum eyne ma küntüm* vAllâhu Bima ta’melune Basıyr; (Hadîd/4)

    O, semâları ve arzı altı süreçte yaratan, sonra da arşa istiva edendir! Arza gireni ve ondan çıkanı; semâdan inzâl olanı ve onun içinde urûc edeni bilir… Nerede olursanız O sizinle (hakikatinizin Esmâ ül Hüsnâ’sıyla varolması sonucu) beraberdir! (Mâiyet sırrına işaret). Allâh yaptıklarınızı (yaratan olarak) Basıyr’dir.

    20 – Yuliculleyle fiynnehari ve yulicunnehare fiylleyl* ve HUve ‘Aliymun Bi zatissudur; (Hadîd/6)

    Geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye dönüştürür! O, sadırların zâtı olarak (içlerindekilerin Esmâ’sıyla hakikati olarak) Bilen’dir!

    21 – “HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* ‘Âlimulğaybi veşşehâdeti, “Hu”verRahmânurRahıym; (Haşr/22)

    “HÛ” Allâh, tanrı yok, sadece “HÛ”! Gayb ve şehâdeti daimî bilendir! “HÛ”, Er Rahmân (tüm El Esmâ özelliklerini mündemiç olan) Er Rahıym’dir (tüm El Esmâ özelliklerini açığa çıkaran – o özelliklerle Efâl âlemini seyrinde yaşamakta olan).

    22 – “HU”vAllâhulleziy lâ ilâhe illâ “HÛ”* el Melik’ül Kuddûs’üs Selâm’ul Mu’min’ul Müheymin’ul ‘Aziyz’ul Cebbâr’ul Mütekebbir* SubhânAllâhi ‘ammâ yüşrikûn; (Haşr/23)

    “HÛ” Allâh, tanrı yok, sadece “HÛ”! Melik’tir (efâl, oluşlar âleminde mutlak hükmü yürüyen), Kuddûs’tür (yaratılmışlığa ve kevne ait nitelenmelerden, yaratılmış kavramlardan münezzeh), Selâm’dır (yaratılmışlarda yakîn ve kurb hâlini oluşturup mâiyet sırrını açığa çıkartan), Mu’min’dir (iman açığa çıkartarak hakikatini müşahedeye yönelten), Müheymin’dir (gözetip himaye eden, muhteşem azametini seyirde yaratılmışlığı kaldıran), Aziyz’dir (karşı konulması imkânsız olarak dilediğini yapan), Cebbâr’dır (iradesini zorunlu kabul ettiren), Mütekebbir’dir (Mutlak yegâne Kibriyâ {eniyeti} olan)! Allâh, onların ortak koştukları tanrı kavramlarından Subhan’dır!

    23 – “HU”vAllâhul Hâlik’ul Bâri’ül Musavviru leHUl’ Esmâ’ül Hüsnâ* yüsebbihu leHÛ mâ fiysSemâvâti vel’Ard* Ve “HU”vel’Aziyz’ul Hakiym; (Haşr/24)

    O Allâh, Hâlık (mutlak yaratan – Esmâ özelliklerini fiile dönüştüren), Bâri (her yarattığını, zaman ve özellik olarak tüme uyumlu tafsile getiren), Musavvir (sonsuz mânâ sûretlerini açığa çıkaran); Esmâ ül Hüsnâ O’na aittir! Semâlarda ne var ve arzda ne varsa Allâh’ı tespih (ortaya koydukları işlevle Esmâ özelliklerini açığa çıkararak kulluk etmeleri) içindir; “HÛ” Aziyz’dir, Hakiym’dir.

    24 – Kul HUvAllâhu Ehad; (İhlas/1)

    De ki: “HÛ Allâh EHAD’dır! (son – sınır kavramsız TEK’tir)”

    25 – Ve lem yekün leHÛ küfüven ehad; (İhlas/4)

    “O’na hiçbir küfuv (denk) olmadı! (hiçbir düşünülen O’na denk özellikler açığa çıkaramaz.)”

    ********************************************************

    YA HÛ VE YA MEN HÛ

    Diler isen gönül yârı

    Ki dâim eylegil zâri

    Fenaya ir görüp vârı,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    **

    Ki kanlu yaş akıt gözden,

    Hararetle çıka sûzdan,

    Dime sizdendürür bizden,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    **

    Gele aşk sana yâr ola,

    Tağıtlarunı hep dire,

    Seni dost yoluna süre,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    **

    Seni ilet feleklere,

    Bulışasın meleklere,

    İrişesin dileklere,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    **

    Geçesin ‘alem-i ferşi,

    Dahı Kürsi ile ‘arşı,

    Gele muştucılar karşı,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    **

    Ala senliğini senden,

    Geçesin cân ile tenden,

    Tecelliler gele andan,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    **

    Geçesin eğri bakmakdan,

    Gönül gayrıya akmaktan,

    İçesin sâfi ırmaktan,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    **

    Dilersen vuslatın yârin,

    Ey Üftade bula cânun,

    Gözüne görine cânânun,

    Digil “Ya Hû ve ya men Hû”

    (Hz. Üftade Divanı)

    *****************************************************************

    “HU”

    Hakk’a âşık olan cânlar,

    Hû demesin yâ ne desin,

    Görüp cemâlini anlar,

    Hû demesin yâ ne desin.

    Sıdk ile meydâna gelen,

    Nefs ile Rabbini bilen,

    Aşk ile mestâne olan,

    Hû demesin yâ ne desin.

    Mahrem olan ol yâr ile,

    Hemdem olan dildâr ile,

    Dîdâra karşı zâr ile,

    Hû demesin yâ ne desin.

    Bülbül olup nâlân eden,

    Dosta karşı cevlân eden,

    Hak zâtını seyrân eden,

    Hû demesin yâ ne desin.

    Nüzûlî der yana yana,

    Mey nûş eden kana kana,

    Hak aşkıyla döne döne,

    Hû demesin yâ ne desin.

    1. Nüzûli

    *******************************************************************************

    (S. KONEVİ’den)

    Bilinmelidir ki hüviyet, ilâhlığın/ilâhiyyet sırrıdır. O celâl ve kemâl özelliğiyle yegâne ezeli mevcuttur.

    Hüve/ O Allah’ın kullarını; De ki O/Hüve. (İhlas/1) ifadesiyle kendisine davet ettiği ilk kelimedir. Böylelikle sadece bu zamirle ifade tamamlanmıştır. Bunun ardından ise “Allah” demiştir.

    “Allah” bütün harfleri ve vad’i hakikatleriyle zât-ı ahadiyete delâlet eden özel, kuşatıcı isimdir.

    Bu isimde ki hüviyet sırrı, onun mürekkep harflerin hükümlerinden soyutlandıktan sonra zuhur etmesidir. Bunun nedeni bu isim “ağyar” dan tam anlamıyla mücerretliği ve eserlerin hakikatlerinden münezzehliğinin gücüdür. Her ne kadar “Hüve/O” he ve Vav harflerinden meydana gelmiş olsa bile bu isimde sabit harf “He” dir. Çünkü vav harfi, “Allah” kelimesinin sonunda düşmüştür. Ayrıca “Huma/O ikisi “ ve “hum/onlar” ifadesinde olduğu gibi ikilikte ve çoğulda bu harf düşer. Böylelikle He harfi, sıfatların silinmesi nispet ve izafelerin düşmesiyle “mutlak ahadiyet” e delâlet etmek üzere sabit kalmıştır.

    Bilinmelidir ki Hüviyette ki “He” evvellik mertebesinin, ulûhiyette ise âhirlik mertebesinin sahibidir. Binaenaleyh bu harfin hüviyette bir başlangıcı, Ulûhiyette ise bir nihayeti vardır. Bu durum pek çok sırlara ve değerli manâlara işaret eder.

    Bunlardan ikisi, hüviyetin manâlarından ehl-ikeşf in kalplerine yayılan “reca” kokularıdır. Şöyle ki; Varlığın merkezi, devridir. Böylelikle nihayet bidayetin aynıdır. Aynı zamanda rahmet her şeyden önce geldiği gibi, her şeyin dönüşü de O’nadır.

    Bu önemli sır ve bilgilerden biri de, hüviyetin celâli ve O’nun bütün isimlere üstünlüğüdür. Şöyle ki; Zat’a ait “Hüviyet” zamirinden ibaret olan “He/O” nin aslı, merfuluktur. Bu durum mutlak üstünlüğün kemâlinin kendisi nedeniyle kendisine ait olmasına işaret eder.

    Bir harfin mecrur ve mansub olması ise, İrab harekelerini kabul edişi cihetinden ortaya çıkmıştır. Bu ise bu harfin bütün sıfatları, hükümleri, na’tları, nispetleri, izafeleri, lâzımları, layıkları, arazları içerdiğine işaret etmektedir.

    Hüviyetin üstünlüğünün gücü –Ki üstünlük hüviyetin aslıdır- Vav harfini istilzam etmiştir. Çünkü vav harfi, zammenin kardeşidir ve çoğul zamiri vav harfine nispet edilmiştir. Bunun yanı sıra vav harfi mahreç mertebelerinde harflerin özelliklerini içerme ve ihata etme özelliğine sahiptir. Vav, He nin bâtını, harekesi de onun harekesinin aksidir. Bunun yanı sıra her iki harf te “devri” dir. Çünkü “He” nin harekesi ve mahreci ehl-i keşf’e göre kalbin yakınında göğsün bâtınındandır. Nefes onunla/he uzar ve bütün harflerin mahreçlerine uğrayıp iki dudağın zahirine ulaşır.

    Bunun ardından nefes ihâta edici ve kuşatıcı dönüşünde bütün harflerin hükümleriyle boyanmış olarak, adeta şimşek hızıyla kendisinden ortaya çıktığı asla geri döner. “Vav” ın harekesi ise “He” nin harekesinin zıddıdır. Çünkü vav iki dudak arasından ortaya çıkar sonra göğe doğru uzanır. Böylelikle vav da daha önce belirtildiği gibi bütün harflerin mahreçlerine uğrar. Bunun ardından ise kendisinden ortaya çıktığı iki dudağa geri döner.
    Binaenaleyh He nin hareketi, gayb âleminden şahadet alemine doğrudur. Çünkü onun zatı başlangıç/mebde mertebesinden olmasını gerektirir. Buna karşın vav ın hareketi ise şahadet âleminden gayb âlemine doğrudur.

    Buna göre her iki harfte, harflerin varlıklarının hakikatlerini çıkışta ve girişte kaynak ve varış mertebelerini de içerir ve kapsar. Her iki harfte hem hakikat ve hem de mânâ olarak birbirlerine intibak eder. Bunların arasında ki uyum bir dairenin başlangıcının son una uyumlu olmasına benzer. Her iki harfte bütün mukaddes ve ruhani harflerin hakikatlerini kendilerinde toplarlar. Söz konusu harfler ilahi isimlerin maddeleridir. Bu harflerin bir kısmı –farklı konumlarına göre- diğer bir kısmı ile birleştiğinde, bunların birleşmesi ve bir araya gelmesinin eserlerinden ruhanî ilim sahipleri için bir takım tasarruflar meydana gelir. Bu tasarruflar cismanî, rûhani, melekûti, süfli, ve ulvi âlemlerdedir.

    İnsan nefesinin zahiri telaffuz edilen bütün harflerin maddesi olduğu gibi aynı şekilde Nefes-i Rahman’ın zahiri de bütün varlık harflerinin maddesidir. Varlık söz konusu Nefes-i Rahman ile ayakta durur/kaim, O her şeyi ayakta tutar/Kayyûm. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur O kendisiyle beraber başka birinin var olmasından yücedir ve hüküm sahibidir. (A. İmran/6)

    Cüneyd-i Bağdadî den şöyle bir olay rivayet edilmiştir. Birisi Cüneyd’in huzurunda hapşırmış, ardından da El-Hamdülillâh/Allah’a hamd olsun demiş. Bunun üzerine Cüneyd adama; “Hakkın söylediği gibi “hamd âlemlerin Rabbi’ne mahsustur/ El Hamdülillâhi Rabbil âlemin de” demiş.

    Adam şöyle karşılık vermiş; “Âlem nedir ki Allah ile birlikte zikredilsin”

    Cüneyd şöyle cevap vermiştir; “Şimdi öyle söyle, çünkü yaratılmış kadime bitiştiğinde, yaratılmıştan geriye bir şey kalmaz.”

    Buna göre birinci ifade Allah’a fani olup, çokluğun perdelerini görmeyen ve de “izzet” çölünde kendinden geçmiş kimsenin makamıdır.

    İkinci ifade ise (Cüneyd’in sözü) Tahkik sahibi Kâmilin makamıdır. Bu makam” fena”da yedi mertebenin tavırlarını/etvarü-l meratisi-s seb’a aşıp ezeli ve ebedi olarak; “Her şey yok olucudur, ancak O’nun vechi bâkidir. (kasas/88) ifadesinin hakikatini hakka-l yakîn idrak etmenin ardından Hakkın bekâ” sı ile bâki kalan kimsenin makamıdır. Çünkü insan başlangıçta “zikre değer bir şey” (İnsan/1) ve gerçekte/nefsü-l emir bir varlığa sahip değildi ki o varlıktan “fani” olsun. Aksine faninin varlığı vehim ve hayal mahsulüdür. Binaenaleyh kişi işin gerçeğini keşf edip şunu müşahede ettiği için hayal ortadan kalkmıştır. Her halükarda “fani”, bâki olan ise “bâki” olmaya devam eder.

    Bu durumda insan hakkın lisanı ile “Hamd âlemlerin rabbi Allah içindir” der. Bu ifade (her şeyi kendinde) içeren ve kemâl özelliğinde ki hakikatin varlık mertebelerine seyredişini dile getirir.

    Allah hidayet edendir. (S. KONEVİ/Esma-i hüsna şerhi)

    Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    (AHMED HULUSİ) den

    “HÛ’vAllahulleziy la ilahe illâ HÛ”! İster vahiy yollu gelsin, ister bilinç yollu üzerine eğilinsin, algılanan her “şey”in hakikatinin derûnu… Öylesine ki; Ekberiyet tecellisi sonucu önce “haşyeti”, sonucu olarak da “hiç”liği yaşatır ve bu yüzden de O’nun hakikatine erişilemez! “Basîretler ona ulaşmaz!” Mutlak bilinmezliğe ve kavranılmazlığa işaret ismidir! Nitekim “ALLÂH” dâhil tüm isimler ““ya bağlı geçer Kurân’da!

    “HU ALLAHu EHAD”,

    “HU’ver Rahmanur Rahıym”,

    “Hu’vel’Evvelu vel’Ahıru vez’Zahiru vel’Batın”,

    “HU’vel Aliyyül Azıym”,

    “HU’ves Semiy’ul Basıyr” ve Haşr Sûresi’nin son üç âyeti gibi!

    Bu arada şunu da bir diğer okunuş şekli itibarıyla fark ederiz ki, isimlerin öncesindeki “HÛ” ismi işaretiyle önce tenzih vurgulaması yapılır, sonra da söz edilen isimlerle teşbihe işaret edilir. Bu da hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gereken bir işarettir.

    “Külle yevmin Huve fi şe’n” (55/29) ayetinde, dikkat ederseniz “HÛ” ismi var.. “ALLAH” ismi geçmiyor! “” ismi, cüz’ün özündeki Teklik boyutu değil mi? İşte O, Teklik boyutu, her an cüz’lerdeki tasarrufu oluşturmakta. Oluşumun kaynağı O!

    “HÛ” nun mânâsı; Çokluk görüntüsünün ardındaki, Öz’deki Teklik boyutudur.

    İşte Arapçadaki “” kelimesi, varlığın özündeki bir boyutsal öteliğe işaret eder; niteliksiz ve niceliksiz bir yolla!

    Sayısız “nokta”ların Hâlik”i olup; “nokta”lar indinde “nükte” olan ““!?

    İlminde “nokta”dan yarattıklarını, hayal hammaddesiyle var kılan “HÛ”!?

    Ve bütün bunlardan “GANΔ olana işaret eden, “HÛ”!

    Soru: Şehâdet, “HÛ”ya bağlanırsa, o şehâdetin izahı yapılabilir mi? Şayet yapılamaz ise Allah nasıl şehâdet eder?

    Cevap: Şehâdet kesrete ait bir kavramdır. Kesret sûretlerinden şehâdet etmektedir. “Atan bendim” deki gibi… “” ya yapılmayan şehâdetle tenzihiyet olmaz.

    Soru: “Abduhû ve Rasûluhu”, yani Abdullah ve Rasûlullah dediğimizde,

    ” isminin kulu ve Rasûlü olmakla Allah isminin kulu ve Rasûlü olmak arasındaki anlam farkı nedir?

    Cevap: Birisi Allah’ı Hüviyetinde bulmayı anlatır. Öteki, Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olmayı. “HU” kelimesi, Kurân’da, sabit tek bir mertebeye değil, içinde geçtiği konunun mahiyetine göre, değişik mertebelere işaret eder.

    Âyet sonundaki bu tanımlama daima “” denerek Allah adıyla işaret edilenin tenzih yönüne; Esmâ adıyla da teşbih yönüne işaret ederek OKU’yanda tevhid bakışını oluşturmak amacını gütmektedir Allahu âlem. “” dan sonraki, pek çok âyette geçtiği üzere Türkçedeki noktalı virgül anlamındadır, bize göre.

    Mutlak Zât’a işâret. : ismi, hüviyeti Zât’a işaret eden isimdir ki birçok yerde önce “” denerek hüviyeti Zât’ın âlemlerden ve tüm mânâlarla kayıtlanmaktan berî olduğu vurgulanır, sonra O’nda açığa çıkan bir özelliğe işaret eden isim belirtilir, sözü edilen konuya bağlı olarak.

    “Hû” İsmiyle İşaret Edilip, Fark Edilmesi Gereken Gerçek.

    Arapça’daki “HÛ” kelimesi, varlığın özündeki bir boyutsal öteliğe işaret eder; niteliksiz ve niceliksiz bir yolla!

    “HÛ”nun mânâsı; “çokluk” görüntüsünün ardındaki, Öz’de¬ki Teklik boyutudur. Hatta… “HÛ” ismi, “Nokta”nın var olduğu Ahadiyete işaret eden isimdir!

    ” ismi, cüzün özündeki Teklik boyutu değil mi?..

    İşte O, Teklik boyutu, her an birimlerdeki tasarrufu oluşturmakta… Oluşumun kaynağı O!..

    Yani, şu parmağımın ucundaki hayatiyet ve canlılık, koldan gelen damarların getirdiği enerji ve kan ile kaîm!.. Bu parmağın hareketini, bu hareketi, koldan gelen hareket simgesinin netice¬si oluşturuyor. “HÛ” kelimesinin mânâsı bir anlamıyla “O” demektir!.. Bir diğer anlamıyla da “Zât’ın hüviyetine” işaret eder.

    Bu gözümüzle gördüğümüz her şey, “zâhir” kelimesi kapsamına girer… “Bâtın” dediğimiz şey de, bu göz ve kulakla, beş duyuyla algılayamadığımız her şey!

    Bunların, sana göre tümü, “O”dur!.. Yani, bunların hepsi de -ki bu çokluk kavramı sana göredir- “O” dediğin varlıktır! Yani, “HÛ”!.. Düşünmeye çalışalım…

    “Ben” dediğimiz özümüzü fark etmeye çalışalım… Maddenin özüne yönelip “zoom”lama yapalım…

    Molekül-atom-nötron-nötrino-kuark-kuanta boyutlarına inip, düşünebildiğimiz her şeyi parçacık-dalga boyutunda hissetmeye zorlayalım kendimizi…

    İşte bu yaptığımız, bir boyutsal “zoom”lama veya “Mi’râc”tır! Şunu fark edelim ki;

    Bize göre sonsuz olan evren, bir anda, “nokta”dan var olmuş bir açı, “<”! Sonsuzluk düzleminde, bir noktadan meydana gelmiş bir “<” -açı-! “Evren” kelimesiyle ya da “evren içre evrenler” tanımla¬masıyla anlattığımız her şey bu açıda –“<”- yer almakta!.. Bu “<” açı ve dayandığı “nokta” ise, anlarından bir andaki yaratışı “” ismiyle işaret edilenin!..

    Sayısız “an”lardaki, sayısız “nokta”lardan, yalnızca bir “an”daki bir “nokta”dan yaratılmış “evren içre evrenler”den birindeyiz!..

    “İnsan-ı Kâmil” ya da “Hakikat-i Muhammedî” isim-leriyle işaret edilen ise o “nokta”dan var olan varlık! “NOKTA” ise bir “nükte”!.. Sayısız “nokta”ların Hâlık’ı olup; “nokta”lar, indînde, “nükte” olan “” adıyla işaret edilen!.. İlminde, “nokta”dan yani heyulâdan yarattıklarını, hayal hammaddesiyle var kılan “”!.. Ve bütün bunlardan “ĞANİYY” olana işaret eden, “”!.. İşte “” ismiyle işaret edilip, müslümanların fark etmesi istenen Hakikat!.. …….

    HU” ismi Allah’ın, tenzih itibariyle Ahadiyetin Gaybına işaret ederken teşbih itibariyle de arzda(bedende) açığa çıkmış “Halife”ye işarettir. (Ahmed Hulusi)

    Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    “H Ü V E”

    B i s m i l l a h i r r a h m a n i r r a h i m

    İlâhî kudretin bu dünyada bilinen isimleri olduğu gibi bilmediğimiz nice âlemlerde ve ilâhî âlemde de tatbikata konulmamış, zuhur bulmamış nice isimlerinin olduğu hakikattir. Gerçekte bütün isimlerin Rabbimizin zatına ait olduğu aşikârdır. Kudret-i ilâhîyenin zatiyyetini işaret eden isimlerin bilinmesi mümkün olmadığından Rabbimiz bir lütuf yaparak isimden münezzeh bir nokta olan Hüve zamirini işaret buyurmuşlardır.

    Gerek bu dünyada gerekse ilâhî âlemlerde hangi isimlerin fiili icrada olduğunu bilemiyoruz. Zuhur yapmış ve yapmamış namütenahi isimlerin sahibi olan Hüve’yi hiçbir isim tam olarak tarif ve tavsif edemeyeceğinden, zatiyyet-i ilâhîye Hüve’yi işaret buyurmuşlardır.

    Hüve zâttır, nübüvvet Allah ismine bağlıdır; velâyet ise Hüve’ye bağlıdır. Hz. Muhammed (s.a.v) Hatemen Nübüvvet olarak Hüve’yi daima hususiye de tutarak Allah ismini zikretmiştir.

    Sevgili Efendimiz Kur’an-ı Kerîm’de pek çok yerde Hüve zamirini belirterek Hüve’nin hususiyetleri ile ilgili bilgiler vermiştir. Kur’an’da Hüve kendini zamir olarak hususiye de tutmuştur. Yani Hüve zamirdir, ondaki hakikat ise zâtîyeti ilâhîyedir.

    Hüve’nin tam tatbikat ismi Allah ismidir. Hatmül Velâyet ise, velâyet icabı Hüve’yi zikreder. Peygamber Efendimiz Hatmül Velayet sırrı ile lütfetmiş olduğu Hüve sırrının Allah’ın arzuyu ilâhîsi ile zamanı geldiğinde açılacağını işaret etmişlerdir. Hüve’nin dünyada velâyet sırrı ile tatbikatta olduğu bilinmektedir. Hüve noktası yanlışı reddetmez; doğrultur, düzeltir; ondaki rahmeti görür; yanlıştan doğruyu çıkartır.

    Vacib ul-Vücûd kelimesinin Hüve anlamında yazıldığını görmekteyiz. Ancak Vacib ul-Vücud bir isimdir. Hüve isim değildir. Hüve, İsimlerden münezzeh olarak Allah’ın zatiyyet-i hüviyetini işaret eder. Hüve’nin göründüğü gönül noktası olarak Hz. Muhammed (s.a.v) in verdiği bir karar Allah ismi tarafından tatbikata koyulmaktadır. Ancak, Allah ismine itiraz edenlere bir mühlet verilmektedir. Hüve’nin göründüğü risalet noktasına itirazı ise Allah ismi kabul etmemektedir. Kur’an’ın anlatımı ile bütün peygamberlere yapılan itirazlar Hüve’ye itiraz şeklinde sayıldığı için makbul tutulmamıştır.

    Nitekim kendisine itiraz eden hanımını Lût Peygamber bağışlanmasını istemesine rağmen Allah onu bağışlamadı ve helâk olanlardan oldu. Çünkü o itiraz Hüve’ye karşı yapılmıştı. Yine Nuh Peygamberin oğlu da babasına itiraz etmişti. Babasının oğlu için Allah’tan bağışlanma istemesine rağmen Allah kabul etmedi. Çünkü o itirazın aslında Hüve’ye yapıldığı görülmektedir.

    Maide sûresi 78. âyetinde,

    “Lü’ınelleziyne keferu min beniy israiyle alâ lisani davude ve ıysebni meryeme zalike bima asav ve kanu ya’tedune.”

    “Benî İsrail’den küfre düşenler Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın lisanı üzere lânetlenmişlerdir. İsyan ettikleri ve saldırgan oldukları için böyledir.” buyrulmaktadır.

    Haşr sûresi 22-24. âyetlerinde,

    “Hüvallahülleziy lâ ilahe illa hu alimü’l ğaybi ve’ş şehadeh hüve’r rahmanü’r rahıym hüvallahülleziy lâ ilahe illa hu el melikü’l kuddüsü’s selamü’l mü’minü’l müheyminü’l aziyzü’l cebbarü’l mütekebbir sübhanallahi ‘amma yüşrikun hüvallahü’l haliku’l bariyü’l müsavvirü lehü’l esmaü’l husna yüsebbihu lehu ma fiy’s semavati ve’l ard ve hüve’l aziyzü’l hakiym”

    “Hüve’dir Allah ki Hüve’den başka ilah yoktur alimidir gaybın ve şahid olunanın Hü ve’dir er Rahman er Rahim ‘Hüve’dir. Allah ki Hüve’den başka ilah yoktur. El Melik’tir, El Kuddüs’tür, Es Selam’dır, El Mümin’dir, El Müheymin’dir, El Aziz’dir, El Cebbar’dır, El Mütekebbir’dir. Sübhandır. Allah Şirk koştuklarından. Hüve’dir Allah, el Halik’tir, el Barî’dir, el Müsavvir’dir. Hû’nundur esmaül hüsna. Tesbih eder Hû’yu semavatta ve arzda olanlar. Ve ‘Hüve’dir el Aziz, El Hakim…” buyrulmaktadır.

    Hadis: Resûlullah (s.a.v) seferden dönerken, uğradığı her tümsekte üç kere tekbir getirir, arkadan da: “Lâ ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir.

    (Allah’tan başka ilah yoktur. Hû tekdir, ortağı yoktur, mülk Hû’nundur, hamd Hû’yadır. Hüve her şeye kadirdir) dönüyoruz, tevbe ediyoruz, kulluk ediyoruz, secde ediyoruz, Rabbimize hamd ediyoruz.

    Allah va’dinde sadık oldu, kuluna yardım etti. (Hendek Harbi’nde) müttefik orduları tek başına helâk etti” buyururdu. (İbnu Ömer Kütübü Sitte Hadis No: 1834)

    Hicr sûresi 25. âyetinde,

    “Ve inne rabbeke hüve yahşürühüm innehu hakiymün aliym”

    “Ve muhakkak ki Rabb’in ‘Hüve’ onları haşreder ve muhakkkak Hû Hakîm’dir. Alîm’dir.”

    Al-i İmrân sûresi 18. âyetinde,

    “Şehidallahü ennehu la ilâhe illâ hüve velmelaiketü ve ülül’ılmi kaimen bilkıstı la ilâhe illâ hüvelaziyzülhakiymü”

    “Şehadet eder Allah illâ ‘Hüve’den başka bir ilâh olmadığına ve melekler ve kıst (adalet) ile kaim olan ilim sahipleri de. İllâ ‘el Aziz’, ‘el Hakîm’ ‘Hüve’den başka ilâh yoktur.”

    Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdular ki: “Duaların en faziletlisi arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, ‘lâ ilahe illallahu vahdehu la şerike leh lehü’l’mülkü ve lehü’l-hamdü ve Hüve ala külli şey’in kadir. (Allah’tan başka ilah yoktur, Hû tektir, Hû’nun ortağı yoktur, mülk Hû’nundur, hamd Hû’ya aittir. “Hû” her şeye kadirdir) sözüdür.” (Amr İbnu Şuayb an Ebihi an Ceddihi Kütübü Sitte Hadis No:1863)

    Bakara sûresi 255. âyetinde,

    “Allahü la ilâhe illâ hüve’l hayyül kayyum”

    “Allah… ‘El Hayy’, ‘el Kayyum’ ‘Hüve’den başka ilâh yoktur.” buyrulmaktadır.

    Resûlullah’a (s.a.v), “Kur’an-ı Kerim’deki en büyük âyet hangisidir?” diye sorulduğunda şöyle cevap verdi:” “Allahü lâ ilâhe illa hüvel hayyül kayyum/ Allah el-Hayy”el-Kayyum” “Hüve’den başka ilâh yoktur. (Ebu Davud)

    Hiçbir isim O’nu tam olarak ifade edemez. Nitekim ilâhî yaratıcıyı çeşitli isimlerle ilâh edinmişlerdir. Hüve kendisinin hiçbir isimle tahdit edilemeyeceğini böylece bildirmektedir. (ELL HACC HÜSEYİN VEDAD)

    *******************************************************************

    “Hu”

    Hu”, Allah’a kavuşmak, maksada ulaşmaktır. Hu; İsm-i A’zâm’dır, Altı Esma’nın tercümanıdır. Evliyanın kalp gözünü açan Hu’ dur.

    Hu” demek; “ben Sen’ den geldim, Sen gönderdin, yine Sana döneceğim”, “Allah’a kavuşmak” demektir. Hu, sana kavuşacağım. Hu, hedefe kavuşmaktır…..

    Hu esması bir ateştir; bir aşktır; bir deryadır.”

    Bu açıklamamızdan sonra “Hu” esmasının bir özelliğini daha değinelim. “Hu” esmasını okurken çok dikkatli olmak lâzımdır. Eğer usulünce okunursa insanın içini yakıverir. Çünkü o, bir ateştir. O halde nasıl okumalıyız? Ağız açık olmalı, dilin ucu üst dişlerin dibine yapışıp göbekten “Hu” diye okunmalıdır….

    Allah sevgisinin bir zerresi, her kimin gönlüne düştüyse o bütün vücûdu istilâ ve işgal eder. Zira aşk kelimesi, bize Selçuklular zamanında Farsçadan gelmiştir. Fars kökenli olan bu kelime, Farsça ‘da “Işk” olup “Sarmaşık bitkisi” demektir. “Sarmaşık bitkisini diktiğin zaman o binayı nasıl çok kısa zamanda kuşatıp kapsarsa aşkın bir zerresi de insan denilen âbide-i ilâhîyenin gönlüne düşünce bütün vücûdu yakar tutuşturur.

    Usûlüne riâyet ederek kalbin üstüne okunan “Hu” ismi, dervişe çok büyük aşk ve muhabbet temîn eder; yanıklık verir. Böylece derviş kesretten vahdete iner ve gönlü yanar. Çünkü “Hu” mazhar-ı külldür. O heptir. Allah nedir? Allahu Allah, Allah külldür. “Allahu halûku külli şeyin” dir. Hu esmasına devam etmekle bunun zevki nereye varır? Bunu da yine Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri’nin dörtlüğüyle ifâde edelim:

    Üçüncü Hüvallah dersin okur

    Garip bülbül gibi durmayıp şakır

    Kendi vücûdunda bula gör Hakk’ı

    Erişir canına feyz-i Hûda’nın

    Aşkın bir zerresi, bir anda hücreleri tutuşturuverir. Onun için Selçuklular, ışk olarak aldıkları kelimenin telaffuzunu daha da güçlendirmişler ve aşk demişler. Aşkın Arapçası muhabbettir. Kur’ân-ı Kerîm’de:

    “Allah onları sevdi; onlar da Allah’ı sevdi.“(Maide Suresi Ayet 54)

    “İmân edenlerin Allah’a sevgileri, muhabbetleri çok şiddetlidir.” (Bakara Suresi Ayet 165) buyrulur.

    Bu gerçeği, Niyâzî Mısrî Hazretleri şu güzel sözleriyle ifade etmiştir:

    Gir sema’a zikr ile gel yane yane Hu deyu

    Er sefâ-yı aşk-ı Hakk’a yane yane Hu deyu

    Hep erenler Hu ile kaldırdılar can perdesin

    Açtılar gözlerin andan yane yane Hu deyu

    Gördüler Hu kaplamış hep on sekiz bin âlemi

    Feyz alırlar cümle Hu’dan yane yane Hu deyu

    Zât-ı Hakk’ı buldular buluştular bu Hu ile

    Dost göründü her taraftan yane yane Hu deyu

    Ey Niyâzî gönlüne âşıkların hikmet dolar

    Kuntu kenzin haznesinden yane yane Hu deyu

    (Niyazi Mısri) (AHMED-İ DEVRAN KARSEVİ)

    **********************************************************

    HU (HÜVE) SIRRI ve HÜVİYET TEVHİDİ

    Hakk Teala “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmekliliğimi sevdim. Halkı zuhura getirdim (yarattım)” buyurarak Zatını “Ben” lafzıyla açıklamıştır. Hakk kendini ilahi hüviyetiyle (hüve) açtıktan sonra “Allah” lafzıyla uluhiyetini ilan etmiştir.

    Hu zatın “Benliği” aynı zamanda hüviyetidir. Allah’ta kendi Zati hüviyetini Kur’an’da hüve lafzıyla açıklamıştır. Hüve kelimesi hüviyetini temsil ettiğinden hem Zatını hem Zatının gerekleri olan isim ve sıfatlarını bünyesinde bulunduran isimdir. Kökeni Zat olduğundan ismi-i azam olarak kabul edilmektedir. Hüve kelimesi hem ilahi Zatı, hem ilahi isimleri hem de ilahi sıfatları bünyesinde bulundurduğundan ism-i azam olarak kabul edilmektedir.

    Kur’an’dan birkaç ayetle örnek verilecek olursa “ve hüves semiul alim” (Bakara/137)

    “O (ilahi hüviyeti ile) semi (işitici) alim (bilici) dir” (Enbiya/4) buyurulmaktadır.

    Zati hüviyetini semi ve alim isim-sıfatları ile açığa çıkmış demektir. Kendi Zatı bu vasıflarla vasıflandığı gibi, halkı zuhura getirdikten sonraki mertebelerde “izafi hüviyetler” dede bu vasıfları içermektedir.

    Hüve kelimesindeki he harfi hüviyeti ve vav harfi ise hüviyeti temsil eden nefsi temsil etmektedir. Hüve lafzını Allah’ın zatını temsil ettiğinde He harfi Zati hüviyetini vav harfi Zati Nefsini temsil etmektedir. Halk edilen her şey (mevcudlar) bu Zati hüviyet ve Zati Nefs’ten aldıkları hisse, pay ve nefsi vasıflar ile Zati hüviyet ve Zati Nefsten hisse almış demektir. Yani her mevcudun ilahi hüviyet ve ilahi neftsen kendi mertebesinden bir payı, hissesi var demektir. Bu mertebe ve düzey her mevcudun Allah indindeki yeri, ayan-ı sabitesinin hükmü kadardır.

    Yukarıdaki ayet örnek verilecek olursa Zati hüviyet ve Zati Nefsten aldığı pay kadar semi (işitici) ve alim (bilici) dir. Hakk zahirde de her mevcuda atom-molekül-genetik şifre kanalıyla bu özelliği sabitlemiştir. Hissesini tayin etmiştir. İnsana ise hissesini arttırabilecek hüviyet ve nefsi tayin etmiştir.

    Ademi kendi suretinde halketti” ve “Ademi Rahman suretinde halketti” buyurarak Zati hüviyet ve Zati Nefsi vasıfları ile donanacak vasıflara ulaşabileceğini belirtmiştir.

    Hüviyet gaybını bilip, ancak O mertebede Allah resulü “Künhü Zatını idrak edemedik” deyip Allah-kul çizgisini, sınırlarını bilmek için insan yaratılmıştır.

    Kur’an da aynı vasıflı ayetlerle hüviyetini farklı isim ve sıfatlarla zikrederek, bu vasıflardan insanın hissesini-payını arttırması ve “Rahman suretine” ulaşması murad edilmektedir.

    ve hüve errahmanirrahimin” (Hud/92) “O ilahi hüviyetiyle rahman ve rahimdir” buyurarak insanın nefsinde taşıyabileceği ölçüde bu vasıflarla donanması istenmektedir.

    Benliğini, hüviyetiyle eş değer olduğunu ifade etmek içinde “ene tevvabürrahim” (Bakara/160) “Ben tevvab ve rahimim” buyurmaktadır.
    Tüm ilahi isim ve sıfatlarını İlahi benliğinde topladığını ve bunu ilahi hüviyetiyle açığa çıkardığını ifade etmektedir. Dikkat çekici ifadelerde
    “İnnehu hüves semiul alim” (Enfal/61) “Muhakkak ki hu (Ben-hüviyetim) ilahi hüviyetiyle semiul alim(işitici biliciyim)” buyurmuştur. Ayette birinci hu ile Zatına işaret etmiş, hüve ile Zati ilahi hüviyet ve nefsi vasıflarını belirtmiştir.

    Benzer bir ayette “innehu” demeden “hüvessemiul alim” (Bakara/37) buyurarak bu vasıfları belirtmiştir. Kur’an da bu vasıflarını benzer ayetlerle “innehu hüve” ve “hüve” vasfıyla BENLİĞİ-HÜVİYETİNİ izah etmiştir. “İnnehu hamidun mecid” (Hud/73) ayetiyle “Muhakkak ki O (Zati ilahi hüviyetiyle) hamid ve meciddir” buyurarak üç formda da kendi TEK ve BİR HÜVİYETİNİ farklı vasıflarla izah etmiştir.

    TEK VÜCUD HÜVİYETİ ile isim ve sıfatlarının çokluğu ile alemlerde zuhur ettiğini (kendi hüviyetini açığa çıkardığını) ifade etmektedir. Bunu açığa çıkarışını ulûhiyeti Zatına bağlamaktadır. Allah ismi camisi halkı zuhura getirdikten (yaratıldıktan) sonra kendine verdiği isimdir ilahi Zatın. Allah ismindeki sondaki Hu ilahi hüviyetini temsil ettiğinden bu mertebede de Zati hüviyeti halk ettikleri (yarattıkları) ile “hüviyet beraberliği” içindedir. Daha önce belirtildiği üzere her mevcud kendi mertebesinden bu ilahi beraberliği temsil etmektedir. Birkaç ayet örnek verilirse;

    “vallahi gafururrahim” (Bakara/218) “Allah gafururrahimdir”;

    “innallehe azizun hakim” (Bkara/220) “Muhakkak ki Allah aziz ve halimdir”

    “Vallahu semiun aliym” (Bakara/224) “Allah semi ve alimdir”

    “İnnallahe ala külli şeyin kadir” (Bakara/259) “Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir

    İlahi hüviyet Allah ismine büründüğünde uluhiyeti (ilahlığı) ile açığa çıkmış demektir.

    Allah ismi ile yani ulûhiyetinin bilinmesi için insanlığı yaratmıştır. Allah bilinirse, hem ulûhiyetini hem kendisi hem Rububiyeti anlaşılacaktır. “Nefsini bilen Rabbını bilir” (Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu) hadisinin bir açıdan açılımı da budur. Zati ilahi hüviyeti ve Zati Nefsini bilmenin kapısı aralanmıştır. Allah ismi camisinin kapısından Zatına, hüviyetine ulaşmanın yolu belirtilmiştir.

    Bunu ifade eden ayetlerde ise; “lâ ilahe illa hüve yuhyi ve yümit” (Araf/158) “O’nun ilahi hüviyetinden başka ilah yoktur, ilahi hüviyetiyle O yuhyi (hayat verici) ve yumit (hayatı sonlandıran) dır”.

    hüve yuhyi ve yumit” (Yunus/56) buyurarak bu vasıfların Zati hüviyetine-Zati Nefsine ait özellikler olduğunu vurgulamış ve bu vasıfları ile ilah olduğunu açıklamıştır.

    Allahu lâ ilahe illa hüvel hayyul kayyum” (Bakara/255/Ali-İmran/2) ayetiyle Allah ismi ile zuhurdaki hüviyetiyle ilahlığını ilan ettiğini ve ilahi hüviyeti ile hayy ve kayyum olduğunu ilan etmektedir.

    Hayy ve Kayyum oluşu ilahi hüviyeti ve Zati Nefsinin temel vasıflarıdır. Ulûhiyetini ilan eden en önemli sıfatlarıdır. Diğer tüm mevcudat bu vasıfları O’ndan aldığından bu özellikleri taşımaktadır. O’nun ulûhiyetinin altındaki mevcutlardır. O’nunla mevcutlardır. Bu vasıflarını Allah ismi ile açığa çıkarmaktadır. Allah ismi camisi ise tüm ilahi isim ve sıfatlarını ve tüm açığa çıkış mertebelerini bünyesinde taşıyan ismidir Zat’ın.

    Allah isimlerdeki ilk elif Ahadiyeti Zatını, ilk lâm Ulûhiyetini Zatını, ikinci lâm Risalet ve velayet mertebelerini, gizli elif ilahi muhabbeti he ise ilahi hüviyetini temsil eder. Hüviyetin ve Zati Nefsin açığa çıkması gerekli olan her şeyi bünyesinde bulundurduğundan kelime-i tevhid bunları açıklayan temel unsur olmuştur. “lâ ilahe illallah” ve “lâ ilahe illa hu” temel tevhid kelimeleri olmuştur. “Allah” ve “Hu” ise mertebeleri açısından bilinmesi önemli olan hususlardır ilahi Zatın. Bir örnekle belirtecek olursa Allah ve hu ile vasıflarını ve isimlerini açığa çıkarır.

    “lâ ilahe illa hüvel azizül hakim” (Ali-İmran/18) “ilahi hüviyetiyle aziz ve hakim olandan başka ilah yoktur”

    “hüve ala külli şeyin kadir” (Hadid/2) “ilahi hüviyetiyle her şeye kadirdir

    “İnnehu hüvel gafururrahim” (Hud/98)

    “İnnehu hamidun mecid” (Hud/73)

    Ayetlerini örnek verecek ilahi hüviyetiyle Hakk’ın TEK ve BİR, izafi hüviyetlerle mertebeler ve düzeyler açısından çok olduğunu ifade edebiliriz. Her nefis kendi mertebesinden temsil ettiği ve taşıyabileceği ilahi isim ve sıfatlardan hissesi kadar ilahi hüviyetten izler taşır. Bu nedenle Kur’an-ı natık olmak ve Kur’an ahlakı ile ahlaklanmak için nefsimizdeki isim ve sıfat tecellilerini hakkıyla yaşayarak izafi hüviyetimizi, ilahi hüviyet içinde eriterek Allah’ın boyası ile boyanmalıyız (sibgatullah). Kendi hüviyetimizi temsil eden nefsimizden açığa çıkan vasıfları ne denli Hakkani vasıflara bürünürse “hu sırrı”ndan o denli hissemiz olur. Allah indindeki yerimiz ve değerimiz artar. O kadar O’na benzer ve o kadar seviliriz. Bunun yolu ise Kur’an ile hemhal olmaktır. Peygamberin hüviyetine bürünerek O’nu yaşamaktır. Peygamber ahlakı ile ahlaklanmaktır. Bütün bu anlatılanları belirten ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

    “Hüvallahu vahidul kahhar” (Zümer/4)“İlahi hüviyetiyle Allah vahid ve kahhardır”

    “Hüvellahüllezi lâ ilahe illa hu” (Haşr/23)“İlahi hüviyetiyle Allah’tır ki, İlahi hüviyetinden başka ilah yoktur”

    İşte TEK VÜCUD HÜVİYETİNDE’de isim ve sıfatları ile seyran eden TEK ve BİR İLAH ALLAH’dır. O’na ulaşmanın ve Mutlak Tevhide ulaşmanın yolu ise bunları açıklayan Kur’an ve Sünnet-i Muhammedi’dir. Açılan hüviyetiyle şuhud edilir. Gizli hüviyetiyle hazine hükmündedir.
    Alimülgaybı veşşehade hüverrahmanürrahim” (Haşr/23)

    “Gaybıyla şehadetiyle bilendir, ilahi hüviyetiyle Rahman ve Rahimdir

    Hüvellahu halikul bariul musavviru lehul esmaul Hüsna” (Haşr/24)

    ilahi hüviyetiyle Allah halıktır, baridir, musavvirdir en güzel isimler O’nundur (hüviyetine aittir)”

    İşte bütün mertebelerde ilahi hüviyet en güzel şekilde ifade edilmiştir. MUTLAK TEVHİDİ içeren ayetlerdir.

    İlahi Zati Hüviyetin, gayb-şehadet, evvel-ahir-zahir-batın hiçbir ilahi isim ve sıfatı dışarıda bırakmadan TEK ve BİR HÜVİYET le ve İlahi BEN likte topladığını belirten ayette şöyle buyurulmaktadır:

    “hüvel evvel, vel ahiri vez zahiri vel batın ve hüve ala külli şeyin alim” (Hadid/3)“O ilahi hüviyetiyle evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır ve ilahi hüviyetiyle her şeyi bilicidir”

    Bilinen ve şuhud edilen TEK HÜVİYET ve BENLİK’tir. İlahi hüviyet isimleri ve sıfatlarıyla izafi hüviyetlerde nefislerin mertebelerine ve düzeylerine göre çoğalmıştır. Bu ise VAHDET-İ VÜCUD ve VAHDET-İ ŞUHUD’un açıklanabileceği kadar ki açılımıdır. Özeti ise VÜCUD TEK ve BİR, MERTEBELERİ ve DÜZEYLERİ ÇOKTUR. Gizli hazine açılmış ve mertebelerinde açığa çıktığı düzeylerde izafi hüviyetlerle O’nu temsil etmektedirler. Açılmayan ve açılacak olan “hüviyet gaybı” ismiyle BENLİĞİN de kapalı kalmıştır. Dilerse açar, dilerse açmaz. Zaman ve mekan itibariyle tayin eden O’dur. Bunu belirten ayette ise şöyle buyurulmaktadır:

    “ve hüve meaküm eynema küntüm” (Hadid/4) “Nerede olursanız O ilahi hüviyetiyle sizinle beraberdir”

    Hak bütün taayyün ve tecelli mertebelerinde “hüviyet beraberliği” ve “maiyet beraberliği” içinde her şeyle birliktedir.

    “Külli yevme hüve fi şan” (Rahman/29) “O ilahi hüviyetiyle her an bir şandadır, tecellidedir”

    buyurarak her an, her durumda isim ve sıfatları ile tecelliler çoğaldığından TEK HÜVİYET çoğalmış olmaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi:
    Allah, TEK VÜCUD HÜVİYETİ ile Zatıyla kaim ve batın, Vücuduyla mevcud, sıfatıyla muhit ve tecelli, esmasıyla malum ve tecelli, kudretiyle fail, fiiliyle zahir, eserleriyle meşhud, batını ile sırdır.

    MUTLAK TEVHİD (Vahdet-i Vücud – Vahdeti Şuhud) in özü, özeti sırrı bu cümlede saklıdır. Bu cümleyi idrak edip, hale çevirmek ise benliğini ilahi hüviyetle süslemektir ki, arzu edilen tevhid de budur. Bu da “Hu SIRRI” olarak ifade edilebilir. Daha iyi kavraması için “noktanın sırrı” ve “B sırrı” ile beraber okunması önerilir. Bütün bu bilgiler ışığında Hz. Resul (sav) e hitaben Allah şöyle buyuruyor:

    “Fa’lem ennehu lâ ilahe illallah” (Muhammed/19) “Muhakkak bilki Allah’tan başka ilah yoktur”.

    İşte bizlerden istenen Allah’ın bahsedilen TEK VÜCUD HÜVİYET’i ile ulûhiyet mertebesinden tecellide bulunduğu idrakine ulaşmamız ve MUTLAK TEVHİD ile yaşantımızı sürdürmemizdir. Bunun yolu da “Muhammeden Resulullah” hakikatiyle Kur’an ve Sünnet yolunda olmamızdır. Zatından, Zatına, Zatıyla ve isim ve sıfatlarıyla TEK VÜCUD HÜVİYETİN’de göründüğünü müşahede edip idrak etmemizdir. “Abduhu ve resuluhu” sırrıyla yaşamamızdır. Bunun yolu da “Hu sırrına” vakıf olmaktır. Hz. Ali (kv) bu sırra binaen “Ya Hu, ya men Hu, lâ ilahe illa hu” diye dua ederken, niçin böyle dua ettiğini soran kişiye Hu’nun ismi azam olduğunu açıklamıştır. Beyt:

    Evvel ahir ne var ki Hu imiş,

    Zahir batın ne var ki Hu imiş, Diyerek her mevcudu TEK VÜCUD HÜVİYETİ ile TEVHİD eder. Bütün peygamberler ve arifibillahlar “Hu SIRRI” na ulaşan zatlardır.

    Zikrimiz esrâr-ı Hak’dır cânımız hayrân-ı Hû
    Fikrimiz bâzâr-ı Hak’dır bağrımız biryân-ı Hû
    Kalbimi ihyâ eden ol pâdişâhı Lemyezâl
    Gönlümüz mi’mâr-ı Hak’dır katremiz ummân-ı Hû
    Ders-i Hak’dan görmeyen bilmez bizim güftârımız
    Dersimiz envâr-ı Hak’dır sırrımız seyrân-ı Hû
    Tevhîd-i Zât-ı İlâhînin kemâlin söyleriz
    Sözümüz ahbâr-ı Hak’dır özümüz mihmân-ı Hû
    Dünyâ vü ukbâ hevâsın terk eden gelsin beri
    Azmimiz dîdâr-ı Hak’dır derdimiz dermân-ı Hû
    Dört kitâbın ma’nâsın keşf eyledik Hakk’el-yakîn
    Sun’umuz ol kâr-ı Hak’dır keşfimiz ol hân-ı Hû
    Enbiyânın evliyânın menzilinden al haber
    Cânımız ber-dâr-ı Hak’dır olmuşuz mestân-ı Hû
    Fakr içinde fakra erdik gayrı gitdi aradan
    Seyrimiz dîdâr-ı Hak’dır vaslımız vicdân-ı Hû
    İhtiyâr elden gidicek n’eylesin Ümmî Sinan
    Varımız ol var-ı Hak’dır nutkumuz irfân-ı Hû
    (Hz. Ümmi Sinan)
    Mehmet İzzet Aslın

    ************************************************************************************************

    (DÜCANE CÜNDİOĞLU) dan.

    “HU” ESMASI HAKKINDA

    Sûfi dervişler niçin Hû diye diye zikredip dururlar? Zikir meclislerinin vird-i zebanı niçin hep Hûdur?

    Bil ki bu, uzun bir zaman boyunca ve herhangi bir surette dile gel(e)memiş bir sorunun ifadesidir. Öyle ki sorunun makam-ı hakikîsi, çoğunluk tarafından fark da, zikr de edilmemiştir.
    Fark edilseydi, acaba önümüzde sadece lafzen değil, mânen de zikredilip hatırlandığını gösterir alâmetler bulunmaz mıydı?

    Demek ki sorulmamış bir soru var elimizde; kıymetini bilmemiz, şefkatle üzerine katlanmamız gereken bir soru. Özenle sorulmalı bu yüzden. O denli özen gösterilmeli ki hayreti mucib olmalı, şaşkınlığa yol açmalı, aramızdan şaşakalanlar çıkarsa şayet, onları hâllerine terk etmeli de şaşkınlığın tevlid ettiği şevk-i tefahhus (curiosité) zail olmadan hemen yaklaşmalı soruyu dile getiren yârin diline. VE dahi cevabını bulmak için değil, aramak için, evet sırf aramak için, ilk kez olsun, bir kez olsun dile gelmiş, diliyle gelmiş şu sevgiliye merhaba demekten kaçınmamalı.

    Hû’nun anlamının, nicedir mahcub (perdeler arkasında) bulunmasından ötürü fark edilmediği ve bu gerekçeyle üzerindeki perdenin kaldırılmaya çalışıldığı mı söylenmek isteniyor?

    Hayır! Bilâkis Hû, o kadar açıkta, o kadar açıklıkta ki, üzerinde o denli parlak ışık huzmeleri var ki öylesine bildik lâfızlardan sayılıyor ki görüldüğü, bilindiği ve dahi tanındığı için kimse tarafından fark edilmeksizin hâline bırakılıyor.

    Hû’nun gizlenmek için açığa çıktığı unutulduğundan, Hûnun açıklanmaya, açık kılınmaya ihtiyacı olduğu asla ama asla düşünülmüyor. Her daim telâffuz ediliyor ve lâkin telâffuz edilen her defasında kavranılmadan kalıyor. Herhangi bir sorunun konusu kılınamamış olması da bu yüzden.

    Sorarsak her hâlde şöyle bir cevap alacağız: Hû, Arapça’da üçüncü tekil şahıs zamiri ‘o’ karşılığında kullanılan hüvenin kısaltılmışıdır ve ‘Allah’ demektir. Dervişler de hû çekmek suretiyle Allah Teâlâ’yı zikretmiş, böylelikle O’nu anmış olurlar. Binaenaleyh arada pek bir fark yoktur.

    Bu cevapla yetinilmeyip ismi var iken niçin bir zamir aracılığıyla Allah Teâlâ’nın anıldığı sorulur da biraz daha tafsilât istenirse, muhtemelen şöyle bir açıklamayla karşılaşılacaktır:

    Arapça da biz gibi çoğul zamirler nasıl tâzim ve tekrim (ululamak) için kullanılırsa, gaib’e (uzağa) işaret eden zamirler de aynı maksatla kullanılır. İsm-i zat olan Allah adı yerine, bu ismin yerini tutan O (hüve) zamiri tazim ve tekrim maksadıyla kullanılır, vs.

    Hû (hüve), esma-i hüsnâ listeleri arasında yer almıyor; zira hüve —zahire nazaran— bir isim değil, aksine zamir, üstelik zamir-i gaib! Acaba “Hayy’dan gelen Hû’ya gider” deyişinde geçen Hû, tıpkı “Allah’tan geldik, dönüşümüz yine O’nadır” kavl-i keriminde olduğu gibi zamir olarak mı kullanılıyor?

    Cevap vermekte acele etmeyelim de biraz daha düşünelim. Meselâ “Edeb yâ Hû!” ifadesinde geçen ve zahirde “üçüncü tekil şahıs zamiri” olarak kullanıldığı sanılan Hû’ya nasıl olup da nida edatı olan yâ (=ey) ile hitap edilebiliyor? “Ey sen!” denildiği gibi, burada da “Ey O!” deniliyor olabilir mi? Türkçe de kaba bir ifade biçimine bürünmüş olan “Yok yahu!” tabirindeki Hû da sanırım bu kullanımların yanına yerleştirilebilecek bir haysiyette değil.

    Soruyu belirgin kılmak için konunun etrafında dolanmayı sürdürelim ve soralım:

    Dervişler “Hû, Hû” diye zikrederlerken, hakikaten gayba veya gaibe işaret ediyor olabilirler mi? Eğer böyle ise, cevap verilmeli değil mi, aynı zamanda bu dervişler niçin Hû’yu karşılarına almaktan kaçınmayıp kendilerini bile bile “yâ Hû” diye seslenen münadiler hâline getiriyorlar?

    * * *

    Son bir değini: İhlâs Suresi Kul hüve Allahu ehad… diye başlıyor ve meâl sahiplerinin çoğunluğu bu ifadeyi, “De ki: O Allah birdir” şeklinde Türkçeleştiriyorlar. “O Allah” terkibinde geçen ‘o’ zamirinin istikameti, ne gariptir, tıpkı ‘Bu kitap’ veya ‘Şu kalem’ terkiplerindeki işaret zamirlerinin kullanımında olduğu gibi kendisinden sonra gelen sözcüğe (Allah lafzına) doğru. Oysa mezkûr surede geçen hüve (o), işaret zamiri değil, şahıs zamiri. Şahıs zamirleri ise, işaret zamirlerinin aksine kendilerinden önce geçen isimlerin yerini tutarlar.

    Bu durumda, nasıl oluyor da zahiren şahıs zamiri durumunda olan hüveye (=o), hiç düşünmeden “Bu Allah”, “Şu Allah” gibi işaret zamiri mânâsı verilebiliyor da “O Allah” deniliyor.

    Cevabı bilmiyoruz, zira soruyu bilmiyoruz. Soruyu öğrenmeye başladık, belki bir gün cevabı da öğrenebiliriz! Ne diyelim, nasib yâ Hû! Yani, sadece edebimizi değil, nasibimizi de artır yâ Hû!

    Akl-ı kasırhanemizce nasib edeb’e tekaddüm eder göründüğünden, o halde bize önce nasib, sonra edeb ihsan eyle yâ Hû! Kime yalvaralım, hâlimizi kime arz edelim; burada senden başkası yok ki yâ Hû!

    * * *

    Tekrarlamak zorundayız: Uzun bir zaman boyunca ve hiçbir surette sorulmamış bir soru var elimizde. Hû’nun anlamını bilmediğimiz kesin. Anlamını idrak etmediğimiz, edemediğimiz bir şeyin ehemmiyetini nasıl idrak edebiliriz? Elbette edemeyiz.

    Demek ki biz Hû’nun sadece anlamından değil, ehemmiyetinden de haberdar değiliz.

    Soru cevaptan önce gelir. Sorulmamış bir sorunun cevabı olabilir mi? Olamaz. Demek ki önce cevapsız bir soruyu dile getirmek, yani önce sorunun konusunu fark etmek zorundayız.

    Hû sorusu, uzun bir zaman boyunca ve hiçbir surette sorulmamış bir sorudur. Bu hususa işaret edildi. Hû fark edilseydi, muhakkak ki zaman içinde herhangi bir sorunun konusu haline gelmiş de olurdu. Olmadı. Sorunun konusunun ortada olmadığı söylenemez; zira Hû hep ortadaydı, O her yerdeydi ki hâlâ da öyledir.

    Hüvenin hüviyeti fark edilmediği içindir ki bir türlü soru konusu olamadı. Hû hiç dile gelmedi, denemez, dile geldi; fark edilmeden dile geldi ve zaten bu nedenle bir sorunun konusu olamadı. O hâlde denebilecek olan şudur: Hû fark edilmeksizin ve tabiatıyla soru suretine bürünmeksizin dile geldi.

    * * *

    Şimdi Hû’dan bahs edeceğiz, yani onu bahsimize mevzû kılacağız. Bahs, lügatte, bir şeyi aramak maksadıyla toprağı eşelemek, kazmak demek olduğundan, biz de Hûnun toprağını eşeleyecek, özünün, etrafındaki curufâttan ayrılmasını sağlayacağız. Bahsimizi birlikte gerçekleştirdiğimizden Hû’yu sadece bahsin değil, isteşlik bildiren mübahasenin de mevzûu (konusu) haline getireceğiz. Aradığımızı bulursak, bulduğumuza birlikte atf-ı nazar eyleyeceğiz; yani sadece mübahase ile yetinmeyip “karşılıklı bakmak” anlamına gelen münazaraya da koyulmuş olacağız. Görevimiz bahs u münazara. Çünkü Hû’nun özü, uzun zaman boyunca bahs u münazara mevzûu yapılmadı.

    [Batılıların diyalektik adını verdikleri ilmin bizim geleneğimizdeki karşılığı, yaygın olarak kullanılan İlm-i Cedel değil, Âdab’ul-Bahs ve’l-Münazaradır; yani soruşturulacak konuyu, toprağı kazar gibi lafız, kavram ve yargı yığınları arasından seçmek, ayıklamak ve sağlam sorularla yola koyulmak (=mübahase); ardından da soru konusu haline gelmiş özün ne olduğuna, hakikatine bakmak (=münazara).]

    * * *

    Hûnun özünü merak ediyor muyuz? Hayır! Etseydik sorardık. Oysa bu soru henüz soruluyor. Merak edebilmemiz için, bilmediğimiz bir şeyle karşılaşmalıyız; daha açıkçası karşılaştığımız şeyi bilmediğimizi bilmeliyiz.

    Bilmediğimizi nasıl bilebiliriz? Bilmediğimizi bildiğimizden nasıl emin olabiliriz? Şaşmakla elbette. Şaşan ve şaşıran kişi, bilmediğini bilen kişidir. Bilirse kişi şaşmaz; zira bilen kişi şaşmaz. O hâlde elimizde şaşmaktan (hayretten) başka hiçbir ölçüt yok. Şaşarsak, şaşırabilirsek, bu takdirde merak da edebiliriz. Merak edersek sorarız, yani bizi şaşırtan o şey neyse, ona daha da yaklaşmak isteriz. Bilinç düzeyinde bilinecek nesneye yaklaşmanın biricik yolu soru sormaktır çünkü.

    Hûnun özüne yaklaşmak için soru sormayı sürdürmeliyiz. Böylelikle onun ne olduğunu değil sadece, ne olmadığını da bilmeye çalışmalıyız.

    * * *

    İhlas Suresi’nin girişindeki hû, işaret zamiri değil, burası açık. O halde —daha önce işaret edildiği üzere— şahıs zamiri olması gerek. Oysa burada hû’nun öncesi yok. Çünkü sure şöyle başlıyor:

    De ki: O. Sormak gerekmez mi: Hangi O?

    Zamir, adı üstünde, isimle mukayyet olan, ismin yerini tutan demek. Hâlbuki metinde zamirden önce geçen bir isim yok! Buradaki hû, hangi ismin yerini tutuyor, bu meçhul! Surenin girişindeki cümle, bir isim cümlesi. Hûnun bu cümlenin öznesi olduğu ne malum, belki de yüklemi!

    Metnin bir soru üzerine nazil olduğu ittifak edilmiş bir mesele. İlk muhatabların “O nedir?” (Mâ hüve?) diye sordukları ve bunun üzerine bu surenin inişiyle mezkur cevabın verildiği bilinmekte. Bu durumda, o nedir, sualinin cevabı şöyle olmaz mı: O o’dur, O Allah’tır, O birdir.

    Hû’dan bahs etmeyi sürdürelim: Sorudaki Hû ile cevaptaki Hû acaba aynı Hû mu? Acaba cevapta geçen Hû, ‘o’ anlamına gelen bir zamir olmayabilir mi, tıpkı “Edeb yâ Hû!”, “Nasib yâ Hû!” deyişlerinde geçen Hû’nun ‘o’ anlamına gelen bir zamir olmadığı gibi?

    Hûnun özünü, hâlâ kendisine atf-ı nazar edecek kadar açıklığa getirebilmiş değiliz. Toprağı eşelemeye devam etmeli, Hûnun yüzünü bize göstermesi, gösterebilmesi için çapalamayı sürdürmeliyiz. Yunanca on to (var/varlık) sözcüğünü karşılamak maksadıyla Arapça da önce hüve ve hüviyet, sonra vücut ve mevcut sözcüklerinin kullanıldığını hatırlayalım. Meselâ “varlık olarak varlık” veya “var olması bakımından var olan” karşılığında İslâm Felsefe ve Kelâmında kullanılan terim şudur: min-haysu-hüve-hüve.

    * * *

    Bahse şimdilik son vereceğiz ve bulduğumuza kısaca şöyle bir nazar atfetmekle yetineceğiz: “Edeb yâ Hû” deyişinde geçen Hû, “Vücud/Varlık” anlamına gelir ve kabaca Bizi terbiye eyle ey VARLIK demektir. Sûfiler “Hû! Hû!” diye zikrederlerken gayba ve gaibe değil, bilâkis her yerde varlığını duydukları, duyumsadıkları Varlık’a işaret ettiklerini ve Varlık, Varlık, Varlık diyerek VARLIK’a ve VARLIK’ın birliğine şehadette bulunduklarını yakînen ve iyanen bilmekte idiler. Bilmeyen onlar değil, biziz. Hâl böyleyken, kime yalvaralım, hâlimizi kime arz edelim, burada senden başkası yok ki ey VARLIK! (DÜCANE CÜNDİOĞLUhttp://ducanecundioglusimurggrubu.blogspot.com.tr/2012/11/hu.html

    ********************************************************

    HÜVE İSMİ ŞERİFİ.

    Bil ki bu isim ehli tasavvuf katında tahakkukun nihayetinden haber vermektedir. Zahir ehline göre ise sözün tamamlanması için habere ihtiyaç duyan mübtedadır. Tarikat ehline göre ise hiçbir şeye ihtiyaç duymamaktır. Zira “Hüve” ismi şerifi tam bir cümle anlamı ifade etmektedir ve kendisine bağlanılacak veya kelime/kelimeler grubu takdiri gibi başka bir şey söz konusu olmaksızın tam anlam ifade eden bir kelamdır/cümledir. Zira bu Kurbiyetin hakikatlerinde onların/ariflerin helak olması ve Hakk zikrinin onların sırlarını istila etmesidir Böylece onların kalplerine başka bir şey girmemektedir her beyandan uzak durup bununla yetinirler.

    İ.Ebubekir İbn Furek şöyle der; “Hüve” kelimesi iki harftir “ha” ve “vav” harfleri. “Ha” harfi boğazın en son noktasından çıkar ve mahreçlerin en sonuncusudur. “Vav” ise dudaktan çıkar ve mahreçlerin ilkidir. Buna göre “Hüve” sözcüğü her sonradan olanın O’ndan başladığına ve her şeyin sonunun O olduğuna ve O’na işaret etmektedir. Allah (Kur’an da) “O ilktir sondur.” (Hadid/3) buyurmaktadır.

    İşaret ehlinden birisi şöyle dedi Allah Teâlâ “Hüve/O” sözüyle sırları açan, “O” isminin dışındaki diğer isimlerle ise kalpleri açandır.

    Denilmiştir ki Âşıkların keşfi “Hüve/O” sözüyle, Müheymin kulun keşfi “Allah” lafzaî celaliyle, Âlimlerin keşfi “Ehad” sözüyle, Akıllıların keşfi “Samed” sözüyle, Avam’ın keşfi ise “Lem yelid ve lem yûled Ve lem yekün leHÛ küfüven ehad.” Buyruğuyladır. (Abdülkerim Kuşeyri/ Şerh-i Esmâillahil Hüsnâ)

    **********************************************************

    “HU” VE AÇIKLAMASI

    “Hû” Sûfilere göre, Allah’ın zatına işaret eden ismidir. Arapça ‘da üçüncü tekil şahıs zamiri olan Hû (hüve) ilk tasavvuf kaynaklarında, cem’ halini yaşayan sâlikin tevhid anlayışını ifade etmek amacıyla “Hû bilâ Hû” ifadesi içinde kullanılmıştır.(1) Baklî de bu ifadeyi “aynü’lcem’ makamı” anlamında yorumlamıştır.(2)

    Muhyiddin-i Arabi Hz.leri’ne göre “”, hiçbir varlığın müşahede edemeyeceği Allah’ın mutlak gayb ve sır olan zatına işaret eder ki, bu da Hadis-i Şeriflerde ifade edilen ihsan makamının karşılığıdır.(3)

    Hüviyyet-i mutlak, sırrı vücûd, gaybı mutlak, amâyı mutlak” gibi tabirlerle de vücud mertebelerinin ilki olan bu makama işaret edilir. “” bazı mutasavvıfların lâhût, ceberût, melekût ve nâsût şeklinde sıraladıkları varlık mertebelerinin ilki olan ve künhi zâta tekabül eden lâhût mertebesidir.

    Bu mertebe, Allah’ın bütün isim ve sıfatlarının bâtını ve hakikatidir. Necmeddin-i Kübrâ Hz.leri’nin telakkisine göre Allah’ın ismindeki elif ve lâm, harfi ta’riftir. Lâm harfinin şeddeli olması, tarifte mübalağa içindir. Dolayısıyla Allah’ın isminin aslı “he” harfidir. Böylece canlıların alıp verdikleri her nefeste Allah’ın ismi olan “he” sesi vardır. Alınan her nefesteki “he”nin kaynağı kalp, verilen nefesteki “he”nin kaynağı ise arştır. “Hû” kelimesindeki “vav” ise ruhun ismidir.(4)

    Kelâm âlimi Fahreddin er-Râzî gerek tefsirinde, gerekse “Levâmi’u’l-beyyinât” adlı eserinde konuyu tasavvufi bir anlayışla yorumlamıştır. Râzî’ye göre İhlâs sûresinin ilk üç kelimesi “Hû, Allah, ahad” üç makamı ifade etmektedir: “Hû” mukarrebûnun makamı olup makamların en yücesidir. Buna göre bizatihi var olan sadece O’dur. O’nun dışındakiler mümkün varlıklardır ve yok hükmündedir.

    İkinci kelime olan “Allah” Ashâbı yemîn’in makamıdır. Bu makamda olanlar Hakk’ı ve halkı mevcut bilirler. “Ahad” ise, Vâcibü’l-Vücüdun birden çok olabileceğini düşünen Ashâb-ı Şimâl’in makamıdır. [5] Aynı müellife göre bu üç kelimeden “Hû”, Kur’an’da nefs-i mutmainne [6] mukarreb ve sâbık [7] diye anılanların mertebesine işaret eder. Allah “muktesıd” [8] diye anılan Ashâb-ı yemîn’in mertebesidir. Bu aynı zamanda nefs-i levvâme mertebesidir. “Zâlimün linefsihi” [9] olan Ashâb-ı şimâl, ise nefs-i emmâre sahibidir. Râzî bu üç kelimeyi Şeriat, Tarikat ve Hakikat, mertebelerine de tatbik eder.( 0)

    İlk dönem sufilerinin kelime-i tevhidi ve Allah ismini zikir maksadıyla tekrar ettiklerini bilinmekteyse de “Hû” nun aynı zamanda tekrar edilmesi özellikle tarikatların teşekkülünden sonra yaygınlık kazanmıştır.

    Sûfilere göre zikrin en faziletlisi Allah’ı bir şey isteme anlamı taşımayan bir ifadeyle anmaktır. Bundan dolayı talep anlamı taşımayan ve Allah’ın zati ismi olan Hû da en faziletli zikir telakki edilmiştir.

    İmam Ali’nin çok defa “Ya hû, Ya men Hû, Lâ ilâhe İllâ Hû” diye zikrettiğinin sebebi kendisine sorulduğunda “” nun İsmi-Azam olduğunu söylediği rivayet edilir.

    Gazzali’de Lâ ilahe İllallâh avamın tevhidi Lâ ilâhe İllâ hû havassın tevhidi olduğunu söyler.

    Allah hangi isimle zikrediliyorsa o ismin feyz ve tecellileri istenir. Mesela Kerîm ismi ile ihsan Şâfî ismi ile şifa umulur. “Hû” ismiyle yalnız O’nun zatı istendiğinden bu ismin tecellisi kâmil bir keşiftir.

    Seyr-i sülüklerini Allah’ın bazı isimlerinin belli sayıda tekrarlamak suretiyle gerçekleştiren tarikatlerde (Tarık-ı Esma) sâlik nefsi emmare mertebesinde “Lâ ilâhe İllallâh”,Nefsi Levvame mertebesinde “Allah” Nefsi Mülhime de “HÛ” ismiyle zikir yapar. Böylece sırayla tevhid-i ef’al, tevhid-i sıfat ve Tevhid-i zat makamlarına ulaşır.

    Mutasavvıf şairlerin “Hû” kelimesi ile biten şiirlerinin bir kısmı ilahi olarak bestelenmiştir “Hû” kelimesi tarikat folklorunda çeşitli anlamlarda yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Mesela Dervişler birbirlerine hitap ve cevap amacıyla “” derler Tekkeye girmek isteyen kişi izin almak için “Destur” der, içeriden “Hû” sesi gelirse girebilir. Tekke hayatında geniş bir uygulama alanı bulan gülbankler “Hû” diye sona erer. “Ya Hû”, “Bu da geçer Ya Hû”, “Hoş gör Ya Hû”, “İllâ Hû”, “Edep Ya Hû” çekmek mutasavvıfların yanında halkında çok sık kullandığı ifadelerdir.

    Allah’ın yetkinliğini, yüceliğini, aşkınlığını dile getiren “Hû”, “O” sözcüğü içeriğinde ki genellik nedeniyle Allah’ın insanlar tarafından bilinmeyen bütün yönleriyle, evrende ki bütün tecellileriyle tanıtmayı ve onaylamayı amaçlar.

    Bu bedenle ünlü düşünür İman-ı Gazzali “Mişkatül- envar” adlı eserinde avam’ın (sıradan insanlar) tevhidinin Lâ ilahe İllallâh (Allah’tan başka ilah yoktur sadece Allah vardır), Havassın (Bilgeler, sûfiler) tevhidinin “Lâ ilâhe İllâ Hû” (O’ndan başka ilâh yoktur.” biçiminde olduğunu belirtir. Buna göre “şey” ler O’nun yansımasıdır, her şey O’nda başlar, O’nda biter.

    Arap abecesindeki “He” harfinin iki gözlü biçiminden esinlenen bazı sûfîler “” sözcüğünden “Allah’ın her şeyi gören gözleri”, “İki tarikat büyüğünün birleşmesi”, SÛfînin Allah’ta fani olması” gibi simgesel anlamlar çıkarırlar.

    Tarikatlarda “” sözcüğü ile yapılan ve “HÛ” çekmek diye adlandırılan zikir çok yaygındır. Örneğin Mevlevilikte Mürit “Destur” diyerek izin ister, içeridekiler “Gir” anlamına “Hû” diyerek karşılık verirler. Sema ayini sonunda da ”Dem-i Hz.Mevlâna, sırrı Şems-i Tebrizî, Kerrem-i İmam Ali, Hû diyelim” denilerek ayine katılanlar uzunca bir “Hû” çekerler. (11)

     Kur’an okumada, zikirde, ezan okumada, kamet getirmede, namaz kılmada, cenaze de, nefes vermede, getirilen tekbirlerde mevcuttur (Cenaze defninde 15 defa evde 15 defa yerde, 15 defa kabirde, 15 defa da cenazeyi defnettikten sonra evde okunan Kur’an ın sonunda çekilen tekbirlerde “” çekilir.

    İnsan ister istemez “Hû” ile meşgul olmaktadır Müslüman biri “” olmadan ibadet yapamaz. Kur’an okumanın sonunda okunan surelerin sonunda getirilen tekbirlerin (AllahuEkber) içinde “” çekilir ve adedi 15 tir. Günde 5 vakit okunan ezanlarda (Allahu Ekber) ezanın tekbirlerinde müezzin “” der. 5 vakit farz namazların evvelinde getirilen kamette de çekilen “Hû” ismi şerifidir

    24 saatte kılınan namazların tamamında toplam olarak 229 defa tekbir söylenir. Ve bu tekvirlerde “Hû” çekilir. Ramazan da teravih namazında 20 rekâtta çekilen “Hû” sayısı 105 adettir. Teravih namazında hoca cemaate 105 defa “” çektirir. “Hû” her çekilen tekbirlerin içindedir. Namaz içinde çekilen her tekbirin (Allahu ekber) içinde 1 adettir.

    Kur’an okumanın sonunda çekilen tekbirlerin her birinin içinde 5 er defa “” vardır. AllaHû ekber AllaHû ekber Lâ ilâhe illallâHû VallaHû ekber AllHû ekber ve lillâhil hamd)

    Sabah ve akşam namazlarının ardından diyanet işleri başkanlığının görevlileri olan hocalar, el Haşr suresinin 22., 23, ve 24. Ayetlerinde 6 şar defa “” çekerler Tüm Müslümanlar da ferdi olarak bu ayetleri okurlarken 6.şar defa “” çekerler.

    Rivayete göre insanda 24 saatte 24.000 nefes vardır. Her nefesi alıp verişlerinde insanoğlu Müslüman olsun olmasın her gün 24 saatte 24.000 defa “” çeker ama o çektiği “” dan gafildir. Çünkü dinini iyi bilmediklerinden dolayı bilmediklerine düşmanlık etmektedirler.

    İnsanın her nefesi son nefestir. Bir nefes insana ömründe bir kere gelir, ikinci gelen nefes başka nefestir. Bunlar teşbih gibi bir biri ardınca dizilmişlerdir. Bu nefesler üzerine memur olan melek, her nefes insandan ne hal üzerine çıkarsa, mühürler ve saklar. Rûzi ceza da meydana çıkarılarak mühür açılınca ne hal ile mühürlenmişse o hal ve kıyafette zuhur eder.

    Bir kimse erginlik çağına girdikten sonra, ölünceye kadar kaç nefes alıp vermişse, her nefesten sırasına göre on beş kere sual eder. buyuruldu. (12)

    Aziz değerli ruh kardeşim sakın nefeslerinden gafil olup zarar ziyana uğrama. Nefeslerinin her birini bir inci mercan gibi bil, değerlendirmeye gayret et. Bir günde 24 saat vardır ve 24.000 kere nefes vardır. Her nefes bir kitap ve bir dosyadır bir gün içerisinde ki nefes kitaplarının sayısı da 24.000 dir. Her kitabın içinde de 15 hesap vardır. Bu sebeple 24.000 nefesi 15 ile çarparak hesap edersek bir günde Cenab-ı Hakk kullarına ” 360.000 defa hesap soracaktır. Bu hesaplar nefes, kitap ve dosyaları kıyamet günü tek bir kitapta toplanarak Cenab-ı Hakk; “Ala kitabını oku” buyuracağı gün o kitap ta sunulacaktır. (13) Çünkü bu nefesler bir daha geri gelmez bilmiş olasın. Hiçbir bilim ve ilim mensupları “Hû” yu inkâr edemez. “Hû” çekmek belirli bir topluluğa ait değil aksine bütün yaratılanlara mahsustur. Çünkü “Hû” ayeti kerimelerle sabittir. Kur’an ı kerimde “Hû” esmasının geçtiği nice ayetler vardır. Uzun süre diye ayetleri buraya yazmıyoruz. (Kadiri – Tasavvuf)

    1 – Zeccac say/438

    2 – Meşrebül-ervah say/282

    3 – El Fütuhar say/128

    4 – Tasavvufi hayat say/141 Türkiye Diyanet vakfı İslam ansiklopodisi c-18, say/ 260

    5 – Mefatihül- Gayb xxxıı – 179

    6 – El Fecr/27

    7 – El Vakıa/101

    8 – Fatır/32

    9 – Fatır/32

    10 – levaimül beyyinat say/111

    11 – Büyük larousse cilt 11 – say 5405

    12 – Miftahül Kulûb say / 307

    13 – İsra/14

    Niyet Bakma Usulü

    Hazreti Ali, bir tefeül etmek, yani talihine, niyetine bakmak usulü göstermiş. Bir niyete bakmak isteyen şâhıs, b,r kâğıt alacak . Üç Kulhüvallah bir Elhâm okuyup bunu ehl-i beytin ruhuna hediye edecek ve kalemi eline alıp; „Yarabbi, şu işim nasıl olacaksa bana bildir.“ üç sıra sayısız olarak noktalayacak. (yani saymadan lâ-lettâyin noktalayacak.

    ………………………………….

    …………………… (ikinci satır, birinciden daha kısa)

    ……….. (üçüncü satır, ikinciden daha kısa)

    Yukarıda gösterildiği üzere sağdan başlayıp birinci, ikinci ve üçüncü sıralar daha az olmak üzere noktaladıktan sonra 8 nokta sayıp ayıracak. (8’er 8’er)

    …….. / …….. / …

    Sonra (örneğin geriye) 5 nokta kaldı. 5 numaraya bakacak.

    Yukarıdaki yazıya göre her yıldızın tâlihi:

    1. O niyet sâhibinin yıldızı tâlihi Zühre’dir. Murâd ve maksadı şüphesiz hâsıl olacak.

    2. Tâlihi Merih’tir. Bunda (bu niyette) hayır yoktur. Bu işi yapmasın; (çünkü) zarâr görüküyor.

    3. Yıldızı Arz (Dünyâ) dır. Bu tâlih sonunda işi olacaktır. Fakat evvelâ çok zahmet çekecektir.

    4. Zühâl’e mensuptur. Hem iyi ve hem fenâdır. Bu işte sabır etmesi lâzımdır.

    5. Müşteri yıldızı âhkâmına tabiidir. Saadet görünüyor yolu. İşi açıktır. Sıkıntı ve kederden kurtulacak, birçok nimete kavuşacak.

    6. Kamer, yani Ay’dır. Cenab-ı hak, ona yardım edecek, işlerin düzelecek ve güzelleşecek.

    7. Utarid yıldızına tabii olan bu tâlih, sana müjde diyor. Allah’tan ne dilersen bulacaksın. Hayırlıdır.

    8. Sekiz kalırsa bu işi sakın yapma. Şer gözüküyor. Bu işi yaparsan iyi gelmeyecek.

    Yukarıda bahsettiğimiz bu tefaül usulü, birkaç kez yapılacak ve ona göre hüküm verilecek.

    Tefâülnâmeler, tùlihe, istikbâle bakmak öteden beri insanların zihnini meşgul etmiştir. (İnsanlar,) bazı rakamların iyi veya kötü olduğu düşüncesine kapılmışlardı. Bugün bile Batı’da 13 sayısının uğursuz bir rakam olduğuna inanırlar.

    Bir de rakamlarla insanların tâlihini ve vefâtını hesaplıyorlar. Şöyle ki:

    Bir şahsın tâlihini anlamak için doğrum tarihini, evlenme gibi veyâ en mesut olduğu, yüksek bir mevkiye çıktığı tarihi ilâve ederek onun düşüş ve ölümünü buluyorlarmış. Misâl verelim; Kral Lui Philip, 1773 tarihinde doğmuş ve 1830’da tahta çıkmıştı.

    1 + 7 + 7 + 3 + 1830 = 1848

    Gerçekten de 1848 tarihinde tahttan indirildi. Yani düşüş tarihidir.

    1830 rakamına 1848 rakamını şu şekilde ekleyelim:

    1830

    1

    8

    4

    8

    +

    ——–

    1851 (Ölüm tarihidir.)

    2. bir misâl, (Fransa Kralı) 3. Napolyon, 1808’de doğdu. 1853’de evlendi.

    1

    8

    0

    8

    1853

    +

    ——–

    1870 (Düşüş tarihidir)

    1870

    1

    8

    0

    8

    +

    ——–

    1887 (ölüm tarihidir)

    Kuran Harfleriyle Niyet Bakma

    Gaybı ancak Allah bilir. Cenâb-ı Hak’kın insanlara mâlum etmesiyle insanlar biraz gelecekten haberdâr olabilirler. İnsanın geleceği görebilmesi için keşfinin tam manası ile açık olamsı gereklidir. Yüce peygamber ve veliler, istikbâlden bahsetmişler ve dedikleri de çıkmıştır, çıkmaktadır. Bizim bu bahsetmiş olduğumuz niyetler, karınca kederince teselli olabilmemiz içindir. Peygamberimiz, sıkıntıda ve tereddütte kalan insanlara istihare’yi ve hacet namazını tavsiye etmiştir.

    Şimdi eski kitaplarda görülen bir tâlihe bakma usulünden bahsedelim:

    Aynı boyda 28 tane kâğıt kesilir. Bunlardan her birine bir harf yazılır ve bu kağıtlar, bir torbanın içine konulur. Niyeti yapılıp (fln iş olacak mı, olmayacak mı; hayırlı mı değilmi vs.) Cenab-ı Hak’ka niyaz ederek (yalvararak) Besmele ile bir kağıt çekilir ve hngi harf yazılı ise aşağıdaki yazdığımız listeye bakılarak hüküm verilir. (Her) niyete (sadece) bir kere bakılmalı…

    ا – Hayırdır. Tâlih ve bahtın açıklığına, muvaffâkiyete (başarıya) ve murâadın olacağına işarettir.

    ب – Hayırlıdır. İşinin, isteğinin yakın zamanda olacağı bildiriliyor.

    ت – Hayır değil. Murâdın olmaz. Zahmet ve meşakket dolu. Bu işten vazgeç.

    ث – Hayır ve şer arasındadır. Bu muradın. geç hasıl olur. İşin tez, tam ve mükemmel olmayacağına, ümit ettiğin kadar faide görmeyeceğine işaret eder.

    ج – Hayır değildir. İşin olmaz. Beklenilen ele geçmez. Teşebbüs edeceğin işte hayır yoktur. Çekin!!!

    ح – Hayra delalet eder. Bu dileğin sahibi mesut ve mesrur olur. Muradı hasıl olur (gerçekleşir). Başladığı veya başlıyacağı bu işe muvaffakiyeti vardır.

    خ – Bu da hayırlıdır. İşlerin olur. Ele mal geçer.

    د -Hayır yoktur. Muradın hasıl olmaz. Ümit ettiğin faide ve kazancı göremezsin. Ticarette zarar olur.

    ذ – Hayırlıdır. İstediğin her ne ise hasıl olur. Teşebbüsün hayırlı oloacaktır.

    ر – Hayır ile şer ortasıdır. İsteğinin kısmen hasıl olacagına, fakat istifadenin senin ümit ettiğin kadar olmayacagına, niyet ettiğin şeyin sabır ile geç olacağına işarettir.

    ز – Bu, tamamen hayırsızdır. Muradın olmaz. Fayda ve ümit ettiğin şeyden zarar geleceğine işarettir.

    س – Hayırlıdır. Sahibinin muradı hasıl olur. Tuttuğu işte hayır görür. Neye teşebbüs ederse muvaffak olur.

    ش – Sabır ve sebatla işi olur.

    ص – Hayırlıd eğildir. Acele ederse zarar görür. Ümit ettiği şey, geç hâsıl olur. Sabretsin…

    ض – Hayırlı değildir. Eline bir mal yada fayda geçmez. İşi olmaz. Zarar-ziyân görükür. İşten vazgeçmeli.

    ط – Hem hayır, hem de şer. istediği geç olur.

    ظ – Belirtilmemiş…

    ع- Muradı tamam olur ama geç. Çok çalışırsa olur.

    غ – Hayır değildir. İsteği, yerini bulmaz (gerçekleşmez). (Bu) işten vazgeç!!!

    ف – Maksadın olur. Kârlıdır. Faidelidir.

    ق – Hayırlıdır. Cümle işin hasıl olur.

    ك – Hayırlı değildir. İşin olmaz. Teşebbüs etme.

    ل – Pek hayırlı. Toprak tutarsan altın olur. Ümidinden fazlasını bulursun.

    م – Karanlıktan aydınlığa, zaruretten refaha, darlıktan genişliğe çıkarsın. Eline çok mal geçer.

    ن – Hayırlı değildir. Ekseriya zarar görünüyor. Niyeti olmaz. Sıkıntı var.

    و – Hayırlıdır. Büyük bir sadete, bahtiyarlığa ereceksin.

    ه – Hayırlıdır. Erken veya geç, muradın olur. Çalış.

    ى – Hayırlı değildir. İsteğin olmaz. Niyetten vazgeç.

    Kaynak: „Kenzü’l Dua-ı Fethiyye Fi Esrâr’ül Hurufiyye“

     

    EVLİLİĞİNİZ-ORTAKLIĞINIZ NASIL GELİŞECEK ?

    * Çiftlerin isimleri ebced-i kebir ile hesap edilir.
    * Hariçten yedi ilave olunur.
    * Çıkan sayı dokuza taksim edilir.

    Artan bakiye sayı evlilik hayatının nasıl geçeceğin e işaret olur:


    1-Kalırsa ayrılığa delalet eder.

    2-Kalırsa büyük saadet ve mutluluğa işarettir.

    3-Kalırsa gençliklerinin yokluk ve zorlukla ihtiyarlıklarının da saadet ve bollukla geçeceğine işarettir .

    4-Kalırsa evliliğin uğursuz ve çirkin bir hayata işaret ettiği vakidir.

    5-Kalırsa çok mal mülk ve bolluğa,evlatlarının çokluğuna işarettir .

    6-Kalırsa devamlı bir uğursuzluk aşırı bir geçimsizlik, huzursuzluğa işarettir . 

    7-Kalırsa mübarek ve hayırlı bir evlilik olacak demektir.

    8-Kalırsa rızklarının bol mutluluklarının sonsuz olacağına işarettir .

    9-Kalırsa çok uğursuz aşırı geçimsizl ik ve sevginin olmadığı bir evliliğe işarettir .

    ÖRNEK VERELİM

    Salih ve Hatice ismini oluşturan harflerin rakamsal değerleri (EBCED’İ KEBİR ile) Hesaplanı r.

    Malum olunduğu üzere ararapça yazı sağdan sola doğru yazılır. Bunlara dikkat edilmesi önemlidir .

    Salih Hatice

    خديجه صا لح

    1 2 9 6 2 2

    Şimdi hesabımız ı yapalım
    Salih isminin toplamı 129 eder
    Hatice ismi de 622 eder
    her ikisinin toplamı da 751 eder
    hariçten 7 ilave edersek 758 toplam eder.

    Şimdi 758/ 9 dersek 83 eder

    veya 7 5 8=20= 2

    artanımız a bakarsak o’da 2 kalır yani 2 nolu paragraf da yazılı olan bölüme bakmalıyı z ki
    büyük saadet ve mutluluğa işaret eder.

    Matematikte sayiyi dokuza bölünce altta kalanla sayi ögelerinin toplam değeri aynıdır.
    Mesela: 758/9 hesabında artan sayı 2 dir. 7 5 8=20 ve 2 0=2 gibi.

    Ebced hesabinda Arapça harfleri dikkate almak lazımdır.

     

    Kabala Nasıl Çalışılır?

    Bundan bir kaç y.y. önce bu konu ile alakalı kitapları veya Kabala kitaplarını bulmak imkansız idi. Kabala sadece bir Kabalist’ten bir başka Kabalist’e – sıradan insanlara asla verilmeden – iletildi. Günümüzde bu durum için tam tersi söz konusudur.

    Materyalleri herkes içinde dolaştırmak için ve Kabala çalışmasına dahil etmek amacıyla herkese çağrıda bulunmak için bir istek vardır. Bu kitapları çalışırken, maneviyat arzusu gelişir, bu vasıta ile bizi saran Işık, bizden saklı olan gerçek dünya maneviyatının özel büyüsüne yakın olmak isteyen kişilere yansımaya başlar ve bu kişilerde bunları daha çok arzu eder.

    Kabalistler, Kabala çalışmasının, bu alanda eğitilmemiş kişiler tarafından yapılmasını –bunu belli nedenlerden dolayı yapmaları durumu hariç- yasakladılar. Öğrencilerin doğru biçimde çalışmalarını sağlamak için öğrencilerine dikkatli biçimde davrandılar. Öğrencilerini belli kriterle sınırlamışlardı.

    ON SEFİROT’UN ÇALIŞMASINA GİRİŞ kitabının başlarında, Baal HaSulam bu nedenleri açıklamaktadır. Fakat, bu kısıtlamaları Kabala’nın doğru biçimde anlaşılması için gerekli koşullar olarak algılarsak, göreceğiz ki bu koşullar öğrencilerin doğru biçimde Kabala öğreniminden sapmalarını önlemek için gerekli bir yöntem olarak getirilmiştir.

    Değişime uğrayan şey, Kabala çalışmak için daha iyi koşulların ve daha güçlü bir kararlılığın olduğu ve Kabala dilini daha iyi bildiğimizdir. Çünkü ruhlar, Kabala ve Baal HaSulam gibi Kabalistlerin yazdığı ve bizim hatasız biçimde çalışmamıza olanak veren yorum – çevirileri çalışmak ihtiyacını hisseder. Bu kitaplar vasıtasıyla, herkes artık Kabala öğrenebilir.

    Kabalayı doğru biçimde çalışmak için öğrencilerin sadece Ari’nin, Baal HaSulam’ın ve Rabash’ın yazdıklarına ve bunların orijinal versiyonlarına odaklanmaları tavsiye edilir.

    Kabala’nın ana hedefi maneviyata erişmektir.

    Sadece bir şey gereklidir: Doğru öğretim. Şayet bir kişi Kabala’yı doğru biçimde çalışırsa, kendini zorlamaksızın ilerler. Maneviyatta hiçbir zorlama yoktur.

    Çalışmanın amacı, kişinin kendisi ve bu kitaplarda yazılı olan şeyler arasındaki bağlantıyı kişinin keşfetmesidir. Bu bağlantı ve keşif daima akılda olmalıdır. Bundan dolayıdır ki Kabalistler tecrübe ve elde ettikleri şeyleri yazmışlardır. Bu, bilimde olduğu gibi realitenin nasıl inşa edildiği ve işlediği hususunda bilgi elde etmek amacıyla değildir. Kabala metinlerinin amacı, manevi gerçeği hakkında bir anlayış ve yakınlaşma yaratmaktır.

    Şayet bir kişi metinlere maneviyat edinmek için yaklaşırsa, metinler bir Işık kaynağı olur ve onu ıslah eder. Eğer kişi metinleri hikmet kazanmak için yaklaşırsa, bunlar o kişi için yegane hikmet haline gelir. İçten gelen talebin ölçüsü, kişinin gücünün ölçüsünü ve ıslahının süratini saptar.

    Bu şu anlama gelir ki, eğer bir kişi doğru biçimde çalışır ise, bu dünya ve manevi dünya arasındaki bariyeri aşar. İçten gelen esinin olduğu bir yere girer ve ışığa erişir. Bu, güzel bir işaret olarak bilinir. Eğer kişi buna erişemez ise, çabalarının niteliği ve niceliği açısından ihmalkar olduğunun işareti ortaya çıkar, yeterli çaba göstermemiştir. Sorun, ne kadar çok çalıştığı değil, istek ve niyetlerine nasıl odaklandırıldığıdır; ya da kişinin bir şeylerden mahrum olduğudur. Fakat, eğer ki kişi kendini ıslah etme arzusuna erişir ise, maneviyatı elde edebilir. Sadece o zaman sema kişinin bir başka dünyaya, realiteye ve bir başka boyuta girmesine izin vermek için açılır. Bu aşamaya, doğru biçimde Kabala çalışarak erişebilir.

    Sadece hoş şeylerden kaçınarak, Kabala’yı kucaklamak gerçekleşmez, bundan dolayı kişinin arzusu da tutuşmaz. Islah, kendi kendini cezalandırarak olmaz fakat daha ziyade manevi kazanç sonucu ortaya çıkar. Kişi maneviyata eriştiğinde, Işık ona görünür ve onu ıslah eder.

    Bu, kişinin değişmesinin yegane yoludur. İyi bir dış görünüş, tavır takınarak maneviyata erişeceğine inanıyorsa, kişi yanılgıdadır, bu tür metodlar iki yüzlülüktür. İç ıslah oluşmayacaktır, zira sadece Işık ıslah edebilir. Çalışmanın amacı, kişiyi ıslah eden ışığın davet edilmesidir. O nedenle de, sadece bu amaç için kendisi üzerinde çalışmalıdır.

    Eğer herhangi bir baskı ya da mecburi kurallar veya düzenlemeler var ise, bu insan yapımı olduğunun ve üst dünyalardan gönderilmediğinin bir işaretidir. Ayrıca, iç huzur ve iç uyum maneviyat edinimi için ön koşul değildirler. Bunlar ıslah’ın sonucu ortaya çıkacaklardır. Fakat, kişi, kendisi tarafından bir çaba olmaksızın bunun meydana gelebileceğine inanmamalıdır.

    Kabala yöntemi kesinlikle herhangi bir zorlama biçimini rededer. Bu, kişiye maneviyatın işaretini verir ve onun maneviyatı maddiyata tercih etmesine neden olur. Sonra, kişinin maneviyatı ile alakalı olarak arzu ve isteğini açıklığa kavuşturur. O nedenle de, maddi nesnelere olan ihtiyaçları veya onların cazibesine kapılma durumları yok olduğu için kişi bu maddi nesnelerden uzaklaşır.

    En iyi niyetlerle bile Kabala’yı yanlış biçimde çalışmak kişiyi maneviyattan uzaklaştırabilir. Böylesi bir çalışma sadece başarısız olacaktır.

    Manevi dünyaları çalışmak için gerekli olan diller arasında, Tevrat (Hz. Musa’nın 5 kitabını, Peygamberleri, Kitab-ı Mukaddesi kapsar ) Kabala arasında; sonuncusu yani Kabala en yararlı ve direkt olanıdır. Kabala’yı öğrenenler anlayışlarında yanılamazlar. Kabala, bu dünyadan olan isimleri kullanmaz; ama manevi nesneler ve güçler için gerekli olan manevi aletleri gösteren ve bu nesneler ile güçler arasındaki ilişkiyi ortaya direk koyan özel bir sözlüğe sahiptir.

    O nedenle, öğrencinin iç gelişimini yapması ve kendisini ıslah etmesi için gerekli olan en kullanışlı dildir. Eğer, Baal HaSulam’ın eserlerini çalışırsak, kafamızın karışık olmasında hiçbir tehlike olmaz.

    Maneviyat, doğru kitapları çalışarak yani gerçek bir Kabalist tarafından yazılan kitapları çalışarak elde edilebilinir. Kutsal kitapların metinleri, Kabala metinleridir. Bu metinler, Kabalistlerin öğrenirlerken birbirlerine yardımcı olmak ve fikir alışverişi yapmak için birbirlerine yazdıkları kitaplardır. Manevi duyguları gelişmiş olan bir kişi bu kitapların gelişimini devam ettirmesinde ne kadar yardımcı olduğunu anlayabilir. Aynı yabancı bir ülkede bir tur rehberi eşliğinde gezinmek gibidir. Kılavuz kitabın yardımı ile, seyahat edenler yönlendirilmiş olur ve nerede bulunduğunu daha iyi anlar.

    Ruhumuza uygun olan kitaplara, bizim neslimiz veya bir önceki neslin Kabalistleri tarafından yazılan kitaplara ihtiyacımız vardır; zira her bir nesile farklı ruhlar, her ve her bir nesil farklı öğretme metotlarını gerektirir.

    Kabala öğretmeni arayışında olan bir öğrenci bu arayışını dikkatlice yapmalıdır. Sözde Kabalistler vardır ki yanlış öğretirler. Örneğin, vücut kelimesi her ne zaman geçse metinlerde bunun fiziki vücudu kastettiği sağ elin hayırseverliği sol elin de cesareti sembolize ettiği bazen iddia edilir. Bu, kesinlikle, İncil tarafından yapılan katı bir yasaktır veya Kabalistlerin şu söylemindeki kesin-katı bir yasaktır: “Heykel veya resim yapmayacaksın!”

    Neden acaba bu şekilde öğreten veya yorumlayan – çeviren kişiler vardır? Öncelikle, onların kendileri dalların Kabalistik dilini [Kabalistlerin Dilleri: Dallar Bölümüne bakınız] anlamamışlardır. Manevi güçler ve fiziki vücudumuz arasında direk bir bağlantı olsa, insanlara hayatta başarılı olmalarını ve maneviyat kılıfı altında fiziki yöntemlerle vücudu tedavi etmelerini öğretmekte başarılı olunmuş olabilirdi.

    Kabala yazılı eserlerini keşfetmek için doğru çalışma grubuna katılmak önemlidir. Bu, bir Kabalist’in rehberliğinde olmalıdır.

    Grup kişiye güç katar. Herkesin, en azından, küçük bir arzusu vardır materyalizm için ve çok daha bir arzu da maneviyat için. Maneviyat arzusunu yükseltmenin yolu, ortak arzu vasıtası iledir. Bu arada olan birkaç öğrenci Or Makif’i (saran Işık) uyandırır. Fiziki vücudun, insandan ayrılmasına rağmen, bu olay maneviyatı etkilemez zira maneviyatta, kalp-noktası herkes tarafından paylaşılır ve daha büyük bir sonuç ile nihayetlenir.

    Kabalistlerin tamamı, gruplar halinde çalışanlardır. Rav Simon Bar Yochai ve öğrencileri bir grup oluşturmuştur, aynı şekilde Ari de. Grup, gelişmek için şarttır. Grup, Kabala’nın esas aletidir ve herkes gruba yaptığı katkı ile ölçülür, değerlendirilir.

    Kendisi de bir Kabalist’in rehberliğinde çalışmış gerçek bir Kabalist’ten öğretiyi almak esastır. Grup, Kabalist ihtiyacını ortadan kaldırmaz, bir Kabalist olmaksızın grup imkansızdır zira o grubu yönlendiren kişidir.

    Kabalist, metinler ve Rav – öğrencinin gerçek yöntemden sapmasın diye öğrenciye yardımcı olurlar. Öğrenci, kendi üzerinde ve kendi iç varlığı üzerinde çalışır. Hiç kimse gruptaki bir başkasının ne yerini ne de manevi seviyesini bilir. Kitaplar, grup ve Kabalist sadece o kişiye doğru yolda kalmasında ve maneviyat arzusunu arttırmasında – başka arzular ya da değersiz girişimleri yapması yerine – yardımcı olurlar.

    Öğrencilerin başarısız olmalarını engellemek için, bir soru-cevap listesi, kelime ve ifade indeksi verilir. Çalışma seansları boyunca, anlamanın derinliğine veya ölçüsüne değilde manevi gerçeğe çekilir dikkatler. Önemli olan nokta öğrencinin sadece entelektüel ilerleme değil aynı zaman da manevi ilerleme yapmak için motive olmuş olmasıdır.

    İnsanların, daha başarılı olma umudu ile Kabala’nın Hikmeti’nin cezbine kapıldıkları doğrudur. Hepimiz, hazzı alma arzusundan meydana gelmişizdir. Bu, bizim temel öğemizdir fakat doğru bir yönlendirme ile kimimiz maneviyata ve sonsuzluğa erişir, onu elde eder. Doğru bir yönlendirmeye sahip olmayan başkaları ise manevi bir şeye erişmiş oldukları hayali ile yaşarlar. Esasında, onlar bu ömürlerinde maneviyata erişme fırsatını kaybederler.

    Ruh Molekülü – DMT

    ZAMANIN ÇÖKTÜĞÜ İLAHİ MAKAM – DMT

    Ana fikir; Yeryüzünde ki bütün dinlerin ya çıkış noktası olmuş ya da tam odağında var olup, oluşumuna yön vermiş bir maddedir Di-Methyl-Tryptamine.
    Bir DMT (dimethyltryptamine) trans anı. Ruh Molekülü Belgeselinden.
    “ Şehri çok uzak mesafeden gördüm koyu yeşil renkteydi. Üstünde titreşen ışıklar ve bulular vardı son derece hızlı hareket ettiği için tanımlanması çok güç geometrik şekillerin yavaşlamasının ardından uzaklardaki şehri gördüm. Ben bu manzarayı izlerken tam da gözlerimin önünden bir ışık topu “ bu da neydi“ dedirtircesine, geçip gitti. bu kadar yakın olması dışında korkmadım. etrafıma bakınmaya başladım. Sanki bu yerin içindeydim. “ Neden buradayım“ derken hemen sağımda, kocaman bir burnu ve yeşil cildi olan kadını gördüm. Bir düğme çeviriyordu ve fark ettim ki uzaktaki şehrin ışıklarının gücünü artırıp azaltıyordu. Ona baktığımı fark edince “ Başka ne istiyorsun“ dedi, bende, “ Başka neyin var “ dedim. “
    DMT (Di-Methyl-Tryptamine)

    Epifiz bezi bir çok dinde odak noktası olmuş bir organımız ve üçüncü gözümüzün açılması halinde ruhani boyutlarda yaşanacak bir aydınlanmanın da sağlayıcısıdır aynı zamanda.

    Bir insanın epifiz bezinin en çok doğum ve ölüm anında salgıladığı DMT, insan bilinci üzerinde çok etkili ilahi bir hormondur. Öyle ki, ruhun vücuda girip çıkmasını sağlayan hormon olarak adlandırılır. Ayrıca rem uykusunda rüya anında çok küçük miktarlarda üretilmekte. Yan etkileri olan psychodelic sanrılar, onu dünyanın en kuvvetli uyuşturucusu damgasını yemesine yetmiş. Triptamin ailesinin en güçlüsü. Vücutta üretilen bu kadar güçlü bir psikoaktifin, doğal yapımızla ilgili bir nedeni olmalı.

    İnsanlar, hayvanlar ve bitkilerde bulunan bu salgının tam olarak asıl görevinin ne olduğu hakkında şu an için kesin bilgiler olmamakla birlikte, bu salgının 30 – 40 yıl önce ki öne sürüldüğü gibi doğada tesadüfen oluşmadığı, daha gerçek bir işlevi olduğu, bir amacı olduğu, bununda ortak moleküler dil olabileceği görüşü gittikçe sağlamlaşıyor. Yani tüm galaksilerdekilerde dahil tüm canlılar arasında ortak bir moleküler dil olabileceği gerçeğinden bahsediliyor.

    Bir daha gözden geçirelim, beyin ikiye ayrılmış bir organ, sağ beyin sol beyin. Beynin içinde bulunan diğer organlarda aynı şekilde ikiye ayrılmış durumdalar. Ancak bir tek epifiz bezi tam orta da tek bir bütün olarak durmakta. İşte bu bezimizin salgıladığı 3 hormondan biri DMT. Bütün bunların bir sebebi olmalı.
    Meditasyon, oruç, ilahi söylemek ya da başka herhangi bir teknik ile özden kaynaklanan DMT seviyesi bir anda çoğalabilir. Bu mistik durumun “ölüme yakınlık“ deneyimi ile tartışılmaz bir bağlantısı vardır. Çoğu psikoaktif zihin açıcıların bilinçte yaptığı etki ile, yoğun meditasyon arasında çok yakın bir benzerlik vardır. Beynimizin tam ortasında bulunan epifiz bezinde açığa çıkan bu bileşik, mistik deneyimlerin yegane olgusudur. Tarih boyunca insanoğlunun halüsinasyonla ilgili olan tüm deneyimlerinde dmt nin rolü vardır.
    Ayrıca bazı stres anları, yalnızlık, travma ve açlık.. bunlar halüsinasyonlara neden olan sebepler.
    Beyinde ve bilinçte bu etkiyi yapan bileşikler halüsinojen denilen bileşiklerdir.

    Beyinde dmt ne kadar fazla salgılanırsa, dünya bizler için o kadar renkli ve canlı görünür, ancak yetersiz derecede dmt salınımı dünyayı donuk, gri ve cansız algılamamıza neden olur.

    DMT, bilincin bedenden ayrılmasını mümkün kılan bir maddedir. Mistik dinlerin ilahları ve üstadlarının ana konusu da hep bedenden kurtulma ve beden dışı deneyimlerle alakalı kavramlardır. Bu nedenle günümüzde bilim bu bileşiğe “Ruh Molekülü“ adını vermiştir.

    Dmt’nin İnsan Üzerindeki Etkisi:

    Diğer psikoaktiflerle dmt arasında çok farklılıklar olduğu gözlemlendi. Zaten onu bu denli önemli yapan da bu farklar.

    Dmt kullanmış yada ona maruz kalmış insanların çok önemli ortak görüşleri var.

    Trans halinde hepsi de evreni görme şekillerinin kökten değiştiğini söylüyor.
    Transtayken kesinlikle öldüklerini ve yeniden doğdukları söylemeleri ve hepsinin de birbirinden bağımsız olarak aynı şeyleri söylemeleri oldukça ilginç.

    Birlik hissiyatı verdiğini söyleyen kullanıcılar, tecrübenin büyük bir kısmını bir türlü dillendiremiyorlar ve yazıya dökemiyorlar. Yani sadece bazı imgeleri tarif etmeye çalışarak ve yaşadıklarını kavramlara oturtmaya çalışarak bu tecrübeyi aktarmaya çalışıyorlar. Şamanı da böyle , bilim adamı da böyle. Yani görülenin, bir türlü bu dünya dili ve anlayışı ile anlatılıp kavranması tam olarak mümkün olmuyor.

    Genel ortak görüş ise bir gözlemci tarafından gözlenen bu evren bir illüzyon ve transa giren kişiler bu gözlemciyi, transta kendilerinin anladıkları an olarak anlatıyorlar. Buda yeniden doğuş demek. Öldükten sonra kendileriyle yaşanılan bir yüzleşme yaşadıklarını, bu yüzleşmenin de kişiden kişiye değişen şiddetlerde geçtiği bilinmekte. Sonrasında ise bir huzur ve yeniden doğuş başlamakta, trans sonunda ise artık hiçbir şey eskisi gibi değildir ve her şey ilahi bir güzellikte ve canlılıkta gözlenmektedir.

    Beyin içerisinde yerinin neresi olduğu hala bulunamayan bilincin, toplu deneyimlerde beynin dışında olduğu söylenmekte. Bu transa giren kişilerin en can alıcı ortak söylemleri ise bilincin, bu dünyada olmadığı, bu dünyanın o bilinç tarafından üretilen bir illüzyon olduğunu iddia etmeleri.

    Semavi dinlerde bulunan İsmi azam kavramı, musevilikte Rab’ın son isim olarak geçer. Kuran’da ise Allah’ın son ismi. Tasavvufa göre bu isim söylendiğinde ve gırtlaktan çıktığı anda istenilen her şey oluyor ya da bu evren yok oluyor. Bu dinlerin bu dünya ya ortak bakışı ise bu evrenin ve dünyanın bir illüzyon olduğu. Yani ismi azamı ağızdan çıkardığınız anda bu illüzyonu değiştirebilir ya da ortadan kaldırabilirsiniz. İşte trans sırasında bahsedilen zihin bu. Belki de gizli ilimler ve /veya örgütlerde bahsedilen gizli öğreti fenomeni de bununla ilgilidir.

    Transa girenler bu illüzyonu anlatamıyorlar yani gırtlaktan çıkaramıyorlar, bizim dillerimizde bunun tarif yok. Musevilikte insanların aşması, Budizm de nirvanaya ulaşmak ve sonsuz huzura ulaşmak, bu transa işaret diyor.

    Peygamber hastalığı olarak ta bilinen temporal lob epilepsisinin nedeni DMT yükselmesine neden olan şizofrenik sanrılar. Tüm peygamberler, evliyalar, ermişler aynı şeyden bahsediyor, “ Bu evren bir illüzyon“

    Kesinlikle izlemenizi tavsiye ettiğim bir belgesel;
    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=3iJ2J6GNmZ8?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]
    Epifiz Bezi (Pineal Gland):
    Kozalaksı bez, beyin epifizi ve 3. göz diye de tanımlanan epifiz bezi, vertebre-omurgalı beyindeki küçük bir endokrin-içsalgı bezidir. Epifiz bezi, uyku-uyanma modülasyon kalıpları, mevsimsel fonksiyonları etkileyen seratoninin türevi olan melatonin hormonu üretir. Epifizin şekli küçük çam kozalağına benzer ve beynin iki yuvarlak talamik lobu arasında, beynin orta yerinde yer alır.
    Epifiz Bezi 6. çakranın salgı bezi ayrıca üçüncü göz adı verilir ve üçüncü göz içsel göz olarak bilinir. İçsel alemlere ve yüksek bilinç alemlerine götüren kapı olarak bilinir. Üçüncü göz çoğu zaman vizyonlar, duru görü, önsezi ve beden dışı deneyimler ile ilişkilendirilir. Dokusal olarak göz yapısına benzemektedir (kornea, retina). Tabii bir farkı var. Gözlerimiz ışığa duyarlıyken, yani organın fonksiyonları ışık girdiğinde devreye girerken, pineal gland ışık kesildiğinde işlevselliğine başlar. Beyin epifizi bir salgı bezi ve bu bezden 3 adet hormon salgılanır:

    Melatonin,
    Pinolin
    Dimetiltriptamin (DMT).
    Epifiz bezi üç adet hormon salgılıyor demiştik, bu salgıların içinde en önemlisi olan melatonin’e geçmeden önce dimetiltriptamin’e bakalım. Dimetiltriptamin çok ilginç bir hormon. Şamanlarda ayahuasca denilen bir iksirin yapımında kullanılıyor. Hormonu ise bitkilerden elde ediyorlar. Elde ettikleri bitkiler ise şunlar:

    Phalaris arundinacea (yem kanyaşı),
    Psychotria viridis,
    Phalaris (kuş otu),
    Acacia (akasya),
    Arundo donax (kargı kamışı)
    Desmanthus illinoiensis.

    Tarih, Din ve Epifiz Bezi: Bütün antik dinlerde ve hatta günümüz dinlerinde kozalak ciddi ve muamma bir semboldür.
    Epifiz bezi, Roma’da katolizmde temsil edilmektedir; epifizi sanatsal olarak çam kozalağı şeklinde resmederler. Eski çağlardaki toplumlarda, özellikle Mısır ve Romalılar epifiz bezinin yararlarını biliyor ve bunu geniş sembolojilerinde göz semboli ile sembolize ediyorlardı.
    Fransız düşünür, yazar Voltaire’in de beyin epifizin sırrını çözmek için bir çok otopsi yapmıştır.
    Epifiz bezinin deniz seviyesinde çok az, yüksekle de ise daha fazla hormon salgıladığı bilimsel bir gerçektir. Bu yüzden tarih boyunca tüm ibadethaneler olabildiğinde yükseğe yapılmıştır. Yani ibdaethanelerin yükseğe yapılmasının sebebi matematiksel olarak tanrıya yakın olmak değil ama bir nevi bu hormonun da yardımıyla üst bilinçlerle daha fazla iletişimde bulunmak. Tibet manastırları, hristiyan manastırları hatta tarih öncesi medeniyetlerin de ibadethanelerinin yüksek yerlere yapılmasının nedeni bu hormonun salgılanımını artırmaktır. Hz.Muhammed’in riyazete yüksek ve karanlık bir mağarada çekilmesi, ilk orada emir alması, Hz.Musa’nın Tanrıyla konuşmak için dağa çıkmasının da bu durum ile doğrudan ilişkilidir.

    Karanlık çok önemlidir, çünkü epifizin en önemli salgısı olan melatonin sadece karanlıkta salgılanıyor. Gece 11 ile sabah 5 arası en yüksek düzeyine ulaşıyor bu durum dinde sabaha karşı ya da gece ibadetinin önemine ciddi bir işarettir. Bu hormonun salgılanımı ne kadar yüksekse ruhsal alemlerle bağ o kadar güçleniyor. İbadet için bu yüzden gecenin en karanlık ve salgının en çok olduğu an seçiliyor.
    Melatonin hormonunun başka bir özelliği de çocukların 9 yaşından önce ergenliğe girmesini engellemesidir. 9 yaşından sonra salgılanma miktarında değişme olur, etkisinin azalmasıyla eşeysel organlar olgunlaşmaya başlar. Belki de farkındalığın artmasını engelleme çalışmalarının sonucunda 6-7 yaşında ergenliğe girmiş çocukları seyrediyoruz haber bültenlerinde. Epifiz bezinin hormon salgılama mekanizması bozulmuş çocuklar…
    Melatonin hormonunun üretilebilmesi için uyuduğunuz ortamın tamamen karanlık olması gerekiyor. Yani gece lambası gibi şeyler yakılmamalı. Ya da ışığı kapatıp karanlıkta TV izlemek de hormonun üretimine katkıda bulunmuyor. Ayrıca en kaliteli uyku için 23:00 – 04:00 saatleri arasında uykuda olmak gerekiyor. Rem uykusu da denilen uyku bu saatler arasında gerçekleşiyor ve en çok bu aralıktaki rüyalar hatırda kalıyor. Bunu deneyebilirsiniz, sadece 5 saatlik bir uyku uyunmasına rağmen, tamamen dinç bir şekilde uyanıp güne başlayabiliyorsunuz

    Bilinmesini İstemiyorlar:
    Her bir insanın epifizi ya da üçüncü gözü ruhani alem frekansına aktive olabilir. Tanrısal bir haz ile yaşamanızı ve etrafınızdaki her şeyle bütünleşip, teklik hissini duymanızı sağlayabilir. Epifiz bezi bir kere meditasyon, yoga ya da çeşitli ezoterik, okült metodlarla uyumlanıp ayarlandığında, popüler olarak bilinen astral seyahat, astral projeksiyon ya da uzaktan seyr şeklinde kişiyi diğer boyutları seyre geçirebilir. Daha ileri düzey çalışmalar ve çok eski metodlarla, fiziksel dünyadaki insanların düşüncelerini ve davranışlarını kontrol etmek mümkündür. Evet, biraz garip ama Amerika Birleşik Devletleri, eski Sovyetler Birliği hükümeti ve çeşitli gölge organizasyonlar bu çeşit araştırmaları uzun yıllardır yapmaktalar ve hayal edemeyeceğiniz kadar da başarılı olmuşlardır. Epifiz bezi ayrıca Amerikan dolarının arka yüzünde „herşeyi gören göz“ şeklinde yer alır ve bu, bireye ya da bireylerden oluşan gruplara epifizlerini kullanmaları ve diğer taraf olan sipiritüel aleme geçmeleri ve fiziksel alemde neler olduğunu, neler düşünüldüğünün hepsini bilip, insanların düşünce ve davranışlarını kontrol etmeleri için bir referans niteliği taşır. Bu zamana kadar yapılan pek çok araştırma, gecenin belirli saatleri olan gece 1 ile 4 arasında beyinde salgılanan kimyasalların, kişinin derinindeki kaynağa bağlanarak bütünlük, teklik hissine yol açtığı doğrulanmıştır.

    Epifiz Bezimizi nasıl öldürüyorlar?
    1990ların sonlarında, Jennifer Luke adlı bir bilim adamı, sodyum floridin epifiz üzerindeki etkileri konusunda ilk çalışmaları başlatmıştır. Luke,beynin orta yerinde bulunan epifiz bezinin, florid için bir hedef olduğunu bildirdi. Epifiz bezi,bedendeki kemikler de dahil diğer fiziksel maddelerden daha fazla floridi absorbe etmekte, emmekteydi. Epifiz bezi tıpkı bir mıknatıs gibi sodyum floridi çeker. Bu da epifizin kireçlenmesine ve bedendeki tüm hormonal işlemin etkin bir şekilde dengelenmesine engel olur.
    Daha sonra yapılan çeşitli araştırmalar da sodyum floridin beyindeki en önemli bezde absorbe edildiğini kanıtlamıştır.Sodyum florid, beynimizdeki en önemli salgı bezimize saldırıda bulunmaktaydı. Sodyum florid, yiyeceklerde, içeceklerde, banyolarda, içme sularında bulunur. Sodyum florid, Amerika’daki içme sularının %90’ına konmaktadır. Marketlerde satılan su filtreleri floridi filtre etmez, sadece tersine ozmoz ya da su damıtma ile filtrelenebilir. Bunun en ucuz yolu da bir su tamıtıcısı almaktır. Sudaki ve yiyeceklerdeki sodyum florid gerçek anlamda kitleleri aptallaştırır.
    Naziler ve Ruslar, konsantrasyon kamplarında kampta bulunanları otoritenin sözünü dinleyen ve otoriteyi sorgulamayan bir hale getirmek için sularına sodyum florid katmışlardır.
    Eğer ruhun tohumunu içimizden çıkarırsak, bu bizi içimizdeki güç ve ruhaniyetin bir olduğu tekliğinden kopartır, bizleri gizli toplulukların, gölge organizasyonların ve çılgına dönmüş kurumsal dünyanın sıradan köleleri haline getirir. Bu organcık yaşlandıkça, özellikle günümüz modern dünyasında kireçleniyor ve işlevini yitirmeye başlıyor. Bunun en büyük sorumlusu olan kimyasal maddelerden biri de florür ve sularımızdaki kireç. Bunun da insanın farkındalığını artırmasını tökezletmek için bilinçli olarak koyulan engellerden biri olduğu düşünülüyor.
    Epifiz Bezinin Kireçlenmesi:
    Çoğunuzun bildiği nedenlerle insanlar epifiz bezlerinin kireçlenmesine eğilimlidir. Florür, epifiz bezinin kireçlenmesine neden olan sebeplerden sadece birisidir. Florür manyetik olarak epifiz bezine çekilir ve burada, bedenin herhangi bir noktasından daha fazla kalsiyum fosfat kristalleri oluşur. Epifiz bezi tüm sinir sistemimizin en önemli parçası olabilir. Esasen ruhsal bir antendir ve üçüncü gözün fiziksel karşılığıdır. Fiziksel bedende iken yüksek bilinç seviyelerine erişmek için önemlidir. Maalesef çoğu insanın epifiz bezi ağır şekilde kireçlenmiştir. Öyle ki MRI sırasında kalsiyum yığını şeklinde görülür.

    Kireçlenme ve Sebepleri:
    Kireçlenme; vücudun çeşitli bölümlerinde kalsiyum fosfat kristallerinin oluşmasıdır. Başlıca nanobakterilerin neden olduğu bir doğal süreçtir. Nanobakteriler kendilerini bağışıklık sistemimizden korumak için kendi etraflarında kalsiyum fosfat kabuklar oluşturan minik mikroorganizmalardır. En son araştırmalardan, bunun çoğu hastalığın nedeni olabileceği görünüyor. Korkunç standart amerikan diyeti nedeniyle çoğu insan bu organizmalara öncesinden çok daha fazla maruz kalıyor. Sadece bunlarla değil, başka araçlarla da kireçlenme oluyor.

    Kireçlenmenin Başlıca Nedenleri

    Florür: Manyetik olarak epifiz bezine çekilir, burada kalsiyum fosfat kristalleri oluşturur.
    Kalsiyum Destekleri: Kireçlenmenin en büyük nedenidir, Aslında çok ta işe yaramazlar
    Klor ve Bromür gibi Halejonürler: Florür ile benzer etkiye sahiptirler.
    Gıdalarda ki kalsiyum: Nerdeyse tüm işlenmiş gıdalar kalsiyum içerir.
    Çeşme Suyu: Çeşme suyu kireçlenme yapıcı maddelerle doludur. Ülkemizde barajlarda florür katkısı görülmemektedir ancak klorlama işlemi yoğun bir şekilde kullanılıyor.
    Kahve: İçeriğinde ki kafeinin uyku kaçırdığı yani melotonin salgısını engellediği düşünülmekte.
    Yüksek oranda cıva içeren balıklar, karbon bazlı içecekler, sudaki flor, diş macunları ve dumana maruz kalmamız epifiz bezini olumsuz yönde etkiler ve düzgün çalışmasını engelleyebilir. Et yediğimizde o hayvanın DNA’sını da sindirmiş oluruz, dolayısı ile hayvanın olumlu, olumsuz deneyimlerini de alırız. Bu da epifiz bezinin bireyin psişik mavikopya farkındalığının sürdürülebilirliğini engelleyebilir. Üçüncü göz aktif, canlı ve kuvvetli olmalı… kireçlenmenin giderilmesi işlemi bazen baş ağrılarını ve uykulu olmayı kapsar. Güneş patlamalarında da aynı etkiler olur.

    Kireçlenmeyi Gidermek İçin Yöntemler:
    Bir bezelye tanesi büyüklüğünde olan bu mini organ hipofiz bezimizin arkasında küçük bir oyuğun içinde yerleşmiştir. Bu mini organ melatonin olarak adlandırdığımız, gündüz ve gece döngümüzü kontrol eden ve bedenimizin günlük ritmini düzenleyen hormonu salgılar. Epifiz bezinin fonksiyonunu ve enerjisini geliştirmek, arttırmak aslında çok önemlidir çünkü bu bez bedenin fiziksel tüm sistemini etkilediği gibi psişik anlamda farkındalığınızı, bilinçlilik halinizi ve yaşam deneyimlerinizi genişletecek ya da sınırlayacak bir potansiyele sahiptir.

    Güneş, epifiz için çok önemlidir ve onun için bir tür gıda anlamına gelir. Güneş; gözler, cilt, saçlar, burun kılları ve kulaklar vasıtası ile alınıp sindirilebilir ve aslında her gün en az 30 dakika alınması gerekir. Epifizi tamamen aktif hale getirmek için güneşin gözbebekleri vasıtası ile alınması en iyisidir. Güneşte kurutulmuş sebzeler çok yüksek oranda D vitamini, B vitamini ve içerirler.

    Çoğu Japon mutfağında geniş oranda kullanılan arame, wakame, dulse, nori gibi isimleri olan çeşitli deniz yosunları da yine bu vitaminlere ilave olar iyot da içerirler. Kalın yapraklı kara lanana, şalgam yaprağı, hardal otu, Çin lahanası vs. yeşil bitkiler epifiz bezi için çok besleyicidir çünkü bu bez bitkilerin yeşil renginin verdiği özelliklerini alır ve bedenin iyice beslenmesi için gerekli yerlere dağıtır.

    Kızılcık, deve dikeni, rezene, anason, kereviz, ayçiçeği, çemen, hardal ve sarı kantaron, papatya çayı, vişne, lahana, badem, fındık gibi gıda maddeleri ile magnezyum ve çinko içeren diğer gıdalar melatoninden zengindir. Bu tür gıdaların aksam saatlerinde alınması, gündüz alınmasından daha uygun olabilir. Uygun gıdalar epifiz bezimizi olumlu yönde etkileyebilir ve daha fazla çiğ gıda tüketerek, vejeteryan beslenerek, evimizin havasını ozon makinesi ile temiz tutarak ve temiz su içerek de epifiz bezimizi aktif hale getirebiliriz.

    Epifiz bezinin psişik farkındalığı artırmak için güneş kadar serotonin hormonuna da ihtiyacı vardır. Serotonin de beyin uykudayken üretilen bir hormondur, dolayısı ile karanlık bir odada uyumanın da epifiz bezi için çok besleyici olacağını söyleyebiliriz. Serotonin üreten gıdalar ise badem, muz, acı biber, pirinç, patates ve börülcedir. Bunların tüketilmesi de epifiz bezi için besleyici olabilir.

    Ayrıca:

    Mavi Tırpana Balığı Yağı
    MSM; metilsülfonilmetan (Rahat edebileceğiniz bir dozla başlayın ve günde 7000 – 10,000 mg a kadar artırın. Genel toksin giderme, ayrıca saç, deri, tırnak, kemik oluşumu için çok güçlü).
    Sitrik asit (Limon işe yarıyor. Sadece sitrik asit de alabilirsiniz) Sarımsak (Günde yarım diş alın, rendeleyip elma sirkesi veya taze limon suyuna koyarsanız kokusu gider.)
    Elma sirkesi (Malik asit içerir.)
    Güneşe bakmak (Güneş doğarken ilk 14 dakika ve batarken son 15 dakika güneşe bakın)
    Thoh’u seslendirin (Toooo okunur, üç kez seslendirin, 24 saat bekleyin, tekrar üç kez seslendirin, yine 24 saat bekleyip tekrarlayın. Bu çok güçlüdür).

    Not: Epifiz bezi üçüncü göz ile ilişkilendirildiğine göre, düzenli imajinasyon- tahayyül çalışmalarında bulunulmanında faydalı olacağı düşünülmelidir.
    Epifiz bezinin temizlenmesi ile ilgili şu videoyu hararetle öneririm:

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=7fZ6wIifdc0?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]

    DMT içeren bitkilerden faydalanmanın en geçerli yolu olan bitki karışımları ve bunlar içinde en çok bilineni meşhur Ayhuasca çayı.
    Ayhuasca (Yaje) :

    Her ne kadar yerliler arasında asil mantığının bağırsak parazitlerini temizlemek olduğu iddia edilse de ruhun vucuttan ayrılıp yükselmesini sağlayan – bir nevi ölüm – ve uyanık rüyalar görülmesine neden olan halusinojenik etkisi bu çayın popüler kullanımına neden olmuştur.

    Ayahuasca etkisi di metil triptaminin (dmt) beyne girişiyle birlikte başlar. Etkileri 6-12 saat arasında geçmekle birlikte kişiyi günlerce etkisi altında tutabilir. Bir haftada bir kereden fazla alınması sakıncalı olabilir.

    Yaje (ya da Ayahuasca) içeceği aslında çoğunlukla Amazon bölgesinde yetişen ve oradaki topluluklar tarafından kullanılan bir çeşit sarmaşığın adı aynı zamanda. Fakat içeceğin kendisi sadece yaje’den ibaret değil ve her taita (şamanlara verilen isim) kendine özgü bir tarif kullanıyor. Şamanlar geleneksel olarak bunu tedavi amacıyla kullanıyor olsalar da aynı zamanda büyü amaçlı kullanıldığı da oluyor. Büyüler de tabi ki kazanılan görü yeteneği merkezi konumda; taita bu sayede hastalıkların sebeplerini ruhlar (bizim bildiğimiz ruhlardan farklı) aracılığı ile öğrenebiliyor ve bunları dışarı çıkartabiliyor

    Amazon bölgesindeki yerliler için bu karışımı hazırlamak problem olmuyor, zira her şey önlerinde. Sarmaşıktan önemli bir kısım, başka bitkilerle karıştırılıp suda bir gün boyunca kaynatılıyor. Kullanılan malzeme çok olduğundan bunu başka bir yerde hazırlamak oldukça zor. Kaynatılmış yaje gece olana kadar bekletiliyor. Geceyi beklemenin sebebi ruhların gece olduğunda uyanmaları. Gerçekleşen ritüel de bu ruhlarla saygıda kusur etmeden iletişim kurmak üzerine kurulu.

    Bugün bir çok bitki ayahuasca analoğu olarak bilinmektedir. Bunlardan en önemlisi peganum ve mimosa türlerinden elde edilir. Peganum harmala (Üzerlik) tohumları harmala alkoloidlerini bol miktarda içerir. Bunun yanında bir çok mimosa türü bol miktarda dmt içerir. Bu iki bitki ile kolayca ayahuasca analoğu bir içecek hazırlanabilir. Ama araştırdığım ve bildiğim örnekler kadarıyla bu içeceği ön hazırlıksız ve tek başına içmek biraz deli cesareti istiyor.

    Burada hemen bir not düşeyim; Peru amazonlarına özgü bu bitkiyi elbette bizim topraklarımızda bulmak imkansız. Ancak şanslı olduğumuzu düşündüğüm bir nokta; bu bitkinin özelliği, yüksek miktarda dmt içermesi ve en yüksek dmt içeren bitkilerin başında da phalaris arundinacea (yem kanyaşı) geliyor. Yani ülkemizde ki hemen her bataklık, göl veya serin nemli ortamların bitkisi.
    onunla birlikte kullanılabilecek olan ikincil bitki ise Peganum harmala (Üzerlik) tohumu, onuda her yerde bulmak mümkün.

    kollodial  altin ve kollodial gümüs

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=PqvlJeEDI3M?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]

    Kolloidal Altın Suyu

    Kolloidal altın suyu, eski çağlarda hayat iksiri olarak tanımlanmıştır. Nanoaltın olarak da bilinen kolloidal altın, genel olarak suyun içinde olan ve çok küçük altın parçacıkları süspansiyonudur. Kolloidal altın sentezi eski çağlardan beri bilinmektedir. Sağlıklı yaşamın iksiri olarak bilinen kolloidal altın sentezi, çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. kolloidal altın, romatoid artrit hastalığının tedavisinde başarılı bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Yapılan bir deneyde de kolloidal altın, mikrodalga ile birlikte kullanılarak Alzheimer hastalığı ile ilintili plak ve beta-amiloid fibrillerin imha edilebildiği ortaya çıkmıştır. Kanser araştırmalarında da kolloidal altından yararlanılmaya başlanmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için altın taneciklerden de yararlanılabileceği belirtilmektedir. Bu su dişçilikte ve biyomedikalde kullanılmaktadır. Altın, eki Hint ve Mısır uygarlıklarında sağlık malzemeleri imalatında, eski Çinââ‚â„¢de ise özellikle çiçek hastalıklarında, deri ülserlerinde ve kızamık hastalığının tedavisinde kullanılmıştır. Kolloidal altın, tıp alanında genellikle romatizmal eklem iltihapları, kulak, göz ve karaciğer hastalıkları, yorgunluk ve depresyon tedavilerinde kullanılmaktadır. Kanser hastalığının tedavisinde çalışmalar sürmekle birlikte dış onarımımda da kolloidal altın kullanımı devam etmektedir. Kolloidal altın anti kanserdir. Özellikle nanoteknoloji ile hazırlanan ilaçlı altın kapsülleri, kanserli hücreye kızılötesi ışınlarla birlikte gönderilmektedir. Radioctive altının kanser tedavisinde yıllardan beri kullanıldığı bilinmektedir. Dünya genelindeki araştırma grupları, bir dizi yeni antikanser tedavileri geliştirmeye çalışmaktadır. Bunun için kolloidal altından yararlanılmaktadır. Altının prostat kanseri tedavisinde, prostatın hangi aşamada olduğunu tespit edilmesi için kullanılmaktadır. Bu hastalıkta hekimler pirinç tanesi kadar bir altın kullanarak tedavi süresi boşunca hastanın prostatındaki son durumu tam olarak belirleyebilmektedir.

    Altın X Işınlarını Geçirmez

    Son derece yoğun olan altın, X ışınlarını geçirmemektedir. Prostatın çevresine bu tanecikler yerleştirilmesi sonucu hekimlerin tedaviye daha etkin bir biçimde odaklanmalarını sağlamaktadır. Atının bu gelişmiş hassasiyeti, ışın tedavisi için belirlenmiş olana çok aha duyarlı bir radyasyon dozunun uygulanmasına olarak sağlamaktadır. Bu kanser ilaçları altın partiküllerine tutunmakta, sonrasında da vücutta yer alan tümörleri tespit ederek onlara tutunmaktadır. Normal kemoterapi tedavisinin hastalıklı hücrelerle birlikte sağlıklı hücreleri de öldürmektedir. Oysa bu yöntem, yalnızca kanserli hücreleri hedef almaktadır. Kolloidal altın suyu, kanser tedavisinde ilaç olarak kullanılmaya başlanacağı belirtilmektedir. Singapur Üniversitesiââ‚â„¢ndeki araştırma grubu, kanser tedavisi sırasında ilaç olarak kullanılmak için altın bileşiğinin patentini almıştır. Bu bileşiğin içindeki nano kapsülde ilaç molekülü vardır ve bu kapsülün ölçüsü, metrenin 50 milyarda bir büyüklüğündedir. Bu kadar küçük nano kapsül kaser hücrelerini yok etmeyi başarmıştır. Kolloidal altın, romatoid artrit adı verilen eklem iltihabında da kullanılmaktadır. 1929 yılında Fransız Jacques Forestier, altın komplekslerinin arterit tedavisinde yararı bulunduğu yönünde bir açıklama yapmıştı. Daha sonraki yıllarda da batıda altın kullanılmaya başlanmıştır. Altın ve altın bileşiklerinin yanmayı ve tahrişi önlediği bilinmektedir ve bu özelliği nedeniyle de römatolojistler tarafından eklem iltihabı tedavisinde uygulanmaktadır. Altın ampul ve hap şeklinde iki farklı şekilde uygulanmaktaydı. Ampul halinde kasların arasına enjekte edilen saf altın, bükülmeme gibi problemlerde ağrı ve açıya iyi gelmekte ve hastalara uzun süren bir rahatlık sağlamaktaydı. Ancak bu yöntemin böbrek, kan ve deride sıkıntılara yol açmaktadır ve bu nedenle son çare olarak uygulanmaktaydı. Günümüzde ise Amerika ve Danimarkaââ‚â„¢da yapılan araştırmalarda uygulamanın yan etkileri azaltılmış ve bu sayede eklem iltihaplarından şikayet eden hastalan daha düşük maliyetlerle sağlıklarına kavuşabilmektedir. Kolloidal altından meydana gelen ilaçlar romatizmal eklem ağrılarını azaltan ilaç grubu olarak tanınmaktadır. DMARD’S olarak bilinen bu ilaçlar, eklem yerlerinin şişkinliği tedavisinde ve ağrı kesici olarak kullanılmaktadır. Altının, kıkırdak ve kemikte meydana gelen hasarları da azaltacağı tahmin edilmektedir.

    Romatizma ve Tüberküloz Tedavisinde Kullanılmıştır

    Atın tuzları, eski çağlarda romatizma ve tüberküloz gibi hastalıkların tedavisinde uygulanmıştır. Altın suyunun tıpta kullanılmasına tıpta krizoterapi adı verilmektedir ve eski çağlarda da bu adla anılmıştır. Bu terim günümüzde de bazı hastalıkların tuzla tedavi edilmesi işleminde kullanılmaktadır.Altınlı ilaçlarda iki çeşit altın tuzu kullanılmaktadır. Bunlar, altın sodyum timomalat ve altın tioglukozdur. Bu imi ilaç, eğne ile kas içine enjekte edilmektedir. İlaçların eklemlerde bulunan iltihapları önemli oranda giderdiği ve bozuklukların ortaya çıkmasını önlediği bilinmektedir. Altın suyu, implantlarda da kullanılmaktadır. Orta kulak altın implantta yüzde 9,99 saf altın kullanılmaktadır. Ayrıca altın kaplı stentlerin kalp pilleri ve kalp rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Altın kaplı stentler, zayıf kan damarlarını desteklemektedir. Çok sayıda cerrahın X-ray ışını altında çok daha iyi görülebildiği için altın kaplı stent kullanmaktadır. Altının bakteri üremesine karşı yüksek direnç göstermektedir ve bu nedenle kulak içi gibi enfeksiyon riski bulunan yerlerdeki implantlarda kullanılacak madde olarak seçilmektedir. Yüz felci geçiren hastalarda sık olarak rastlanabilen ve tedavi edilmediğinde göz kaybına neden olabilen kapak sorunlarına altın plaka çare olmaktadır. Yüksek saflığa sahip altın, yüz felci geçirenlerde üst göz kapağı implantındaki malzeme olarak kullanılmaktadır. Kolloidal altın suyu, hızlı yani rapid testlerde kullanılan bir materyaldir. Bu testin kullanım alanlarında tüp bebek, gebelik testi, tümör oluşumu, alerji, toskiloji ile çevresel ve tarımsal kullanımı bulunmaktadır. Tıbbi cihazların elektronik parçalarında altın kullanıldığı bilinmektedir. Çünkü altın dayanıklı bir madendir. Yakın geçmişe kadar gerçekleştirilen altın diş uygulaması da altının biyolojik yapıla en üst seviyede uyum sağlaması ile ilgilidir. 3 bin yıldır dişçilikte kullanılan altın, kolay şekil almakta ve bozulmaya karşı direnç göstermektedir. Bu nedenle binlerce yıldır dişçilikte kullanılmıştır.

    Altın Biyolojik Olarak Uyumludur

    Kolloidal altın suyu biyolojik olarak da uyumludur. İnsan vücudunda herhangi bir sorun meydana getirmemektedir. Altın vücuda yerleştirildiğinde zararlı bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle diş dolgusu ve diş köprülerinde güvenli bir şekilde kullanılmaktadır. Ayrıca atın parçacıklarının da milimetrenin milyonda biri büyüklüğe sahip olan nano parçacıkları keşfedilmiştir. Bunun ardından uzmanlar küçük altın parçacıklarını farklı ebatlarda üretilmesini başarmışlardır. Çeşitli aşamalardan geçen altın, pembe ve maviye çalan bir karışım haline dönüşmektedir. Ebatları farklı olan çubukların ışığı eritebildiği belirtilirken, büyüklüklerine bağlı olarak hangi rengi emmesi gerektiği de belirlenebilmektedir. Neno altın çubukları, özellikle prostat kanserinin erken teşhisine yardımcı olacağı belirtiliyor. Altın çubuklarının ışığı emme özelliğinin kanserin eken teşhisinde kullanılabileceği vurgulanmaktadır. Teşhis için hastaya önce bir miktar nano altın çubuğunun yer aldığı karışım verilmektedir. Altın çubukları vücuttaki kanser hücrelerini tespit etmekte ve hücre duvarına yapışmaktadır. Uzmanlar sonrasında düşük seviyedeki bir lazer kullanarak kanserli dokuya ışın yollamaktadır. Lazerin yolladığı ışının parçacıklar tarafından emildiği sonrasında da bu parçacıkların ses ve ısı çıkardıkları belirtilmektedir. Bir detektör aracılığıyla ses ve ısının sinyale dönüştüğü, bu sinyalle de kanserli hücrenin bugüne kadar olmadığı bir şekilde net olarak ortaya çıktığı söylenmektedir. Bu yöntemde cildin çok daha derinlerine nüfus edilebildiği, bu sayede derinlerdeki tümör türlerinin de belirlenebilmesi mümkün olabilmektedir. Bu arada çok küçük altın parçacıkları ve infrared ışığından meydana gelen tedavi yöntemi de uygulanabilmektedir. Bu yöntemde birden fazla ilaç yüklenmiş bir kapsül, kan damarlarında dolaşırken, hastalıklı bölgeye geldiğinde yükünü bırakmakta, daha sonda da ikinci ilacı bırakmak için diğer hastalıklı bölgeye hareket etmektedir. Ancak ilaç yüklerinin ne zaman bırakılması gerektiğinin kapsüle önceden yüklenmesi gereklidir. Bu konuyla ilgili geliştirilen yeni teknikte ise taşıdığı ilacı kaplayan farklı şekillere sahip altının infrared dalga boylarına maruz kaldığında erimekte ve bu sayede ilacın ortaya çıkmasını sağlamaktadır. uygulanan bu yöntemde ilacın bırakılma zamanı dışarıdan kontrol edilebilmektedir. Bu sayede zamanlama sorunu tam anlamıyla ortadan kalkmış olmaktadır. Yeni yöntemin aynı anda iki ölümcül hastalığa yakalanmış bir kişinin aynı seansta tedavi edilebilmesinin önünün açılacağı belirtilmektedir. Örneğin hem AIDS hem de kanser hastası olan bir kişinin tek seansta tedavi edilebilme imkanının elde edileceği vurgulanmaktadır.

    Bilim Altın Yenilmesini Tavsiye Etmektedir

    Kolloidal altın suyu yiyecek ve içecekte de kullanılabilmektedir. Altının yemenin pek güvenli olmadığı söylense de bilim insanlarının her gün 0,2 gram altın yenilebileceğini belirtmektedir. Bu kadar altının vücuttaki toksinleri atacağını ifade eren bilim insanları, bu nedenle yenilen bu altının yaralı olduğunu söylemektedir. Altının, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere birçok kıtada tüketildiği bilinmektedir. Altının yemekte dekoratif amaçla da kullanıldığı da bilinen bir gerçektir. Osmanlı İmparatorluğuââ‚â„¢nun en önemli padişahlarından biri olarak kabul edilen ve dünyadaki diğer ülkeler tarafından da onaylanan Kanuni Sultan Süleyman’ın yemeklerinde altın yediği öne sürülmekte hatta Viyana seferinde tavuk yemeklerinin üzerine altın tozu döktüğü vurgulanmaktadır.

    KOLLOİDAL ALTIN

    Nanoparticles / Nanoparçacıklar / Kolloidal altın
    Manyetik-nanotanecik teknolojisi biyosensörlere çağ atlatabilir, nanoparçacıklarla kanseri önceden teşhis edecek
    Dikkat bu döküman birden fazla kaynak içeriyordur.
    Kolloidal altın, nanoaltın olarak da bilinir, sıvı (genelde su) içinde mikrometre-altı büyüklükte altın tanecikleri süspansiyonudur (yani kolloididir). Sıvının rengi genelde parlak kırmızı (100 nm’den küçük tanecikler için) veya pis sarı renklidir (daha büyük tanecikler için).[1][2]

    Eski çağlardan beri varlığı bilinen kolloidal altın sentezi önceleri cam renklendirmede kullanılırdı.[3] Kolloidal altının modern bilimsel incelemesi Michael Faraday’ın 1850’lerdeki çalışması ile başladı.[4][5] Altın nanotaneciklerinin kendilerine has optik,elektronik ve moleküler tanıma özellikleri nedeniyle bunlar aktif bir araştırma konusudur, uygulama alanları elektron mikroskopisi, elektronik, nanoteknoloji, malzeme bilimi gibi alanlardadır.[6][7]

    Kolloidal altın nanotaneciklerinin özellikleri ve uygulamaları onların şekillerine bağlıdır. Örneğin çubuk şekilli taneciklerin hem yanlamasına hem de boylamasına ışık soğururlar; şeklin anizotropisi taneciklerin özbirleşmesine (İng. self assembly) etki eder

    Sentez
    Genelde altın nanotanecikleri sentezi, sıvı içinde, kloroaurik asit (H[AuCl4])’in indirgenmesi yoluyla yapılır, ama daha ileri ve hassas yöntemler de mevcuttur. H[AuCl4] çözüldükten sonra çözelti hızla karıştırılırken bir indirgen eklenir. Bunun etkisiyle Au3+ iyonları nötür altın atomlarına indirgenir. Bu altın atomlarından gittikçe artan sayıda oluştukça çözelti süperdoyumlu hale gelir ve altın, nanometre-altı boyutlu tanecikler olarak çökelmeye başlar. Oluşan altın atomları mevcut taneciklere yapışır ve çözelti yeterince hızlı karıştırılırsa oluşan tanecikler oldukça üniform büyüklükte olur.

    Tanecikler öbekleşmesini (aggeregatıon) engellemek için, nanotanecikler yapışan bir çeşit stabilizör ajan genelde eklenir. Tanecikler çeşitli organik ligandlarla fonksiyonalize edilip (ornatılıp) özel işlevleri olan organik-inorganik hibritler yaratılabilir.[4] Nanoaltın lazer aşındırması (laser ablation) ile de sentezlenebilir.

    Turkevich yöntemi
    J. Turkevich ve çalışma arkadaşları tarafından 1951’de keşfedilen[9][10] ve 1970’lerde G. Frens tarafından geliştirilen yöntem, en basit olanıdır. Genelde suda süspansiyon halinde olan, nispeten eşdağılımlı (monodisperse), 10-20 nm çapında küresel altın tanecikler oluşturmak için kullanılır. Daha büyük tanecikler de oluşturulabilir ama bunun bedeli monodispersite ve şekilden kayıp vermektir. Az miktarda sıcak kloraurik asit ile az miktarda sodyum sitratın tepkimesi söz konusudur. Kolloidal altın oluşmasının nedeni, sitrat iyonlarının altın taneciklerinin birbirine yapışmasına engel olmasıdır.

    Turkevich tepkimesinde küresel altın taneciklerinin oluşması sırasında, geçici ara ürünler olarak yaygın altın nanotellerden oluşan bir ağ oluşur. Solüsyonun yakut kırmızısı bir renk almadan önceki koyu görünüşünün nedeni bu altın nanotellerdir.

    Daha büyük tanecikler oluşturmak için daha az sodyum sitrat eklenmelidir (0,05% oranına kadar azaltılabilir, daha azı tüm altını indirgemeye yetmez). Sodyum sitrat miktarındaki azalma taneciklerin stabilizasyonu için mevcut sitrat iyonu miktarını azaltır, böylece küçük tanecikler öbekleşerek daha büyük tanecikler oluşur (ta ki, tüm taneciklerin toplam yüzey alanı mevcut sitratlar tarafından kaplanacak kadar azalır).

    Brust yöntemi
    Bu yöntem Brust ve Schiffrin tarrafından 1990’larda keşfedilmiştir.[14] ve toluen gibi suyla karışmayan organik sıvılar içinde altın naotanecikleri üretmekte kullanılabilir. Kloroaurik asit solüsyonu, tolüen içinde tetraoktilammonyum bromür (TOAB) çözeltisi ve sodyum borohidrür(NaBH) ile reaksiyonu yapılır. TOAB hem faz transfer katalizörü hem de stabilizör ajandır, NaBH ise indirgeyici ajandır. Altın nanotanecikler 5-ââ‚Å“6 nm.[15] boyunda olur.

    TOAB altın taneciklere sıkıca bağlanmaz, dolayısıyla çözelti iki hafta boyunca yavaş yavaş çökelir. Buna engel olmak için bir tiyol (özellikle alkantiyoller) gibi daha kuvvetli bir bağlayıcı ajan eklenebilir. Bunlar altın ile kovalent bağlanarak kalıcı bir solüsyon oluşturur. Alkantiyol tarafından korunmuş nanoaltın tanecikleri çökeltilip sonra tekrar çözündürülebilir. Saflaştırılmış nanotaneciklerde faz transfer ajanından bir miktar kalmış olabilir, bunun sonucu taneciklerin çözünürlük gibi bazı fiziksel özellikler etkilenebilir. Bu ajanın mümkün olduğu kadar çok bir kısmının giderilmesi için nanotaneciklerin Soxhlet ekstraksiyonu ile daha da saflaştırılması gerekebilir.

    Perrault Yöntemi
    Perralut ve Chan tarafından 2009’da keşfedilen bu yöntem[16] tohum olarak altın nanotanecik içeren sulu çözeltide HAuCl4’indirgemek için hidrokuinon kullanır. Bu süreç, fotoğraf filim banyosunda kullanılana benzerdir, filim içindeki gümüş tanecikler, üzerlerine indirgenmiş gümüş eklenmesi ile büyür. Benzer şekilde, altın tanecikler hidrokuinon ile etkiyerek iyonik altının kendi yüzeyleri üzerinde indirgenmesini katalizler. Sitrat gibi bir stabilizör taneciklerin kontrollü büyümesini sağlar. Tipik olarak nanotanecik tohumlar sitrat yöntemi ile üretilir. Hidrokuinon yöntemi Frens yöntemini tamamlar,[11][12] çünkü üretilebilen monodispers küresel taneciklerin çeşitliliğini genişletir. Frens yöntemi 12-20 nm tanecikleri için idealdir, hidrokuinon yöntemi ise 30-250 nm tanecikleri üretebilir.

    Sonoliz
    Altın taneciklerinin deneysel üretiminin bir diğer yöntemi sonolizdir. Ultrasona dayalı bu tür bir işlemde, HAuCl4’nin glukoz ile reaksiyonu olur.[kaynak belirtilmeli] Hidroksil radikalleri ve suyun içindeki kavitelerin çöktüğü olduğu arayüz bölgesinde meydana gelen şekerpiroliz radikalleri indirgeyici ajan olarak etkir. Reaksiyonun ürünü nanoşeritlerdir, bunlar 30 -50 nm genişlikte ve birkaç mikrometre uzunluktadır. Bu şeritler çok esnektir ve 90°’den büyük açılarla eğrilebilirler. Glukoz yerine bir glikoz oligomeri olan siklodekstrinkullanılınca sadece küresel altın tanecikleri meydana gelir; dolayısıyla şerit oluşmasında glukozun rolü olduğu anlamı çıkar.

    Tarih
    Eski çağlarda Hayat İksiri olarak adlandırılan, altından yapılmış bir iksirin varlığı hakkında çok yazılmıştır. Kolloidal altın Antik Roma döneminde cam boyamak için kullanılırdı, altının konsantrasyonuna bağlı olarak parlak sarı, kırmızı veya leylak rengi elde edilirdi. Hindu Kimyasında da altın, çeşitli iksirler yapmak için kullanılmıştır. 16. yüzyılda simyacı Paracelsus Aurum Potabile (Latince: içilebilir altın) yapmıştır. 17. yüzyılda cam boyama işlemi Andreus Cassius ve Johann Kunchell tarafından geliştirilmiştir. 1842’de John Herschelkolloidal altın kullanılarak resimlerin kağıt üzerine kaydedildiği Chrysotype (Yunanca altın sözcüğünden türetme) adlı bir fotoğrafçılık işlemi icat etmiştir. Paracelsus’un çalışması Michael Faraday’a ilham kaynağı olmuş ve 1857’de ilk saf kolloidal altın örneğini hazırlayıp ona „etkinleştirilmiş altın“ adını vermiştir. Faraday, altın klorür solüsyonunu indirgemek için fosfor kullanmıştır.

    Uzun bir süre Cassius’un yakut-renkli altınının bileşimi belli değildi. Hazırlanışı nedeniyle bazı kimyacılar onun bir altın-kalay bileşiği olduğundan şüphelenmişti.[17][18] Bileşiğin renginin altın taneciklerin küçük boyundan kaynaklandığını ilk anlayan Faraday olmuştur.[19]1898’te Richard Adolf Zsigmondy ilk derişik solüsyonda kolloidal altın hazırladı.[20] Ultrasantrifugasyonu icat eden Sevdberg ve küresel tanecikler tarafından ışık saçılımı ve soğrulmasının teorisi geliştiren Mie de kolloidal altın’ın sentez ve özelliklerine ilgi göstermiştir.[8]

    Elektron mikroskopisi
    Ana madde: immünoaltın işaretlemesi
    Kolloidal altın ve onun çeşitli türevleri biyolojik elektron mikroskopisinde en çok kullanılan kontrast ajanlarından olmuştur.[21][22][23][24][25] Kolloidal altın tanecikleri antikor, lektin, süperantijen, glikan, nükleik asit gibi çeşitli geleneksel biyolojik problara bağlanabilir.[26]Farklı boyda tanecikler elektron mikrograflarında kolaylıkla ayırdedilebilir, böylece simültane çoklu işaretleme deneyleri yapılabilir.[27]

    Sağlık ve tıbbi uygulamaları
    Sıçanlarda romatoid artrit’in tedavisinde kolloidal altın başarılı şekilde kullanılmıştır.[28] İlgili bir çalışmada[29]
    In vitro bir deneyde, kolloidal altın ve mikrodalga ışınım birlikte kullanılarak Alzheimer hastalığı ile ilişkili plak ve beta-amiloid fibrillerin imha edilebildiği gösterilmiştir.[30] Altın taneciklerin ışınımla ısıtıldığı benzer uygulamalar hakkında araştırmalar sürmektedir.[31]

    İlaç taşıması
    Altın nanotanciklerinin Paclitaxel gibi ilaçlar için taşıyıcı olmaları araştırılmaktadır.[32] Hidrofobik ilaçların verilmesi moleküler enkapsülasyon (kapsülleme) gerektirmektedir ve nano-büyüklükte taneciklerin retiküloendotelial sistemden kaçınmakta özellikle verimli oldukları bulunmuştur.

    Tümör tespiti
    Kanser araştırmasında kolloidal altın tümörleri hedeflemekte ve SERS (Surface Enhanced Raman Spectroscopy) ile onların in vivo tespitinde kullanılabilir. Altın nanotanecikler Raman habercileriyle (reporter) çevrilidir, bunların ışık emisyonu kuantum noktalardan 200 kat parlaktır. Nanotanecikler tiyol-modifiye polietilen glikol (PEG) örtü ile kapsüllendikeri zaman Raman habercilerin stabilize oldukları bulunmuştur. Bu sayede in vivo dolaşım ve uyum sağlanır. Tümör hücrelerini spesifik olarak hedeflemek için PEGlenmiş altın tanecikler bir antikor (veya scFv gibi bir antikor parçası ile) ile konjüge edilir. Antikor, Epidermal büyüme faktörü reseptörü gibi belli kanser tiplerinin hücrelerinde yüksek oranda ifade edilen bir proteine spesifiktir. SERS kullanılarak bu PEGlenmiş altın tanecikleri tümörün yerine tespit etmekte kullanılabilir.[33]

    Fototermal ajanlar
    Altın nanoçubuklar in vivo uygulamalarda fototermal ajan olarak kullanımı araştırılmaktadır. Altın nanoçubuklar çubuk şekilli nanotaneciklerdir, biçimlerinin ışığın oranı yüzey plasmon resonans (Surface Plasmone Resonance, SPR) bandını ayarlar. SPR’deki toplam ışık sönümü soğurma ve saçılımdan meydana gelir. Küçük eksen çaplı nanoçubuklar (~10 nm) için soğurma baskındır, daha uzun eksen çaplı (>35 nm) çubuklar saçılım baskındır. Dolayısıyla, in-vivo uygulamalarda küçük çaplı altın çubuklar yakın kızıl ötesi ışık için fototermal dönüştürücü olarak kullanılırlar, yüksek soğurma ara kesitleri nedeniyle.[kaynak belirtilmeli] Yakın kızılötesi ışık, insan derisi ve dokuları içinden kolaylıkla geçtiği için, bu nanoçubuklar kanser ve diğer hedefler için aşındırma (ablation) bileşikleri olarak kullanılabilirler.Polimerlerle kaplandıkları zaman altın nanoçubuklarının dolaşım sisteminde 15 saatlik bir yarı ömürle kalabildikleri bulunmuştur.[kaynak belirtilmeli]

    Kaynakça
    ^ Bernhard Wessling, Conductive Polymer / Solvent Systems: Solutions or Dispersions?, 1996 (on-line here)
    ^ University of Edinburgh School of Physics: Colloids (mentions Elixir of Life)
    ^ Murphy CJ, Gole AM, Stone JW, et al. (2008). „Gold nanoparticles in biology: beyond toxicity to cellular imaging“. Acc. Chem. Res.41: 1721-30. doi:10.1021/ar800035u. PMID 18712884.
    ^ a b V. R. Reddy, „Gold Nanoparticles: Synthesis and Applications“ 2006, 1791, and references therein
    ^ Michael Faraday, Philosophical Transactions of the Royal Society, London, 1857
    ^ Paul Mulvaney, University of Melbourne, The beauty and elegance of Nanocrystals, Use since Roman times
    ^ C. N. Ramachandra Rao, Giridhar U. Kulkarni, P. John Thomasa, Peter P. Edwards, Metal nanoparticles and their assemblies, Chem. Soc. Rev., 2000, 29, 27-35. (on-line here; mentions Cassius and Kunchel)
    ^ a b Sharma, Vivek; Park, Kyoungweon; Srinivasarao, Mohan (2009). „Colloidal dispersion of gold nanorods: Historical background, optical properties, seed-mediated synthesis, shape separation and self-assembly“. Material Science and Engineering Reports 65 (1-3): 1-38. doi:10.1016/j.mser.2009.02.002.
    ^ J. Turkevich, P. C. Stevenson, J. Hillier, „A study of the nucleation and growth processes in the synthesis of colloidal gold“, Discuss. Faraday. Soc. 1951, 11, 55-75.
    ^ J. Kimling, M. Maier, B. Okenve, V. Kotaidis, H. Ballot, A. Plech, „Turkevich Method for Gold Nanoparticle Synthesis Revisited“, J. Phys. Chem. B 2006, 110, 15700-15707.
    ^ a b G. Frens, „Particle size and sol stability in metal colloids“, Colloid & Polymer Science 1972, 250, 736-741.
    ^ a b G. Frens, „Controlled nucleation for the regulation of the particle size in monodisperse gold suspensions“, Nature (London), Phys. Sci. 1973, 241, 20-22.
    ^ BK Pong et al. J. Phys. Chem. C, 111 (17), 6281 -6287, 2007. New Insights on the Nanoparticle Growth Mechanism in the Citrate Reduction of Gold(III) Salt: Formation of the Au Nanowire Intermediate and Its Nonlinear Optical Properties
    ^ M. Brust; M. Walker; D. Bethell; D. J. Schiffrin; R. Whyman (1994). „Synthesis of Thiol-derivatised Gold Nanoparticles in a Two-phase Liquid-Liquid System“. Chem. Commun.: 801. doi:10.1039/C39940000801.
    ^ Manna, A.; Chen, P.; Akiyama, H.; Wei, T.; Tamada, K.; Knoll, W. (2003). „Optimized Photoisomerization on Gold Nanoparticles Capped by Unsymmetrical Azobenzene Disulfides“. Chem. Mater. 15 (1): 2028. doi:10.1021/cm0207696.
    ^ S.D. Perrault; W.C.W. Chan (2009). „Synthesis and Surface Modification of Highly Monodispersed, Spherical Gold Nanoparticles of 50-200 nm“. J. Am. Chem. Soc. 131: 17042. doi:10.1021/ja907069u.
    ^ Gay-Lussac (1832). „Ueber den Cassius’schen Goldpurpur“. Annalen der Physik 101 (8): 630. doi:10.1002/andp.18321010809.
    ^ Berzelius, J. J. (1831). „Ueber den Cassius‘ schen Goldpurpur“. Annalen der Physik 98 (6): 306-308.doi:10.1002/andp.18310980613.
    ^ Faraday, M. (1857). „Experimental Relations of Gold (and Other Metals) to Light,“. Philos. Trans. R. Soc. London 147: 145.doi:10.1098/rstl.1857.0011.
    ^ Zsigmondy, Richard (December 11, 1926). „Properties of colloids“. Nobel Foundation. Erişim tarihi: 2009-01-23.
    ^ „Colloidal gold, a useful marker for transmission and scanning electron microscopy“ by M Horisberger and J Rosset
    Journal of Histochemistry and Cytochemistry Volume 25, Issue 4, pp. 295-305, 04/01/1977
    [1]
    ^ Electron Microscopy, 2nd Edition, by John J. Bozzola, Jones & Bartlett Publishers; 2 Sub edition (October 1998) ISBN 0763701920
    ^ Practical Electron Microscopy: A Beginner’s Illustrated Guide, by Elaine Evelyn Hunter. Cambridge University Press; 2nd edition (September 24, 1993) ISBN 0521385393
    ^ Electron Microscopy: Methods and Protocols (Methods in Molecular Biology), by John Kuo (Editor). Humana Press; 2nd edition (February 27, 2007) ISBN 1588295737
    ^ „Staphylococcal protein a bound to colloidal gold: A useful reagent to label antigen-antibody sites in electron microscopy“, by Egidio L Romanoa and Mirtha Romanoa. Immunochemistry Volume 14, Issues 9-10, September-October 1977, Pages 711-715, doi:10.1016/0019-2791(77)90146-X
    ^ Simultaneous visualization of chromosome bands and hybridization signal using colloidal-gold labeling in electron microscopy [2]
    ^ Double labeling with colloidal gold particles of different sizes
    ^ Amelioration of collagen-induced arthritis in rats by nanogold.
    ^ Two years follow-up study of the pain-relieving effect of gold bead implantation in dogs with hip-joint arthritis.
    ^ Gold is newest weapon in battle against Alzheimer’s
    ^ Therapeutic possibilities of plasmonically heated gold nanoparticles.
    ^ Paclitaxel-Functionalized Gold Nanoparticles Jacob D. Gibson, Bishnu P. Khanal, and Eugene R. Zubarev J. Am. Chem. Soc. 2007, 129, 11653-11661 DOI:10.1021/ja075181k
    ^ Qian, Ximei. „In vivo tumor targeting and spectroscopic detection with surface-enhanced Raman nanoparticle tags.“ Nature Biotechnology. 2008. Vol 26 No 1.

    K:Wiki

    * * * * * * * * * *
    Elde tutulabilir biyosensörler ve teşhis cihazları, ferromanyetik demir oksit nanoparçacıklarının kullanımının gelişmesiyle beraber (manyetik nanotaneler olarak da bilinirler) ileriye doğru büyük adımlar atmaktadır. Oregon Eyalet Üniversitesi (OSU) bilim adamlarına göre, bu nanotanelerin kullanımıyla cihazlar küçük, hızlı, üretimi ucuz ve daha doğru sonuçlar veren hale gelebilirler.

    Günümüzdeki mikro akışlı kimyasal assay sistemleri hakkında OSU grubu yaptığı değerlendirmede “ Pahalı ekipman gerektiriyor, uzman personel ve gelişmiş laboratuarla ancak kullanılabilir“ diyor. Yeni sistemde ise ferromanyetik demir oksit nanopartikülleri (bildiğimiz demir pasının küçük tanecikleri) biyokimyasal problara eklenebilecek. Özel kimyasallarla karşılaştığında ortaya çıkan nanoparçacıkların ferromanyetik titreşimi (rezonans) elektronik olarak bir bilgisayar tespit cihazına taşınabilir, böylece kimyasalların varlığı anlaşılabilir.
    Araştırmacılar suda, havada ince bir film tabakaya veya karışık işlemlere ihtiyaç duymadan herşeyin bu teknolojiyle tespit edilebileceğini öngörüyorlar.

    „Kullandığımız parçacıklar şu an yaygın olarak kullanılan teşhis testlerindekilerden 1000 kat daha küçük ve böylece cihaz taşınabilir olacak kadar küçülüyor“ diyor takım lideri Prof. Vincent Remcho. “ Önemli olmasının yanında bu nanoparçacıklar demirden yapılmış. Bu nedenle manyetik ve elektronik işlemleri uygulanarak cihazlar ayrıca bilgiye ulaşmamızı sağlayan sinyal verme aletine dönüştürülebilir“.

    Bu cihazın mümkün olan kullanım alanları ise; anti-terör, su iyileştirilmesi (arıtım), çevresel takip, kargo şüphelileri tespiti, biyomedikal uygulamalar (tıpta), ilaç testleri ve gıda güvenliği. Teknolojinin temel kullanılabilirliği deneylerle kanıtlanmış durumda , bilim adamları şu an ise kullanım alanlarına uygun hale getirmeye çalışıyorlar sistemi.

    * * * * *
    Google, nanoparçacıklarla kanseri önceden teşhis edecek
    Wall Street Journal’ın düzenlediği bir etkinlikte geleceğe dair planlarını açıklayanGoogle, önümüzdeki yıllar içerisinde nanoparçacıklar yardımıyla insan kanını analiz ederek sağlık sorunlarını tespit edebileceklerini açıkladı.Teknolojiye olduğu kadar sağlık cephesinde de önemli yatırımlarda bulunan Google, hayat standartlarını arttırma adına çalışmalarını sürdürüyor. Öyle ki kısa süre önce düzenlenen konferansta konuşan GoogleX Lab’ın Yaşam Bilimleri departman yöneticilerinden Andrew Conrad, gelecekte nanoparçacıklar yardımıyla kan tahlili yaparak başta kanser olmak üzere hastalıklara erken teşhis konmasını kolaylaştırmak istediklerini açıkladı. Hapların içerisine yerleştirilecek nano tanecikler hücrelere bağlanarak vücuttaki düzensizlikleri belirleyecek ve elde edilen bulguları taşınabilir bir cihazda depolayarak doktorlarla paylaşacak. Şimdilik çağın ötesinde bir fikir ileri sürdüklerinin farkında olduklarını belirten Conrad doğru yatırım, yenilikçi fikir ve teknoloji üçgeniyle hayallerin gerçeğe dönüştürülebileceğini ifade ediyor.

    * * * * * * *

    Massachusetts Institute of Technology (MIT) mensubu bilim insanları tarafından geliştirilen yeni bir yöntem, ilaçların emilimini daha etkin getirme potansiyeline sahip. İsviçre’deki École Polytechnique Fédérale de Lausanne (EPFL) ile ortaklaşa yürütülen çalışma kapsamında, özel maddelerle kaplanmış altın nanotaneciklerinin, hücre zarına zarar vermeden hücreye girebildiğini ve ilaçları çok daha etkin biçimde hücre içine ulaştırabildiğini keşfettiler.

    Nanotaneciklerin üzerindeki kaplama maddesinin özellikleri değiştirilerek, belirli bir hücre türünün hedeflenmesi de mümkün oluyor. Örneğin kanser hastalarında, ilacın sağlıklı hücrelere değil, kanser hücrelerine ulaşması sağlanabiliyor. Böyle bir yöntem sayesinde, kanser ilaçlarının güçlü yan etkileri kat kat azaltılabilecek.

    Araştırmayı yürüten ekibin başında yer alan Reid Van Lehn ve Maria Ricci, henüz çalışmalarının başında olduklarını, ancak altın nanotaneciklerinin tıbbi uygulamalarda büyük potansiyel taşıdığını bildiriyorlar. Bu tür uygulamaların artmasıyla, farmakoloji sektöründe kullanılan altın miktarının artması da kaçınılmaz olacak.

    * * * * * *
    ÖZET
    Nanopartikül: Geleceğin korkulu rüyası
    Nanoteknoloji 1-100 nanometre uzunluktaki partiküllerin kullanıldığı fizik, kimya, elektronik, enerji üretimi, biyoloji, tıp gibi geniş uygulama alanları bulunan yeni bir bilim dalıdır. Her yeni teknolojide olduğu gibi, bu teknoloji ve ürünlerinin de çevre ve sağlık üzerindeki etkileri merak edilmektedir. Nanopartiküllerin insan vücudunda en önemli giriş ve hedef organı akciğerlerdir. Bu derlemede nanopartiküllerin başta solunum sistemi olmak üzere canlılar üzerindeki muhtemel olumsuz etkileri literatür eşliğinde tartışılacaktır.
    Anahtar Kelimeler: Nanoteknoloji, nanopartikül, akciğer toksisitesi.
    SUMMARY
    Nanoparticle: a nightmare for the future
    Department of Chest Diseases, Faculty of Medicine, Cumhuriyet University, Sivas, Turkey.
    Nanotechnology is a new discipline where 1-100 nanometers long particles are used, with an extensive field of application including physics, chemistry, electronics, energy production, biology, and medicine. Just as in every innovation, the effects of this technology and its products on environment and health are wondered. Lungs are the major port of entry and target of the nanoparticles in human body. This review will discuss, in the light of the literature, the possible adverse effects of nanoparticles on living beings and especially on respiratory system.
    Key Words: Nanotechnology, nanoparticle, pulmonary toxicity.
    Geliş Tarihi/Received: 14/03/2012 – Kabul Ediliş Tarihi/Accepted: 14/03/2012
    Nanobilim kavramı ilk kez 1959 yılında Nobel Fizik Ödülü sahibi Richard Feyman tarafından bilim felsefesiyle ilgili bir sohbeti sırasında gündeme getirilmiştir (1). Drexler 1986 yılında moleküler yapıdaki nanoteknolojinin dikkat çekici olanaklarını tartışmaya açmıştır. Zamanla nanoteknolojideki hızlı gelişmeler diğer teknolojik alanlarda olduğu gibi insan ve ekosistem için büyük yararları olduğu kadar önemli zararları olabileceği konusunu da gündeme getirmiştir (2). Son yıllarda nanoteknoloji alanındaki hızlı gelişmeler bu teknoloji ürünlerinin günlük yaşantımıza daha fazla oranda girmesine yol açmaktadır. Bugün itibariyle 1000’den fazla çeşit nanoteknoloji ürününün günlük kullanılan ürünler arasında yerlerini aldığı görülmektedir. Kir tutmaz bebek elbiseleri, leke tutmaz masa örtüleri, su tutmaz-ıslanmaz-kirlenmez boyalar, tıraş losyonları, güneş kremleri, hatta tanı ve tedavi amacıyla yapılan bir takım ilaç-tıbbi uygulamalar bunlardan bazılarıdır. Nanoteknolojiye dayalı ekonominin 2015 yılında 1 trilyon doları aşacağı tahminleri yapılmaktayken, bu beklentinin 3 trilyon doları aşacağı ifade edilmeye başlanmıştır (3,4). Nanoteknolojideki bu akıl almaz hızlı gelişmeler bu teknolojinin özünü oluşturan nanopartiküllere dikkatleri çevirmiş ve ilk deneysel gözlemler bu kuşkuyu haklı çıkaracak boyutlara ulaşmaya başlamıştır. Bu nedenle bu makalede nanoteknolojide kullanılan bazı nanopartiküllerin başta solunum sistemi olmak üzere insan vücuduna muhtemel toksik etkileri tartışılacaktır.
    İnsanoğlunun asbest ile yaşadığı acı deneyim „nanopartiküller geleceğin asbesti olabilir mi?“ sorusunu da tıp dünyasında daha fazla sorulur hale getirmiştir. Yirminci yüzyılın başından itibaren sanayide yaygın kullanılmaya başlanan asbestin insan vücudundaki ciddi toksik etkileri ancak 20. yüzyılının sonuna doğru kanıtlanmış ve tüm dünyada yasaklanmaya başlanmıştır. Son 40 yıldır sanayide asbest kullanımı giderek azalmakla birlikte asbestle ilişkili malign mezotelyoma sıklığı artmaya devam etmektedir. Sanayide amfibol kullanımının azalmasına rağmen hastalığın artmaya devam etmesi muhtemel çevresel krizotil ya da başka fiberlerin hastalığın etyolojisinde rol oynayabileceğini akla getirmektedir (5). Bu noktada asbeste benzer lifsel özellikler gösteren bazı nanopartiküllerin bu tür bir etkisinin olup olmadığı in vivo ya da in vitro araştırmalarla irdelenmeye çalışılmıştır.
    Nanoteknolojide kullanılan nanopartiküller; „American Society for Testing and Materials (ASTM)“ın standart tanımlamasına göre partikül boyutları iki ya da üç boyutlu olarak 1-100 nm uzunluktaki parçacıklar olarak tanımlanmaktadır (6). Farklı özelliklerine göre farklı sınıflamalar bulunmakla birlikte basit olarak şu şekilde sınıflandırılabilir (7);
    1. Karbon bazlı nanopartiküller (fullerenes, çok duvarlı karbon nanotübler vb.),
    2. Metal bazlı nanopartiküller (altın kolloidler, nanokabuklar, nanoçubuklar, süperparamagnetik demiroksit nanopartiküller vb.),
    3. Yarı iletken bazlı nanopartiküller (kuantum noktaları vb.).
    Tıp alanında nanoteknoloji ve nanopartiküller; daha duyarlı analizler sağlamak amacıyla biyomarkır tabanlı proteomik ve genomik teknolojilerde, manyetik rezonans, ultrason, floresan, nükleer ve bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik alanlarda moleküler görüntüleme amacıyla, ilaç geliştirme sistemleri, hedefe yönelik tedavi, aşı geliştirilmesi gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Bu yaygın ve yararlı kullanım özelliklerinin yanı sıra molekül özellikleri nedeniyle solunum sistemi, kan, santral sinir sistemi, gastrointestinal sistem ve cilt üzerindeki muhtemel toksik etkileri de araştırmalara konu olmuştur (8). Örneğin; elektriksel, mekanik ve termal özellikleri nedeniyle elektronik, bilgisayar ve havacılık endüstrisinde yaygın olarak kullanılan karbon nanotüblerin işlenmemiş formda çok hafif oldukları için havada asılı halde kalıp akciğerlere ulaşma potansiyeli taşıdığı belirlenmiştir (9).
    Nanopartiküllerin insan vücudunda en önemli giriş ve hedef organı akciğerlerdir. İnhalasyonla akciğerlere alınan partiküller pariyetal plevraya kadar ulaşır. Kısa boyutlu ya da sarmal yapıdakiler makrofajlar tarafından çevrelenerek yok edilir. Ancak yüksek boy-en oranına sahip nanotübler asbest lifleri gibi stomalar çevresinde birikir. Makrofajlar, bu lifsi yapıları nedeniyle nanotübleri fagosite edemez ve ortama mezotel hücreleri tarafından proinflamatuvar, genotoksik, mitojenik mediatörler salınır (10). Bu sürecin gelişmesinde partikül boyutları özellikle önem taşımaktadır. Partikül boyutu 100 nm’den küçük nanopartiküllerin hava ve sıvıda daha fazla biriktikleri, epitel hücreleri, lenfatikler, kan, sinir sistemi ve sekonder hedef organlara daha fazla geçtikleri, büyük partiküllerin ise karaciğerin eliminasyonu nedeniyle hedef organlara ulaşamadığı ifade edilmektedir (11).
    Akciğerlerin nanopartikül maddeleri ve diğer termodegradasyon ürünleri gibi atmosferde kirliliğe yol açan maddelere kolaylıkla maruz kaldığı iyi bilinmektedir. Yanma sonucunda oluşan nanopartiküllerin yol açtığı akciğer hasarının ana mekanizmalarından biri, farklı transkripsiyon faktörlerinin aktivasyonuyla proinflamatuvar protein sentezinin uyarılması ve oluşan oksidatif stresin neden olduğu hasardır (12). Brown ve arkadaşları nanopartiküllerin yüzey alanı ile oksidatif stresin neden olduğu inflamasyon arasında önemli bir korelasyon olduğunu bildirmişlerdir (13). Ayrıca, farklı tip nanopartiküllerin farklı derecelerde inflamatuvar reaksiyonlara yol açtıkları, örneğin; tek duvarlı karbon nanotüblerin akciğerlerde doza bağımlı epiteloid granüloma ve interstisyel inflamasyon oluşturmada diğer nanopartiküllerden daha toksik oldukları saptanmıştır (9). Nanopartiküllerin akciğerlerde granülasyon ve inflamasyon oluşturucu etkileri daha çok hayvanlar üzerinde gösterilmiştir. İnsanlarda da bu muhtemel etkileri doğrulayacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
    İnhale edilen nanopartiküller farklı mekanizmalarla diğer hedef organlara ulaşmaktadır. Bunlardan biri solunum epiteline ulaşan partikülün önce interstisyuma sonrada kan veya lenfatik dolaşım aracılığıyla sistemik dolaşıma geçmesi şeklindedir. Farelerde intratrakeal uygulanan nanopartiküllerin alveoler epitel hücreleri arasındaki büyük çaplı deliklerden geçerek hava-kan bariyerine ulaştığı ve buradan sistemik dolaşıma geçtiği belirlenmiştir (14). Nemmar ve arkadaşları sağlıklı gönüllüler üzerinde yaptıkları bir araştırmada teknesyum 99M işaretli ultra ince karbon partiküllerin inhalasyon sonrası hızlıca (bir dakika içinde) sistemik dolaşıma geçtiğini göstermişlerdir (15). Nanopartiküllerin gerek solunum sistemi, gerekse diğer sistemler üzerine olan toksik etkilerinin mekanizmasının; inhalasyon sonrası partiküllerin akciğerlere ulaşmasıyla başlayan pulmoner ve sistemik inflamasyon olduğu ileri sürülmüştür. Bu görüşe göre inflamasyon sonucu oluşan pulmoner endotel disfonksiyonu, platelet aktivasyonu, trombotik faktörlerin uyarılması, aterosklerotik plak oluşumu ve rüptürü, vasküler endotelyal disfonksiyon, pulmoner reflekslerin uyarılması, kalp hızında ve ritminde bozulma ve hatta ani kardiyak ölümle sonuçlanabilecek önemli değişikliklerin olabileceği bildirilmiştir (16,17).
    Nanopartiküllere daha uzun süreli maruziyetinin olası kronik etkileriyle ilgili çalışmalar daha çok farelerde mezotelyomaya neden olup olmadığı ile ilgilidir. Bu konuda yapılan ilk deneysel araştırmada 76 adet p53 heterozigot fare 19’arlı dört gruba ayrılarak birinci gruba çok duvarlı karbon nanotüb, ikinci gruba crocidolite, üçüncü gruba fullerene maddeleri intraperitoneal olarak uygulanmış, dördüncü grup ise negatif kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda birinci gruptaki farelerin %87’sinde 84. günde, ikinci gruptaki farelerin %77.8’inde 25. haftada mezotelyomadan ölüm gerçekleşmiş, üçüncü grupta bir farede piyelonefrit gelişmiş, negatif kontrol grubunda ise herhangi bir patoloji gözlenmemiştir (18). Bu çalışmanın genetik olarak defektli farelerde yapılması tartışma konusu olmuş ve aynı araştırmacılar tarafından bu kez genetiği değiştirilmemiş farelerde benzer bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu yeni araştırmada yedi fareye çok duvarlı karbon nanotüb, 10 fareye crocidolite, beş fareye karboksimetil selüloz maddeleri intraskrotal olarak enjekte edilmiştir. Elli iki haftalık gözlem süresi sonrası otopsi incelemesi planlanmışken 37-40 hafta sonrası çok duvarlı karbon nanotübün uygulanan yedi fareden altısının yaygın peritoneal mezotelyoma nedeniyle öldüğü gözlenmiştir. Diğer iki gruptaki farelerin herhangi bir patoloji izlenmeden 52 hafta yaşadığı bildirilmiştir (19). Bu iki çalışma ile çok duvarlı karbon nanotübün hem genetik olarak defektli hem de sağlıklı farelerde mezotelyoma gelişimine neden olduğu gösterilmiştir.
    Hayvan çalışmaları ve deneysel çalışmalar nanopartiküllerin plevra ve peritona toksik etkileri dışında akciğer hasarı ve diğer toksisitelere de neden olduğunu göstermiştir. Papageorgiou ve arkadaşları kobalt-krom karışımı nanopartiküllerin insan fibroblast doku kültürlerinde mikron boyutlarındaki partiküllerden daha fazla oranda serbest radikaller, DNA hasarı, anöploidi ve sitotoksisiteye neden olduğunu göstermişlerdir (20). Lam ve arkadaşları da intratrakeal yolla karbon nanotüb inhalasyonu uyguladıkları farelerin yedinci ve 90. gün akciğerlerinde yaptıkları histopatolojik incelemelerde doza bağımlı olarak epiteloid granülomların ve interstisyel inflamasyonun geliştiğini, bu histopatolojik değişikliklerin 90. günde daha belirgin olduğunu saptamışlardır (9). Başka bir fare çalışmasında ise farengeal aspirasyon yoluyla uygulanan tek duvarlı karbon nanotüblerin akciğerlerde progresif pulmoner fibrozis, granülomlar ve fonksiyonel pulmoner yetersizliklere neden olduğu gösterilmiştir (21). Daha güncel bir çalışmada Cho ve arkadaşları çinkooksit nanopartikülü intratrakeal olarak farelere inhalasyonla uyguladıklarında fare akciğerlerinin bronkoalveoler sıvı ve histopatolojik incelemelerinde; eozinofili, hava yolu epitel hücre proliferasyonu, goblet hücre hiperplazisi, pulmoner parankimal ve interstisyel fibrozis geliştiğini saptamışlardır (22). Çinkooksit nanopartikül; kozmetik, boya, tekstil ürünlerinde, gıdalarda katkı maddesi olarak ve kişisel hijyen ürünlerinde kullanılmaktadır. Özellikle translüsen ve ultraviyole A ve B’ye karşı yüksek koruma sağladığından güneş kremleri ve nemlendiricilerin vazgeçilmezlerindendir.
    Nanopartiküllerin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gösteren ilk çalışma 2009 yılında Song ve arkadaşları tarafından yayımlanmıştır. Bu çalışmada Pekin’de Ocak 2007-Nisan 2008 tarihleri arasında daha önce hiçbir sağlık sorunu olmayan, sigara içmemiş, değişik hastanelerde takip edilen, benzer klinik tabloda olan, aynı işi-mesleksel maruziyeti tanımlayan, yaşları 18-47 arasında değişen yedi kadın hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Hastalar klinik tablonun maruziyetleriyle ilişkisinin araştırılması, tetkik ve tedavi amacıyla takibe alınmıştır. Hastaların ortak klinik bulgularının nefes darlığı, nedeni bilinmeyen plevral veya perikardiyal efüzyon olduğu belirtilmiştir. Hastalara tanısal amaçla her türlü laboratuvar incelemesi (seroloji, immünoloji, bakteriyoloji, radyolojik, bronkoskopi vb.) ve video yardımlı torakoskopi dahil tüm invaziv girişimler yapılmıştır. Hastaların çalıştıkları fabrikalar doktorlar tarafından incelenmiş, kullandıkları boya hamuru, malzemeler, ortam ölçümleri, vantilatörlerde biriken toz numuneleri alınmıştır. Alınan örneklerde gaz kromatografik-spektrometrik analizlerinde poliakrilik esterler saptanmıştır (butanoik asit, butil ester, N-butil eter, asetik asit, toluen, di-tert-butil peroksid). Bu örneklerin elektron mikroskobik incelenmesinde de 30 nm ortalama çaplı nanopartiküller saptanmıştır. Ayrıca, hastaların akciğer epitel hücreleri, sitoplazmaları, karyoplazmaları ve plevral sıvılarında da bu nanopartiküllere rastlanmıştır. Araştırmacılar makalenin sonuç bölümünde uzun süre nanopartiküllere maruz kalmanın insan akciğerlerinde ciddi hasarlara neden olabileceğini vurgulamışlardır (23). Bu bağlamda nanopartiküllerle obstrüktif akciğer hastalıkları, interstisyel akciğer hastalıkları, akciğer kanserleri gibi daha sık görülen solunum sistemi hastalıkları arasında bir ilişkinin olup olmadığı konusu da yanıt aranması gereken bir soru olarak zihinlerdeki yerini almaktadır.
    Nanopartiküllerin solunum sistemi dışındaki diğer organ ve sistemler üzerine olabilecek muhtemel toksik etkileri de araştırılmıştır. Nanofarmakolojide kullanılan karbon nanopartiküllerin in vivo ve in vitro platelet agregasyonu üzerine etkisini araştıran bir çalışmada çok duvarlı karbon nanotüb, tek duvarlı karbon nanotüb, C60 fullerenes (C60CS) ve mikst karbon nanopartikülün etkileriyle standart geleneksel partikülün (SRM1648, boyu: 1.4 µ) etkileri karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda karbon nanopartiküllerin (C60CS hariç) geleneksel partiküllerden daha fazla oranda platelet agregasyonunu stimüle ettiği, sıçan karotis arterlerinde vasküler trombozisi hızlandırdığı saptanmıştır (24). Nanopartiküllerin in vivo protrombotik etkilerinin araştırıldığı daha güncel bir çalışmada ise intravenöz uygulanan yüksek doz „kuantum noktaları“nın farelerde akciğer, karaciğer ve kan hücrelerinin yüzeylerinde biriktiği, koagülasyon kaskadında aktivasyona yol açarak pulmoner vasküler trombozise neden olduğu gösterilmiştir (25). Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar nanopartiküllere maruz kalmanın insanlarda arteryel ve/veya venöz tromboembolizm olaylarını artırabileceği şüphesini doğurmaktadır. Kuşkusuz ki bu şüphenin insanlarda yapılacak araştırmalarla doğrulaması ya da dışlaması gerekmektedir.
    Nanopartiküller gerek sistemik dolaşımla gerekse hava yolu epitelinde sonlanan duyu sinirleri üzerinden veya olfaktör sinir vasıtasıyla gangliyonik ve santral sinir sistemi yapılarına ulaşabilmektedir (8). Araştırmalar bu maddelerin santral sinir sistemi üzerine de toksik etkilerinin olduğunu göstermiştir. Güneş kremlerinde kullanılan titanyum dioksit nanopartiküllerinin farelerde beyin hasarına neden olduğu gösterilmiştir (26). Ağır metallerden olan nanopartikül boyutundaki manganezin (Mn) santral sinir sisteminde birikerek Parkinson sendromuna yol açtığı, santral sinir sisteminde reaktif oksijen ürünlerini ve dopamin tüketimini artırdığı bildirilmiştir (27,28). Chen ve arkadaşlarının çalışmasında da farelere oral yolla verilen nanopartikül boyutlarındaki (23.5 nm) bakır elementinin böbrek, karaciğer ve dalakta mikropartiküler (17 µm) boyuttaki bakır elementinden daha fazla hasara yol açtığı saptanmıştır (29). Nanopartiküllerin ciltteki etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada da tek duvarlı karbon nanotübün in vitro olarak keratinosit hücrelerinde oksidatif stres ve proinflamatuvar yanıtı artırdıkları gösterilmiştir (30). Yamawaki ve arkadaşları nanopartiküllerin insan umblikal ven epitel hücrelerinde direkt sitotoksik etkiyle morfolojik değişikliklere neden olduğunu, proinflamatuvar yanıtı uyardığını, hücre büyümesi ve endotelyal nitrikoksit sentazın azalmasını inhibe ettiğini saptamışlardır (31). Literatürde nanopartiküllerin gastrointestinal sistemde direkt toksik etkilerini gösteren veri bulunmamaktadır. Bununla birlikte Crohn hastalığında kalsiyumdan fakir diyetin ve ekzojen mikropartiküllerin azlığının hastaların semptomlarında iyileşmeye yol açtığı belirlenmiştir (32).
    Sonuç olarak, nanopartiküllerin canlılar üzerinde toksik etkilerinin olduğu in vivo ve in vitro araştırmalarla gösterilmiştir. Gelecekte nanoteknolojinin daha yaygın kullanılır hale gelmesi, insanların nanopartiküllerle daha fazla teması anlamına gelecektir. Bu nedenle insanoğlunun „asbestle gördüğü korkulu rüya“nın tekrarlanmaması için nanopartiküllerin, başta solunum sistemi olmak üzere insan sağlığı üzerine muhtemel olumsuz etkilerinin daha fazla araştırılması gereklidir.
    ÇIKARÇATIŞMASI
    Bildirilmemiştir.

    KAYNAKLAR
    Feyman RP. The pleasure of finding things out. Helix Books Perseus Publishing, ISBN: 0-7382-0349-1 Cambridge, Massachusetts, 1999: 151-70.
    Seaton A, Donaldson K. Nanoscience, nanotoxicology, and the need to think small. Lancet 2005; 365: 923-4.
    Roco MC. International perspective on government nanotechnology funding in 2005. J Nanopart Res 2005; 7: 707-12.
    Lux report (2008). Nanomaterials State of the Market Q3 2008: Stealth Success. Broad Impact.https://portal.luxresearchinc.com/re…t.excerpt/3735.
    Tse LA, Yu IT, Goggins W, Clements M, Wang XR, Au JS, Yu KS. Environ Health Perspect. Are current or future mesothelioma epidemics in Hong Kong the tragic legacy of uncontrolled use of asbestos in the past? Environ Health Perspect 2010; 118: 382-6. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    ASTM E 2456-06 „Terminology for Nanotechnology.“ ASTM International, 2006.
    Lewinski N, Colvin V, Drezek R. Cytotoxicity of nanoparticles. Small 2008; 4: 26-49. [Özet]
    Medina C, Santos-Martinez MJ, Radomski A, Corrigan OI, Radomski MW. Nanoparticles: pharmacological and toxicological significance. Br J Pharmacol 2007; 150: 552-8.
    [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Lam CW, James JT, McCluskey R, Hunter RL. Pulmonary toxicity of single-wall carbon nanotubes in mice 7 and 90 days after intratracheal instillation. Toxicol Sci 2004; 77: 126-34. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Donaldson K, Murphy FA, Duffin R, Poland CA. Asbestos, carbon nanotubes and the pleural mesothelium: a review of the hypothesis regarding the role of long fibre retention in the parietal pleura, inflammation and mesothelioma. Particle and Fibre Toxicology 2010; 7: 5.
    [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Oberdörster G. Safety assessment for nanotechnology and nanomedicine: concepts of nanotoxicology. J Intern Med 2010; 267: 89-105. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Schins RPF, McAlinden A, MacNee W, Jimenez LA, Ross JA, Guy K, et al. Persistent depletion of I kappa B alpha and interleukin-8 expression in human pulmonary epithelial cells exposed to quartz particles. Toxicol Appl Pharmacol 2000; 167: 107-17. [Özet]
    Brown DM, Wilson MR, MacNee W, Stone V, Donaldson K. Size-dependent proinflammatory effects of ultrafine polystyrene particles: a role for surface area and oxidative stress in the enhanced activity of ultrafines. Toxicol Appl Pharmacol 2001; 175: 191-99. [Özet]
    Shimada A, Kawamura N, Okajima M, Kaewamatawong T, Inoue H, Morita T. Translocation pathway of the intratracheally instilled ultrafine particles from the lung into the blood circulation in the mouse. Toxicologic Pathology 2006; 34: 949-57. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Nemmar A, Hoet PH, Vanquickenborne B, Dinsdale D, Thomeer M, Hoylaerts MF, et al. Passage of inhaled particles into the blood circulation in humans. Circulation 2002; 105: 411-4.
    [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    BeruBe K. Balharry D, Sexton K, Koshy L, Jones T. Combustion-derived nanoparticles: mechanisms of pulmonary toxicity. Clinical and Experimental Pharmacology and Physiology 2007; 34: 1044-50. [Özet]
    Duffin R, Mills NL, Donaldson K. Nanoparticles-a thoracic toxicology perspective. Yonsei Med J 2007; 48: 561-72. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Takagi A, Hirose A, Nishimura T, Fukumori N, Ogata A, Ohashi N, et al. Induction of mesothelioma in p53 +/- mouse by intraperitoneal application of multi-wall carbon nanotube. J Toxicol Sci 2008; 33: 105-16. [Özet]
    Sakamoto Y, Nakae D, Fukumori N, Tayama K, Maekawa A, Imai K, et al. Induction of mesothelioma by a single intrascrotal administration of multi-wall carbon nanotube in intact male Fischer 344 rats. J Toxicol Sci 2009; 34: 65-76. [Özet]
    Papageorgiou I, Brown C, Schins R, Singh S, Newson R, Davis S, et al. The effect of nano- and micron-sized particles of cobalt-chromium alloy on human fibroblasts in vitro. Biomaterials 2007; 28: 2946-58.[Özet]
    Hamilton RF, Buford MC, Wood MB, Arnone B, Morandi M, Holian A. Engineered carbon nanoparticles alter macrophage immune function and initiate airway hyper-responsiveness in the BALB/c mouse model. Nanotoxicology 2007; 1: 104-17.
    Cho WS, Duffin R, Howie SE, Scotton CJ, Wallace WA, Macnee W, et al. Progressive severe lung injury by zinc oxide nanoparticles; the role of Zn2+ dissolution inside lysosomes. Part Fibre Toxicol 2011; 8: 27. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Song Y, Li X, Du X. Exposure to nanoparticles is related to pleural effusion, pulmonary fibrosis and granuloma. Eur Respir J 2009; 34: 559-67. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Radomski A, Jurasz P, Alonso-Escolano D, Drews M, Morandi M, Malinski T, et al. Nanoparticle-induced platelet aggregation and vascular thrombosis. Br J Pharmacol 2005; 146: 882-93.
    [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Geys J, Nemmar A, Verbeken E, Smolders E, Ratoi M, Hoylaerts M, et al. Acute toxicity and prothrombotic effects of quantum dots: impact of surface charge. Environ Health Perspect 2008; 116: 1607-13. [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Long TC, Saleh N, Tilton RD, Lowry GV, Veronesi B. Non-photoactivated titanium dioxide nanoparticles produce reactive oxygen species in immortalized mouse microglia (BV2). Environ Sci Technol 2006; 40: 4346-52. [Özet]
    Olanow CW. Manganese-induced parkinsonism and Parkinson’s disease. Ann N Y Acad Sci 2004; 1012: 209-23. [Özet]
    Hussain SM, Javorina A, Schrand AM, Duhart H, Ali SF, Schlager JJ. The interaction of manganese nanoparticles with PC-12 cells induces dopamine depletion. Toxicol Sci 2006; 92: 456-63.
    [Özet] [Tam Metin] [PDF]
    Chen Z, Meng H, Xing G, Chen C, Zhao Y, Jia G, et al. Acute toxicological effects of copper nanoparticles in vivo. Toxicol Lett 2006; 163: 109-20. [Özet]
    Shvedova AA, Castranova V, Kisin ER, Schwegler-Berry D, Murray AR, Gandelsman VZ, et al. Exposure to carbon nanotube material: assessment of nanotube cytotoxicity using human keratinocyte cells. J Toxicol Environ Health A 2003; 66: 1909-26. [Özet]
    Yamawaki H, Iwai N. Mechanisms underlying nano-sized air-pollution-mediated progression of atherosclerosis: carbon black causes cytotoxic injury/inflammation and inhibits cell growth in vascular endothelial cells. Circ J 2006; 70: 129-40. [Özet]
    Podolsky DK. Inflammatory bowel disease. N Engl J Med 2002; 347: 417-29.
    K:tuberktoraks, S e r d a r B E R K , İ b r ah i m A K KU R T
    * * * * * * *
    Nature dergisinde Malzemeleri Ekim 10 önceden online baskısında, araştırmacılar thioketal nanopartiküller olarak adlandırılan mühendislik parçacıklar kısa RNA parçaları kapsüllü ve sözlü olarak, doğrudan hayvanların iltihaplı bağırsak genetik materyal teslim nasıl açıklar. Ulusal Bilim Vakfı ve Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından araştırma sponsor oldu.

    „Biz tasarladık thioketal nanopartiküller, asit ve bazlar hem de istikrarlı ve sadece, inflamatuvar bağırsak hastalıkları olan bireylerin gastrointestinal sistem, iltihaplı doku ve çevresinde bulunan reaktif oksijen türleri, varlığı RNA parçaları serbest bırakmak için açık ara „Niren Murthy, Biyomedikal Mühendisliği Wallace H. Coulter Bölümü, Georgia Tech ve Emory Üniversitesi’nde doçent söyledi.

    Bu çalışma, Emory Üniversitesi profesörü Shanthi Sitaraman, doçentlik Didier Merlin ve post-doktora öğrencisi Guillaume Dalmasso Sindirim Hastalıkları Bölümü ile işbirliği yapıldı.

    Thioketal nanopartiküller gastrointestinal sistemin sert bir ortamda küçük müdahale RNA’lar (siRNA) korumak ve iltihaplı bağırsak dokulara doğrudan hedef. SiRNA’lar sistemik enjekte edilirse önemli yan etkilere neden olabilir, çünkü Bu yerelleştirilmiş bir yaklaşım gereklidir.

    Yazıda, yeni bir polimer thioketal nanopartiküller formüle edilmiştir – Poli (1,4-phenyleneacetone dimetilen thioketal) (PPADT) ve en iyi sözlü teslimat için yaklaşık 600 nanometre çapında olması için tasarlanmıştır.

    Sindirim sisteminde iltihaplı hale geldiği bir zayıflatıcı inflamatuvar barsak hastalığı, yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir şiddetli ishal ve karın ağrısı neden olur, deneyler için, araştırmacılar ülseratif kolit bir fare modeli kullandı.

    Alfa (TNF-α) – Araştırmacılar, tümör nekroz faktörü olarak adlandırılan bir inflamasyon teşvik sitokin inhibe siRNA yüklü sözlü thioketal nanopartiküller yönetilmektedir. Nanopartiküller reaktif oksijen türlerinin aşırı üretilen fare iki nokta üst üste doğrudan gitti ve orada sitokin üretim seviyeleri azaldı.

    Belirtileri kolon, ülseratif kolit karşı korumalı olduğunu, bu thioketal nanopartiküller teslim si RNA ile tedavi iki nokta üst üste alınan doku örnekleri, iyi tanımlanmış bir parmak „crypt“ yapıları ve düşük düzeyde inflamasyon, bozulmamış epitheliums sergilenmektedir.

    „Ülseratif kolit, kolon sınırlı olan bu yana, bu sonuçlar, iltihaplı bağırsak dokuları siRNA hedef ise siRNA-yüklü thioketal nanopartiküller gastrointestinal sistem dışı-iltihaplı bölgelerinde istikrarlı kalır ki onaylamak,“ gazetenin kurşun yazarı Scott Wilson, yüksek lisans açıkladı Kimya ve Biyomoleküler Mühendisliği Georgia Tech School öğrenci.

    Kağıt thioketal nanopartiküller iltihaplı bağırsak dokuları tedavi sağlamak için gastrointestinal sıvıları, barsak mukozası ve hücresel engelleri engelleri aşmak için gerekli kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip olduğunu göstermiştir sözlerine ekledi.

    Araştırmacılar henüz nanoparçacıkların bozulma oranının artırılması ve reaktif oksijen türleri ile reaktivite artırılması üzerinde çalışıyoruz. Ekip ayrıca, nanopartiküller vücut içinde yolculuk ne kadar ayrıntılı bir biodistribution çalışma yürütmek için planlıyor.

    „Polimer toksisite, biz daha fazla araştırılması gerekecek bir şeydir, ama bu çalışma sırasında siRNA yüklü thioketal nanopartiküller FDA onaylı malzeme poli (laktik-ko-glikolik asit) ile formüle nanopartiküller için benzer bir hücre toksisite profiline sahip olduğunu keşfetti ( PLGA), „Murthy eklendi.

    Gelecekte, thioketal nanopartiküller Murthy göre, gastrointestinal kanserler, inflamatuvar barsak hastalıkları ve viral enfeksiyonlar da dahil olmak üzere, bağırsak inflamasyonu ile bağlantılı çok sayıda gastrointestinal hastalıklar, tedavi önemli bir oyuncu haline gelebilir.

    * * * * * *

    Femtosaniye Lazer Işını Kullanılarak Nano Parçacıklar
    Üretme ve Metallerde Su Tutmaz Yüzeyler Oluşturma
    A. DEMİR1,2, 1
    E. AKMAN, 1
    B. GENÇ ÖZTOPRAK, 3 O.C. AKTAŞ 1 Kocaeli Üniversitesi Lazer Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi
    2 Kocaeli Üniversitesi Elektro Optik Sistem Mühendisliği,
    3 Leibniz Institute for New Materials ( INM), CVD/Biosurfaces Department,
    Saarbrücken,, Germany
    Özet
    Son yıllarda, muhtemel kullanım alanlarından dolayı metalik nanoparçacıkların üretimi
    önemli araştırma konularından biri halini almıştır [1]. Metalik nanoparçacıklara olan bu
    ilgi, parçacıkların boyutlarına, yüzey plazmon rezonansına, serbest yüzey enerjilerine ve
    yüzey alanlarına bağlı olarak optik, manyetik ve elektriksel özeliklerinde meydana gelen
    değişimden dolayıdır [2]. Geleneksel nanoparçacık üretim teknikleri olan mekanik
    öğütme ve sol-gel gibi kimyasal yöntemler, üretilen parçacıkların saflığı ve malzeme
    çeşitliğinin azlığı gibi dez avantajlar ortaya çıkarmaktadır. Bu da özelikle biyomedikal
    uygulamalarda kullanılabilecek yüksek saflıkta nanoparçacıkların elde edilmesinde
    kısıtlamalara neden olmaktadır [3]. Atımlı lazerler ile malzemelerin ablasyonu,
    geleneksel yöntemlerde ortaya çıkan sıkıntıları ortadan kaldıran ve limitsiz geniş bir
    spektrumda malzemelerin kullanılabilmesini sağlayan alternatif bir metot olarak ortaya
    çıkmıştır [4].

    Femtosaniye lazerler ile gerçekleştirilen diğer bir çalışma metalik yüzeylerin işlenmesi
    sonucu yüzeylere kazandırılan su tutmazlık özeliğidir. Lazer ile yüzey işleme hidrofobik
    yüzeyler elde etme çalışmalarında gelecek vadeden bir teknik olarak ortaya çıkmıştır [5].
    Temas olmadan işlem yapabilmesi, hızlı ve kısa zamanlarda işlemi tamamlayabilmesi,
    çevreye uyumlu ve yüzeyler üzerine yapılan mikroyapıları maksimum düzeyde kontrol
    edebilmesi bu işlemi endüstri için çok çekici bir hale getirmiştir [6,7].

    Bu çalışmada femtosaniye atım uzunluğuna sahip Ti:Safir lazeri kullanılarak sıvı
    ortamında metalik nanoparçacıkların üretimi ve karakterizasyon işlemleri
    gerçekleştirilmiştir. Yine femtosaniye lazer kullanılarak paslanmaz çelik yüzeyler
    üzerinde meydana getirilen mikroyapılar ile yüzeylerin su tutmazlık özelliği kazanması
    sağlanmıştır. Şekil 1’de Ti:Safir lazeri kullanılarak üretilmiş altın nanoparçacıklara ait
    SEM görüntüsü ve paslanmaz çelik yüzeylerin işlenmesi sonucu elde edilen su tutmaz
    yüzeyin görüntüsü yer almaktadır.
    Şekil 1. Ti:Safir lazeri kullanılarak elde edilen a) altın nanoparçacıklar ve b) su tutmaz
    yüzey.
    Anahtar kelimeler: Metal nanoparçacıklar, Yüzey plazmon rezonansı, hidrofobik yüzeyler, femtosaniye
    lazerler
    Kaynakça
    1) L. Hu, M. Chen. Preparation of Ultrafine Powder: the Frontier of Chemical Engineering (review) //
    Materials Chemistry and Physics. 1996. V.43. P.212. 219.
    2) A. Pal, S. Shah, S. Devi, „Preparation of silver, gold and silver gold bimetallic nanoparticles in w/o
    microemulsion containing TritonX-100“, Colloids and Surfaces A: Physicochem. Eng. Aspects 302 (2007) 483-487.
    3-) Anne HAHN, Stephan BARCIKOWSKI and Boris N. CHICHKOV, „Influences on Nanoparticle
    Production during Pulsed Laser Ablation“, JLMN-Journal of Laser Micro/Nanoengineering Vol. 3, No. 2,
    2008
    4-) A. V. Kabashin, M. Meunier, „Femtosecond laser ablation of gold in aqueous biocompatible solutions
    to produce colloidal gold nanoparticles“, SPIE USE, V. 11 4977C-83, p:1-6, 2003.
    5-) C.S. Lim, M.H. Hong, A.S. Kumar, M. Rahman, X.D. Liu, Int. J. Mach. Tools Manuf. 46 (2006) 552.
    6-) M.F. Chen, Y.P. Chen, W.T. Hsiao, Z.P. Gu, Thin Solid Films 515 (2007) 8515.
    7-) G.R.B.E. Romer, A.J. Huis in’t Veld, J. Meijer, M.N.W. Groenendijk, CIRP Ann.-Manuf. Technol. 58
    (2009) 201.

    K: kocaeli.edu.tr

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=fAPPq0afTyg?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]

    Kolloidal Gümüş

    Kolloidal gümüş Jeneratörler

    – Akciğerler ve Sinüsler için Kolloidal Gümüş Sunmak İçin Bir Ultrasonik Nebulizatör Kullanma –

    – Kullanımı ve Azaltılmış L-Glutatyon ve Sodyum Bikarbonat sunun için Ultrasonik Nebulizatör –

    Kolloidal Gümüş Nedir?

    Kolloidal siyah su gibi bir sıvı halinde gümüş daha büyük bir parçası, mikroskobik partikülleri çeker bir elektromanyetik sürecin bir sonucu. Bu mikroskobik partikülleri daha kolay bir şekilde nüfuz eder ve vücutta seyahat. Kolloidal gümüş yüzden ince onu az 15 atomları bir parçacık birlikte küme olduğu bölünmüş saf gümüş olduğunu. FDA bir besin takviyesi düşünüyor ve satışına sınırlama yok edebilir sürece düzgün üretilmiştir gibi. Kolloidal gümüş bütün tek hücreli bakteriler, mantar ve diğer mikroorganizmaların kendi oksijen metabolizması için kullandığınız enzimi devre dışı bırakarak, bir katalizör olarak çalışıyor. Kısacası, kötü adamlar boğmak. Kolloidal gümüş çocukların ve yetişkinlerin yanı sıra evcil hayvanlar için güvenli hale zehirsizdir.

    Bir hücre daha büyük bir şey bu gibi görünüyor. Ayurveda, Çin ve homeopatik hekimleri düzenli gümüş kullanın. Antik Yunan ve Roma ‚da, sıvı taze tutmak için gümüş kaplar kullanılır. Tarih boyunca, kraliyet aileleri gümüş eşyaları ile, gümüş tabak ve bardaklar gelen yedim, ve gümüş kaplarda yemek kaydetmiş.

    Ben n 1919, Alfred Searle, ilaç konglomera kurucusu insan denekler için kolloidal gümüş uygulayarak şaşırtıcı derecede başarılı sonuçlar olguların çok sayıda yapılmıştır „diye yazmıştı. Iç yönetim için, oral veya hypodermically hızla ölümcül olma avantajına sahiptir ana bilgisayar üzerinde toksik işlem yapmasına gerek kalmadan parazitleri. için oldukça kararlı. Bu tavşan tetanoz veya difteri toksini from10 kat öldürücü doz korur. „yukarı 1939 antibiyotik olarak yaygın kolloidal gümüş Mainstream doktorlar. Ama o bunun çok pahalıya mal son derece etkili kolloidal siyah üretmek için. İlaç endüstrisi daha ucuz ve patent idi ilaçlar istedim.

    Sonuç olarak, kolloidal gümüş gözden düştü. Fakat 1970’li yıllarda, St Louis Washington Üniversitesi’nde doktorlar yanık kurbanları için etkili tedaviler ararken birçok farklı ilaç denedikten sonra kolloidal gümüş sendeledi ve bir kez daha değerli oldu. 1988 yılında UCLA Tıp Okulu bir biyo-medikal araştırma ekibi yıkıcı bakteri, virüs ve mantar organizmalar gümüşle temas dakika içinde öldüğünü gösterdi.

    Yüzlerce ve yüzlerce yıldır, mikropları öldürmek ve hastalığı durdurmak için gümüş inanılmaz güç dünya çapında bilinen olmuştur – aslında, uzun zamandan beri herkes ne bir mikrop olduğunu tanımadan önce!

    Taze süt düştü gümüş sikke ekşime önlenir ve büyüyen sağlıksız bakteriler tutulur.

    Bilim adamları yemekleri sterilize etmek Petri gümüş Dimes koydu.

    Gümüş nitrat yaygın zührevi hastalığı nedeniyle körlük durdurmak için birçok eyalette bebeklerin gözlerine yıl gerekti. (Hassas bebekler için daha hafif bir alternatif yerini olmasaydı Muhtemelen yine olurdu.)

    Penisilin ve diğer patentli antibiyotiklerin gelişi, su (modern KOLLOİDAL GÜMÜŞ öncüsü) asılı ince öğütülmüş gümüş yanıklar, mantar enfeksiyonları ve hastalık için en iyi tedavi olarak kabul edildi dek.

    NASA bilim adamları ABD astronotları ile uzaya göndermek için kompakt, yüksek verimli su arıtma sistemi gerektiğinde, onlar da Johnson Uzay Merkezi’nde küçük, hafif bir jeneratör geliştirme, gümüş iyonizasyon döndü.

    EPA kolloidal gümüş suyu filtreleri onaylar. NASA gibi Sovyetler yapmak, uzay mekiği için gümüş bir su arıtma sistemi kullanır. Japon firmaları ile gümüş havadan siyanür ve nitrik oksit çıkarın. Gözleri sting etmediğinden, genellikle yüzme havuzlarındaki klor değiştirir. İngiliz Havayolları, Swissair, Scandinavian Airlines, Lufthansa, Olympic Air France, Kanada Pasifik Havayolları, Alitalia, KLM, Japan Airlines ve Pan Su kaynaklı hastalıkların kısaltmak için kullanımı gümüş su filtreleri Am.

    Bilinen bir patojen organizma kimyasal elementin metalik gümüş hatta dakikalık izleri huzurunda yaşamaya Çünkü geniş spektrumlu bir antibiyotik belki altı farklı hastalık organizmaları öldürür ise, kolloidal gümüş, 650’den fazla farklı patojenlere karşı etkilidir. Bunu yapar kendi oksijen metabolizması enzim, kimyasal akciğer devre dışı bırakan bir bakteri, hücre zarı kendini ekleyerek. Artık birkaç dakika içinde, nefes Çünkü patojen havasız ve ölür ve bağışıklık, lenfatik ve bertaraf sistemleri ile vücut dışına temizlenir.

    Patojen mikroplar, virüsler, mantarlar, bakteriler veya diğer antibiyotiklere diğer tek hücreli patojen dirençli birçok suş kolloidal gümüş ile temas öldürüldü ve mutasyona edemiyoruz edilir. Ancak, gümüş neredeyse non-toksik ve doku-hücre enzimler ve bakteriler zarar vermez. Antibiyotiklerin aksine, kolloidal gümüş, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatan değil. Aslında, her türlü hastalığa karşı bir kalkan oluşturarak, vücudun ikinci bir bağışıklık sistemi vermek için söylenir.

    Hekimler ABD’de tüm yanık merkezlerinin yüzde yetmiş gümüş bileşiklerini kullanırlar. Test edilmiş tüm patojen organizmaların bilinen tüm antibiyotiklere dirençli olduğu bazı dahil elektrikle üretilen gümüş iyonu, duyarlı idi. Herhangi bir durumda, gümüş tedavisi olmuştur belirgin herhangi bir istenmeyen yan etkilere sahiptir. Gümüş diğer ilaçlar ile etkileşime girmez. Mideyi rahatsız, ve, aslında, bir sindirim yardımcısıdır değildir. Bu gözlerde batma değil.

    Son 100 yıl süren tıp dergisi raporları ve belgelenmiş çalışmaları hayvan veya insan test kolloidal gümüş oral veya IV yönetiminden bilinen hiçbir yan etkisi olmadığını göstermektedir. Bu uzun süreler için iyileşmiş değil olduğu yerde Gümüş büyüyen yeni kemik içine kemik yapıcı hücreleri uyarır . Gümüş derinden bilinen herhangi bir doğal süreç tersine bir şekilde cilde ve diğer yumuşak dokuların iyileşmesi uyarır.

    Herhangi bir toksik doz bilinmektedir yana bir ortalama yetişkin için doz, günde bir çorba kaşığı bir onaltı-bardak, ya da daha fazla yerde olabilir. Eğer çözüm gümüş akımı uyguladığınızda, metalik gümüş, her zaman bir mikron hiçbir 1.26 angström’dür daha büyük veya yaklaşık 1/10, 000 (0.0001 mikron) kopacaktır. Hiçbir kolloid bireysel gümüş iyonları veya gümüş atomlardan oluşur, çünkü bu, ancak, yanıltıcıdır. Tek atom tanımı gereği dağılacak. Gümüş, yeni parçacıklar oluşturmak kümeler halinde 1.26 angström, gümüş agrega atomları kırılır sonra.

    Kümelerin küçük toplam gümüş bir parçacık yaklaşık 0.001 mikron oluşturur, ya da en küçük atom on kat daha büyük. Bu parçacıklar temiz görünür kolloidal gümüş oluşturun. Daha fazla elektrik akımı uygulanır gibi Zamanla, gümüş parçacıklar gümüş kaplama işlemi çok gibi daha büyük ve daha büyük parçacıklara toplu olacaktır.

    Işığın dalga boyu tek yirminci daha az çaplı partiküller sistemler için, bir polikromatik ışın saçılan ışık renk ağırlıklı olarak mavi ve gözlemci ve olay ışın arasındaki açı bağlı bir dereceye kadar kutuplaşmış durumda. Tütün dumanı mavi renk Tyndall mavi bir örnektir. Partiküllerin boyutu artmıştır gibi, dağınık ışık mavi renk kaybolur ve dağınık radyasyon beyaz görünür. Sonuçta, her parçacık boyutu renkli kolloidal çeşitli çözümler oluşturarak, belli bir dalga boyundaki ışık ile etkileşime olmasıdır. Bu süreksizlikler içeren bir sistem içinden geçerken Tyndall Effect bir ışın yolunda ışık saçılması olduğu görülebilir.

    Bir ışık demetinin aydınlık yol bir Tyndall Koni denir. Bir ışık ışını orta dar deler kez gümüş biri doğru kolloid veya başka herhangi bir metal, bir Tyndall Koni üretecektir. Bir lazer pointer iyi çalışır. Işık kolloid geçerken, gümüş, her parçacığın diğer gümüş parçacıklar arasında ışığı kırar. Kolloid orijinal ışın çok daha geniş bir ışık parlayan tünel oluşturarak, mikroskopik ayna topları bir deniz haline gelir. Bu nedenle, bile net kolloidal gümüş inanılmaz küçük parçacıklar vardır ispat edecek bir görsel test verilebilir. Net kolloidler küçük gümüş parçacıklar içerdiğinden, Tyndall koni soluk, ama çıplak gözle de görülebilir.

    Daha PPM Gerçekten iyi misin?

    Kolloidal siyah ppm kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerekmektedir. Milyon başına parça ppm aracı. Tanımı 1 PPM tarafından gümüş miligram 1 litre su (1000 ml) yatırılır 1’dir. Biri, 1 mg yemek olsaydı. gümüş parça, çok daha iyi yapmak değildir. O 1 mg bölmek için olsaydı. bunun 1 patojen devre dışı bırakmak için gümüş bir parçacık alır çünkü gümüş 1.000.000 parçacıkların içine, o zaman çok daha etkili olurdu. Gümüş hala sadece 1 PPM şimdi tanımı gereği bile gümüş 1 adet 1.000.000 kat daha iyi. Bir daha 100,000,000 partiküller halinde gümüş 1 mg parça bölmek olsaydı, gerçekten çok yararlı olacaktır. Gümüş daha ince bölünmüş olarak ve böylece tanımı gereği PPM aynı kalır.

    Yani, gerçekten önemli olan gümüş kaç edilir PPM ama gümüş kaç parçacıklar ayrılmıştır değildir.   Yüksek PPM olması için gerekli değildir yüzden ama ince mümkün olduğunca gümüş bölmek için önemlidir. Yüksek PPM kolloidal gümüş çekmeye çalışıyorum ama düzgün yapılır kolloidal gümüş almak iyi değildir. Eğer daha fazla gümüş gerekli olduğunu düşünüyorum, sadece iyi yapmış, düşük PPM kolloidal gümüş daha fazla sürebilir ve daha önünüzde kötü yapılmış, yüksek PPM kolloidal gümüş aldı eğer daha olacak.

    Kolloidal gümüş düzgün yapılırsa o kristal netliğinde olacak. Parçacıklar herhangi bir ışığı yansıtmak için çok küçük olmasıdır. Bunun herhangi bir renk gösterir, çok büyük olan parçacıklar. Görülen ilk rengi sarıdır. Parçacık boyutu artar gibi kırmızı, yeşil, mavi, kahverengi veya siyah gibi diğer renklerde görülebilir. Görülen Herhangi bir renk olduğunu çok iyi değil CS gösterecektir.

    Vs Sabit Voltaj Sabit Akım Jeneratörleri

    Sabit voltaj jeneratörleri şu şekilde çalışacaktır.

    Bir elektrik kaynağı zaman gerilimi gibi 27 ya da 36 volt (3 ya da 4 ile birlikte voltaj – seri bağlantısı 9 voltluk pil) gibi değerinde sabitlenir ki kolloidal siyah oluşturmak için kullanılır, voltaj olan gümüş elektrotlar bağlanır suda. Az miktarda mevcut sonra akmaya başlar. Bu noktada akımı genellikle bir biri yaklaşık dörtte biri kadardır miliamper (a miliamper akım akışı bir ölçüsüdür). Bu, gümüş, bazı olanak iyonları hidrojen gazı oluşan ve diğer elektrottan serbest bırakıldığında bir elektrot gelen serbest bırakılmasını gümüş suyu, suyun iletkenliği artar içine verilir olarak;. akışına izin veren mevcut daha Bu sırayla. Daha gümüş iyonları elektrot off sinterlenmiştir izin verir. Ama ne bu olduğunu çok çabuk olur:

    Artan akım suyun iletkenliği gibi bir hızlı ve daha hızlı bir oranda su içine tevdi edilmesi için daha fazla metal gümüş serbest bırakıldıktan artar sağlar. Bir kaç dakika içinde mevcut küçük kolloidal parçacıkları oluşturulan nokta geçer, çünkü bu bir kısır döngüdür Tane boyutu birçok faktör tarafından belirlenir;. Bunlardan biri akım ya da daha doğru akım yoğunluğu olan akışı bu kritik noktasını geçtiğinde. , büyük parçacıklar üretim süreci veya risk durdurmanız gerekir. Bu parçacıklar kolloidal DEĞİLDİR. Onlar sıvının dibine çöken ve genellikle süspansiyon kalmayacak. Sabit voltaj jeneratörleri büyük parçacıklar üretmeden uzun süre üzerinde bırakılamaz.

    Böyle gümüş gibi sıvı daha büyük parçacıklar ya da gümüş tuzları yemek Eğer bir koşulu olarak biliyorum edinme şansını nitrat Argyria. Öte yandan, kolloidal gümüş tanecikleri bu durumun neden olmaz bu kadar küçük değildir. Onlar sürekli bedensel atıklar ile atılır ediliyor. Argyria kolloidal gümüş yenmesi isnat edildiği bir durumda olmamıştı.

    Sabit Akım Jeneratörleri şu şekilde çalışır :

    Voltaj kaynağı ile aynı ya da daha yüksek olabilir sabit voltaj işleminin başlangıcında jeneratörleri, ancak sabit voltaj ve sabit bir akım jeneratörleri arasındaki benzerliği hızlı bir şekilde ayrılmaktadır. akımı artırılmış suyun iletkenliği, „ile artırmak için başladığında sabit Curren t “ regülatörü akış istenilen miktarda mevcut tutmak için gerilim azalır. voltaj akımı sabit tutmak üzere indirgenmiş ile, gümüş parçacık boyutu eşit kalır.

    Su çok iletken hale geldikçe, voltaj istenilen akım korumak için az 5 veya 6 volt azalabilir. Bu tip devre ile bir elektrotlar bağlı jeneratör bırakın ve „merak edilenleri kaçak „gerçekleşecek .   Sen Milyonda kısım olarak gümüş gücünü ulaştı ve parçacık boyutları üniforma ve kolloidal olacağınızdan emin olabilirsiniz kadar açık jeneratör bırakabilir. Bu kolloidal gümüş tekrarlanabilir üretim sırrıdır.

    Sabit bir akım sabit partiküllerin boyut eşittir. 50 ppm ‚den daha yüksek herhangi bir konsantrasyonları fallout önlemek için stabilizatörlerin ilave gerektirir. Ancak, kolloidal gümüş 15 PPM üzerinde yapılan bu size bu gücü üzerinden yapmazlar önerilir böylece genellikle aglomera olacak. Bir otomatik jeneratör heyecanlı bir motor ile yığılma olmadan 20 PPM kadar yapabilirsiniz.

    Parçacıklar yapılabilir olduğunca küçük ve ayrıca kolloidal ise, suyun net olacak ve ayrıca gösterecektir Tyndall etkisi . Onlar büyükse, su rengi nedeniyle yığılma sarı doğru kayacak. Hala daha büyük parçacıklar kırmızı görünür, sonra yeşil ve mavi olanlar en büyükleridir. Kolloidal gümüş suyu için uygun rengi açıktır. Açıktır ve zayıf bir etkiye sahip Tyndall ise, parçacık büyüklüğü yapılabilir kadar küçüktür. Yani, kolloidal gümüş suyu var bilmek için en iyi yoldur. Kendiniz olun ve sonra bildiğiniz ve ne demek istediğimizi göreceksiniz! Kanıtı açık renk ve Tyndall etkilidir. Tabii ki sen de toplam PPM belirlemek için bir metre kullanılarak test edebilirsiniz.

    Otomatik bir jeneratör ile, sadece istenilen PPM (parts per million) için kadranını ve birim kapatır ve muhtemelen yapılabilecek en iyi kolloidal gümüş olacak kadar bekleyin. Her zaman kristal temizlemek ve zayıf bir Tyndall etkiye sahip olacaktır.

    Bir ile sabit akım jeneratör , sen sürece istediğiniz kadar ilgili birim bırakabilirsiniz (sınırlar dahilinde) ve gümüş PPM gümüş parçacık boyutu herhangi bir artış olmadan artmaya devam ediyor.   Bir 1 bira bardağı (16 gram) gemi saatte yaklaşık 3.5 PPM üretebilir.   Zaman çift ve gücü, vb çift Eğer 10-12 PPM altında kolloidal gümüş üreten Eğer parçacık boyutu üretilebilir kadar küçük ve hiçbir rengini yansıtır, çünkü açık olacak. 12-15 PPM fazla CS genellikle 24 saat boyunca soluk sarı renkli olacak .

    Renk değişimi, bu zaman aralığı için sebebi parçacıklar çözelti içinde ve bunlardan bazıları yığılmadan edilir aynı zamanda dağılmış daha eşit hale gelmektedir. Suyun üretimi esnasında karıştırıldı olsaydı az aglomerasyon olacaktı. Kendileri yeniden sağlamak için bunların elektrik yükü sayesinde birbirinden aynı mesafede. Unutmayın, birbirlerini iterler „seviyor“. Parçacıklar tamamen ve eşit şekilde dağılmış sonra, renk görülecektir. Bu parçacıklar, parçacıklar çok küçük olduğundan belirgin kolloidal gümüş ışık yansıtmaz ise sarı ışık yansıtır. Sarı renk geliyor yüksek PPM kolloidal gümüş diğer tüm renkleri emerken sarı ışık yansımasını sağlayan parçacıkların bazı aglomera birlikte biraz daha büyük parçacık oluşturmak için olanak verir. aslında Yığılma Gümüş atomları bazı elektron halkaları paylaşmaya başlıyor demektir.

    Lütfen kolloidal gümüş temiz su birim ölçüsü her birey gümüş parçacıklarının büyük miktarda sağlayacaktır yapma. Bir örnek olarak, gümüş 1 miligram 1 litre su içine düştü tanım milyonda 1 parçası eşittir. 1 1 milyon bireysel gümüş parçacıkları içine miligram ve suda dağılır, PPM hala 1 olduğunu gelirdim. Ancak artık mikroorganizmaların saldırı suda gümüş daha birçok bireysel adet var. Eğer onlar ancak herhangi bir ışık yansıması çok parçalar halinde gümüş 1 miligram, daha sonra su birim ölçüsü başına gümüş optimum miktarda olurdu. Bölmek olsaydı Genellikle bu partiküller çapı 0,005-0,001 mikron vardır. Bir mikron bir metrenin (veya bir inç 26 milyonda biri) milyonda biri yani 001 mikron, metrenin 000,000 1/1 1/1000 civarındadır.

    Kolloid üretiminde diğer faktör elektrot yüzey alanıdır. Çoğu üretici gibi bir elektrot olarak tel kullanıyorsa, yüzey alanı oldukça küçüktür. Örnek olarak, en birimleri ile satılmaktadır nedir 14 gauge tel, sahip Bir yüzeyi su 4 inç batık ise yaklaşık 0,8 inç karelik alanı. İki tel ıslak yüzey alanının yaklaşık 1,6 inç karelik verecektir.

    Eğer .25 inç genişliğinde ve 0,013 inç kalınlığında olan elektrotlar, kullanmak ve 4 inç batık ise, toplam yüzey alanı 4.21 inç kare olacak. Bu 14 gauge tel 2.5 kat ıslak yüzey alanıdır. Bu nedenle akım yoğunluğu 14 ayar tel Büyük elektrotlar 2.5 katından daha yüksek olacaktır. Bu büyük elektrotlar kullanılarak piyasaya gümüş miktarı böylece elektrot yüzeyine yayılmış anlamına gelir, bu daha yavaş bir hızda piyasaya sürecek. Gümüş daha yavaş bırakılırsa, daha küçük parçacıklar vardır. Bunlar, aynı zamanda, çünkü sabit bir akım regülatörünün ve karıştırma boyutu daha muntazam olacaktır. Sonuç, daha eşit, küçük parçacık boyutu kolloid olduğunu.

    Böyle bir tane pil veya sabit bir DC gerilim sağlamak için bir duvar trafo kullanan bir makine ile tipik bir kutu olarak sabit bir gerilim kaynağı, kullandıysanız, gümüş, çünkü yüksek akım yoğunluğu çok hızlı bir şekilde tel elektrotlar sökük olarak başlayacak hangi üretim sırasında artmaya devam ediyor. Çıkan gümüş parçacıklar düzgün olmayan bir boyutu olacak ve meydana gelecek şimdiki zaman ile yükselmeye başladı gibi büyük boyutlu parçacıkların küçük. Suyun rengi çamur dibe terk ve düşmeye başlayacak sarı, kırmızı, kahverengi ya da çamurlu görünümlü ve gümüş olacaktır. Mevcut kaçmak ve dramatik yükselmeye başladığı gümüş parçacıklar çok büyük alıyorsanız.

    Kolloidal Gümüş Renkleri

    Bir sağlık gıda mağazasında şişe kolloidal gümüş çeşitliliği incelendiğinde, en üreticileri sarı renkli gümüş lehine olduğunu ortaya koymaktadır. Gümüş „sarı“ olma fikri, birçok kişi için kafa karıştırıcıdır. Bazı bireyler sarı renkli kükürt ve demir kontaminasyon sonucu olduğunu iddia var. Diğerleri sarı renk sarı boya içeren stabilizatörler sonucu olduğunu söylüyorlar. Sarı dağılım azalan bir derecede daha uzun dalga boylarını bir değişiklik n kısa emilimini maksimum karşılık mavi renkli olarak sürekli değişim. Bu renk ve dağılım derecesi arasındaki ilişkiyi gösteren kolloid kimyası genel bir olgudur.

    Onlar su alt-mikroskobik parçacıklar ayrılır, tüm metaller sarı bir aşama sahip çıkıyor. Ziyade parçacığın metalik içeriği daha – – ve partiküller arasındaki boşluk, belirli bir renk parçacık boyutu sonucu olmasıdır. Parçacıklar yere 0,01-0,001 mikron (10-100 angström) arasında kalan ve eşit dağılmış Bu nedenle, kolloidal gümüş sarı bir görünüm üretebilir. Bu kırılan edilecek, ters çevrilmiş rengi, sarı, yaprak kolloid tarafından indigo ışık emme sonucudur. Kısacası, renk parçacık boyutu artı dağılım eşittir. Sarı kolloidal gümüş renkli üretim sonrası ilk birkaç saat temiz görünür nedeni budur.

    Bu rengi koyulaşır kademeli oluşturarak, eşit su yoluyla dağıtmak için partiküller için birkaç saat sürer. Kolloid yoğunluğu renk yoğunluğu üretir. 1 ile 20 ppm, kehribar rengi çok açık sarı ile sarı uzanacağım. Renkli bir değişim yeni bir gümüş parçacık yığılma boyutu artı dispersiyonu gösterir.

    Küçük veya büyük, spektrumu şöyledir: berrak, sarı, kırmızı, yeşil ve mavi. Iz elementler iletkenliği etkileyen ve bu nedenle etkisi yığılma oranları olurken, renk her zaman başına iz elementlerin bir fonksiyonu değildir. En küçük partikül boyutu oluşur, çünkü spektrumunun her çeşitli koloitlerin, berrak kolloidal siyah sadece yüksek kaliteli. Sarı kolloidal gümüş, çünkü biraz daha büyük gümüş parçacıklarının net kolloid daha az etkili olabilir. Kolloidler doğa tarafından en küçük parçacıkların, maddeyi hala bu konuda bireysel özellikleri koruyarak ayrılabilir edilir.

    Vücuda kendi nüfuz derinleşme ise mikroskopik partikülleri bir bulutun içine metalik gümüş bir parça azaltılması büyük ölçüde, toplam yüzey alanı, ve onun iyileştirici özellikleri uzanır. Dakika parçacıklar da ortadan kaldırılması kolaylığı göze ve bu nedenle toksisite olmaması. Gümüş kolloid sindirerek üzerine, gümüş parçacıkları hızlı mide astar üzerinden ve onlar önce ortadan kaldırılması ile ilgili bir hafta boyunca dolaşan kan dolaşımına geçer. Bu parçacık boyutu ve vücut kimyasını ile değişebilir ama gümüş parçacıkların çoğunluğu 24 saat içinde elimine edilir kanıtlar da vardır.

    Açık Kolloidal Gümüş yapma

    Kolloidal gümüş jeneratörler ev kullanımı için mevcuttur. 72 distile su, 12 bardak için ° F, (oda sıcaklığı), DC-5 ppm üretecek 27 volt akım uygulanan yaklaşık 30 dakika. 72 ° F ‚de distile su 16 bardak için, yaklaşık 45 dakika 5 ppm aynı konsantrasyonu elde etmek için gerekli olacaktır. Büyük elektrotlar su daha büyük hacimli ve daha yüksek konsantrasyonlarda yapmak için çalışmak için faydalıdır. Net kolloidal gümüş yapmak için serum fizyolojik damla katmayın.

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=SrOUL_rUG_U?version=3&rel=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&fs=1&hl=de&autohide=2&wmode=transparent]

    Orucu Kimler Tutar
    Bir kimseye orucun farz olması için şu üç şartın bulunması gerekir:
    1. Müslüman olmak
    2. Akli dengesinin yerinde olması
    3. Ergenlik çağına gelmiş bulunmak.
    Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak henüz ergenlik çağına girmemiş çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
    Orucu Bozmayan Durumlar
    1. Oruçlu olduğunu unutarak; yemek ve içmek.
    Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: „Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, (sakın) bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir.“(45) Unutarak yeyip içerken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını boşaltıp yıkar ve oruca devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur. Bir kimse unutarak yiyen bir oruçluyu gördüğünde eğer güçlü kuvvetli olup oruca dayaniblen bir kişi ise, oruçlu olduğunu kendisine hatırlatır, zayıf ve güçsüz bir kişi ise hatırlatmaz.
    2. Bir suya dalıp kulağına su kaçmak
    3. Kendi isteği olmayarak boğazına toz ve duman girmek
    4. Kendi isteği olmayarak kusmak
    5. Kendiliğinden içeriden gelen kusuntu yine kendiliğinden içeriye gitmek
    6. Uyurken ihtilâm olmak (yani uyurken cünüplük hali meydana gelmek
    7. Dokunma ve öpme olmadan sadece bakmak veya düşünmek sebebiyle boşalmak
    8. Karısını sadece öpmek
    9. Geceleyin cünüp olduğu halde sabaha kadar yıkanmayıp gündüz yıkanmak
    10. Dişleri arasında sahur yemeğinden kalan nohut miktarından az olan kırıntıyı yutmak
    11. Ağzındaki tükrüğü yutmak. Ağzından dışarı çıkıp tamamen ayrılan tükrüğü tekrar yutmak orucu bozar
    12. Ağzına gelen balgamı yutmak
    13. Kafasından burnuna gelen akıntıyı içine çekip yutmak
    14. Ağzına aldığı (meselâ dişine koyduğu) ilâcın tadı boğazına varmak
    15. Erkeğin tenasül organına ilâç veya su akıtmak
    16. Göze ilâç damlatmak
    17. Kan aldırmak
    18. Gözlerine sürme çekmek
    Bu saydığımız şeylerin hiçbirisi orucu bozmaz.
    Orucun Farz Oluşu
    Oruç, Hicret’in ikinci yılında farz kılınmıştır.
    Orucun Müslümanlara farz olduğu Bakara suresindeki:
    „Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız“ ayetiyle bildirilmiş, ayrıca aynı surenin 185. ayetinde de „sizden kim bu aya (Ramazan’a) erişirse oruç tutsun“ denilerek oruç ibadetinin yerine getirilmesi emredilmiştir. Hz. Muhammed de, İslam’ın beş temelinden birinin Ramazan ayında oruç tutmak olduğunu bildirmiştir.
    Birinci ayetten açıkça anlaşılıyor ki oruç, ilk peygamber Adem (a.s.)’den itibaren bütün peygamberlere ve onlara inananlara farz kılınmıştır. Oruç, insanlığın ilk zamanlarından beri yerine getirilmesi emredilen bir ibadettir. Çünkü, ruhen arınıp ahlaken olgunlaşmak bakımından insanın oruca ihtiyacı olduğu gibi maddî ve manevi pek çok faydaları da vardır. Anlamlarını sunduğumuz ayetlerde orucun, müslümanlara farz olduğu bildirilmiş; hasta, yolcu ve oruç tutmaya gücü yetmeyenler için getirilen kolaylıklar hakkında da şöyle buyurulmuştur:
    „(Oruç) sayılı günlerdir. Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler kadar diğer günlerde oruç tutar. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir yoksulu doyuracak fidye gerekir.“
    Bu ayette, geçerli mazereti olanların, orucu Ramazan’dan sonraya erteleyebilecekleri bildirildikten sonra sürekli mazereti olup da ömürboyu oruç tutmaya gücü yetmeyenlere bunun karşılığında fidye vermeleri emredilerek gerekli kolaylık sağlanmıştır. Ciddi ve geçerli bir mazeret olmadıkça belirli şartları taşıyan Müslümanların ise bizzat oruç tutarak Allah’ın emrini yerine getirmesi gerekir.
    Oruç Ne Zaman Tutulur
    Oruç ay takvimine göre tutulur. Kameri aylar güneş takvimindeki aylara göre on gün kayar. Böylece Ramazan orucuna her yıl on gün erken başlandığından Ramazan ayı yaklaşık 33 yılda sıra ile yılın bütün mevsimlerini dolaşmış olur.
    Bu durum, Müslümanın değişik mevsimlerde oruç tutmasını ve dolayısıyla her mevsimin zorluklarına kendini alıştırmasını ve yoksulların çeşitli mevsim şartlarında çektikleri sıkıntıları anlamasını sağlar.
    Dünya üzerinde bölgeler arasında önemli farklar vardır. Örneğin kuzey yarım kürede kış yaşanırken, güney yarım kürede yaz mevsimi surer. Eğer oruç, güneş takvimine göre belirli bir mevsimde tutulsaydı, bazı bölgelerdeki Müslümanlar ömür boyu soğuk mevsimde oruç tutarken bazıları daima sıcak günlerde tutacak, aynı şekilde Müslümanların bir kısmı daima uzun günlerde oruç tutarken, bir kısmı da kısa günlerde tutmuş olacaktı.
    Böylece bazı Müslümanlar orucu her zaman kolaylıkla tuttuğu halde bazıları da daima güçlük içinde tutmak zorunda kalacaktı. Orucun, yılın bütün mevsimlerini sıra ile dolaşan kameri bir ayda (Ramazanda) tutulması ile bu sakıncalar ortadan kalkmıştır.
    Oruca ne zaman ve nasıl niyet edilir?
    Orucun önemli bir şartı da niyettir. Niyetsiz oruç geçerli değildir. Bu sebeple; niyetin ne zaman ve nasıl yapılacağının bilinmesi gerekir. Niyet zamanı itibariyle oruçlar ikiye ayrılır:
    1- Akşamdan itibaren gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilebilen oruçlar:
    Bunlar, Ramazan ayında tutulan, belirli günlerde tutulması adanan oruçlar ile nafile olarak tutulan oruçlardır. Bu oruçlara geceleyin imsak vaktinden önce niyet edilebileceği gibi gündüz kuşluk vaktine kadar da niyet edilebilir, gece niyet etmek daha faziletlidir. Gündüz oruca niyetin caiz olması, imsaktan sonra birşey yemeyip içmemeye ve orucu bozan bir iş yapmamaya bağlıdır. Eğer oruca aykırı bir şey yapılmış ise gündüz niyet caiz olmaz.
    2- İmsak vaktinden önce geceleyin niyet edilmesi gereken oruçlar:
    Bunlar da; Ramazanda tutulamayıp başka zamanda kaza edilen Ramazan orucu ile her çeşit keffaret oruçları, başlanıp ta bozulan nafile oruçların kazası ve mutlak olarak adanan (zamanı belirlenmeyen) oruçlardır. Bu oruçlar için belirlenen bir vakit olmadığından bunlar için imsaktan önce geceleyin niyet etmek lâzımdır. Bu oruçlara tan yeri ağardıktan yani imsak vakti geçtikten sonra niyet edilmez.
    Normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın. Sahura kalkmak istemeyen bir kimse akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez. Niyet esasen kalb ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca kalb ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalb ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile: „Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarın ki orucuna“ diye söylemelidir. Her günün orucuna ayrı niyet etmek lâzımdır.
    Orucu yerine getirmenin şartları
    Orucun farz olması için gerekli olan şartlardan başka oruç ibadetinin yerine getirilebilmesi için de bazı şartların bulunması lazımdır. Bunlar:
    1. Sağlıklı olmak
    2. Mukim olmak (yani misafir olmamak).
    Oruç tutamayacak kadar hasta olanlarla, dinî ölçülere göre yolcu olanlar oruçlarını erteleyebilirler.
    Hastalar iyileşince, yolcular da ikamet ettikleri yere dönünce tutamadıkları günler sayısınca oruçlarını tutarlar.
    Orucun geçerli olması için gerekli şartlar
    Oruç tutma şartlarını taşıyan bir kimsenin tutacağı orucun geçerli olabilmesinin şartları şunlardır:
    1. Oruç tutmaya niyet etmek
    2. İmsaktan iftara kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak
    3. Kadınların regl ve lohusa halinde bulunmaması
    Regl ve lohusa olan kadınlar, bu hallerinin devam ettiği günlerde oruç tutamaz, namaz kılamazlar.
    Bu haller sona erince tutamadıkları günlerin oruçlarını kaza ederler. Fakat kılamadıkları namazları kaza etmezler.
    ORUÇLUYA YASAK OLAN ve OLMAYAN DAVRANIŞLAR
    Oruçluya Mekruh(YASAK) Olan Şeyler
    1. Bir şey tatmak.
    Ancak zorunlu hallerde bir şey yutmamak kaydiyle yemeğin tuzuna bakılabilir. O takdirde mekruh olmaz.
    2. Gereksiz olarak bir şey çiğnemek. Çocuğu için bir şey çiğnemesi gereken kadın, bu işi yapacak başka bir yol bulamazsa küçük çocuğunu korumak maksadıyla çiğneyebilir.
    3. Kendine güveni olmayan kimsenin hanımını öpmesi ve kucaklaması.
    Bir boşalma olmaması durumunda böyledir. Eğer öpmek veya kucaklamakla boşalma meydana gelirse mekruh olmakla kalmaz, oruç bozulur.
    4. Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak.
    5. Kan aldırmak veya ağır bir işte çalışmak gibi kendisini zayıf düşüreceğine kanaat getirdiği bir iş yapmak. (Zayıf düşürmeyeceğine kanaat getirirse mekruh olmaz.)
    Oruçluya (YASAK) Olmayan Şeyler
    1. Gül ve misk gibi şeyleri koklamak
    2. Gözüne sürme çekmek
    3. Kendisinden emin olmak kaydıyla hanımını öpmek. Kendisine güveni olmadığı takdirde mekruhtur. Çünkü, bu davranış orucun bozulması ile sonuçlanabilir.
    4. Misvak kullanmak, ağzını fırça ile temizlemek.
    5. Ağzına su alıp çalkalamak.
    6. Burnuna su çekmek.
    7. Banyo yapmak
    Orucun faydaları nelerdir
    Kur’an-ı Kerimde orucun farz kılındığını bildiren ayetin sonundaki „ta ki korunasınız“ ifadesi orucun hikmetine dikkati çekmektedir. Allah Teala, her derde bir deva, her hastalığa bir ilaç verdiği gibi kötülüklere karşı da korunma vasıtaları vermiştir. İşte orucun bir özelliği de bizi kötülüklerden koruyan bir ibadet oluşudur. Nitekim Peygamberimiz orucun bu özelliğini hepimizin kolayca anlayabileceği şekilde güzel bir benzetme ile açıklayarak şöyle buyurmuştur:
    „Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen kimseye iki defa, „ben oruçluyum“ desin.“ Bir kalkanın sahibini düşmandan koruduğu gibi oruç da aynı şekilde kişiyi kötülüklerden ve günah işlemekten korur. Oruçlu, kötülüğü başlatan kişi olmayacağı gibi, kendisine fena söz söyleyen ve kavga etmek isteyenlerin bu davranışlarına karşılık: „Ben oruçluyum, ben oruçluyum“ diyerek nefsine hakim olacak ve kendisini kavganın içine çekmek isteyenlere uymayacaktır. Böylece oruç, bir kalkan gibi kişiyi kötülüklerden korumuş olacaktır.
    Oruç, bize daima Allah’ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevî eğitim sonucu Allah korkusu kalblere iyice yerleşir, bunun olumlu tesiri ile de insan davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşmış olur. Oruç, basit bir ‚aç kalma‘ olayı değildir. Onu sadece bu yönüyle değerlendirmek son derece yanlış olur. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlak eğitimidir.
    İslam bilginleri orucun üç mertebesi olduğunu bildirilmiştir:
    Birincisi; imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. Bu oruç, şartları yerine getirildiği için sahihtir. Ancak bunun gayesine ulaşması için oruçlunun ikinci basamağa yükselmesi lazımdır.
    İkincisi; birinci maddedekilerle birlikte, kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle tutulan oruçtur. Çünkü bu, organlar üzerinde olumlu etkisini gösteren ve sahibine ahlakî faziletler kazandırarak gayesine ulaşan oruçtur.
    Orucun sağlık yönünden faydalarını bir kere de uzmanlarından dinleyelim:
    „Sağlam insanlara orucun hiç bir zararı yoktur. Aksine (Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz) hadis-i şerifinde işaret edildiği gibi, vücûda faydası vardır. 8-16 saat sindirim cihazının, karaciğerin dinlenmesi kendi kendini toparlaması büyük bir faydadır.“
    „Oruç normal sıhhatli olan insanlar için çok faydalı bir perhiz teşkil eder. Az yemek ve itidal ile yaşamak sonucu oruç tutanlar genellikle Ramazanda bir kaç kilo zayıflarlar. Bu suretle 11 ay zarfında vücutta depo edilen zararlı yağlar erimiş olur. Bu ise asrımızda herkese tavsiye edilen en önemli sağlık kuralıdır. Çünkü şişmanlık şeker hastalığına pek yakındır. Ayrıca damar sertliği, kalb hastalığı, tansiyon yüksekliği ve buna bağlı pek çok hastalığa müsait bir zemin hazırlar. Demek oluyor ki oruç, bütün bu dertlerden insanı koruyucu bir etki yapar.“
    Bu gerçeği, sadece bizim bilim adamlarımız değil, konuyu inceleyen yabancı bilim adamları da dile getirmektedir:
    1940 Nobel Tıp Ödülü’nü kazanan ünlü bilim adamı, Dr. Alexis Carrel „L’Hamme, Cet İnconnu“ adlı eserinde: „Oruç sırasında organizmalarda depo edilmiş besin maddelerinin harcandığını, sonradan bunların yerine yenilerinin geldiğini, böylece bütün vücutta bir yenilenme olduğunu ve orucun sağlık bakımından çok yararlı olduğunu.“ söyler.
    Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve nimetleri kendisine veren Allah’a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.
    Allah Teala şöyle buyuruyor: „Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım.“ Sabır, başarıya ulaşmanın en önemli şartlarından biridir. Sahip olduğu helal şeylere oruçlu olduğu için el sürmeyen kimse; iradesine hakim olmuş, nefsini zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir meziyet kazanmış olur.
    Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya ulaşır. Acılı ve üzüntülü durumlar karşısında sabır ve tahammül göstererek soğukkanlılığını korur. Orucun askerlik ve yurt savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır. Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa katlanmak zorunda kalabilir. oruç tutmaya alışmış olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.
    Fidye, kaza ve keffaret nedir?
    FİDYE: Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler Ramazan’ın başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde veya sonunda da verilebilir. Fidyenin hepsi bir fakire topluca verilebileceği gibi, ayrı ayrı fakirlere de dağıtılabilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye gücü yetmiyorsa Allah’tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar eğer ileride tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile bağış sayılır.
    KAZA: Kaza, bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır.
    KEFFARET: Keffaret, Ramazanda bile bile bozulan bir gün orucun yerine iki kameri ay veya altmış gün peşpeşe oruç tutmak demektir. Ayrıca bozulan orucun da kaza edilmesi gerekir. Keffaret, sadece Ramazan ayında tutulan orucun bile bile bozulmasının cezasıdır. Diğer oruçların bozulması halinde yalnız kaza, yani gününe gün oruç tutmak yeterli olur.
    Ramazan orucu öbür aylarda kaza edilirken bilerek bozulsa yine kaza lâzım gelir, keffaret gerekmez.
    Keffaret orucu, ara verilmeden peşpeşe tutulacağı için Ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan günlere rastlamaması lâzımdır.
    Keffaret orucuna kameri aylardan birinin ilk gününde başlanırsa iki ay ara vermeden oruç tutulur. Bu aylardan ikisi de yirmidokuz gün çekse bile iki tam ay oruç tutulduğu için keffaret tamamlanmış olur.
    Ayın ilk günü değil de diğer günlerde başlanırsa hiç ara vermeden 60 gün oruç tutularak keffaret tamamlanır. Herhangi bir sebeple keffaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar keffaret orucu tutarken araya giren ayhali günlerini tutmazlar, ayhali yani âdet halleri bitince ara vermeden oruca devam ederek 60 günü tamamlarlar. Kadın, adet hali bittiği halde oruç tutmayarak keffaret orucuna ara verirse, keffarete yeniden başlaması gerekir.
    Birkaç defa keffareti gerektirecek şekilde orucunu bozan kimseye bunların hepsi için bir keffaret orucu yeterli olur. Ancak keffareti yerine getirdikten sonra yine kasten orucunu bozarsa bundan dolayı da ayrıca keffaret icab eder.
    Yaşlı veya hasta olup keffaret orucu tutmaya gücü yetmeyen kimse keffaret olarak altmış fakiri sabah ve akşam yedirip doyurur. Veya yemek parasını fakirin eline verir. Her günlük yiyecek bir fitre miktarıdır. Fitre miktarı bu parayı ayrı ayrı altmış fakire verebileceği gibi, hergün bir fitre miktarı olmak üzere altmış günde bir fakire de verebilir.
    Altmış günlük yiyeceği veya fitre miktarı olan değerini bir günde bir fakire verirse sadece bir günlük yerine geçer.
    Oruç çeşitleri
    5 çeşit oruç vardır:
    1- Farz olan oruçlar: Ramazan ayında oruç tutmak. Ramazanda tutulamayan orucu başka günlerde kaza etmek ve keffaret oruçları da farzdır.
    2- Vacip olan oruçlar: Adak oruçları ile bozulan nafile oruçları kaza etmek gereklidir.
    3- Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının dokuzuncu gününü onuncu günü ile veya onuncu gününü onbirinci günü ile birlikte oruç tutmak sünnettir.
    4- Müstehab olan oruçlar: Kamerî ayların onüç, ondört ve onbeşinci günleri ile haftanın pazartesi ve perşembe günleri ve Ramazandan sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak sevaptır.
    5- Yanlış olan oruçlar: Yanlış olan oruçlar iki kısımdır:
    a) Tenzihen yanlış olan oruçlar: Muharrem ayının sadece onuncu günü ile yalnız cuma ve yalnız cumartesi günlerinde oruç tutmak, akşamdan iftar etmiyerek bir günün orucunu ertesi güne birleştirmek yanlış olduğu gibi, kişiyi zayıf düşürmesi ve orucu âdet haline getireceği için senenin tamamını oruç tutmak da yanlıştır.
    b) Tahrimen yanlış olan oruçlar: Ramazan bayramının birinci günü ile kurban bayramının dört günü oruç tutmak tahrimen yanlıştır. Bu günler, Allah’ın kullarına birer ziyafet günleridir.
    Orucu Ramazan sonrasına ertelemeyi gerektiren durumlar
    Bir kimse aşağıdaki durumlarda Ramazan orucunu sonradan kaza etmek şartıyle tutmayabilir veya başlamış olduğu orucu bozabilir. Ancak sonradan ilk fırsatta tutamadığı günler sayısınca oruçları kaza etmesi gerekir. Bir kimsenin Ramazan orucunu sonraya bırakabilmesi için geçerli sayılan özürler şunlardır:
    1) Hastalık: Bir hasta oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığı iyileşince tutamadığı oruçları kaza eder. Hastaya bakan kimse de böyledir. Ramazan ayında düşmanla savaşan asker, oruç tuttuğu takdirde zayıf düşeceğinden endişe ederse misafir durumunda olmasa bile oruç tutmayabilir. Savaşa katılacağı kesinlikle veya kuvvetli bir ihtimalle biliniyorsa henüz savaşa girmeden önce de zayıf düşme endişesiyle yine oruç tutmayabilir. Tutamadığı oruçları daha sonra kaza eder.
    2) Yolculuk: Ramazan ayında en az 90 km. mesafeye yolculuğa çıkan kimse oruç tutmayabilir. (Hamza el-Eslemi adındaki sahabî peygamberimize yolculukta oruç tutup tutmayacağını sorunca peygamberimiz ona: -„İster tut, ister tutma“ diye cevap vermişti. Bu hüküm, dinen yolcu (misafir) sayılan kimseler içindir. İkamet ettiği yerden en az 90 km. veya daha fazla mesafeye yolculuk yapan ve gittiği yerde 15 günden az bir süre kalmaya niyet eden kimse dinen misafirdir. Eğer gittiği yerde 15 günden fazla kalmaya karar vermişse, o yere vardığı andan itibaren misafir olmaktan çıkar.
    Buna göre, Ramazan ayında bulunduğu yerden en az 90 km. uzaklıkta bir yere yolculuk yapan kimse yolculuk süresince oruç tutmayabilir. Gittiği yerde 15 günden az kalacaksa hüküm yine aynıdır. Eğer gittiği yerde 15 gün kalacaksa yolculuğu bitince vardığı yerde orucunu tutması gerekir. Yolculuk hali bitince tutmadığı günleri kaza eder.
    3) Zor Görmek: Orucu bozmak için ölümle veya vücuduna bir zarar verilmekle tehdit edilen kimse orucunu bozabilir. Bozduğu orucu sonra tutar.
    4) Gebe ve Emzikli Olmak: Gebe veya emzikli olan bir kadın, oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik ve emziklilik hali sona erince tutamadığı günleri kaza eder.
    5) Şiddetli Açlık ve Susuzluk: Oruçlu bir kimse açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından veya vücuduna ciddî bir zarar geleceğinden korkarsa, orucunu bozabilir. Sonra uygun bir zamanda tutamadığı oruçları kaza eder.
    6) Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Bunlar sonradan da orucu kaza edemiyecekleri için tutamadıkları her günün orucunun yerine fidye verirler. İyileşme ümidi olmayan hastalar da böyledir. Bu özür sahiplerinden herhangi biri, özrü devam ederken ölürse tutamadıkları oruçlar için fidye verilmesini vasiyet etmesi gerekmez.
    Özrü ortadan kalkıp tutamadığı oruçlarını kaza edecek kadar bir zamana yetişir de oruçları daha kaza etmeden ölürse bu oruçlar için malının üçte birinden fidye verilmesini vasiyet etmesi lâzımdır. (Ölenin varisi yoksa malının tamamından vasiyet eder.
    Eğer vasiyet etmezse, varislerinin teberru olarak ölenin fidyesini vermesi caizdir.
    Ramazan ayı nasıl belirlenir?
    Ramazan ayının başlayış ve bitişi ile bayram gününün doğru olarak tesbit edilmesi, İslam dünyasında tartışılan en önemli konulardan biridir. Farklı hesaplamalar nedeniyle İslam ülkelerinden bazıları Ramazan’a ve Bayram’a bir gün önce ya da sonra girer. Ramazan, Şevval ve Zilhicce gibi kameri aylara ait hilaller gözlemle tesbit edildiği gibi bunlar astronomik hesaplarla da belirlenebilir. İslamın ilk yıllarında astronomi bilimi ayın hareketleri hakkında kesin ve doğru bilgi verecek seviyede olmadığından Ramazan ayının başlangıcı ile bayram, yeni hilal görülerek tesbit ediliyordu.
    Astronomi bu gün kesin sonuçlar vermekte, astronomik hesaplarla çok önceden ayın hareketleri saat, dakika ve saniyesine kadar tesbit edilmektedir. Astronominin bugünkü kadar kesin ve yaygın olmadığı yüzyıllarda bile İslam alimlerinin bir bölümü Ramazanın başlangıcı ile bitiminin astronomik hesaplarla tesbit edilebileceğini ve buna göre oruca başlanıp bayram yapılabileceğini belirtmişlerdir.
    Bu gün ise, astronomi ilmi ayın hareketleri hakkında doğru ve kesin bilgi verecek seviyeye gelmiş, kameri aybaşlarının tesbitindeki şüpheler ortadan kalkmıştır. Ramazan ve bayram hilallerinin tesbiti için yapılan gözlemler de astronomik hesapların doğruluğunu göstermiştir.
    İster hilali görerek, ister astronomik hesaplarla olsun amaç, Ramazanın başlangıç ve bitiş günleri ile bayram tarihlerinin doğru olarak belirlenmesidir.
    İslam, ilim ve tecrübeye büyük önem vermiş, İslam bilginleri ilmin hemen her dalında olduğu gibi astronominin gelişmesinde de değerli çalışmalar yapmışlardır. Durum böyle olunca, ayın ve güneşin hareketleri hakkında kesin bilgiler veren ve pek çok kolaylıklar sağlayan astronomiden oruç vaktinin belirlenmesinde ilme büyük değer veren bir dinin mensupları olan müslümanların yararlanması gerekmez mi?
    Astronomik hesaplarla kameri ayların tesbiti, bu gün ortaya atılmış bir görüş değildir. Asırlarca öncesinden itibaren bu yolla, Ramazan ve bayramların tesbit edilmesinin caiz olduğu görüşünde olan pek çok İslam alimi geldiği gibi, günümüzdeki ilim adamlarının çoğunluğu da bu görüşü benimsemektedir.
    Kaldı ki, namaz vakitleri de ilk zamanlar görünüşe göre güneşin hareketine (gerçekte ise dünyanın güneş etrafında dönmesine) bağlı olarak ışık ve gölge durumlarına göre çıplak gözle tesbit edildiği halde, günümüzde yine kitap ve sünnetteki ölçüler esas alınarak önceden hesapla belirlenip takvimlerde gösterilmektedir.
    Günlük orucun başlangıç (imsak) ve bitiş (iftar) vakitlerinin tesbiti de yine güneşe göre namaz vakitlerinde olduğu gibi astronomik hesaplarla yapılmaktadır. Hesapla yapılan bu tesbitleri dileyen kimse, gözlemle de yapabilir.
  • Unutulmuş Hazine: Dünyanın En Gizemli Sanat Eserleri

    Giriş:

    Dünya üzerinde birçok sanat eseri, kültürel mirasımızın zenginliğini yansıtan önemli parçalardır. Ancak bazıları, gözlerden uzak kalmış, unutulmuş veya gizemlerle dolu hikayelere sahiptir. Bu yazıda, dünyanın dört bir yanından unutulmuş ve gizemli sanat eserlerine bir göz atacağız.

    1. **Sürrealist Bahçe: Las Pozas**

       Meksika’nın Xilitla kentinde bulunan Las Pozas, İngiliz sanatçı ve hayalperest Edward James tarafından yaratılmış bir sürrealist bahçe ve sanat kompleksidir. Devasa beton yapılar, heykeller ve doğal unsurların birleşiminden oluşan bu gizemli bahçe, ziyaretçilere adeta başka bir dünyaya yolculuk hissi veriyor.

    2. **Kayıp Şehir: Petra**

       Ürdün’ün güneyinde yer alan Petra, kayalara oyulmuş antik bir şehirdir. Tarih boyunca gizemini koruyan bu şehir, kumtaşı kaya yüzeylerindeki olağanüstü mimarisiyle dikkat çekiyor. Petra’nın geçmişi hakkında bilinenler kadar bilinmeyenler de oldukça fazla, bu da onu daha da ilgi çekici kılıyor.

    3. **Sessiz Tanıklar: Moai Heykelleri**

       Pasifik Okyanusu’ndaki Paskalya Adası’nda bulunan Moai heykelleri, antik Rapa Nui kültürünün en bilinen simgelerindendir. Ancak bu devasa taş heykellerin nasıl ve neden yapıldığı hala bir gizemdir. Moai’ler, adanın izole edilmiş doğasında birer sessiz tanık gibi duruyorlar.

    4. **Sır Dolu Kütüphane: Lübnanlı Rahip’in Kütüphanesi**

       Lübnan’daki Deir al-Qamar köyünde bulunan bir kilise, içinde barındırdığı kütüphaneyle dikkat çekiyor. Bu kütüphane, Lübnanlı bir rahip tarafından yıllar boyunca toplanmış ve sırlarla dolu nadir kitapları içeriyor. Ancak bu kütüphanenin tamamı hala keşfedilmemiş durumda.

    5. **Gizemli Dalgalar: Nazca Çizgileri**

       Peru’nun Nazca Çölü’nde bulunan Nazca Çizgileri, devasa boyutları ve karmaşık desenleriyle dünyanın en gizemli arkeolojik eserlerinden biridir. Bu dev dalgalar, kuşlar, hayvanlar ve geometrik şekiller, binlerce yıldır varlıklarını korumaktadır ancak amaçları hala tam olarak anlaşılamamıştır.

    Bu unutulmuş ve gizemli sanat eserleri, kültürel mirasımızın önemli bir parçası olmalarının yanı sıra, ziyaretçileri tarih ve sanatla dolu bir keşif yolculuğuna çıkarıyorlar. Bu eserler, insanlığın yaratıcılığı ve merakının birer simgesidir ve onları keşfetmek, dünyamızın derinliklerine olan hayranlığımızı arttırır.

  • nATO&#39;yu bilen var mı? 90larda Televizyon Başında Beklenilen Klipler

    “Kesinlikle zamanımızın uluslararası pop sahnesindeki en gizemli yaratık: Sadece birkaç kişi onun gerçekte neye benzediğini biliyor, neredeyse hiç kimse onun gerçek adını bilmiyor ve hatta kökenleri bile gizemle örtülüyor. Sanatçı takma adınız: Nato. Sahnede başını bir gölgelikle kapatıyor ve sadece sesinin konuşmasına izin veriyor. İki harika, kara göz, NATO’nun hayranlarına gösterdiği tek özellik.

    Rolling Stone onun hakkında şunları yazdı: “Nato, geçmişi olmayan bir kız, sadece bugün.” Onun Tacikistan’dan geldiği söyleniyor, bazıları Gürcistan’dan diyor, bazıları ise beşiğinin Çeçenya’da olduğunu söylüyor. NATO bu konuda sessiz. En olası söylentiler, Urallar’da Çelyabinsk adı verilen küçük bir kasabada doğduğu yönünde. Kimi zaman imalı, kimi zaman ajite edici bir sesle, şimdiden Doğu Yarımküre’nin, hatta ABD müzik endüstrisinin dikkatini çekti. Rolling Stone, Chorjavon’un NATO’daki ilk çıkışı hakkında şunları yazıyor: “NATO, zamanımızın müzikal bir yansımasıdır, Doğu ile Batı arasındaki günümüzün çatışmalarına verilen sanatsal bir yanıttır”; bu da her gün yeni ateş ceplerinin ortaya çıkmasına ve sonuçta Rusya, Amerika ve Avrupa’da terörizme neden olur. getirilmiş. NATO şarkılarında doğudaki vatanlarının müziği Arap kökenli parçalarla harmanlanıyor.”

    Dört kardeşin şiddetli ölümlerini konu alan şarkı Charjavon, uluslararası 1 numaralı hit olma yolunda. NATO’nun yapmak istediği ender görüşmelerde, kendisini müzik yapmaya ve kamusal bir figür olmaya iten şeyin tam olarak iktidara karşı direnişin bu sanatsal ifadesi olduğunu açıkça ortaya koydu. Performansları genellikle bildiğimiz gibi görsel-işitsel pop masalları değil: Gölgeli kadın, gösterilerini sansasyonel bir terörle mücadele gösterisine nasıl dönüştüreceğini biliyor. Yapımcı Ivan Shapavalov, sanatçısının dizginsiz sahne varlığını şöyle açıklıyor: “Her şey müzikle başlıyor. Ayrıca müzikle, şarkılarla, sanatsal ifadelerle insanlara yeni bir yol göstermeliyiz.” Ve: “NATO, Doğu müziği ile Batı sesinin bir sentezidir.”

    NATO’nun ilk single’ı CHARJAVON, yüksek sesle karamsar bir şekilde sunulmayan, daha ziyade sanatsal ifadesinin muhteşem gücüyle birlikte gelen, dramatik içeriğe sahip akılda kalıcı bir parça. Ivan Shapavalov: “Dans pistine gidip duygularınızın çılgına dönmesine izin vermenin nesi yanlış?”

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=GrkOc264VlY]

    Nato – Chorjavon Türkçe Şarkı Sözü Çevirisi

    ravaan shodan tschaar javaan, har tschar giriftan kamaan
    manhaar shodan pur armaan, ya mavlaan, ya mavlaan, ya mavlaan

    nanaj naa nana nanaj na naj

    padar begud ba pisar, imruz nagum hetsch safar
    safaratan pur khatar, ya mavlan, ya mavlan, ya mavlan

    nanaj na nana nanaj na naj

    madar du ta bacha mord, har sal ghese? madres?
    khataretan bar khdoa, ya mavlan, ya mavlan, ya mavlan

    nanaj na nana nanaj na naj

    kadam zadan yakbara, tar marasi? garma rasid(?) dast dara
    muaa bakhaan janaza, ya mavlan, ya mavlan, ya mavlan

    nanaj na nana nanaj na naj

    madar ki girya makard, sanga ro par sar mekard
    naleyi batsche mekard, ya mavlan, ya mavlan, ya mavlan

    nanaj na nana nanaj na naj

    Dört yoldaş bir silah aldılar
    ve büyük ümitlerle yola çıktılar

    Baba oğullarını uyardı
    geleceğin tehlikede olduğuna dair bir işaret var tanrıdan

    Yoldaşlar babalarını dinlemediler ve ava gittiler
    Yıldırım ve şimşek vurdu
    Aniden geçitten bir çığ düştü
    Ve yoldaşları yuttu
    ………………………
    Kutsal adam hüzünlü bir cenaze duası okudu

     Natalya Shevlyakova ( Rusça : Наталья Шевлякова ; 3 Ekim 1979 doğumlu), sahne adı nATo (NATO, NAT’o ve Nato olarak stilize edilmiştir) ile tanınan, tartışmalı imajı ve “Chor Javon” adlı single’ı ile tanınan bir Rus şarkıcıdır. “.

    Pop ikilisi tATu ile yaptığı çalışmalarla tanınan Rus müzik yapımcısı Ivan Shapovalov tarafından keşfedilen nATo, 2004 yazında Arap ve Avrupa dans müziği unsurlarını ve Türk dillerinde şarkı söylemeyi içeren kendi adını taşıyan ilk stüdyo albümünü kaydetti . Albümün tanıtımı için 11 Eylül 2004’te Moskova’da ilk konserini vermesi planlandı. Ancak konserin zamanlaması ve teması – köktendinci bir terörist tarafından kaçırılan bir uçağın deneyimini simüle eden – medya figürleri tarafından kınandı . politikacılar ve genel halk.  Eylül başında Rusya’da meydana gelen terör saldırısı ve iki uçak kazasının ardından konser iptal edildi.  Albümün baş teklisi “Chor Javon”un müzik videosu da tartışmalara yol açtı ve web sitesinden kaldırıldı.  nATo sonunda canlı olarak ilk çıkışını Ocak 2005’te Moskova’daki bir gece kulübünde yaptı. 

    O dönemde ve geriye dönük olarak tanıtım kampanyası yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.  Konser izleyiciler tarafından yetersiz olarak değerlendirilirken, akademisyenler ve Müslüman savunuculuk grupları NATO’nun imajının İslam’ı çevreleyen bir damgalamaya katkıda bulunduğu yönündeki endişelerini dile getirdi . Tartışma aynı zamanda albümü için güçlü satışları teşvik edemedi. 



    Kariyer 

    Arka plan ve kayıt 

    Shevlyakova’nın, daha önce tartışmalı genç pop grubu tATu ile çalışmış olan Rus müzik yapımcısı Ivan Shapovalov tarafından internette keşfedildiği bildirildi . ezgiler Tacikçe , Gürcüce ve Farsça çalındı . İlk single’ı “Chor Javon”, Tacik müzisyen Muboraksho Mirzoshoyev’in yazıp seslendirdiği bir şarkının cover’ıydı.  Şarkı, dağda avlanmak için yola çıkan ve çığda ölen dört kardeşin hikayesini anlatıyor.  Bir DNI.RU makalesinde alıntılanan bir müzik gazetecisi, şarkıyı ” Dead Can Dance’den tamamen çılgın, hipnotik bir karışım , özel olarak ayarlanmış bir piyano, elektrikli davullarla çalınan bir vals ritmi, alışılmadık bir ritim” olarak tanımladı. , şarkıcının çok ağır sesi ve arka planda atlıların çığlıkları”. Şarkı, 2004 tarihli Rus derleme albümü Поднебесная № 1’de ( Celestial Empire No. 1 ) yer aldı. Albümdeki diğer şarkılar aşık olma, “sevgiliye değer verme ve ondan korkma” ve aşkı kaybetme deneyimlerini anlatıyor. Shevlyakova şarkı sözlerinin tamamını kendisi yazarken, prodüksiyonu Shapovalov üstlendi ve bu, “tATu hitlerinin Türk-pop versiyonları” olarak tanımlanan ve “delici üzüntüyle dolu, etno-elektronik yığınıyla dolu” bir sese yol açtı. 

    Adının kamuya açıklanmaması ve sanatçının röportaj vermeyi reddetmesi nedeniyle NATo dikkat çekmeye başladığında Shevlyakova’nın kimliği bir sır olarak kaldı.  Başörtülü bir performans sergilerken yüzü gizlendi ve izleyiciler onun dini bağlılığı ve doğum yeri hakkında spekülasyonlar yaptı.  16 yaşında olduğu ve Rusya’nın Çelyabinsk şehrinden geldiği bildirildi .  Ocak 2005’te yarı Gürcü, yarı Rus olduğu ve aslında Müslüman olmadığı ortaya çıktı. 


    Promosyon ve canlı performanslar 

    Resim ve tanıtım 

    Shevlyakova’nın kayıtlarının genel olarak tartışmasız lirik içeriğine rağmen, Shapovalov, Shevlyakova’nın “kara dul” kıyafeti ve başörtüsü giymiş bir kadın Müslüman intihar bombacısı olan bir şahid kişiliğini benimsediği, ilk çıkışını tanıtmak için oldukça tartışmalı bir kampanyayı yönetti . Tanıtım kampanyasının bir parçası olarak, Moskova’nın her yerine Shevlyakova’nın yüzünün yakından gösterildiği posterler asıldı. Web sitesinde yayınlanan ilk single’ının müzik videosunda Orta Doğu videoları serpiştirildi ve ekranda “petrol”, “El Kaide”, “Irak” ve “NASDAQ” gibi yanıp sönen kelimeler yer aldı. Shevlyakova “kendini havaya uçurdu”.  Shapovalov bunu bir “video klip”ten ziyade “müzikal bir mesaj” olarak değerlendirdiğini belirtti. Videonun düzenlenmiş versiyonunda Shevlyakova kendi filmini çekerken ve dünya çapındaki haber kanalları onun videosunu “Petrol endüstrisi için sıkıntılı zamanlar” gibi başlıklarla yayınlarken gösteriyor .Video, Rus televizyon istasyonlarının yanı sıra CNN ve BBC gibi bazı uluslararası ağlara gönderildi  Her ne kadar Al Jazeera videoya biraz ilgi gösterse de hiçbiri videoyu yayınlamadı. 

    İlk konseri “terör konseri” olarak tanıtılarak 11 Eylül saldırılarının üçüncü yıldönümünde Sendikalar Meclisi’nde verilmesi planlandı  Shapovalov’un performans alanını kiralamak için 10.000 dolar ödediği bildirildi. Konser biletleri uçak biletlerine benzeyecek şekilde tasarlandı ve Pravda , konser tanıtım materyallerinin amacının “seyircilere bir yolcu uçağında terörist saldırının dehşetini yaşatmak” olduğunu belirttiğini bildirdi. Shevlyakova, patlayıcı gibi görünmesi için mikrofonunu kemerinde taşımayı planlarken, arkasındaki video ekranlarında, kamuflaj kıyafeti giyen korumaların izleyicilere paintball atması sırasında yaşanan terör görüntülerinin gösterilmesi planlandı.  Shapovalov, birçok İngiliz plak şirketinin nATo’nun ilk albümünü yayınlamakla ilgilendiğini iddia ederek Britanya’da da benzer bir konser düzenleme planlarını duyurdu. 



    Tartışma 

    Shevlyakova’nın ilk konser konsepti, tanıtım materyalleri ve müzik videosu gazeteciler, müzik yorumcuları ve hükümet yetkilileri tarafından yoğun eleştirilere maruz kaldı ve Rus medyasında “öfke”ye yol açtı. Rus yayıncıların “Chor Javon” videosunu yayınlamaktan “korktukları” bildirildi. Rusya Kültür Bakanı Aleksandr Sokolov konseri “hasta” olarak kınadı ve Shapalov’un “geçtiğimiz haftalarda Rusya’da bu kadar çok insan öldükten sonra bunu yaptığı için hapse atılması gerektiğini” savundu Kültür Bakanlığı’ndan bir başka yetkili Aleksey Krymin, planlanan konseri “biçim açısından kesinlikle politik olarak yanlış” olarak nitelendirdi, ancak Shevylyakova’nın şarkı sözlerinin “tarafsız” olduğunu ve Bakanlığın performansı engelleyecek herhangi bir yasal yolu olmadığını ekledi 

    Yasa Rusya dışında da eleştirilere yol açtı. Britanya Müslüman Konseyi , konseri “tatsız” olarak nitelendirerek ve son trajedilerden para kazanmaya çalışmakla suçlayarak insanları konseri görmezden gelmeye teşvik etti.  NATO olarak kısaltılan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün bir sözcüsü , eylemin kulağa “büyük bir şaka” gibi geldiğini ve “pek hoş bir şey” olmadığını belirtti; “NATO” teriminin telif hakkı olmadığını, dolayısıyla örgütün logosunu yasal olarak kullanamasa da adını kullanmakta özgür olduğunu ekledi.  Shapovalov, Shevlyakova’nın imajının olumsuz nitelendirmelerine karşı çıktı, bunda doğası gereği şiddet içeren veya saldırgan hiçbir şey olmadığı konusunda ısrar etti ve imajından ilham alan herhangi bir olumsuz çağrışımın “izleyicilerin, dinleyicilerin ve okuyucuların zihninde doğduğunu” iddia etti.  Kendisi, “NATo’nun yalnızca başörtülü ve peçeli bir kadın şarkıcı olduğunu” ve eğer insanlar bu gerçeğe gücenirse, o zaman “bunun tek bir anlamı var: toplum hastadır ve çareyi aramak zorundadır” şeklinde devam etti. tedavi.” 

    Just Assassins: The Culture of Terrorism in Russia antolojisi için 2010 yılında yazılan “Aşama (d) Terörizm”de, Galli film çalışmaları profesörü Birgit Beumers, tanıtım kampanyasının sonuçta “geri teptiğini” öne sürdü. Shapovalov ve Shevlyakova tarafından geliştirilen grafik imajın “şarkıların yumuşak sözleriyle” çeliştiğini ve “herhangi bir siyasi mesajın olmayışının” imajının yalnızca “satışları artırmak için bir zemin” olmasına neden olduğunu gözlemledi . medya ilgisi”. Beumers ayrıca NATO’nun imajındaki ana temanın – kendini havaya uçuran bir şahid temasının – yeniden yaratılmasının imkansız olduğunu ve bu nedenle “dehşet kaosunu düzenlemenin, tekrara izin vermenin ve kullanmanın bir yolu olarak oyunun sınırlarını ortaya çıkardığını” belirtti. güvenlik yanılsaması yaratan öngörülebilir formlar.”  Beumers, NATO’nun terörle ilgili endişeleri bir “halkla ilişkiler kampanyası” ve “ticari projeye” dönüştürmeye çalıştığını yazdı. 


    Konser iptali 

    nATo’nun ilk konserinin 11 Eylül 2004’te yapılması planlanmış olmasına rağmen, hükümet yetkililerinin baskısı ve halkın tepkisi üzerine sonuçta iptal edildi.  İptal edilmeden önce ses mühendisleri, Beslan’daki okul kuşatması nedeniyle performanstan çekildi Sendikalar Meclisi yöneticileri de aynı şekilde 1-3 Eylül tarihleri ​​arasında gerçekleşen kuşatmayı ve yakın zamanda yaşanan iki Rus uçağının performansını uygunsuz hale getirdiğini belirtti. İptal kararına yanıt olarak Shapovalov, kararın kendisine uygun şekilde bildirilmediğini ileri sürerek ve mekanı gösteriye daha sonraki bir tarihte ev sahipliği yapmaya zorlamak amacıyla Moskova Tahkim Mahkemesi’nde dava açtı. Bir basın toplantısında mekanın neden “kurumsal partiler” için uygun olduğunu, ancak “tiyatro gösterisi” olmadığını sordu.  Konserin yapım şirketinin halkla ilişkiler müdürü, kira ödemelerinin haftalar sonra iade edildiğini, Kültür Bakanlığı’nın konserin tanıtım malzemelerinin gösterilmesine herhangi bir itirazda bulunmadığını iddia etti.  Shapovalov başlangıçta Sendikalar Meclisi’nin akustik niteliklerini öne sürerek gösteri için alternatif bir mekan aramayı planlamadığını belirtti. 

    nATo’nun ilk konseri Ocak 2005’te Moskova’daki bir gece kulübü olan The Tinkov Brewery’de gerçekleşti.  Konser, CNN’in Orta Doğu haberlerinin tekno ritmine dönüşen görüntüleri ile başladı; Shevlyakova gösteriyi “Chor Javon” performansıyla kapattı.  Seyirci üyelerinin performansın “daha radikal” olmamasından dolayı hayal kırıklığı yaşadıklarını dile getirdikleri bildirildi. 


    Diskografi 

    Stüdyo albümü

    • NATO’ya (2005)
    1. Чорчовон / Chorjavon
    2. Бе Умиде / Be Umidé
    3. Ратминда / Ratminda
    4. Noeller / Noloi
    5. Ветер Моря / Deniz Rüzgarı
    6. Джуни Ман / Djuni Adam
    7. Чаки / Chaki
    8. Твалеби / Tvalebi
    9. Hidy / Hidy

    Bekar

    • Chor Javon (Geliştirilmiş CD) (2005)
    1. Chor Javon ( JS16 Mix)
    2. Chor Javon (Genişletilmiş Versiyon)
    3. Chor Javon (Orijinal Versiyon)

    Video – Chor Javon

    ve anne oğulları için yas tutarak başını taşlara vurdu

    Notlar 

    Referanslar 

  • Ölümlü Dünya | Feyyaz Yiğit FULL HD Komedi Filmi İzle 1080p

    Nesillerdir Haydarpaşa Garı’nda Anadolu Tat Lokantası’nı işleten Mermer Ailesi, 8 kişiden oluşan geniş bir ailedir. Kendi halinde, sade bir yaşamları olan bu insanların durumları biraz karışıktır. Bu ailenin, uzun zamandır gizledikleri bir de sırları vardır. Bu sır, her ne pahasına olursa olsun açığa çıkmaması gerekmektedir. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Mermer ailesi nesilden nesile kiralık katildir ve dünya çapında etkin olan dev bir organizasyon için çalışmaktadır. Ancak organizasyonun kimi kurallarının ihmal edilmesiyle birlikte işler karışır ve ailenin kimliği açığa çıkar. Artık aile pılını pırtını toplayıp yola koyulmalı ve peşlerindeki dev örgütü atlatabilmelidir…

    Başrollerini Ahmet Mümtaz Taylan, Alper Kul, Sarp Apak, İrem Sak, Doğu Demirkol, Feyyaz Yiğit, Meltem Kaptan, Mehmet Özgür ve Özgür Emre Yıldırım’ın paylaştığı ‘Ölümlü Dünya’nın yönetmen koltuğuna Ali Atay otururken, senaryosunu ise Ali Atay, Aziz Kedi, Feyyaz Yiğit, Volkan Sümbül ve Ali Demirel kaleme aldı.

    Oyuncular:
    Ahmet Mümtaz Taylan – Gazanfer
    Alper Kul – Oktay
    Sarp Apak – Serhan
    İrem Sak – Begüm
    Doğu Demirkol – Zafer
    Feyyaz Yiğit – Serbest
    Meltem Kaptan – Sevil
    Mehmet Özgür – İlhami
    Özgür Emre Yıldırım – Atakan
    Ferit Kaya – Arif
    İbrahim Selim – Müşteri
    Kubilay Tuncer – Müffetiş
    Mustafa Kırantepe – Kahya

    Yönetmen: Ali Atay
    Yapımcı: Timur Savcı
    Senaryo: Ali Atay, Aziz Kedi, Feyyaz Yiğit, Volkan Sümbül, Ali Demirel

    #patlamışmısır #feyyazyiğit #ölümlüdünya

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=Cu-dKv7tx6I]

  • Adını Bilmediğin Duygular: Ellipsism

    Ellipsism, insanın tarihin nasıl devam edeceğini bilememe durumunun getirdiği hüzünle dolu bir kavramdır. Tarih, insanlık için hem bir öğretmen hem de bir yol haritasıdır. Ancak, geleceği kestirmek, bir noktadan sonra muamma olur. Bu noktada, insanın içinde, tarihin belirsiz yolculuğu karşısında duyulan hüzün ve anlam arayışı başlar.

    Tarihin akışı, bir elipsin izini sürer gibi belirsiz bir şekilde devam eder. İnsanlık, geçmişteki olaylardan ders çıkarmaya çalışsa da, geleceği tam anlamıyla kestirmek mümkün değildir. Bu belirsizlik, insanın içinde bir çeşit boşluk yaratır. Ellipsism, geleceğin sırlarını bilmemenin ve kontrol edememenin getirdiği bir hüzündür. İnsan, tarihin akışında küçük bir nokta olarak, geleceği kestirmenin imkansızlığı karşısında güçsüzlüğünü hisseder.

    Bu hüzün, zamanla birlikte derinleşebilir. İnsanlar, tarih boyunca büyük dönemeçlerde bulundular, medeniyetler yükseldi ve çöktü, devrimler gerçekleşti ve savaşlar sona erdi. Ancak bu tarihi döngüde, geleceğin nasıl şekilleneceğini kestirmek güçleşir. Ellipsism, tarihsel olayların gidişatını tahmin etmekteki belirsizlikle yüzleşmenin bir yansımasıdır.

    Bu hüzün, aynı zamanda insanın varoluşsal bir meselesiyle de bağlantılıdır. İnsan, kendi hayatının yanı sıra toplumunun ve dünyanın geleceğini de düşünür. Ancak, tarihin gizemli yolu karşısında duyulan bu hüzün, insanın sadece kendi kaderini değil, aynı zamanda geniş çaplı bir tarihî sürecin parçası olmanın da bir sonucudur.

    Ellipsism, bir yandan hüzün yaratırken, diğer yandan da insanı harekete geçirme potansiyeli taşır. Belirsizlik içindeki bu hüzün, insanı daha derin düşünmeye, anlam arayışına ve geleceği etkileyebilecek kararlar almaya itebilir. Tarih, bir anlam arayışı içinde olan insanlar için bir yol gösterici olabilir ve bu süreç, belirsizliği kabullenme ve yaşama sanatını öğrenme fırsatını sunar.

    Sonuç olarak, ellipsism, tarihin bilinmeyen yollarının getirdiği hüzünle iç içe geçmiş bir kavramdır. İnsanlık, belirsiz geleceğiyle yüzleşirken, bu hüzünle başa çıkmak için anlam arayışına girer. Tarih, insana yol gösterirken, ellipsism de insanın bu yolda hüzünle dansını anlamlandırmaya çalışmasına yardımcı olur.

     

  • Freud&#39;un Bilinçaltı

     Sigmund Freud (1856-1939), Avusturyalı bir nörolog ve psikanalisttir. Freud, modern psikanalizin kurucusu olarak bilinir ve zihinsel süreçleri anlamak için derinlemesine bir yaklaşım geliştirmiştir. Freud’un çalışmaları, insan zihninin bilinçdışı süreçlerini anlamaya yönelik önemli katkılarda bulunmuştur.

    Freud’un en önemli teorilerinden biri, bilinçdışı zihinsel süreçlerin insan davranışlarını etkilediğini öne süren “bilinçdışı” kavramıdır. Freud, insanların davranışlarını, dürtülerini, düşlerini ve hatıralarını anlamak için bu bilinçdışı süreçlere odaklanarak, psikanaliz adını verdiği bir terapi yöntemi geliştirmiştir.

    Freud’un diğer önemli kavramları arasında id, ego, süper ego, savunma mekanizmaları gibi psikanalitik terimler bulunmaktadır. Freud’un teorileri, psikoloji, psikiyatri ve edebiyat gibi birçok alan üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Ancak, modern psikoloji içinde bazı eleştirilere ve değişikliklere de uğramıştır.

    Sigmund Freud’un etkileri geniş kapsamlıdır ve birçok alanda hissedilmiştir. İşte Freud’un etkilediği bazı ana alanlar:

    1. **Psikanaliz ve Psikoterapi:** Freud, psikanaliz adını verdiği bir terapi yöntemi geliştirmiştir. Bu yöntem, bireyin bilinçdışı süreçlerini anlamak ve bu süreçlerin davranışlarını etkileyen faktörleri keşfetmek amacını taşır. Psikanaliz, psikoterapi alanında önemli bir rol oynamış ve birçok psikoterapi yaklaşımının temelini oluşturmuştur.

    2. **Psikoloji:** Freud’un çalışmaları, psikoloji alanında önemli bir dönemeç olarak kabul edilir. Bilinçdışı, id-ego-süper ego gibi kavramlar ve savunma mekanizmaları, psikolojinin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Ancak, Freud’un teorileri zaman içinde eleştirilmiş ve revize edilmiştir.

    3. **Sosyoloji ve Kültür:** Freud’un çalışmaları, toplumsal ve kültürel davranışların altında yatan psikolojik dinamikleri anlamak için de kullanılmıştır. Freud’un teorileri, kültür eleştirisine ve sosyolojik analize önemli katkılarda bulunmuştur.

    4. **Edebiyat ve Sanat:** Freud’un düşünceleri, edebiyat ve sanat alanında da derin etkiler bırakmıştır. Psikanaliz, edebiyat eleştirisine yeni bir bakış açısı getirmiş ve birçok yazarın eserlerini analiz etmek için kullanılmıştır. Ayrıca, sanat eserlerindeki sembollerin ve metaforların anlamını anlamak için de Freud’un teorileri başvurulan kaynaklardan biri olmuştur.

    5. **Psikiyatri ve Tıp:** Freud’un psikanalitik yaklaşımı, psikiyatride önemli bir rol oynamıştır. Ancak, zaman içinde bu alanda da eleştirilere maruz kalmış ve diğer terapi yöntemleriyle birleştirilmiş ya da değiştirilmiştir.

    Freud’un etkileri, sadece bilim dünyasında değil, genel kültür, sanat, edebiyat ve toplum üzerinde de derin izler bırakmıştır. Ancak, özellikle bilim dünyasında, Freud’un teorileri zamanla eleştirilmiş ve değiştirilmiştir.

    Freud’un Yahudilik üzerine etkileri, hem pozitif hem de eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilebilir. Freud, Yahudi kökenli bir aileden gelmiş ve hayatının bir döneminde Yahudi inançlarını ve kültürünü içsel olarak deneyimlemiştir. Ancak, Freud’un çalışmaları genellikle dinsel konulara eleştirel bir yaklaşım içermiştir. İşte bu bağlamda Freud’un Yahudilik üzerindeki etkileri:

    1. **Din Eleştirisi:** Freud, din ve özellikle de Yahudi dini üzerine eleştirel düşünceler geliştirmiştir. “Totem ve Tabu” adlı eserinde, dinin kökenleri ve evrimi üzerine teoriler ortaya koymuştur. Freud’a göre din, insanların toplumsal düzeni sürdürmek ve güvensizlik hissini gidermek amacıyla yarattıkları bir tür kolektif savunma mekanizmasıdır.

    2. **Din ve Psikoloji:** Freud’un psikanalitik teorileri, dinin bireylerin zihinsel süreçlerine olan etkilerini anlamada kullanılmıştır. Örneğin, “baba kompleksi” gibi kavramlar, Freud’un din ve mitoloji üzerine yaptığı analizlerde ortaya çıkan temel unsurlardan biridir.

    3. **Yahudi Kimliği:** Freud’un Yahudi kimliği, onun düşünsel arka planında etkili olmuştur. Ancak, Freud’un çalışmalarının genel tonu, dinsel inançlara ve mitlere genellikle eleştirel bir yaklaşım içermiştir. Freud, Yahudi kimliğini daha çok kültürel ve tarihsel bir bağlamda ele almış ve dini inançlardan ziyade bilimsel ve rasyonel düşünceye vurgu yapmıştır.

    4. **Siyonizm İle İlişkisi:** Freud’un siyonizmle olan ilişkisi de önemlidir. Freud, siyonizmi desteklemiş ve özellikle Siyonist hareketin öncülerinden Theodor Herzl ile tanışmıştır. Ancak, Freud siyonizmi, kişisel dünya görüşüne daha uygun bir şekilde, kültürel bir kimlik ve topluluk oluşturma çabası olarak görmüştür.

    Freud’un Yahudilik üzerindeki etkileri, özellikle dini konularda eleştirel bir bakış açısına sahip olmasına rağmen, Yahudi kimliğiyle ve kültürüyle bir şekilde etkileşim içinde olduğunu gösterir.

    Histeri, tıbbi bir terim olup, genellikle çeşitli fiziksel semptomlarla karakterize edilen, ancak organik bir neden bulunamayan bir psikolojik durumu tanımlar. Histeri terimi, tıp tarihinde farklı anlamlar kazanmıştır ve zaman içinde değişiklik göstermiştir.

    Sigmund Freud’un psikanaliz teorisi, histeri ile özellikle yakından ilişkilidir. Freud, 19. yüzyılın sonlarında, özellikle kadın hastalarda sıkça görülen çeşitli fiziksel semptomların altında yatan psikolojik nedenleri anlamak amacıyla histeriyi inceledi. Freud, bu dönemde histeriyi “konversiyon bozukluğu” olarak adlandırmış ve bu durumu, bireyin bilinçdışındaki istek ve çatışmaların semptomlar halinde vücutta ifade edilmesi olarak açıklamıştır.

    Freud’un döneminde, histeri genellikle özellikle kadın hastalarda ortaya çıkan ve çeşitli fiziksel semptomlar (örneğin felç, kör veya sağır olma gibi) ile karakterize edilen bir durum olarak biliniyordu. Freud, bu semptomların psikanalitik bir yaklaşımla anlaşılabileceğini ve bu semptomların altında bilinçdışındaki çatışmaların yattığını ileri sürdü. Freud’un histeri üzerine yaptığı çalışmalar, psikanalizin temellerini oluşturdu ve psikosomatik bozuklukların anlaşılmasına yönelik önemli katkılarda bulundu.

    Freud’un histeri ile ilgili teorileri, zaman içinde eleştirilmiş ve revize edilmiştir. Ancak, bu çalışmalar, psikosomatik bozukluklar, bilinçdışı süreçler ve semptomların psikolojik kökenleri konusunda geniş bir literatürün başlangıcını oluşturmuştur.

    Sigmund Freud, psikanalizin kurucusu olarak, travma ve travmatik deneyimlerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için önemli çalışmalar yapmıştır. Freud’un travma konusundaki düşünceleri, özellikle psikanalitik teorisindeki bazı temel kavramlar aracılığıyla ifade edilmiştir. İşte Freud’un travma ile ilgili bazı önemli düşünceleri:

    1. **Narsisizm Kuramı ve Travma:** Freud’un narsisizm kuramı, çocukluk dönemindeki travmatik olayların bireyin psikolojik gelişimini nasıl etkilediğini anlamaya yönelik bir teoridir. Freud’a göre, travmatik olaylar, bireyin narsistik gelişimini etkileyerek kişisel bir krize yol açabilir. Bu süreçte, bireyin benlik algısı ve nesne ilişkileri üzerinde derin etkiler oluşabilir.

    2. **Aklanma Mekanizmaları ve Travma:** Freud, aklanma mekanizmalarını inceleyerek, bireylerin travmatik deneyimleriyle başa çıkmak için nasıl savunma mekanizmaları geliştirdiklerini açıklamıştır. Örneğin, travmatik bir olayın bilinçdışına itilmesi, inkâr ve özdeşim gibi aklanma mekanizmaları, bireyin travmatik deneyimlerle baş etme çabalarını temsil eder.

    3. **Çocukluk Cinsel Teorisi ve Travma:** Freud’un erken dönemdeki çalışmalarından biri, çocukluk cinselliği ve cinsel travmanın etkileri üzerinedir. Özellikle “Sapıklıkların ve Çocukluk Cinselliğinin Üzerine” adlı eserinde, çocukluk cinsel deneyimlerinin bireyin sonraki cinsel gelişimini nasıl etkilediğini tartışmıştır.

    Freud’un travma ile ilgili düşünceleri, zaman içinde eleştirilmiş ve revize edilmiştir. Ancak, onun çalışmaları, psikoloji ve psikiyatri alanlarında travma ve travmatik deneyimlerin anlaşılmasına yönelik temel kavramların gelişimine katkıda bulunmuştur. Freud’un travma teorileri, daha sonraki psikologlar ve terapistler tarafından genişletilmiş ve değiştirilmiştir, ancak hala travma çalışmalarının temelini oluşturan önemli bir başlangıç noktasıdır.

    Freud, uyurgezerlik konusunu “Psikanaliz ve Uyurgezerlik” (1914) adlı makalesinde ele almıştır. Uyurgezerlik, tıp literatüründe somnambulizm olarak da adlandırılan bir durumdur ve genellikle derin uykuda bilinçdışı hareketlerle karakterizedir. Freud, uyurgezerlikle ilgili olarak şu ana konulara odaklanmıştır:

    1. **Bilinçdışı Dürtülerin İfadesi:** Freud, uyurgezerliği bilinçdışı dürtülerin ifadesi olarak görmüştür. Uyurgezerlik sırasında ortaya çıkan hareketler ve davranışlar, kişinin günlük yaşamında bastırdığı içsel dürtüleri ve çatışmaları ifade etme eğiliminde olduğunu öne sürmüştür.

    2. **Uyurgezerliğin Seksüel Unsurları:** Freud, uyurgezerliği cinsel içerikli düşüncelerin bir dışa vurumu olarak değerlendirmiştir. Ona göre, uyurgezerlik sırasında sergilenen davranışlar, kişinin cinsel içerikli arzularının bilinçdışından ortaya çıkmasının bir yolu olabilir.

    3. **Uyurgezerlik ve Sapıklık:** Freud, uyurgezerliği bir tür sapıklık olarak ele almıştır. Uyurgezerlik durumu, kişinin içsel çatışmalarını ve bastırılmış dürtülerini ifşa etme biçimi olarak değerlendirilmiştir.

    Freud’un uyurgezerlikle ilgili teorileri, daha sonra gelişen psikanalitik düşünce içinde eleştirilmiş ve revize edilmiştir. Uyurgezerlik, psikolojik ve nörolojik faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanan bir durumdur ve bugün, psikoloji ve nöroloji alanında yapılan araştırmalar bu durumun daha fazla anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.

    Freud’un uyurgezerlikle ilgili düşünceleri, psikanalizin gelişimine ve düşünsel evrimine katkıda bulunmuştur. Ancak, günümüzde uyurgezerlikle ilgili anlayış, multidisipliner bir yaklaşımı gerektirir ve sadece psikanalitik açıklamalarla sınırlı değildir.

    “Totem ve Tabu,” Sigmund Freud’un 1913 yılında yayımlanan bir eseridir ve Freud’un antropoloji, psikanaliz ve kültürel evrimle ilgili düşüncelerini bir araya getirir. Bu eserinde Freud, insanlık tarihini anlamak için mitlerin ve ritüellerin rolünü incelemiştir.

    Freud, “Totem ve Tabu”da temelde dört ana konuya odaklanmıştır:

    1. **Totemizm:** Freud, totemizmi araştırarak, toplumların temelini oluşturan ilk sosyal örgütlenmelerin nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışmıştır. Totem, bir grup için kutsal kabul edilen bir semboldür. Totemizm, bir grup içindeki bireyler arasındaki ilişkilerin, klan yapısının ve toplumsal düzenin gelişimine ilişkin teoriler içerir.

    2. **Tabu:** Tabu, Freud’un eserinde üzerinde durduğu bir diğer kavramdır. Freud, tabuların toplum içindeki kuralları ve yasakları temsil ettiğini savunmuştur. Tabular, toplumda ortak bilinçdışı korkuların ve çatışmaların dışa vurumu olarak değerlendirilmiştir.

    3. **Baba Katli:** “Totem ve Tabu”da, Freud, eski çağlarda bir grup erkek kardeşin, klan lideri olan babalarını öldürüp sonra ona duydukları suçluluk ve korku hisleriyle başa çıkmak için geliştirdikleri ritüelleri ve mitleri ele almıştır. Freud, bu sürecin insanlık tarihindeki temel toplumsal kurumların oluşumunu etkilediğini ileri sürmüştür.

    4. **Sonsuzluk Korkusu ve Din:** Freud, insanların başlangıçta yalnızca bir baba figürüne sahip olduklarını ve bu figürün gücünü ve otoritesini sonsuz kabul ettiklerini iddia etmiştir. Sonsuzluk korkusu ve bu korkunun yarattığı çaresizlik, insanların toplumları oluşturmasına ve dinin doğmasına neden olmuştur.

    Freud’un “Totem ve Tabu” eseri, psikanalizin ve kültürün evrimi üzerine düşüncelerini derinleştirmiş ve toplumsal normların, tabuların ve mitlerin nasıl ortaya çıkabileceği konusunda özgün teoriler sunmuştur. Ancak, bu eser, sadece psikanalizle değil, aynı zamanda antropoloji ve sosyolojiyle de ilgilenen birçok eleştirmen tarafından tartışmalı bulunmuştur.

    Sigmund Freud’un psikanalitik teorisi, arzunun ve içsel güdülerin insan davranışlarını yönlendiren temel dinamikler olduğunu öne sürer. Freud’un arzu kavramı, psikanalizde önemli bir rol oynar ve çeşitli bağlamlarda ele alınabilir. İşte arzuyla ilgili Freud’un bazı temel kavramları:

    1. **İd, Ego ve Süper Ego:** Freud, insan zihinsel yapısını üç ana bölümde tanımlar: id, ego ve süper ego. İd, içsel dürtülerin kaynağıdır ve anında tatmin arar. Ego, gerçek dünya ile uyumlu bir şekilde bu dürtüleri tatmin etmeye çalışır. Süper ego ise toplumsal normlar ve ahlaki değerlerle ilgili içsel bir temsilidir. Arzu, özellikle id’in etkisi altında, içsel dürtülerin bir ifadesi olarak ortaya çıkar.

    2. **Libido:** Freud, yaşam enerjisi veya cinsel enerjiyi temsil eden “libido” kavramını geliştirmiştir. Libido, sadece cinsel arzuyla sınırlı değildir; aynı zamanda yaşam enerjisi olarak düşünülür ve bireyin çeşitli aktivitelerde bulunma arzusunu ifade eder.

    3. **Cinsellik ve Psikanaliz:** Freud, cinselliği ve cinsel arzuları insan davranışlarını anlamanın önemli bir anahtarı olarak görmüştür. Çocukluk döneminde cinsel gelişimle ilgili yaşanan deneyimlerin, bireyin yetişkinlikteki cinsel arzularını etkilediğini öne sürmüştür.

    4. **Arzu ve Psikoseksüel Gelişim:** Freud, çocukların psikoseksüel gelişim dönemlerini açıklarken, her bir dönemin belirli bir cinsel bölgeye odaklandığını ve bu dönemlerde yaşanan deneyimlerin bireyin arzu ve davranışlarını şekillendirdiğini ileri sürmüştür. Örneğin, oral, anal, falik, latent ve genital dönemler olarak adlandırdığı bu evreler, cinsel gelişimdeki farklı aşamalara işaret eder.

    Freud’un arzu ve cinsellikle ilgili teorileri, psikanalizin temel taşlarından birini oluşturur. Ancak, bu teoriler zaman içinde eleştirilmiş ve revize edilmiştir. Günümüzde, Freud’un psikanalitik yaklaşımı, psikoloji alanındaki birçok tartışmaya ve farklı görüşlere konu olmuştur.

    Regresyon, psikolojide bireyin normalde sahip olduğu bir gelişim düzeyinden daha önce bir düzeye, genellikle daha genç bir yaşa geri dönmesini ifade eder. Bu durum, stresli bir durum veya zorlukla başa çıkma mekanizmalarının bir parçası olarak ortaya çıkabilir. Sigmund Freud, regresyonu psikanalitik teorisi içinde ele almıştır.

    Freud’a göre, regresyonun temelinde psikanalitik bir mekanizma vardır. İnsanların yaşamları boyunca birçok gelişim aşamasından geçtiklerini ve bu aşamalarda çeşitli içsel çatışmalar yaşadıklarını öne sürmüştür. Bir birey stres altındayken veya başa çıkma mekanizmaları yetersiz kaldığında, daha önceki bir gelişim aşamasına geri dönme eğiliminde olabilir.

    Freud, regresyonun özellikle savunma mekanizmalarının bir parçası olduğunu savunmuştur. Birey, güçlü bir içsel çatışma veya stresle karşılaştığında, daha önceki bir gelişim evresine geri dönerek, o dönemdeki savunma mekanizmalarını kullanabilir. Bu, kişinin o dönemdeki daha basit ve rahatlatıcı stratejilere sığınma eğiliminde olduğunu ifade eder.

    Örneğin, bir yetişkin stresli bir durumla başa çıkamazsa, regresyon yaşayarak çocukluk dönemine özgü savunma mekanizmalarına geri dönebilir. Bu durum, çocukluk dönemine özgü tepkilerin, dürtülerin ve savunma mekanizmalarının tekrar ortaya çıkmasına işaret eder.

    Freud’un regresyonu açıklaması, psikoterapide ve psikolojik danışmanlıkta kullanılan birçok yaklaşımda da temel bir kavramdır. Bireyin regresyon yaşaması, terapistlerin bireyin içsel dünyasını anlamalarına ve stresle başa çıkma stratejilerini ele almalarına yardımcı olabilir. Ancak, regresyonun sadece savunma mekanizmalarından biri olduğunu ve bireyin karmaşık bir şekilde etkileşen birçok faktörle başa çıkma sürecine dahil olduğunu unutmamak önemlidir.

    Katarsis, bir kişinin zihinsel ve duygusal gerilimi serbest bırakma ve rahatlama sürecidir. Sigmund Freud, katarsis kavramını psikanalitik teorisinde önemli bir yerde ele almıştır. Freud, özellikle konuşma terapisi sırasında duygusal ifadenin ve hatıraların açığa çıkmasının sağlanması yoluyla katarsisin tedavi sürecinde önemli bir rol oynayabileceğini düşünmüştür.

    İşte katarsis ve Freud arasındaki ilişkiyi anlatan bazı ana noktalar:

    1. **Konuşma Terapisi ve Duygusal İfadenin Önemi:** Freud, psikanalitik terapide konuşmanın, zihinsel sağlığın ve duygusal rahatlamanın anahtarı olduğunu düşünmüştür. Bireyin içsel dünyasını konuşarak ifade etmesi, bilinçdışı süreçlere ve bastırılmış duygulara erişim sağlayabilir. Bu süreç, katarsisin başlamasını sağlar.

    2. **Dirençlerin Ortaya Çıkması:** Freud, terapi sırasında karşılaşılan dirençlerin, bireyin zihinsel savunma mekanizmaları olduğunu öne sürmüştür. Bu dirençler, hastanın rahatsız edici düşünceleri, duyguları veya anıları ifade etmesini engelleyebilir. Bu dirençlerin aşılması, katarsisin gerçekleşmesi için önemlidir.

    3. **Çözümleme ve Anlamlandırma:** Freud, bireyin içsel çatışmalarını çözümlemesinin ve anlamlandırmasının, katarsis sürecinde önemli olduğunu vurgulamıştır. Hastanın bilinçdışındaki bastırılmış içsel çatışmaları anlaması ve bu çatışmalarla yüzleşmesi, duygusal rahatlamanın ve katarsisin gerçekleşmesinin anahtarı olabilir.

    4. **Özgür Asosiyasyon ve Serbest Konuşma:** Freud’un psikanalitik yöntemlerinden biri, hastanın serbestçe konuşmasına ve bilinçdışındaki düşüncelere erişim sağlamasına olanak tanıyan özgür asosiyasyon tekniğidir. Bu teknik, bireyin içsel dünyasını keşfetmesine ve katarsis deneyimine katkıda bulunabilir.

    Katarsis kavramı, Freud’un psikanalitik terapi yöntemlerinde önemli bir rol oynamış ve psikoterapi süreçlerinde duygusal rahatlama ve içsel dönüşümün önemini vurgulamıştır.

    Bastırma, Sigmund Freud’un psikanalitik teorisinde önemli bir savunma mekanizmasıdır. Freud, bastırmanın, bireyin bilinçaltına ittiği düşünceleri, duyguları veya anıları ifade etmeme eğiliminde olduğunu öne sürmüştür. Bu savunma mekanizması, kişinin psikolojik rahatsızlık veya çatışma ile başa çıkma çabasının bir parçasıdır.

    İşte bastırma ve Freud arasındaki ilişkiyi açıklayan bazı ana noktalar:

    1. **Bastırma Kavramı:** Bastırma, bireyin bilinçaltındaki rahatsız edici düşünceleri, duyguları veya anıları bilinç düzeyine itmesini ifade eder. Bu süreç, bireyin bu materyallerle yüzleşmek yerine onları bilinçaltında tutma eğiliminde olduğu anlamına gelir.

    2. **Bastırmanın Amacı:** Freud’a göre, bastırmanın temel amacı, rahatsız edici içsel materyallerin bilinç düzeyinden uzaklaştırılmasıdır. Bu, bireyin günlük yaşamında daha iyi başa çıkmasına ve zihinsel dengeyi korumasına yardımcı olabilir. Ancak, bastırma uzun vadede psikolojik rahatsızlıklara veya semptomlara yol açabilir.

    3. **Savunma Mekanizmaları İçindeki Yeri:** Bastırma, Freud’un savunma mekanizmaları teorisinde önemli bir yer tutar. Bu teoriye göre, bireyler rahatsız edici düşüncelerle başa çıkmak için farklı savunma mekanizmalarını kullanabilirler. Bastırma, bu mekanizmalardan biridir ve çoğu zaman bilinçaltındaki malzemenin kontrol altına alınmasında etkilidir.

    4. **Bastırmanın Psikanalitik Tedavideki Rolü:** Freud’un psikanalitik terapisi, hastanın bastırılmış içsel materyallerini açığa çıkarma sürecine odaklanır. Terapistin yönlendirmesi ve hastanın serbest asosiyasyonu gibi teknikler, bastırılmış materyallerin yüzeye çıkmasına ve bilinç düzeyinde ifade edilmesine olanak tanır. Bu süreç, kişinin içsel çatışmaları anlamasına ve duygusal rahatlama sağlamasına yardımcı olabilir.

    Bastırma, Freud’un psikanalitik teorisinde temel bir kavramdır ve psikoterapide, bireyin bilinçaltındaki malzemenin açığa çıkmasını ve anlaşılmasını hedefleyen bir sürecin parçası olarak ele alınır.

    Sigmund Freud’un psikanalitik teorisi, modern psikolojinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuş olsa da, zaman içinde eleştirilmiş ve revize edilmiştir. İşte Freud ve psikanalizin eleştirildiği bazı ana noktalar:

    1. **Bilimsel Eleştiriler:** Freud’un teorileri, bilimsel yönteme ve deneysel kanıtlara dayanmaması nedeniyle eleştirilmiştir. Freud’un teorileri, daha çok klinik gözlemler, vakalar ve kendi hastalarıyla yaptığı çalışmalara dayanmaktadır. Bu nedenle, Freud’un teorilerinin genel geçerliliği ve evrensel geçerliliği konusunda bilimsel bir temeli olup olmadığı sıklıkla tartışma konusudur.

    2. **Cinsellik Odaklılık Eleştirileri:** Freud’un cinselliğe verdiği önem ve cinsel içerikli teorileri, eleştirilmiştir. Bazı eleştirmenler, Freud’un cinselliğin diğer faktörleri göz ardı ettiğini ve teorilerini genel bir çerçeveden ziyade öznel deneyimlere dayandırdığını iddia etmiştir.

    3. **Çocukluk Cinselliği Teorisi Eleştirileri:** Freud’un çocukluk cinselliğinin gelişiminin temel bir etken olduğu teorisi, eleştirilmiştir. Bu teori, çocukların cinsel dürtülerinin gelişimini vurgular ve bazı eleştirmenler tarafından abartılı veya aşırı derecede belirleyici olarak görülmüştür.

    4. **Kültürel ve Cinsiyet Temelli Eleştiriler:** Freud’un teorileri, belirli kültürlerde ve cinsiyet gruplarında yaşayan bireyleri genellenmiş bir şekilde tanımlamakla eleştirilmiştir. Freud’un çalışmalarının genellikle Avrupa merkezli ve erkek odaklı olduğu düşünülmüş ve bu durum, teorilerinin evrenselliği konusunda sorgulanmasına yol açmıştır.

    5. **Yöntem Eleştirileri:** Freud’un psikanalitik terapi yöntemi ve serbest asosiyasyon tekniği, eleştirilmiştir. Bu yöntemlerin bilimsel yöntemlere göre daha az yapılandırılmış ve standardize edilmemiş olması, eleştirilere yol açmıştır.

    6. **Cinsel İstismarın Bastırılması Eleştirileri:** Freud’un hastalarının anılarını hatırlamada bastırma ve yanılsama mekanizmalarını kullanmasının, cinsel istismarı bastırarak bu tür travmatik deneyimleri unutmalarına neden olduğunu ileri süren eleştiriler bulunmaktadır. Bu konuda bazı eleştirmenler, Freud’un hastalarını ikna etme eğiliminde olduğunu öne sürmüştür.

    Freud ve psikanalizin eleştirilmesi, psikolojinin ve psikoterapinin gelişimine katkıda bulunan farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına olanak tanımıştır. Freud’un çalışmaları, hem övgü hem de eleştiri almış ve psikanalizin birçok açıdan evrim geçirmesine yol açmıştır.

  • Punk ve Hippi Kültürleri Arasındaki Benzerlikler

    ,

     Punk ve hippie kültürleri, farklı dönemlerde ortaya çıksa da, bazı benzerliklere sahiptir. Her ikisi de gençlik kültürüne ait alt kültürlerdir ve genellikle toplumsal normlara karşı çıkarak, özgür düşünceyi ve ifadeyi vurgularlar. İşte punk ve hippie kültürleri arasındaki bazı benzerlikler:

    1. **Anti-Otoriter Duruş:**

       – Hem punk hem de hippie kültürleri, otoriteye karşı bir tavır benimser. Bu, genellikle anti-establishment (mevcut düzen ve kurumlar karşıtı) bir duruşu içerir.

    2. **Özgür İfade:**

       – Her iki kültür de bireyin özgür düşünce ve ifadesini vurgular. Sanat, müzik ve giyim tarzları aracılığıyla kendilerini ifade etme özgürlüğü ön plandadır.

    3. **Barış ve Hoşgörü:**

       – Hem punk hem de hippie kültürleri, genellikle barış, hoşgörü ve sevgi temalarını benimser. Bu, toplumsal değişim ve insanlar arası ilişkilerde pozitif bir yaklaşımı yansıtabilir.

    4. **Doğa ve Çevre Bilinci:**

       – Hem hippie hem de punk hareketleri, çevre bilincine önem verir. Doğayı koruma ve sürdürülebilirlik konularında duyarlılık gösterirler.

    5. **Alternatif Yaşam Tarzları:**

       – Her iki kültür de genellikle ana akım toplumun kabul ettiği standart yaşam tarzlarına karşı alternatif yaşam tarzlarını savunur.

    6. **Müzik:**

       – Hem punk hem de hippie kültürleri, müziği bir ifade aracı olarak kullanır. Punk müziği genellikle hızlı tempolu ve öfkeli bir ifadeyle, hippie müziği ise genellikle psikedelik ve barışçıl bir atmosferle öne çıkar.

    Ancak, bu benzerliklere rağmen, punk ve hippie kültürleri arasında önemli farklar da bulunmaktadır. Örneğin, giyim tarzları, müzik türleri ve politik duruşları farklılık gösterir. Punk kültürü genellikle daha radikal, asi ve öfkeli bir tavır sergilerken, hippie kültürü genellikle barışçıl, sevgi dolu ve mistik bir yaklaşım benimser.

  • Hayalgücü Nasıl Arttırılır?

    Hayalgücünü arttırmak, yaratıcılığı teşvik eden ve problemleri farklı açılardan düşünmeye olanak tanıyan bir süreçtir. İşte hayalgücünü arttırmak için kullanılabilecek çeşitli yöntemler ve alışkanlıklar:

    ### 1. **Okuma Alışkanlığı Edinin:**

       Kitaplar, farklı dünyalara açılan kapılardır. Farklı türlerdeki kitapları okumak, zihinsel esnekliği arttırır ve yeni fikirlerle tanışmanıza olanak tanır.

    ### 2. **Sanat ve Müzikle İlgilenin:**

       Resim, müzik, tiyatro gibi sanat formları, hayal gücünü güçlendirebilir. Farklı sanat eserleri sizi farklı duygusal ve düşünsel alanlara yönlendirebilir.

    ### 3. **Doğa ile Zaman Geçirin:**

       Doğa, sakinleştirici ve ilham verici bir ortamdır. Doğal güzellikleri gözlemlemek ve açık havada zaman geçirmek, yaratıcılığı artırabilir.

    ### 4. **Bilinçli Meditasyon Pratiği:**

       Meditasyon, zihinsel odaklanma ve içsel keşif için bir araç olabilir. Meditasyon, zihni sakinleştirir ve düşünce süreçlerini daha derinlemesine keşfetmenize yardımcı olabilir.

    ### 5. **Problem Çözme Oyunları Oynayın:**

       Zihinsel bulmacalar, strateji oyunları veya bulmaca oyunları gibi aktiviteler, zihinsel esneklik ve problem çözme yeteneklerini geliştirebilir.

    ### 6. **Günlük Tutun:**

       Günlük tutmak, duygularınızı, düşüncelerinizi ve hayallerinizi kağıda dökmek demektir. Bu, yaratıcılığı artırabilir ve kendinizi daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir.

    ### 7. **Düzenli Egzersiz Yapın:**

       Fiziksel aktivite, beyin fonksiyonlarını olumlu yönde etkiler. Düzenli egzersiz yapmak, zihinsel berraklık, odaklanma ve yaratıcılığı artırabilir.

    ### 8. **Yeni Deneyimlere Açık Olun:**

       Yeni yerler keşfetmek, farklı kültürleri deneyimlemek ve yeni aktivitelere katılmak, hayalgücünüzü genişletebilir.

    ### 9. **Hayal Kurma Egzersizleri Yapın:**

       Bilinçli olarak hayal kurmak için zaman ayırın. Gözlerinizi kapatın, rahat bir ortamda oturun ve farklı senaryoları zihinsel olarak canlandırın.

    ### 10. **Değişiklik Yaratıcıdır:**

       Rutinden kaçınmak, zihinsel tazelik sağlar. Günlük aktivitelerinizi değiştirmek veya farklı bir bakış açısı benimsemek, yeni düşünce yollarını açabilir.

    ### 11. **Yaratıcı İnsanlarla Etkileşimde Bulunun:**

       Yaratıcı insanlarla sohbet etmek ve onların deneyimlerinden öğrenmek, kendi hayalgücünüzü geliştirmenize yardımcı olabilir.

    ### 12. **Bilinçli Rüya Pratiği:**

       Bilinçli rüya pratiği, rüya sırasında farkındalığı sürdürmeyi amaçlar. Bu, hayal gücünü genişletebilir ve yaratıcı düşüncelerin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.

    Hayalgücünü arttırmak, sürekli bir gelişim sürecidir. Bu alışkanlıkları düzenli olarak uygulamak, zihinsel esneklik ve yaratıcılığı artırabilir, bu da hayatın pek çok alanında faydalı olabilir.

  • Sürrealizmin Günlük Hayatta Rolü

     

    Sürrealizm, 20. yüzyılın başlarında özellikle sanat ve edebiyat alanında ortaya çıkan bir akımdır. Ancak sürrealizmin etkileri yalnızca sanatla sınırlı değildir; bu akım, düşler, bilinçaltı ve rasyonel olmayan unsurlara vurgu yaparak, günlük hayatın algılanışını ve anlamını da etkilemiştir. İşte sürrealizmin günlük hayatta rolüne dair bazı ana noktalar:

    1. **Düşsel ve Bilinçaltı Unsurların Öne Çıkması:**

       Sürrealizm, rasyonel düşünceyi ve geleneksel mantığı reddeder. Bu akım, günlük hayatta karşılaşılan nesneleri ve olayları, düşsel ve bilinçaltı unsurlarla birleştirerek farklı bir anlam kazandırma çabasındadır. Bu, insanların olayları daha derin bir bağlamda anlamalarına ve yorumlamalarına olanak tanır.

    2. **Şaşırtıcı ve Akıl Dışı Bir Perspektif:**

       Sürrealist yaklaşım, günlük hayatta karşılaşılan şeyleri sıradışı, şaşırtıcı ve akıl dışı bir perspektiften ele alır. Bu, insanların alışılmadık bağlantılar kurmalarına ve dünya hakkında farklı düşünme biçimlerini denemelerine olanak sağlar.

    3. **Sanatın Günlük Yaşama Yayılması:**

       Sürrealizm sadece resim ve yazıyla sınırlı değildir; bu akım, günlük hayatın bir parçası olarak kabul edilen her şeyde de görülebilir. Örneğin, sürrealist fotoğrafçılık, günlük nesneleri alışılmadık bir bağlamda sunarak sıradanlığı sorgular.

    4. **Otomatizm ve Doğaçlama:**

       Sürrealistler, otomatizm ve doğaçlama tekniklerini sıkça kullanır. Bu, düşüncelerin bilinçaltından doğrudan ifade edilmesine ve günlük hayatta spontane ve rastgele deneyimlere yer verilmesine olanak tanır.

    5. **Eleştirel Düşünce ve Toplumsal Eleştiri:**

       Sürrealizm, toplumsal normlara ve sınırlara karşı çıkarak eleştirel bir perspektife sahiptir. Günlük hayatta karşılaşılan toplumsal sorunları sıradışı bir şekilde sunarak insanların düşünce tarzlarını sarsabilir ve toplumsal eleştiri getirebilir.

    6. **Rüya ve Gerçekliğin Bulanıklaşması:**

       Sürrealizm, rüya ve gerçeklik arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Günlük hayatta karşılaşılan olaylar, sürrealist bir bakış açısıyla rüya benzeri unsurlar içerebilir. Bu, gerçeklik algısını değiştirerek insanların olayları farklı bir bakış açısıyla görmelerine olanak tanır.

    Sürrealizmin günlük hayattaki rolü, bireylerin olaylara farklı bir bakış açısıyla yaklaşmalarına ve düşünsel sınırları zorlamalarına yardımcı olarak yaratıcılığı teşvik eder.