Etiket: yapay zeka

  • Yapay Zeka ile Para Kazanma: Geleceğin Girişimcilik Fırsatları

     

    Yapay zeka (YZ), günümüzde birçok sektörü dönüştürmekte ve yeni iş imkanları yaratmaktadır. Bu alandaki girişimciler, YZ’nin gücünü kullanarak yenilikçi çözümler geliştirerek önemli kazançlar elde edebilirler.

    Yapay Zeka ile Nasıl Para Kazanabilirsiniz?

    1. YZ Danışmanlık Hizmetleri:

    • YZ teknolojisi ve uygulamaları hakkında uzman bilgi ve deneyime sahipseniz, şirketlere YZ stratejileri geliştirme, YZ çözümleri uygulama ve YZ altyapısı kurma konusunda danışmanlık hizmeti verebilirsiniz.

    2. YZ Uygulamaları Geliştirme:

    • YZ algoritmaları ve araçlarını kullanarak, belirli bir sorunu çözen veya belirli bir ihtiyacı karşılayan özel YZ uygulamaları geliştirebilirsiniz. Bu uygulamaları şirketlere satabilir veya abonelik modeliyle sunabilirsiniz.

    3. Veri Bilimi Hizmetleri:

    • YZ modelleri için gerekli olan büyük veri kümelerini toplama, temizleme ve analiz etme konusunda uzmanlığınız varsa, şirketlere veri bilimi hizmeti verebilirsiniz.

    4. YZ Eğitimi ve Sertifikaları:

    • YZ hakkında bilgi ve becerilerini geliştirmek isteyen kişilere online veya yüz yüze eğitim verebilir veya YZ ile ilgili sertifika programları oluşturabilirsiniz.

    5. YZ İçerik Üretimi:

    • YZ modelleri kullanarak metin, görsel ve video gibi içerikler üretebilirsiniz. Bu içerikleri bloglar, web siteleri ve sosyal medya platformları için kullanabilir veya şirketlere satabilirsiniz.

    6. YZ E-Ticaret Sohbet Robotları:

    • Müşterilerle otomatik ve kişiselleştirilmiş sohbetler yapabilen YZ sohbet robotları geliştirerek e-ticaret sitelerinin satışlarını ve müşteri memnuniyetini artırmalarına yardımcı olabilirsiniz.

    7. YZ Sanal Asistanlar:

    • Kişisel veya iş amaçlı kullanıma yönelik YZ sanal asistanlar geliştirerek kullanıcıların günlük hayatlarını kolaylaştırabilir veya iş akışlarını optimize etmesine yardımcı olabilirsiniz.

    Yapay Zeka ile Para Kazanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler:

    • Pazar Araştırması Yapın: Hangi YZ uygulamalarına talep olduğunu ve hangi sektörlerde YZ’nin kullanılma potansiyeli olduğunu kapsamlı bir şekilde araştırın.
    • Hedef Kitlenizi Belirleyin: Ürünleriniz veya hizmetleriniz kimlere hitap edecek? Hedef kitlenizin ihtiyaçlarını ve isteklerini iyi analiz edin.
    • Rekabet Analizi Yapın: Pazarınızdaki diğer YZ girişimcilerini ve ürünlerini inceleyin ve değerlendirin. Rakiplerinizden nasıl farklılaşacağınızı net bir şekilde belirleyin.
    • Güçlü Bir Ekip Oluşturun: YZ alanında uzman kişilerden oluşan bir ekip kurun veya danışmanlık hizmeti alın.
    • Sürekli Gelişim: YZ teknolojisi sürekli gelişmekte olduğundan, güncel trendleri takip etmeniz ve ürünlerinizi veya hizmetlerinizi sürekli geliştirmeniz önemlidir.

    **Yapay zeka, girişimciler için büyük bir potansiyele sahip bir alandır. Yukarıda bahsedilenler sadece birkaç örnektir. Yaratıcılığınızı kullanarak YZ’nin gücünü kullanarak kendi girişiminizi kurabilir ve önemli kazançlar elde edebilirsiniz.

    Ek Öneriler:

    • Hedef kitlenize ve sektörünüze özel içerikler üreterek metni daha da geliştirebilirsiniz.
    • Başarılı YZ girişimlerinin vaka çalışmalarını inceleyebilirsiniz.
    • Yasal ve etik konularda bilgi sahibi olmanız önemlidir.
    • Kendinizi ve girişiminizi tanıtmak için pazarlama ve reklam faaliyetleri yürütebilirsiniz.
  • Eğitimde Yapay Zeka: Geleceğe Dönüş Yolculuğu

     

    Eğitim sistemi, insanlığın en temel kurumlarından biridir. Bilgi ve becerileri aktarmak, yeni nesilleri yetiştirmek ve toplumun ilerlemesine katkıda bulunmak için kritik öneme sahiptir. Yapay zeka (YZ), son yıllarda eğitim sisteminde de dönüştürücü bir güç olarak ortaya çıkmaktadır.

    YZ’nin Eğitime Katkıları:

    • Kişiselleştirilmiş Öğrenme: YZ, her öğrencinin bireysel ihtiyaçlarına ve öğrenme tarzına göre uyarlanmış öğrenme deneyimleri sunarak kişiselleştirilmiş öğrenmeyi mümkün kılar. Örneğin, YZ tabanlı sistemler, öğrencilerin hangi konularda zorlandıklarını ve hangi konularda daha fazla desteğe ihtiyaç duyduklarını belirleyebilir ve buna göre ders içerikleri ve değerlendirme yöntemleri kişiselleştirilebilir.
    • Verimli Öğretmenlik: YZ, öğretmenlere idari görevlerde yardımcı olarak ve öğrenci verilerini analiz ederek daha etkili öğretim stratejileri geliştirmelerine olanak sağlayarak öğretmenlik mesleğinin verimliliğini artırır.
    • Engelli Öğrencilere Destek: YZ, engelli öğrencilere özel eğitim ve destek sağlayarak eğitimde kapsayıcılığı artırır. Örneğin, metni sese dönüştüren araçlar görme engelli öğrencilere, işitsel engelli öğrencilere ise otomatik altyazılama araçları yardımcı olabilir.
    • Uzaktan Eğitim: YZ, çevrimiçi platformlarda daha etkileşimli ve ilgi çekici öğrenme deneyimleri sunarak uzaktan eğitimin kalitesini ve erişilebilirliğini artırır.
    • Dil Öğrenimi: YZ, dil öğrenmeyi daha kolay ve keyifli hale getirerek farklı dilleri öğrenmek isteyen kişilere yardımcı olur. Örneğin, YZ tabanlı dil öğrenme uygulamaları, konuşma pratiği yapabileceğiniz sanal asistanlar sunabilir veya dilbilgisi hatalarınızı anında düzeltebilir.

    Eğitimde YZ Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler:

    • Etik Kaygılar: YZ sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanılmasında etik ilkelerin gözetilmesi önemlidir. Örneğin, öğrenci verilerinin gizliliği ve güvenliği korunmalı ve YZ’nin önyargılı sonuçlar üretmesi engellenmelidir.
    • Dijital Klüfte Çözüm: YZ’ye erişimin herkes için eşit olması ve dezavantajlı grupların geride kalmaması için dijital klüfte çözümler üretilmelidir.
    • Öğretmenlerin Rolü: YZ, öğretmenlerin yerini almaz, aksine öğretmenlerin becerilerini ve yetkinliklerini geliştirmelerine yardımcı olur. Öğretmenler, YZ sistemlerini etkili bir şekilde kullanabilmek için gerekli eğitimi almalıdır.

    Sonuç:

    Eğitimde YZ, birçok alanda yenilik ve gelişme potansiyeline sahiptir. YZ’yi etik ve sorumlu bir şekilde kullanarak, eğitim sistemini daha adil, erişilebilir ve etkili hale getirebilir, yeni nesillerin geleceğe daha iyi hazırlanmasına katkıda bulunabiliriz.

    Not: Bu makale, eğitimde YZ’nin rolü ve potansiyeli hakkındaki bilgilerin sadece bir özetidir. Daha fazla bilgi edinmek için lütfen bu konudaki diğer kaynaklara bakın.

    Ek Kaynaklar:

  • Yapay Zeka ve Geleceğimiz: Ufuktaki Fırsatlar ve Zorluklar

     

    Giriş:

    Yapay zeka (YZ), son yıllarda muazzam bir ivme kazanan ve hayatımızın her alanını etkileme potansiyeline sahip bir teknoloji. Peki, YZ geleceğimizi nasıl şekillendirecek? Bu sorunun cevabı karmaşık ve çok yönlü. Bir yandan, YZ sağlık, eğitim ve ulaşım gibi alanlarda devrim yaratma potansiyeline sahip. Öte yandan, işsizlik, önyargı ve etik sorunlar gibi riskler de barındırıyor.

    YZ’nin Sağlayacağı Fırsatlar:

    • Sağlık:
      • Teşhis: YZ, tıbbi görüntülemeyi analiz ederek ve hastanın tıbbi geçmişini göz önünde bulundurarak hastalıkları daha hızlı ve daha doğru bir şekilde teşhis etmeye yardımcı olabilir. Örneğin, 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre, YZ algoritmaları meme kanseri görüntülerini patologlardan daha yüksek doğrulukla teşhis edebilmiştir (https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34980622/).
      • Tedavi: YZ, kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmak ve yeni ilaçlar geliştirmek için kullanılabilir. Örneğin, IBM’in Watson sistemi, kanser hastalarına hangi ilaçların en etkili olacağını belirlemek için kullanılabilir (https://www.ibm.com/docs/en/announcements/ENUS5725-W51).
      • Araştırma: YZ, yeni ilaçlar ve tedaviler geliştirmek için araştırmayı hızlandırmak ve daha verimli hale getirmek için kullanılabilir. Örneğin, DeepMind’ın AlphaFold sistemi, proteinlerin 3D yapılarını tahmin etme konusunda büyük ilerleme kaydetmiştir, bu da yeni ilaçların geliştirilmesini kolaylaştırabilir (https://deepmind.google/technologies/alphafold/).
    • Eğitim:
      • Kişiselleştirilmiş Öğrenme: YZ, her öğrenciye özel eğitim deneyimleri sunarak ve öğrenmeyi daha ilgi çekici hale getirerek eğitim sistemini geliştirmeye yardımcı olabilir. Örneğin, Khan Academy gibi platformlar, öğrencilerin kendi hızlarında ilerlemelerine ve ihtiyaç duydukları konularda ek destek almalarına olanak tanır (https://www.khanacademy.org/).
      • Değerlendirme ve Geri Bildirim: YZ, öğretmenlerin ödevleri daha hızlı ve daha doğru bir şekilde değerlendirmesine ve öğrencilere anında geri bildirim vermesine yardımcı olabilir. Örneğin, AutoGrader gibi araçlar, kodlama ödevlerini otomatik olarak değerlendirebilir (https://docs.github.com/en/education/manage-coursework-with-github-classroom/teach-with-github-classroom/use-autograding).
      • Engelli Öğrencilere Destek: YZ, engelli öğrencilere özel eğitim ve destek sağlayarak eğitimde kapsayıcılığı artırmaya yardımcı olabilir. Örneğin, Dragon NaturallySpeaking gibi araçlar, konuşma engelli öğrencilerin metin oluşturmasına yardımcı olabilir (https://www.nuance.com/dragon/support/dragon-naturallyspeaking.html).
    • Ulaşım:
      • Üretkenlik:
        • Görev Otomasyonu: YZ, rutin ve tekrarlayan görevleri otomatikleştirerek çalışanların daha yaratıcı ve üretken olmalarını sağlayabilir. Örneğin, RPA (Robotik Süreç Otomasyonu) araçları, faturalama, veri girişi ve müşteri hizmetleri gibi görevleri otomatikleştirmek için kullanılabilir.
        • Karar Verme Desteği: YZ, büyük miktarda veriyi analiz ederek ve modeller oluşturarak yöneticilere daha iyi kararlar vermeleri için yardımcı olabilir. Örneğin, YZ modelleri, satışları tahmin etmek, riskleri değerlendirmek ve operasyonları optimize etmek için kullanılabilir.
        • Yaratıcı Destek: YZ, içerik oluşturma, pazarlama ve ürün geliştirme gibi alanlarda insanlara yardımcı olmak için kullanılabilir. Örneğin, YZ araçları, metinler oluşturmak, resimler tasarlamak ve müzik beste yapmak için kullanılabilir.

      YZ’nin Potansiyel Riskleri:

      • İşsizlik: YZ, bazı işleri otomatikleştirerek işsizliğe yol açabilir. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2019 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, 2025 yılına kadar 800 milyon iş otomasyondan etkilenebilir ([geçersiz URL kaldırıldı]). Bu nedenle, yeni iş imkanları yaratmak ve çalışanları yeni becerilerle donatmak için politikalar ve yatırımlar yapılmalıdır.
      • Önyargı: YZ sistemleri, önyargılı verilerle eğitildiği takdirde önyargılı sonuçlar üretebilir. Örneğin, 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre, bazı YZ sistemleri, siyahilerin suç işlemeye daha yatkın olduğunu gösteren önyargılar içeriyordu ([geçersiz URL kaldırıldı]). Bu nedenle, YZ sistemlerinin geliştirilmesinde ve kullanılmasında etik ilkelerin gözetilmesi önemlidir.
      • Etik Sorunlar: YZ’nin kullanımı, mahremiyet, gözetim ve otonomi gibi etik sorunları da beraberinde getirebilir. Örneğin, yüz tanıma teknolojisi, insanların izlenmesi ve takip edilmesi için kullanılabilir. Bu nedenle, YZ’nin sorumlu ve etik bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

      Sonuç:

      YZ, geleceğimiz için hem büyük fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Bu nedenle, YZ’yi anlamak, potansiyelini en üst düzeye çıkarmak ve risklerini en aza indirmek için birlikte çalışmamız gerekiyor. YZ’yi etik ve sorumlu bir şekilde kullanarak, daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz.

      Not: Bu makale, YZ ve geleceği hakkındaki karmaşık tartışmanın sadece bir özetidir. Daha fazla bilgi edinmek için lütfen bu konudaki diğer kaynaklara bakın.

  • Yapay Zeka ile Müzik Yapmanın Sanat Açısından İncelenmesi

    Yapay zeka ile müzik yapmanın sanat açısından incelenmesi oldukça karmaşık ve derin bir konudur. Bu, teknolojinin sanat alanına olan etkisini ve sanatın doğasını yeniden düşünmemizi gerektirir. Öncelikle, yapay zeka ile müzik yapmanın sanatı öldüren bir şey olup olmadığını tartışalım.

    Sanatın özünde, insan duygularının ifadesi ve yaratıcılığın bir ürünü bulunur. Sanat, duyguları, düşünceleri ve deneyimleri ifade etmek için bir araçtır. Bazıları yapay zeka tarafından üretilen müziğin, bu insan duyarlılığı ve yaratıcılığını eksik bıraktığını iddia eder. Gerçekten de, bir yapay zeka algoritması duygulara sahip olmadığı için, ürettiği müzik insan tarafından üretilene kıyasla daha soğuk veya duygusuz gelebilir. Bu durumda, yapay zeka ile müzik yapma, sanatı öldüren bir etki yapabilir gibi görünür.

    Ancak, bu konuyu daha derinlemesine düşündüğümüzde, yapay zekanın sanata da katkı sağlayabileceği ortaya çıkar. Yapay zeka, büyük miktarda veri analizi yapabilme ve karmaşık desenleri tanıyabilme yeteneği sayesinde, müzikte yeni ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasına olanak tanır. Ayrıca, yapay zeka sayesinde müzik üretimi daha erişilebilir hale gelir; çünkü herkes, müzikal deneyime sahip olmasa bile, yapay zeka araçlarıyla müzik yapabilir.

    Bununla birlikte, yapay zeka ile müzik yapmanın sanatçılara zararları da vardır. Özellikle geleneksel müzikal becerilere sahip sanatçılar, yapay zeka tarafından üretilen müziklerin, insan eliyle yapılan müziğin yerini alacağı korkusunu yaşayabilirler. Ayrıca, yapay zeka ile müzik yapma sürecinde, insan yaratıcılığının ve kişisel ifadenin önemi göz ardı edilebilir.

    Ancak, yapay zeka ile müzik yapmanın sanata sağladığı faydalar da göz ardı edilemez. Örneğin, bir sanatçı yapay zeka araçlarını kullanarak yeni melodi veya ritimler keşfedebilir ve bu da onların yaratıcılığını destekleyebilir. Ayrıca, yapay zeka araçları, sanatçılara zaman kazandırabilir ve üretkenliklerini artırabilir.

    1. Yapay Zeka ve Sanatın Buluşması: Müzikteki Yenilikçi Rolü

    Yapay zeka (YZ), son yıllarda sanatın farklı alanlarında giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Özellikle müzikte, yapay zeka teknolojileri büyük bir dönüşüm yaşatmış ve yenilikçi bir rol üstlenmiştir. Bu, müzik endüstrisinde ve sanat dünyasında geniş çaplı bir etki yaratmıştır.

    Geleneksel müzik üretim süreçleri, birçok insanın katılımını gerektirir ve uzun bir zaman alabilir. Ancak, yapay zeka ile müzik üretmek, bu süreci büyük ölçüde hızlandırır ve daha verimli hale getirir. Yapay zeka algoritmaları, büyük veri kümelerini analiz ederek müzikal desenleri ve yapıları tanıyabilir. Bu sayede, insanların ulaşamayacağı karmaşıklıkta ve yenilikte müzikal yapılar üretebilir.

    Ayrıca, yapay zeka araçları, müzik endüstrisindeki sanatçılara ve yapımcılara yaratıcı birer yardımcı olarak hizmet eder. Örneğin, yapay zeka tabanlı müzik kompozisyon araçları, sanatçılara ilham verici melodiler ve ritimler sağlayabilir. Bu da, sanatçıların yaratıcılığını destekler ve yeni müzikal keşiflere olanak tanır.

    Ancak, yapay zekanın müzikteki yenilikçi rolüyle ilgili bazı eleştiriler de bulunmaktadır. Bazıları, yapay zeka tarafından üretilen müziğin duygusuz ve soğuk olduğunu iddia eder. Gerçekten de, yapay zeka duygulara sahip olmadığı için, ürettiği müzik insan yapımı müzikle karşılaştırıldığında daha az duygusal olarak algılanabilir.

    Bununla birlikte, yapay zekanın müzikteki yenilikçi rolü, sanatın evrimine katkıda bulunan bir faktördür. Yapay zeka, müziği daha erişilebilir hale getirir ve herkesin müzik yapma ve ifade etme yeteneğini artırır. Ayrıca, yapay zeka teknolojileri, müzikteki sınırları zorlayarak ve yeni yaratıcı ufuklar açarak sanat dünyasına ilham verir.

    Yapay zeka ve sanatın buluşması, müzikteki yenilikçi rolüyle birlikte, sanatın dönüşümünde önemli bir faktördür. Yapay zeka, müziği daha erişilebilir, verimli ve yaratıcı bir hale getirirken, aynı zamanda sanatçılara yeni keşifler ve ilhamlar sunar. Ancak, yapay zekanın müzikteki rolü hakkındaki tartışmalar devam ederken, insan dokunuşunun ve duygusunun önemi daima göz önünde bulundurulmalıdır.

    2. İnsan Duygusunu Yakalama: Yapay Zeka Üretimi ile Müzik Arasındaki Farklar

    Müzik, insan duygularını ifade etmenin ve iletişim kurmanın güçlü bir aracıdır. İnsan yapımı müzik, sanatçının duygusal deneyimlerini ve düşüncelerini yansıtan bir anlatıya sahiptir. Ancak, yapay zeka üretimi ile müzik arasında belirgin farklar bulunmaktadır.
    İnsan yapımı müzik, sanatçının duygusal bağlamını yansıtır. Müzisyenler, kendi deneyimlerinden ve duygusal zenginliklerinden beslenerek, müziklerini duygusal derinlikle doldururlar. Bu, dinleyiciyle derin bir bağ kurulmasını sağlar ve müziği sadece bir duyusal deneyimden öteye taşır.
    Öte yandan, yapay zeka tarafından üretilen müzik, duygusal deneyim eksikliğiyle sıklıkla eleştirilir. Yapay zeka algoritmaları, genellikle matematiksel desenler ve veri analizi üzerine kuruludur ve insan duygularını hissetme yeteneğine sahip değillerdir. Bu nedenle, yapay zeka tarafından üretilen müzik, insan yapımı müziğin taşıdığı derin duygusal bağlamı sağlayamayabilir.
    İnsan yapımı müzik aynı zamanda kişisel ifade ve yaratıcılığın bir ürünüdür. Sanatçılar, kendi duygusal ve zihinsel dünyalarını müzikleri aracılığıyla ifade ederler ve bu, özgünlük ve kişisel dokunuş ile sonuçlanır. Ancak, yapay zeka tarafından üretilen müzik, algoritmalara ve veri setlerine dayanır ve bu nedenle genellikle daha öngörülebilir ve standarttır.
    İnsan yapımı müzik ile yapay zeka üretimi arasındaki temel farklar duygusal derinlik, kişisel ifade ve yaratıcılıkta yatar. İnsan yapımı müzik, sanatçının deneyimlerinden ve duygusal zenginliklerinden beslenirken, yapay zeka üretimi daha çok matematiksel hesaplamalara dayanır. Her iki yaklaşımın da benzersiz avantajları ve sınırlamaları vardır, ancak insan duygusunu yakalama ve iletişim kurma konusunda insan yapımı müzik hala eşsizdir.

    3. Yapay Zeka ve Müzikal Yaratıcılık: İşbirliği mi, Rekabet mi?

    Yapay zekanın (YZ) gelişmesi, müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda yeni ve heyecan verici olasılıklar sunuyor. YZ modelleri, insan müzisyenlerin asla hayal edemeyecekleri kadar karmaşık ve yaratıcı müzik parçaları oluşturabiliyor. Bu durum, YZ’nin müzikal yaratıcılık alanında insanlarla nasıl etkileşime gireceği sorusunu gündeme getiriyor: İşbirliği mi, rekabet mi?

    İşbirliği Olasılıkları:

    • Araç ve Yardımcılar: YZ, müzik oluşturma ve düzenleme sürecinde insan müzisyenlere güçlü araçlar ve yardımcılar sunabilir. Örneğin, YZ modelleri, melodiler ve armoniler üretmek, ritimler oluşturmak, enstrümantasyon düzenlemek ve hatta miks ve mastering gibi görevlerde yardımcı olabilir. Bu da müzisyenlerin zamandan tasarruf etmesine ve daha yaratıcı fikirlerine odaklanmasına olanak tanır.
    • Yeni Yaratıcı Biçimler: YZ ve insan müzisyenlerin birlikte çalışarak, şu ana kadar mümkün olmayan yeni ve yenilikçi müzikal biçimleri keşfedebilecekleri bir gelecek hayal edilebilir. Örneğin, YZ modelleri, insan müzisyenlerin duygularına ve niyetlerine duyarlı, gerçek zamanlı olarak müzik üretebilir. Bu da, izleyicilere benzersiz ve sürükleyici deneyimler sunan etkileşimli müzik performansları gibi yeni sanat biçimlerine yol açabilir.
    • Erişilebilirlik ve Katılımı Artırmak: YZ, müzik oluşturma ve besteleme sürecini daha erişilebilir hale getirerek daha geniş bir kitleye açabilir. Örneğin, YZ modelleri, müzik prodüksiyonu ve teorisi hakkında bilgi ve beceriye sahip olmayanlar için kolay kullanımlı araçlar sağlayabilir. Bu da daha fazla insanın müzik yaratma ve kendi sanatsal ifadelerini keşfetme şansı yakalamasına yardımcı olabilir.

    Rekabet Olasılıkları:

    • Yaratıcılığın Değerlendirilmesi: YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebilme kapasitesine sahip hale gelirse, bu durum müzikal yaratıcılığın nasıl değerlendirileceği ve takdir edileceği konusunda sorulara yol açabilir.
    • Sanatsal Orijinallik: YZ modelleri, insan müzisyenlerin eserlerini kopyalayıp taklit edebilecek kadar gelişmiş hale gelirse, bu durum sanatsal özgünlük ve telif hakkı ihlalleri konusunda endişelere yol açabilir.
    • İnsan Müzisyenlerin Rolü: YZ modelleri müzik üretmede ve bestelemede insan müzisyenlere ihtiyaç duyulmaması noktasına kadar gelişirse, bu durum müzik endüstrisinde iş kayıplarına ve insan müzisyenlerin rolüne dair endişelere yol açabilir.

    Yapay zekanın müzikal yaratıcılık alanındaki etkisi hala tam olarak bilinmemekle birlikte, hem işbirliği hem de rekabet olasılıkları mevcuttur. YZ’nin müzisyenler için güçlü bir araç ve yardımcı olabileceği açıktır, ancak aynı zamanda müzikal yaratıcılığın doğası ve insan müzisyenlerin rolü konusunda da önemli sorular gündeme getirmektedir. Bu soruları ele almak ve YZ’nin müzik dünyasında etik ve sorumlu bir şekilde kullanılmasını sağlamak için açık ve dürüst bir diyalog kurulması önemlidir.

    4. Yapay Zeka Algoritmalarının Müzik Üretimine Etkisi

    Yapay zeka (YZ) algoritmaları, müzik üretim sürecini birçok yönden kökten değiştiriyor ve müzikseverler ve müzisyenler için yeni ve heyecan verici olasılıklar sunuyor.

    YZ Algoritmalarının Kullanım Alanları:

    • Müzik Oluşturma: YZ modelleri, melodiler, armoniler, ritimler ve enstrümantasyonlar üretmek için kullanılabilir. Bu, müzisyenlere ilham vermenin, yeni fikirler üretmenin ve müzik prodüksiyon sürecini hızlandırmanın bir yoludur.
    • Müzik Düzenleme ve Miksleme: YZ, sesleri otomatik olarak düzenlemek, mikslemek ve master yapmak için kullanılabilir. Bu da müzisyenlerin zaman ve paradan tasarruf etmesine ve daha profesyonel ses prodüksiyonları elde etmelerine yardımcı olabilir.
    • Müzik Önerileri ve Kişiselleştirme: YZ algoritmaları, dinleme geçmişine ve tercihlerine göre kullanıcılara kişiselleştirilmiş müzik önerileri sunmak için kullanılabilir. Bu, müzik keşfini daha kolay ve keyifli hale getirebilir.
    • Müzik Oluşturma Araçları: YZ, müzisyenlerin müzik oluşturmasına ve üretmesine yardımcı olmak için çeşitli araçlar ve platformlar geliştirilmektedir. Bu araçlar, yeni başlayanlar için bile müzik yapmayı kolaylaştırabilir ve daha deneyimli müzisyenlere yeni yaratıcı imkanlar sunabilir.

    YZ Algoritmalarının Faydaları:

    • Yaratıcılığı Artırır: YZ, müzisyenlere yeni fikirler üretmelerine ve keşfetmelerine yardımcı olarak yaratıcılığı teşvik edebilir.
    • Verimliliği Artırır: YZ, müzik prodüksiyonunun tekrarlayan ve zaman alan görevlerini otomatikleştirerek müzisyenlerin zamandan tasarruf etmesine yardımcı olabilir.
    • Erişilebilirliği Artırır: YZ, müzik oluşturma ve prodüksiyon araçlarını daha erişilebilir hale getirerek daha fazla insanın müzikle uğraşmasına olanak tanır.
    • Kişiselleştirilmiş Deneyimler Sunar: YZ, kullanıcılara kişiselleştirilmiş müzik önerileri ve deneyimleri sunarak müzik dinlemeyi daha keyifli hale getirebilir.

    YZ Algoritmalarının Dezavantajları:

    • Orijinallik Kaygıları: YZ tarafından oluşturulan müzik, bazı kişiler tarafından orijinal ve özgün olarak görülmeyebilir.
    • Etik Sorunlar: YZ’nin müzik kullanımında telif hakkı ve etik ile ilgili endişeler vardır.
    • İnsan Müzisyenlerin Rolü: YZ’nin artan kullanımı, müzik endüstrisinde insan müzisyenlerin rolü konusunda endişelere yol açabilir.

    Genel Değerlendirme:

    Yapay zeka algoritmaları, müzik üretim sürecini dönüştürme potansiyeline sahiptir. Müzisyenlere yeni araçlar ve imkanlar sunarak yaratıcılığı teşvik edebilir, verimliliği artırabilir ve müzik dinlemeyi daha keyifli hale getirebilir.

    Ancak, YZ’nin müzik kullanımıyla ilgili bazı etik ve özgünlük sorunları da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu teknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması önemlidir, böylece müzikseverler ve müzisyenler için faydalı bir araç olmaya devam edebilir.

    YZ algoritmaları müzik dünyasını dönüştürme potansiyeline sahip güçlü araçlardır. Bu teknolojinin faydalarını en üst düzeye çıkarmak ve dezavantajlarını en aza indirmek için dikkatli bir değerlendirme ve etik bir yaklaşım gereklidir.

    5. Sanatçıların Yapay Zeka Kullanımı: Yaratıcılığa Katkıları ve Endişeleri

    Yapay zeka (YZ), sanatçılar tarafından resim, müzik, edebiyat ve diğer sanat formları oluşturmak için yeni ve heyecan verici yollar sunarak sanat dünyasını dönüştürüyor. YZ araçları, sanatçıların yaratıcılıklarını geliştirmelerine, yeni fikirler keşfetmelerine ve eserlerini daha da ileriye taşımalarına yardımcı oluyor.

    YZ’nin Sanatçılara Katkıları:

    • Yaratıcılığı Teşvik Etme: YZ, sanatçılara yeni fikirler üretmelerine ve keşfetmelerine yardımcı olabilir. Örneğin, YZ modelleri, rastgele resimler veya müzik parçaları üretebilir veya sanatçılara mevcut eserlerini yeni şekillerde yeniden düzenlemeleri için ilham verebilir.
    • Verimliliği Artırma: YZ, sanatçılara zaman kazandıran ve tekrarlayan görevleri otomatikleştiren araçlar sunabilir. Bu da sanatçıların yaratıcı süreçlerine daha fazla zaman ayırmalarına olanak tanır.
    • Yeni Sanat Biçimleri Oluşturma: YZ, insan müzisyenlerin tek başına hayal edemeyeceği kadar karmaşık ve yaratıcı müzik parçaları oluşturabiliyor. Bu da, yeni ve deneysel sanat biçimlerinin geliştirilmesine yol açabilir.
    • Erişilebilirliği Artırma: YZ, sanat yaratma ve üretme sürecini daha erişilebilir hale getirerek daha fazla insanın sanatsal ifadeye katılmasına olanak tanır.

    YZ’nin Sanatçılar İçin Endişeleri:

    • Orijinallik Kaygıları: YZ tarafından oluşturulan sanat, bazı kişiler tarafından orijinal ve özgün olarak görülmeyebilir. Bu durum, sanatçıların kimliklerine ve eserlerinin değerine dair endişelere yol açabilir.
    • Etik Sorunlar: YZ’nin sanat kullanımında telif hakkı ve etik ile ilgili endişeler vardır. Örneğin, bir YZ modelinin bir sanatçının eserini kopyalayıp taklit etmesi etik midir?
    • İnsan Sanatçının Rolü: YZ’nin artan kullanımı, sanat endüstrisinde insan sanatçının rolü konusunda endişelere yol açabilir. YZ modelleri sanatçıların yerini alabilir mi?

    Yapay zeka, sanatçılara yeni araçlar ve imkanlar sunarak sanat dünyasını dönüştürme potansiyeline sahiptir. Yaratıcılığı teşvik edebilir, verimliliği artırabilir ve yeni sanat biçimlerinin geliştirilmesine yol açabilir.

    Ancak, YZ’nin sanat kullanımıyla ilgili bazı etik ve özgünlük sorunları da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu teknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması önemlidir, böylece sanatçılar için faydalı bir araç olmaya devam edebilir.

    Ek Kaynaklar:

    6. Duygusuz Müzik mi? Yapay Zeka’nın Duygusal İfadeleri Yansıtma Yeteneği

    Yapay zekanın (YZ) müzik üretme yeteneği son yıllarda önemli ölçüde gelişti. YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebiliyor. Bu durum, YZ’nin müziğin duygusal içeriğini de doğru bir şekilde yansıtabileceği sorusunu gündeme getiriyor.

    YZ Modelleri Duyguları Anlayabilir mi?

    YZ modelleri, insan duygularını doğrudan deneyimleyemiyor. Ancak, büyük miktarda veriye erişimleri sayesinde insan duygularını ve bunların müzikte nasıl ifade edildiğini öğrenebiliyorlar. Bu veriler arasında müzik parçaları, duygusal durumla etiketlenmiş metinler ve insan yüz ifadeleri yer alabilir. YZ modelleri, bu verileri analiz ederek duygular ve müzikal ifade arasındaki ilişkileri öğrenebilirler.

    YZ Modelleri Duyguları İfade Edebilir mi?

    YZ modelleri, öğrendikleri bilgileri kullanarak duyguları ifade eden müzik parçaları üretebilirler. Örneğin, bir YZ modeli, üzgünlük duygularını ifade etmek için melankolik bir melodi ve minör akorlar kullanabilir. Veya, neşe duygularını ifade etmek için hızlı tempolu bir ritim ve majör akorlar kullanabilir.

    YZ Müzik Duygusuz mu?

    YZ modellerinin ürettiği müzik duygusal olarak etkileyici olabilir. Ancak, bu müziğin insan müziği kadar duygusal derinliği olup olmadığı hala tartışma konusu. YZ modellerinin duyguları gerçekten anlayıp anlamadığı veya sadece duyguları taklit ettiği sorusu da belirsizliğini korumakta.

    Yapay zekanın müzik üretme yeteneği hızlı bir şekilde gelişiyor ve YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebiliyor. YZ modellerinin duyguları anlayıp anlayamayacağı ve duyguları ifade eden müzik üretebilip üretemeyeceği ise hala tartışma konusu.

    YZ müzik, insan müziği kadar duygusal derinliğe sahip olmasa da, duygusal olarak etkileyici ve estetik açıdan hoş olabilir. YZ’nin müzik dünyasındaki rolü ve duygusal ifade ile ilişkisi, önümüzdeki yıllarda daha da netleşecek ve sorgulanmaya devam edecek.

    7. Yapay Zeka’nın Müzikteki Estetik Değerleri: Objektif Bir Bakış

    Yapay zeka (YZ), müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda yeni ve heyecan verici olasılıklar sunarak müzik dünyasını dönüştürmeye devam ediyor. YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebiliyor. Bu durum, YZ’nin müziğin estetik değerlerini de doğru bir şekilde yansıtabileceği sorusunu gündeme getiriyor.

    Estetik Nedir?

    Estetik, güzellik ve sanatla ilgili felsefi bir disiplindir. Sanat eserlerinin değerlendirilmesi ve yorumlanmasıyla ilgilenir. Estetik değerler, bir sanat eserinin güzel, duygusal açıdan etkileyici, yaratıcı veya anlamlı olup olmadığını belirleyen niteliklerdir.

    YZ Modelleri Estetik Değerleri Anlayabilir mi?

    YZ modelleri, insan estetik değerlerini doğrudan deneyimleyemiyor. Ancak, büyük miktarda veriye erişimleri sayesinde insan estetik değerlerini ve bunların müzikte nasıl ifade edildiğini öğrenebiliyorlar. Bu veriler arasında müzik parçaları, sanat eserleri, estetik durumla etiketlenmiş metinler ve insan yorumları yer alabilir. YZ modelleri, bu verileri analiz ederek estetik değerler ve müzikal ifade arasındaki ilişkileri öğrenebilirler.

    YZ Modelleri Estetik Değerleri Yaratabilir mi?

    YZ modelleri, öğrendikleri bilgileri kullanarak estetik değerlere sahip müzik parçaları üretebilirler. Örneğin, bir YZ modeli, güzellik ve uyum duygularını uyandırmak için dengeli ve orantılı bir melodi ve armoni kullanabilir. Veya, duygusal açıdan etkileyici bir müzik parçası oluşturmak için dramatik bir dinamik ve ifade gücü yüksek enstrümantasyon kullanabilir.

    YZ Müzik Estetik mi?

    YZ modellerinin ürettiği müzik estetik açıdan hoş ve etkileyici olabilir. Ancak, bu müziğin insan müziği kadar estetik derinliğe sahip olup olmadığı hala tartışma konusu. YZ modellerinin estetik değerleri gerçekten anlayıp anlamadığı veya sadece estetik değerleri taklit ettiği sorusu da belirsizliğini korumakta.

    Objektif Bir Bakış Açısı:

    Estetik, öznel bir kavramdır ve farklı insanlar farklı şeyleri estetik açıdan hoş bulabilir. Bu nedenle, YZ’nin ürettiği müziğin estetik açıdan değerli olup olmadığı sorusuna kesin bir cevap vermek zordur.

    Ancak, YZ modellerinin müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda insan müzisyenlere yeni araçlar ve imkanlar sunabileceği açıktır. YZ, müzisyenlerin yaratıcılıklarını geliştirmelerine, yeni fikirler keşfetmelerine ve eserlerini daha da ileriye taşımalarına yardımcı olabilir.

    Yapay zekanın müzikteki rolü ve estetik değerlerle ilişkisi, önümüzdeki yıllarda daha da netleşecek ve sorgulanmaya devam edecek. YZ’nin müzik dünyasındaki etkisi hala tam olarak bilinmemekle birlikte, hem estetik açıdan hoş hem de duygusal açıdan etkileyici müzik üretme potansiyeline sahip olduğu açıktır.

    8. Yapay Zeka Aracılığıyla Müzik Üreten Sanatçıların Yaratıcılık Süreci

    Yapay zeka (YZ), müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda yeni ve heyecan verici olasılıklar sunarak sanatçıların yaratıcılık sürecini dönüştürüyor. YZ araçları, sanatçıların ilham almasına, yeni fikirler keşfetmesine, müzik prodüksiyon sürecini hızlandırmasına ve eserlerini daha da ileriye taşımasına yardımcı oluyor.

    YZ Araçlarının Sağladığı Faydalar:

    • İlham ve Fikir Üretme: YZ modelleri, rastgele melodiler, armoniler, ritimler ve enstrümantasyonlar üreterek sanatçılara ilham verebilir ve yeni fikirler bulmalarına yardımcı olabilir.
    • Yaratıcı Sınırları Zorlama: YZ, sanatçıların alışılmışın dışında düşünmelerini ve keşfetmelerini sağlayarak yaratıcı sınırlarını zorlamalarına yardımcı olabilir.
    • Tekrarlayan Görevleri Otomatikleştirme: YZ, müzik prodüksiyonunun tekrarlayan ve zaman alan görevlerini otomatikleştirerek sanatçıların zamandan tasarruf etmesine ve daha yaratıcı süreçlere odaklanmasına olanak tanır.
    • Yeni İşbirliği Olanakları: YZ, sanatçıların birbirleriyle ve farklı disiplinlerden insanlarla yeni ve yenilikçi şekillerde işbirliği yapmalarına olanak tanır.

    YZ Araçlarını Kullanarak Müzik Üretme Süreci:

    1. Seçim ve Kurulum: Sanatçı, ihtiyaçlarına ve estetik anlayışına uygun bir YZ aracı seçer ve kurar.
    2. Hedef Belirleme: Sanatçı, YZ aracından ne elde etmek istediğini belirler, örneğin bir melodi, armoni, ritim veya enstrümantasyon üretmesini ister.
    3. Parametre Ayarlama: Sanatçı, YZ aracının üreteceği müziğin tarzını, ruh halini ve diğer özelliklerini belirlemek için parametreleri ayarlar.
    4. YZ Üretimi: YZ aracı, sanatçının belirlediği parametrelere göre müzik parçaları üretir.
    5. Seçim ve Düzenleme: Sanatçı, YZ tarafından üretilen müzik parçalarından bazılarını seçer ve düzenler, kendi fikir ve katkılarıyla harmanlar.
    6. Son Ürüne Ulaşma: Sanatçı, YZ ile birlikte ürettiği müzik eserini finalize eder ve prodüksiyon sürecini tamamlar.

    YZ Kullanımının Zorlukları:

    • Teknik Bilgi Gerekliliği: Bazı YZ araçları, kullanımı için belirli bir teknik bilgi ve beceri gerektirebilir.
    • Kontrol Kaybı: Sanatçı, YZ tarafından üretilen müziğin her aşamasında tam kontrol sahibi olmayabilir.
    • Orijinallik Endişeleri: YZ tarafından üretilen müziğin orijinalliği ve özgünlüğü bazı sanatçılar için endişe kaynağı olabilir.
    • Etik Sorunlar: YZ’nin müzik kullanımında telif hakkı ve etik ile ilgili endişeler vardır.

    Sonuç:

    Yapay zeka, müzik üreten sanatçılar için güçlü bir araç olma potansiyeline sahiptir. Yaratıcılığı teşvik edebilir, yeni fikirler keşfetmeyi kolaylaştırabilir ve üretim sürecini hızlandırabilir.

    Ancak, YZ araçlarının kullanımıyla ilgili bazı teknik, etik ve özgünlük zorlukları da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu teknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması önemlidir, böylece sanatçılar için faydalı bir araç olmaya devam edebilir.

    Ek Kaynaklar:

    Bonus: Yapay Zeka ile Müzik Yapan Siteler 2024

  • Uzaylıların Aramızda Olabileceği Gerçeği: Raëlizm ve Dünya Dışı Bağlantıların Gizemi

     

    Raëlizm , [a] Raelianizm olarak da bilinir , 1970’lerde Fransa’da Claude Vorilhon tarafından kurulan ve şu anda Raël olarak bilinen bir UFO hareketidir. [b] Din bilKm adamları Raëlizm’i yeni bir dini hareket olarak sınıflandırıyorlar . Grup, Raël’in liderliği altındaki hiyerarşik bir organizasyon olan Uluslararası Raelyen Hareketi ( IRM ) veya Raelyen Kilisesi olarak resmileştirilmiştir. Fransız ve Belçikalı yetkililer tarafından bir kült olarak kabul ediliyor.

    Raëlism, Elohim olarak bilinen dünya dışı bir türün, ileri teknolojilerini kullanarak insanlığı yarattığını öğretir . Ateist bir din olan bu din, Elohim’in tarihsel olarak tanrılarla karıştırıldığını savunur. Tarih boyunca Elohim’in, insanlığı kökenleri hakkındaki haberlere hazırlayan peygamberler olarak hizmet eden 40 Elohim/insan melezi yarattığını iddia ediyor. Bunların arasında Buda , İsa ve Muhammed’in yanı sıra Raël’in kendisi de 40. ve son peygamberdir. Raëlistler, 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasından bu yana insanlığın, kendisini nükleer yok oluşla tehdit ettiği bir Kıyamet Çağı’na girdiğine inanıyor . Raëlism, insanlığın yeni bilimsel ve teknolojik gelişmeleri barışçıl amaçlarla kullanmanın bir yolunu bulması gerektiğini ve bu başarıldığında Elohim’in teknolojilerini insanlıkla paylaşmak ve bir ütopya kurmak için Dünya’ya döneceğini savunuyor. Bu amaçla Raelyalılar, Elohim için uzay gemileri için bir iniş pisti içeren bir elçilik inşa etmeye çalıştılar. Raelyalılar günlük meditasyonla meşgul olurlar, insan klonlama yoluyla fiziksel ölümsüzlüğü umarlar ve cinsel deneylere güçlü bir vurgu yapan liberal bir etik sistemi desteklerler.

    Raël, Elohim’in temasa geçtiğine dair iddialarını ilk olarak 1974 tarihli Le Livre Qui Dit La Verité (Gerçeği Söyleyen Kitap) kitabında yayınladı. Daha sonra, 1976’da dağılan ve yerini Raelyen Kilisesi’ne bırakan, MADECH adlı fikirlerini tanıtmaya adanmış bir organizasyon kurdu. Raël, yedi seviyeli bir hiyerarşi etrafında yapılandırılmış olan yeni organizasyona başkanlık ediyordu. Daha fazla takipçi çeken grup, operasyonlarını Quebec’e taşımadan önce Fransa’da bir taşra mülkü satın aldı . 1998’de Raël, üyeleri büyük ölçüde toplumdan uzaklaştırılan ve Elohim’in eşleri olmak için kendilerini eğitmekle görevlendirilen, tamamı kadınlardan oluşan bir dahili grup olan Melekler Tarikatı’nı kurdu. 1997 yılında Raël, kıdemli Raëlian Brigitte Boisselier’in yönettiği insan klonlama araştırmalarıyla ilgilenen bir organizasyon olan Clonaid’i kurdu . 2002 yılında şirket, Eve adında bir bebek olan bir insan klonu ürettiğini iddia etti ve bu, çok eleştirel inceleme ve medyanın ilgisini çekti. Hareket, kadın ve eşcinsel hakları gibi davaları destekleyen ve nükleer denemelere karşı olan halk protestolarıyla daha fazla dikkat çekti.

    Uluslararası Raelyen Hareketi, çoğunluğu Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın Frankofon bölgelerinde ve Doğu Asya’nın bazı bölgelerinde olmak üzere on binlerce üyeye sahip olduğunu iddia ediyor. Felsefeye yönelik eleştiriler gazetecilerden, eski Raelyenlerden ve mezhep karşıtlarından gelirken aynı zamanda din akademisyenleri tarafından da incelenmiştir.
    Tanım ve sınıflandırma

    Raëlizm, din bilginleri tarafından yeni bir dini hareket olarak sınıflandırılmaktadır . [3] Aynı zamanda bir UFO dini , [4] bir UFO hareketi, [5] ve bir ETI ( dünya dışı istihbarat ) dini olarak da tanımlanmıştır . [6] Raelyanizmi destekleyen kuruluş Uluslararası Raelyen Hareketi (IRM), [7] veya Raelyen Kilisesi’dir. [8] Dinin ortaya çıktığı Fransa’da, hükümetin Kültler hakkındaki Parlamento Komisyonu , onu İngilizce ” tarikat ” kelimesine benzer, olumsuz çağrışımlara sahip Fransızca bir terim olan ” sekte ” olarak adlandırmaktadır . [9] [10] 1997 yılında, bir parlamento soruşturma komisyonu, Belçika Temsilciler Meclisi aracılığıyla , Belçika Raelyen Hareketi’ni ( Mouvement Raëlien Belge ) de bir mezhep olarak sınıflandıran bir rapor yayınladı . [9] [11]Raëlistlerin 2006 yılında Seul , Güney Kore’nin Insa-dong semtinde halka açık bir toplantısı , hükümetlerinin Raël’in ülkeye girişine yönelik 2003 yasağını protesto etti.

    Raëlizm muhtemelen var olan en büyük UFO dinidir [12] ve 2000’li yılların ortasında, din bilgini Andreas Grünschloß bunu “günümüzde uluslararası alanda faaliyet gösteren en sağlam UFO gruplarından biri” olarak adlandırmıştır. [ 13 ] Raëlizm, inançları bakımından diğer birçok UFO temelli felsefeden farklıdır; din bilgini James R. Lewis onu “tüm UFO dinleri arasında en laik olanı” olarak adlandırır. [15] Aetherius Topluluğu , Ashtar Komutanlığı ve Cennetin Kapısı gibi diğer UFO dinlerinin çoğu , 19. yüzyılın sonlarına ait din teosofisinin inançlarının çoğunu kullanır ; Raëlizm bunu yapmaz. [16] Raelistler aynı zamanda “ufolojiye inanan” kişiler olarak da nitelendirilirler, [17] ancak Raelyenler kendilerini ufolog olarak görmediklerini sıklıkla vurgularlar . [18]

    Raëlizm materyalisttir ve doğaüstü varlığı reddeder , [19] ateizmi onaylar ve tanrıların var olduğu fikrini reddeder. [ 20 ] Dinin kurucusu Raël, geleneksel dini mantık dışı ve bilim dışı olarak nitelendiriyor ve alternatifini “gericilik ve mistisizmden” arınmış bir felsefe olarak sunuyor. [21] Raelyenler kendi inanç sistemlerini “bilimsel din” olarak adlandırırken, [22] Uluslararası Raelyen Hareketi “Bilim bizim dinimizdir; din bizim bilimimizdir” sloganını kullanır. [23] Din, dünyanın sorunlarını çözmek için bilimin kullanımını vurgulamaktadır, [24] ve uygulayıcılar Raël’i bir gün Galileo ve Kopernik’in akranı olarak kabul edilecek bir bilim öncüsü olarak görmektedir . [25] Üyelerinin birçoğu onu “ateist bir din” olarak adlandırıyor [26] ve onu , bazı dalları benzer şekilde tanrılara olan inancı (özellikle Theravāda Budizmi) desteklemeyen Budizm ile karşılaştırıyor. [27]

    Raël’in fikirlerinin bilimin yanı sıra diğer temel dayanağı da İncil’dir . [28] İncil’in Raëlizm’deki “merkezi rolüne” dikkat çeken din bilgini Eugene V. Gallagher, bunun “tamamen İncil’e dayalı ve tamamen Hıristiyan” bir felsefe olduğunu öne sürdü. Benzer şekilde din sosyoloğu Susan J. Palmer , Raëlizm’i İncil’e bağlılığı açısından hem köktendinci hem de İbrahimci olarak nitelendirdi . Raël yine de Hıristiyanlığı, İncil’in mesajını çarpıtmadaki rolüne inandığı için eleştirdi ve kendisini Roma Katolik Kilisesi’nin bir rakibi olarak sundu . [31] Raëlizm diğer dinleri kapsamamaktadır; yeni üyelerin resmi olarak daha önceki dini bağlarından vazgeçmeleri beklenmektedir. [32]
    İnançlar​​​
    Ayrıca bakınız: Raelyen inançları ve uygulamaları

    2000’li yılların başında din bilgini George D. Chryssides, Raëlism’in “tutarlı bir dünya görüşü” sergilediğini söyledi [17] ancak hareketin “çok erken gelişim aşamasında” kaldığını ekledi. [33] Din, Raël’in öğretilerine dayanmaktadır. Raël’in iddiaları, onun yazılarını kutsal kitap olarak gören Raëlizm uygulayıcıları [34] tarafından kelimenin tam anlamıyla kabul edilmektedir . Palmer’ın felsefe ve Raël’in kendisi üzerine yaptığı kapsamlı çalışmadan , onun iddialarına gerçekten inandığını düşündü. [36] Din sosyoloğu Christopher Partridge, Raelyenizmin ” güçlü bir fizikalist inanç sistemi” sergilediğini belirtti . [37]

    Raëlizm , dinin oluştuğu dönemde iyi bilinen eski astronot teorisinin bir biçimini sunar . [38] Jean Sendy , Serge Hutin ve Jacques Bergier gibi birçok Fransız yazar , 1960’ların sonlarında ve 1970’lerin başlarında Dünya’nın eski bir dünya dışı toplumun ileri karakolu olduğunu belirten kitaplar yayınlamıştı. [39] İsviçreli yazar Erich von Däniken 1968 tarihli Chariots of the Gods? adlı kitabında aynı fikri ortaya attı . [40] [41] [38] ABD televizyon dizisi Star Trek gibi bilim kurguda da benzer fikirler öne sürülmüştü . [42] Raelyenler genellikle von Däniken’in felsefe üzerindeki etkisini reddederler, bunun yerine bunun tamamen Raël’in vahiylerinden kaynaklandığına inanırlar. [43]
    Elohim​​​Raelyen sembolünü gösteren bir madalyon; uygulayıcılar genellikle inançlarını belirtmek için bu madalyonları takarlar [44]

    Raëlism, Elohim olarak bilinen dünya dışı bir türün var olduğunu öğretir. Raël, Eski Ahit’te Tanrı için kullanılan “Elohim” kelimesinin aslında çoğul bir terim olduğunu ve “gökten gelenler” olarak tercüme ettiğini söylemiştir. Raël , Elohim’in bireysel üyelerine “Eloha” diyor. [47] Elohim’in kendisine, “gökten gelenlerin habercisi” olarak tercüme ettiği “İsrail”den türeyen bir terim olan “Raël” [ 48] adını verdiğini iddia etmektedir. [50]

    Raël, 1974 yılında yayınlanan ilk kitabı Le Livre Qui Dit La Verité’de , bu uzaylı varlıklarla ilk kez 13 Aralık 1973’te, 27 yaşındayken karşılaştığını iddia etti. [51] Clermont-Ferrand dağlarındaki Puy de Lassolas volkanik krateri boyunca yürüdüğünü, uzay gemilerinden birinin ortaya çıktığını ve bir Eloha’nın ortaya çıktığını, [52] ertesi gün geri dönüp bir İncil getirmesini istediğini yazdı . Raël bunu yaptı ve altı gün boyunca Eloha ona içeriğin gerçek anlamını açıkladı ve Elohim’in insanlık tarihine katılımı hakkında daha fazla bilgi verdi. Raël , 1976 tarihli Les Extra-Terrestres M’ont Emmené sur Leur Planète ( Dünya Dışı Varlıklar Beni Gezegenlerine Götürdü ) adlı kitabında , 7 Ekim 1975’te kendisini uzay gemilerine götürdüklerinde Elohim’in kendisiyle tekrar iletişime geçtiğini ekledi. ve onu kendi gezegenlerine naklettiler. Burada kendisine seks yapması için altı biyolojik robot kadın teklif edildi, Elohim’in kendi klonunu yarattığını gördü ve şehvetli meditasyon tekniklerini öğretti. Din bilgini James R. Lewis, Raël’in Elohim’le karşılaşma konusundaki anlatımının 1950’ler ve 1960’lardaki “klasik UFO temaslılarının” hikayelerine benzediğini belirtti. [56]

    Elohim’in fiziksel olarak insanlardan daha küçük olduğu, soluk yeşil tenli ve badem şeklindeki gözlerle tanımlandığı ve yedi farklı ırka bölündüğü belirtiliyor . [58] Raelyenlerin onları boyaması veya eskiz yapması yasaktır. [24] Raël’e göre gezegenleri Güneş Sisteminin dışında ama Samanyolu’nun içindedir . [59] Raël, gezegenlerinde 90.000 Elohim bulunduğunu, hepsinin yarı ölümsüz olduğunu, [60] ve kıyafet giymediklerini söylüyor. [8] Herkesin birbiriyle özgürce aşk yaşamasına izin verildi ve cinsel kıskançlık ortadan kaldırıldı. [60] Hepsi bir bakıma kadınsı sayılıyor; [61] “Dünyadaki en kadınsı kadın, Elohim’in yalnızca %10’u kadar kadınsıdır.” [21] Üremelerine izin verilmiyor ve birçoğu bunu sağlamak için kısırlaştırma operasyonuna giriyor. [60] Raël ayrıca Elohim’in insanlarla iletişim kurabildiğini çünkü onların tüm insan dillerini anladıklarını bildiriyor. [62]
    Dünyadaki Elohim​​

    Raëlism, yaklaşık 25.000 yıl önce Elohim’in Dünya’ya geldiğini ve yaşamın gelişebilmesi için onu dönüştürdüğünü öğretir. Elohim’in gezegendeki tüm yaşamı oluşturmak için ileri teknolojilerini kullandığını belirtir. Raël , insanları Elohim tarafından yaratılmış ve programlanmış “biyolojik robotlar” olarak nitelendiriyor. [64] Raëlizm, insanlığın fiziksel olarak Elohim’i örnek aldığını öğretir; [65] uygulayıcılar için bu, Yaratılış 1:26’daki pasajda belirtilmektedir . [13] Ayrıca Yaratılış hakkındaki kendi yorumunu temsil eden Raël, insanlığı yaratmaktan sorumlu Elohim bilim adamının Yahweh olarak adlandırıldığını ve yaratılan ilk iki insanın Adem ve Havva olarak adlandırıldığını öğretir . Raelyalılar, yedi Elohim ırkını modelleyen, başlangıçta yedi insan ırkının var olduğuna, ancak mor, mavi ve yeşil ırkların tükendiğine inanırlar. [58] İnsanlığın Elohim tarafından yaratıldığına inanan Raelyalılar, Darwinci evrimi reddeder ve yaratılışçılığı ve akıllı tasarımı savunur ; [67] Raelyalılar inançlarını “bilimsel yaratılışçılık” olarak adlandırıyorlar. [68] Raelyalılar, Elohim’in de daha önceki bir tür tarafından yaratıldığına ve onların da onlardan önce sonsuza kadar yaratıldığına inanırlar . [23] Kozmosun hem zaman hem de uzay açısından süresiz olarak genişlediğine inanıyorlar; [23] Sonsuzluk onlar için önemli bir kavramdır. [69]Raelyenler Japonya’da bir sokakta dinlerini tanıtıyorlar; biri uzaylı karakter maskotu gibi giyinmiş.

    Raelyenler, dünya çapındaki çeşitli mitolojilerdeki tanrılarla ilgili anlatımların, Elohim hakkındaki anıların yanlış yorumlanması olduğuna inanırlar. [70] Felsefe, diğer birçok dinin kutsal yazılarının Elohim’in Dünya üzerinde devam eden faaliyetlerini tanımladığını belirtir. [71] Örneğin, Yaratılış’ta anlatılan Adem ile Havva’nın Cennet Bahçesi’nden kovulma hikayesi , insanlığın Elohim’in laboratuvarlarından kendi kendine yeterli hale gelmek zorunda oldukları Dünya üzerindeki hayata zorlu geçişini temsil ettiği şeklinde yorumlanır. . [71] İncillerde sunulduğu şekliyle Nasıralı İsa’nın dirilişi , Elohim’in İsa’yı ölümden sonra hayata döndürmek için nasıl klonladığını temsil eden bir olay olarak anlatılır. [71] Şeytan’a yapılan atıflar, Elohim’in gezegenindeki, Dünya üzerindeki genetik deneylere karşı çıkan ve potansiyel bir tehdit olarak insanlığın yok edilmesi gerektiğini savunan bir grubun şefine atıfta bulunulduğu şeklinde yorumlanıyor. Raelyenlere göre, Büyük Tufan anlatısı, insan karşıtı uzaylıların insanlığı yok etme girişimini, ancak insanlığın, Nuh’un Gemisi hikayesinin temelini oluşturan uzaylı bir uzay aracı tarafından kurtarıldığını anlatır . [73]

    İnsanlık tarihi boyunca dinleri kuran veya ilham veren çeşitli şahsiyetler, örneğin İsa, Buda , Muhammed ve Joseph Smith , Raelyalılar tarafından Elohim tarafından yönlendirilmiş kişiler olarak tasvir edilir. [71] Bunlar, çeşitli zamanlarda insanlığa gönderilen 39 peygamber olarak nitelendirilmektedir. [74] Her birinin, insanlığa belirli bir zamanda kavrayabilecekleri bilgileri açığa çıkardığına inanılıyor ve bu nedenle Raëlizm, ilerici hakikat fikrini vurguluyor. [74] Raël kendisinin Elohim’in kırkıncı ve son peygamberi olduğunu iddia ediyor, [75] insanlık artık Elohim hakkındaki gerçeği anlayacak kadar gelişmiş olduğu için gönderilmiş. Başlangıçta bu rol için kendisinin Roma Katolik bir annesi ve Yahudi bir babası olduğu için seçildiğini ve bu nedenle “dünya tarihinde çok önemli iki halk arasında ideal bir bağlantı” olduğunu iddia etti. Elohim’in diğer birçok ülkeden daha açık fikirli bir ülke olarak gördüğü Fransa’da yaşadığı için seçildiğini de ekledi. [45]

    Raël daha sonra bu peygamberlerin kendilerinin bir insan annenin Eloha babasıyla üremesinin sonucu olduğunu, insan annelerin genetik kodlarının saflığı nedeniyle seçildiğini, bir Elohim uzay aracına ışınlandığını, hamile bırakıldığını ve daha sonra dünyaya geri döndüğünü belirtti . Olayla ilgili hafızaları silinen Dünya ile. Raël, 1979 tarihli kitabı Uzaydan Babalarımıza Hoş Geldiniz’de kendisinin ilk karşılaştığı Eloha’nın biyolojik oğlu Yahweh olduğunu ekledi. [79] Yahveh’nin aynı zamanda İsa’nın da babası olduğunu ve İsa’nın Raël’in üvey kardeşi olduğunu belirtti. 80 2003 yılında Raël kendisini açıkça Mahayana Budizminin geleceği kehanet edilen bodhisattva’sı Maitreya olarak tanıttı . [59] Elohim ile telepatik temas halinde olmaya devam ettiğini ve Raelyenizm’i etkileyen kararlar alırken kendisine rehberlik eden Yahveh’nin sesini duyduğunu iddia ediyor. [81]

    Din aynı zamanda Elohim’in Dünya üzerindeki her insanı kendi gezegeninden uzaktan izlemeye devam ettiğini de öğretir. [18] Bu, Elohim’in hangi bireylerin sonsuz yaşam fırsatını sunmaya layık olduğuna karar verebilmesi için yapılır. [82] Taraftarların Elohim’in uzay aracının iniş alanları olarak kabul ettiği ekin çemberlerinin de gösterdiği gibi, Elohim’in Dünya’yı ziyaret etmeye devam ettiğini ileri sürüyor . [74] Raelyenler, Ufoloji hakkındaki görüşleri belirsiz olmasına rağmen, genellikle tanımlanamayan uçan cisimlerin (UFO’lar) görülmesini Elohim’e olan inançlarının bir kanıtı olarak anlarlar. [83] Raelyenler ayrıca ” melek kılı ” nın görünümünü Elohim’in varlığının kanıtı olarak kabul ederler ve bunun çeşitli Raelyen yaz toplantılarında ortaya çıktığını belirtirler. [84] Tipik olarak Raël dışındaki yabancı kişilerle temas kurduğu iddialarına ilişkin şüphelerini dile getiriyorlar. [83] Raelyenler, hepsinin Elohim ile telepatik olarak bağlantı kurabileceklerine inanırlar, ancak yalnızca Rael’in onlarla fiziksel olarak buluşmasına veya vahiylerini almasına izin verilir. [84]
    Kıyamet Çağı ve Elohim’in DönüşüKolombiya’daki Raelyen seminerinde önerilen Elohim elçiliğinin küçük ölçekli bir çadır kopyası

    Raëlizm bin yıllık bir felsefedir. Raël , ABD ordusunun 1945’te Hiroşima’da atom bombasını kullanmasından bu yana insanlığın “Kıyamet Çağı” veya “Vahiy” çağında yaşadığını iddia ediyor. [86] İnsan türünün artık bilim ve teknolojiyi yaşamı geliştirmek için mi kullanacağını yoksa nükleer yok oluşu gerçekleştirmek için mi kullanacağını seçmesi gerektiğini belirtiyor. [87] Eğer insanlar bu çağı başarıyla atlatırlarsa, toplumun hoşgörülü ve cinsel açıdan özgür olacağı ileri teknoloji çağında yaşayacaklarını iddia ediyor. Raël , kaderinin insanlığı yok oluş yolundan uzaklaştırmaya yardım etmek olduğunu iddia etti. [88]

    Raël’e göre barışçıl bir çağın başlaması Elohim’in Dünya’ya dönüşüne neden olacak. Daha önce insanlığa yol göstermek üzere gönderdikleri 39 ölümsüz peygamberi de kendilerine getireceklerini sözlerine ekledi . Raël , insanlığın Elohim’in Dünya’ya varmasından önce bir elçilik inşa etmesi gerektiğini ve bunun uzay gemileri için bir iniş pisti içermesi gerektiğini belirtti. [90] Herhangi bir ulus devlete iltifat etmemek için, buranın uluslararası olarak tanınmış tarafsız bir bölgede bulunması gerektiğini belirtti. [ 76 ] Başlangıçta Raël, bunu İsrail’de inşa etmek için izin istedi ve bunu eski İsraillilerin bir zamanlar Elohim ile nasıl temas halinde olduklarına atıfta bulunarak açıkladı. [76] Ayrıca bu elçiliğin Yahudi kehanetinde bahsedilen ” Üçüncü Tapınak ” olacağını da belirtti . [92]

    Bu girişim için İsrail hükümetinden çok az yardım alan Raël, bunun yerine komşu bir ülkenin uygun olabileceğini öne sürdü ve olası yerler olarak Ürdün, Suriye, Lübnan ve Mısır’ı önerdi. Bu ülkelerin hükümetlerinin hiçbiri olumlu değildi. Raelyen Hareketi’nin üst düzey insanları olası bir alternatif olarak Hawaii’yi önerdiler ve 1998’de Raël, Elohim’den bu konumun kabul edilebilir olduğunu belirten yeni bir vahiy aldığını açıkladı. Chryssides, Elohim’in 2035’te gelmemesi durumunda Raelyenlerin, eskatolojilerinin yerine getirilmediği yeni duruma uyum sağlamak zorunda kalacağını kaydetti . 93 16 Nisan 1987’de Chicago Sun-Times “kozmik kibbutz ” un finansmanının 1 milyon dolar olduğunu tahmin etti. 1997–1998’de fon 7 milyon dolara yükseldi. [94] [95] [96] 2001 yılında grup üyeleri elçilik için 9 milyon dolar biriktirdiklerini iddia etti; [97] ve Ekim 2001’de finansman 20 milyon dolara ulaştı. [98]

    Raël, Dünya’ya vardıklarında Elohim’in ileri teknolojilerini ve bilimsel anlayışlarını insanlıkla paylaşacağını ve bir ütopyaya öncülük edeceğini iddia ediyor. [88] Raël, Elohim’in gelişinin Dünya’da yeni ve gelişmiş bir siyasi sistemin habercisi olacağını öğretiyor. [82] Bu , Raël’in “geniocracy” [99] veya “dahilerin yönetimi” [100] olarak adlandırdığı ve beşinci kitabı Geniocracy’de tartıştığı tek bir dünya hükümeti olacak . [69] Bu sisteme göre yalnızca ortalama bir insandan yüzde elli daha zeki olanların yönetmesine izin verilecek. Raël’in önerdiği soykırım sistemi , Platon’un Devlet adlı eserinde desteklediği yönetim tarzıyla benzerlikler taşıyor . [102] Bu nedenle Raelyalılar , toplumun en iyi liderliğe sahip olmasını sağlayamadığına inanarak demokrasiyi reddederler. Raël , geleceğin toplumunda savaş olmayacağını ve suçun genetik mühendisliği yoluyla sona erdirileceğini iddia ediyor. Raël, bu gelecekte insanlığın diğer gezegenleri kolonileştirmek için Dünya’nın ötesine geçebileceğini belirtiyor. Robotların sıradan görevleri üstleneceğini ve insanların zamanlarını zevkli uğraşlara ayırmalarına olanak tanıyacağını iddia ediyor . Ayrıca, Raël’in Elohim gezegenine yaptığı ziyarette karşılaştığını belirttiği robotlara benzer, seks kölesi olarak hizmet edecek biyolojik robotların da olacağını savundu. [105] Paranın tamamen ortadan kaldırılmasının başlangıcı olarak tek bir dünya para birimi getirilecek ve aynı zamanda birleşik bir dünya takvimi de benimsenecek. [101]
    Klonlama ve ölümden sonra hayatta kalma

    Raelyenler, fiziksel ölümden sonra hayatta kalan eterik ruhun varlığını reddederler ve bunun yerine ölümsüzlük için tek umudun bilimsel yollardan geçtiğini ileri sürerler. Raelyenler , Elohim’in ölü bireyleri klonlayacağını ve böylece yeniden yaratacağını iddia ederler, ancak yalnızca bu yeniden canlandırmayı hak ettiklerini düşündükleri belirli bireyler. [107] Bunda, bir azınlık için ölümsüzlük ve çoğunluk için unutulma ile “koşullu ölümsüzlüğe” inanıyorlar. [107] İncillerde anlatılan İsa’nın dirilişi, örneğin Elohim’in klonlanmasının bir örneği olarak açıklanmaktadır. [107]

    Raëlistler Dünya’da insan klonlama teknolojisinin geliştirilmesini savunuyorlar. Raelyalılar aynı zamanda ölen bireylerin klonlanabileceğine ve böylece suçlarından dolayı yargılanıp cezalandırılabileceklerine inanırlar. Saldırganların kendilerini öldürdüğü 11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki terörist saldırıların ardından Raëlistler, eylemlerinden dolayı yargılanmak üzere klonlama yoluyla diriltilebileceklerini öne sürdüler . [108] [109] Ölümsüzlüğe ulaşmaya verdiği önem nedeniyle Raëlism intihardan üzüntü duyar; Cennet Kapısı grubunun 1997’de toplu intihara kalkışmasının ardından Raelyen Kilisesi, intiharı kınayan basın açıklamaları yayınlayan yeni dinler arasında yer aldı. [110]

    Genetik olarak özdeş bir canlı organizmanın yaratılması anlamına gelen üreme klonlamasının bilimsel tanımının aksine , Raelyalılar hem bireyleri genetik olarak klonlamayı, hem de hızla genişleyen hücrelerin yönlendirilmiş kendi kendine birleşmesi gibi bir süreç aracılığıyla klonun yetişkinliğe kadar büyümesini hızla hızlandırmayı amaçlıyor. hatta nanoteknoloji . Raël milletvekillerine , insan klonlamanın geliştirilmesini yasaklamanın “antibiyotikler, kan nakli ve aşılar” gibi tıbbi ilerlemeleri yasaklamakla karşılaştırılabileceğini söyledi. [112]
    Ahlak, etik ve cinsiyet rolleriRaelyen sembolüyle süslenmiş yatakta bir kadın

    Raëlism, takipçileri için katı bir etik kural üzerinde ısrar ediyor. Üyelerden kendi eylemlerinin sorumluluğunu almaları, kültürel ve ırksal farklılıklara saygı duymaları, şiddet karşıtlığını teşvik etmeleri, dünya barışı için çaba göstermeleri ve zenginlik ve kaynakları paylaşmaları bekleniyor. [113] Aynı zamanda insanlığın eninde sonunda soyokrasiyi getirmek için demokratik bir seçim yapacağı inancıyla demokrasiyi savunmaya da teşvik ediliyorlar . Raelyen görüşü, kimseye zarar vermediği ve bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi engellemediği sürece her şeye izin verilmesi gerektiği yönündedir. [101] Bununla birlikte , bazı uygulayıcıların alkol ve sigara kullandıklarını kabul etmelerine rağmen, sağlıklarına zarar vermemek için üyelere eğlence amaçlı uyuşturucu veya uyarıcı kullanmamaları tavsiye edilmektedir . [115]

    John M. Bozeman dinin ahlakını “ilerici” olarak nitelendirirken, [116] Palmer grubun “liberal sosyal değerlerinden” söz ederken, Chryssides Raëlist değerleri “dünyevi ve hazcı” olarak nitelendirdi. Din bilgini Paul Oliver, felsefenin etiğinin “göreceli” olduğunu, zira uygulayıcıların bağlama uygun hissettikleri şekilde hareket etmeye teşvik edildiğini söyledi. [32] Birçok bilim adamı, Roy Wallis tarafından oluşturulan tipolojiyi kullanarak bunun “dünyayı onaylayan” bir din olduğunu da savundu . [119]

    Raël cinsiyeti yapay bir yapı olarak değerlendirdi ve akışkanlığını vurguladı. Raël maço bir kişilikten kaçındı ve bunun yerine takipçileri tarafından sıklıkla “nazik” ve “kadınsı” olarak tanımlandı. Palmer, Raël’in kadınları erkeklerden üstün gördüğünü , çünkü onların daha çok Elohim’e benzediğini öne sürdü. [61] Raël’in anlatımına göre Elohim gezegeninin sakinleri “yüzde 10 erkekliğe ve yüzde 90 kadınlığa sahip.” Raël ayrıca , eğer kadınlar dünya çapında siyasi güç konumunda olsaydı savaş olmayacağını öne sürdü. [61] Raelyalılar kadın hakları için halk protestolarına katıldılar. Haziran 2003’teki “Kadın Olmanın Keyfi” gösterisinde Raelyen kadınlar Paris sokaklarında çıplak dans ettiler. [122] Palmer , Raelyenleri feministler olarak tanımladı, ancak Raël ana akım feminizmi “erkeklerin eksikliklerini kopyaladığını” öne sürerek eleştirdi. Genel olarak insan vücudunun şekillendirilebilir olduğu inancını benimseyen Raëlism , fiziksel görünümü iyileştirmek için plastik cerrahiye olumlu bakıyor. [126]2014’te Seul’de düzenlenen “Kore Queer Kültür Festivali”nde sokakta bir Raëlist birliği

    Raëlizm, Elohim’in insanlığı, şiddet dürtülerine karşı her derde deva olarak cinsel arzu hissetmesi için yarattığını öğretir. [127] Cinsel zevk arayışı yoluyla beyindeki nöronlar arasında yeni yolların oluşturulduğunu ve böylece bireyin zekasının arttığını belirtir. Raëlism , üyelerini cinselliklerini keşfetmeye teşvik ediyor; Raël sıklıkla güzel kadınlarla fotoğraflanırken ve heteroseksüel gibi görünse de eşcinsel deneyleri teşvik ediyor. [129] Farklı cinsel yönelim ve ifade biçimlerine karşı kabul edici bir tutum benimseyen Raëlism, cinsel yönelimdeki farklılıkların köklerinin Elohim’in ilkel genetik programından kaynaklandığını ve kutlanması gereken bir şey olduğunu öğretir. Palmer, Quebec’teki Raelyalılar hakkında araştırma yaparken , birçoğunun ” heteroseksüel “, ” eşcinsel ” veya ” biseksüel ” gibi terimleri kullanarak kendilerini sınıflandırmaktan kaçındığını ve bu etiketlerin çok sınırlayıcı olduğunu buldu. [131]

    Raelyalılar cinsel davranışta saygı ve karşılıklı rızanın gerekliliğini vurguladılar. Grup ensest , tecavüz ve çocukların dahil olduğu cinsel faaliyetlere güçlü bir tabu yerleştiriyor . [132] Harekete dahil olan ve bu ikinci faaliyetlere karıştığı tespit edilen herkes aforoz edilirken, [133] Raël pedofililerin hadım edilmesini veya akıl hastanelerine yerleştirilmesini tavsiye etti . [133] Başka bir kişiye istenmeyen cinsel ilgi göstermeye zorladıklarına inanılan kişiler, yedi yıl boyunca Hareket’ten aforoz edilirler; Raelyenler, bir kişinin tüm biyolojik hücrelerinin yenilenmesi için gereken süreye inanırlar. [132]

    Raëlistler, hem zorla tekeşliliği hem de evliliği reddediyor ve bunları kadınları köleleştirmek ve cinsel ifadeyi bastırmak için uygulanan kurumlar olarak görüyor. [134] Din, üyelerinin evlenmesini caydırıyor. [60] Üyelerin küresel nüfus fazlalığına katkıda bulunmaları da engelleniyor ; [60] üyelerine ikiden fazla çocuk sahibi olmamaları, hatta ideal olarak hiç çocuk sahibi olmamaları tavsiye ediliyor. Raël , iki kişinin üremek istemesi durumunda, onların gebe kalma eylemi sırasındaki psişik kontrollerinin, ortaya çıkan her çocuğu etkileyebileceğini belirtiyor. Raëlistler ayrıca insan klonlaması geliştirildiğinde biyolojik üremenin geçerliliğini yitireceğine inanıyor. [127] Raëlistler , doğum kontrolü ve doğum kontrol yöntemlerinin kullanımını onaylamanın yanı sıra , [137] Raëlistler, istenmeyen gebelikleri sonlandırmak için kürtajın kullanılmasını da onaylıyor . Raël ayrıca , eğer bir kadın doğmuş bir çocuk istemiyorsa, o zaman toplum tarafından yetiştirilmek üzere bundan vazgeçmesi gerektiğini savundu. [133]

    Bazı İsviçre hükümeti yetkilileri, Raelyalıların Duyusal Meditasyon hakkındaki görüşlerine, Raelyalıların çocuklar için liberalleştirilmiş cinsel eğitimini destekledikleri için kamu ahlakına bir tehdit oluşturacağı korkusuyla yanıt verdi . Çocuklara cinsel doyumun nasıl elde edileceğini öğreten bu tür liberalleştirilmiş cinsel eğitimin, reşit olmayan çocukların cinsel istismarını teşvik edeceğini ileri sürüyorlar. [139]
    Dini sembol


    Raelyen logosunun iki çeşidi; ilkinde merkezde gamalı haç, ikincisinde ise galaksinin şeklini temsil eden bir girdap kullanılıyor. İkincisi, gamalı haçanın Batı ülkelerinde sahip olduğu Nazizm çağrışımlarından kaçınmak için benimsendi ve 1991 ile 2007 yılları arasında kullanıldı.

    Başlangıçta Raëlizm’i belirtmek için kullanılan sembol, ortasında gamalı haç bulunan altı köşeli bir yıldızdı. Raël , bunun ilk olarak Elohim’in uzay gemisinin gövdesinde gördüğü sembol olduğunu belirtti. Raelyenler bunu bir sonsuzluk sembolü olarak görüyorlar. Uygulayıcılar ayrıca bu sembolün Elohim ile kendi telepatik temaslarını kolaylaştırmaya yardımcı olduğuna inanıyorlar. Raëlistler genellikle boynuna bu sembolün madalyonunu takarlar. [44]

    Almanya’nın Nazi Partisi tarafından 1930’lar ve 1940’larda belirgin bir şekilde kullanılan bir sembol olan gamalı haçın Raelyen kullanımı, Montreal kült karşıtı örgüt Info-Cult’un Raelyenlerin faşizmi ve ırkçılığı teşvik ettiği yönündeki suçlamalarıyla sonuçlandı . [112] Info-Cult’un ofisinin önünde Raelyalılar, dini bir azınlığa karşı ayrımcılık yapılmasına karşı konuştu. 2 Ocak 1992’de Miami’deki Eden Roc Oteli’nde bir düzine kişi Raelyen logosunda gamalı haç kullanılmasını protesto etti. Gamalı haç ve diğer Raelyen uygulamalarının kullanılması, Ortodoks Yahudi örgütü olan Floridalı Hineni grubunun eleştirilerine yol açtı. [144]

    1992 yılında Raelyen Hareketi sembollerini değiştirerek merkezi gamalı haçı dönen bir şekille değiştirdi. Bunun, İsrail ile Dünya Dışı Elçilik inşası için yapılan müzakerelere yardımcı olmak amacıyla Elohim’in sembolü değiştirme talebinden kaynaklandığını, ancak ülkenin bu talebi reddetmeye devam ettiğini açıkladılar. [145] [146] Raël ayrıca değişikliğin Holokost kurbanlarına saygıyı göstermek için yapıldığını belirtti . Yeni eklenen dönen şekil , dönen bir galaksinin tasviri olarak açıklandı. 100 2005 yılında İsrail Raelyen Rehberi Kobi Drori, Lübnan hükümetinin Raelyen hareketinin Lübnan’da gezegenler arası büyükelçilik inşa etme önerilerini tartıştığını belirtti. Ancak bir şart, Raelyenlerin logolarını gamalı haç ve Davud Yıldızı’nı karıştırdığı için binanın tepesinde sergilememeleriydi . Drori’ye göre ilgili Raelyalılar, sembolü olduğu gibi tutmak istedikleri için bu teklifi reddettiler. 1991’den 2007’ye kadar, Avrupa ve Amerika’daki resmi Raelyen sembolü orijinal gamalı haça sahip değildi, ancak Raël orijinal sembolü yapmaya karar verdi; Davut Yıldızı, dünya çapında Raelyen Hareketi’nin tek resmi sembolü olan gamalı haçla iç içe geçmişti. . [148]
    Uygulamalar

    Raëlizm bir dizi aylık toplantı, inisiyasyon ve meditasyon ritüelini içerir. [58] Mümkün olduğu durumlarda Raelyenler ayın üçüncü Pazar günü uygulayıcı arkadaşlarıyla bir araya gelirler. Bu olayların Raelyen Hareketi’nin satın aldığı mülkler yerine kiralık odalarda gerçekleşmesi grubun politikasıdır . [8] Montreal’deki aylık toplantılara Raël’in kendisi de sık sık katılıyordu. [150]Raelyalılar kumla çizim yapıyor.

    Raelizm’deki ana ritüel, Raelyen Rehber’in ellerini başka bir bireyin başına koyduğu “hücresel planın aktarımıdır”; bu sayede Rehber’in bireyin hücresel kodunu aldığına ve ardından bunu telepatik olarak Elohim’e ilettiğine inanılır. Bunu yapmak , inisiyenin Elohim’i insanlığın yaratıcıları olarak resmen tanıdığı anlamına gelir. Bu , “vaftiz”in veya Harekete katılan yeni üyelerin kabul töreninin bir parçası olarak kullanılır. Hareket içinde piskopos ve rahip rütbesine sahip olanların bu inisiyasyon törenlerini düzenlemelerine izin verilmektedir. Bazı durumlarda , gerekli kişiler mevcut olduğunda, Raël bir Raelyen piskoposunun başına dokunur, o da Raelyen bir rahibin kafasına dokunur, o da “aktarım”ı sağlamak için inisiyenin başına dokunur. [152] Bu “iletimlerin” Raelyen takviminde önemli rol oynayan yılın dört gününden birinde gerçekleşmesine izin verilmektedir. İlk örnekler Nisan 1976’da Raël’in Roc Plat’ta kırk inisiyenin “iletim” törenlerini gerçekleştirdiği sırada gerçekleşti . [154]

    Raelyen takvimi, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya nükleer bomba atılmasıyla başlar. [156] Bu tarihten sonraki her yıl, “AH” veya “après Hiroshima” (“Hiroşima’dan sonra”) olarak anılır. Raël’liler her yıl dört dini festival kutlarlar; bunlardan ikisi Raël’in Elohim’le iddia ettiği karşılaşmalarını kutlar. [153] Bunlar, Raelyenlerin Elohim’in ilk insanları yarattığına inandıkları tarih olan Nisan ayının ilk Pazar günüdür; 1945’te Hiroşima’ya nükleer bomba atıldığı günü simgeleyen 6 Ağustos; Raël’in 1974’te Elohim’le ikinci kez karşılaştığını iddia ettiği gün olan 7 Ekim; ve Raël’in 1973’te Elohim’le ilk karşılaştığı gün olan 13 Aralık .
    Şehvetli meditasyon​​

    Raëlizm’deki önemli bir uygulama, Raël’in 1980 tarihli La méditation sensuelle adlı kitabında ana hatlarıyla belirttiği “duyusal meditasyon” dur . Raelyalılar, Elohim’e sevgi ve telepatik bağlantılar iletmek ve sonsuzlukla uyum sağlamak amacıyla bu rehberli meditasyona veya görselleştirmeye günlük olarak katılmaya teşvik edilir . [158] Bu konuda uygulayıcılara genellikle bir talimat kaseti dinleyerek bu meditasyonda yardımcı olunur. Grubun aylık toplantılarında şehvetli meditasyon seansları da toplu olarak gerçekleştirilir; bu sırada toplanan taraftarlar loş bir odada oturur veya yerde yatar . Daha sonra mikrofon aracılığıyla konuşan bir Raelyen Rehber tarafından yönlendirilirler; [160] meditasyona New Age müziği eşlik edebilir . [161]

    Duygusal meditasyon, uyumlaştırma avec l’infini (“sonsuzla uyum sağlama”) olarak bilinen bir rahatlama egzersiziyle başlar . Bu sürecin bir aşaması , derin nefes almayı gerektiren “oksijenasyon”dur. Uygulayıcılara rahatlamaları ve daha sonra benlik evrende sadece küçük bir nokta haline gelinceye kadar referans çerçevelerini genişlettiklerini hayal etmeleri öğretilir. Daha sonra vücudun kemiklerini ve organlarını ve nihayetinde vücudun içindeki atomları görselleştirmekle görevlendirilirler. Rehberli meditasyon daha sonra meditasyon yapanları kendilerini Elohim’in gezegeninde olduklarını ve bu uzaylılarla telepatik olarak iletişim kurduğunu hayal etmeye teşvik eder. [165]

    Palmer, Raelyenlerin bu meditasyonlar sırasında çeşitli şekillerde fiziksel sağlık, psişik yetenekler veya cinsel uyarılma hissini tanımladıklarını ve bunları Elohim ile telepatik temas içinde olduklarının kanıtı olarak yorumladıklarını buldu. [166] Duyusal meditasyonun amacı, bir kişinin yaşayabileceği nihai deneyim olarak nitelendirilen “kozmik orgazma” ulaşmaktır. Palmer , kıdemli bir Raelyen’in “kozmik orgazmı” “benlik ve evren arasındaki birliğin duyusal deneyimi” olarak tanımladığını aktardı. [160]
    Seminerler Siyasi mitingde ABD birliklerinin yabancı askeri çatışmalardan geri dönmesini talep eden bir Raelyen protesto işareti yükseltildi.

    Raelyen Kilisesi “Uyanış Aşamaları” adı verilen bir hafta süren yaz seminerleri düzenlemektedir. [149] [169] Bunlar Raël’in günlük derslerini, şehvetli meditasyon seanslarını, oruç ve ziyafet dönemlerini, tanıklıkları ve çeşitli alternatif terapileri içerir. [8] Basının ilgisini çeken faaliyetler arasında, cinsiyet ifadesinin akışkanlığıyla oynama egzersizinin bir parçası olarak karşı cinsiyetin kıyafetlerini giyme, [161] [170] ve kişinin kendi cinsel organlarını gözlemleme ve mastürbasyon yapma yer alıyor. [171]

    Raelyalılar bu seminerleri arkadaşlık veya cinsel ilişki kurma fırsatı olarak kullanıyor. Katılımcılar üzerinde isim yazılı beyaz togalar giyerler; [8] ayrıca yalnız mı kalmak, çift olmak mı yoksa sadece insanlarla tanışmak mı istediklerini belirtmek için renkli bilezikler kullandılar. 1991’de bir Fransız gazeteci bir seminere katılmış ve çadırlarda cinsel ilişkiye giren çiftleri kaydetmişti; bu o zamanlar çokça duyurulan bir olaydı. Bu seminerlerin ardından bu kez Yapı üyeleriyle sınırlı olan ikinci bir seminer düzenleniyor. [172]
    Geçmiş

    Kökenleri

    Claude Vorilhon, 30 Eylül 1946’da Fransa’nın Ambert kentinde doğdu. 15 yaşında bir annenin gayri meşru oğluydu; babası o zamanlar Nazi yetkililerinden saklanan bir Sefarad Yahudisiydi . Vorilhon daha sonra büyükannesi ve teyzesi tarafından ateist olarak yetiştirildiğini, ancak bir süreliğine Roma Katolik yatılı okuluna gittiğini anlattı. Vorilhon, gençliğinde otostopla Paris’e gitti ve burada şarkıcı olarak kariyerine devam etti ve “Claude Celler” adını kullanan birçok başarılı [ şüpheli – tartışılan ] single’ı vardı. Daha sonra bir hemşireyle evlendi ve ondan iki çocuğu oldu. 1973 yılında yarış arabası dergisi Auto Pop’u kurdu ve aynı zamanda bu tür araçlarda test pilotu olarak çalıştı. Kasım 1973’te Fransa’da otoyolda hız yapmayı yasaklayan yeni bir yasa çıkarıldı ve test pilotu olarak çalışmasına son verildi. Auto Pop , Eylül 1974’te yayını durdurdu .Raël’in Elohim’le ilk kez 1973’te karşılaştığını iddia ettiği dağ Puy Lassolas

    1970’lerin Fransa’sında bir dizi UFO görüldüğü bildirilmişti, [178] ve antik astronot teorisi bu on yılın ortalarında ülkede “çok modaydı”. 1974’ün başlarında Vorilhon, Aralık 1973’te Puy Lassolas dağı boyunca yürürken Elohim’in kendisiyle temasa geçtiğini duyurdu. Bu fikirlerini Fransız televizyonu ve radyosunda yaptığı röportajlarda tanıtmaya başladı. [180] Paris’te iddia edilen deneyimleri hakkında ders vermeye başladı ve burada birçoğu bilim kurgu hayranları veya amatör ufologlar olan bir grup takipçiyi cezbetti. Aralık 1974’te onun fikirlerine dayanan bir organizasyon olan Mouvement pour l’accueil des Elohims créateurs de l’humanité (MADECH; “İnsanlığın Yaratıcıları Elohim’i Karşılama Hareketi”) başlatıldı. Vorilhon kendisinden “Raël” olarak bahsetmeye başladı. [181] Apocalypse adlı bir haber bülteni Ekim 1974’te yayınlanmaya başladı. [181] MADECH, Vorilhon’un o yıl Le livre qui dit la verité adıyla çıkan ilk kitabının [181] kendi kendine basılması için para toplamaya başladı. Raelyenler onun ilk kitabına saygıyla yaklaşırlar ve genellikle ondan Le livre (“kitap”) olarak söz ederler. [182]

    MADECH’in bazı üyeleri, örgütün Raël’in iddialarının ötesinde Ufolojiye daha geniş bir ilgi göstermesini ve ayrıca grup içindeki yetkisinin kısıtlanmasını istiyordu. [181] Bir iç güç mücadelesinin ortasında Raël, Nisan 1975’te acil bir toplantı çağrısında bulundu; çekişme devam etti ve Temmuz ayında MADECH’in yöneticilerini görevden aldı ve yerlerine kendi destekçilerinden yedisini getirdi. Raël ayrıca Elohim’in kendisiyle ikinci kez temasa geçtiğini ve bu vesileyle onu gezegenlerini ziyarete götürdüklerini duyurdu. Bu iddiaları 1975 tarihli Les Extra-Terrestres M’ont Emmené sur Leur Planète adlı kitabında özetledi . [184] Raël’e karşı muhalefet MADECH’te belirgin olmaya devam etti ve 1976’da grubu dağıttı ve Şubat 1976’da onun yerine Raelyen Hareketi’ni başlattı . Rehberlerin Rehberi.” MADECH’in aksine, ritüel uygulamaları da içeren daha geniş bir dini yapıyı teşvik etti. [187] Mesajını yaymak için Apocalypse’in yayımına devam etti . [186]

    1976’da Raelyalılar, Frankofon bölgesindeki din değiştirenleri çekmek için Kanada’nın Quebec eyaletine bir heyet gönderdiler. Ertesi yıl Hareketin Quebecois şubesi kuruldu. Raël’in ilk iki kitabı daha sonra 1978’de Uzay Uzaylıları Beni Gezegenlerine Götür başlığıyla tek İngilizce baskıda yayınlandı ve 1986’da Dünya Dışı Varlıkların Bana Verdiği Mesaj: Beni Gezegenlerine Götürdüler adıyla yeniden yayınlandı . 1998’de Son Mesaj adıyla yeni bir çeviri. [45] Fikirlerini birkaç ek kitapla genişletti: 1979’da Accueiller Les Extra-Terrestes ( 1986’da Uzaydan Babalarımıza Hoş Geldiniz olarak çevrildi), [45] La Méditation Sensuelle 1980’de ( 1986’da Şehvetli Meditasyon olarak tercüme edildi) ve Geniocracy . [45]
    Daha sonra geliştirme​İki Raelyalı, Raelyalıların 1997’de kurduğu Quebec müzesi UFOLand’ı ziyaret ediyor

    1980’de Raelyenler Japonya’ya, ardından 1982’de Afrika’ya ve 1990’da Avustralya’ya bir heyet gönderdiler. 1980’lerin başında Hareket, Güney Fransa’da Albi yakınlarında Eden adını verdikleri bir kamp alanı satın aldı . 1984’te Raël, halkın önünde görünmekten kaçındığı bir yıllık inzivaya çekildi. Ertesi yıl ilk karısı hem onu ​​hem de hareketi terk etti; Daha sonra Japon Raelyen Lisa Sunagawa ile birkaç yıl ilişki kurdu. 1990’ların ortalarında Raël , motor yarışları hobisine geri döndü ve 2001 yılında sporu bırakmadan önce 1995 Magna Enduro Yarış Şampiyonası’nın ikinci ve üçüncü turlarında ve Miami’deki 1998 Motorola Kupası’nda yarıştı . 1992’de kırk kadar uygulayıcıdan oluşan bir grubun sınır dışı edilmesiyle dinde bir bölünme ortaya çıktı. Raël’in Elohim’in orijinal sözcüsü olduğu ancak Şeytan tarafından ele geçirildiği inancını benimseyerek, Son Günlerin Havarileri adında rakip, daha küçük bir grup oluşturdular. [193]

    1992’de Raelyen Hareketi, Quebec’teki Valcourt yakınlarında 115 hektarlık bir arazi satın aldı ve bu mülke Le Jardin du Prophète (“Peygamberin Bahçesi”) adını verdi. [172] Kuruluş, ufolojiyle ilgili bir müze olan UFOLand’ı 1997 yılında burada açtı. Amacı Elohim Elçiliği için para toplamaktı ancak mali açıdan sürdürülemez olduğu ortaya çıkınca 2001’de halka kapatıldı. Raël, 1997 yılında, Ian Wilmut’un başarılı bir klon olan Koyun Dolly’nin doğuşunu duyurmasından bir ay sonra , klonlamanın ticari uygulamalarını keşfetmek için Valiant Venture şirketini kurdu. Bu sayede Raelyen Piskoposu Brigitte Boisselier’in kurucu ortağı, yöneticisi ve sözcüsü olduğu Clonaid ortaya çıktı. [9] Bu grubun kurulması ve insan klonlamasını teşvik etmesi, diğer dini şahsiyetler, bilim adamları ve ahlâk uzmanları arasında pek çok tartışmayı alevlendirdi. [9] Raël ve Boisselier , Mart 2001’de ABD Başkanı Bill Clinton’ın insan klonlama konulu Kongre duruşmasından önce konuştular. [196]

    Temmuz 1998’de Jardins des Prophètes’teki eğitim kampında Raël, Aralık 1997’de Elohim’den Raelyen Hareketi içinde yeni bir grup olan Raël’in Melekleri Tarikatı’nı oluşturmasını emreden başka bir vahiy aldığını duyurdu. [197] Bu , yalnızca Dünya’ya geldikten sonra Elohim’in eşi olacak kadınlara açık, [ 130] gizli bir topluluk olacaktı . [197] Tarikat hakkında bilgi içeren Plumes d’Anges (Melek Tüyleri) adlı bir haber bülteni yayınlandı. Palmer , bu grubun, kadınların benzersiz niteliklerini vurgulayarak, erkek ve kadınların tamamen eşit ve birbirinin yerine geçebileceği yönündeki yerleşik Raelyen doktrinine meydan okuduğunu belirtti. [130]Brigitte Boisselier (solda) Raelyen Hareketi’nde üst düzey bir rol üstlendi.

    Raël 2001 yılında seminerler vererek Asya’yı gezdi. O yıl 16 yaşında bir bale öğrencisiyle ikinci kez evlendi. Raëlism evliliği caydırıyor ve bu örnek menfaat sağlamak için yapıldı, çünkü onunla sınırların ötesine seyahat ederken gümrük memurları tarafından sorgulanmıştı. Daha sonra boşandılar ancak bir çift olarak kaldılar. Kasım 2002’de yerel bir adam, grubun Jardins des Prophètes mülküne zarar vererek ciddi hasara yol açtı. Raël , bunun , Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile Fransız istihbarat teşkilatları arasında, zihin kontrolü yoluyla yönlendirilen şizofrenleri kullanarak kendisine suikast düzenlemeyi amaçlayan ortak bir operasyon olan “İbrahim Projesi”nin bir ön testi olduğunu belirtti . [201]

    Aralık 2002’de Boisselier, Clonaid’in çalışmasının, dünyanın ilk insan klonu olduğunu iddia ettiği Eve adında bir bebeğin doğmasıyla sonuçlandığını duyurdu . Çocuk bilim adamlarının incelemesine sunulmadı; IRM’nin Bebek Havva ile ilgili iddiaları hiçbir zaman bilim camiası tarafından doğrulanmadı . Pek çok yorumcu duyurunun bir aldatmaca olduğuna inanıyordu. Ocak 2003’te Raelyalılar, Eve’in ebeveynlerinin dikkatlerden kaçmak için kendilerini gizlediklerini açıkladılar. [205] Bebek Eve’in ortaya çıkışı Raelyalılara uluslararası basında çok fazla yer verilmesini [93] ve aynı zamanda çok fazla alay konusu olmasını sağladı. Grup, bu tanıtımın yaklaşık 5000 yeni üye oluşturduğunu iddia etti. [207] Boisellier periyodik olarak Hollanda, Japonya, Güney Kore ve Avustralya’da başka klon bebeklerin de doğduğunu duyurdu, ancak basın bu sahtekarlıkları giderek daha fazla kabul etti ve Raelyen basın konferanslarına katılmayı bıraktı. [203]

    Ocak 2003’te Raël, Boisellier’i halefi olarak ilan etti [203] ve aynı zamanda kendisini Budist kehanetindeki isimsiz kişiyle özdeşleştirdiği The Maitreya’yı da yayınladı . [59] Raël’in Clonaid ile olan ilişkisine yanıt olarak, Güney Kore göçmenlik makamları 2003 yılında onun ülkelerine girişini engelledi. Grup daha sonra Güney Kore Sağlık ve Refah Bakanlığı yakınında protesto düzenleyerek kendisine ülkeyi terk etmesini emretti. Raël , Playboy’un Ekim 2004 sayısında “Raël’s Girls” adlı bir grup kadınla birlikte göründü . [6] [209] 2005 yılında, iki amatör belgesel yapımcısı Abdullah Hashem ve Joseph McGowen, bir öğrenci filmi yaptıklarını iddia ederek Las Vegas’ta bir Raelyen seminerine katıldılar ve filme aldılar. Daha sonra bu görüntüleri, grubun ifşası olarak sundukları bir belgeselin temeli olarak kullandılar. [210] [211] 2008 yılında IRM tarafından başlatılan ve film yapımcılarının yanlış beyan yoluyla giriş elde ettiklerini iddia eden bir dava açıldı. 2011 yılında Hashem aleyhine varsayılan bir karar verildi ve görüntülerini IRM’ye iade etmesi emredildi. 2009 yılında Kilise, Las Vegas’ta yeni bir UFO Ülkesi planlarını duyurdu. [6]
    Organizasyon ve yapı​

    Kesinlikle hiyerarşik bir organizasyon olduğundan [186] iki üyelik düzeyi vardır. [214] Üyelerin çoğunluğu basitçe “Raelyalılar” olarak anılırken, [8] Hareketi kontrol eden daha yüksek seviyelerdeki kişiler “Yapı” olarak anılır. [215]
    Üye hiyerarşisi [ düzenle ]

    Seviye 6:
    Rehberlerin Rehberi
    Gezegen kılavuzu

    Seviye 5:
    Piskopos Seviye 4:
    Rahip 3. seviye:
    Rahip Yardımcısı
    Kıta başı
    Ulusal rehber
    Bölgesel rehber Ulusal rehber
    Bölgesel rehber Bölgesel rehber

    Seviye 2:
    Organizatör Seviye 1:
    Organizatör Yardımcısı

    Seviye 0:
    Stajyer
    Kaynaklar [216] [217]

    Yapı altı katmanlı bir sistem boyunca bölünmüştür. Raël , Raelyen Kilisesi’nin tepesinde yer alır ve “Rehberlerin Rehberi” olarak anılır. Yapının kıdemli üyeleri onu her yedi yılda bir bu göreve yeniden seçerler . Raël’in altında “Piskopos Rehberleri”, ardından “Rahip Rehberleri”, ardından “Animatörler”, ardından “Yardımcı Animatörler” ve son olarak “Sınıflı Tahliye Görevlileri” vardır . [8] “Kılavuz” olarak nitelendirilenlerin, örneğin alkol, kafein ve eğlence amaçlı uyuşturuculardan kaçınmaya sıkı sıkıya bağlı kalarak hareketin geri kalanı için örnek olmaları bekleniyor. [110] Irk, cinsiyet ve cinsel yönelim, grubun liderlik yapısının basamaklarında yükselmeye engel değildir. Ancak Palmer, 1990’ların ortalarında örgüt içinde liderlik pozisyonlarında çok az kadının bulunduğunu belirtti. [219]

    Raelyen yapısının üyeleri, yıllık seminerler sırasında seviye 0 “stajyerler” olarak başlar. 2007 yılında Raelyen yapısının yaklaşık 2.300 üyeye, [220] 170 “Raelyen rehbere”, [221] ve 41 piskoposa sahip olduğu söylenmişti. [222]

    Üç Raelyen Piskopos, sapkınlığı denetleyen ve kuralları çiğneyenlerin cezalandırılmasını düzenleyen bir “Bilgeler Konseyi”nde oturuyor . Bir kişiyi cezalandırmaya çalıştıklarında bu genellikle yedi yıllık bir “aforoz” anlamına gelir ; yedi yıl sürer çünkü Raelyalılar insan vücudundaki her hücrenin yenilenmesinin bu kadar uzun sürdüğüne inanırlar. [8] Daha ağır vakalarda konsey, bireyin klonlama yoluyla ölümsüzlük umudunu ortadan kaldırdığına inanarak hücresel kodun aktarımını iptal eden bir “sınır belirlemeyi” denetleyebilir. [8]

    Üyeler Raelyen Hareketi’ne yıllık üyelik ücreti öderler. [154] Hareketin asil üyelerinin gelirlerinin %10’unu kuruluşa vermeleri teşvik edilmektedir. [224] Bu ondalık daha sonra paylaştırılır ve %3’ü ulusal şubeye, %7’si ise Uluslararası Hareket’in merkezi idaresine gider. [225] İlave %1’lik kısım Raël’in kendisine gidebilir. Ancak ondalık verme zorunlu değildir. Palmer araştırmasında ondalık ödemediğini itiraf eden birçok uygulayıcı buldu; [115] 1991 yılında Raelyalılar arasında yapılan bir anket, yanıt verenlerin üçte birinin ödeme yapmadığını ortaya çıkardı; [227] bir röportajda Raël, yüzde 60’tan fazlasının ödemediğini öne sürdü. [97] Uluslararası Raelyen Hareketi’nin ana gelirini oluşturan şey bu vergiler ve üyelik ücretleri ile Raël’in kitaplarının satışıdır. Bu para daha sonra Elohim Elçiliği’nin inşası için biriktirilir veya Raelyen mesajını yaymak için kullanılan el ilanları, kitaplar, videolar ve diğer materyallerin üretimi için harcanır. [97]

    Grup başlangıçta Fransa’nın Albi kentinde bir taşra mülküne sahipti , daha sonra Valcourt , Quebec’te bir mülk satın aldı. [8]
    Meleklerin Düzeni​​

    1998’de Raël, üyeleri Elohim’in eşleri olmak üzere eğitilen, tamamı kadınlardan oluşan bir grup olan Raël’in Melekleri Tarikatı’nı kurdu. Elohim Dünya’ya geldikten sonra bu kadınların Elohim ile temas kurmasına izin verilen tek insan olacağını belirtti. Ayrıca onların Elohim’in insan politikacılar, bilim insanları ve gazetecilerle irtibatı olarak hizmet edeceklerini iddia etti. Raël , erkeklerin son derece nazik, narin ve duyarlı Elohim için yeterince kadınsı olmaması nedeniyle Melek olabileceklerin yalnızca kadınlar olduğunu belirtti. [228] Trans kadınların girişine izin verildi; Raël, bir trans üyeyi “kadın olmayı seçtiği için” övdü . [126]Güney Kore’nin Seul kentindeki “Korea Love Hug” festivalinde Raelyalı kadınlar

    Meleklerin kadınsı ve besleyici taraflarını geliştirmeleri amaçlanıyor. [229] Kendilerini dönüştürmenin peşinde koşmakla, Elohim’i memnun etmeye çalışmakla ve disiplini, dinginliği, uyumu, saflığı, alçakgönüllülüğü, karizmayı ve hem iç hem de dış güzelliği geliştirerek onlara daha yakından benzemekle görevlidirler. Meleklere düzenli olarak Elohim’e dua etmeleri ve düzenli olarak meditasyon yapmaları talimatı verilmiştir. Fiziksel güzelliklerini korumak için et tüketimini sınırlamaları ve karbonhidrat ve şekerden kaçınmaları teşvik ediliyor . Grubun halkla ilişkiler açısından yararlı olduğunu kanıtladılar ve aynı zamanda insan klonlama deneyleri için gönüllüler sağladılar . [231] [232] Teşkilat ayrıca insan yumurtalarının internet üzerinden satışıyla da ilgilendi ve 1999’da bunu yapmak için bir web sitesi açtı. [233] Raël, bunun Meleklerin mali bağımsızlığa kavuşmasına yardımcı olacağını belirtti. [122]

    Raël’in Melekleri Tarikatı, bir bütün olarak Raelyen Hareketi’nin altı katmanlı yapısıyla simetrik olan altı katmanlı bir yapıya sahiptir. Raël , Melekleri üç gruba ayırır: Beyaz, Pembe ve Altın Kurdeleli Melekler. Beyaz Melekler bir kolyeye beyaz tüyler takarlar, insan sevgilileri seçebilirler ve dünyada daha fazla kadını Raelyen hareketine çekmek için faaliyet göstermekle görevlendirilirler. Pembe Melekler bir kolyeye pembe tüy takarlar ve Raël tarafından Elohim’in eşleri olacak “Seçilmişler” olarak kabul edilirler . Başlangıçta Jardins des Prophètes topluluğunda tecrit edilmiş bir hayat yaşamaları ve cinsel aktivitelerini dünya dışı varlıklara ayırmaları bekleniyor. Altın Şerit Melekler , boyuna takılan altın bir kordonla karakterize edilir. Raël tarafından fiziksel güzellikleri nedeniyle özel olarak seçilmişlerdir ve Elohim’in Dünya’ya gelişinde ona yaklaşacak ilk insanlar olarak tanımlanırlar. Pembe ve Altın Kurdeleli Meleklerin diğer insanlarla cinsel aktiviteden kaçınmaları bekleniyor , ancak uzaylılarla sevişme konusunda bizzat Raël’den eğitim almaları ve ayrıca tek başına veya diğer Meleklerle cinsel eylemlerde bulunmaları gerekiyor. [237]

    Tarikat dinin geri kalanından izole edilmişti; örneğin Meleklerin yaşam alanları Melek olmayanlara yasaktı. [238] Meleklere erişim hem gazeteciler hem de akademisyenler için kesinlikle sınırlıdır. [239] Altın Kurdele Melekler, fiziksel güzellikleri bozuldukça artık Elohim’i selamlamaya uygun olmadıkları gerekçesiyle yaşlandıkça bu statüden düşürüldü. Bu rütbesi düşürülen bireylere daha sonra yerine daha genç olanları yetiştirmekle görev verilir. [240] Diğer bireyler, grubun ahlakına aykırı davrandıkları düşünüldüğünde, Melek statülerinden tamamen mahrum bırakıldılar. [241]

    İnisiyasyon ayinleri, kişinin Raelyen ideolojisinin ve kurucusu Raël’in savunucusu olmayı kabul ettiği bir yemin etmeyi veya bir sözleşme yapmayı içerir . Birkaç gün sonra Time dergisi, Fransız kimyager Brigitte Boisselier’in Melekler Tarikatı üyesi olduğunu yazdı. Bu sıralarda tarikat uzmanı Mike Kropveld, Melekler Tarikatı’nı tanık olduğu “en şeffaf hareketlerden biri” olarak nitelendirdi, ancak kadınların Raël’in hayatını kendi bedenleriyle koruma sözü onu alarma geçirdi. [242]

    Raël, bazı kadın üyelere Raelyen Kilisesi’nde seks yanlısı feminist bir rol oynamaları talimatını verdi . “Rael’in Kızları”, dinde erkeklerle veya kadınlarla cinsel ilişki de dahil olmak üzere kadınsı zevk eylemlerinin bastırılmasına karşı çıkan başka bir kadın grubudur. Rael’s Girls yalnızca seks endüstrisinde çalışan kadınlardan oluşuyor. Rael’s Girls’ün kadınları striptiz yapmaktan ya da fahişe olmaktan tövbe etmek için herhangi bir neden olmadığını söylüyorlar . [244] [245] Bu örgüt “seks endüstrisinde çalışan kadınların seçimini desteklemek için” kuruldu. [246]
    Sosyal yardım ve savunuculukRaelyalılar, Güney Kore hükümetinin 2003’te Raël’in ülkeye giriş yasağını protesto ediyor

    Uluslararası Raelyen Hareketi, ideolojisini tanıtmak için çeşitli projeler oluşturmuştur. 1997 yılında kendini insan klonlamaya adamış bir şirket olan Clonaid’i kurdu . Müşteriler, DNA’larının bir örneğini gruba yatırabilir ve bu grup, kişinin ölümünden sonra tek bir klon üretmeyi teklif eder. Başka bir Raelyen şirketi olan Ovulaid, biyolojik olarak çocuklarını üretemeyen bireylere ve çiftlere yumurtalık sağlamayı amaçlıyor. Müşterilerinin istediği spesifikasyonlara göre “tasarımcı bebekler” yaratabilecek teknolojiler geliştirme niyetini ifade ediyor. [247] Ek bir proje olan Insuraclone, gelecekte organ yetmezliği olması durumunda bir bireyin organlarını klonlamak için tasarlanmıştır, [248] Clonapet ise insanların evcil hayvanlarını öldükten sonra klonlamayı amaçlamıştır. [247]

    Raelyalılar, özellikle kadın hakları, eşcinsel hakları, ırkçılığa karşı çıkma, nükleer testlerin yasaklanması ve genetiği değiştirilmiş gıdaların desteklenmesi gibi sosyo-politik aktivizmleriyle tanınırlar. Raelizm tarihi boyunca, Raelyen Kilisesi üyeleri mastürbasyonu , prezervatifi ve doğum kontrolünü savunan kamusal ortamları gezdiler . Palmer, faaliyetleri aracılığıyla, Raelyen Hareketi’nin grup için tanıtım oluşturmak amacıyla “hafif düzeyde bir kültürel çatışmayı hazırlayıp ardından dikkatlice izleme” işine dahil olduğunu, [249] bunun “medyanın bariz flörtü” ile birleştiğini belirtti. . Bu taktikleri Anton LaVey’in Şeytan Kilisesi’nin 1960’lar ve 1970’lerdeki taktikleriyle karşılaştırdı . Medya dine karşı alaycı bir üslup benimsediğinde Raël, takipçilerini inançlarını savunmaya teşvik etti, bu da mektup yazma kampanyalarına ve bazen davalara yol açtı. [250]

    1992 yılında IRM, Montreal Katolik Okulu Komisyonu’nun Quebec’teki Roma Katolik liselerinin banyolarına kondom makineleri eklenmesini veto etme kararına karşı protestolar başlattı. Raelyalılar, Quebec ve Ontario’daki Roma Katolik liselerinin önüne, öğrencilere doğum kontrol hapları dağıttıkları bir “prezervatif arabası” park ettiler. 1993 yılında Raelyalılar Quebec’te mastürbasyon üzerine bir konferans düzenlediler ve bu konferansta Raël ve Betty Dodson konuşmalar yaptı . Bu amacın reklamını yapan Raelyalılar, Montreal Caz Festivali’nde üzerinde “Oui à la mastürbasyon (mastürbasyona evet)” yazan rozetler dağıttı . [252]Raelyalılar 2018’de Paris’te “Üstsüz Git Günü”nü tanıtıyor

    2000 yılında Raelyalılar pedofili ile mücadele için bir grup olan NOPEDO’yu kurdular. 2001 yılında, İtalya ve İsviçre’de, Fransa’daki Roma Katolik din adamları arasında yüzden fazla çocuk tacizcisinin varlığını protesto eden broşürler halka açık olarak dağıtıldı. Cenevre Piskoposluk papazı, Raelyen Kilisesi’ne iftira nedeniyle dava açtı ancak hakim, Raelyen suçlamasının bir bütün olarak Roma Katolik Kilisesi’ni değil, yalnızca hüküm giymiş rahipleri hedef aldığı kabul edildiğinden suçlamaları reddetti. 2002 yılında Raelyenler Montreal’de din karşıtı bir geçit töreni düzenlediler; burada lise öğrencilerine Hıristiyan haçları verdiler ve öğrencileri hem bunları yakmaya hem de Roma Katolik Kilisesi’ne irtidat mektupları imzalamaya davet ettiler. Quebec Piskoposlar Derneği bunu “nefrete kışkırtma” olarak nitelendirdi ve birkaç okul yönetim kurulu, öğrencilerinin Raelyalılarla tanışmasını engellemeye çalıştı. [254]

    Hareket genetiği değiştirilmiş gıdaları destekliyor. 107 2003 yılında, çıplak üyeler Quebec’te bir alanda kendilerini “J’aime OGM” ve “GM’yi seviyorum” ifadeleri şeklinde düzenlediler. 2006 yılında, bazıları üstsüz olmak üzere yaklaşık 30 Raelyalı, Güney Kore’nin Seul kentinde bir savaş karşıtı gösteriye katıldı . 2003 yılında, beyaz uzaylı kostümleri giymiş Raelyalılar “SAVAŞ YOK… ET de Barış istiyor!” mesajını taşıyan pankartlar taşıyorlardı. 2003 Irak işgalini protesto etmek için . 2009 yılında , kadın sünnetinin (FGM) neden olduğu hasarı tersine çevirmek amacıyla Afrika’da bir hastane kurmak için para toplamak amacıyla “Klitoris Sahiplen” projesini başlattı ; [258] aynı zamanda görevi FGM’ye karşı çıkmak olan bir örgüt olan Clitoraid’i de kurdu . [259] [260] Raelyen Kilisesi tarafından kurulan gruplardan bir diğeri de Raelyen Cinsel Azınlıklar Derneği ve bir LGBT hakları grubu olan ARAMIS’tir (Cinsellikte Çokluk için Aktif Raelian Derneği ) . [133]

    Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bazı Raelyen gruplar, erkeklerin uygunsuz teşhir nedeniyle tutuklanma korkusu olmadan sahip oldukları yasal hakkın aynısına kadınların da kamusal alanda üstsüz dolaşma hakkına sahip olması gerektiğini iddia ederek yıllık protestolar düzenlediler. Bazı insanlar bunu üye kazanmak için tasarlanmış bir tanıtım gösterisi olarak adlandırdı. Üstsüz Git Günü , kadınların tutuklanmayı önlemek için meme ucu pastilleri dışında üstsüz protesto yaptığı yıllık etkinliktir. Kadın Eşitliği Günü’nün yıl dönümü olan 26 Ağustos’a yakın bir tarihte yapılıyor . [263]
    Demografi
    Ana madde: Raëlizmin Demografisi

    Fransa’da kurulan Raëlism, başlangıçta Avrupa, Afrika ve Kuzey Amerika’nın Frankofon bölgelerinde yayıldı. [76] 1990’ların ortasından itibaren üyelik ağırlıklı olarak Fransa, Quebec ve Japonya’da toplanmıştır. Palmer , Kanada’da Raëlism’in Quebec’ten ülkenin Anglofon eyaletlerine yayılmakta zorluk çektiğini belirtti. 1999’da Bozeman, Hareket’in yaklaşık 35.000 üyesi olduğunu söylerken, [42] Chryssides, 2003’te dünya çapında yaklaşık 55.000 üyesi olduğunu söyledi. 2010’ların başlarında grup uluslararası alanda 60.000 üyeye sahip olduğunu iddia ediyordu; Palmer ve Sentes bu sayının “muhtemelen şişirilmiş” olduğunu düşünüyordu. Britanya’da sosyolog Eileen Barker , 1989’da dine bağlı “yalnızca bir düzine kadar” kişinin bulunduğunu söyledi. 265 2001 yılına gelindiğinde sosyolog David V. Barrett, bu sayının 40 ila 50 civarında olduğunu öne sürdü. ülkedeki üyeler ve 500 civarında sempatizan; [76] iki yıl sonra Chryssides, Britanya’da yaklaşık 40 üye ve 200 sempatizan olduğunu düşünüyordu. [19]

    1988’de grup üyeleri arasında yapılan bir iç araştırma, Hareket’te kadınların neredeyse iki katı kadar erkek bulunduğunu ortaya çıkardı. Benzer şekilde , Quebec’teki Raelyen etkinliklerine katılımına dayanarak Palmer, erkeklerin sayısının genellikle kadınlardan fazla olduğunu kaydetti. [161] Erkeklerin çoğunun kadınsı bir tarzda davrandığını, [161] ve çoğu zaman diğer erkeklerden etkilendiklerini gözlemledi. [131] Palmer ayrıca toplantılarda birçok travestiyi de gözlemledi, [267] ve orada bulunan kadınların önemli bir kısmının striptizci olarak çalıştığını buldu. Bu gerekçelerle Raëlism’in “kendilerini cinsel açıdan marjinal olarak tanımlayan insanlar” için özel bir çekiciliği olduğunu öne sürdü. Palmer ayrıca Raëlizm’in “umutsuzca sekülerleşmiş, ancak düzenden ve yüksek değerlerden yoksun bir dünyada yaşamanın varoluşsal kaygısından muzdarip kararlı ateistler” için bir çekiciliği olduğunu öne sürdü. [268]
    Dönüşüm Güney Kore’deki Onyang Lisesi’nde dini hakkında ders veren bir Raelyen

    Raelyalılar din değiştirenleri çekmek için misyonerlik faaliyetleri yürütüyorlar. Üyeler, başlangıçtaki maliyetlerini telafi etmeyi umarak Raël’in kitaplarını sokakta satmak üzere satın alıyor. [132] Başkalarını dönüştürme girişimlerine karşı sıklıkla büyük bir dirençle karşılaşırlar; Raël, Elohim’in ona insanlığın yalnızca %4’ünün Raelyen mesajını kabul edecek kadar zeki olduğunu söylediği için bunun beklendiğini açıklıyor. [97] Birisini din değiştirmeye zorlamaya çalışan herhangi bir Raelyen, yedi yıl boyunca örgütten men edilir; Raelyenler bu sürenin vücuttaki her hücrenin yenilenmesi için gerektiğine inanırlar. [103]

    1979’dan bu yana, Raelyen Hareketi’nin yeni üyelerinden bir “Dönme Yasası” [269] imzalamaları ve daha önce dahil oldukları herhangi bir dini örgüte bir irtidat mektubu göndermeleri bekleniyordu . Ayrıca, bir cenaze görevlisinin ölümden sonra alnından bir parça kemik kesmesine izin veren bir sözleşme de imzalıyorlar, bunu “Üçüncü Göz” olarak anlıyorlar . Bu örnek, Elohim dönene kadar İsviçre’deki bir tesiste buz içinde saklanacak ve o zaman ölen kişiyi klonlamak için kullanılabilecek. Bu işlem “ön kemiğin kaldırılması” olarak bilinir. [160] Buna ek olarak, katılanların varlıklarını yerel Raelyen grubuna miras bırakmaları bekleniyor, [59] ancak bu zorunlu değil. [160]

    Bazı eski Hıristiyan din adamları Raelyenlere katıldılar ve bazen daha önceki dini örgütlerinden getirdikleri beceriler nedeniyle hızla Rahip veya Piskopos seviyesine terfi ettiler. Örneğin 2004 yılında, İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi’nin eski piskoposu Ron Boston, Raelyen Hareketi’ne katıldı ve bunun eşcinselliğini benimsemesine izin vereceğini belirtti. [273]
    Resepsiyon [ değiştir ]

    Sosyolog Susan J. Palmer’a göre toplumda Raelizm ile “evrensel olarak alay ediliyor”, [274] ve hatta bireylerin çeşitli inanç sistemlerini incelemeye alışkın olduğu din bilginlerinin konferanslarında bile katılımcılar Raelyen inançlara ” inanmama ve hatta neşe”. Üye olmayanlar genellikle Raël’in iddialarını takipçilerini kandırmak için yapılan kasıtlı bir sahtekarlık olarak görüyor. [275] Eski Raelyenlerden ve tarikat karşıtı hareketten özellikle eleştirel bir karşılama geldi . [88] Örneğin, Raelyen hareketinin üst düzey bir üyesi olan Jean-Denis Saint-Cyr, Raël’i kendi dinini yaratırken Sendy’nin önceki yazılarından çalıntı yapmakla suçladı. Bir diğer önde gelen mürted, kendisine Exraël diyen Quebecois Erick Lamarche, Raël ve kıdemli üyelere lüks yaşam tarzlarına sahip olabilmeleri için çok fazla para bağışlandığını iddia ederek işi bıraktı. [276] Eleştirmenler , örneğin insanların zekalarına göre derecelendirildiği bir yönetim sistemini teşvik etmesi, [277] genetik mühendisliğine vurgu yapması, [277] ve gamalı haç kullanımı nedeniyle Raëlizm ile Nazizm arasında defalarca karşılaştırmalar yaptılar . [278]Avusturya’nın Viyana kentinde eşcinsel haklarını protesto eden bir grup Raelyalı

    Raëlism, din bilim adamlarının, özellikle de dinle ilk kez 1987’de Montreal’de karşılaşan Palmer’ın akademik araştırmalarından geçmiştir. [279] Başlangıçta “bu kadar işbirlikçi, üzerinde çalışılmayı gerçekten seven bir NRM ile hiç karşılaşmadığını” düşünmüştü. Palmer , 2002 ile 2003 yılları arasında grup tarafından kara listeye alındı; onu toplantılarından men ettiler ve ona, oraya vardıklarında Elohim’le tanışma fırsatını kaybettiğini söylediler. Palmer daha sonra 2004 yılında Raëlism, Aliens Adored adlı kitabı için hem aktif üyelerle yaptığı röportajlardan hem de Raël’in yayınlarından yararlandı . [282]

    Palmer, karşılaştığı gazetecilerin genellikle Raelyalılar hakkında söyleyecek “kötü şeyler” peşinde olduklarını söyledi. Pek çok gazeteci Raël’i David Koresh veya Jim Jones gibi takipçileri için bir tehlike olarak göstermeye çalıştı , ancak Palmer bunun “gülünç” olduğunu düşündü ve Raël’in “şiddete eğilimli olmadığını” belirtti. Gazeteciler ayrıca onu kadın üyelerine cinsel istismarda bulunan biri olarak göstermeye çalıştılar, ancak Palmer yine buna dair hiçbir kanıt bulamadı. Raël’in Melekleri Tarikatı’nın Raël için her şeyi yapacağına dair açıklamaların ardından, basında grubun Güneş Tapınağı Tarikatı’na benzer şekilde toplu intihara girişeceği yönünde spekülasyonlar da vardı . Palmer , Raelyenlerin şiddete başvuran yeni dini hareketlerde yaygın olan paranoyak zihniyetten ve dış dünyanın şeytanlaştırılmasından yoksun olduğunu savundu. [286]

    Referanslar 

    Alıntılar 

    1. ^Şuraya atla:b “Aramis”.aramisuluslararası15 Şubat 2023 tarihindekaynağındanarşivlendi. Erişim tarihi: 15 Şubat 2023.
    2. ^ Uluslararası Genel Merkez: Raelyen Hareketi 2 Şubat 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Rael.org . Erişim tarihi: 20 Ekim 2010.
    3. ^ Barker 1989 , s. 10; Palmer 1995 , s. 105; Barrett 2001 , s. 394; Chryssides 2003 , s. 45; Gallagher 2010 , s. 15.
    4. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Lewis 2003 , s. 99; Palmer 2004 , s. 3; Thomas 2010 , s. 6; Palmer 2014 , s. 204.
    5. ^ Palmer 2004 , s. 3; Oliver 2012 , s. 22.
    6. ^Şuraya atla:c Thomas 2010, s. 6.
    7. ^ Palmer 2004 , s. 16; Palmer ve Sentes 2012 , s. 167.
    8. ^Şuraya atla:j Palmer & Sentes 2012, s. 176.
    9. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 179.
    10. Assemblée Nationale (10 Haziran 1999). “Les sectes et l’argent – Annexes (Kültler ve para – Ekler)” (Fransızca). République Française . Erişim tarihi: 20 Nisan 2009 .
    11. ^ Sınır Tanımayan İnsan Hakları Uluslararası: Belçika’da İnsan Hakları Yıllık Raporu (2005’teki Olaylar).
    12. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Palmer 2004 , s. 32; Palmer ve Sentes 2012 , s. 167.
    13. ^Şuraya atla:b Grünschloß 2004, s. 432.
    14. ^ Palmer 2004 , s. 16.
    15. ^Şuraya atla:b Lewis 2010, s. 31.
    16. ^ Palmer 2004 , s. 20–21.
    17. ^Şuraya atla:b Chryssides 2003, s. 57.
    18. ^Şuraya atla:b Barrett 2001, s. 392.
    19. ^Şuraya atla:d Chryssides 2003, s. 45.
    20. ^ Palmer 1995 , s. 107; Barrett 2001 , s. 392.
    21. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 170.
    22. ^ Lewis 2003 , s. 102; Palmer 2004 , s. 2.
    23. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 171.
    24. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 24.
    25. ^ Palmer 2004 , s. 47.
    26. ^ Barker 1989 , s. 146; Chryssides 2003 , s. 47; Grünschloß 2004 , s. 433.
    27. ^ Grünschloß 2004 , s. 433.
    28. ^ Palmer 2004 , s. 23.
    29. ^ Gallagher 2010 , s. 15.
    30. ^ Palmer 2004 , s. 30.
    31. ^ Gallagher 2010 , s. 24.
    32. ^Şuraya atla:b Oliver 2012, s. 23.
    33. ^ Chryssides 2003 , s. 46.
    34. ^ Chryssides 2003 , s. 58.
    35. ^ Gallagher 2010 , s. 27.
    36. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 49.
    37. ^ Keklik 2003 , s. 21.
    38. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 26;Palmer ve Sentes 2012, s. 168.
    39. ^ Palmer 2004 , s. 28; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
    40. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
    41. ^ Palmer 2004 , s. 26.
    42. ^Şuraya atla:c Bozeman 1999, s. 155.
    43. ^ Chryssides 2003 , s. 52.
    44. ^Şuraya atla:b Barker 1989, s. 201;Palmer 1995, s. 115;Barrett 2001, s. 394;Palmer ve Sentes 2012, s. 174.
    45. ^Şuraya atla:g Barrett 2001, s. 390.
    46. ^ Chryssides 2003 , s. 50; Lewis 2003 , s. 99.
    47. ^ Palmer 2004 , s. 31; Gallagher 2010 , s. 15; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
    48. ^ Barker 1989 , s. 200; Barrett 2001 , s. 390–391; Palmer ve Sentes 2012 , s. 169.
    49. ^ Palmer 2004 , s. 31.
    50. ^ Barker 1989 , s. 200; Barrett 2001 , s. 390–391; Chryssides 2003 , s. 50.
    51. ^ Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2004 , s. 35; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
    52. ^ Palmer 2004 , s. 35; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
    53. ^ Chryssides 2003 , s. 49; Palmer 2004 , s. 35–36; Gallagher 2010 , s. 14–15.
    54. ^ Barrett 2001 , s. 390; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
    55. ^ Palmer 2004 , s. 38; Palmer & Sentes 2012 , s. 173–174.
    56. ^ Lewis 2003 , s. 99.
    57. ^ Palmer 1995 , s. 106; Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2004 , s. 35.
    58. ^Şuraya atla:c Palmer 2004, s. 20.
    59. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 175.
    60. ^Şuraya atla:f Palmer 1995, s. 110.
    61. ^Şuraya atla:d Palmer 2014, s. 197.
    62. ^ Chryssides 2003 , s. 49.
    63. ^ Bozeman 1999 , s. 154; Palmer ve Sentes 2012 , s. 171.
    64. ^ Palmer 2014 , s. 183.
    65. ^ Barker 1989 , s. 1989; Barrett 2001 , s. 391; Grünschloß 2004 , s. 432; Palmer 2004 , s. 35.
    66. ^ Palmer 2004 , s. 35.
    67. ^ Chryssides 2003 , s. 50; Palmer 2004 , s. 13; Palmer ve Sentes 2012 , s. 172.
    68. ^ Chryssides 2003 , s. 50–51.
    69. ^Şuraya atla:c Barrett 2001, s. 394.
    70. ^ Barrett 2001 , s. 392; Chryssides 2003 , s. 51.
    71. ^Şuraya atla:d Bozeman 1999, s. 154.
    72. ^ Lewis 2003 , s. 99; Palmer 2004 , s.35–36.
    73. ^ Lewis 2003 , s. 100.
    74. ^Şuraya atla:c Chryssides 2003, s. 51.
    75. ^ Palmer 1995 , s. 106; Barrett 2001 , s. 392; Lewis 2003 , s. 102; Grünschloß 2004 , s. 432.
    76. ^Şuraya atla:f Barrett 2001, s. 391.
    77. ^ Palmer 1995 , s. 106; Barrett 2001 , s. 392.
    78. ^ Gallagher 2010 , s. 21; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    79. ^ Palmer 1995 , s. 125; Grünschloß 2004 , s. 432; Palmer 2004 , s. 31; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    80. ^ Palmer 2004 , s. 31; Gallagher 2010 , s. 21.
    81. ^ Palmer 2004 , s. 40.
    82. ^Şuraya atla:b Chryssides 2003, s. 53.
    83. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 128;Palmer 2004, s. 29.
    84. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 29.
    85. ^ Palmer 1995 , s. 105; Oliver 2012 , s. 23.
    86. ^ Palmer 1995 , s. 106–107; Bozeman 1999 , s. 155; Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2014 , s. 185.
    87. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Palmer 2014 , s. 185.
    88. ^Şuraya atla:e Palmer ve Sentes 2012, s. 169.
    89. ^ Chryssides 2003 , s. 54; Palmer ve Sentes 2012 , s. 169.
    90. ^ Chryssides 2003 , s. 52; Palmer 2014 , s. 185.
    91. ^ Barrett 2001 , s. 391; Chryssides 2003 , s. 53.
    92. ^ Chryssides 2003 , s. 53; Palmer ve Sentes 2012 , s. 170.
    93. ^Şuraya atla:c Chryssides 2003, s. 60.
    94. ^ Weiss, Rick, [İnsan Klonlamasının ‘Sayılar Oyunu’], Washington Post . 10 Ekim 2000. Erişim tarihi: 21 Mart 2011. (vurgu)
    95. ^ Yaratılış’ın uzaylı fikirleri mi? 20 Şubat 1999’da Wayback Machine’de arşivlendi Oak Ridger . 2 Ocak 1998. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007.
    96. ^ Raelian Kilisesi Sahilde Büyükelçilik İnşa Edecek!!! 30 Eylül 2007’de Wayback Machine sitesinde arşivlendi , PR Newswire . 27 Aralık 1997. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007.
    97. ^Şuraya atla:g Palmer 2004, s. 64.
    98. ^ Nichols, Hans S. Uzaylıların Klonları ABD’de mi? 28 Temmuz 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Insight on the News . 29 Ekim 2001. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007. (vurgu)
    99. ^ Palmer 1995 , s. 110; Barrett 2001 , s. 394; Chryssides 2003 , s. 54; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
    100. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 174.
    101. ^Şuraya atla:e Chryssides 2003, s. 54.
    102. ^ Chryssides 2003 , s. 54; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    103. ^Şuraya atla:d Palmer 1995, s. 107.
    104. ^ Chryssides 2003 , s. 55; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
    105. ^Şuraya atla:b Palmer ve Sentes 2012, s. 172.
    106. ^ Barrett 2001 , s. 392; Chryssides 2003 , s. 107; Lewis 2003 , s. 102; Grünschloß 2004 , s. 433.
    107. ^Şuraya atla:e Chryssides 2003, s. 55.
    108. ^ Chryssides 2003 , s. 55–56.
    109. ^ Terörizme klonlama çözümü, bazıları 22 Temmuz 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , The Maneater . 21 Eylül 2001. Erişim tarihi: 6 Nisan 2007.
    110. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 157.
    111. ^ Tarikat lideri: Klonlama sadece başlangıçtır 5 Kasım 2007 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Cable News Network . 31 Aralık 2002. Erişim tarihi: 2 Ağustos 2006.
    112. ^Şuraya atla:d Susan J. Palmer,The Rael Deal 15 Haziran 2005 tarihindeWayback Machine’dearşivlendi,Religion in the News, Yaz 2001, Cilt. 4, No.2.
    113. ^Şuraya atla:d Palmer 2004, s. 62.
    114. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 62.
    115. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 132.
    116. ^ Bozeman 1999 , s. 156.
    117. ^ Palmer 2004 , s. 12.
    118. ^ Chryssides 2003 , s. 47.
    119. ^ Palmer 1995 , s. 107; Chryssides 2003 , s. 48.
    120. ^ Palmer 1995 , s. 114.
    121. ^ Palmer 1995 , s. 126.
    122. ^Şuraya atla:c Palmer 2014, s. 199.
    123. ^ Palmer 2004 , s. 13.
    124. ^ Palmer 2014 , s. 195.
    125. ^ Palmer 1995 , s. 122–123.
    126. ^Şuraya atla:c Palmer 2014, s. 193.
    127. ^Şuraya atla:c Palmer 2014, s. 184.
    128. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 174; Palmer 2014 , s. 184.
    129. ^ Palmer 1995 , s. 126–127.
    130. ^Şuraya atla:d Palmer 2014, s. 185.
    131. ^Şuraya atla:c Palmer 1995, s. 118.
    132. ^Şuraya atla:e Palmer 2004, s. 63.
    133. ^Şuraya atla:g Palmer ve Sentes 2012, s. 177.
    134. ^ Barker 1989 , s. 70; Palmer 2004 , s. 42; Palmer 2014 , s. 184.
    135. ^ Palmer 2004 , s. 14.
    136. ^ Palmer 1995 , s. 112.
    137. ^ Palmer 1995 , s. 112; Palmer ve Sentes 2012 , s. 172.
    138. ^ Palmer 1995 , s. 112; Chryssides 2003 , s. 59; Palmer ve Sentes 2012 , s. 172.
    139. ^ Tarikat lideri Rael’in İsviçre’de ikamet etmesi reddedildi 23 Şubat 2008 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Agence France-Presse . 19 Şubat 2005. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
    140. ^ Barrett 2001 , s. 394; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    141. ^ Chryssides 2003 , s. 53; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    142. ^ Barker 1989 , s. 201; Barrett 2001 , s. 394; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    143. ^ Barker 1989 , s. 201; Barrett 2001 , s. 394.
    144. ^ Swastika Logosunun Kullanımı Plaj Protestosuna Yol Açıyor , The Miami Herald . 3 Ocak 1992. Erişim tarihi: 8 Haziran 2007. (vurgu)
    145. ^ Barrett 2001 , s. 394; Chryssides 2003 , s. 53; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    146. ^ Dini Hareketler Ana Sayfası: Raelyenler 29 Ağustos 2006 tarihinde Wayback Machine , Virginia Üniversitesi’nde arşivlendi . 11 Nisan 2001. Erişim tarihi: 4 Mart 2007.
    147. ^ Thomas, Amelia ve Raelians Kudüs’te ET büyükelçiliği kurmak istiyor , Middle East Times . 18 Kasım 2005. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
    148. ^ Resmi Raelian Sembolü gamalı haçını geri alıyor , Raelianews.org . 17 Ocak 2007. Erişim tarihi: 20 Ekim 2007.”
    149. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 61;Palmer ve Sentes 2012, s. 176.
    150. ^ Palmer 2004 , s. 50.
    151. ^ Barrett 2001 , s. 392; Grünschloß 2004 , s. 433; Palmer 2004 , s. 59; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
    152. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 59.
    153. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 107;Palmer ve Sentes 2012, s. 175.
    154. ^Şuraya atla:d Palmer 2004, s. 58.
    155. ^ Palmer 2004 , s. 58–59.
    156. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 186.
    157. ^ Palmer 2004 , s. 40; Palmer 2014 , s. 186.
    158. ^ Barker 1989 , s. 201; Palmer 1995 , s. 129; Palmer & Sentes 2012 , s. 174, 175.
    159. ^ Palmer 2004 , s. 61; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
    160. ^Şuraya atla:e Palmer 2004, s. 60.
    161. ^Şuraya atla:e Palmer 1995, s. 115.
    162. ^ Palmer 1995 , s. 115; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
    163. ^ Palmer 1995 , s. 129.
    164. ^ Palmer 1995 , s. 129–130.
    165. ^ Palmer 2004 , s. 60–61.
    166. ^ Palmer 1995 , s. 130.
    167. ^ Palmer 1995 , s. 110; Palmer 2004 , s. 60.
    168. ^ Barrett 2001 , s. 393.
    169. ^ Cinsel Mesih , National Post . 7 Ağustos 1999. Erişim tarihi: 3 Haziran 2007.
    170. ^Şuraya atla:b “Duygusal seminerler” ve uçan daireler,Agence France-Presse. 22 Eylül 2005. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
    171. ^ McCann, Brigittee (9 Ekim 2003). “Soyunun” . Calgary Sun. 16 Kasım 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi .
    172. ^Şuraya atla:d Palmer 2004, s. 61.
    173. ^ Brown, DeNeen L., UFO Ülkesinin Lideri ölü bağlantı ] , Washington Post . 17 Ocak 2003. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2007.
    174. ^Şuraya atla:c Palmer 2004, s. 32;Palmer ve Sentes 2012, s. 167.
    175. ^ Palmer 2004 , s.33–34; Palmer ve Sentes 2012 , s. 167.
    176. ^Şuraya atla:c Palmer 2004, s. 34;Palmer ve Sentes 2012, s. 167.
    177. ^ Palmer 2004 , s. 36.
    178. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
    179. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 28.
    180. ^ Palmer 2004 , s.31, 36.
    181. ^Şuraya atla:f Palmer 2004, s. 37.
    182. ^ Palmer 2004 , s. 31; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
    183. ^ Palmer 2004 , s. 37; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
    184. ^ Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2004 , s. 38.
    185. ^ Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
    186. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 173.
    187. ^ Palmer 2004 , s. 57.
    188. ^ Palmer 2004 , s. 65.
    189. ^ Palmer 2004 , s. 66.
    190. ^ Palmer 2004 , s. 53–54.
    191. ^ Palmer 2004 , s. 43.
    192. ^ Palmer 2004 , s. 41.
    193. ^ Palmer 2004 , s. 163–164.
    194. ^ Palmer 2004 , s. 65–66; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
    195. ^ Barrett 2001 , s. 393; Palmer 2004 , s. 180; Palmer ve Sentes 2012 , s. 179.
    196. ^ Palmer 2004 , s. 181; Palmer ve Sentes 2012 , s. 179.
    197. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 188.
    198. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 191.
    199. ^ Palmer 2004 , s. 43–44; Palmer ve Sentes 2012 , s. 177.
    200. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 176; Palmer 2014 , s. 203.
    201. ^ Palmer 2004 , s. 160; Palmer 2014 , s. 203.
    202. ^ Palmer 2004 , s. 187; Palmer & Sentes 2012 , s. 179–180.
    203. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 180.
    204. ^ Palmer 2004 , s. 188.
    205. ^ Palmer 2004 , s. 189–190; Palmer ve Sentes 2012 , s. 180.
    206. ^ Palmer 2004 , s. 187.
    207. ^ Chryssides 2003 , s. 61.
    208. ^Şuraya atla:b Ji-young, So,Raelian Tarikatı Lideri, Girişin Reddedilmesi Nedeniyle Kore’yi Dava Etmekle Tehdit Ediyor,The Korea Times. 3 Ağustos 2003. Erişim tarihi: 12 Mart 2007
    209. ^ Haberlerdeki isimler , Knight Ridder . 16 Eylül 2004. 10 Ağustos 2007.
    210. ^ Philipkoski, Kristen, Klonunuzla Biraz Seks Belki? , Kablolu Haber . 31 Ağustos 2005. Erişim tarihi: 14 Temmuz 2014.
    211. ^ Las Vegas’ta Çok Özel Bir Seminer (Not: Yalnızca Fransızca versiyonu mevcuttur.) , Raelian Contact 273 . 26 Mayıs 2005. Erişim tarihi: 26 Haziran 2007. (Fransızca, raelianews.org versiyonu)
    212. “ABD Federal Mahkemesi Film Yapımcılarının Raelyenler Hakkında Yalan Söylediğine Karar Verdi” . Halkla İlişkiler Haber Teli . Rael Hareketi Haberleri. 23 Eylül 2011 . Erişim tarihi: 23 Eylül 2019 .
    213. “08-687 – Uluslararası Rael Hareketi – Hashem’e karşı” (PDF) . GovInfo.gov . 25 Ağustos 2011 . Erişim tarihi: 23 Eylül 2019 .
    214. ^ Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
    215. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
    216. ^ Wong, Jan, Klon sanatçısı , The Globe and Mail . 7 Nisan 2001. Erişim tarihi: 12 Temmuz 2007.
    217. ^ Raelianews: İndirmeler , Raelian İletişim Bülteni . Erişim tarihi: 12 Temmuz 2007.
    218. ^ Palmer 2004 , s. 58; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
    219. ^ Palmer 1995 , s. 105.
    220. ^ Memnuniyetimiz için… , Raelian İletişim 331 . 7 Nisan 2007. Erişim tarihi: 25 Nisan 2007
    221. ^ Raelyen Basın Sitesi , Uluslararası Raelyen Hareketi . Erişim tarihi: 25 Nisan 2007.
    222. ^ Rael, Aforoz Edilen Başpiskopos Milingo’ya Rael Piskoposu Olmasını Teklif Ediyor , Raelianews.org . 27 Eylül 2006. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007.
    223. ^ Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
    224. ^ Barker 1989 , s. 201; Barrett 2001 , s. 394; Palmer ve Sentes 2012 , s. 177.
    225. ^ Barker 1989 , s. 201; Palmer 2004 , s.63–64.
    226. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 17.
    227. ^ Palmer 2004 , s. 209.
    228. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 170;Palmer 2014, s. 188.
    229. ^ Palmer 2004 , s. 151.
    230. ^ Palmer 2014 , s. 192.
    231. ^ Palmer 2014 , s. 207.
    232. ^Şuraya atla:b Broughton, Philip D.İstediğiniz kadar seks ve sonsuz yaşam vaadi,The Daily Telegraph. 27 Aralık 2002. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
    233. ^ Palmer 2014 , s. 198–199.
    234. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 189.
    235. ^ Palmer 2014 , s. 159.
    236. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 189–190.
    237. ^ Palmer 2014 , s. 190.
    238. ^ Palmer 2014 , s. 201.
    239. ^ Palmer 2014 , s. 205.
    240. ^ Palmer 2014 , s. 193–194.
    241. ^ Palmer 2014 , s. 202.
    242. ^Şuraya atla:b McCann, Brigitte,Raelyenlerin Diyarı: Raelyen Ulusu – Bölüm 1,CalgarySun. 7 Ekim 2003. Erişim tarihi: 10 Ocak 2007.
    243. ^ Gibbs, Nancy, Klonlama Tartışmasını Kaçırmak , Time Magazine, CNN ortaklığıyla . 5 Ocak 2003. Erişim tarihi: 12 Mayıs 2007.
    244. ^Şuraya atla:b I-Takımı: Alien Nation, Raelians’ın Merkezini Las Vegas’a Taşıması,WorldNow ve KLAS. 8 Mayıs 2007. Erişim tarihi: 8 Mayıs 2007.
    245. ^ Rael’s Girls , 2006. Erişim tarihi: 1 Haziran 2007.
    246. ^ Raelyen Hareketi (10 Mayıs 2006). “RAEL’in Kızları Striptizcileri Destekliyor (Basın açıklaması)” . Halkla İlişkiler Haber Teli . 29 Eylül 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi . Erişim tarihi: 10 Haziran 2007 .
    247. ^Şuraya atla:f Chryssides 2003, s. 56.
    248. ^ Chryssides 2003 , s. 56; Palmer ve Sentes 2012 , s. 179.
    249. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 67.
    250. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 53.
    251. ^ Palmer 2004 , s. 68.
    252. ^ Palmer 2004 , s. 69.
    253. ^ Palmer 2004 , s. 91.
    254. ^ Palmer 2004 , s. 92.
    255. “Bunun gibi arkadaşlar varken Monsanto’nun düşmana ihtiyacı yoktur” . USATODAY.com.tr​ 6 Ağustos 2003. 14 Ekim 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi . Erişim tarihi: 19 Ocak 2022 .
    256. ^ raelity show 2 Temmuz 2018’de Wayback Machine’de , Associated Press’te arşivlendi . Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
    257. ^ Çeviri: “Küresel savaş karşıtı mitingler harita serisi” , Agence France-Presse . 15 Mart 2003. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
    258. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 178.
    259. ^ “On est fait passer une p’tite vite!” , Cyberpresse.ca . 5 Aralık 2006. Erişim tarihi: 21 Eylül 2007.
    260. ^ Raelyen’in klitoris sponsorluğunu teşvik etme çabası , Clitoraid.org . Erişim tarihi: 9 Ağustos 2006.
    261. ^ [1] 23 Kasım 2010’da Wayback Machine sitesinde arşivlendi , gotopless.org . Erişim tarihi: 1 Aralık 2019.
    262. ^ https://nationalpost.com/posted-toronto/where-and-when-you-can-go-topless-in-ontario-and-what-it-has-to-do-with-ufos 11 Nisan’da alındı 2024.
    263. ^ “Men Wear Bras So Women Can Go Topless” 23 Ağustos 2010 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , gotopless.com . Erişim tarihi: 1 Aralık 2019.
    264. ^ Palmer & Sentes 2012 , s. 167, 181.
    265. ^ Barker 1989 , s. 151.
    266. ^ Palmer 1995 , s. 106.
    267. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 119.
    268. ^ Palmer 2004 , s. 194.
    269. ^ Palmer 2004 , s. 60; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
    270. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 60.
    271. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 59–60; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
    272. ^ Palmer 2004 , s. 79.
    273. “Tarikat Eşcinsel Piskopos’u Cezbediyor” . Din Haber Blogu . 23 Nisan 2004. 8 Ekim 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi . Erişim tarihi: 19 Ocak 2022 .
    274. ^ Palmer 2004 , s. 15.
    275. ^ Lewis 2014 , s. 191–192.
    276. ^ Palmer 2004 , s. 171–175.
    277. ^Şuraya atla:b Chryssides 2003, s. 59.
    278. ^ Palmer 1995 , s. 127.
    279. ^ Palmer 2004 , s. 1.
    280. ^ Palmer 2004 , s. 2.
    281. ^ Palmer 2014 , s. 186–187.
    282. ^ Palmer 2014 , s. 187.
    283. ^ Palmer 2004 , s. 6.
    284. ^ Palmer 2004 , s. 42.
    285. ^ Palmer 2014 , s. 203.
    286. ^ Palmer 2004 , s. 158.

    Kaynaklar 

    • Barker, Eileen (1989). Yeni Dini Hareketler: Pratik Bir Giriş . Londra: Majestelerinin Kırtasiye Ofisi. ISBN 978-0113409273.
    • Barrett, David V. (2001). Yeni İnananlar: Mezhepler, Tarikatlar ve Alternatif Dinler Üzerine Bir Araştırma . Londra: Cassell and Co. ISBN 978-0304355921.
    • Botz-Bornstein, T. (2017). “Ütopyada Nasıl Giyinirsiniz? Raëlizm ve Genlerin Estetiği: Felsefi Bir Analiz”. Alternatif Maneviyat ve Din İncelemesi . 8 (1): 37–61. doi : 10.5840/asrr201751134 .
    • Bozeman, John M. (1999). “Alan Notları: Raelyen Dini – Klonlama Yoluyla İnsanın Ölümsüzlüğünü Elde Etmek”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 3 (1). Kaliforniya Üniversitesi Yayınları : 154–156. doi : 10.1525/nr.1999.3.1.154 . JSTOR  /10.1525/nr.1999.3.1.154 .
    • Chryssides, George D. (2003). “Bilimsel Yaratılışçılık: Raelyen Kilisesi Üzerine Bir Araştırma”. Partridge’de , Christopher (ed.). UFO Dinleri . Londra ve New York: Routledge . s. 45–61. ISBN 978-0415263245.
    • Dericquebourg, Régis (2021). “Rael ve Raelyalılar” . Zeller, Ben (ed.). UFO Dinleri El Kitabı . Brill Çağdaş Din El Kitapları. Cilt 20. Leiden ve Boston : Brill Yayıncılar . s. 472–490. doi : 10.1163/9789004435537_024 . ISBN 978-9004434370ISSN  1874-6691 . S2CID  239738621 .
    • Gallagher, Eugene V. (2010). “Dünya Dışı Tefsir: İncil’de Din Olarak Raelyen Hareketi”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 14 (2): 14–33. doi : 10.1525/nr.2010.14.2.14 . JSTOR  10.1525/nr.2010.14.2.14 .
    • Gregg, Stephen E. (Eylül 2014). “Queer Jesus, heteroseksüel melekler: Uluslararası Raelyen Hareketi’nde ‘cinsellik’ ve ‘din’i karmaşık hale getirmek” . Cinsellikler . 17 (5–6). SAGE Dergileri : 565–582. doi : 10.1177/1363460714526129 . hdl : 2436/609871 . ISSN  1461-7382 . OCLC474576878  .​ S2CID  147291471 . Erişim tarihi: 4 Ocak 2021 .
    • Grünschloß, Andreas (2004). “‘Büyük Işını’ Beklerken: UFO Dinleri ve Yeni Dini Hareketlerde “Ufolojik” Temalar”. James R. Lewis’te (ed.). Yeni Dini Hareketlerin Oxford El Kitabı . New York ve Oxford : Oxford University Press . s. 419–444. ISBN 978-0195369649.
    • Lewis, James R. (2003). Yeni Dinlerin Meşrulaştırılması . New Brunswick, NJ : Rutgers University Press . ISBN 978-0813533230.
    • Lewis, James R. (2010). “Dinler Bilimin Otoritesine Nasıl Başvurur?”. James R. Lewis ve Olav Hammer’da (ed.). Din El Kitabı ve Bilimin Otoritesi . Leiden : Brill Yayıncılar . s. 23–40. ISBN 978-9004187917.
    • Lewis, James R. (2014). “Din Araştırmalarında “F Kelimesini” Kullanmak: Genel Bir Kutsal Sahtecilik Modeline Doğru”. Alternatif Maneviyat ve Din İncelemesi . 5 (2): 188–204. doi : 10.5840/asrr2015221 .
    • Oliver, Paul (2012). Yeni Dini Hareketler: Şaşkınlar İçin Bir Kılavuz . Londra ve New York: Continuum Uluslararası . ISBN 978-1441101976.
    • Palmer, Susan J. (1995). “Raelyen Hareketinde Kadınlar: Cinsiyet ve Otorite Konusunda Yeni Dini Deneyler” . Lewis’te , James R. (ed.). Tanrılar İndi: Diğer Dünyalardan Yeni Dinler . Albany, New York : SUNY Basın . s. 105–136. ISBN 0791423298.
    • Palmer, Susan J. (2004). Uzaylıların Hayran Olduğu: Raël’in UFO Dini . New Brunswick, NJ ve Londra: Rutgers University Press . ISBN 0813534763LCCN  2004000305 .
    • Palmer, Susan J. (2005). “Raelyen Hareketi: Tartışmayı Uydurmak, Sosyal Meşruiyet Arayışı” . Lewis’te James R .; Petersen, Jesper Aagaard (der.). Tartışmalı Yeni Dinler . New York : Oxford Üniversitesi Yayınları . s. 371–386. doi : 10.1093/019515682X.003.0017 . ISBN 019515682XS2CID192799092  .
    • Palmer, Susan J.; Sentes, Bryan (2012). “Uluslararası Raelyen Hareketi” . Hammer , Olav’da ; Rothstein, Mikael (der.). Yeni Dini Hareketlerin Cambridge Arkadaşı . Cambridge : Cambridge Üniversitesi Yayınları . s. 167–183. doi : 10.1017/CCOL9780521196505.012 . ISBN 978-0521196505LCCN  2012015440 . S2CID151563721  .
    • Palmer, Susan J. (2014). “Raël’in Melekleri: Gizli Bir Düzenin İlk Beş Yılı” . Bogdan’da Henrik; Lewis, James R. (ed.). Cinsellik ve Yeni Dini Hareketler . Yeni Dinler ve Alternatif Maneviyatlar Üzerine Palgrave Çalışmaları. New York: Palgrave Macmillan . s. 183–211. doi : 10.1057/9781137386434_9 . ISBN 978-1349681464.
    • Keklik, Christopher (2003). “UFO Dinlerini ve Kaçırılma Maneviyatlarını Anlamak”. Christopher Partridge’de (ed.). UFO Dinleri . Londra ve New York: Routledge . s. 3–42. ISBN 978-0415263245.
    • Sentes, Bryan; Palmer, Susan J. (2000). “İçkin Varsayılan: Raelyalılar, UFO Dinleri ve Postmodern Durum”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 4 (1): 86–105. doi : 10.1525/nr.2000.4.1.86 . JSTOR  10.1525/nr.2000.4.1.86 .
    • Thomas, Paul Brian (2010). “Raël ile İncil Dersleri: ET’den Esinlenen Dinlerde Dini Ödenek Üzerine”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 14 (2): 6–13. doi : 10.1525/nr.2010.14.2.6 . JSTOR  10.1525/nr.2010.14.2.6 .

    Daha fazla okuma 

    İkincil kaynaklar 

    • ^ Alexander, Brian, Rapture: Kısıklı Bir Klonlama Turu, Transhümanizm ve Yeni Ölümsüzlük Çağı kalıcı ölü bağlantı ] Basic Books, 2005.ISBN1560256958. 
    • ^ Bates, Gary, Uzaylı Saldırısı: UFO’lar ve Evrim Bağlantısı New Leaf Press, 2005.ISBN0890514356. 
    • ^ Colavito, Jason, Uzaylı Tanrılar Kültü: HP Lovecraft ve Dünya Dışı Pop Kültürü . Prometheus, 2005.ISBN978-1591023524.] 
    • ^ Edwards, Linda, İnançlara Kısa Bir Kılavuz: Fikirler, Teolojiler, Gizemler ve Hareketler. Westminster John Knox Press, 2001.ISBN0664222595. 
    • ^ Genta, Giancarlo, Evrendeki Yalnız Zihinler: Dünya Dışı Zeka Arayışı . Springer, 2007.ISBN978-0387339252. 
    • ^ Palmer, Susan J., Tartışmalı Yeni Dinlerde Kadınlar , Amerika’da Yeni Dini Hareketler ve Dini Özgürlükte , ed. Derek H. Davis ve Barry Hankins, s. 66. Baylor University Press, 2004.ISBN0918954924 
    • ^ Shanks, Pete, İnsan genetik mühendisliği: aktivistler, şüpheciler ve kafası karışmış kişiler için bir rehber kalıcı ölü bağlantı ] Nation Books, 2005.ISBN1560256958. 
    • ^ Stock, Gregory, İnsanları Yeniden Tasarlamak: Genlerimizi Seçmek, Geleceğimizi Değiştirmek. Houghton Mifflin Kitapları, 2002.ISBN061806026X. 
    • ^ Tandy, Charles, Doktor Tandy’nin Yaşam Uzatma ve Transhumaniteye İlişkin İlk Kılavuzu Universal-Publishers.com, 2001.ISBN1581126506. 
    • ^ Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, Tıp bilimi ve biyoetik: klonların saldırısı mı? Hükümet Reformu Komitesinin Ceza Adaleti, Uyuşturucu Politikası ve İnsan Kaynakları Alt Komitesi önündeki duruşma , Temsilciler Meclisi, Yüz Yedinci Kongre, ikinci oturum, 15 Mayıs 2002. Washington: USGPO, 2003. Hükümet Belgeleri. Y 4.G 74/7:B 52/7.

    Birincil kaynaklar 

    • ^ Raël, Akıllı Tasarım .Nova Dağıtımı, 2005.ISBN978-2940252220 
    • ^ Raël, Soykırım . Raelyen Vakfı, 2004.
    • ^ Raël, Maitreya . Raelyen Vakfı, 2003.
    • ^ Raël, Şehvetli Meditasyon . Tagman Press, 2002.
    • ^ Raël, İnsan Klonlamasına Evet: Bilim sayesinde Ölümsüzlük . Tagman Press, 2001.ISBN978-1903571057. 
  • Barnabas İncili




    Mesih
    Denilen, Allah’ın Dünyaya Gönderdiği Yeni Peygamber İsa’nın Gerçek Kitabı:
    Havarisi Barnabas’ın Anlatımına Göre

     

    Mesih
    denilen Nasıralı İsa’nın havarisi Barnabas, yeryüzünde oturan herkese barış,
    huzur ve teselli diler.

     

    Pek
    sevgili, yüce ve ulu Allah, büyük öğretme ve mucizeler merhametinden şu son
    günlerde peygamberi İsa Mesih aracılığıyla bizi ziyaret etmiştir; şeytan
    tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi altında en dinsiz akideyi
    va’z ederek, Isa’ya Allah’ın oğlu demekte, Allah’ın sonsuza değin emrettiği
    sünnet olmayı red etmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermekte
    olduğundan, —bunlar arasında bulunan, kendinden üzüntü duymadan söz edemediğim
    Pavlus da aldatılmıştır— kurtulasınız, şeytan tarafından aldatılmayasınız ve
    Allah’ın hükmü önünde hüsrana uğramayasınız diye İsa ile yaptığım konuşma ve
    görüşmelerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum. Bu nedenle, sana
    yazdığımın aksine yeni akideyi va’z edecek herkese dikkat et ki, ebedi
    kurtuluşa eresin.

     

    Yüce Allah seninle olsun, seni
    şeytan’dan ve her şerden korusun. Amin.

     

    1.  Bu
    ilk bölümde, melek Cebrail’in Bakire Meryem’e İsa’nın doğuşunu bildirmesi yer
    alır.

     

    Bu
    son yıllarda, Yahudi (-İsrail oğulları-) kavmi’nin Davud soyundan Meryem adında
    bir bakire, Allah’ın gönderdiği melek Cebrail tarafından ziyaret edildi.
    Günahsız, ayıpsız, namazı kılıp oruç tutarak tam kutsal bir hayat süren bu bakire
    bir gün yalnızken odasına melek Cebrail girdi ve «Allah seninle olsun, ey
    Meryem» diye onu selamladı.

     

    Bakire,
    meleği görünce ürktü; fakat, melek şöyle diyerek onu rahatlattı; «Korkma
    Meryem; çünkü sen, seni kalp gerçeğiyle kanunlarına göre yürüsünler diye İsrail
    halkına göndereceği bir peygamberin annesi seçen Allah’ın rızasına erdin.»
    Meryem cevap verdi: «Şimdi ben, hiç bir erkek bilmediğimi görüp dururken, nasıl
    oğlan dünyaya getireceğim?» Melek cevap verdi: «Ey Meryem; insan yokken insan
    yaratan Allah, senden de erkek olmadan insan meydana getirmeye kadirdir. Çünkü
    O’nun için hiç bir şey imkan haricinde değildir.» Meryem cevap verdi: «Allah’ın
    her şeye kadir olduğunu biliyorum; öyleyse iradesi yerine gelecektir.» Melek
    cevap verdi: «Şimdi peygambere yüklü oldun; Adını îsa koyacak ve onu şaraptan,
    kuvvetli içkiden ve bütün temiz olmayan etlerden koruyacaksın, çünkü çocuk
    Allah’ın kutsal bir (-kuludur.-) Meryem, tevazuyla başını eğerek şöyle dedi:
    «Allah’ın hizmetçi kuluna bak, dediğin gibi olsun.» Melek gitti ve bakire
    Allah’ı tesbih ve ta’zim etti: «Ey kalbim, Allah’ın büyüklüğünü bil ve ey
    ruhum, Kurtancı’m Allah’ı çok sev; çünkü, O kız hizmetçisinin alçak
    gönüllülüğünü öylesine saydı ki, bütün milletlerce kutsanacağım; çünkü Kadir
    Olan beni yüceltti, O’nun kutsal


     

    adını
    tesbih ederim. Çünkü, O’nun rahmeti, nesilden nesile Kendisi’nden korkanlar
    için yayılır. O Kadir Olan elini güçlü kıldı ve kalbinin tasavvurunda gururu
    dağıttı. Güçlü olanı oturduğu yerden indirdi ve aşağıda olanı yükseltti. Aç
    olanı güzel şeylerle doyurdu ve zenginleri eli boş gönderdi. Çünkü, O, İbrahim
    ve oğluna verilmiş sözleri sonsuza değin tutar.»

     

    2.Cebrail’in
    Bakire Meryem’in hamileliğiyle ilgili olarak Yusuf’a yaptığı hatırlatma.

     

    Allah’ın
    iradesini öğrenen Meryem, yüklü olduğundan kendine saldırırlar ve zina suçlusu
    sayarak taşlarlar diye insanlardan korkup, dindar, takva sahibi, namaz ve
    oruçla Allah’a ibadet eden ve bir marangoz olarak ellerinin yaptığı ile geçinen
    bir adam olduğundan, ayıpsız yaşantılı Yusuf adında kendi soyundan bir yoldaş
    seçti.

     

    Bakire, bildiği böyle bir adamı
    yoldaşı olarak seçti ve îlâhî teklifi ona açtı.

     

    Dindar
    bir adam olan Yusuf Meryem’in hamile olduğunu anlayınca, Allah’tan korkup,
    ondan ayrılmayı düşündü. Bak ki, uyurken, «ey Yusuf, neden kadının Meryem’i
    bırakmayı düşünüyorsun?» diye Allah’ın meleği tarafından uyarıldı (ve şöyle
    denildi.) : «Bil ki, ona ne olmuşsa, hepsi Allah’ın iradesiyle olmuştur.
    Bakire, bir çocuk dünyaya getirecek, adını îsa koyacaksın; şaraptan, kuvvetli
    içkiden ve her türlü temiz olmayan etten onu uzak tutacaksın, çünkü o,
    annesinin rahminden Allah’ın kutsal bir (kuludur). O,

     

      Juda’yı
    (Yehuda) kalbine döndürsün İsrail kavmi Musa’nın Kanunu’nda yazılı olduğu gibi,
    Rabb’in kanunu yolunda yürüsün diye İsrail halkına gönderilen Allah’ın bir
    peygamberidir. O, Allah’ın kendine vereceği büyük güçle gelecek, büyük
    mucizeler gösterecek ve bu sayede pek çok insanlar kurtulacaktır.»

     

    Uykudan
    uyanan Yusuf Allah’a şükretti ve bütün içtenliğiyle Allah’a ibadet ederek, ömrü
    boyunca Meryem’in yanında kaldı.

     

    3.İsa’nın harika doğuşu ve Allah’ı
    Öven meleklerin görünüşü

     

    Bu
    sıralar, Kayser Avgustos’un buyruğuyla, Yahudiye’de Hirodes hüküm sürüyor ve
    Arma ve Sayfa şehirlerinde de Pilotus vali bulunuyordu. Bütün dünya kütüklere
    kayıt yaptırmakta olduğundan, herkes kendi memleketine gidiyor ve kayıt için
    kendi kabileleriyle kendilerini takdim ediyorlardı. Bu nedenle Yusuf Sezar’ın
    buyruğuna göre kayıt yaptırmak için, Beytlehem’e (burası, Davut soyundan gelme
    olduğundan kendi kentiydi) gitmek üzere kadını hamile Meryem’le birlikte
    Galile’nin bir kenti olan Nasıra’dan ayrıldı. Beytlehem’e varan Yusuf burası
    çok küçük ve yabancılarla dolu bir kent olduğundan, kalacak yer bulamayıp, kent
    dışında bir çobanın sığınağı olarak yapılan bir odayı tuttu. Yusuf burada
    kalırken, Meryem’in de doğum günleri gelmişti. Bakire oldukça parlak bir nurla
    kuşatıldı ve hiç sancısız çocuğunu doğurdu, kucağına alıp kundağına sardı ve
    yemliğe yatırdı; çünkü odada hiç yer yoktu. Bir çok melek, Allah’ı takdis edip,
    Allah’tan korkanlara salât ve selam getirerek sevinç içinde odaya geldiler.
    Meryem ve Yusuf Rabb’e İsa’nın doğumundan dolayı hamd ve senada bulundular ve
    sonsuz bir neşe ile çocuğu doyurdular.

     

    4.Meleklerin
    İsa’nın doğuşunu çobanlara bildirmesi ve çobanların da çocuğu gördükten sonra
    bunu ilân etmeleri.


     

    Bu
    sırada, adetleri üzere çobanlar sürülerine bakıyorlardı. Ve dikkat et ki,
    içinden Allah’ı takdis eden bir meleğin göründüğü oldukça parlak bir nur sardı
    onları da. Çobanlar, bu ani nur ve meleğin görülmesi nedeni ile korkuya
    kapıldılar; bunun üzerine Rabb’in meleği şöyle diyerek onları rahatlattı:
    «Bakın, size büyük bir müjde veriyorum, çünkü, Davud’un kentinde Rabb’in
    peygamberi olan bir çocuk doğdu; İsrail’in ailesine büyük kurtuluş getirir.
    Çocuğu Allah’ı ta’zim eden annesi ile birlikte yemlikte bulacaksınız.» Ve, o
    bunları söyleyince, hayırlı istekleri olanlara selâm ederek, Allah’ı ta’zim
    eden pek çok melekler geldiler. Melekler gidince, çobanlar birbirlerine şöyle
    dediler:. «Beytlehem’e kadar gidelim ve Allah’ın meleğin aracılığıyla bize
    bildirdiği kelimeyi görelim.» Beytlehem’e yeni doğan bebeği aramaya pek çok
    çobanlar geldi ve kent dışında, meleğin sözlerine göre, yemlikte yatan yeni
    doğmuş çocuğu buldular. Ona saygı gösterip, annesine gördüklerini ve
    duyduklarını bildirerek ellerinde olanı verdiler. Meryem bütün bunları kalbinde
    tuttu ve Yusuf da (aynı şekilde) Allah’a şükretti. Çobanlar sürülerinin başına
    döndüler ve ne büyük bir şey görmüş olduklarını herkese söylediler. Ve, böylece
    tüm Yahudiye tepeleri haşyetle doldu ve herkes içinden söyle diyordu: «Bu çocuk
    acaba ne olacak?»

     

    5. İsa’nın sünnet olması

     

    Musa’nın
    kitabında yazıldığı gibi, Rabb’ın kanununa göre, sekiz gün dolduğu zaman,
    çocuğu alıp, sünnet etmesi için mabede götürdüler. Çocuğu sünnet ettiler ve
    Rabb’in meleğinin çocuk ana rahmine düşmeden önce söylediği gibi, İsa adını
    verdiler. Meryem ve Yusuf, çocuğun pek çoklarının kurtuluşuna ve pek çoklarının
    da helakine neden olacağını seziyorlardı. Bundan dolayı, Allah’tan korkuyorlar
    ve çocuğu Allah korkusuyla koruyorlardı.

     

    6.    
    Yahudiye’nin doğusundaki bir
    yıldızın yol göstermesiyle gelip, İsa’yı bularak, saygı ve hediyeler sunan üç
    müneccim.

     

    Yahudiye
    kralı Hirodes’in egemenlik günlerinde, İsa’nın doğumu sırası doğu bölgelerinde
    üç müneccim gökteki yıldızlan gözlüyorlardı. Nihayet kendilerine çok parlak bir
    yıldız göründü; bunun üzerine, aralarında karar vererek önlerinden giden
    yıldızın kılavuzluğunda Yahudiye’ye geldiler ve Kudüs’e varıp Yahudilerin
    kralının nerede olduğunu sordular. Hirodes bunu işitince korktu ve bütün kenti
    tedirginlik kapladı. Bunun üzerine, Hirodes kâhinleri ve yazıcılar
    (kahinler-yazıcılar:yahudi din adamları) toplayarak, «Mesih nerede doğması
    gerekir?» diye sordu.

     

    «Beytlehem’de doğması gerekir.
    Çünkü, Peygamber tarafından şöyle yazılmıştır: «Ve, sen Beytlehem, Yehuda
    reisleri arasında küçük değilsin, çünkü senden kavmim İsrail’e önder olacak bir
    lider gelecektir» diye cevap verdiler.

     

    Hirodes bunun üzerine
    müneccimleri toplayarak, gelişlerini sordu. Doğuda kendilerini bu tarafa
    getiren bir yıldız gördüklerini ve hediyelerle gelip, yıldızın bildirdiği bu
    yeni Kral’a tapınmak istediklerini söylediler.

     

    Ardından
    Hirodes şöyle dedi: Beytlehem’e gidin ve bütün dikkatinizle çocuğu araştırın;
    bulduğunuz zaman gelin ve bana söyleyin, çünkü, ben de seve seve gelecek ve ona
    secde edeceğim. Ve o yalandan böyle konuştu.


     

    7.    
    Müneccimlerin İsa’yı ziyareti ve
    İsa’nın rüyalarında yaptığı uyarıyla kendi memleketlerine dönüşleri.

     

    Müneccimler
    Kudüs’ten ayrıldılar ve bir de ne görürsün, kendilerine doğrudan görünen yıldız
    önleri sıra gitmiyor mu? Yıldızı gören müneccimleri sevinç kapladı. Ve böylece
    Beytlehem’e gelip, şehir dışında, yıldızın İsa’nın doğmuş olduğu hanın üstünde
    durduğunu gördüler. Bunun üzerine müneccimler o tarafa yönelip, içeri girerek
    çocuğu annesi ile birlikte buldular ve önünde eğilip saygı gösterdiler. Ve
    müneccimler üzerine altm ve gümüşle baharat saçarak gördükleri her şeyi
    Bakire’ye anlattılar.

     

    Sonra
    uykularında çocuk tarafından Hirodes’e gitmemeleri için ikaz edildiler. Bu
    nedenle, müneccimler bir başka yoldan kendi memleketlerine dönüp, Yahudiye’de
    ne gördülerse hepsini yaydılar.

     

    8.     İsa Mısır’a
    götürülüyor Ve Hirodes suçsuz çocukları katliamdan geçiriyor.

     

    Müneccimlerin
    dönmediğini gören Hirodes kendisi ile alay edildiğini sanarak doğan çocukları
    öldürmeye karar verdi. Ama bak ki, uykusunda Yusuf’a Rabb’in meleği göründü ve
    «Çabuk kalk ve çocuğu annesi ile birlikte alıp Mısır’a git, çünkü Hirodes onu
    öldürmek istiyor» dedi. Yusuf büyük bir korkuyla uyanıp, Meryem ve çocuğu
    alarak Mısır’a vardı ve müneccimlerin kendisi ile alay ettiklerini sanarak,
    Beytlehem’de bütün yeni doğan çocukları öldürmek için askerlerini gönderen
    Hirodes ölünceye kadar orada kaldı. Askerler Beytlehem’e gelip Hirodes’in emri
    üzerine orada bulunan tüm çocukları boğazladılar. Böylece, peygamberin şu
    sözleri yerine gelmiş oldu: «Roma’da figan ve büyük ağlamalar var Rahel oğullan
    için yas tutar, fakat ona teselli verilmez, çünkü onlar yoktur.»

     

    9.  Yahuda’ya
    dönen İsa, oniki yaşına gelmiş olup, muallimlerle harikulade tartışmaya
    giriyor.

     

    Hirodes
    ölünce bak ki, Rabb’in meleği rüyada Yusuf’a göründü ve şöyle dedi:
    «Yahudiye’ye geri dön, çünkü, çocuğun ölmesini isteyenler ölmüş bulunuyor.»
    Yusuf, Meryem’le (yedi yaşma girmiş olan) çocuğu alarak Yahudiye’ye geldi; bu
    kez, Hirodes’in oğlu Arhedous’un Yahudiye’de egemen olduğunu duyup, Yahudiye’de
    kalmaktan korkarak Galile’ye gitti; ve Nasira’da yerleşmek üzere ayrıldılar.

     

    Çocuk insanlar önünde ve Allah’ın
    önünde kerem ve hikmet içinde büyüdü.

     

    Oniki
    yaşına gelen İsa, Musa’nın kitabında yazılı bulunan Rabb’in kanununa göre
    ibadet etmek için Meryem ve Yusuf ile Kudüs’e geldi. İbadetleri bitince İsa’yı
    kaybederek ayrıldılar, çünkü, yakınlarıyla eve döneceğini sanıyorlardı. Bu
    nedenle Meryem, yakınları ve bildikleri arasında İsa’yı aramak için Yusuf ile
    Kudüs’e geri geldi. Üçüncü gün, çocuğu mabedde muallimler arasında, kanunla
    ilgili tartışma yaparken buldular. Herkes sorduğu sorulara ve verdiği cevaplara
    şaşırmıştı ve şöyle diyorlardı: «Bu kadar küçük olduğu ve okuma bilmediği
    halde, bunda böyle bir akide nasıl bulunabilir?» Meryem onu azarlayarak şöyle
    dedi: «Oğul, bize yaptığını görüyor musun? Bak, baban ve ben seni üç gündür
    yana yakıla arıyoruz.» İsa şöyle cevap verdi: «Allah’a hizmetin baba ve anneden
    önde gelmesi gerektiğini bilmiyor musunuz?» Sonra İsa annesi ve Yusuf ile
    birlikte Nasıra’ya gelip, tevazu ve saygı ile onlara tabi oldu.


     

    10.  İsa
    otuz yaşında iken Zeytinlik dağında, mucize olarak melek Cebrail’den İncil’i
    alıyor.

     

    Otuz
    yaşına gelmiş olan İsa, kendisinin bana söylediğine göre, annesi ile zeytin
    toplamak için Zeytinlik Dağı’na çıktı. Sonra öğleyin dua ederken, «Rabb,
    rahmetle…» sözlerine geldiğinde, çevresini oldukça aydınlık bir nur ve sonsuz
    sayıda, «Allah’ı tesbih ve ta’zim ederiz» diyen melekler sardı. Melek Cebrail
    ona, ışıldayan bir aynaymış gibi bir kitap sundu. İnsanın kalbine inen bu
    kitapta, Allah’ın neler yaptığının, neler dediğinin ve neler irade buyurduğunun
    bilgisini aldi; öyle ki, «İnan Barnabas, her peygamberlikte her peygamberi
    öylesine biliyorum ki, söylediğim herşey şu kitaptan geliyor» şeklinde bana
    anlattığı gibi herşey açık ve çıplak önüne kondu.

     

    Bu
    vahyi alan ve İsrail Oğullan’na gönderilen bir peygamber olduğunu anlayan Isa
    herşeyi annesi Meryem’e anlattı ve Allah’ın şanı için büyük eziyetlere
    katlanması gerektiğini ve kendisine hizmet için daha fazla yanında
    kalamayacağını söyledi. Bunun üzerine Meryem şöyle karşılık serdi: «Oğul, sen
    doğmadan önce herşey bana anlatıldı, Allah’ın yüce adını tesbih ve tazim
    ederim.» İsa hemen o gün peygamberlik görevini yapmak üzere annesinden ayrıldı.

     

    11. İsa, mucizevi bir şekilde bir
    cüzzamlıyı iyileştiriyor ve Kudüs’e gidiyor.

     

    Kudüs’e
    gitmek için dağdan inen îsa, ilâhi ilhamla kendisinin peygamber olduğunu bilen
    bir cüzzamlıya rastladı. Gözyaşlarıyla kendisine, «îsa, sen Davud oğlu, bana
    merhamet et» diye yalvaran cüzzamlıya İsa (şöyle) cevap verdi: *Sana ne
    yapıvermemi istersin, kardeş?»

     

    Cüzzamlı cevap verdi:
    «Rabb(Rabb=Efendim anlamında kullanılıyor), bana sıhhat ver.»

     

    İsa
    azarlayarak şöyle dedi: «Aptalsın sen; seni yaratan Allah’a dua et, o sana
    sıhhat verecektir; çünkü ben de senin gibi bir insanım.» Cüzzamlı cevap verdi:
    «Rabb, senin bir insan olduğunu biliyorum, fakat, Rabb’ın kutlu bir insanı.
    Dolayısıyla, Allah’a sen dua et ve O bana sıhhat versin.» Sonra İsa, iç çekerek
    (şöyle) dedi: «Rabbim, Kadir olan Allah, kutsal peygamberlerinin aşkı için, bu
    hasta adama sıhhat ver.» Ardından, bunları söyledikten sonra, hasta adama Allah
    adına elleriyle dokunarak (şöyle) dedi: «Ey kardeş, sıhhat bul.» Ve, bunu
    deyince cüzzam kayboldu, öyle ki, cüzzamlının derisi bir çocuğunki gibi oldu.
    lyileştiğini gören cüzzamlı yüksek sesle bağırdı: «Allah’ın üzerinize gönderdiği
    peygamberi almak için, ey İsrail kavmi, bu yana gelin!» İsa ona rica ederek,
    (şöyle) dedi: «Kardeş, sus bir şey söyleme.» Fakat, İsa rica ettikçe o daha çok
    bağırıyordu

    :  «Peygamberi
    görün! Allah’ın kutsal (kulu)’nu görün. Bu sözler üzerine, Kudüs’ten

     

    çıkanların
    çoğu koşarak geri döndüler ve İsa ile birlikte Kudüs’e girerek, Allah’ın îsa
    aracılığıyla cüzzamlıya yaptığını anlattılar.

     

    12. İsa’nın Allah’ın adı konusunda
    halka ilk verdiği akideyle ilgili harika va’zı.

     

    Tüm
    Kudüs şehiri bu sözlerle çalkalandı ve hep birden, İsa’yı görmek üzere ibadet
    için girdiği mabede koşuştular ve sıkışık bir biçimde oturdular. Bunun üzerine
    kâhinler Isa’ya ricada bulundular: «Bu insanlar seni görmek ve işitmek
    isterler; bu nedenle şu en yukarı çık ve Allah’ın sana verdiği kelimeleri Rabb
    adına konuş!»

     

    Sonra îsa yazıcıların şimdiye kadar
    konuşageldikleri yere çıktı. Ve susulması için bir


    işaret
    yapıp, konuşmaya başladı: «Rahmet ve iyiliğinden, yarattıklarını kendisini

    yüceltsinler diye yaratmak dileyen
    Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Kulu Davud’a

    «velilerin parlaklığı içinde Zühre
    yıldızından önce seni yarattım» diyerek konuştuğu gibi,

    dünyanın kurtuluşu için göndermek
    üzere her şeyden önce tüm velilerin ve

    peygamberlerin ihtişamını yaratan
    Allah’ın Kutsal adını tesbih ederim. Kendisine hizmet

    etsinler diye melekleri yaratan
    Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Ve, Allah’ın saygı

    duyulmasını irade ettiğine saygı
    duymayan şeytanı ve peşinden gidenleri cezalandıran ve

    yoksunluğa iten Allah’ı tesbih
    ederim, insanı yeryüzünün çamurundan yaratan ve işlerinin

    başına gönderen Allah’ın kutsal
    adını tesbih ederim. Koyduğu kutsal kuralı çiğnediği için

    insanı cennetten çıkaran Allah’ın
    kutsal adını tesbih ederim. Merhametiyle, insan

    soyunun ilk anne, babası olan Adem
    ve Havva’nın göz yaşlarına bakan Allah’ın kutsal

    adını tesbih ederim. Adaleti ile
    kardeş katili Kabil’i cezalandıran, yeryüzüne tufan

    gönderen, üç şerli kenti yakıp
    yıkan, Mısır’a azap eden Firavun’u Kızıl Deniz’de boğan,

     

    kendi kullarının düşmanlarını
    dağıtan, kafirleri azapla cezalandıran ve tövbe edip doğru

    yola girmeyenlerin cezasını veren
    Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Yarattıklarına

    rahmetiyle bakan ve bu nedenle
    önünde doğruluk ve takva ile yürüsünler diye kutsal

    peygamberlerini gönderen; kullarını
    her kötülükten koruyup, kurtaran ve babamız

    İbrahim ile oğluna sonsuza değin söz
    verdiği gibi, bu toprağı kullarına veren Allah’ın

    kutsal adını tesbih ederim. Sonra,
    kulu Musa aracılığıyla, şeytanın bizi aldatmaması için

    bize kutsal kanununu verdi ve bizi
    bütün diğer kavimlerin üstüne çıkardı.

     

    «Fakat,
    kardeşler, bugün, günahlarımızdan ötürü ceza görmememiz için ne yapıyoruz?» Ve
    ardından Isa Allah’ın sözünü unuttuklarından ve kendilerini boş şeylere
    verdiklerinden dolayı halkı şiddetli azarladı; Allah’a hizmeti bırakıp,
    dünyalık hırsları için (çalışan) kâhinleri azarladı; Allah’ın kanununu bırakıp,
    boş akideler va’z ettiklerinden dolayi yazıcıları azarladı; kendi gelenekleri
    ve yaptıklarıyla Allah’ın kanununu bir hiç duruma düşürdüklerinden dolayı
    muallimleri azarladı. Ve, insanlara karşı öyle hikmetli sözler söyledi ki, en
    küçüğünden en büyüğüne kadar herkes, merhamet için haykırarak ve Isa’ya
    kendileri adına dua etmesi için yalvararak ağladı; yalnız, o gün, kâhinlere, yazıcılara
    ve muallimlere karşı bu şekilde konuştuğu için Isa’ya karşı nefret duyan
    kâhinler ye reisler (ağlamadı). Ve, onu öldürmeyi düşündüler, fakat, onu
    Allah’ın bir peygamberi olarak kabul etmiş bulunan halktan korkarak hiç bir söz
    söylemediler.

     

    Isa ellerini Rabb Allah’a açarak dua
    etti ve halk ağlayarak «amin, amin» dedi. Dua bitince

    Isa kürsüden indi ve o gün ardından
    gelen pek çok kişi ile birlikte Kudüs’ten ayrıldı.

    Ve, kâhinler İsa hakkında aralarında
    kötü kötü söyleştiler.

     

    13.  İsa’nın
    dikkat çekici korkusu, duası ve melek Cebrail’in harika biçimde onu
    rahatlatması.

     

    Birkaç
    gün sonra, ruhunda kâhinlerin arzularını sezen İsa, dua etmek için Zeytinlik
    Daği’na çıktı. Ve, bütün geceyi ibadetle geçirerek, sabah olunca şöyle dua
    etti: «Ey Rabb’im, biliyorum ki, yazıcılar benden nefret ediyor ve Ferisîler,
    beni, senin kulunu öldürmeyi düşünüyorlar; bu bakımdan Rabb’im, Kadir ve Rahim
    Allah, merhamet et ve bu kulun dualarını duy ve beni onların tuzaklarından
    kurtar, çünkü benim kurtuluşum Sende’dir. Ey Rabb’im, sözünü söyle, çünkü Senin
    sözün sonsuza değin sürecek olan gerçektir.»

     

    Isa bu sözleri söyleyince, bak ki,
    onu melek Cebrail gelip dedi: «Korkma ey îsa, çünkü


     

    senin
    giysilerini koruyan bir milyon (melek) vardı. Gökler üstünde ve sen her şey
    yerini buluncaya ve dünya sonuna yaklaşıncaya kadar ölmeyeceksin.»

     

    îsa
    yere kapanıp, «Ey Rabb’im Allah, Senin bana olan merhametin ne büyüktür; senin
    bana bahşettiğin bütün bu şeyler karşısında ben Sana ne vereceğim Rabb’im?»
    dedi. Melek Cebrail cevap verdi: «Kalk îsa ve Allah’a bir tanecik oğlu İsmail’i
    Allah’ın sözünü yerine getirmek için kurban etmek isteyen İbrahim’i ve oğlunu
    bıçak kesmeyince bir koyun kurban etmesini bildiren benim sözümü hatırla. Sen
    de böyle yapacaksın Ey Allah’ın kulu İsa.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Başım üstüne, fakat kuzuyu nerede bulacağım? Görüyorum ki, param
    yok ve çalmak da meşru değil.»

     

    Bunun
    üzerine, Cebrail kendisine bir koyun gösterdi ve îsa her zaman şanı Yüce
    Allah’ı hamd ve tesbih ederek onu kurban etti.

     

    14. Kırk günlük oruçtan sonra İsa
    Oniki Havari’-yi seçiyor.

     

    İsa
    dağdan inip, yalnız başına geceleyin Erden’in karşı yakasına geçti ve kırk gün,
    kırk gece hiç bir şey yemeden, sürekli Rabb’e Allah’ın kendilerine göndermiş
    olduğu halkının kurtuluşu için niyazda bulunarak oruç tuttu. Ve kırk günün
    sonunda aç bir insandı. Sonra, şeytan göründü ve pek çok sözlerle onu iğfal
    etmeye çalıştı. Fakat îsa, Allah’ın sözlerinin gücü ile onu def etti. şeytan
    çekilip gittikten sonra melekler gelip, İsa’nın ihtiyaç duyduğu şeyleri
    kendisine verdiler.

     

    Kudüs
    bölgesine dönen İsa’yı halk yine coşkun bir sevinçle karşıladı ve ona kendileri
    ile kalması için ricada bulundular; çünkü onun sözleri yazıcılarınki gibi
    değildi; bir güç taşıyor ve kalbe dokunuyordu.

     

    îsa,
    Allah’ın kanunu üzerinde yürümek için kendilerine dönen insanların çokluğunu
    görünce dağa çıktı ve bütün gece orada kalıp dua ve ibadette bulundu; gün
    başlayınca dağdan inip, Havariler diye adlandırdığı, aralarında çarmıha gerilip
    öldürülen Yahuda’-nın da bulunduğu oniki kişi seçti. Adları budur: Balıkçı iki
    kardeş Andreas ve Simun (Petrus), vergi mültezimi Matta ve bu kitabı yazan
    Barnabas, Zebedi’nin oğulları Yuhanna ve Yakup, Tomas (Taddeus) ve Yahuda,
    Bartolomeus ve Filipus, Yakup ve hain Yahuda îskariyot. Bunlara her zaman ilâhî
    sırlan açıklardı; fakat, zekatları (toplayıp) dağıtmakla görevlendirdiği Yahuda
    îskariyot her şeyin onda birini çalardı.

     

    15. İsa’nın bir evlenme töreninde
    suyu şarap yapan mucizesi.

     

    Gül bayramı yaklaştığında, bilinen
    zengin bir adam îsa’yı ve şakirtlerini annesi ile birlikte

    bir evlenme törenine davet etti. îsa
    da davete gitti ve ziyafet sırasındalarken şarap

    yetmedi. Annesi Isa’ya usulcâ
    seslendi: «Şarapları kalmadı.» İsa cevap verdi: «Bana ne

     

    bundan, anneciğim?» Annesi,
    hizmetçilere İsa ne buyurursa itaat etmelerini emretti.

    Orada, İsrail kavmi adetine göre,
    ibadet için temizlikte kullanılmak üzere altı su küpü

    bulunuyordu. îsa, «Bu küpleri suyla
    doldurun» dedi. Hizmetçiler de dediğini yerine

    getirdiler, İsa onlara, «Allah’ın
    adıyla, yemek yiyenlere içmeleri için verin» dedi.

    Hizmetçiler, bunun üzerine tören
    sahibine (küpleri) götürdüler ve azar duydular: «Ey işe

    yaramaz hizmetçiler, neden şarabın
    daha iyisini şimdiye kadar bekletirsiniz?» Çünkü,

    onun, İsa’nın yaptıklarından hiç
    haberi yoktu.

    Hizmetçiler cevap verdiler.- «Ey
    efendimiz, burada Allah’ın kutlu bir kişisi var, o suyu


     

    şarap
    yaptı.» Törenin sahibi, hizmetçilerin sarhoş olduklarını sandı Fakat, İsa’nın
    yanında oturanlar tüm olan biteni gördüklerinden, sofradan kalkarak saygılarını
    sundular: «Kuşkusuz sen Allah’ın bir mukaddesisin, Allah’tan bize gönderilen
    gerçek bir peygambersin.»

     

    Ardından
    şakirtleri ona inandılar ve çokları kendinden geçerek şöyle dediler: «İsrail
    kavmine rahmeti ile davranan ve Yahuda’nın ailesini sevgiyle ziyaret eden
    Allah’a hamd olsun, onun kutsal adını tesbih ederiz.»

     

    16.  İsa’nın
    havarilerine kötü yaşantıdan kurtulmakla ilgili olarak verdiği harika ders.

     

    Bir
    gün îsa şakîrdlerini çağırarak dağa çıktı ve orada oturunca, şakirdleri yanına
    geldiler ve ağzını açıp onlara şunları öğretti: «Allah’ın bize bahşettiği
    nimetleri büyüktür. Bu nedenle, gerçek bir kalple ona hizmet etmemiz gerekir.
    Ve madem ki yeni şarap yeni kaplara konuyor ve öyle de, eğer benim ağzımdan
    çıkan yeni akideyi alacaksanız, sizin de yeni adamlar olmanız gerekmektedir.
    Hemen size söylüyorum ki, nasıl bir kişi gözleri ile göğü ve yeri bir arada
    göremezse, Allah’ı ve dünyayı sevmek de işte böyle imkansızdır.

     

    «Ne
    kadar akıllı olursa olsun, hiç kimse, birbirine düşman iki efendiye hizmet
    edemez; çünkü, biri seni severse, diğeri senden nefret edecektir. İşte, ben
    size gerçekten söylüyorum ki, Allah’a ve dünyaya (bir anda) hizmet edemezsiniz,
    çünkü dünya yalancılık, aç gözlülük ve eza ile cefa doludur. Bu bakımdan,
    dünyada rahat edemez, ancak zulüm ve yenilgi görürsünüz. Dolayısıyla, Allah’a
    hizmet edin ve dünyayı hakir görün. Benden ruhlarınız için sekinet elde
    edeceksiniz; sözlerime kulak verin, çünkü size doğruyu söylüyorum.»

     

    «Gerçekten,
    bu dünya hayatına ağlayanlara ne mutlu, çünkü onlar rahata ereceklerdir.»
    «Dünyanın zevklerinden gerçekten nefret eden yoksullara ne mutlu, çünkü onlar
    Allah’ın hükümdarı olduğu ülkenin zevklerini bol bol tadacaklardır.»

     

    «Gerçekten,
    Allah’ın sofrasından yiyenlere ne mutlu, çünkü onlara melekler hizmet
    edecektir.»

     

    «Siz
    hacılar gibi yolculuk ediyorsunuz. Bir hacı, yolu üzerindeki saraylar, tarlalar
    ve başka dünyalık şeylerle eğler mi kendini? Emin olun ki, hayır! Ama o, yolu
    üzerinde kullanışlı ve işe yarar olan hafif ve para eder şeyleri taşır. Bu,
    şimdi size bir örnek olmalıdır; ve eğer bir başka örnek daha isterseniz,
    anlattıklarımın hepsini yapasınız diye onu da vereyim.»

     

    «Dünyalık arzulan kalbinize ağırlık
    etmeyin. (Şöyle) diyerek:»

     

    «Bizi
    kim giydirecek?» Veya «Bize kim yemek verecek?» Rabbımız Allah’ın, Süleyman’ın
    tüm ihtişamından daha büyük bir ihtişamla giydirip beslediği çiçeklere,
    ağaçlara ve kuşlara bakın ve O sizi yaratıp kendi hizmetine çağıran, kadınlar
    ve çocuklar dışında sayıları altıyüzkırkbine varan kulları îsrailoğulları’na
    çölde kırk yıl gökten kudret helvası indiren ve giysilerini eskiyip yok
    olmaktan koruyan Allah, sizi beslemeye de kadirdir. Size söylüyorum, gök ve yer
    tükenecek; yine de O’nun Kendi’nden korkanlara olan rahmeti tükenmiyecektir.
    Fakat, dünyanın zenginleri, zenginlikleri içinde aç ve sonludurlar. Geliri
    artıp duran bir zengin vardı ve (şöyle) derdi: «Ne yapayım ey ruhum?
    Çiftliklerimi yıkacağım, çünkü onlar küçüktür; yeni ve daha büyüklerini
    yapacağım, böylece sen zafer kazanacaksın ey ruhum!» Vah zavallı adam! O gece


     

    ölüverdi. Yoksulları
    düşünmeliydi. Ve bu dünyanın haksız zenginliklerinin sadakasını alanlarla
    (sadakalarıyla!) arkadaş olmalıydı; çünkü, onlar gök sultanlığında hazineler
    getirirler.

     

    «Söyleyin
    bana lütfen, paranızı bankaya, bir bankere, verseniz, o da size verdiğinizin on
    katını, yirmi katını verse, böyle bir adama her şeyinizi vermez misiniz? Fakat,
    size söylüyorum, Allah sevgisi uğruna ne verir ve ne harcarsanız, geri yüz
    katını ve sonsuz bir hayatı alacaksınız. Allah’a hizmet etmekle ne kadar
    sevinmeniz gerektiğini görün işte.»

     

    17.  Bu bölümde
    mü’minin gerçek inancı açıkça algılanıyor.

     

    İsa
    bunu deyince, Filipus cevap verdi: «Allah’a hizmet etmeye razıyız, ama Allah’ı
    bilmek de istiyoruz.» Çünkü İşaya peygamber «Cidden sen gizli bir Allah’sın»
    demiş ve Allah kulu Musa’ya «Ben neysem oyum» demişti.

     

    îsa
    cevap verdi: «Filipus; Allah, kendisi olmadan hiçbir hakkın olmadığı bir
    Hakk’tır; Allah Kendisi olmadan hiçbir şeyin olmadığı Varlık’tır; Allah Kendisi
    olmadan yaşayan hiçbir şeyin olmadığı bir Hayat’tır. Öylesine büyüktür ki, her
    şeyi doldurur ve her yerdedir. Tektir, O’nun hiç bir dengi yoktur. Ne
    başlangıcı vardır, ne de sonu olacaktır. Fakat her şeye bir başlangıç vermiş ve
    her şeye bir de son verecektir. Ne babası vardır, ne de annesi; ne oğlu vardır,
    ne kardeşi; ne de yoldaşı. Ve, Allah’ın hiç bir bedeni yoktur. Bu bakımdan
    yemez, uyumaz, ölmez, yürümez, kımıldamaz, fakat, insandaki gibi olmayan sonsuz
    bir hayatı vardır. Çünkü, cismanî değildir, bileşik değildir, maddî değildir,
    en sâde özdendir. O kadar iyidir ki, iyiliği sever yalnızca; öylesine âdildir
    ki, cezalandırdığı ve bağışladığı zaman, «Bu neden böyle?» denemez. Kısaca,
    sana diyorum ki Filipus, burada yeryüzünde O’nu göremez ve tam olarak
    bilemezsin de; fakat melekûtunda O’nu ebedî göreceksin, orada tüm mutluluğumuz
    ve ihtişamımız bulunur.».

     

    Filipus
    cevap verdi: «Üstad, siz ne söylüyorsunuz? İyi biliyorum ki, İşaya’da Allah’ın
    babamız olduğu yazılıdır; bu durumda, nasıl olur da, O’nun hiç bir oğlu
    bulunmaz?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Peygamberler için yazılmış pek çok kıssalar vardır, bu nedenle,
    harflere değil, manâya bakmalısın. Allah’ın dünyaya gönderdiği (sayıları)
    yüzyirmidört bine varan tüm peygamberler kapalı konuşmuşlardır. Fakat, benden
    sonra bütün peygamberlerin ve kutsal kişilerin ULUSU gelecek ve peygamberlerin
    söyledikleri tüm şeylerin karanlığı üstüne ışık dökecektir, çünkü O, Allah’ın
    Elçisi’dir.» Ve İsa bunu söyledikten sonra iç çekerek, (şöyle) dedi: «Ey
    Rabb(ım) Allah, İsrail kavmine merhamet et ve sana gerçek bir kalble hizmet
    edebilmeleri için İbrahim’e ve zürriyetine acıyarak bak.» Şakirdleri cevap
    verdiler: «Amin, ya Rabb, (Ey) Allah’ımız!»

     

    İsa
    dedi: “Size ciddî olarak söylüyorum ki, yazıcılar ve muallimler, Allah’ın
    kanununu, Allah’ın gerçek peygamberlerinin aksine sahte kehanetleriyle boş (ve
    anlamsız) yaptılar; bu nedenle, Allah, İsrail kavmine ve bu imansız nesle gazap
    etti. Şakirdleri bu sözler üzerine ağlayarak, şöyle dediler: «Merhamet et ey
    Allah (ımız), mabed üzerine ve kutsal şehir üzerine merhamet et ve Senin kutsal
    ahdini hakir görmeyen milletleri ondan nefret ettirme.» İsa cevap verdi: «Amin,
    (ey) babalarımızın Allah’ı Rabb(ımız).»

     

    18.  Burada,
    Allah’ın kullarına dünyanın zulmettiği ve Allah’ın korumasının onları
    kurtardığı anlatılıyor.


     

    İsa
    bundan sonra (da şöyle) dedi: «Siz beni seçmediniz, fakat, benim havarilerim
    olasınız diye ben sizi seçtim. Eğer, dünya sizden nefret ederse, o zaman benim
    gerçek havarilerim olacaksınız; çünkü, dünya her zaman Allah’ın kullarının
    düşmanı olmuştur. Dünyanın boğazladığı kutsal peygamberleri hatırlayın; İlya
    zamanında bile Cizebel tarafından onbin peygamber katledilmiş, o kadar ki,
    yoksul îlya güç belâ gizlenerek kurtulabilmiştir. Ve, yedi bin peygamber oğlu
    da Ahab tarafından katledildi. Ah, Allah’ı tanımayan şerli dünya! Sen korkma,
    çünkü başındaki saçlar o kadar çok ki, bitmeyecektir. Dikkat et, tek bir
    tüyleri bile Allah’ın iradesi olmadan düşmeyen serçelere ve diğer kuşlara bak.
    Hem sonra Allah, kuşlara, uğruna her şeyi yarattığı insandan daha mı çok dikkat
    edecektir? Hiç mümkün müdür ki, kendi oğlundan daha çok ayakkabılarına bakan
    bir insan bulunsun? Kuşkusuz ki, hayır. Şimdi, kuşlara (bile) bakarken,
    Allah’ın seni terkedeceğini ne kadar da az düşünmen (hiç düşünmemen) gerekiyor.
    Ve, ben neden kuşlardan söz ediyorum? Bir ağacın yaprağı (bile) Allah’ın
    iradesi olmadan düşmez.

     

    «Bana
    inanın, çünkü size gerçeği söylüyorum, ki eğer sözlerime kulak verirseniz,
    dünya sizden çok korkacaktır. Çünkü, eğer o, kötülüklerinin açığa çıkmasından
    korkmuyorsa, (o zaman) sizden nefret etmiyecektir; fakat, açığa çıkmasından
    korkuyor, bu nedenle de, sizden nefret edecek ve size zulüm edecektir. Eğer,
    sözlerinizden dünyanın hiç hoşlanmadığını görürseniz, onu kalbte tutmayın,
    fakat, Allah’ın sizden daha büyük olduğunu göz önünde tutun; kim dünyanın
    sevmediği ve hakir gördüğü böylesi bir akla sahipse, onun akıllılığı delilik
    kabul edilir. Eğer Allah sabırla dünyaya katlanıyorsa, o zaman sen de onu
    kalbine mi yerleştireceksin? Ey yeryüzünün tozu ve çamuru!.. Sen sabrınla
    ruhuna sahip olacaksın. Bu bakımdan, eğer bir kimse, yüzünün bir tarafına bir
    yumruk vuracak olsa, ona vurması için öbür yanını teklif et. Kötülüğe karşılık
    verme, çünkü, en kötü hayvanlar böyle yapar; fakat, kötülüğe iyilikle karşılık
    ver ve senden nefret edenler için Allah’a yalvar. Ateş ateşle söndürülmez, ama
    suyla söndürülür: îşte böyle, size diyorum ki, kötülüğün üstesinden kötülükle
    değil, aksine iyilikle geleceksiniz. Güneşi iyilerin ve kötülerin (birlikte)
    üzerine doğuran ve yağmuru da aynı şekilde (yağdıran) Allah’a bakın. Evet, işte
    herkese iyilik yapmanız gerekiyor; çünkü kanunda (öyle) yazılıdır : «Kutsal ol,
    çünkü senin Allah’ın (olan) Ben kutsalım; temiz (ve pak) ol, çünkü Ben temiz
    (ve pak) im; ve kâmil ol, çünkü Ben kâmilim.» Size cidden söylüyorum ki, bir
    hizmetçi efendisini memnun etmek için çalışır ve efendisini memnun etmeyecek
    herhangi bir giysi de giymez, sizin, giysileriniz iradeniz ve sevginizdir.
    Bakın, Allah’ı, Rabbımızı razı etmeyecek bir şeyi istememeye ve sevmemeye
    dikkat edin. Emin olun ki, Allah dünyanın debdebesinden ve şehvetlerinden
    nefret eder, bu bakımdan siz de dünyadan nefret edin.

     

    19.  İsa,
    ihanete uğrayacağını haber veriyor ve dağdan inerken on cüzzamliyi
    iyileştiriyor.

     

    îsa,
    bunları söyledikten sonra Petrus (Simon) cevap verdi: «Ey muallim bak ki, biz
    senin arkandan gelen her şeyi terkettik, (şimdi) bize ne olacak?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Kuşkusuz Hüküm Günü’nde yanıma oturacak (ve) oniki îsrail
    kabilesine karşı şahitlik edeceksiniz.»

     

    Ve,
    bundan sonra İsa iç çekerek (şöyle) dedi: «Ey Rabb(ım), nasıl şeydir bu? Ben
    oniki tane (havari) seçtim ve içlerinden biri bir şeytandır.»

     

    Bu söz üzerine havariler
    üzüntülerinden sapsarı kesildiler: ve gizlice yazan (not alan) göz


     

    yaşlarıyla
    Isa’ya sordu: «Ey muallim, şeytan beni aldatacak ve sonra ben tart mı
    edileceğim?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Bu kadar üzülme, Barnabas, çünkü, Allah’ın dünyayı yaratmadan
    önce seçtikleri helak olmayacaktır. Sevin, çünkü senin adın hayat kitabında
    yazılıdır.»

     

    İsa
    (şöyle) diyerek havarilerini rahatlattı: «Korkmayın, çünkü, benim kötülüğümü
    isteyecek olan benim sözüme üzülmez, çünkü onun içinde îlâhî duygu yoktur.

     

    Bu
    sözleri üzerine, seçilenler rahatladılar. îsa dualarda bulundu ve şakirdleri
    de, «amin, amin, kadir ve rahim olan Rabb (miz) Allah» dediler.

     

    Duasını
    bitirdikten sonra İsa, havarileriyle birlikte dağdan indi ve, uzaklardan «îsa,
    Davud’un oğlu, bize merhamet et!» diye bağıran on tane cüzzamlıya rastladı. İsa
    onları yanına çağırdı ve şöyle dedi: «Benden ne diliyorsunuz, ey kardeşler?»

     

    Hep birden bağırdılar: «Bize sıhhat
    ver!»

    îsa cevap verdi: «Ah, ne kadar zavallısınız
    siz, aklınızı öylesine yitirmişsiniz ki, «bize

     

    sıhhat ver!» diyorsunuz. Benim de
    sizin gibi bir insan olduğumu görmüyorsunuz. Sizi

    yaratan Allah’ımıza seslenin: ve
    kadir ve rahim olan O sizi iyileştirecektir.»

    Cüzzamlılar gözyaşlarıyla cevap verdiler:
    «Senin de bizim gibi insan olduğunu biliyoruz,

    fakat yine de, Allah’ın kutsal bir
    (insan)ı ve Rabb’ın bir peygamberi; bu nedenle, Allah’a

    sen dua et kî, O bizi iyileştirsin.»

    Bunun üzerine, havariler Isa’ya rica
    ettiler: «Rab, onlara merhamet et.» Sonra, İsa derin

     

    bir
    iç geçirdi ve Allah’a yalvardı: «Kadir ve rahim olan Rabb (im) Allah, kuluna
    merhamet et ve sözlerini duy: ve babamız İbrahim aşkına ve senin kutsal vadin
    için bu adamların isteklerine rahmetinle davran ve onlara sıhhat bahşet.»
    Ardından İsa bunları söyleyince cüzzamlılara döndü ve (şöyle) dedi: Gidin ve
    Allah’ın kanununa göre kâhinlere görünün.

     

    Cüzzamlılar
    ayrıldılar ve yolda giderken temizlendiler. Bunun üzerine, içlerinden biri iyi
    olduğunu görünce İsa’yı bulmak için geri döndü; kendisi bir îsmailî idi. İsa’yı
    bulunca önünde eğilip saygı gösterisinde bulunarak (şöyle) dedi: «Bildim ki,
    sen Allah’ın bir mukaddesisin» ve teşekkür ederek kendini hizmetçi edinmesi
    için yalvardı. İsa cevap verdi: «On kişi temizlenmişti; dokuzu nerede?» Ve
    temizlenene dedi:

     

    «Ben
    kendime hizmet edilsin diye değil, hizmet etmek için geldim. Haydi evine git ve
    (evdekilerin de) İbrahim’e ve oğluna verilmiş sözlerin Allah’ın sultanlığı ile
    birlikte yaklaşmakta olduğunu öğrenmeleri için, Allah’ın sende neler yaptığım
    anlat.» Temizlenen cüzzamlı ayrıldı ve kendi oturduğu bölgeye gelince Allah’ın
    İsa aracılığıyla kendinde neler yaptığını anlattı.

     

    20.  İsa’nın
    denizde gösterdiği mucize ve İsa, bir peygamberin nerede kabul gördüğünü
    bildiriyor.

     

    îsa
    Galile denizine gitti ve bir gemiye binerek Nasıra’ya doğru yola çıktı. Bu
    sırada denizde büyük bir fırtına başladı. O kadar ki, gemi nerede ise
    batacaktı. Ve îsa geminin pruvasında uyuyordu. Havariler yanına yaklaşarak
    uyardılar. «Ey muallim, kurtar kendini, helak oluyoruz!» Ters taraftan esen
    kuvvetli rüzgâr ve denizin kükremesi nedeniyle büyük bir korkuya kapılmışlardı.
    îsa uyandı ve gözlerini gök yüzüne dikerek dedi: «Ey Elohim Sabao (Çoğul kipi,
    orjinal dilde saygı ifadesi olarak kullanılmaktadır, türkçedeki ‘Siz’ gibi),
    kullarına merhamet et.» İsa bunu demişti ki, birden rüzgâr durdu ve deniz
    sakinleşti. Bunun üzerine denizciler korkuya kapılarak dediler: «Kimdir bu,
    deniz


     

    ve
    rüzgâr kendisine itaat ediyor?» Nasıra kentine gelince denizciler, İsa ne
    yaptıysa hepsini yaydılar. Bunun üzerine İsa’nın kaldığı evin çevresine şehirde
    oturanların hemen hemen hepsi yığıldı. Ve yazıcılarla fakihler kendilerini O’na
    takdim ederek dediler: «Denizde ve Yahudiye’de yaptıklarını işittik; bu nedenle
    burada kendi memleketinde de bize bazı işaretler (ayetler) göster.» İsa cevap
    verdi: «Bu imansız nesil bir işaret ister, fakat bu onlara gösterilmeyecek.
    Çünkü hiç bir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. îlya zamanında
    Yahudiye’de pek çok dullar vardı. Fakat emzirilmesi için hiç birine
    gönderilmedi. Saydalı bir dula (gönderildi). Elişa zamanında ise Yahudiye’de
    pek çok cüzzalı vardı. Ama, yalnız Suriyeli Naaman temizlendi.»

     

    Bunun
    üzerine şehir halkı kızarak O’nu yakaladılar ve aşağıya atmak için bir uçurumun
    tepesine götürdüler, fakat îsa aralarından geçip giderek onlardan ayrıldı.

     

    21,
    İsa bir deliyi (cin çarpmış) iyileştiriyor ve domuzlar denize atılıyor.
    Ardından Kenânîler’in kızını iyileştiriyor.

     

    İsa
    Kefernahum’a gitti ve şehire yaklaştığında, bak ki kabirlerden cinlere tutulmuş
    birinin çıkıp geldiğini ve ne yapılırsa yapılsın hiç bir zincirin kendisini
    zaptedemediğini ve adama büyük zarar verdiğini gördü. Cinler ağzıyla
    bağırdılar: «Ey Allah’ın mukaddesi, vaktinden önce bizi incitmek için neden
    gelirsin?» ve kendilerini fırlatıp atmaması için yalvardılar.

     

    îsa, kaç tane olduklarını sordu :
    Cevap verdiler: «Altıbinaltıyüzaltmışaltı.» Havariler

     

    bunu
    duyunca korktular. Ve Isa’ya gitmesi için ricada bulundular. Sonra Isa dedi:
    «Sizin îmanınız nerede? Cinlerin gitmesi gerekir, benim değil. Cinler, bunun
    üzerine bağırıştılar

     

    :  «Çıkacağız
    fakat bize izin ver de şu domuzların içine girelim. Deniz kenarında Kenanîler’e
    ait onbin kadar domuz otluyordu. îsa dedi: «Çıkın ve domuzların içine girin.» –
    Büyük bir gürültüyle cinler domuzların içine girerek, onları baş aşağı denize
    düşürdüler. Bunun üzerine domuzlara bakanlar şehre kaçarak, îsa’nın yaptığı her
    şeyi anlattılar. Bunun üzerine, kent halkı hemen ileri çıkıp, İsa’yı ve
    iyileştirilen adamı buldu. Halk korkuya kapıldı ve Isa’ya sınırlarının dışına
    çıkmasını rica ettiler. îsa, buna uyarak onlardan ayrıldı ve Sur ve Sayda
    bölgelerine gitti.

     

    Ve,
    işe bakın, İsa’yı bulmak için memleketinden ayrılan Kenanî bir kadın iki
    oğluyla birlikte gelmiyor mu! İsa’nın havarileriyle birlikte karşıdan geldiğini
    görünce, bağırdı: «îsa, Davud’un oğlu, kızıma merhamet et, cinler kendisine
    işkence ediyor!»

     

    îsa, bir kelimeyle olsun cevap
    vermedi: çünkü onlar sünnet olmayan insanlardandı.

     

    Havarilerin
    acıma duyguları harekete geçip, dediler: «Ey muallim, onlara acı! Bak, nasıl da
    ağlayıp çığrışıyorlar!»

     

    İsa cevap verdi: «Ben ancak İsrail
    kavmine gönderildim.» Bunun üzerine, kadın iki

     

    oğluyla
    birlikte İsa’nın önüne gelip, ağlayarak dedi: «Ey Davud’un oğlu, bize merhamet
    et.» îsa cevap verdi; «Ekmeği çocukların ellerinden alıp, köpeklere vermek
    doğru değildir.» Ve, îsa bunu, onların temiz olmaması nedeniyle söyledi. Çünkü
    onlar, sünnet olmayan insanlardandı.

     

    Kadın cevap verdi: «Ey Rab, köpekler,
    sahiplerinin sofralarından düşen kırıntıları

    yerler.» İsa, kadının sözüne hayran
    kalarak, dedi: «Ey kadın, senin İmanın çok hoş.» Ve,

     

    ellerini
    gök yüzüne kaldırıp, Allah’a dua etti ve ardından dedi: «Ey kadın, kızın
    kurtulmuştur, var, huzurla yoluna git.» Kadın ayrıldı ve eve döndüğünde, kızını
    Allah’ı tesbih ederken buldu. Bunun üzerine (şöyle) dedi:’«Bildim ki, İsrail
    kavminin


     

    Tanrı’sından
    başka Tanrı yoktur.» Ardından, tüm yakınları, Musa’nın kitabında yazılan kanuna
    göre (Allah)’ın kanununa teslim oldular.

     

    22. Sünnet olmayanların zavallı
    hali.

     

    Havariler,
    o gün Isa’ya şunu sordular: «Ey muallim, neden o kadına, onların köpek olduğu
    şeklinde cevap verdin?»

     

    İsa cevap verdi: «Bakın, size
    diyorum ki, bir köpek, şünnetsiz bir adamdan daha iyidir.»

     

    Buna
    havariler üzülerek, dediler: «Bu sözler ağır, onları kim kabul edebilecek?» İsa
    cevap verdi: «Eğer siz, ey budalalar, aklı olmayan bir köpeğin sahibi için
    neler yaptığını düşünürseniz, benim dediklerimin doğru olduğunu göreceksiniz.
    Söyleyin bana, köpek sahibinin evini koruyup, soyguncuya karşı hayatını ortaya
    koymaz mı? Kesinlikle, böyle. Fakat, ne görür (karşılığında)? Dayak, incinme,
    azıcık ekmek ve (yine de) sahibine daima neşeli bir yüz gösterir. Doğru değil
    mi?» «Evet muallim, doğru» diye cevap verdi havariler.

     

    Ardından
    İsa dedi: -Şimdi düşünün, Allah insana neler veriyor ve Allah’ın, kulu
    İbrahim’e verdiği söze itibar etmemekte, onun ne kadar haksız olduğunu görün.
    Filistinli Calut karşısında İsrail kralı Saul’e Davud’un dediklerini hatırlayın
    «Rabbım! Senin kulun Senin kulunun sürüsüne bakarken, kurt, ayı ve arslanlar
    gelip, kulunun koyunlarını yakaladı; bunun üzerine, kulun gidip onları
    öldürerek, koyunları kurtardı. Ve işte onlara (ayı, arslan, kurt) benzemekten
    başka nedir bu sünnetsiz adam? Bu bakımdan kulun, İsrail’in Tanrısı Rabb adına
    gidecek ve Allah’ın kutsal milletine küfreden bu necisi öldürecek.» Sonra
    havariler dediler: «Söyle bize ey muallim, ne sebeple insanın sünnet olması
    gerekir?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Allah’ın İbrahim’e olan şu emri yetsin: «İbrahim, kendinin ve
    evinde, bulunanların ön derisini al (sünnet et); bu seninle Benim aramda ebedî
    bir ahiddir.»

     

    23.  Sünnetin
    menşei, Allah’ın İbrahim’le ahidleşmesi ve sünnetsizlerin lanetlenmesi.

     

    Ve
    bunu dedikten sonra, Isa seyretmekte oldukları dağın yanına oturdu. Ve,
    havarileri sözlerini dinlemek için yanına geldi. Sonra İsa dedi: «îlk insan
    Adem, şeytanın kandırması ile Allah’ın yasakladığı yemeği Cennet’te yeyince,
    derisi ruhuna isyan etti; bunun üzerine yemin edip dedi: «Vallahi seni
    keseceğim!» Ve bir kaya parçası bulup, taşın keskin kenarıyla kesmek için
    derisini ele aldı; bunun üzerine Cebrail tarafından azarlandı. Ve, cevap verdi:
    «Onu keseceğim diye Allah’a yemin ettim: Asla bir yalancı olmayacağım!»

     

    «Ardından,
    Melek ona derisinin fazla kısmını gösterdi ve o da bunu kesti. İşte, bundan
    böyle nasıl herkes derisini Adem’in derisinden aldı ise, öyle de Adem’in bir
    yeminle söz verdiği şeyi yerine getirmekle yükümlüdür. Adem bunu oğullarına
    uyguladı ve bu sünnet zorunluluğu nesilden nesile süregeldi. Fakat İbrahim’in
    zamanında yeryüzünde yalnızca birkaç kişi vardı sünnetli. Çünkü, şu
    putatapıcılık yeryüzünde pek yaygındı. Bunun üzerine, Allah İbrahim’e sünnetle
    ilgili gerçeği söyledi ve bu ahdi yaptı. «Derisini sünnet ettirmeyecek kişiyi,
    ebediyyen kullarım arasından atacağım.»

     

    Havariler
    İsa’nın bu sözleri üzerine konuşmasının ciddiyet ve ateşinden dolayı korkuyla
    titrediler. Sonra İsa dedi: «Korkuyu, ön derisini sünnet ettirmeyene bırakın,
    çünkü o, Cennet’ten mahrumdur.» Ve îsa bunu deyip ardından da şöyle konuştu:
    «Pek çoklarının


     

    ruhu
    Allah’ın hizmetine hazırdır, fakat beden zayıftır. Bu bakımdan Allah’tan korkan
    insan bedenin ne olduğuna, nereden geldiğine ve neyde yok olacağına bakmalıdır.
    Yeryüzünün çamurundan Allah bedeni yarattı. Ve ona bir iç üflemeyle hayat
    nefesini üfledi. Ve bu nedenle, beden Allah’ın hizmetinden geri kaldığı zaman,
    bu dünyada ruhundan nefret ettiği kadar, sonsuz hayatta onunla birlikte olacağı
    düşünülerek çamur gibi atmalı ve çiğnenmelidir.

     

    «Şimdiki
    halde bedeni, arzuları ortaya koyuyor —bütün iyiliklerin amansız düşmanıdır o—,
    çünkü tek başına günahı arzulayan odur.

     

    «İnsan,
    bir düşmanını tatmin etmek uğruna, Allah’ın, Yaratıcı’sının rızasını bir kenara
    mı atmalıdır? Buna dikkat edin, bütün veliler ve peygamberler, Allah’a hizmet
    için bedenlerinin düşmanı olmuşlardır. Bu nedenle de, Allah’ın kulu Musa’ya
    verilen kanuna karşı gelmemek ve gidip sahte ve yalancı tanrılara hizmet
    etmemek için, tereddüt etmeden ve severek ölüme gitmelidir.

     

    «Dağların
    çöllük yerlerine kaçıp, yalnızca ot yiyen ve keçi derisi giyen îlya’yı
    hatırlayın. Ah, kaç gün ağzına yiyecek, içecek bir şey almadı! Ah, ne kadar da
    dayandı, sabretti! Ah, ne yağmurlar ıslattı onu ve yedi yıl necis îzabel’in
    acımasız zulümlerine tahammül etti! «Arpa ekmeği yiyen ve kaba giysileri giyen
    Elisa’-yı hatırlayın. İşte size söylüyorum ki, bedeni terketmekten korkmayan bu
    zatlardan krallar ve prensler şiddetle korkuyorlardı. Bedenin terkedilmesi için
    bu kadarı yetmelidir size ey insanlar. Taş türbelere bakarsanız, bedenin ne
    olduğunu bilirsiniz.»

     

    24.     Bir İnsanın
    ziyafet ve çok yemekten nasıl kaçması gerektiğine dair ilgi çekici

    örnek.

     

    Bunu
    söyledikten sonra İsa ağladı ve dedi: «Bedenlerinin hizmetçisi olanlara
    yazıklar olsun, çünkü onlar, öbür hayatta günahlarının azabından başka
    kesinlikle hiç bir iyilik görmezler. Size anlatıyorum ki, yiyip içmekten başka
    hiç bir şey düşünmeyen zengin bir obur vardı ve her gün görkemli, ziyafetler
    verirdi. Lazarus adında yoksul bir adam dururdu kapısında; yaralarla kaplıydı
    (bedeni) ve oburun sofrasından düşen ekmek kırıntılarını seve seve almaya
    (razıydı). Fakat, bunları (bile) vermiyordu kimse ona; tersine herkes alay
    ediyordu kendisiyle. Ona yalnızca köpekler acıyordu da, yaralarını
    yalıyorlardı. Gün geldi, yoksul adam öldü ve melekler onu babamız İbrahim’in
    kucağına taşıdılar. Zengin adam da öldü, onu da cinler şeytanın kucağına
    taşıdılar. Evet şimdi azabın en büyüğüne maruz kalan (bu adam) gözlerini
    kaldırınca uzaktan Lazarus’u İbrahim’in kucağında gördü. Gördü de bağırdı: «Ey
    baba İbrahim, bana merhamet et de Lazarus’u gönder. O bana bu alev içinde azap
    gören dilimi serinletmek için bir damla su getirebilir belki.»

     

    »İbrahim
    cevap verdi: «Oğul, hatırla ki sen öbür hayatın tadını aldın, Lazarus ise
    kötülüklerini tattı; bu bakımdan şimdi sen azapta olacaksın, Lazarus nimetler
    içinde. «Zengin, adam yeniden bağırdı: «Ey baba İbrahim, evimde üç kardeşim
    var. Lazarus’u gönder de onlara benim ne kadar işkence çektiğimi anlatsın,
    belki tevbe ederler de buraya gelmezler.»

     

    İbrahim cevap verdi: «Onların
    Musa’sı ve peygamberleri var, onlan dinlesinler.»

     

    Zengin
    adam cevap verdi: «Hayır baba İbrahim; ama bir ölü kalkar varırsa inanırlar.»
    İbrahim cevap verdi: «Musa’ya ve peygamberlere inanmayan, kalkıp gitseler bile,
    ölülere de inanmazlar.»


     

    «Görün
    işte,» dedi İsa, «sabreden ve gerekli tek arzusu bedenden nefret etmek olan
    yoksulların kutsanıp kutsanmadığını! Başkalarını, bedenleri solucanlara yem
    olsun diye mezara götürenler ve gerçeği öğrenmiyenler ne kötüdür! Gerçekten
    öylesine uzaktalar ki, büyük büyük evler yapıp, büyük akarlar satın alırlar ve
    böbürlene böbürlene ömür sürerek, ölmiyecekler gibi yaşarlar burada.»

     

    25. Kişi bedeni nasıl hakir görmeli
    ve dünyada nasıl yaşamalı.

     

    Sonra,
    (bunları) yazan dedi: «Ey muallim, sözlerin doğru; bunun için biz peşinden
    gelmek uğruna her şeyden geçtik. Ama, bedenimizden nasıl nefret etmemiz
    gerektiğini bize söyle; çünkü, kişinin kendini öldürmesi meşru değil, yaşamak
    için de, bedene yiyeceğini vermemiz gerekiyor.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bedenini bir at gibi tut; o zaman güven içinde yaşarsın. Şöyle
    ki, bir ata yemek ölçüyle verilir ve ölçüsüz çalıştırılır, istediğiniz gibi
    yürümesi için gemlenir, herhangi birini incitmesin diye bağlanır, kötü bir
    yerde tutulur ve itaat etmediği zaman dövülür;, ve sen de Barnabas, işte böyle
    ol ve o zaman daima Allah’la yaşarsın.

     

    «Ve,
    benim sözlerime alınmayın, Davud peygamber de, itirafta bulunurken aynı şeyi
    yapmış ve (şöyle) demişti: «Ben sizin önünüzde bir atım ve daima sizinle
    beraberim.» «Şimdi söyleyin bana, az ile yetinen mi daha yoksuldur, yoksa, çok
    şeyi arzulayan mı? Bakın, size diyorum ki, dünyanın sağlam bir aklından başka hiç
    bir şeyi olmasa, kimse kendisi için bir şey biriktirmez, her şey ortak olurdu.
    Fakat, bu durumda onun deliliği biliniyor, ne kadar çok biriktirirse, o kadar
    çok arzu duyuyor. Ve, biriktirdikçe biriktiriyor, çünkü, başkalarının bedeni
    rahatı aynı şekilde biriktirmeyi gerekli kılıyor. Bu bakımdan, bırakın, tek bir
    ip size yetsin, kesenizi fırlatıp atın, hiç bir cüzdan taşımayın, ayağınızda
    sandal olmasın; ve, «bize ne olacak» diye düşünmeyin, aksine, Allah’ın
    iradesini yerine getirme düşüncesi içinde olun; O, hiç bir eksiğiniz olmayacak
    şekilde ihtiyaçlarınızı karşılayacaktır.

     

    «Bakın,
    size söylüyorum, bu hayatta biriktirdikçe biriktirmek, öbüründe hiç bir şey
    bulamamanın kesin kanıtıdır. Kudüs’ü vatan edinen, Samiriye’de evler yapmaz,
    çünkü, bu şehirler arasında düşmanlık vardır. Anlıyorsunuz değil mi?»

     

    «Evet» diye cevap verdi havariler.

     

    26.  Kişi
    Allah’ı nasıl sevmeli. Ve bu bölümde, İbrahim’in babasıyla harika mücadelesi
    yer alıyor.

     

    Sonra
    İsa dedi: «Seyahat etmekte olan bir adam vardı ve giderken, beş paraya
    satılacak olan bir tarlada bir hazine buldu. Bunun üzerine hemen bu tarlayı
    satın almak için pelerinini sattı. İnanır mısınız buna?

     

    «Havariler cevap verdiler: «Buna
    inanmayacak olan delidir.»

     

    Bunun
    üzerine İsa dedi: «İçinde sevgi hazinesinin yattığı ruhunuzu satın almak için,
    duyularınızı Allah’a vermezseniz deli olursunuz; çünkü sevgi, hiç bir şeyle
    mukayese edilemez bir hazinedir. Allah’ı seven içindir Allah; ve kimin Allah’ı
    varsa her şeyi vardır.»

     

    Petrus
    cevap verdi: *Ey Rab(Ey Saygıdeğer Efendim anlamında), kişi, gerçek bir
    sevgiyle Allah’ı nasıl sevmelidir? Siz bize söyleyin,»

     

    Isa cevap verdi: «Bakın, size
    söylüyorum ki, kim, Allah sevgisi uğruna babasından ve


     

    annesinden
    ve kendi hayatından ve çocuklarından ve karısından nefret etmezse, böyle bir
    kişi, Allah tarafından sevilmeye değer bulunmaz.»

     

    Petrus
    cevap verdi: «Ey Rab, Musa’nın kitabındaki Allah’ın kanununda (şöyle)
    yazılıdır: «Babana çok saygı göster ki, yeryüzünde fazla yaşayabilesin.» Ve
    şöyle devam eder: «Babasına ve annesine itaat etmeyen oğula lanet olsun.» Bu
    bakımdan Allah, böyle itaatsiz bir oğulun, halkın gazabıyla şehir kapısı önünde
    taşlanmasını emretmiştir. Böyleyken, şimdi siz bize nasıl baba ve anneden
    nefret etmeği emrediyorsunuz?» Isa cevap verdi:. «Benim her sözüm doğrudur,
    çünkü benim değil, beni îsrail kavmine gönderen Allah’ın sözüdür. Bu bakımdan
    size diyorum ki, sahip olduğunuz ne varsa, hepsini size bahşeden Allah’tır; o
    halde, -hediye mi daha kıymetlidir, yoksa hediyeyi veren mi? Başka şeylerle
    birlikte, baban ve annen Allah’a hizmette önünde engel oluyorlarsa, bırak o
    düşmanları. Allah, ibrahim’e «Babanın ve yakınlarının evinden uzaklaş, sana ve
    soyuna verdiğim ülkeye gel ve yerleş» demedi mi? Allah bunu neden dedi; yalnızca,
    İbrahim’in babası sahte tanrılar yapıp tapınan bir put yapıcı olduğu için değil
    mi? Bu nedenle, aralarında, babanın oğlunu yakmayı isteyecek kadar düşmanlık
    vardı.»

     

    Petrus
    cevap verdi: «Dediklerin doğrudur; şimdi sizden, ibrahim’in babasıyla nasıl
    alay ettiğini bize anlatmanıza rica ediyorum.»

     

    Isa
    cevap verdi: «ibrahim, Allah’ı aramaya başladığında yedi yaşındaydı. Bir gün
    babasına, «baba, insanı kim meydana getirdi?» diye sordu.

     

    Aptal
    baba cevap verdi: «insan; ben seni meydana getirdim, beni de babam meydana
    getirdi.» .

     

    İbrahim
    cevap verdi: «Öyle değil, baba; çünkü, ben yaşlı bir adamın ağlanarak, «Ey
    Allah’ım, neden bana çocuk vermedin?» dediğini duydum.»

     

    Babası
    cevapladı: «Doğrudur oğlum, Allah, insana insan meydana getirmesi için yardım
    eder, fakat, başka türlü müdahalesi olmaz; insanın sadece Allah’a dua etmesi ve
    O’na kuzu ve koyun vermesi gerekir, o zaman Allah da kendisine yardım eder.»
    İbrahim cevap verdi: «Kaç tane Allah vardır, baba?»

     

    Yaşlı adam cevapladı: «Sonsuz
    sayıda, oğlum.»

     

    Sonra
    İbrahim dedi: «Ey baba, eğer ben bir tanrının dediklerini yapar ve diğeri de,
    kendisinin dediklerini yapmadığım için benim kötülüğümü isterse, o zaman ben ne
    yapacağım? Her ne durumda olursa olsun, aralarında anlaşmazhk çıkacak ve
    tanrılar birbirleriyle savaşacaklardır. Ya, benim kötülüğümü isteyen tanrı,
    benim kendi tanrımı öldürüverirse, ben o zaman ne yapacağım? Belli ki, beni de
    öldürecektir o.»

     

    Yaşlı
    adam gülerek cevap verdi: «Ey oğul, korkma, çünkü hiç bir tanrı, bir diğer
    tanrı üzerine savaş açmaz; mabette büyük tanrı Baal’ın yanısıra bin tanrı daha
    var; ve yetmiş şu yaşıma geldim, bir tanrının diğerine vurduğunu görmüş
    değilim. Hem, herkes aynı tannya ibadet etmez ki, biri birine, diğeri diğerine
    ibadet eder.» İbrahim cevap verdi: «O zaman, aralarında barış var herhalde?»

     

    Babası dedi: «Evet var.»

    Ardından ibrahim dedi: «Ey baba,
    tanrılar neye benzerler?»

     

    Yaşlı
    adam cevap verdi: «Budala, her gün bir tanrı yapıyor ve ekmek almak için
    başkalarına satıyorum; sen ise, halâ tanrıların neye benzediğini bilmiyorsun!»
    O sırada bir put yapmaktaydı. “Bu” dedi, «palmiye odunundan, şu
    zeytin ağacından, şu küçük olan ise fildişinden; bak, ne kadar da güzel!
    Canlıymış gibi görünmüyor mu? Mutlaka (görünüyor), sadece nefesi eksik!»


     

    ibrahim
    cevap verdi: «Yani, tanrıların nefesi yok mu, baba? Öyle de, nasıl nefes
    veriyorlar? Ve kendileri cansızken, nasıl can veriyorlar? Belli baba, bunlar
    tanrı değil.» Yaşlı adam bu sözlere kızarak, (şöyle) dedi: «Eğer anlayacak
    yaşta olsaydın, kafanı bu baltayla kırardım. Ama, rahat ol, çünkü anlayacağın
    yok!»

     

    İbrahim
    cevap verdi: «Baba, eğer tanrılar insanlara yardım ediyorsa, o zaman, nasıl
    olur da insan tanrı yapabilir? Ve, eğer tanrılar odundansa, o zaman, odun
    yakmak büyük bir günahtır. Fakat, söyle bana baba, sen nasıl bu kadar çok tanrı
    yapmış bulunuyorsun da, dünyanın en güçlü insanı olasın diye, pek çok çocuk
    meydana getirmen için neden tanrılar sana yardım etmedi?»

     

    Oğlunun
    konuştuklarını dinlerken, babanın sabrı taşma noktasına gelmişti. Oğul (yine) devam
    etti: «Baba, dünyada hiç insanın bulunmadığı zaman oldu mu?» «Evet» diye cevap
    verdi yaşlı adam, «Neden soruyorsun?»

     

    «Çünkü» dedi ibrahim, «îlk tanrıyı
    kimin yaptığını öğrenmek istiyorum da.»

     

    «Şimdi
    evimden defol!» dedi yaşlı adam, «Beni bırak da, şu tanrıyı çabucak yapayım; ve
    bana bir şey söyleme; çünkü, acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil.»

     

    îbrahim
    dedi: «Güzel bir tanrı gerçekten, onu istediğin gibi kesiyorsun da, kendisini
    korumuyor!»

     

    Sonunda
    yaşlı adam kızarak dedi: «Bütün dünya onun bir tanrı olduğunu söylüyor, sen,
    deli herif ise, değil diyorsun. Tanrılarıma yemin ederim ki, bir adam olmuş
    olsaydın, seni öldürebilirdim!» Böyle deyip, yumruk ve tekmelerle ibrahim’e
    girişti ve onu evden kovaladı.»

     

    27.  Bu
    bölümde, insandaki gülmenin ne kadar uygunsuz olduğu açıkça görülür: Ve,
    İbrahim’in fetaneti:

     

    Havariler
    yaşlı adamın deliliğine güldüler ve ibrahim’in fetanetine şaşıp kaldılar.
    Fakat, İsa onları susturarak, dedi: «Şu andaki gülme, gelecekteki ağlamanın bir
    habercisidir» diyen ve «Gülmenin olduğu yere gitmeyecek, fakat ağlanılan yerde
    oturacaksınız, çünkü, bu hayat acı ve ızdırap içinde geçer» şeklinde devam eden
    peygamberi unuttunuz.» Sonra, (şöyle) dedi İsa: «Musa’nın zamanında, Allah’ın
    Mısır’da pek çok kişiyi, başkalarına gülüp eğlendiklerinden dolayı, çirkin
    hayvanlar haline getirdiğini bilmiyor musunuz? Ne olursa olsun, sakın kimseye
    gülmeyin, çünkü, hiç kuşkusuz karşılığında ağlarsınız.»

     

    Havariler cevap verdi:

     

    «Yaşlı
    adamın deliliğine gülmüştük.» Bunun üzerine Isa dedi: «Bakın, size diyorum ki,
    herkes kendi gibi olanı sever ve ondan zevk alır. Bu nedenle, eğer deli
    değilseniz, deliliğe gülmezsiniz.»

     

    Cevap verdiler: «Allah bize merhamet
    etsin.»

    İsa dedi: «Amin.»

     

    Ardından
    Filipus dedi: «Ey Rab, nasıl oldu da, İbrahim’in babası oğlunu yakmak istedi?»
    Isa cevap verdi: «Bir gün, İbrahim oniki yaşındayken, babası kendisine dedi;
    «Yarın bütün tanrıların bayramıdır; bu nedenle, büyük mabede gidecek ve tanrım
    büyük Baal’e bir hediye götüreceğiz. Ve, sen de kendin için bir tanrı seçeceksin,
    çünkü, bir tanrı edinecek yaştasın artık.»

     

    İbrahim kurnazca cevap verdi: «Hay
    hay, ey benim babam.» Ve, sabahleyin erkenden,


     

    herkesten
    önce mabede gittiler. Fakat, ibrahim eteğinin altında gizlice bir balta
    taşıyordu. Gelip, mabede girdiler; kalabalık arttığından, İbrahim mabedin
    karanlık bir bölümünde bir putun arkasına gizlendi. Babası, mabedden
    çıktığında, İbrahim’in kendinden önce eve gittiğine inanıyordu. Bu nedenle onu
    aramak için geride kalmadı.

     

    28.

     

    «Herkes
    mabedden ayrılınca, din adamları mabedi kapatıp gittiler. Sonra, İbrahim
    baltayı alarak, büyük put Baal’ın dışında bütün putların ayaklarını kesti. Eski
    ve parçalı olduklarından, düşüp parçalanan heykellerin meydana getirdiği
    harabeliğin ortasında kalan Baal’ın ayaklarına baltayı koydu. Bundan sonra
    mabedden çıkan ibrahim’i bir takım kimseler gördüler ve mabedden bir şeyler
    çalmaya gitmiş olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Önüne engel koyup, mabede
    vardılar ve tanrılarının parça parça edilmiş olduğunu görünce, yas ederek bağırdılar!
    «Çabuk gelin ey ahali, tanrılarımızı öldüreni öldürelim!» Birden, din
    adamlarıyla birlikte oraya onbin kişi üşüştü ve İbrahim’e, tanrılarını niye
    kırıp parçaladığım sordular.

     

    İbrahim
    cevap verdi: «Aptalsınız siz! Bir insan tanrı mı öldürürmüş? Onları öldüren
    büyük tanrıdır. Ayaklarının yanındaki baltayı görmüyor musunuz? Belli ki, hiç
    arkadaş istemiyor.»

     

    «Sonra,
    İbrahim’in babası geldi, oğlunun tanrılarına karşı söylediği sözleri
    düşünüyordu ve İbrahim’in putları parçaladığı baltayı tanıyarak, bağırdı:
    «Tanrılarımızı öldürmüş olan bu hain benim oğlumdur, çünkü, bu balta benimdir!»
    Ve, oğluyla aralarında olup geçen her şeyi oradakilere anlattı.

     

    Hemen,
    bir odun toplayıp yığdılar; ibrahim’in ellerini ve ayaklarını bağlayıp,
    odunların üzerine koydular ve altmdaki odunları ateşlediler.

     

    «Ama,
    hayır; Allah, melekleri aracılığıyla ateşe, kulu ibrahim’i yakmamasını emretti.
    Ateş şiddetle parladı ve ibrahim’i ölüme mahkûm edenlerden ikibin kişiyi yaktı,
    ibrahim Allah’ın meleği tarafından, kendini taşıyanı görmeyen babasının evinin
    yakınına götürülüp, serbest olduğunu gördü; ve böylece ölümden kurtuldu.»

     

    29.

     

    Sonra,
    Filupus dedi: -Allah’ın kendisini sevenler üzerine rahmeti büyüktür. Anlat bize
    Rab, ibrahim Allah’ın bilgisine nasıl vardı?»

     

    İsa cevap verdi: «İbrahim, babasının
    evine yaklaşınca, eve girmekten korktu; evden biraz

    uzağa gidip, bir palmiye ağacının
    altına oturdu ve burada kendi kendine dedi: «Hayat

    sahibi ve insandan daha güçlü bir
    tanrı var olmalı, çünkü, insanı o meydana getiriyor ve

    insan, tanrı olmadan insan meydana
    getiremez.» Sonra, çevresine yıldızlara, aya ve

     

    güneşe baktı ve onların tanrı
    olduklarını düşündü. Fakat, onların hareketlerinde değişken

    olduklarını görünce, (şöyle) dedi:
    «Bu tanrı hareket etmemeli ve bulutlar onu

    gizlememeli; yoksa, insanlar hiç
    olacak.» Bu şekilde kararsız dururken, «İbrahim!» diye

    çağırıldığını işitti, çevresine
    bakındı ve dört bir yanda kimseyi göremeyip, (şöyle) dedi:

    *Adım İbrahim’le çağırıldığıma
    eminim, (ama)!.» Ardından, aynı şekilde iki defa daha

    «İbrahim» ismiyle çağırıldığını
    duydu.

    Cevap verdi: «Beni kim çağırıyor?»

    Sonra, şöyle dendiğini duydu: «Ben,
    Allah’ın meleği Cebrail’im.»


     

    Bunun
    üzerine, İbrahim korkuya kapıldı; fakat melek onu rahatlatarak, dedi: «Korkma, İbrahim,
    çünkü, sen Allah’ın dostusun; bu nedenle, insanların tanrılarını parçaladığın
    zaman, meleklerin ve peygamberlerin Tanrı’sını seçmiştin; öyle ki, adın hayat
    kitabında yazılıdır.»

     

    Ardından,
    îbrahim dedi: *Ben meleklerin ve kutsal peygamberlerin Tanrı’sına hizmet etmek
    için ne yapmalıyım?»

     

    Melek
    cevap verdi: «Şu çeşmeye git ve yıkan, çünkü Allah seninle konuşmayı irade
    ediyor.»

     

    İbrahim cevap verdi: «Şimdi, nasıl
    yıkanmam gerekiyor?»

     

    Bunun üzerine melek, güzel bir
    genç suretinde geldi, ona ve çeşmede yıkanıp, dedi: «Sen de, sırayla böyle yap,
    ey İbrahim.» İbrahim yıkanınca, melek dedi : «Şu dağa çık, çünkü, Allah seninle
    orada konuşmayı irade eder.»

     

    «Melek böyle deyince, İbrahim dağa
    çıktı ve dizleri üstüne oturup, kendi kendine dedi:

     

    «Meleklerin Tanrısı benimle ne zaman
    konuşacak?»

    Yumuşak bir sesle çağınîdığını
    duydu: «îbrahim!» îbrahim cevap verdi: «Beni kim

     

    çağırıyor?» Ses cevap verdi:
    «Ben senin Tanrınım ey İbrahim.» îbrahim korkuya kapılarak, yüzünü toprağa
    sürdü ve dedi: «Toz ve kül olan senin kulun, seni nasıl duyabilir?»

     

    Sonra,
    Allah dedi: «Korkma, kalk, ben seni kullarım için seçtim ve seni kutsamak, seni
    büyük bir ümmet haline getirmek istiyorum. Bu nedenle, babanın ve yakınlarının
    evinden ayrıl ve sana ve soyuna vereceğim ülkeye gelip, yerleş.»

     

    ibrahim
    cevap verdi: .«Her istediğini yaparım, Rabb(ım); fakat, başka bir tanrının beni
    incitmemesi için beni koru.»

     

    Sonra,
    Allah şöyle konuştu: «Ben tek olan Tann’yım ve benden başka tann yoktur. Yıkan
    da benim,

     

    yapan da; ben öldürürüm ve ben
    hayat veririm; Cehennem’e atarım, oradan çıkarırım da ve kimse benim elimden
    kurtulamaz.» Ardından, Allah ona sünnet ahdini verdi; ve, işte böyle babamız
    İbrahim Allah’ı tanıdı.»

     

    Isa
    bunlan söyleyip, ellerini kaldırdı ve dedi: «Yücelik, şan ve şeref sanadır, ey
    Allah. Sana olsun!»

     

    30.

     

    îsa,
    kavmimizin bir bayramı olan Gül Bayramı’na yakın Kudüs’e gitti. Yazıcılar
    Ferisî’ler bunu duyunca, onu konuşmasında yakalamak için müşavere ettiler.
    Bunun üzerine, ona bir fakih gelerek, dedi: «Muallim, sonsuz hayatı elde etmek
    için ne yapmalıyım?» İsa cevap verdi: «Kanunda ne şekilde yazılıdır?»
    Kışkırtıcı şöyle cevap verdi: «Allah’ın Rabb’ı ve komşunu sev. Allah’ı her
    şeyin üstünde, bütün kalbinle ve düşüncenle, komşunu da kendin gibi
    seveceksin.» îsa cevap verdi: «Güzel cevapladın. Bu nedenle git ve böyle yap,
    derim, ve (o zaman) sonsuz hayatı elde edersin.»

     

    Adam
    dedi: «Benim komşum kimdir?» îsa, gözlerini kaldırarak, cevap verdi: «Bir adam
    Kudüs’ten çıkmış, lanetle yeniden yapılan bir şehre, Eriha’ya gidiyordu. Bu
    adam yolda eşkıya tarafından yakalandı, yaralandı ve soyuldu, bundan sonra,
    şakiler onu yarı ölü bir durumda bırakarak çekip gittiler. Yolu bu yere düşen
    bir kâhin yaralı adamı görüp, selâm vermeden geçip gitti. Aynı şekilde, hiç bir
    şey demeden bir Levili de geçip gitti. Aynı yere bir Samiriyelinin yolu düştü;
    yaralı adamı görünce merhamete geldi ve atından inip,


     

    yaralı
    adamı yanına aldı ve yaralarını şarapla yıkadı, üzerlerine merhem sürdü,
    yaralarını sarıp, rahatlattı ve kendi atına bindirdi. Sonra, akşamleyin hana
    vardıklarında, onu han sahibine emanet etti. Ertesi gün, uyandığında (han
    sahibine) şöyle dedi: «Bu adama bak, ne tutarsa sana ödeyeceğim.» Ve hasta
    adama han sahibi için dört altın vererek, (şöyle) dedi: «Geçmiş olsun, üzülme;
    ben hemen dönüp, seni kendi evime götüreceğim.» «(Şimdi) söyle bana» dedi îsa,
    «bunlardan hangisi komşuydu?»

     

    Fakih cevap verdi: «Merhamet
    gösteren.»

    Ardından,
    Isa dedi: «Doğru cevap verdin; işte, sen de git ve böyle yap.»
                                                                                                                                                                         .

    Fakih şaşırmış bir halde çekip
    gitti.

     

    31.
    “Kayser’in Olanı Kayser’e, Allah’ın Olanı Allah’a Verin!”

     

    Sonra, Isa’ya Ferisîler yaklaşarak
    dediler: «Muallim, Kayser’e vergi vermek caiz midir?»

     

    îsa,
    Yahuda’ya dönerek, dedi: «Para yar mı yanında?» Ve, eline bir kuruş alarak,
    Ferisîler’e döndü ve dedi; «Bu parada bir resim var; söyleyin bana, kimin
    resmidir o?» Cevap verdiler: «Kayser’in.»

     

    «Öyleyse
    verin» dedi İsa, Kayser’in olanı Kayser’e, Allah’ın olanı Allah’a verin.»
    Şaşkınlık içinde çekip gittiler.

     

    Ve bak ki, bir yüzbaşı yaklaşıp,
    dedi: «Rab, oğlum hastadır; yaşlılığıma acı!»

    îsa cevap verdi: «İsrail’in Allah’ı
    Rabb sana acır!»

     

    Adam
    gidiyordu; Isa (ardından) seslendi: «Beni bekle, evine gelip, oğlun için dua
    edeceğim.»

     

    Yüzbaşı
    cevap verdi: «Rab, sen, Allah’ın bir peygamberi evime gelecek kadar değerli
    biri değilim ben, oğlumun iyileşmesi için söylediğin söz yeter bana; çünkü,
    senin Tanrın, meleğinin uykumda bana söylediği gibi, seni her hastalığın hekimi
    yapmıştır.»

     

    Isa
    hayrete düştü ve kalabalığa dönerek, dedi: *Şu yabancıya bakın, onun imanı,
    İsrail kavminde gördüğüm imanların hepsinden daha fazla.» Ve, yüzbaşıya
    dönerek, dedi: «Selâmetle git, çünkü Allah, sana verdiği büyük imandan dolayı
    oğluna sıhhat bahsetmiştir.»

     

    Yüzbaşı yoluna gitti ve yolda,
    oğlunun nasıl iyileştiğini bildiren hizmetçileriyle karşılaştı.

    Adam karşılık verdi: «Hangi saatte
    ateş kendisini terketti?»

    Dediler: «Dün, altıncı saatte ateş
    kendisinden ayrıldı.»

     

    Adam,
    İsa’nın, «israil’in Alah’ı Rabb sana acır» dediği zaman oğlunun sıhhatine
    kavuştuğunu anladı. Bunun üzerine, adam bizim Allah’ımıza inandı ve evine
    girip, «Yalnızca İsrail’in Allah’ı, gerçek ve yaşayan Allah vardır» diyerek,
    bütün kendi tanrılarını parça parça etti. Bundan sonra da, dedi: «İsrail’in
    Allah’ına ibadet etmeyen kimse benim ekmeğimden yemiyecek.»

     

    32.

     

    Kanunda
    uzmanlaşmış biri, İsa’yı, denemek için akşam yemeğine çağırdı. İsa
    havarileriyle birlikte geldi; onu denemek için pek çok yazıcı da evde
    bekliyordu. Havariler, ellerini yıkamadan sofraya oturdular. Yazıcılar, bunun
    üzerine Isa’ya seslendiler: «Neden havarilerin ekmek yemeden önce ellerini
    yıkamamakla, büyüklerinin geleneklerine dikkat etmiyorlar?»


     

    «Siz
    yazıcılar ve Ferisîler, başkalarının omuzlarına taşınamaz yükleri yükler, fakat
    kendiniz, bu esnada tek parmağınızla olsun, onları kımıldatmak istemezsiniz.
    «Size söylüyorum, size, her şer dünyaya, sözde büyükler sebep gösterilerek
    girmiştir. Söyleyin bana, büyüklerin kullanmasıyla değil de, kim sokmuştur puta
    tapıcılığı dünyaya? Bir kral vardı, Baal adındaki babasını aşırı derecede seven.
    Ve, babası ölünce, oğlu, kendini teselli etmek için, babasına benzeyen bir
    heykel yaptırıp, şehrin pazar yerine diktirtti. Ve, bu heykele onbeş gez(bir
    uzunluk birimi)yaklaşanın güven içinde olacağı ve her ne olursa olsun, onun
    incitilmeyeceğine dair bir emir çıkardı. Bundan böyle bütün kötüler ve
    suçlular, oradan gördükleri yarar nedeniyle, heykele güller ve çiçekler sunmaya
    başladılar ve kısa bir zaman sonra, sunulan bu şeyler paraya ve yiyeceğe
    dönüştü. O kadar ki, onurlandırmak için ona tanrı dediler. Adetten kanuna
    dönüşen şu şeye bakın, o kadar ki, Baal putu dünyanın her tarafına yayıldı; ve
    Allah buna ne kadar üzüldüğünü peygamber îşaya’ya bildirdi: «Gerçekten benim
    kullarım bana boşuna tapınıyor, çünkü onlar, kulum Musa aracılığıyla kendilerine
    verilen benim kanunumu hükümsüz kılıp, büyüklerinin geleneklerine
    uymaktadırlar.»

     

    «Size
    diyorum, temiz olmayan ellerle ekmek yemek, bir insanı kirletmez, çünkü,
    insanın içine giren insanı kirletmez, insanı insandan çıkan şeyler kirletir..

     

    Bunun
    üzerine, yazıcılardan biri dedi: «Eğer ben domuz eti veya bir başka temiz
    olmayan et yersem, benim vicdanımı kirletmezler mi?»

     

    îsa
    cevap verdi: «İtaatsizlik insanın içine girmez, insandan, kalbinden dışarı
    çıkar; ve bu nedenle, yasaklanmış yemeği yerse, kirlenmiş olur.»

     

    Ardından,
    fakihîerden biri dedi: «Muallim sanki îsrail kavminin putları varmış gibi,
    verdin putatapıcıhk aleyhinde konuştun, ve bize haksızlık etmiş oldun.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bugün îsrail halkmda odundan heykeller olmadığını ben de pek ala
    biliyorum; fakat, etten heykeller var.»

     

    Bütün
    yazıcılar buna kızarak cevap verdi : «O halde, biz de puta tapıcılardan(mı)
    oluyoruz?»

     

    İsa
    cevapladı: «Size diyorum ki, hükümde, «tapınacaksınız» demiyor, «Allah’ınız
    Rabb(ı) bütün ruhunuzla, bütün kalbinizle ve bütün düşüncenizle seveceksiniz»
    diyor. Doğru değil mi bu?»

     

    «Doğru» dediler hepsi birden.

     

    33.

     

    Sonra,
    îsa dedi: «Şüpheniz olmasın ki, kişinin seveceği ve uğruna her şeyden geçeceği
    tek şey Allah’ -dır. Ve, bundandır ki, zanînin hayalinde zina, pis bogaz ve
    sarhoşun hayalinde kendi bedenî ve dünyaperestin hayalinde altın ve gümüş ve
    bunun gibi, her bir diğer günahkârın hayalinde kendi günah düşüncesi yatar.»

     

    Ardından, kendini davet etmiş olan
    dedi: «Muallim, en büyük günah nedir?»

    İsa cevap verdi: «Bir evi, en kötü
    şekilde harabe haline getiren nedir?»

     

    Herkes
    sustu ve İsa parmağıyla temele işaret ederek, dedi: «Eğer yıkıma temel yol
    açarsa, bu durumda evi yeniden yapmak gerekir; fakat, her bir bölüm yıkıma yol
    açarsa, o zaman onarmak imkansızlaşır. İşte, size diyorum ki, putatapıcılık en
    büyük günahtır. Çünkü, kişiyi tümüyle inançtan ve sonunda Allah’tan yoksun hale
    getirir; böylece, kişide hiç bir manevî duygu görülemez olur. Bunun dışında her
    günah, merhamet olunma ümidi bırakabilir insanda; ve, bundan.dolayı diyorum ki,
    putatapıcılık en büyük günahtır.»


     

    Herkes,
    İsa’nın sözlerine şaşakaldı, çünkü, hiç bir şekilde karşı çıkamıyacaklarmı
    anlamışlardı.

     

    Sonra
    İsa devam etti: «Allah’ın sözlerini ve Musa ile Yuşa’nm kanunda neler
    yazdıklarını hatırlayın, o zaman, bu günahın ne kadar ağır olduğunu
    göreceksiniz. Allah, İsrail kavmine (şöyle) demişti: «Gökte olanlardan ve göğün
    altında olan şeylerden kendinize putlar yapmayacaksınız, yerin üstünde olan
    şeylerden ve yerin altmdakilerden de yapmayacaksınız; suyun üstünde olanlardan
    ve suyun altındaki şeylerden de yapmayacaksınız. Çünkü, sizin Tanrınız benim,
    güçlü ve gayyûrum, bu günahın öcünü babalardan ve dördüncü batma varıncaya
    kadar çocuklarından bile alırım.» Kavminiz buzağıyı yaptığı ve ona tapındığı
    zaman, Yuşa ve Levi kabilesinin kılıcı çekip, Allah’tan merhamet
    dilenmeyenlerden yüzyirmidörtbin kişiyi nasıl öldürdüğünü hatırlayın. Ah, puta
    tapıcılar üzerine Allah’ın korkunç, ne korkunç cezası!»

     

    34.

     

    Kapıda,
    sağ eli, kullanılamayacak biçimde büzülmüş biri dikildi. Bunun üzerine, İsa
    kalbini Allah’a vererek dua etti ve ardından dedi: «Sözlerimin doğru olduğunu
    öğrenmen için diyorum ki: Allah’ın adıyla, ey adam, sakat olan elini aç ve
    uzat!» Adam, elini, sanki hiç sakatlık görmemiş gibi tümüyle açtı.

     

    Sonra,
    Allah korkusuyla yemeye başladılar. Ve, bir miktar yedikten sonra, İsa yine
    dedi: «Bakın, size söylüyorum; bir şehri yakmak, orada kötü bir adet
    bırakmaktan daha iyidir. Çünkü, böyle bir şey olursa, Allah, kötülükleri yok
    edici, kılıcı ellerine teslim ettiği yeryüzünün hükümdarlarına ve krallarına
    gazap eder.»

     

    Ardından
    îsa dedi: «Bir yere çağırıldığınızda, en yüksek yerde oturmamak aklınızda olsun
    ki, ev sahibinin daha büyük bir dostu geldiğinde size, «Kalk ve aşağı otur!»
    deyip utandırmasın. Bunun yerine, gidip, en altta, oturun ki, sizi davet eden
    gelip, «Kalk arkadaş, gel şuraya, yukarı otur!» desin. Böyle, büyük onur
    kazanırsın; çünkü, kendini yükselten kim olursa olsun, alçaltılır ve kendini
    alçaltan da, yükseltilir.

     

    «Bakın,
    size söylüyorum, şeytan başka bir günahından dolayı değil, gururu yüzünden
    lanete uğradı. İşaya Peygamber de onu şu sözleriyle azarlar: «Meleklerin güzeli
    olup, şafak gibi parlarken, nasıl oldu da gökten atıldın, ey îblis? Seni yere gönderen,
    gururundan başkası değildir!»

     

    «Bakın,
    size söylüyorum, eğer insan acınacak hallerini bilse, burada, yerde daima ağlar
    ve kendisini en düşük, her şeyin gerisinde görür. İlk insanı karısıyla
    birlikte, Allah’tan merhamet dilenerek, yüz yıl durup dinlenmeden ağlatan başka
    bir neden yoktu. Çünkü, gururları yüzünden nereye düştüklerini gerçekten
    biliyorlardı.»

     

    Isa
    bunları deyip, Allah’a şükretti; ve o gün, gösterdiği mucizelerle birlikte,
    İsa’nın ne yüce sözler söylediği Kudüs’ün her tarafında öylesine yayıldı ki,
    halk kutsal adını tesbih ederek, Allah’a şükretti.

     

    Fakat,
    O’nun büyüklerin gelenekleri aleyhinde konuştuğunu anlayan yazıcılar ve
    kâhinler daha büyük bir kinle yanip tutuştular. Ve, Firavun gibi kalplerini
    sertleştirdiler; bu nedenle, O’nu öldürmek için fırsat aradılarsa da
    bulamadılar.


     

    35.


     

    Isa
    Kudüs’ten ayrılıp, Erden’in ötesindeki çöle gitti; ve çevresinde oturan
    havarileri Isa’ya dedi: «Ey muallim, bize şeytan’ın nasıl gurura kapıldığını
    anlat, çünkü, biz onun itaatsizliği dolayısıyla düştüğünü ve insanı daima
    kötülüğe ittiğini anlamış bulunuyoruz.» îsa cevap verdi: «Allah, bir yeryüzü
    kütlesi yaratıp, başka bir şey yapmadan onu yirmi beş bin yıl bekletince,
    meleklerin başı ve bir hoca olan şeytan sahip olduğu büyük anlayışla, bu yer
    yüzü kütlesinin Tanrısı’nın, peygamberlikle işaretlenmiş yüz kırk dört bin
    (insan) ve ruhunu öteki her şeyden altmış bin yıl önce yaratmış olduğu Allah’ın
    Elçisi (ni yeryüzüne) getireceğini biliyordu. Bu. nedenle kızıp, «Bakın, bir
    gün Allah bu yeryüzüne bizim saygı göstermemizi irade edecek. Bu bakımdan,
    bizim ruh olduğumuzu ve dolayısıyla böyle bir şeyin uygun olmayacağını düşünün»
    diyerek melekleri kışkırttı. «Bu şekilde, pek çoğu Allah’ı bıraktı, Bunun üzerine,
    bütün meleklerin toplandığı bir gün Allah dedi: «Beni Rabb kabul eden her
    biriniz, hemen bu yeryüzüne saygı göstersin.» «Allah’ı sevenler baş eğdiler,
    fakat şeytan, kendi düşüncesinde olanlarla birlikte dedi: «Ey Rabb; biz ruhuz,
    ve bu nedenle, bizim bu çamura saygı göstermemiz adilâne (hak) değildir.»
    şeytan böyle deyince, çirkin ve korkunç görünüşlü oldu, ve ardından gidenler de
    çirkinleşti; isyanlarından dolayı, Allah kendilerinden yaratırken verdiği
    güzelliği çekip aldı. Bunun üzerine, kutsal melekler başlarını kaldırınca,
    şeytan’ın ve takipçilerinin ne korkunç birer canavar olduklarını görüp,
    korkuyla yüzlerini yere attılar.

     

    «Sonra şeytan dedi: «Ey Rabb,
    beni haksız olarak çirkinleştirdin, ama ben buna razıyım, çünkü, ben senin
    yapacağın her şeyi hükümsüz kılmak istiyorum.» Ve, diğer şeytanlar da dediler:
    «O’na Rabb deme ey İblis, çünkü Rabb sensin.»

     

    «Bundan
    sonra Allah, şeytan’ın peşinden gidenlere dedi: *Tevbe edin ve beni Rabb
    (iniz), Yaratıcınız olarak tanıyın.»

     

    Cevap
    verdiler: «Biz Sana saygı gösterdiğimiz için tevbe ediyoruz, çünkü sen adil
    değilsin; ama şeytan adil ve suçsuzdu ve bizim Rabb (imizdir.)

     

    Buna
    karşı Allah dedi: «Ayrılan benden ey lânetliler, artık sizin üzerinize hiç
    rahmetim, yok.»

     

    «Ve,
    ayrılırken şeytan yeryüzü kütlesine tükürdü ve bu tükrüğü melek Cebrail bir
    kısım toprakla birlikte kaldırdı ve işte bundan insanın karnındaki göbeği
    meydana geldi.»

     

    36.

     

    Havariler, meleklerin baş
    kaldırışına şaşıp kaldılar.

     

    Sonra
    Isa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, ibadet etmeyen şeytan’dan daha kötüdür ve
    daha büyük eziyet çekecektir. Çünkü, şeytan’ın önünde kovulmadan önce hiç bir
    korkma örneği yoktu ve Allah onu tevbeye çağıracak hiç bir peygamber de
    göndermiş değildi; ve insan —şimdi, Allah böyle dediği için, benden sonra gelecek
    ve belki de benim yolunu hazırladığım Allah’ın Elçisi dışında bütün
    peygamberler gelmiş bulunuyor.— ve insan, diyorum ki, Allah’ın adaletinin
    sonsuz örneklerini görmüş olmasına rağmen, hiç Allah yokmuş gibi korkusuz,
    keyfince yaşar. Davud Peygamber’in şu sözü (ne güzel örnek) : «Aptal olan
    içinden ‘Allah yoktur’ der. Bu nedenle o sefil ve iğrençtir, hiç bir iyiliği
    yoktur.»

     

    «Durmadan
    ibadet edin ey havarilerim ki, kazanasınız. Çünkü, arayan bulur, kendine açana
    (kapı) açılır ve isteyen alır. Ve ibadetinize çok konuşmaya bakmayın, çünkü
    Allah, Süleyman’a, «Ey kulum, bana kalbini ver» dediği gibi, kalplere bakar.
    Bakın, size söylüyorum, münafıklar, halk kendilerini görsün ve veli sansın diye
    şehrin her yanında


     

    ibadet
    üstüne ibadet ederler; fakat kalbleri kötülük doludur; bu nedenle de, içlerinde
    olan dillerinde değildir. İbadetinizi, Allah’ın kabul etmesini istiyorsamz
    (kalpten) yapmanız gerekir. Şimdi söyleyin bana: İlk önce, kime gideceğine ve
    ne yapacağına karar vermiş olandan başka kim gidip, Romalı valiyle veya
    Hirodes’le konuşur? Emin olun ki, hiç kimse ve eğer insan insanla konuşmak için
    böyle davranırsa, Allah’la konuşmak, kendisine verdiği her şey için şükredip,
    günahları için merhamet istediğinde ne yapmalıdır?

     

    «Size
    söylüyorum ki, pek az kişi gerçekten ibadet eder ve bu nedenle şeytan diğerleri
    üzerinde güç sahibidir. Çünkü Allah, kendisini dudaklarıyla yüceltenleri
    istemez; mabette dudaklarıyla merhamet isterken, kalplerinden adalet diye
    haykıranları (istemez). İşaya peygambere dediği gibi: «Beni gücendiren şu
    insanları benden uzaklaştır, çünkü onlar dudaklarıyla beni yüceltir, ama
    kalpleri benden uzaktır.» Bakın, diyorum ki, düşünmeden kayıtsızca ibadet
    etmeye kalkan Allah’la alay eder.

     

    Şimdi,
    kim sırtını dönerek Hirodes’le konuşmaya gider ve onun önünde, ölesiye nefret
    ettiği vali Pilatus’u övebilir? Kuşkusuz, hiç kimse. Hiç hazırlıksız ibadet
    etmeye kalkanın hali de bundan hiç aşağı değildir: Sırtını Allah’a döner ve
    yüzünü şeytan’a vererek, onu över de över. Çünkü, kalbinde kötülük aşkı yatar
    ve bundan tevbe de etmez.

     

    «Eğer,
    sizi inciten biri, dudaklarıyla «bağışlayın» derken, elleriyle size bir yumruk
    atarsa, onu nasıl bağışlayabilirsiniz? İşte böyle de, dudaklarıyla «Rabb, bize
    merhamet et» derken, kalblerinde kötülük aşkı taşıyanlara ve yeni yeni günahlar
    işlemeyi düşünenlere Allah merhamet mi edecek?»

     

    37.

     

    Havariler,
    İsa’nın sözleri üzerine ağlayarak, ona yalvardılar: «Rab, bize dua etmeyi
    öğret.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Romalı vali sizi öldürmek niyetiyle yakalarsa, ne yaparsınız
    düşünün de, duaya kalktığınızda aynen böyle davranın. Ve, sözleriniz şöyle
    olsun: «Ey Allah’ımız Rabb, kutsal ismin yücelsin; melekûtun gelsin; iraden her
    zaman yerine gelsin; gökte yerine geldiği gibi, yerde de gelsin; bize her gün
    için ekmek (rızık) ver; bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de
    günahlarımızı bize bağışla ve bizi iğvalara kapılıp azap çektirme; bizi her şerden
    koru, çünkü yalnızca Sen, ebede kadar izzet, azamet ve kudret sahibi, bizim
    Allah’ımızsın.»

     

    38.

     

    Sonra,
    Yuhanna cevap verdi: «Muallim, Allah’ın Musa aracılığıyla emrettiği şekilde biz
    de yıkanalım.»

     

    İsa
    dedi: «Benim kanunu ve peygamberleri yok etmek için geldiğimi mi sanıyorsunuz?
    Bakın, size diyorum ki, Allah’ın varlığına inandığınız gibi inanın, ben bunları
    yıkmak için değil, gözetmek için geldim. Çünkü, her peygamber, Allah’ın
    kanununu ve Allah’ın diğer peygamberler aracılığıyla söylemiş olduğu her şeyi
    gözetmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah vardır ve diridir ki, en küçük bir
    hükmü yerine getirmeyen, kim olursa olsun, Allah’ı razı etmek şöyle dursun,
    O’nun melekûtunda en küçük bir şey olur. Çünkü, orada hiç bir payı yoktur.
    Hattâ, size söylüyorum ki, Allah’ın kanununun tek bir hecesi, en ağır günahı
    göze almadan çiğnenemez. Fakat ben, Allah’ın İşaya peygamber


    aracılığıyla
    bildirdiği şu sözlere uymanızın gerekli olduğunu aklınıza havale ediyorum :

    «Yıkan ve temiz ol, düşüncelerini
    benim gözlerimden uzaklaştır.»

    «Bakın, size söylüyorum ki, kalbi
    kötülükleri seven insanı deniz(ler)in tüm suyu

    yıkamayacaktır. Ve, yine size
    söylüyorum ki, yıkanmayan(abdest) kimse ibadetiyle

    Allah’ı razı etmek şöyle dursun,
    ruhuna putatapıcılığa benzer günah yükleyecektir.»

    -Bana gerçekten inanın; eğer insan
    Allah’a gerektiği gibi ibadet edecek olsa, istediği her

    şeyi elde eder. İbadetiyle Mısır’a
    gazap eden (kamçı vuran) Allah’ın kulu Musa’yı

    hatırlayın; Kızıl Deniz’i yardı da,
    Firavun ve ordusu orada boğuldu.- Güneşi durduran

    Yuşa’yı hatırlayın, sayısız Filistin
    askerini korkudan titretmişti; gökten ateş yağdıran

    îlya’yı, ölü bir adamı (mezarından)
    kaldıran Elişa’yı ve ibadet ve dua ile istedikleri her

    şeyi elde eden daha başka pek çok
    kutsal peygamberleri hatırlayın. Fakat, bunlar kendi

    kişisel amaçları için değil, yalnız
    Allah ve Allah’ın şanı için çalıştılar.»

     

    39. Adem’in
    Yaratılışı Ve İlk Sorusu ve Duası

     

    Sonra
    Yuhanna dedi: «Güzel konuştun ey muallim, fakat insan gururuyla nasıl günah
    işledi, tam bilemiyoruz.»

     

    İsa
    cevapladı: «Allah şeytan’ı kovup, melek Cebrail de şeytan’ın tükürdüğü yeryüzü
    kütlesini temizleyince, Allah yaşayan her şeyi, hem uçan ve hem yürüyen ve hem
    de yüzen hayvanları yarattı ve dünyayı içinde bulunan her şeyle süsledi. Birgün
    şeytan cennetin kapılarına yaklaşıp, otlayan atları gördü ve onlara, eğer
    yeryüzü kütlesi bir ruh olacak olursa, kendilerine eziyet verici bir iş
    düşeceğini bildirdi; bu nedenle de, bu yeryüzü parçasının hiçbir şeye
    yaramayacak şekilde çiğnemeleri faydalarına olacaktı. Atlar ayaklandılar ve
    hemen zambaklarla güller arasında uzanan o yeryüzü parçasını çiğnemeye
    giriştiler. Bunun üzerine Allah, Cebrail’in kütle üzerinden almış olduğu
    şeytan’ın tükrüğünün bulunduğu kirli yeryüzü parçasına ruh verdi; ve havlayan
    köpekler ortaya çıkınca korkuya kapılan atlar kaçtılar. Bundan sonra Allah, tüm
    kutsal melekler «Senin kutsal adını tesbih ederiz ey Rabb (muz) Allah» diye
    söyleşirken, insana ruhunu verdi.

     

    «Ayağı
    üstüne kalkan Adem, havada güneş gibi parlayan bir yazı gördü: «Allah’tan başka
    ilâh yoktur ve Muhammed Allah’ın Rasulû’dür.» Bunun üzerine Adem ağzını açarak,
    dedi: «Şükür sana ey Allahım Rabb, bana hayat nimeti verdin; fakat (senden)
    bana söylemeni diliyorum: Bu, «Muhammed Allah’ın elçisidir» sözlerinin mesajı
    ne anlama geliyor? Benden önce (yaratılmış) başka insanlar mı vardı?»

     

    «Bundan
    sonra Allah dedi: «Tabii, ey kulum Adem. Sana diyorum ki: îlk yarattığım insan
    sensin. Ve senin görmüş olduğun, yıllar sonra dünyaya gelecek, benim rasulûm
    olacak ve her şeyi kendisi için yarattığım oğlundur. Geldiği zaman dünyaya ışık
    verecektir; ruhu, ben herhangi bir şey yaratmadan altmışbin yıl önce semavî bir
    nur içine konmuştur.» Adem Allah’a şöyle yalvardı: «Rabb(im), bu yazıyı el
    parmaklarımın tırnakları üzerinde bana bahşet.» Sonra Allah, ilk insana baş
    parmakları üzerinde bu yazıyı verdi. Sağ elin baş parmak tırnağı üzerinde,
    «Allah’tan başka ilâh yoktur*, sol elin baş parmak tırnağı üzerinde de,
    «Muhammed Allah’ın Rasulû’dür.» Sonra, babaca bir sevgiyle ilk insan bu sözleri
    öptü ve gözlerini ovarak dedi: «Senin dünyaya geleceğin gün mübarek olsun.»
    Allah insanı yalnız görünce dedi: «Onun yalnız kalması iyi değildir.» Bu
    nedenle onu uyuttu ve kalbinin yakınından bir kaburga kemiği alarak, yerini etle
    doldurdu. Bu kaburga kemiğinden Havva’yı yaratıp, onu Adem’e eş olarak verdi.
    Bu ikisini Cennetin


     

    efendileri
    olarak yerleştirdi. Ve kendilerine (şöyle) dedi: «Bakın, size yemek için her
    meyveyi veriyorum, yalnız elmalar ve mısır hariç»; ve bunlarla ilgili olarak
    dedi: «Ne olursa olsun, bu meyvelerden yememeye dikkat edin, yerseniz
    kirlenirsiniz ve öyle ki, sizi burada tutarak azap etmem; buradan sürer
    çıkarının ve büyük eziyetler çekersiniz.»

     

    40.

     

    Bunları
    öğrenen şeytan, kızgınlığından deli oldu Ve Cennet’in kapısına yaklaştı. Orada,
    deve gibi ayakları ve her yanında bir ustura gibi kesilmiş ayak tırnaklan olan
    korkunç bir yılan nöbet bekliyordu. Düşman ona dedi: ««Bi zahmet et, beni
    Cennet’e

     

    koyuver!»

     

    Yılan
    cevap verdi: «Allah bana seni çıkarmamı emretmişken, ben nasıl seni içeri almak
    zahmetine katlanırım?»

     

    şeytan
    karşılık verdi: «Allah’ın seni ne kadar çok sevdiğini görüyorsun, ki seni insan
    denilen bir okka çamurun başında nöbet tutman için Cennet’in dışına koydu. Bu
    bakımdan, eğer beni Cennet’e alırsan, seni öyle korkunç yaparım ki, herkes
    senden kaçar ve arzu ettiğin yerde gider kalırsın.»

     

    Sonra yılan dedi: «Seni içeri nasıl
    koyacağım ben?»

     

    şeytan
    dedi: «Sen büyüksün; ağzını,aç, ben karnına gireceğim ve sen Cennet’e girince,
    şu sıralarda yer üzerinde yürümekte olan iki okka çamurun yanında beni
    bırakacaksın.» Sonra, yılan böyle yaptı ve şeytan’ı kocası Adem uyumakta
    olduğundan Havva’nın yanında bıraktı. şeytan, güzel bir melek gibi kadının
    önünde durdu ve ona dedi: «Neden şu elmalardan ve mısırdan yemiyorsunuz?»

     

    Havva
    cevap verdi: «Rabb(ımız) bize, bunlardan yersek kirleneceğimizi ve kendisinin
    de bizi Cennet’-ten çıkaracağını söyledi.»

     

    şeytan
    karşılık verdi: «O, gerçeği söylemez. Allah’ın kötü ve kıskanç olduğunu, bu
    nedenle de hiç bir dengine katlanamayıp, herkesi köle tuttuğunu bilmelisiniz ve
    kendisine eşit olmayasınız diye size böyle demiştir. Fakat, sen ve yoldaşın
    benim tavsiyeme göre hareket ederseniz, diğerlerinden olduğu gibi şu
    meyvelerden de yiyecek ve başkalarına tabî olarak kalmayıp, Allah gibi iyi ve
    kötüyü bilecek ve istediğinizi yapacaksınız. Çünkü, Allah’a denk olacaksınız.»
    Sonra, Havva o (meyve) lerden alıp yedi ve kocası uyandığında, şeytan’ın tüm
    dediklerini ona anlattı ve o da karısının sunduğu (meyve) leri alıp yedi. Bunun
    üzerine, yenilenler aşağı doğru inerken Allah’ın sözlerini hatırladı; bu
    sebepten, yemeği durdurmak isteğiyle elini, her insanın işareti bulunan boğazına
    götürdü.»

     

    41.

     

    Sonra, her ikisi de çıplak
    olduklarını anladılar; dolayısıyla utanıp, incir yaprakları alarak gizli
    yerleri için bir elbise yaptılar. Öğle vakti geçince, bak ki, Allah kendilerine
    göründü ve Adem’e seslenip dedi: *Adem, neredesin?»

     

    O
    cevap verdi: «Rabb(ım), huzurundan kendimi gizliyorum, çünkü,, ben ve karım
    çıplağız. Bu nedenle de, senin huzurunda bulunmaktan utanıyoruz.»

     

    Sonra
    Allah dedi: «Yediğiniz takdirde kirleneceğiniz ve cennette daha fazla
    kalamayacağınız meyveyi yemedikçe, sizi kim masumluğunuzdan soyup çıkarmıştır
    ki?» Adem cevap verdi: «Ey Rabb(ım), bana vermiş olduğun eş (zevce) yemem için
    yalvardı,


    ben de ondan
    yedim.»

    Sonra Allah kadına dedi: «Neden
    dolayı böyle (bir) yemeği kocana verdin?»

     

    Havva
    cevap verdi: «şeytan beni aldattı ve ben de yedim.» «Ama, bu mel’un nasıl girdi
    buraya?» dedi Allah.

     

    Havva
    cevap verdi: «Kuzey kapıda duran bir yılan onu benim yanıma getirdi.» Sonra
    Allah Adem’e dedi: «Madem ki sen karının sözünü dinledin ve meyveyi yedin,
    yeryüzü senin işlerinle lanetlensin, belâ bulsun; senin için iğnelikler ve
    dikenler bitirecektir o; ve yüzünün teriyle ekmek yiyeceksin. Ve toprak
    olduğunu hatırla ve yine toprağa döneceksin.» Ve Havva’ya da şöyle konuştu: «Ve
    şeytan’a kulak asıp, kocana yemeği veren sen, seni köle tutacak olan erkeğin
    egemenliği altmda yaşayacak ve doğum çekip, çocuklar dünyaya getireceksin.»

     

    Ve
    yılanı da çağıran Allah, Allah’ın kılıcını tutan meiek Mikâil’e seslenip dedi:
    «Önce Cennet’ten bu kötü yılanı çıkar ve dışarıda bacaklarını kes; ki yürümek
    isterse, yerde vücudunu sürüsün.» Ardından Allah, gülerek gelen şeytan’a
    seslendi ve ona dedi: «Madem sen meî’un, bunları aldattın ve kendilerini
    kirlettin, öyle ise ben de diliyorum ki, onların ve bana gerçekten tevbe edip
    kulluk yapacak çocuklarının tüm kirlilikleri bedenlerinden çıktıkta senin
    ağzından girsin ve böylece sen kirliliklerle doyasın.» şeytan sonra korkunç bir
    şekilde kükredi ve dedi : «Madem sen benim daha da kötü olmamı dilersin, ben de
    o zaman, elimden geleni arkama koymayacağım.»

     

    Sonra
    Allah dedi: «Defol mel’un, benim huzurumdan!» Sonra şeytan gitti; bunun üzerine
    Allah ağlamakta olan Adem’le Havva’ya dedi: «Siz de Cennet’ten çıkın ve
    cezanızı çekin ve ümidiniz de yok olmasın, çünkü ben, soyun şeytan’ın
    egemenliğini insan cinsinin üzerinden kaldıracak şekilde oğlunu göndereceğim.
    Çünkü o gelecek olan, kendisine her şeyi vereceğim benim elçimdir.»

     

    Allah
    gizlendi ve Melek Mikâil onlan Cennet’ten çıkardı. Bunun üzerine Adem,
    çevresine bakınarak kapının üstünde yazılı olan «Allah’tan başka ilâh yoktur ve
    Muhammed Allah’ın elçisidir» sözünü gördü. Bu nedenle, ağlayarak dedi: «Allah’ı
    razı edici olsun ki ey oğlum, çabucak gelesin ve bizi perişanlıktan
    kurtarasın.»

     

    42.

     

    Sonra
    bu konuşmanın ardından havariler ağladılar ve Isa da ağlıyordu. O sırada onu
    bulmaya gelen pek çok kişi gördüler; kâhinler onu konuşurken yakalamak için
    aralarında müşavere yapmış ve bu nedenle de, Levililerle yazıcıların bazılarını
    ona, «sen kimsin?» diye sormaya göndermişlerdi.

     

    Isa itirafta bulunup, gerçeği
    söyledi: «Ben mesih değilim.»

    Dediler: «îlya mısın? Yeremya mısın,
    yoksa eski peygamberlerden biri misin?»

    Isa cevap verdi: «Hayır.»

     

    Sonra
    dediler: «Kimsin sen? Bizi yollayanlara doğru şahitlikte bulunabilmemiz için
    bize söyle.»

     

    Sonra
    Isa dedi: «Ben bütün Yahudiye’de haykıran ve îşaya’da da yazılı olduğu gibi,
    «Rabb (in) Elçisi için yol açın» diye haykıran sesim.»

     

    Dediler:
    «Eğer sen Mesih veya îlya veyahut da herhangi bir peygamber değilsen, neden
    yeni akide vaz’eder ve kendini Mesih’ten daha çok saydırırsın?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Allah’ın benim elimde meydana getirdiği mucizeler, benim Allah’ın
    dilediği şeyleri konuştuğumu gösteriyor, ben, hiç bir zaman, sözünü ettiğiniz
    kişiden


     

    kendimi
    daha çok saydırmıyorum da Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce
    yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye gerçeğin
    sözlerini getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin ayakkabılarının iplerini veya
    çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.» Levililer şaşkınlık içinde
    ayrılıp gittiler ve ileri gelen kâhinlere her şeyi anlattılar da, (bunlar)
    dediler: «Onun sırtında her şeyi kendine anlatan cini var»

     

    Sonra
    îsa havarilere dedi: «Bakın, size diyorum, reisler ve halkımızın büyükleri bana
    karşı fırsat kolluyorlar.»

     

    Sonra Petrus dedi: «Öyleyse, bir
    daha Kudüs’e gitmeyin.»

     

    Bunun
    üzerine îsa ona dedi: «Sen budalasın ve ne söylediğini bilmiyorsun. Pek çok
    eziyetler çekmem gerek, çünkü, bütün peygamberler ve Allah’ın kutsal (kullar)’ı
    çekmişlerdir. Ama korkmayın, bizimle birlikte olanlar da vardır, bize karşı
    olanlar da.» Ve İsa böyle deyip ayrılarak Tabur dağına gitti ve oraya yanında
    Petrus, Yakub ve kardeşi Yuhanna’yla bunu yazan da çıktı. Bunun üzerine üstünde
    büyük bir nur parladı, elbiseleri beyaz kar gibi oldu ve yüce güneş gibi
    ışıldadı ve bir de ne görelim! Oraya cinsimiz ve kutsal şehir üzerine gelmesi
    gereken tüm şeylerle ilgili olarak îsa ile konuşan Musa ve llya gelmesinler mi?

     

    Petrus
    şöyle konuştu: «Rab, burada bulunmakla iyi ettik. Bu bakımdan, eğer dilerseniz,
    burada biri sizin için, biri Musa ve diğeri de îlya için üç çardak kuralım. Ve,
    o konuşurken, beyaz bir buîut üzerlerini örttü ve «Kendinden çok hoşnut olduğum
    kuluma bakın; onu dinleyin» diyen bir ses duydular.

     

    Havariler
    korkuya kapılarak, ölü (gibi) yüz üstü yere düştüler. îsa geldi ve havarilerini
    kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü Allah sizi seviyor ve benim sözlerime
    inanmanız için böyle yapmıştır.»

     

    43.  “Allah
    Herşeyden Önce Hz. Muhammedin Ruhunu Yarattı”

     

    İsa,
    aşağıda kendisini bekleyen sekiz havarisinin yanlarına vardı ve dört tanesi bu
    sekiz taneye bütün gördüklerini anlattılar; o gün hepsinin kalbinden îsa ile
    ilgili tüm kuşkular silindi, yalnız hiç bir şeye inanmayan Yehuda îskariyot
    hariç. îsa, dağın eteğinde bir yere oturdu ve ekmekleri olmadığından, hepsi dağ
    meyveleri yediler.

     

    Sonra
    Andreas dedi: «Bize Mesih hakkında çok şeyler söylediniz, bu nedenle, lütfen
    bize her şeyi açıkça anlatın.» Ve aynı şekilde diğer havariler de kendisine
    rica ettiler.

     

    Bunun
    üzerine İsa dedi: «Çalışan herkes, tatmin olacağı bir gaye için çakşır. Bu
    bakımdan size söylüyorum ki, Allah, kendinde hiç bir noksanlık olmadığı için
    tatmin olma ihtiyacı duymaz. Zaten O’nun kendinde kemal vardır. Ve işte,
    çalışmak dileğiyle O, her şeyden önce, yaratıklar Allah’ta rıza ve doygunluk
    bulsunlar diye, kendisi için tüm (kâinatı) yaratmaya karar verdiği Elçisi’nin
    ruhunu yarattı; ki, kulları olarak tayin ettiği tüm yaratıklarından elçisi haz
    ve sevinç duysun. Ve bu nedenle işte her şey bilip gördüğünüz gibi oldu. Ama O
    neden böyle olmasını diledi?

     

    «Bakın,
    size diyorum ki; her peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme Allah’ın
    rahmetinin işaretini götürmüştür. Ve sözleri de gönderildikleri insanların
    ötesine uzanmamıştır. Fakat, Allah’ın Elçisi geleceği zaman, Allah O’na kudret
    ve rahmetinin sonuymuş gibi verecek, o kadar ki, akidesini alacak olan tüm
    dünya kavimlerine rahmet ve selâmet götürecektir. Dinsizler üzerine güçle
    gidecek ve putatapıcılığı ezecek, o kadar ki, şeytan’ı kahredecektir; çünkü,
    Allah İbrahim’e böyle va’d etmiştir: «Dikkat et, senin


     

    soyunla
    yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım. Ve sen, Ey İbrahim, nasıl putları
    parça parça etmişsen, senin soyun da böyle yapacaktır.»

     

    Sonra
    şöyle soruldu: «Ey muallim, bu va’d kime verilmiştir, söyle bize; çünkü,
    Yahudiler «îshak’a» diyorlar, îsmaililer ise, «İsmail’e.»

     

    îsa cevap verdi: «Davud kimin
    oğluydu ve hangi soydandı?»

     

    Cevap
    verildi: «îshak’ın; çünkü, îshak Yakub’un babasıydı, Yakub da soyu Davud’a
    varan Yahuda’nın babasıydı.»

     

    Sonra îsa dedi: «Öyleyse, Allah’ın
    elçisi geleceği zaman, hangi soydan olacaktır?»

     

    Havariler
    cevap yerdiler: «Davud’un (soyundan).» Bunun üzerine Isa dedi: «Siz kendinizi
    aldatıyorsunuz; çünkü Davud, şöyle söyleyerek, ona ruhundan rab (efendi) der:
    Allah rabbına, «Ben düşmanlarına senin ayak taburen yapıncaya kadar sağ yanımda
    otur» dedi. Allah düşmanlarının ortasında rablık kazanacak olan asanı
    gönderecektir. «Eğer, sizin Mesih dediğiniz Allah ‘in Elçisi Davud’un oğlu ise,
    Davud O’na nasıl «rab» der? Bana inanın, size söylüyorum ki, va’d İsmail’e
    yapılmıştır, İshak’a değil.»

     

    44.  “Allahın
    Elçisi Muhammed Yaratılan Hemen Her Şeye Mutluluk Getirecek Bir

    Nurdur”

     

    Bunun
    üzerine havariler dediler: «Ey muallim, Musa’nın kitabında böyle, yani va’dın
    îshak’a yapılmış olduğu yazılıdır.»

     

    îsa,
    ah ederek cevap verdi: «Öyledir, ama onu Musa yazmadı, Yuşa da yazmadı onu
    Allah’tan korkmayan hahamlarınız yazdı. Bakın, size söylüyorum ki; melek
    Cebrail’in sözlerine baktığınızda yazıcılarınızın ve fakihlerinizin mel’anetini
    anlayacaksınız. Çünkü, Cebrail demiştir ki: «İbrahim, tüm dünya Allah’ın seni
    ne kadar sevdiğini biliyor; fakat, senin Allah’a oîan sevgini dünya nasıl
    bilecek? Mutlaka Allah sevgisi için bir şey yapman gerekiyor.» ibrahim cevap
    verdi: «Bak, Allah’ın kulu Allah’ın dileyeceği her şeyi yapmaya hazırdır.»

     

    «Sonra
    Allah İbrahim’e şöyle seslendi: «Oğlunu, ilk doğan (çocuğun) İsmail’i al ve
    dağa çıkıp onu kurban et.» Eğer, İshak doğduğu zaman İsmail yedi yaşında
    idiyse, o zaman İshak nasıl ilk doğan (çocuk) olmuş olur?»Ardından havariler
    dediler: «Bizim fakihlerimizin aldattığı ortada; bu bakımdan bize gerçeği
    anlat, çünkü, biz senin Allah tarafından gönderildiğini biliyoruz.»

     

    îsa cevap verdi: «Bakın, size
    söylüyorum ki, şeytan Allah’ın kanunlarını hükümsüz kılmak için çalışır durur;
    ve bu nedenle, yoldaşları olan sahte imanlı münafıklar ve yaşantıları şehvet
    peşinde geçen günahkârlarla birlikte, bugün hemen hemen her şeyi kirletmiş
    bulunmaktadır ki, pek az gerçeğe rastlanılmaktadır. Yazıklar olsun münafıklara,
    çünkü bu dünyanın övgüleri, cehennemde onlar için azaba ve hakarete
    dönüşecektir.

     

    «Bu
    nedenle size diyorum ki, Allah’ın elçisi, Allah’ın yarattığı hemen her şeye
    mutluluk getirecek olan bir nurdur; çünkü o, anlayış ve müşavere ruhuyla,
    hikmet ve kudret ruhuyla, korku ve sevgi ruhuyla, akıl ve itidal ruhuyla
    donatılmıştır; rahmet ve merhamet ruhuyla, adalet ve takva ruhuyla, yumuşaklık
    ve sabır ruhuyla donatılmıştır ki, bunlan o Allah’tan, bütün diğer
    yaratıklarına verdiğinden üç kat daha fazla almıştır. Ey, O’nun dünyaya
    geleceği kutlu zaman! İnanın bana, O’nun ruhunu görenlere Allah peygamberlik
    verdiğinden, her peygamber gibi ben de O’nu gördüm ve O’na saygı gösterdim.
    O’nu görünce, ruhum teselli ile doldu (ve) dedim: «Ey Muhammed, Allah seninle
    olsun ve beni


     

    ayakkabının
    bağlarını çözecek değerde kılsın. Buna ermekle ben de büyük bir peygamber ve
    Allah’ın kutsal bir (kul)’u olacağım.» Ve îsa böyle deyip, Allah’a şükretti.

     

    45.

     

    Sonra,
    melek Cebrail; Isa’ya geldi ve O’na, bizim sesini duyabileceğimiz bir şekilde
    seslendi: «Kalk ve Kudüs’e git!»

     

    İsa,
    bu emre uyarak çıktı ve Kudüs’e gitti. Yedinci gün mabede girerek, halka
    öğretmeye başladı. Bunun üzerine insanlar akın akın mabede geldiler. İçlerinde
    bulunan başkâhin ve kâhinler Isa’ya yaklaşarak, dediler : «Ey muallim,
    hakkımızda kötü şeyler diyormuşsun; bu bakımdan dikkat et de, başına bir
    kötülük gelmesin.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Dikkat edin, size diyorum, ben münafıklar hakkında kötü
    konuşuyorum; eh, siz de münafıksanız, sizin aleyhinizde de konuşurum.» Cevap
    verdiler: «Kim bir münafıktır? Bize açıkça anlat.»

     

    İsa
    dedi: «Bakın, size diyorum ki, insanlar kendini görsün diye iyi bir şey yapan
    kişi münafıktır. Öyle ki» yaptığı iş insanların göremediği kalbe işlemez, orada
    ancak her türlü kötü düşünce ve her türlü kirli şehvet kalır. (Şimdi) bildiniz
    mi münafığın kim olduğunu? Diliyle Allah’a kulluk ederken, kalbiyle insanlara
    kulluk eden kişi münafıktır. Ey zavallı adam! Ölünce, bütün kazandıklarını
    yitirecek. Bu konuda Davud peygamber der: «Reislere güven bağlamayın. Kendileri
    için kurtuluş olmayan insan oğullarına da (güven bağlamayın). Çünkü ölürken
    düşündükleri yok olur. Heyhat, ölmeden önce kendilerini mükâfattan yoksun
    bulurlar, çünkü Allah’ın peygamberi Eyyub’-un dediği gibi: «İnsan gelici
    geçicidir, hiç bir zaman bir kalışta kalmaz.» Öyle ki, bugün seni övse, yarın
    kötüler, bugün seni ödüllendirmek istese, yarın malını elinden almak ister.
    Yazıklar olsun öyleyse münafıklara, çünkü onların kazandığı boşunadır.
    Huzurunda durduğum Allah vardır ve hayattadır ki, münafık soyguncudur ve
    saygısızdır, (sahtekârdır), o kadar ki, iyi görünmek için kanundan yararlanır
    ve hamd, sena ve şan ebediyyen yalnızca kendine ait olan Allah’ın şanını çalar.

     

    «Size
    daha da söylüyorum ki, münafığın inancı yoktur, öyle ki, eğer Allah’ın her şeyi
    gördüğüne ve kötülüğü korkunç bir hükümle cezalandıracağına inanmış olsa,
    inanmadığı için kötülüklerle doldurduğu kalbini arıtır. Bakın, size diyorum ki,
    münafık, dıştan beyaz (görünen), fakat içi çürük, küf ve solucanlarla dolu bir
    mezardır. Size gelince ey kâhinler, Allah sizi yarattığı ve sizden istediği
    için Allah’a kulluğunu yerine getiriyorsanız, size lâfım yok, çünkü siz
    Allah’ın kullarısınız; fakat, her şeyi kazanç için yapıyor ve Allah’ın
    mabedinin soyguncular mağarasına çevirdiğiniz bir ticaret değil, ibadet evi
    olduğuna bakmadan pazarda olduğu gibi mabette de alış verişte bulunuyorsanız,
    her şeyi insanları memnun etmek için yapıyor ve Allah’ı aklınızdan
    çıkarıyorsanız, o zaman size haykırarak diyorum ki, siz Allah aşkı için
    babasının evini terkeden ve kendi oğlunu kesmek isteyen ibrahim’in değil,
    şeytan’ın çocuklarısınız. Eğer böyleyseniz, yazıklar olsun size ey kâhinler ve
    fakihler, çünkü Allah kâhinliği sizden alacaktır!»

     

    46.

     

    Isa
    konuşmasını şöyle sürdürdü: «Önünüze bir mesel koyuyorum. Bir aile reisi bir
    bağ dikmiş ve hayvanlar tarafından çiğnenip ezilmesin diye etrafını çevirmişti.
    Ve, orta yere de şarap çıkarmak için mengene koymuştu ve buradan çiftçilere
    şarap verecekti. Gel


     

    zaman, şarabın biriktirilme
    vakti gelince hizmetçilerini yolladı. Bunları gören çiftçiler bazılarını
    taşladı, bazılarını yaktı ve diğerlerini de bıçakla delik deşik ettiler. Ve
    bunu defalarca yaptılar. Söyleyin bana, bağın sahibi çiftçilere ne yapsın
    şimdi?»

     

    Herkes
    cevap verdi: «En kötü biçimde hepsini yok eder ve bağını başka çiftçilere
    verir.» Bunun üzerine îsa dedi: «Bağın İsrail ailesi ve çiftçilerin ise
    Yahudiye ve Kudüs halkı olduğunu bilmez misiniz? Yazıklar olsun size, Allah
    sîze gazap etmektedir, Allah’ın bu kadar peygamberinin karnını yardınız; öyle
    ki, Ahab zamanında Allah’ın kutsal (kul)larını gömecek tek bir kişi
    bulun(a)mıyordu.!»

     

    Ve,
    Isa böyle deyince, kâhinler onu yakalamak istedilerse de, kendisini yücelten
    halktan korktular.

     

    Sonra Isa, doğuştan başı öne
    doğru eğik bir kadın görüp, dedi: «Allah’ın adıyla başını kaldır ey kadın, ki
    şunlar, benim doğruyu söylediğimi ve benim O’nun dilediği şeyleri bildirdiğimi
    anlayabilsinler.»

     

    Sonra kadın Allah’ı ta’zim ederek,
    başını tümüyle kaldırdı.

     

    Başkâhin
    bağırdı: -Bu adam Allah’ın göndermesi değildir, bakın, Sebt’i tanımıyor, çünkü
    sakat bir kişiyi iyileştiriyor bugün.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Şimdi söyleyin bana, yedinci (Sebt) günde konuşmak ve
    başkalarının kurtulması için dua etmek meşru değil midir? Sebt günü eşeği ve
    öküzü bir hendeğe kaçtığında, onu Sebt günü- (kaçtığı yerden) çekip
    çıkarmayacak kim vardır içinizde? Emînim ki, hiç kimse. Ve ben, bir İsrail
    kızına sıhhat kazandırmakla yedinci günü bozmuş mu oluyorum? Evet işte, burada
    münafıklığınız kesinkes ortaya çıkıveriyor! Ah, kendi üzerinde başını kesmek
    için bir pala durup dururken, başkasının gözüne bir saman çöpü gelip de
    çarpacak diye korkan nice kişi vardır bugün. Ah, bir karıncadan korkarken bir
    fili önemsemeyen nice nice insan vardır!»

     

    Ve
    İsa bunları söyleyip mabetten çıktı. Fakat, ele geçirip, babalarının Allah’ın
    kutsal (kul) larına yaptığı gibi, ona istediklerini yapamayan kâhinler kendi
    aralarında öfkeden kuduruyorlardı.

     

    47.

     

    îsa,
    peygamberlik görevinin ikinci yılında Kudüs’ten çıkıp Nain’e gitti. Şehrin
    kapısına yaklaştığı sırada, ahali, herkesin ölümüne ağladığı dul bir annenin
    tek oğlunu mezara götürüyordu. Bu sırada îsa şehre gelmiş bulunuyordu. Ve halk,
    Galileli bir peygamber olan İsa’nın geldiğini anlayıp, ölüyü bir peygamber
    olduğundan kaldırabilir diyerek, kendisine yalvarmaya koyuldular. Isa çok
    korktu ve Allah’a yönelerek dedi: «Beni bu dünyadan al ey Rabb (im), çünkü
    dünya delirmiş, nerdeyse bana tanrı diyecekler!» Ve İsa böyle deyip ağladı.

     

    Sonra
    melek Cebrail gelip dedi: «Ey İsa, korkma, çünkü Allah sana her sakat (ve
    noksanlık) üzerine güç vermiştir, o kadar ki, senin Allah adıyla bahşedeceğin
    her şey tümüyle yerine gelecektir.» Bunun üzerine îsa iç çekip, dedi: «Sen ne
    dilersen olur, Rabb Allah kadir ve rahimdir.» Böyle deyip ölünün annesine
    yaklaştı ve ona acıyarak dedi: «Kadın, ağlama.» Ve ölünün elini tutarak, dedi:
    «Sana diyorum genç, Allah’ın adıyla iyileşip kalk!»

     

    Sonra,
    çocuk yeniden canlandı ve bunun üzerine herkes korkuya kapılıp, dediler: «Allah
    içimizden büyük bir peygamber seçip çıkardı ve halkını ziyaret etti.»


    48.

     

    Bu
    sırada Roma ordusu Yahudiye’de olup, memleketimiz atalarımızın günahları
    yüzünden onlara bağlıydı. Şimdi, Romalıların adetiydi ki, halka yararlı yeni
    bir şey yapan tanrıya seslenip ibadet ederlerdi. Ve, Nain’de bulunan bu
    askerlerin (bazıları) da bir ötekini, bir berikini paylıyor ve,
    «Tanrılarınızdan biri sizi ziyaret etti ve siz buna hiç önem vermediniz. Eğer,
    bizim tanrılarımızdan biri bizi ziyaret edecek olsa, biz ona elimizde olan her
    şeyimizi veririz. Bizim tanrılarımızdan ne kadar korktuğumuzu görüyorsunuz.
    Onların heykellerine (suretlerine) sahip olduğumuz şeylerin en iyisini
    veriyoruz.» diyorlardı. Nain halkı arasında en ufak bir fesat çıkaramayan
    şeytan, bu tür konuşmaları teşvik ediyordu. Ama îsa Nain’de hiç oyalanmayıp,
    Kefernahum’a döndü. Nain’de anlaşmazlıklar öyle bir kerteye gelmişti ki
    bazıları, «Bizi ziyaret eden Allah’ımız» derken, bazıları «Allah görünmez, öyle
    ki, O’nu kimse görmemiştir, kulu Musa bile; o halde o Allah değil, ama O’nun
    oğludur» diyordu. Bir diğerleri de, «O Allah değil, Allah’ın oğlu da değildir,
    çünkü Allah’ın baba olacak bedeni de yoktur ayrıca; O, sadece Allah’ın bir
    peygamberidir.» diyordu.

     

    Ve,
    böyle kışkırtmalarda bulunuyordu İsa’nın peygamberliğinin üçüncü yılında
    şeytan; öyle ki, bu (kışkırtmalar) dan halkımızın başına büyük bir yıkım
    (gelecekti) .

     

    İsa
    Kefernahum’a gitti; burada ahali, (kendisinin geldiğini) öğrenince tüm
    hastalarını toplayıp, İsa’nın havarileriyle birlikte kaldığı (evin)
    sundurmasının önüne koydu. Ve İsa’yı dışarı çağırıp, hastalara sıhhat için
    ricada bulundular. Sonra, îsa ellerini her birinin üzerine koyup, dedi: «Kutsal
    adınla İsrail’in Rabbı, bu hastaya sıhhat ver.» Böyle böyle hepsi iyileşti.

     

    Sebt gün İsa havraya girdi ve tüm
    halk konuştuğunu duymak üzere buraya koşuştu.

     

    49.

     

    Yazıcı
    o gün Davud’un mezmurunu okudu, (şöyle) diyordu Davud orada: «Bir zaman
    bulduğumda dosdoğru hükmedeceğim.» Ardından, peygamberleri okuduktan sonra İsa
    kalktı ve elleriyle sus işareti yapıp, ağzını açarak şöyle konuştu: «Kardeşler,
    babamız Davud’un, bir zaman bulduğunda dosdoğru hükmedeceğini söyleyen
    sözlerini duydunuz. Size gerçekten diyorum ki, pek çok hakim hükmünde,
    kendileri için uygun düşmeyen hüküm vermek ve kendileri için uygun düşene de
    zamanından önce hükmetmekten başka bir nedenle (yanılgıya) düşmez. Bu bakımdan,
    babalarımızın Allah’ı peygamberi Davud aracılığıyla bize şöyle7 bağırır:
    «Adaletle hükmedin ey insanoğullan.» Bundan dolayı, cadde köşelerinde oturup
    da, gelen geçen için, «Şu güzeldir, şu çirkindir, şu iyidir, bu kötüdür»
    demekten başka bir şey yapmayanlar zavallılardır. Yazıklar olsun onlara, çünkü
    onlar, «Ben şahidim ve hakimim ve şanımı kimseye vermem» diyen Allah’ın elinden
    hükmünün asasını kapıp alırlar. Bakın, size söylüyorum ki, bunlar görmedikleri
    ve gerçekten duymadıkları (şeylere) şahitlik ederler ve kendilerine yetki
    verilmeden hükümde bulunurlar. Bu nedenle, yerde olanlar Allah’ın gözüne
    iğrençtirler ve (Allah) son günde kendileri için korkunç hükmünü verecektir.
    Yazıklar olsun size, yazıklar olsun hayır ve şerden söz edip, hayrın yazarı
    olan Allah’a suç isnad ederek, şerre hayr diyenlere ve tüm şerlerin kaynağı
    olan şeytan’ı haklı çıkaranlara! Ne ceza göreceğinizi düşünün ve kötüyü para
    için haklı çıkaran ve yetimlerle dulların davasına bakmayanlar üzerine gelecek
    olan Allah’ın hükmüne düşmek ne korkunçtur, (düşünün)! Size diyorum, size,


     

    öyle
    korkunç olacaktır ki bu,-tüm şeytanlar bu hüküm karşısında titreyecektir. Ey
    sen, hüküm makamında oturan insan, hiç bir şeye bakma, ne yakına, ne dosta, ne
    şerefe, ne kazanca sadece, Allah korkusuyla, en büyük dikkatle araştıracağın
    gerçeğe bak, çünkü, Allah’ın hükmünde seni kurtaracak olan budur. Ben seni
    uyarıyorum ki, merhametsiz hükmedene, (yine) merhametsizce hükmedilecektir.»

     

    50.

     

    «Söyle
    bana ey başkasını yargılayan adam, bütün insanların menşeinin aynı çamurdan
    olduğunu bilmez misin? Yalnızca Allah’tan başka hiç bir şeyin iyi olmadığını
    bilmez misin? Bu bakımdan, her insan, bir yalancı ve bir günahkârdır. înan bana
    ey adam, eğer sen bir hatadan dolayı başkalarını yargılıyorsan, kendi kalbinin
    de aynı nedenle yargılanması gerekir. Ah, ne tehlikeli bir şeydir yargılamak,
    ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış yargılarından dolayı! şeytan, insanın
    kendinden daha değersiz olduğuna hükmetti de, yaratanı Allah’a karşı isyan etti
    ve kendisiyle konuşurken öğrendiğim gibi, bu davranışından dolayı da tevbekâr olmadı,
    ilk annebabamız şeytan’ın sözüne iyi hükmü verdiler ve bu nedenle Cennet’ten
    atılarak, tüm nesillerini de mahkûm ettiler. Bakın, size söylüyorum, huzurunda
    durduğum Allah sağ ve diridir ki, yanlış hüküm tüm günahların babasıdır. Öyle
    ki, kimse iradesi dışında günah işlemez ve kimse de bilmediği şeyi dilemez. Bu
    nedenle, günaha değerli ve sevaba değersiz hüjanü veren ve böylece sevabı
    reddedip günahı seçen hüküm sahibi günahkârlara yazıklar olsun! Emin olun ki,
    Allah’ın dünyayı yargılama zamanı geldiğinde katlanılmaz bir cezayı çekecektir
    o. Ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış hüküm nedeniyle va kaç kişi daha helak
    olacaktır (aynı sebepten)! Firavun, Musa ve İsrail kavmine dinsizler hükmünü
    verdi; Saul Davud’un ölüme lâyık olduğuna hükmetti; Ahab îlya’-yı yargıladı,
    Buhtunnasır ise yalancı tanrılarına tapınmayan üç çocuğu (yargıladı). îki
    büyükler Susanna’-yı yargıladılar ve bütün putatapıcı reisler peygamberleri
    yargıladılar. Ah, Allah’ın azametli hükmü! Yargılayan helak olur, yargılanan
    kurtulur. Ve, ey insan, aceleyle değilse, neden suçsuz aleyhinde hükmederler?
    iyilerin yanlış hüküm vermeleri nedeniyle nasıl helake yaklaştıklarını, kendini
    Mısırlılara satan Yusuf’un kardeşleri ve kardeşlerini yargılayan Harun ve
    Musa’nın kız kardeşi Miriyam gösteriyor. Eyüb’ün üç arkadaşı, suçsuz
    arkadaşları Eyub’u yargıladılar. Davud Mefibeset ve Uriyah’ı yargıladı. Sirus
    Danyal’ın arslanlara et olmasını hükmetti ve daha pek çokları aynı sebepten
    helak olmaya yaklaştılar. Bu nedenle size diyorum, yargılamayın ki, yargılanmayasınız.»
    Ve sonra, îsa bu konuşmasını bitirince, pek çokları hemen tevbeye gelip,
    günahlarına ağladılar; ve onunla gelmek için her şeylerinden seve seve vaz
    geçeceklerdi. Fakat îsa dedi: «Evlerinizde kalın ve günahı bırakıp, korkarak
    Allah’a kulluk edin; böylece kurtulursunuz; çünkü ben kendime hizmet edilsin
    diye değil, aksine, hizmet etmek için geldim.»

     

    Ve
    İsa bunu deyip, havradan ve şehirden çıkarak, ibadet .etmek için çöle çekildi,
    çünkü o yalnızlığı (ve tenhayı) çok seviyordu.

     

    51.

     

    Rabb’e ibadet ettiğinde havarileri
    gelip dediler: «Ey muallim, bilmek (istediğimiz) iki şey

     

    var:
    Biri, tevbekâr değildir dediğiniz şeytan’la nasıl konuştuğunuz; diğeri de,
    Hüküm Günü*nde Allah hükmetmek için nasıl gelecektir?»


     

    İsa
    cevap verdi: «Bakın, söylüyorum size, düştüğünü bildiğimden şeytan’a karşı
    merhametim vardı ve günaha ittiği insan cinsine karşı da merhametim vardı. Bu
    nedenle, Allah’ımız için namaz kılıp oruç tuttum ve O bana meleği Cebrail
    aracılığıyla dedi, «Ne ararsın ey Isa, istediğin nedir?» Cevap verdim: «Rabb
    (ım)/şeytan’ın ne serlere neden olduğunu ve onun iğvalanyla pek çoklarının
    helâka sürüklendiğini bilirsin; o, Sen’in yarattığın bir yaratığındır Rabb
    (im), bu nedenle Rabb(ım) O’na merhamet et.»

     

    Allah
    cevap verdi: «îsa, bak O’nu bağışlayacağım. Yalnızca O’na, «Rabb (im) Allah,
    ben günah işledim, bana merhamet et» dedirt, o zaman O’nu bağışlayacak ve ilk
    durumuna iade edeceğim.»

     

    «Bu barışı çoktan gerçekleştirdiğime
    inanarak, çok sevindim» dedi îsa.

    «Bu nedenle şeytan’ı çağırdım ve
    gelip dedi: Senin için ne yapmam gerek ey îsa?»

     

    Cevap
    verdim: «Kendin için yapacaksın, ey şeytan, çünkü senin hizmetlerini
    sevmiyorum, ama seni iyiliğin için çağırdım.»

     

    şeytan
    cevapladı: «Sen benim hizmetlerimi arzulamıyorsan, ben de seninkileri
    arzulamıyorum; çünkü ben senden daha soyluyum,» bu bakımdan, sen bana hizmet
    edecek değerde değilsin sen çamursun, halbuki ben ruhum.»

     

    «Bunu
    bırakalım» dedim, «ve söyle bana, ilk güzelliğine ve ilk durumuna dönmen iyi olmaz
    mı? Melek Mikâil’in Hüküm Günü’nde sana Allah’ın kılıcıyla yüz bin defa vurması
    gerektiğini, (vuracağını) ve her vuruşun sana on cehennem azabı vereceğini
    bilmelisin.» şeytan cevapladı: «O gün kimin daha çok şey yapabileceğini
    göreceğiz; ben kesinlikle yanıma pek çok melek ye Allah’ı ta’ciz edecek en
    güçlü putatapıcıları alacağım ve O, pis bir çamur (parçası) uğruna beni sürgün
    etmekle ne büyük bir hata işlemiş olduğunu bilecektir.»

     

    Sonra dedim: «Ey şeytan, sen zihnen
    sakatsın ve ne dediğini bilmiyorsun.» Sonra, şeytan alay eder biçimde başını
    sallayarak dedi: «Gel şimdi, benimle Allah arasında bu barışı yapalım; sen
    madem zihnen sağlamsın, ne yapılması gerekiyor söyle ey İsa.»

     

    Cevap verdim: «Yalnızca iki sözün
    söylenmesi gerekli.»

    şeytan cevapladı: «Hangi sözlerin?»

    Cevap verdim: «Şunlar: Günah
    işledim; bana merhamet et.»

     

    Sonra
    şeytan dedi: «Eğer Allah bu sözleri bana söyleyecek olursa, ben şimdi bu banşı
    seve seve yapacağım.»

     

    «Şimdi
    defol buradan» dedim, «Ey mel’un, sen bütün zulüm ve günahların habis
    yazarısın, fakat Allah, adil ve günahsızdır.»

     

    şeytan
    çığlık atarak ayrıldı ve dedi: «Öyle değil ey İsa, ama sen Allah’ı memnun etmek
    için yalan söylüyorsun.»

     

    «Şimdi
    zihninizde tartın (bakalım)» dedi İsa havarilerine, «o nasıl merhamet görecek?»
    Cevap verdiler: «Asla, Rab, çünkü o tevbekâr değildir. Şimdi de bize Allah’ın
    hükmünden söz edin.»

     

    52.
    Kıyametin Kopuşu

     

    «Allah’ın
    Hüküm Günü öylesine korkunç olacaktır ki, bakın size söylüyorum, günahkârlar,
    Allah’ın kendilerine kızgın kızgın konuşmasını, duymaktansa, hemen on cehennemi
    seçeceklerdir. Onlara karşı bütün yaratıklar şahitlik edecektir. Bakın, size
    diyorum ki, yalnızca günahkârlar korkmakla kalmayacak, Allah’ın seçilmiş
    (kulları) ve


     

    velîler
    (korkacak), öyle ki, İbrahim takvasına güvenmeyecek, Eyüp günahsızlığına itimad
    etmeyecek. Ve, ne diyorum? Allah’ın Elçisi bile korkacak, şu sebepten ki,
    Allah, ululuğunu bildirmek için, Allah’ın kendisine her şeyi nasıl vermiş
    olduğunu hatırlamasın diye Elçisini hafızadan yoksun bırakacak. Bakın, size
    diyorum ki, bütün kalbimle söylüyorum, dünya (dakiler) bana tanrı
    diyeceklerinden ve bundan dolayı açıklamada bulunmam gerekeceğinden ben
    titriyorum. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, ben de diğer
    insanlar gibi ölümlü bir insanım; Allah beni, hastalar şifa bulsun, günahkârlar
    doğrulsun diye İsrail ailesi üzerine peygamber yapmışsa da, ben Allah’ın
    kuluyum ve siz, benim dünyadan ayrılmamdan sonra, şeytan’ın çalışmalarıyla
    benim kitabımdaki gerçeği iptal edecek olan şu habislere karşı nasıl
    konuştuğuma şahitsiniz. Fakat, ben sonlara doğru döneceğim ve benimle birlikte
    Enoh’la İlya da gelecek ve sonları meş’um olacak habisler karşısında delil ve
    şahit olacağız.» Ve, îsa böyle deyip, göz yaşı döktü, bunun üzerine havariler
    hüngür hüngür ağlayıp, seslerini yükselterek dediler: «Bağışla ey Rabb(ımız)
    Allah ve suçsuz kuluna merhamet et.» îsa karşılık verdi: «Amin, Amin.»

     

    53.

     

    «Bu
    günden önce» dedi İsa, «dünyanın üzerine büyük bir belâ gelecektir; öylesine
    amansız ve acımasız bir savaş olacak ki, insanlar arasındaki ayrılık ve
    gruplaşmalar nedeniyle, baba oğulu öldürecek, oğul babayı öldürecektir. Bu
    şekilde şehirler yerle bir edilecek ve kırlar çöl olacaktır. Öylesine salgın
    hastalıklar baş gösterecek ki, ölüleri taşıyacak kimse bulunmayacak ve
    hayvanlara yem olsun diye terk edilecekler. Yeryüzünde kalanlara Allah öylesine
    bir kıtlık gönderecek ki, ekmek altından daha kıymetli olacak ve her türlü pis
    şeyleri yiyecekler. Ey, hiç kimseden, «günah işledim, bana merhamet et ey Allah
    (im)» sözünün duyulmayacağı, fakat, korkunç seslerle, her zaman azametli ve
    Sübhan olan (Allah’a) küfredileceği zavallı çağ!»

     

    «Bundan
    sonra, o gün yaklaşırken, yeryüzünün sakinleri üzerine, onbeş gün süreyle her
    gün korkunç bir işaret gelecek. İlk gün, güneş gökteki yörüngesinde ışıksız,
    fakat kumaş boyası gibi siyah olarak seyredecek; ve bir babanın ölmekte olan
    oğluna ah-vah ettiği gibi, ah-vah edecek. İkinci gün, ay kana dönecek ve kan
    yeryüzüne çığ gibi inecek. Üçüncü gün, yıldızların düşman orduları gibi,
    aralarında savaştıkları görülecek. Dördüncü gün, taşlar ve kayalar, vahşî
    düşmanlar gibi birbirleri üzerine hücum edecekler. Beşinci gün, her bitki ve ot
    kan ağlayacak. Altıncı gün, deniz (ler) yüzelli gez (kadar) yükselip, bütün gün
    öyle duvar gibi kalacaklar. Yedinci gün, tersine pek az görülebilecek kadar
    derine batacaklar. Sekizinci gün, kuşlarla yeryüzünün ve suların hayvanları bir
    araya gelip, feryat ve figan edecekler. Dokuzuncu gün, öylesine korkunç bir
    dolu fırtınası olacak ki, ancak canlıların onda biri kalacak şekilde her şeyi
    öldürecek.-Onuncu gün, öylesine korkunç yıldırımlar ve gök gürlemeleri meydana
    gelecek ki, dağların üçte bir parçası yarılıp kavrulacak. On birinci gün, her
    ırmak geriye doğru akacak ve su yerine kan akıtacak. On ikinci gün, her canlı
    figan edip, inleyecek. On üçüncü gün, gök kitap gibi dürülecek ve her canlının
    ölmesi için ateş yağdıracak. On dördüncü gün, öylesine korkunç bir deprem olacak
    ki, dağların tepeleri kuşlar gibi havada uçuşacak ve bütün yeryüzü bir ova
    haline gelecek. Onbeşinci gün, kutsal melekler ölecek ve Allah tek başına
    hayatta kalacak şan, şeref ve azamet O’-nundur.»

     

    Ve Isa böyle deyip, her iki eliyle
    yüzünü tokatladı ve başını yere vurdu. Ve, başını


     

    kaldırıp, dedi: «Benim
    sözlerime, benim Allah’ın oğlu olduğumu katanlara lanet olsun.» Bu sözler
    üzerine havariler ölüler gibi yere kapandılar, bunun üzerine îsa onlan
    kaldırıp, dedi: «O günde korkuya kapılmak istemiyorsak, şimdi Allah’tan
    korkalım.»

     

    54. Hüküm
    Günü

     

    «Bu
    işaretler geçince, dünya üzerine kırk gün karanlık olacak, yalnızca yaşayan
    Allah’tır (o gün), şan ve azamet ebediyyen O’nadır. Kırk gün geçince Allah,
    tekrar güneş gibi, fakat bin güneş kadar parlak kalkacak olan Elçisi’ne hayat
    verecek. O, oturacak ve konuşmayacak, çünkü kendinden geçmiş gibi olacak.
    Allah, sevdiği dört meleği yeniden diriltecek ve onlar Allah’ın elçisini
    arayacak. Bulunca da, kendisine göz kulak olmak için (bulunduğu yerin) dört
    yanına yerleşecekler. Ardından, Allah tüm meleklere hayat verecek ve Allah’ın
    Elçisinin çevresinde arılar gibi dönerek gelecekler. Bundan sonra, Allah tüm
    peygamberlerine hayat verecek ve Adem’in ardından hepsi Allah’ın Elçisi’nin
    elini öpmeye gidecek ve kendilerini O’nun himayesine bırakacaklar. Sonra, Allah
    tüm seçkin (kullarına) hayat verecek ve (şöyle) bağıracaklar: «Ey Muhammed,
    bizi hatırından çıkarma!» Bu bağırışmalar üzerine Allah’ın elçisinde acıma
    duygusu uyanacak ve kurtuluşları için endişelenecek, ne yapması gerektiğini
    düşünecek. Bunun ardından, Allah her yaratılmışa hayat verecek ve önceki
    varlıklanna dönecekler, fakat herkes, aynca konuşma gücüne sahip olacak. Sonra,
    Allah tüm günahkârlara (fasık, facir, kâfir, münafık) hayat verecek, yeniden
    dirildiklerinde çirkinliklerine bakarak, Allah’ın tüm yaratıkları bağıracaklar:
    «Rahmetin bizi bırakmasın, ey Allah’ımiz Rabb.» Bunun ardından, Allah şeytan’ı
    diriltecek ve onu görünce, görünümünün iğrençliğinden korkarak, her yaratık ölü
    gibi olacak. «Allah razı olsun ki» dedi İsa, «bu canavarı ben o gün görmem,
    yalnızca Allah’ın Elçisi bu tür şekillerden korkuya kapılmayacak, çünkü O
    sadece Allah’tan korkacak.»

     

    Sonra,
    surunun sesiyle herkesin dirileceği melek, suruna yeniden üfürüp, diyecek:
    «Hüküme gelin ey yaratıklar, çünkü Yaratıcı’nız sizi yargılamak diliyor!»
    Ardından, göğün ortasında, Yehoşafat vadisi üzerinde ışıldayan bir taht
    belirecek ve üzerine beyaz bir bulut gelecek, bunun üzerine melekler
    bağıracaklar: «Sen, bizi yaratan ve bizi şeytan’ın kaydırmasından koruyan
    Allah’ımızı tesbih ve ta’zim ederiz.» Sonra, Allah’ın elçisi korkacak, şu
    sebepten ki, kimsenin gerektiği kadar Allah’ı sevmemiş olduğunu algılayacak.
    Çünkü, karşılığında bir parça altın alacak olanın altmış akçesi olmalı; öyle
    de, eğer bir akçeden başka bir şey yoksa, karşılığında bir şey alamıyacaktır.
    Ya, Allah’ın Elçisi de korkacak olursa, kötülük ve pislik dolu dinsizler ne
    yapacak?»

     

    55.

     

    «Allah’ın
    Elçisi tüm peygamberleri toplamaya çıkacak, onlarla konuşup, kendilerinden
    mü’minler için birlikte Allah’a yalvarmaya gitmelerini rica edecek. Ve, hepsi
    de korkuyla özür dileyecek; Allah sağ ve diridir ki, bildiğim şeyi bilerek ben
    de gitmeyeceğim. Sonra Allah bu durumu görüp, Elçisi’ne her şeyi nasıl O’nun
    sevgisi için yarattığını hatırlatacak ve böylece korkusu gidecek ve melekler,
    «Ey Allah, Allah’ımız, Senin kutsal adını tesbih ederiz» diye söyleşirken,
    sevgi ve saygıyla tahta yaklaşacak.»

     

    «Ve,
    tahta yaklaştığında, Allah Elçisi’ne, uzun zamandır bir araya gelmemiş bir
    dostun bir dosta (açtığı) gibi açacak. İlk konuşan Allah’ın elçisi olacak ve
    diyecek ; «Ey


     

    Allah’ım,
    seni seviyor ve sana ibadet ediyorum; bütün kalbim ve ruhumla, beni kulun
    olarak yaratmak lûtfunda bulunduğun ve her şeyde, her şey için ve her şeyin
    üstünde seni seveyim diye her şeyi benim sevgim için yarattığından dolayı sana
    hamd ederim; bu bakımdan, bütün yaratıkların Sana sena etsinler, ey Allah’ım.»
    Sonra, Allah’ın yarattığı her şey diyecek: «Sana hamd ederiz ey Rabb ve kutsal
    adını tesbih ederiz.» Bakın, size diyorum ki, şeytan’Ia birlikte cinler ve
    tevbe etmeyenler o zaman öyle ağlayacaklar ki, her birinin gözlerinden akan su,
    Erden ırmağının suyundan daha çok olacak. Ve Allah’ı da görmeyecekler.

     

    «Ve,
    Allah Elçisi’ne konuşarak, diyecek: «Hoş geldin, ey benim imanlı kulum; şimdi
    ne dilersen iste benden, çünkü her şeyi elde edeceksin.»

     

    Allah’ın
    Elçisi cevap verecek; *Ey Rabb (ım), hatırlıyorum ki, beni yarattığın zaman, benim
    sevgim için, ben kulun aracılığıyla Seni yüceltsinler diye dünyayı ve cenneti,
    melekleri ve insanları yaratmak istediğini söylemiştin. Bu bakımdan rahîm ve
    adil olan Rabb (ım) Allah, sana, kuluna yapılan va’dı hatırlaman için
    yalvarıyorum.»

     

    Ve
    Allah, dostuyla şakalaşan bir dost gibi cevap verecek ve diyecek: «Buna
    şahitlerin var mı dostum Muhammed?» Ve, o saygıyla diyecek: «Evet Rabb (im).»
    Sonra, Allah cevap verecek, «Git, çağır onları ey Cebrail.» Melek Cebrail
    Allah’ın Elçisi’ne gelip, diyecek : «Efendi, şahitlerin kimdir?» Allah’ın
    Elçisi cevap verecek: «Adem, ibrahim, İsmail, Musa, Davud ve Meryem oğlu İsa.»

     

    Sonra,
    melek gidecek ve adı geçen şahitleri çağıracak, korkuyla oraya gidecekler. Ve,
    hazır olduklarında, Allah onlara diyecek; «Elçimin iddia ettiği şeyi hatırlıyor
    musunuz?» Cevap verecekler; «Hangi şeyi ey Rabb (ımız)?» Allah diyecek: «Bütün
    şeyler kendi aracılığıyla bana sena etsinler diye, her şeyi O’nun sevgisi için
    yarattığımı.» Sonra, onların hepsi cevap verecekler: «Bizimle birlikte, bizden
    daha iyi üç şahit daha var, Rabb (imiz).» Bunun üzerine, Allah cevaplayacak :
    «Kimlerdir bu üç şahit?» Sonra, Musa diyecek : «Bana verdiğin kitab ilkidir»;
    ve Davud diyecek: «Bana verdiğin kitab ikincisidir»; ve size konuşan diyecek :
    «Rabb (ım), şeytan tarafından aldatılan tüm dünya, benim senin oğlun ve
    yoldaşın olduğumu söyledi ve fakat, bana verdiğin kitab, gerçekte benim senin
    kulun olduğumu söylüyordu; ve bu kitab, «Bana verdiğin kitap da böyle der, ey
    Rabb (im).» Ve, Allah’ın Elçisi bunu söyleyince Allah konuşup, diyecek: «Şimdi
    yapmış olduğum şeylerin hepsini herkesin seni ne kadar çok sevdiğimi bilmesi
    için yaptım.» Ve, böyle konuştuktan sonra, Allah Elçisine, içinde bütün
    seçilmiş kul (ların) adı yazılan bir kitab verecek. Bunun üzerine, her yaratık
    Allah’a saygı gösterisinde bulunup, diyecek: «Yalnızca Sanadır, ey Allah (imiz)
    şan ve izzet. Çünkü bize Elçi’ni Sen gönderdin.»

     

    56.”Ey
    Rabb Allah, Bizi De Şu Toprağa İade Et!”

     

    Allah,
    Elçisi’nin elindeki kitabı açacak ve Elçisi oradan okuyup, tüm melekleri,
    peygamberleri ve seçilmiş (kul)ları çağıracak ve her birinin alnında Allah’ın
    Eİçisi’nin işareti yazılı olacak. Ve kitapta Cennet’in ihtişamı yazılacak.

     

    Sonra,
    herkes Allah’ın sağına geçecek; (Allah’ın) yanına elçisi oturacak ve
    peygamberler O’nun yanına oturacaklar. Evliya peygamberlerin yanına
    oturacaklar. Asfiya velîlerin yanına (oturacak) ve melek sura üfürûp, şeytan’ı
    mahkemeye çağıracak.


     

    57.


     

    Sonra,
    bu zavallı (yaratık) gelecek ve en büyük küfür ve hakaretlerle her yaratık
    tarafından suçlanacak Bu nedenle, Allah melek Mikâil’i çağıracak, o da Allah’ın
    kılıcıyla (şeytan’a) yüz bin defa vuracak. Şeytan’a vuracak ve her vuruş on
    Cehennem ağırlığında olup, (şeytan) Cehennem çukuruna atılanların da ilki
    olacak. Melek, şeytan’ın yoldaşlarını çağıracak ve onlar da aynı şekilde
    suçlanıp, hakarete uğrayacaklar. Bunun üzerine, melek Mikâil, Allah’tan aldığı
    yetkiyle bir kısmına yüz defa, bir kısmına elli, bir kısmına yirmi, bir kısmına
    on, bir kısmına da beş (defa) vuracak. Ve, sonra hepsi çukura inecekler, çünkü,
    Allah onlara diyecek: «Cehennem sizin mekânınızdır, ey mel’unlar.»

     

    Bundan
    sonra, mahkemeye tüm kâfirler ve fasıklar çağırılacak, bunlara karşı önce
    insanın altındaki yaratıklar çıkacak ve Allah’ın önünde, bu insanlara nasıl
    hizmet ettiklerini ve bunların Allah’a ve yaratıklarına nasıl rezilce
    davrandıklarını (anlatıp), tanıklık edecekler. Ve peygamberlerin hepsi kalkıp,
    aleyhlerinde tanıklık edecek. Bunun üzerine, Allah tarafından cehennemi
    alevlere mahkûm edilecekler. Bakın, size diyorum ki, bu korkunç günde hiç bir
    boş söz veya düşünce cezasız kalmayacak. Bakın, size söylüyorum ki, at kılından
    gömlek güneş gibi parlayacak ve kişinin Allah aşkıyla taşıdığı her bit inciye
    dönüşecek. Gerçek yoksulluk içinde Allah’a yürekten kulluk eden fakirler iki
    kat, üç kat daha çok kutsanır. Çünkü onlar bu dünyada dünyevî hazlardan
    yoksundurlar. Ve bu nedenle pek çok günahlardan da azadedirler; o günde de,
    dünyanın zenginliklerini nasıl harcadıklan konusunda hesap vermek zorunda
    kalmayacaklar, tersine, sabırları ve yoksuîlukları nedeniyle
    ödüllendirilecekler. Bakın, size diyorum ki, eğer dünya bunu bilse, kaftandan
    önce at kılından gömleği, altından önce bitleri (ve) ziyafetlerden önce oruçlan
    seçer.

     

    Her
    şey incelendiğinde Allah, Elçisi’ne seslenerek: «Bak, ey dostum, kötülükleri ne
    kadar da büyük, halbuki, yaratıcıları olan Ben, tüm yaratılmış şeyleri
    hizmetlerine verdim ve onlar her şeyde şanımı kırmaya çalıştılar. Bu nedenle,
    en adaletli şey, onlara merhamet etmememdir.»

     

    Ve o bu sözleri söyledikten
    sonra, tüm melekler ve peygamberler Allah’ın seçilmişleriyle birlikte —hayır,
    neden seçilmişler diyorum?— bakın, size söylüyorum ki, örümcekler ve sinekler,
    taşlar ve kumlar dinsizlere karşı haykıracak ve adalet isteyecekler.

     

    Sonra,
    Allah insanın altındaki tüm canlı ruhlan yeniden toprak edecek ve dinsizleri de
    cehenneme gönderecek. Giderlerken, köpeklerin, atların ve diğer çirkin
    hayvanların katılacakları toprağı tekrar görecekler. Bunun üzerine, diyecekler:
    «Ey Rabb Allah, bizi de şu toprağa iade et.» Fakat bu istekleri kendilerine
    bahşedilmeyecek.»

     

    58.

     

    îsa
    konuşurken havariler acı acı ağlıyorlardı. Ve, Isa da pek çok gözyaşı döktü. Yuhanna
    ağlamasını bitirip sordu: «Ey muallim» öğrenmek istediğimiz iki şey var. Biri,
    merhamet ve acıma dolu olan Allah’ın Elçisi’nin kendisi gibi aynı çamurdan
    olduklarını bildiği halde, o gün tevbesizlere acımaması nasıl mümkün oluyor?
    Diğeri, Mikâil’in kılıcının on cehennem ağırlığında olmasını nasıl anlayacağız;
    sonra, birden fazla cehennem var mıdır? îsa cevap verdi: «Davud Peygamber’in,
    günahkârların helakine adaletli olanların nasıl güleceği ve, «ümidini gücüne ve
    zenginliğine bağlayıp Allah’ı unutan insanı gördüm» diyerek alay edeceğiyle
    ilgili sözlerini duymadınız mı? Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, İbrahim
    babasıyla ve Adem tüm tevbesiz günahkârlarla


     

    alay
    edecek; ve bu olacak, çünkü, seçilmişler yeniden öylesine tam ve Allah’a
    müttefik olarak doğacaklar ki, zihinlerinde Allah’ın adaletine karşı en ufak
    bir düşünce beslemeyecekler; bu nedenle, hepsi ve hepsinin üstünde Allah’ın
    Elçisi adalet isteyecek. Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, ben şimdi
    insanlığa acıyarak ağlıyorum da, o gün, sözlerimi küçümseyenlere ve hepsinden
    çok kitabımı kirletenlere karşı acımadan adalet isteyeceğim.»

     

    59.
    Cehennemin Mahiyeti

     

    «Cehennem
    birdir ey havarilerim, ve içinde melunlar ebediyyen ceza çekeceklerdir. Böyle
    de, biri diğerinden daha derin yedi odası veya bölümü vardır ve en derinine
    giden daha büyük azap çekecektir. Yine, benim Mikâil’in kılıcıyla ilgili
    sözlerim de doğrudur. Çünkü, bir günah işleyen bir cehennemi hak eder, iki
    günah işleyen iki cehennemi hak eder. Bu bakımdan, bir cehennemde günahkâr
    mel’unlar, on, yüz veya bin cehennemde azap çekiyormuş hissi duyacaklardır; ve
    Kadîri Mutlak Allah, gücü ve adaleti sebebiyle, Şeytan’a on, yüz, bin (bir
    milyon) cehennemdeymiş gibi ve geri kalanların her birine de kötülüklerine göre
    azap çektirecektir.»

     

    Sonra
    Petrus karşılık verdi: «Ey muallim, gerçekten Allah’ın adaleti büyüktür ve
    bugün bu konuşma sizi üzdü; bu nedenle, sizden rica ediyoruz, dinlenin ve
    cehennemin nasıl olduğunu bize yann anlatan.»

     

    Isa
    cevap verdi: «Ey Petrus, bana dinlenmemi söylersin; Ey Petrus, sen ne dediğini
    bilmiyorsun. Yoksa böyle konuşmazdın. Bakın, sana diyorum ki, bu dünya
    hayatında dinlenmek dindarlığın zehri ve her iyi işi tüketen (bir) ateştir.
    Hem, Allah’ın peygamberi Süleyman’ın bütün peygamberler gibi, üşengeçliği
    eleştirdiğini unuttun mu? (Ne kadar) doğru söylüyor o; «Haylaz, soğuk
    korkusuyla toprağı işlemiyecek ve yaz gelince dilenecektir!» Bundan dolayı,
    dedi: «Elinden ne geliyorsa, hepsini dinlenmeden yap.» Ve, Allah’ın en suçsuz
    dostu Eyüp ne diyor: «Kuşun uçmak için doğduğu gibi, insan da çalışmak için
    doğmuştur.» Bakın, size diyorum ki, her şeyden çok dinlenmekten nefret ederim.»

     

    60.

     

    «Cehennem birdir ve kış yazın,
    soğuk da sıcağın zıddı olduğu gibi, o da Cennet’in zıddıdır. Bu bakımdan,
    Cehennem’in alçaklığını tanımlayan, Allah’ın nimetlerinin Cennet’ini görmüş
    olmalıdır.

     

    Ve,
    sonra îsa ağlatan bir inilti koyvererek, dedi: -«Cidden, hiç şekillenmemiş
    olmak, böylesine dehşetli işkencelerden daha iyi olurdu. Çünkü, vücudunun her
    yanında işkenceler çeken ve kendisine merhamet gösterecek olması şöyle dursun,
    herkes tarafından alay edilen bir insan düşünün; söyleyin bana, bu büyük bir
    azap olmaz mı?» Havariler cevap verdiler: «En büyüğü.»

     

    Sonra
    İsa dedi: «Şimdi bu cehenneme (oranla) bir sevinçtir. Size gerçekten diyorum
    ki, eğer Allah, tüm insanların bu dünyada çektikleri ve Hüküm Günü’ne kadar
    çekecekleri azabı bir kefeye ve cehennem azabının tek bir saatini da öbür
    kefeye koysa, fasık ve facirîer kuşkusuz bu dünyanın acılarını seçerler. Çünkü,
    dünyanın acıları, insanlann elinden gelirken, diğer (acılar) merhamet nedir
    bilmeyen cinlerin (zebanilerin?) elinden


     

    gelir
    (çekilir). Ne zalim (bir) ateş verecektir onlar zavallı günahkârlara! Ne acı,
    ama yine de alevleri hafifletmeyecek olan (bir) soğuk! Ne gıcırdayan dişler,
    hıçkırıklar ve ağlamalar! Öyle ki, Erden (Irmağı)ın suyu, onların gözlerinden
    her saniye dökülecek yaşlardan daha azdır. Ve, burada dilleri, anneleri,
    babaları ve ebedi Sübhan olan Yaratıcılanyla birlikte yaratılmış her şeye lanet
    okuyacaktır.»

     

    61.

     

    İsa
    böyle deyip, Musa’nın kitabında yazılı olan Allah’ın kanununa göre
    havarileriyle birlikte yıkandı; ve sonra namaz kıldılar. Ve, onu böyle üzgün
    gören havariler kendisiyle o gün hiç konuşmadılar, her biri, onun sözleri
    üzerine dehşetten dona kalmıştı.

     

    Sonra
    İsa, akşam namazının ardından ağzını açıp dedi: «Hangi aile babası bir hırsızın
    evine girmek niyetinde olduğunu bilirse uyuyabilir? Emin olun, hiç biri; çünkü
    (etrafı) gözetler ve hırsızı öldürmek için hazır bekler. Öyle de, şeytan’ın
    yiyebileceği kişiyi bulmak için dolaşan azgın bir arslan olduğunu bilmez
    misiniz? O, insana günah işletmenin yolunu arar. Bakın, size diyorum ki, eğer
    insan (şu) tüccar gibi davranırsa, o gün hiç bir korkusu olmaz. Çünkü,
    hazırlığı iyidir. Ticaret yapmaları ve kârı adil bir şekilde bölüşmeleri için
    komşularına para veren bir adam vardı. Ve, bir kısmının ticareti iyi gitti ve
    parayı iki katına çıkardılar. Fakat, bir kısmı ise parayı, onu kendilerine
    veren adamı kötüleyip, düşmanının hizmetinde kullandılar. Şimdi söyleyin bana,
    (bu) komşu borçlularını hesap vermeğe çağırdığında, ne olacaktır? İnanın, o
    ticareti iyi gidenleri ödüllendirecek, fakat diğerlerine karşı kızgınlığı
    paylama biçiminde kendini gösterecektir. Ve, sonra onları kanuna göre
    cezalandıracaktır. Ruhum huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, komşu,
    kendisi sena olunsun ve insan Cennet’in ihtişamına ersin ve dünyada iyi yaşasın
    diye, insana hayatla birlikte sahip olduğu her şeyi veren Allah’tır. İyi
    yaşayanların örneği, paraları iki katına çıkanlardır. Çünkü, günahkârlar
    onların (gösterdiği örneğe bakarak) tevbeye gelirler, böylece iyi yaşayan
    insanlar daha büyük bir ödülle ödüllendirileceklerdir. Fakat, günahlarıyla (ve)
    Allah’ın düşmanı şeytan’ın hizmetinde geçen hayatlarıyla Allah’ın kendilerine
    verdiği şeyleri yarıya indiren, Allah’a küfreden ve başkalarına saldırılarda
    bulunan lânetli günahkârlar, söyleyin bana, bunların cezası ne olacaktır?»

     

    «Ölçülemez (derecede) olacaktır»
    dedi havariler.

     

    62.

     

    Sonra
    îsa dedi: «îyi yaşayacak olan, dükkânını kilitleyip, onu gece gündüz büyük bir
    dikkatle koruyan tüccardan örnek almalıdır. Ve, aldığı şeyleri satarak kâr
    etmek isteyecektir, çünkü bu şekilde kaybedeceğini sezerse, kendi kardeşine
    bile satmayacaktır. Öyleyse sizin de böyle yapmanız gerekir. Çünkü, gerçekten
    ruhunuz bir tüccardır, beden ise dükkândır; bu bakımdan, duyular yoluyla
    dışandan aldığını, (ruhuyla) alır, satar. Ve para sevgidir. Bakın bakayım,
    sevginizi vererek kendisiyle kâr edemiyeceğiniz en küçük bir düşünceyi alıp
    satmazsınız. Ama, düşünce, söz, iş tümüyle Allah’ın sevgisi için olmalı,-
    çünkü, (ancak) bu şekilde o gün emniyette olursunuz. Bakın, size diyorum ki,
    pek çokları abdest alıp namaza gider, pek çokları oruç tutup zekât verir, pek
    çokları ilimle uğraşır ve başkalarına va’z verir, (ama) hepsinin sonu Allah
    katında kötüdür; çünkü, bedeni temizlerler, kalbi değil; ağızla ağlarlar,
    kalple değil; etlerden uzak dururlar,


     

    kendilerini
    günahlarla doyururlar; kendilerine iyi densin diye, başkalarına kendileri için
    iyi olmayan şeyler verirler; işe yarasın diye değil, konuşmayı bilmek için
    ilimle uğraşırlar. Kendilerinin tersini yaptıklan şeyleri başkalarına
    öğütlerler. Ve, böylece kendi dilleriyle kendilerini mahkûm ederler. Allah, sağ
    ve diridir ki, bunlar Allah’ı kalpleriyle tanımazlar; çünkü, tanımış olsalardı
    severlerdi; ve insan madem ki sahip olduğu her şeyi Allah’tan almıştır, Öyle de,
    her şeyi Allah’ın sevgisi uğrunda harcamalıdır.»

     

    63.

     

    Bir
    kaç gün sonra, îsa Samirîierin bir şehrine uğradi; (fakat) kendisini şehre
    almadıklan gibi, havarilerine ekmek de satmak istemediler. Bunun üzerine Yakup
    ve Yuhanna dediler: «Muallim, razı olur musun ki, Allah’a dua edelim de, gökten
    bu insanların üzerine ateş indirsin?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Hangi ruhun sizi çektiğini bilmiyorsunuz da, böyle
    konuşuyorsunuz. Hatırlayın ki,

     

    Allah,
    içinde Allah’tan korkan kimse görmediğinden Ninova’yı yıkmaya karar vermişti.
    Burası, öylesine kötüydü ki, Allah Yunus peygamberi bu şehre göndermek üzere
    çağırdı. O da halktan korkusundan Tarsus’a kaçmak istedi. Bunun üzerine Allah
    O’nu denize attı ve bir balığa yakalanıp, Ninova yakınıra fırlatıldı. Ve, orada
    tebliğde bulundu, insanlar tevbeye geldiler ve Allah da kendilerine acıdı,»

     

    «Öç
    için çağıranlara yazıklar olsun çünkü her insanın içinde Allah’ın öcünü çekecek
    bir neden bulunduğundan, (çağırdıkları) başlarına gelecektir. Şimdi söyleyin
    bana, bu şehri bu insanlarla birlikte siz mi yarattınız? Ey siz deliler, emin
    olun ki hayır. Çünkü tüm yaratıklar bir araya gelse, hiç yoktan yeni tek bir
    sinek yaratamazlar. Eğer, bu şehri yaratmış olan Sübhan ve Azim Allah şimdi onu
    yaşatıyorsa, siz hangi nedenle onu yıkmayı arzularsınız? Neden şöyle demediniz?
    «Razı olur musun ki muallim Allah’ımız Rabb’e dua edelim de, bu insanlar
    tevbeye gelsinler?» Kesinlikle, benim havarimin (yapacağı) doğru hareket budur.
    Kötülük yapanlar için Allah’a dua etmektir. Habil, Allah’ın lanetine uğrayan
    kardeşi Kabil kendisini öldürürken böyle yaptı. İbrahim, karısını kendisinden
    alan Firavun için de böyle yaptı ve bunun üzerine Allah’ın meleği (Firavun’u)
    öldürmedi de, vurup sakatladı. Dinsiz kralın iradesiyle mabette öldürülürken,
    Zekeriyya da böyle yaptı. Allah’ın tüm dostları ve kutsal peygamberlerle
    birlikte, Yeremya îşaya, Hezekiel, Danyal ve Davud böyle yaptılar. Söyleyin
    bana, eğer bir kardeş çıldırmışsa, kötü konuştu ve yanına varanlara vurdu diye
    onu öldürür müsünüz? Kesinlikle, böyle yapmıyacaksınız, bilakis, sakatlığına
    iyi gelecek ilaçlarla onu sıhhatına kavuşturmaya çalışacaksınız.»

     

    64.

     

    «Ruhum
    huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, bir günahkâr herhangi bir insana
    eziyet ederken, sağlam bir zihne sahip değildir, çünkü, söyleyin bana,
    düşmanının cübbesini yırtma uğruna başını kıracak bir kimse var mıdır? Şimdi,
    düşmanının bedenini incitmek için kendini Allah’tan, ruhunun başından ayıran
    kişinin nasıl salim bir zihni olabilir? «Söyle bana ey insan, düşman kimdir?
    Kesinlikle bedeniniz, ve sizi öven herkes. Bu nedenle, eğer sıhhatli bir zihne
    sahipseniz, sizi kötüleyenlerin ellerini öper ve size eziyet edenlere ve vurup
    duranlara hediyeler verirsiniz; çünkü, ey insan, çünkü, bu hayatta


     

    günahlarınızdan
    dolayı ne kadar kötülenir ve eziyet çekerseniz, Hüküm Günü’nde o kadar az
    (kötülenip, eziyet çekeceksiniz). Fakat, söyle bana ey insan, eğer veliler ve
    Allah’ın peygamberleri, masum olmalarına rağmen eziyet çekmiş ve dünya
    tarafından lekelenmişlerse, ey günahkâr, sana yapılacak olan nedir; ve onlar
    kendilerine eziyet edenler için dua edip, tüm sabırlarıyla tahammül
    göstermişlerse, senin ne yapman gerekir, ey Cehennem’e lâyık olan insan?
    Söyleyin bana ey havarilerim, Şimei’nin Allah’ın kulu Davud Peygamber’e
    hakaretler edip, taşladığını bilmiyor musunuz? Öyleyken, Şimei’yi seve seve
    öldürecek olanlara Davud ne dedi?» Sana ne oluyor ki ey Yoab, Şimei’yi öldürmek
    istiyorsun? Bırak, bana hakaretler etsin o, çünkü bu, o hakaretleri nimete
    çevirecek olan Allah’ın iradesidir.» Ve, böyle oldu; Allah Davud’un sabrını
    gördü ve onu kendi oğlu Absalom’un zulmünden kurtardı.

     

    İki havari cevap verdi: «Rab, biz
    günaha girdik, Allah bize merhamet etsin.»

     

    Ve îsa cevap verdi: «Amin.»

     

    65.

     

    Fısıh
    bayramı yaklaştı ve îsa havarileriyle birlikte Kudüs’e gitti. Ve, «Probatika»
    denilen havuza vardı. Ve, her gün Allah’ın meleği havuzu bulandırdığından ve
    suya ilk giren (suyun) hareketinden sonra her türlü noksanlıktan kurtulduğu
    için banyoya böyle denirdi. Bu nedenle, beş çatılı bölmesi olan havuzun yanında
    çok sayıda hasta kalırdı. Ve, îsa orada otuzsekiz yıl bulunan, azap verici bir
    sakatlıkla ma’lûl güçsüz bir adam gördü. Bunun üzerine, durumu İlâhî ilhamla
    bilen îsa hasta adama acıdı ve şöyle dedi: iyi olmak ister misin?»

     

    Güçsüz
    adam cevap verdi: «Rab, melek suyu bulatınca beni içine itecek kimsem olmuyor,
    fakat ben gelirken de, bir başkası benden önce inip oraya giriyor.»

     

    Sonra,
    îsa gözlerini gök yüzüne kaldırıp, dedi: «Allah’ımız Rabb, babalarımızın
    Allah’ı, bu güçsüz adama merhamet et.»

     

    Ve,
    bunu dedikten sonra İsa (yine) dedi: «Allah’ın adıyla kardeş, bütün ol; kalk ve
    yatağını al.»

     

    Sonra,
    güçsüz adam kalktı, Allah’a hamdederek yatağını omuzlarına koydu ve Allah’a
    hamd ederek evine gitti.

     

    Onu görenler bağırdılar: «Bugün
    yedinci gündür; yatağını taşıma meşru değildir.»

     

    Sonra, kendisine sordular: «Kimdir
    o?»

    O cevap verdi: «Adını bilmiyorum.»

     

    Bunun üzerine, aralarında söyleştiler.-
    «Nasıralı îsa olmalı.» Diğerleri dedi: «Hayır, çünkü o Allah’ın kutsal bir
    (kul) udur, halbuki bunu yapan kötü bir adamdır, çünkü yedinci gün (ün)
    yasağını çiğnemiştir.»

     

    Ve,
    îsa mabede girdi ve sözlerini duymak için büyük bir kalabalık yanına yaklaştı,
    bu durum karşısında, Ferisiler kıskançlıktan yanıp tutuşuyorlardı.

     

    66.

     

    İçlerinden
    biri öne gelip dedi: «îyi muallim, doğru ve güzel öğretirsin; bu bakımdan söyle
    bana, Cennet’te Allah bize nasıl bir mükafat verecektir?»


    İsa cevap
    verdi: «Sen bana iyi dersin ve yalnızca Allah’ın iyi olduğunu bilmezsin.

    Allah’ın dostu Eyüp’-ün sözüne
    (bakın) : «Bir günlük çocuk temiz değildir; yaa, Allah’ın

     

    melekleri
    bile Allah’ın huzurunda hatasız değildirler.» Daha da dedi: «Beden günahı çeker
    ve toprağın suyu emdiği gibi kötülükleri emer.»

     

    Bunun üzerine kafası karışan
    Ferisi sustu. Ve îsa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, hiç bir şey konuşmaktan
    daha feci değildir. Süleyman’ın sözüne (dikkat edin) .- «Hayat ve ölüm dilin
    kudreti içindedir.»

     

    Ve,
    havarilerine dönüp, dedi: «Sizi kutsayanlara karşı dikkatli olun, çünkü onlar
    sizi aldatmaktadırlar. Dille şeytan ilk anne babamızı kutsadı, ama sözlerinin
    sonu kötü oldu. Mısır’ın önde gelenleri de aynı şekilde Firavun’u kutsadılar,
    Caİut Filistinlileri kutsadı. Yine, dörtyüz sahte peygamber Ahab’ı kutsadı;
    ama, övgüleri yalancıktandı ki, övülen övenlerle birlikte helak olup gitti. Bu
    bakımdan Allah İşaya Peygamber aracılığıyla boşuna, ‘«İnsanlarım, sizi
    kutsayanlar sizi aldatırlar» dememiştir.

     

    Yazıklar
    olsun size yazıcılar ve Ferisîler; yazıklar olsun size kâhinler ve Levililer
    çünkü siz, Kurban kesmeye gelenleri Allah’ın bir insan gibi et yediğine
    inandırarak, Rabb’ın kurbanını berbat ettiniz.»

     

    67.

     

    Çünkü,
    onlara dersiniz: «Koyun, sığır ve kuzularınızı Allah’ın mabedine getirin ve
    (kendiniz) hiç yemeyip, bunları size vermiş olan Allah’a bir pay ayırın»; ve
    babamız İbrahim’in inancı ve itaatıyla birlikte, Allah’ın kendisine yaptığı
    va’d ve verdiği nimetler hiç bir zaman unutulmasın diye, babamız İbrahim’in
    oğluna bahşedilen hayata bir şahitlik olan kurbanın menşeini onlara
    anlatmazsınız. Fakat, peygamber Hezekiel aracılığıyla Allah der:
    «Kurbanlarınızı benden uzaklaştırın, sizin kurbanlıklarınız bana kerih
    geliyor.» Allah’ın Hoşea Peygamber’e söylediği sözün olacağı vakit yaklaşıyor:
    «İnsanların seçmediğine seçilmişler diyeceğim.» Ve, Hezekiel Peygamber’e de
    der; «Allah insanlarıyla, babalarınıza verip de gözetmedikleri ahde göre
    olmayan yeni bir ahid yapacak ve onlardan taş yürek (lerini) alıp, yeni bir
    yürek verecek;- ve bütün bunlar olacaktır, çünkü siz O’nun kanununda
    yürümüyorsunuz. Ve, elinizde anahtar varken açmıyorsunuz; tersine üstünde
    yürümek isteyenler için yolu kapatıyorsunuz.»

     

    Kâhin
    her şeyi mabedin yanında duran başkâhine bildirmek için gidiyordu ki, İsa dedi;
    «Kal, çünkü soruna cevap vereceğim.»

     

    68.

     

    «Allah’ın
    bize Cennet’te ne vereceğini size anlatmamı istersin. Bakın, size diyorum ki,
    ücretleri düşünenler patronu sevmezler. Önünde bir koyun sürüsü bulunan bir
    çoban kurdun geldiğini görünce onları korumaya hazırlanır; (ama) tersine,
    ücretli kurdu görünce koyunları ve sürüyü terkeder. Huzurunda durduğum Allah
    sağ ve diridir ki, eğer babalarımızın ALLAH’ı sizin Allah’ınız olmuş olsaydı,
    «Allah bize ne verecek» diye aklınızdan geçirmezdiniz. Tersine, Davud
    Peygamber’in dediği gibi derdiniz: «Bana verdiği bunca şeye karşılık ben
    Allah’a ne vereceğim?»

     

    Anlayasınız
    diye, sözlerimi bir temsille anlatacağım. Kralın biri, yol kenarında hırsızlar
    tarafından soyulup, ölme derecesinde yaralanan bir adam gördü. Ve, ona acıyıp,
    bu adamı şehre götürerek (gerekli) bakımını yapmalarını kölelerine emretti ve
    onlar da bunu tüm


     

    dikkatleriyle
    yerine getirdiler. Ve, kral hasta adama karşı büyük bir sevgi duyup, kızını ona
    verdi ve varisi yaptı. Şimdi, bu kral mutlaka en merhametli (bir kraldı);
    fakat, adam köleleri dövdü, ilâçları küçümsedi, karısına kötü davrandı, kral
    hakkında ileri geri konuştu ve sipahilerini ona karşı ayaklandırdı. Ve, kral
    herhangi bir hizmet istediğinde, «Kral bana ödül olarak ne verecek» der
    dururdu. Şimdi, kral bunu işitince, böylesine dinsiz bir adama ne yapsın?»

     

    Hepsi
    (birden) cevap verdiler. «Yazıklar olsun ona, kral onu her şeyden yoksun
    bırakır ve şiddetli , bir biçimde cezalandırır.» O zaman îsa dedi: «Ey
    kâhinler, yazıcılar, Farisîler ve siz, benim sözümü dinleyen başkâhin: «Size
    Allah’ın, peygamberi îşaya aracılığıyla söylediğini bildiriyorum: «Ben köleleri
    besledim ve yücelttim, fakat onlar beni küçümsediler.»

     

    Kral,
    İsrail kavmini bu dünyada acılarla dolu bularak, onlara kulları Yusuf, Musa ve
    Harun’u verip, bakımlarını yaptıran Allah’ımızdır. Ve Allah’ımız onlara karşı
    öylesine bir sevgi duymuştur ki, İsrail kavmi uğruna Mısır’ı vurmuş, Firavun’u
    boğmuş ve Kenanîlerle Medyenliler’in yüz yirmi kralını darmadağın etmiştir;
    İsrail Kavmi’ne kanununu vermiş, onları insanlarımızın oturduğu (toprakların)
    tümüne varis kılmıştır.

     

    «Fakat,
    îsrail Kavmi’nin yaptığı nedir? Ne kadar peygamberi öldürmüş, ne kadar
    peygamberliği bozup lekelemiştir; nasıl da Allah’ın kanununu çiğnemiştir; bu
    nedenle kaç tanesi Allah’tan kopup, sizin suçlarınız yüzünden ey kâhinler,
    putlara kulluğa koşmuştur! Ve, yaşama biçiminizle Allah’ın şanını nasıl da hiçe
    sayarsınız! Ve, (sonra da) gelip bana sorarsınız; «Allah bize Cennet’te ne
    verecek» diye. Bana şöyle sormalıydınız : «Allah’ın bize Cehennem’de vereceği
    ceza ne olacaktır?» Ve, sonra da Allah’ın kendinize merhamet etmesi amacıyla
    gerçek tevbe için ne yapmanız gerektiğini (sormalıydınız). Size bunu
    söyliyebilirim ve sizi bu hedefe yöneltiyorum.»

     

    69.

     

    «Huzurunda
    durduğum Allah sağ ve diridir ki, benden göklere çıkarma değil, gerçeği
    alacaksınız. Bu bakımdan size diyorum ki, babalarımızın günah işledikten sonra
    yaptığı gibi tevbe edip, Allah’a dönün ve kalbinizi sertleştirmeyin.»

     

    Kâhinler
    bu konuşma üzerine kızgınlıktan bitip tükeniyorlardı ama, halktan korkularına
    tek bir ses çıkaramıyorlardı.

     

    Ve,
    îsa sözlerini şöyle sürdürdü: «Ey fakihler, ey yazıcılar, ey Ferisîler, ey
    kâhinler, söyleyin bana, şovalyeler gibi atlar arzular, fakat savaşa gitmeği
    arzu etmezsiniz; kadınlar gibi güzel giysiler arzular, fakat eğirme ve çocuk
    beslemeği arzu etmezsiniz; tarlaların meyvelerini arzular, fakat toprağı
    işlemeği arzu etmezsiniz; denizin balıklarını arzular, fakat balığa gimeyi arzu
    etmezsiniz; şehirliler gibi şeref arzular, fakat cumhuriyetin yükünü arzu
    etmezsiniz; ve kâhinler olarak onda birleri (aşarı) ve ilk (toplanan) meyveleri
    arzular, fakat Allah’a gerçek kulluk etmeği arzu etmezsiniz. Böyleyken, burada
    şersiz – kötülüksüz her iyiliği arzuladığınızı gören Allah ne yapacaktır size?
    Bakın, size diyorum ki, Allah size, tüm iyiliklerden yoksun her türlü şerri
    bulacağınız bir yer verecektir.»

     

    Ve,
    îsa bunları deyince, konuşup göremiyen ve işitme gücünden yoksun bir cin çarpmışı
    getirdiler kendisine. Bunun üzerine, inançlarını gören îsa gözlerini göğe
    kaldırdı ve dedi: «Babalarımızın Allah’ı Rabb, bu hasta adama merhamet et ve
    ona sıhhat ver ki, bu insanlar beni Sen’in gönderdiğini bilsinler.»


     

    Ve,
    İsa böyle söyleyip, ruha ayrılmasını emrederek, dedi: «Rabbımız Allah’ın adının
    gücüyle adamdan ayrıl ey şerli olan!»

     

    Ruh
    ayrıldı ve dilsiz adam konuştu, gözleriyle de gördü. Bunun üzerine herkes
    korkuya kapıldı, fakat yazıcılar dediler: «Cinlerin reisi Beelzebu’nun gücüyle
    cinleri çıkarıp atıyor.»

     

    O zaman İsa dedi: «İçinde ayrılık
    olan her ülke yok olur, ev ev üstüne yıkılır; eğer,

    şeytan’ın gücüyle şeytan çıkarılıp
    atılıyorsa, bu ülke nasıl ayakta duracak? Eğer, sizin

    oğullarınız Süleyman Peygamber’in kendilerine
    verdiği kitapla şeytan’ı çıkarıp

    atıyorlarsa, benim şeytan’ı Allah’ın
    gücüyle çıkarıp attığımı doğruluyorlar (demektir).

    Allah sağ ve diridir ki, Kutsal
    Ruh’a karşı küfür, dünya ve Ahiret’te bağışlanmayacaktır.

    Çünkü, kendi kendine kötülük eden insan,
    günahını bile kendini günaha sokacaktır.»

    Ve, İsa bunları deyip, mabetten
    çıktı. Ve, halk, toplayabildikleri tüm hastaları getirdikleri

     

    ve İsa da dua ederek, hepsine sıhhat
    verdiği için, ona ta’zimde bulundular. Bunun üzerine,

     

    o gün Kudüs’deki Romalı askerler
    şeytan’ın dürtmesiyle, İsa’nın, halkını ziyarete gelen

    İsrail Kavmi’nin Allah’ı olduğunu
    söyleyerek halk arasında fitne yaymaya başladılar.

     

    70.

     

    îsa Bayramdan sonra Kudüs’ten
    ayrılıp Filipus Kayseriyesi sınırlarından içeri girdi. Bu sırada, melek Cebrail
    halk arasında başlayan fesadı kendisine söyleyince, havarilerine sordu:
    «İnsanlar benim için ne diyor?»

     

    Dediler:
    «Bir kısmı senin îlya olduğunu, bir diğer kısmı Yeremya, bir diğer kısmı da
    eski peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.»

     

    îsa cevap verdi: «Ya siz; benim için
    siz ne diyorsunuz?»

    Petrus cevap verdi: «Sen Allah’ın
    oğlu Mesih’sin.»

     

    O
    zaman, îsa kızdı ve kızgınlıkla onu azarlayıp, dedi; «Defol, ayrıl benden,
    çünkü sen şeytan’sın ve beni günaha sokmaya çalışıyorsun!»

     

    Ve,
    onbir (havariyi) de tehdit edip, dedi: «Eğer böyle inanıyorsanız, yazıklar
    olsun size, çünkü ben böyle inananlara karşı Allah’tan büyük bir lanet
    kazandım.»

     

    Ve,
    Petrus’u kovup atmak istedi; bunun üzerine onbir (havari) onun için Isa’ya
    yalvardılar. O da onu kovmayıp, yeniden azarlıyarak dedi: «Uyanık olun da, bir
    daha sakın böyle bir söz söylemeyin, çünkü Allah sizi reddeder.»

     

    Petrus ağladı ve dedi: «Rab, ben
    aptalca konuştum; Allah’a yalvar da beni affetsin.»

     

    O zaman İsa dedi: «Eğer,
    Allah’ımız kulu Musa’ya, çok sevdiği îlya’ya veya herhangi bir peygambere
    görünmek dilemiş olsa, Allah’ın bu imansız nesle görünmesi gerektiğini mi düşüneceksiniz?
    Siz bilmez misiniz ki, Allah her şeyi hiç yoktan tek bir sözle yaratmıştır ve
    tüm insanların menşei bir çamur parçasıdır. Bu durumda Allah’ın nasıl olur da,
    insana benzeyen bir yanı bulunabilir? Yazıklar olsun, şeytan’a kanarak kendi
    kendilerine eziyet edenlere!»

     

    Ve,
    îsa bunu deyip, Petrus için Allah’a yalvardı, on bir (havari)yle Petrus
    ağhyarak, dediler: «Amin, amin ey Allah’ımız Azîm ve Sübhan Rabb.»

     

    Ardından
    îsa ayrıldı ve avamın kendisiyle ilgili olarak boş düşüncelerini söndürmek için
    Galile’ye gitti.


     

    71.


     

    İsa,
    kendi memleketine gelince tüm Galile yöresinde, îsa Peygamberin Nasıra’ya nasıl
    geldiği yayıldı. Bunun üzerine, büyük bir dikkatle hastaları araştırıp,
    kendisine getirdiler ve onlara elleriyle dokunması için yalvardılar. Ve,
    kalabalık öylesine büyüktü ki, tanınmış, felçli bir zengin kapıdan geçemiyerek
    İsa’nın bulunduğu evin damına çıktı ve damın örtüsünü alıp, kendini İsa’nın
    önündeki yazgıların yanına bıraktı, îsa, bir an tereddüt edip durdu ve sonra
    dedi: «Korkma kardeş, çünkü günahların sana bağışlanmış bulunuyor.»

     

    Herkes bunu duyunca incindi ve dedi:
    «Kimdir bu günahları bağışlayan?»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, ben günahları bağışlayamam, bir başka
    kişi de (bağışlayamaz) , ama, yalnızca Allah bağışlar. Fakat, Allah’ın kulu
    olarak ben, başkalarının günahlan için Allah’a yalvarabilirim; ve, işte bu
    hasta adam için O’na yalvardım ve eminim ki, Allah duamı işitmiştir. Bu
    nedenle, gerçeği bilesiniz diye, bu hasta adama diyorum: «Babalarımızın
    Allah’ı, İbrahim’in ve oğullarının Allah’ının adıyla, iyileşmiş olarak kalk!»
    Ve, İsa bunu deyince, hasta adam iyileşmiş olarak kalktı ve Allah’ı ta’zim
    etti.

     

    O
    zaman, halktan olanlar İsa’dan dışanda duran hastalar için Allah’a yalvarmasını
    rica ettiler. Bunun üzerine, îsa dışanya onların yanına çıktı ve ellerini
    kaldmp dedi: «Ey orduların Allah’ı, yaşayan Allah, gerçek Allah, hiç ölmeyecek
    olan kutsal Allah Rabb, onlara merhamet et!» Bunun üzerine, herkes cevap verdi:
    «Amin.» ve, böyle dedikten sonra hasta halkın üzerine ellerini koydu ve hepsi
    sıhhatlerine kavuştular.

     

    Bundan
    dolayı Allah’ı ta’zim ettiler: «Allah bizi peygamberi aracılığıyla ziyaret etmiştir
    ve Allah, büyük bir peygamber göndermiştir bize.»

     

    72. Allah’ın
    Elçisiyle İlgili İşaretler

     

    îsa
    geceleyin havarileriyle gizlice konuşup, dedi: «Bakın, size diyorum ki, şeytan
    sizi buğday gibi elemek arzu eder. Fakat ben sizin için Allah’a yalvardım ve
    benim için tuzaklar kurandan başka sizin için helak olmak yoktur.» Ve, bunu
    Yehuda hakkında dedi, çünkü, melek Cebrail ona Yehuda’nın kâhinlerle nasıl el
    birliği içinde olduğunu ve îsa’nın konuştuğu her şeyi onlara bildirdiğini
    söylemişti.

     

    Bunu
    yazan göz yaşlarıyla Isa’ya yaklaşıp, dedi: «Ey muallim, bana söyle, sana
    ihanet edecek olan kimdir?»

     

    İsa
    cevap verip, dedi.- «Ey Barnabas, şimdi senin için onu bilmenin zamanı
    değildir. Fakat, yakında kötü olan kendini ortaya koyacaktır. Çünkü, ben dünyadan
    ayrılacağım.» O zaman, havariler ağlıyarak dediler: «Ey muallim, demek bizi
    bırakacaksınız? Sen bizi bırakmaktansa, biz ölelim, çok daha iyi!»

     

    İsa
    cevap verdi: «Kalbiniz üzüntü çekmesin, korkmayın da; çünkü sizi ben
    yaratmadım, fakat sizi yaratmış olan yaratıcımız Allah sizi koruyacaktır. Bana
    gelince, ben şimdi, dünyaya selâmet getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin yolunu
    hazırlamak için dünyaya gelmiş bulunuyorum. Fakat, sakın ola ki,
    aldatılmayasınız, çünkü, benim sözlerimi alıp, benim kitabımı kirletecek pek
    çok sahte peygamber gelecektir.»

     

    O
    zaman, Arıdreâs dedi: «Muallim, bize bazı işaretler söyle ki, onu bilelim.» İsa
    cevap verdi: .«Sizin zamanınızda gelmeyecek, fakat, sizden birkaç yıl sonra,
    kitabımın hükümsüz ki, kılınacağı, o kadar ki, ancak otuz kadar mü’minin
    kalacağı bir zamanda gelecektir. Bu zamanda Allah dünya(dakilere) acıyacak ve
    bu bakımdan Elçisi’ni gönderecektir; (Elçisi’nin) üzerinde bir bulut duracak,
    buradan onun Allah’ın


     

    seçilmiş
    bir (kul)u olduğu bilinecek ve O’nunla tanınacaktır. Dinsizlere karşı büyük bir
    güçle gelecek ve yeryüzünde putatapıcılığı yıkacaktır. Ve, ben de seviniyorum
    ki, onunla Allah tanınıp, ta’zim edilecek ve ben de gerçek olarak tanınacağım;
    ve, benim insandan öte olduğumu söyleyenlerden öç alacaktır. Bakın, size
    diyorum ki, ay çocukluğunda ona uyku verecek ve büyüdüğünde o (ayı) ellerine
    alacaktır. Bırakın, dünya onu çıkarıp attığını fark etsin, çünkü o,
    putatapıcıları öldürecek; Allah’ın kulu Musa ve yaktıkları şehirleri ve çocuklarını
    öldürdükleri şehirleri bağışlamayan Yuşa çok daha fazlasını öldürmüştü; çünkü
    eski bir yaraya kişi ateş tatbik eder.

     

    «O,
    bütün peygamberlerinkinden daha açık bir gerçekle gelecek ve dünyayı yanlış
    yere kullananı azarlayacaktır. Babamızın şehrinin kuleleri neş’eyle
    birbirlerini selamlayacaklardır; ve işte, putatapıcılığın (yüz üstü) yere
    kapaklandığının görüleceği ve benim de başkaları gibi bir insan olduğumu itiraf
    edeceği zaman, bakın, size söylüyorum ki, Allah’ın Elçisi gelmiş olacaktır.»

     

    73.

     

    «Bakın,
    size diyorum ki, eğer şeytan sizin Allah’ın dostları olup olmamanız (konusunda)
    uğraşacak olursa —çünkü, kimse kendi şehirlerine saldırmaz,— eğer şeytan
    dileğini üzerinize korsa, size kendi zevklerinize kaydırmakla işkence eder;
    fakat, sizin kendisine düşman olduğunuzu bildiğinden, sizi helak etmek için her
    şiddete baş vuracaktır. Ama, korkmayın, çünkü, o size karşı zincire vurulmuş
    bir köpek gibi duracaktır. Çünkü, Allah benim duamı işitmiştir.»

     

    Yuhanna
    cevap verdi: «Ey muallim, yalnız kendimiz için değil, fakat kitaba inanacaklar
    için de anlat; eski iğvacı insana nasıl tuzak kurar?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bu mel’un dört yolla iğva eder. İlki, kendisi düşüncelerle iğva
    ettiği zamandır İkincisi, kulları aracılığıyla söz ve işlerle iğva ettiği zamandır.
    Üçüncüsü, sahte akideyle iğva ettiği zamandır. Dördüncüsü (de), sahte
    görüşlerle iğva ettiği zamandır. Şimdi, ateşi olanın suyu sevdiği gibi, günahı
    seven insan bedeni her şeyiyle onun yanındayken, insan nasıl tedbirli
    olmalıdır? Bakın, size diyorum ki, eğer bir insan Allah’tan korkarsa, (Allah)
    her şeye karşı ona zafer verir, ki Davud peygamber (şöyle) der: «Allah
    üzerinizde melekler görevlendirecek, (ve onlar) şeytan sizi yanıltmasın diye
    yollarınızı tutacaklardır. Bin (tanesi) sol kolunuz üzerine düşecek, bir on bin
    tanesi de sağ kolunuz üzerine düşecek ki, (şeytanlar) yanınıza yaklaşmasın.»

     

    «Hattâ,
    Allah’ımız büyük sevgisinden, aynı Davud aracılığıyla bizi koruyacağını va’d
    etmiştir. «Öğretmenlik edecek anlayış veriyorum sana; ve yürüyeceğin yollannda
    kendi gözümü senin üzerine dikeceğim.»

     

    Ama,
    ne diyeyim ben? O, İşaya aracılığıyla dedi: «Bir anne kendi rahminin çocuğunu
    unutabilir mi? Fakat, size diyorum,ki, o unuttuğu zaman, ben sizi
    unutmayacağım.» «Öyleyse, söyleyin bana, gözetici olarak melekleri ve koruyucu
    olarak daim sağ olan Allah’ı varken Şeytan’dan kim korkar? Bununla birlikte,
    Süleyman Peygamber’ın dediği gibi, .(şu da) gereklidir: «Sen Rabb’-dan korkmak
    için gelen oğlum, iğvalara karşı ruhunu hazır et.. Bakın, size diyorum ki, insan
    paraları muayene eden bir banker gibi yapıp, düşüncelerini muayene etmeli ki,
    yaratıcısı Allah’a karşı günah işlemesin.»


     

    74.


     

    «Dünyada
    günah için(hiç) kaygı çekmeyen insanlar var olagelmiştir ve vardır; bunlar en
    büyük yanılgı içindedirler. Söyleyin bana, şeytan nasıl günah işledi? Onun
    insandan daha değerli olduğu düşüncesiyle günah işlediği ortada. Süleyman, bir
    ziyafete Allah’ın tüm yaratıklarını davet etmeği düşünerek günah(zelle) işledi
    de, bir balık hazırladığı her şeyi yiyerek onu doğrulttu. Bu bakımdan, babamız
    Davud’un sözü sebepsiz değildir: «Bir kimsenin kalbinde yükselmek için kişi
    gözyaşları vadisinde oturur.» Ve, bu nedenle Allah, peygamberi îşaya
    aracılığıyla bağırmaz mi: «Gözlerinden kötü düşüncelerinizi çekip, ayırın.» Ve,
    bu amaçla Süleyman der: «Tüm tutuşunla kalbini tut.» Ruhumun huzurunda durduğu
    Allah sağ ve diridir ki, düşünmeden günah işlemek mümkün olmadığından, her şey
    günaha götüren kötü düşünceler için söylenir. Şimdi, deyin bana, çiftçi bağ
    diktiği zaman, diktiklerini derine koymaz mı? Kesinlikle kor. İşte böyle de,
    şeytan günahı dikerken gözde veya kulakta durmayıp, Allah’ın mekânı olan kalbe
    geçer. Allah’ın kulu Musa aracılığıyla dediği gibi; «Benim kanunumda yürüsünler
    diye, ben içlerinde yerleşeceğim.»

     

    «Şimdi söyleyin bana, eğer kral
    Hirodes içinde oturmak arzu ettiği bir evi korumanız için

    size verecek olsa, düşmanı
    Pilatus’un oraya girmesine veya içine eşyalarını koymasına

    katlanır mısınız? Emin olun ki,
    hayır. Öyle de, Allah’ın, mekânı olan kalbinizi korumanız

    için size verdiğini göre göre,
    Şeytan’ın oraya girmesine veya içine düşüncelerini

    yerleştirmesine hiç katlanmamanız
    gerekir. Bu bakımdan, nasıl banker, Kayser’in resmi

    doğru mudur, değil midir, gümüş
    sağlam mıdır, sahte midir ve gereken ağırlıkta mıdır

    diye paraya dikkat ediyor ve bu
    nedenle onu elinde evirip çeviriyorsa, siz de öylece

    dikkat edin. Ah, deli dünya!
    Kuşkusuz, kendi kulların Allah’ın kullarından daha ölçülü ve

    sakıngan olduğu için, son günde
    Allah’ın kullarını ihmal ve dikkatsizlikleri nedeniyle

    azarlayasın ve yargılayasın diye,
    kendi işlerinde ne kadar da akıllısındır. Söyleyin bana

    şimdi, kim bir düşünceyi, bankerin
    gümüş bir parayı (muayene ettiği) gibi muayene

    ediyor? Emin olun ki, hiç kimse.»

     

    75.

     

    Sonra, Yakup dedi: «Ey muallim, bir
    düşüncenin bir para gibi muayenesi nasıl olur?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Düşüncedeki sağlam gümüş dindarlıktır. Çünkü dine aykırı her
    düşünce şeytan’dan gelir. Doğru resim, peşlerinden gitmemiz gereken kutsal
    (kul)ları ve peygamberleri örnek (almak) tır; düşüncenin ağırlığı ise, her
    şeyin kendisine göre yapılması gereken Allah sevgisidir. Böyle oldu mu, düşman,
    komşuna karşı araya din dışı düşünceler getirecektir, bedeni bozmak için
    dünyaya uygun (düşünceler); Allah sevgisini bozmak için dünya sevgisiyle
    (ilgili düşünceler).»

     

    Bartalemus
    cevap verdi: «Ey muallim, iğvaya kapılmayalım diye az düşünmemiz için ne
    yapmamız gerekiyor?»

     

    İsa
    cevap verdi: «îki şey gereklidir sizin için. îlki, kendinizi çok eğitmeniz,
    ikincisi de, az konuşmanızdır; çünkü, tenbellik her türlü kirli düşüncenin
    toplandığı bir bataktır. Çok fazla konuşmak ise, kötülükleri biriktiren bir
    süngerdir. Bu bakımdan yalnızca çalışmanızın vücudu meşgul etmesi değil, aynı
    zamanda ruhunun da ibadetle meşgul olması gerekmektedir. Çünkü, (ruh) ibadetten
    hiç bir zaman uzak durmamak ihtiyacındadır.»

     

    Temsil
    olsun diye anlatıyorum: «(Çalıştırdıklarının) hakkını vermeyen bir adam vardı,
    bu nedenle de, onu tanıyan kimse tarlalarını sürmeye gitmezdi. Bunun üzerine,
    lânetli bir


     

    adam
    gibi dedi: «Pazar yerine gidip, hiç bir şey yapmayan boş adamları bulacağım,
    onlar da boş olduklarından bağlıklarımı işlemeye gelecekler.» Bu adam evinden
    çıktı ve boş boş oturup, hiç paraları olmayan pek çok yabancı buldu.
    Kendileriyle konuşup, onları bağlığına şevketti. Fakat, onu tanıyan ve eli iş
    tutan hiç kimse o tarafa gitmedi. «(Çalıştırdıklarının) hakkını vermeyen
    şeytan’dır, çünkü o iş verir ve insan bunun karşılığında hizmetine sonsuz
    ateşler alır. Bu nedenle, Cennet’ten sürülmüş ve işçiler aramaya çıkmıştır. O,
    işlerine mutlaka, boş boş oturanları, en çok da kendisini tanımayanları koşar.
    Her ne durumda olursa olsun, kötülüğü bilmek, ondan kurtulmak İçin yeterli
    değildir. Fakat, onu altetmek için iyiliklerle uğraşmak da gerekir.»

     

    «Size
    bir temsil (daha) anlatıyorum. Üç bağ tarlası olan ve bunları üç çiftçiye icara
    veren bir adam vardı. Birinci adam bağları nasıl işleyeceğini bilmediğinden, bağlar
    yalnızca yaprak verdi, ikincisi üçüncüye, bağlara nasıl bakılması gerektiğini
    öğretti; o da onun sözlerini en iyi şekilde dinledi ve kendisine anlatıldığı
    şekilde kendininkini işledi; o kadar ki, üçüncünün bağı çok (meyve) verdi.
    Fakat, ikinci zamanını yalnızca konuşmakla geçirerek, bağını işlemeden bıraktı.
    İcarları ödeme zamanı gelince, bağ tarlalarının sahibine birinci (adam) dedi:.
    «Efendi, bağ tarlalarının nasıl işleneceğini bilmiyorum, bu bakımdan, bu yıl
    hiç meyve alamadım.»

     

    76.

     

    Bağ
    sahibi cevap verdi: «Ey aptal, sen dünyada tek başına mı yaşarsın da, toprağı
    işlemesini çok iyi bilen ikinci bağcının fikrini sormazsın? Belli ki, bana (hiç
    bir şey) ödemeyeceksin.»

     

    «Ve,
    böyle deyip, onu efendisine (borcunu) ödeyinceye kadar hapiste çalışmaya mahkûm
    etti; (fakat) sade dilliliğinden acıma (duyguları) harekete geçip onu
    salıverip, dedi: «Defol, benim bağımda daha fazla çalışmanı istemiyorum, senin
    borcunu ödemen için bu kadarı yeter.»

     

    İkincisi geldi (ve) ona (bağ)
    sahibi dedi: «Hoş geldin benim bağcım! Bana borçlu olduğun meyveler nerede?
    Kuşkusuz sen, bağların nasıl budanacağını en iyi bilen olduğundan, sana icara
    verdiğim bağım çok meyve vermiş olmalı.»

     

    İkinci (adam) cevap verdi: «Ey
    efendi, senin bağın öyle duruyor, çünkü, ben ne kök ve dalları budadım, ne de
    toprağı işledim; bu bakımdan, bağ meyve vermedi, ben de sana (borcumu)
    ödeyemiyorum.»

     

    Bunun
    üzerine bağ sahibi, üçüncü (adamı) çağırdı ve hayret içinde sordu: «Bana,
    kendine ikinci bağı icara verdiğim şu adamın, sana icara verdiğim bağın nasıl
    işleneceğini sana tam olarak anlattığını söyledin. Öyle de, nasıl olur da ona
    icara verdiğim bağ, hepsi aynı toprakken meyve vermemiş olsun?» Üçüncü (adam)
    cevap verdi: «Efendi, bağlıklar yalnızca konuşmakla işlenmez, fakat, bağının
    meyve vermesini isteyen günde bir gömlek terletmelidir. Ve, hiç bir şey yapmaz,
    ama vaktini konuşmakla harcarken ey efendi, senin bağcının bağı nasıl meyve
    versin? Emin olun ey efendi, eğer o kendi sözlerini uygulamaya koymuş olsaydı,
    bu kadar çok konuşamayan ben sana iki yıllık icarı öderken, o beş yıllık bağ
    kirasını verirdi.»

     

    «Efendi
    kızdı ve bağcıya sertçe çıkıştı: «Ve sen, kesilecek dalları kesmeyip, tarlayı
    düzlememekle büyük bir iş yaptın. Bu nedenle de, sana verilecek büyük bir ödül
    var!» Ve, hizmetçilerini çağırıp, onu acımadan dövdürdü. Ve sonra da, onu her
    gün döven


     

    zalim
    bir hizmetçinin gözetiminde hapse koydu. Ve arkadaşlarının ricalarına bakıp da,
    hiç bir zaman serbest bırakmak da İstemedi.»

     

    77.

     

    Bakın, size diyorum ki, Hüküm
    Günü’nde pek çokları Allah’a diyecek: «Rabb, biz senin

     

    kanununu
    va!z ettik ve öğrettik.» Bunlara karşı kuşlar bile haykırıp, diyecekler: «Siz
    başkalarına va’z ederken, kendi dilinizle kendinizi mahkûm ediyordunuz, ey
    günah işçileri!»

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki» dedi Isa, «gerçeği bilip de aksini yapan, öylesine feci bir
    ceza ile cezalandırılacak ki, hani neredeyse şeytan bile ona acır duruma
    gelecek. Şimdi söyleyin bana, Allah bize kanununu bilmek için mi verdi,
    uygulamak için mi? Bakın, size diyorum ki, tüm ilmin amacı, bildiğini yapan bir
    akıla sahip olmaktır.»

     

    «Söyleyin
    bana, eğer bir kişi sofrada oturup, gözleriyle nefis etlere baksa, ama
    elleriyle kirli şeyleri seçse ve bunları yese bu bir deli değil midir?»
    «Kesinlikle öyle» dedi havariler. O zaman, İsa dedi: «Ey bütün delilerden de
    deli, sen ey adam, anlayışınla göğü bilir, ellerinle yeri seçersin; anlayışınla
    Allah’ı tanır, içinden dünyayı seçersin; anlayışınla Cennet’in zevklerini
    bilir, yaptıklarınla Cehennemin bayağılıklarını seçersin. Kılıcı Bırakıp da,
    savaşa kınıyla giden cesur asker! Şimdi, bilmezmisiniz ki, geceleyin yürüyen
    yalnızca ışığı görmek için değil, gerçekte, hana salimen varabilsin diye doğru
    yolu görmek için ışığı arzular? Ey, bin defa hakir görülüp, iğrenilmesi gereken
    dünya, çünkü, Allah’ımız kutsal peygamberleriyle hep kendi ülkesine ve dinlenme
    yerine giden yolu bildirmek istedi, fakat, sen şerli (yaratık), yalnızca gitmek
    istememekle kalmaz, daha kötüsü, ışığı hakir görürsün! Şu deveyle ilgili
    atasözü (ne) doğrudur: «Deve, kendi çirkin yüzünü görmek istemediğinden içmek
    için duru suyu beğenmezmiş.» îşte, kötülük yapan dinsizler de böyledir; kötü
    işleri bilinmesin diye ışıktan nefret ederler. Fakat, âklı olup da, iyi işler
    yapmamakla kalmayıp, daha kötüsü, (aklını) şerlerde kullanan, hediyeleri,
    (onları) vereni öldürmek için alet olarak kullanan gibidir.»

     

    78.

     

    «Bakın,
    size diyorum ki, Allah şeytan’ın düşüşüne acımadı, ama, yine de Adem’in
    düşüşüne (acıdı). Bırakın, artık bu, iyiliği bilip de kötülük yapanın mutsuz
    durumunu bilmeniz için yetsin.»

     

    O
    zaman, Andreas dedi: «Ey muallim, böyle bir duruma düşmemek için, bilgiyi bir
    yana koymak iyi bir şey (o halde)!»

     

    İsa
    cevap verdi: «Eğer, dünya güneşsiz, insan gözsüz ve ruh da anlayışsız iyiyse o
    zaman bilmemek de iyidir. Bakın, size diyorum ki, bilginin ebedi hayat için
    olduğu kadar, ekmek geçici hayat için iyi değildir. Öğrenmenin Allah’ın bir
    emri olduğunu bilmez misiniz? Şöyle diyor Allah: «Büyüklerinize sorun ve onlar
    size öğretsinler.» Ve, kanun hakkında Allah der: «Görün ki, hükmüm gözlerinizin
    önündedir; oturacağınız zaman, yürüyeceğiniz zaman ve her zaman onun üzerinde
    düşünün.» Öyleyse, öğrenmenin iyi olup olmadığını şimdi biliyorsunuzdur
    herhalde. Ah, mutsuzdur bilgeliği hakir gören. Çünkü o, ebedî hayatı kesinlikle
    yitirecektir.»

     

    Yakup,
    karşılık verdi: «Ey muallim, Eyüb’ün bir hocadan ders almadığını biliyoruz,
    İbrahim de (aynı); öyleyken, Allah’ın kutsal (kulları) ve peygamber oldular.»


     

    İsa
    cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, güveyin evinden olanın evlenme (törenine)
    çağırılmasına gerek yoktur, çünkü o, törenin yapıldığı evde oturmaktadır.
    Fakat, evden uzakta olanlar (çağırılır). Şimdi, bilmez misiniz ki, Allah’ın
    peygamberleri Allah’ın rahmet ve bereket evindedirler ve Allah’ın kanunlarını
    açık olarak içlerinde bulurlar. Babamız Davud bu konuda (bakın) ne der:
    «Allah’ımın kanunu kalbimdedir; bu nedenle, O’nun yolu kazmakla
    yapılmayacaktır.» Bakın, size diyorum ki, Allah’ımız insanı yaratırken, onu
    yalnızca doğru olarak yaratmakla kalmadı. aynı zamanda kalbine, Allah’a kulluk
    etmeye uygun olanı kendine göstermesi için bir ışık yerleştirdi. Bu bakımdan,
    bu ışık günahlar nedeniyle kararsa bile, yine de sönmez, Çünkü, her kavimde,
    Allah’ı yitirmiş olup, sahte ve yalancı tanrılara kulluk etseler bile, Allah’a
    kulluk etme arzusu vardır. Dolayısıyla, bir insanın Allah’ın peygamberlerinden
    ders alması gereklidir, çünkü onlar, Allah’a iyi kulluk ederek Cennet’e,
    vatanımıza giden yolu öğretmek için ışığı yakarlar; tıpkı, gözleri hasta
    olanlara yardım ve kılavuzluk edilmesinin gerekli olduğu gibi.»

     

    79.

     

    Yakup
    karşılık verdi: «Peygamberler ölüyse bize nasıl öğretecekler; ve peygamberler
    hakkında bilgisi olmayana da nasıl öğretilecektir?»

     

    Isa
    cevap verdi: «Onların akidesi, incelenebilsin diye yazılır, çünkü (yazılanlar)
    peygamberden size (kalandır). Bakın, bakın size diyorum ki, peygamberliği hakir
    gören, yalnızca peygamberi hakir görmekle kalmaz, peygamberi gönderen Allah’ı
    da hakir görmüş olur., Fakat, (bazı) kavimler gibi peygamberliği bilmeyenlere
    gelince, size söylüyorum: Eğer, böyle yörelerde bir insan kalbinin kendine
    gösterdiği biçimde, başkalarından görmediğini başkalarına yapmadan ve
    başkalarından aldığını komşusuna vererek yaşayacak olursa, evet böyle bir insan
    Allah’ın rahmetinden uzak kalmayacaktır. Ölürken, daha önce olmazsa Allah
    kendisine öğretecek ve rahmetle kanununu verecektir. Belki de, Allah’ın kanun
    sevgisi için kanun verdiğini düşünüyorsunuz. Kesinlikle böyle değil, ama,
    gerçekte Allah kanununu, insan Allah sevgisi için iyilik yapsın diye verir. Ve,
    Allah Kendi sevgisi için iyilik yapan bir insan bulsa sanki onu hakir mi
    görecektir? Hayır, asla, ama daha da, onu kendilerine kanun verdiklerinden çok
    sevecektir. Bir örnek olarak anlatıyorum : «Büyük mal varlığı olan bir adam
    vardı; ve bölgesinde yalnızca meyve vermeyen çöl topraklar bulunuyordu, îşte,
    bir gün böyle bir çöl araziden geçerken, meyvesiz bitkiler arasında güzel
    meyveler yeren bir bitki buldu. Bunun üzerine, bu adam dedi: «Bu bitki nasıl
    olur da, böylesine güzel meyveleri verir? Onu kesinlikle kesmiyecek ve
    diğerleriyle birlikte ateşe vermeyeceğim.» Ve, hizmetçilerini çağırıp, o
    bitkiyi söktürerek bahçesine diktirdi. îşte böyle de size diyorum ki,
    Allah’ımız nerede olurlarsa olsunlar, salih amel işleyenleri Cehennem’in
    alevlerinden koruyacaktır.»

     

    80.

     

    «Söyleyin
    bana, putatapıcılar arasında Eyub Uz’-dan başka nerede kaldı? Ve, tufan
    zamanında Musa nasıl yazıyor? Bana söyleyin, O der: «Nuh gerçekten, Allah’ın
    önünde rahmet buldu.» Babamız İbrahim’in sahte putlar yapıp tapınan inançsız
    bir babası vardı. Lût, yeryüzünün en rezil insanları arasında yaşadı. Danyal,
    bir çocukken Hananya, Azarya ve Mişael’le birlikte Buhtunnasır tarafından öyle
    bir şekilde tutsak alındılar ki, o


     

    zaman
    daha sadece iki yaşında idiler; ve puta tapıcı hizmetçiler kalabalığı içinde
    yetiştirildiler. Allah sağ ve diridir ki, nasıl ateş zeytin, servi veya palmiye
    demeden kuru şeyleri yakar ve onları ateşe çevirir, öyle de Allah’ımız, Yahudi,
    Sisian, Yunan veya Ismaili demeden, salih amellerde bulunan herkese merhamet
    eder. Fakat, kalbin orada durmasın ey Yakup. Çünkü, Allah’ın peygamber
    gönderdiği yerde kendi hükmünü tümüyle reddedip peygamberi izlemek, «O neden
    böyle diyor?», «Neden böyle yasaklıyor ve emrediyor?» demeden, «Allah böyle
    istiyor», «Allah böyle emrediyor» demek gerekir. Şimdi, İsrail kavmi Musa’yı
    hakir gördüğünde, Allah Musa’ya ne demişti? «Onlar seni hakir görmediler, fakat
    onlar Beni hakir gördüler.»

     

    81.

     

    «Bakın size diyorum ki, insan
    tüm ömrünü konuşup yazmayı öğrenmeye değil, salih amel işlemeyi öğrenmeye de
    harcamalıdır. Şimdi söyleyin bana, tüm dikkatiyle hizmet ederek, kendini memnun
    etmeye çalışmayan Hirodes’in şu kulu kimdir? (Var mıdır böyle biri?)

     

    Yalnızca
    çamur ve gübre olan bir bedeni memnun etmeye çalışıp da, tüm şeyleri yaratan ve
    ebedi Sübhan ve Kuddüs olan Allah’a kulluk etmeye çalışmayıp unutan
    dünya(dakiler)e yazıklar olsun.» «Söyleyin bana, eğer kâhinler Allah’ın ahd
    sandığını taşırken bırakıp yere düşürmüşlerse, bu onların büyük bir günahı
    değil midir?» Havariler bunu duyunca titrediler, çünkü, Allah’ın sandığına
    yanlış dokunduğu için Allah’ın Uzza’yı öldürdüğünü biliyorlardı. Ve dediler:
    «Böyle bir günah en feci olanıdır.» O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki,
    Allah’ın onunla her şeyi yarattığı ve ona uymakla size sonsuz hayat sunduğu
    sözünü unutmak daha büyük bir günahtır.»

     

    Ve
    Isa böyle deyip dua etti. Duasından sonra dedi : «Yarın Samiriye’ye varmamız
    gerekiyor, çünkü, Allah’ın kutsal meleği bana böyle dedi.»

     

    Belli bir günün sabahında
    erkenden Isa, Yakub’un yaptığı ve oğlu Yusuf’a verdiği kuyuya yaklaştı. Seyahat
    nedeniyle yorgun düşen Isa havarilerini yiyecek satın almaları için şehre
    gönderdi. Kendi de kuyunun yanına, bir kuyu taşının üstüne oturdu. Ve, bir de ne
    görsün, Samiriyeli bir kadın su çekmek için kuyuya gelmiyor mu!

     

    İsa
    kadına dedi: «İçmek için bana (su) ver!» Kadın cevapladı: «Şimdi, sen bir
    İbrani olarak, ben Samiriyeli bir kadından içecek istemeye utanmıyor musun?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Ey kadın, senden içecek isteyenin kim olduğunu bilsen, belki de
    sen ondan içecek isterdin.»

     

    Kadın
    karşılık verdi: «Şimdi, kuyu derinken ve senin de su çekecek ne kovan, ne de
    ipin olmadığını görüp dururken, bana nasıl içmek için (su) verecekmişsin?»

     

    Isa
    cevap verdi: «Ey kadın, kim bu kuyunun suyundan içerse, susuzluk ona yine
    gelir, fakat, kim benim verdiğim sudan içerse, artık bir daha susamaz; ama
    (bunu) susuz olanlara içmek için verirler, o kadar ki, sonsuz hayata ererler.»

     

    O zaman, kadın dedi: «Ey Rab, bana
    bu suyundan ver.»

    îsa cevap verdi: «Git, kocanı çağır,
    ikinize de içmeniz için vereceğim.»

    Kadın dedi: «Benim kocam yok.»

     

    îsa
    karşılık verdi: «Peki, doğruyu söyledin, çünkü senin beş kocan oldu, şimdiki
    ise kocan değildir.»

     

    Kadın
    bunu duyunca şaşırdı ve dedi: «Rab, anlıyorum ki, sen bir peygambersin; bu
    nedenle söyle bana, yalvarırım : îbraniler, Kudüs’te Siyon dağı üzerinde,
    Süleyman’ın yaptırdığı mabette ibadet ederler ve derler ki, bir başka yerde
    değil (ancak) orada


     

    (insanlar)
    Allah’ın rahmet ve bereketini bulurlar. Ve, halkımız (ise) bu dağlar üzerinde
    ibadet eder ve derler ki, ibadet yalnızca Samiriye dağlarında yapılmalıdır. (Bu
    durumda) gerçek ibadet edenler kimler olmuş oluyor?»

     

    82.

     

    O
    zaman İsa iç çekti ve ağlayıp, dedi: «Yazıklar olsun sana Yahudiye, çünkü, sen
    «Rabb’ın mabedi, Rabb’ın mabedi» diye büyüklenir ve sanki hiç Allah yokmuş gibi
    ömür sürer, kendini tümden dünyanın zevklerine ve kazançlarına verirsin; (işte)
    bu kadın Hüküm Günü’nde seni Cehennem’e mahkûm edecek; çünkü, bu kadın Allah
    önünde rahmet ve bereketin nasıl bulunacağını öğrenmeye çalışıyor.»

     

    Ve,
    kadına dönerek dedi: *Ey kadın, siz Samiriyeliler bilmediğiniz şeye ibadet
    eder, fakat biz İbranîler bildiğimiz şeye ibadet ederiz. Bak, sana diyorum ki,
    Allah ruhtur ve gerçektir, ve öyle de, ona ruhtan ve gerçekten ibadet
    edilmelidir. Çünkü, Allah’ın va’di Kudüs’te, Süleyman mabedinde yapılmıştır,
    başka yerde değil. Ama, inan bana, bir gün gelecek ve Allah rahmetini bir başka
    şehre gönderecek ve her yerde O’na gerçekten ibadet etmek mümkün olacaktır. Ve,
    Allah her yerde gerçek ibadeti rahmet(iy)le kabul edecektir.

     

    Kadın karşılık verdi: «Biz Mesih’e
    bakıyoruz; o geldiğinde bize öğretecek.»

    İsa cevap verdi: «Biliyor musun sen
    kadın, Mesih’in geleceğini?»

    Kadın cevap verdi: «Evet ya, Rab.»

     

    O
    zaman İsa sevindi ve dedi: «Gördüğüm kadarıyla ey kadın, sen mü’minsin; bu
    bakımdan bil ki, Mesih’in inancıyla Allah’ın seçtiği herkes kurtulacaktır;
    dolayısıyla, Mesih’in gelişini bilmen gerekmektedir.»

     

    Kadın
    dedi: «Ey Rab, belki de sen Mesih’sin.» İsa cevap verdi: «Ben, kuşkusuz İsrail
    ailesine bir kurtuluş peygamberi olarak gönderilmiş bulunuyorum; fakat, benden
    sonra Allah’ın tüm dünyaya gönderdiği Mesih gelecek; onun için yaratmıştır
    Allah dünyayı. Ve, o zaman tüm dünyada Allah’a ibadet edilecek ve rahmete
    erilecek, o kadar ki, şimdi yüz yılda bir gelen sevinç yılı Mesih’le her yerde
    her (bir) yıla inecek.»

     

    Sonra, kadın su kabını bırakıp,
    İsa’dan duyduğu her şeyi bildirmek üzere şehre koştu.

     

    83.

     

    Kadın
    İsa ile konuşurken, havarileri gelmiş ye İsa’nın bir kadınla bu şekilde
    konuşmasına şaşıp kalmışlardı. Yine de kimse ona, «Samiriyeli bir kadınla böyle
    niye konuşursun?» demedi.

     

    Sonra, kadın ayrılıp gidince
    dediler: «Muallim, yemeğe gelin.»

     

    İsa
    karşılık verdi: «Ben öbür yemeği yemeliyim.» O zaman, havariler birbirlerine
    dediler: «Belki, bir yolcu İsa ile konuşup ona yiyecek bulmak için gitmiştir.»
    Ve, bu (satırları) yazana sorup dediler: «Buraya muallime yemek getirebilecek
    kimse geldi mi ey Barnabas?»

     

    O
    zaman (bu satırları) yazan cevap verdi: Gördüğünüz, şu boş kovayı suyla
    doldurmak için getiren kadından başka kimse gelmedi.».O zaman, havariler
    İsa’nın sözlerinin anlamını bekliyerek, şaşırıp kaldılar. Bunun üzerine îsa
    dedi: «Bilmez misiniz ki, gerçek yiyecek Allah’ın istediğini yapmaktır,- çünkü,
    insanı yaşatan ve ona hayat veren ekmek değil, daha çok, iradesiyle (gelen)
    Allah’ın sözüdür. Ve, işte bu nedenle kutsal melekler


     

    yemezler.
    Ama, yalnızca Allah’ın iradesiyle beslenerek yaşarlar. Ve, bu şekilde biz, Musa
    ve İlya ve yine bir başkası kırk gün kırk gece hiç yiyeceksiz (dururuz).

     

    Ve,
    İsa gözlerini kaldırıp dedi: «Hasat (vaktine) ne kadar var?» Havariler cevap
    verdiler; «Üç ay.»

     

    İsa
    dedi: «Öyleyse bakın, nasıl dağ mısırlarla ağarmışsa, ben de size diyorum ki,
    bugün toplanması gereken büyük bir hasat vardır.» Ve, sonra kendisini görmeye
    gelen kalabalığa işaret etti. Şehre varan kadın, «Ey insanlar, gelin ve
    Allah’ın İsrail ailesine gönderdiği yeni bir peygamber görün» diyerek, tüm
    şehri ayağa kaldırmış ve İsa’dan duyduğu şeylerin hepsini anlatmıştı. (îsa’nın
    bulunduğu) yere gelip, kendileriyle kalması için ona yalvardılar; ve (İsa)
    şehre girip onlarla iki gün kaldı; hastaları iyileştirdi ve Allah’ın
    melekûtuyla ilgili dersler verdi.

     

    O zaman, şehirliler kadına
    dediler: «Senin söylediğin zamankinden daha çok onun mucizelerine ve sözlerine
    inanıyoruz; çünkü, o kuşkusuz Allah’ın kutsal bir (kulu), kendine inananların
    kurtuluşu için gönderilmiş bir peygamberdir.

     

    Gece
    yarısı namazından sonra havariler İsa’nın yanına vardılar ve (îsa) onlara dedi:
    «Bu gece Allah’ın elçisi Mesih zamanında —Şimdi yüz yılda bir gelirken her yıl
    gelen sevinç (gecesi) olacak. Bu bakımdan, istiyorum ki uyumayalım, ibadet
    edelim, yüz kez rükûya varıp, her zaman hamde lâyık Kadir ve Rahim olan
    Allah’ımızı ta’zim edelim ve her seferinde (şöyle) diyelim: «Sen yegâne
    Allah’ımız, kabul ve itiraf ederiz ki, Sen’in başlangıcın olmadı, sonun da
    olmayacak; çünkü Sen rahmetinle her şeye başlangıç verdin ve adaletinle de
    hepsine bir son vereceksin; Sen’in insanlar arasında hiç bir benzerin yoktur.
    Çünkü, sonsuz iyiliğin içinde Sen ne kımıldarsın, ne de herhangi bir arızaya
    uğrarsın.. Bize merhamet et, çünkü, bizi Sen yarattın ve biz Sen’in Ellerinin
    eseriyiz.»

     

    84.

     

    îbadet
    edildikten sonra îsa dedi: «Allah’a şükredelim, çünkü, bize bu gece büyük
    rahmet indirdi; çünkü, bu gece geçecek olan zamanı geri getirdi. Ve biz
    Allah’ın Elçisi’yîe birlikte ibadet ettik. Ve, ben onun sesini duydum.»

     

    Havariler
    bunu duyunca çok sevindiler ve dediler: «Muallim, bize bu gece bazı hükümler
    öğret.»

     

    O zaman İsa dedi: «Hiç balla karışık
    gübre gördünüz mü?»

     

    Cevap
    verdiler: «Hayır Rab, çünkü, kimse bunu yapacak kadar deli değildir.» «(Madem
    öyle), ben de size diyorum ki, dünyada daha deli insanlar vardır.» dedi îsa,
    «Çünkü, Allah’a kullukla onlar dünyaya kulluğu karıştırırlar. O kadar ki,
    lekesiz hayat yaşayanların pek çoğunu şeytan aldatmış ve ibadet ederlerken,
    ibadetleriyle dünya işlerini kanştirmışlar, bu nedenle de, bu zamanda Allah’ın
    gözünde çirkinleşmişlerdir. Söyleyin bana, ibadet için yıkanırken, hiç bir pis
    şeyin kendinize dokunmamasına dikkat ediyor musunuz? Evet, mutlaka. Ya ibadet
    ederken ne yapıyorsunuz? Ruhunuzu Allah’ın rahmetiyle günahlardan
    temizliyorsunuz. Öyleyse, ibadet ederken, dünyalık şeylerden söz etmek ister
    misiniz? (Aman) böyle yapmamaya dikkat edin, çünkü, her dünyalık kelime,
    konuşanın ruhu üzerinde şeytan’ın bir gübresidir.»

     

    O
    zaman, havariler titrediler, çünkü, (İsa) ateşli bir ruhla konuşmuştu, ve
    dediler: «Ey muallim, eğer, biz ibadet ederken bir arkadaş bizimle konuşmaya
    gelirse ne yapalım?» Isa cevap verdi: «Bekletin ve ibadeti tamamlayın.»
    Bartalemus dedi: «Ama, alınır da, kendisiyle konuşmadığımızı görünce çeker
    giderse?»


     

    İsa
    cevap verdi: «Eğer alınırsa, bana inanın ki, o sizin bir arkadaşınız veya bir
    mü’min değil, gerçekte inanmayanın biri ve şeytan’ın yoldaşıdır. Söyleyin bana,
    eğer Hirodes’in bir seyis yamağıyla konuşmaya gitseniz ve onu Hirodes’in
    kulağına söz anlatırken bulsanız, sizi bekletti diye alınır mısınız?»
    Kesinlikle hayır; aksine, arkadaşınızı kralın sevdiğini görerek rahat
    edersiniz. Doğru değil mi?» dedi Isa.

     

    Havariler
    cevap verdiler; «Doğruların doğrusu.» O zaman İsa dedi: «Bakın, size diyorum
    ki, herkes ibadet ederken Allah’la konuşur. Öyleyse, insanla konuşacağız diye,
    Allah’la konuşmayı bırakmanız doğru olur mu? Bundan dolayı, Allah’a kendinden
    çok saygı gösterdiğiniz için arkadaşınızın alınması doğru olur mu? İnanın bana,
    eğer beklettiğimiz zaman alınırsa, şeytan’ın iyi bir kulu (demektir) o. Çünkü,
    Allah’ın insan için bırakılması şeytan’ın arzusudur. Allah sağ ve diridir ki,
    her iyi işte, Allah’tan korkan kendini dünyanın işlerinden ayırmalı ki, iyi
    ameli bozulmasın.»

     

    85.

     

    «Bir
    adam kötü işte bulunduğu veya kötü sözler söylediği zaman, biri onu düzeltmeye
    gidip, bu tip işlerden men etse, bu adamın yaptığı nedir?» dedi İsa.

     

    Havariler
    cevap verdiler: «İyi eder, çünkü, güneşin daima karanlığı sürüp çıkarmaya
    çalışması gibi, her zaman kötülüklerin men edilmesini isteyen Allah’a hizmet
    eder.» İsa dedi: «Ben de size diyorum ki, aksine, bir insan iyilik yapar ve iyi
    (şeyler) konuşurken, kim onu daha iyi olmayan herhangi bir şeyi bahane ederek
    engellemeye çalışırsa şeytan’a hizmet eder. Hayır, hayır, onun yoldaşı (bile)
    olur. Çünkü şeytan, her iyi şeyi engellemekten başka bir işe bakmaz.»

     

    «Şimdi
    ben size ne diyeyim? Allah’ın dostu ve mukaddesi Süleyman Peygamber’in dediği
    gibi diyeyim size: «Tanıdığınız bin kişiden biri arkadaşınızdır.» O zaman Matta
    dedi: «Öyleyse, kimseyi sevemiyeceğiz.»

     

    Isa
    cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, sizin için günah dışında herhangi bir
    şeyden nefret etmek meşru değildir; o kadar ki, şeytan’dan bile Allah’ın
    yaratığı olarak nefret edemez, ancak Allah’ın düşmanı olarak (nefret edebilirsiniz).
    Bu, neden böyle biliyor musunuz? Söyleyeyim size: Çünkü, o, Allah’ın bir
    yaratığı olup, Allah’ın yarattığı her şey iyi ve tamdır. Bu bakımdan, kim
    yaratılandan nefret ederse Yaratan’-dan da nefret eder. Fakat, arkadaş tek bir
    şeydir, kolayca bulunmaz, ama kolayca yitirilir. Çünkü, arkadaş sonsuz derecede
    sevdiğiyle zıtlaşmaya katlanamaz. Dikkat edin, tedbirli olun ve arkadaş olarak
    sevdiğinizi sevmeyeni seçmeyin. Arkadaşın ne demek olduğunu biliyor musunuz?
    Arkadaş; şu bu değil, yalnızca ruh doktoru demektir. Ve böyle de, nasıl kişi,
    hastalığı bilip de, ilâcını vermekten anlayan iyi bir doktoru çok seyrek
    bulursa, aynı şekilde, hataları bilip, doğruya yöneltmekten anlayan arkadaşlar
    da (çok seyrek bulunur.) Fakat, burada bir şer vardır; şöyle ki, arkadaşlarının
    hatalarını görmezlikten gelen arkadaşlara sahiptir pek çokları; diğerleri
    vardır, onları mazur görür; bir diğerleri onları dünyevî bahanelerle savunur;
    ve en kötüsü de, arkadaşını yanlışlara çağırıp yardım eden ve sonunu kendi kötü
    sonuna benzetendir. Dikkat edin ki, böylelerini arkadaş edinmeyesiniz, çünkü,
    gerçekten onlar düşmandırlar ve ruh katilleridirler.»


     

    86.


     

    «Arkadaşınız
    şöyle olsun: Sizi doğrultmak isterken bile, kendisi doğrulsun; sizin Allah
    sevgisi için her şeyden geçmenizi isterken bile, Allah’a hizmet için kendini
    bile feda etmeniz onu memnun etsin.

     

    «Ama
    söyleyin bana, eğer bir kişi Allah’ı nasıl seveceğini bilmezse, kendini ne
    şekilde seveceğini nasıl bilir; kendini sevmeği bilmezken, başkalarını ne
    şekilde seveceğini nasıl bilir? Kesinlikle imkânsızdır bu. Bu bakımdan,
    kendinize arkadaş seçeceğiniz zaman (çünkü, hiç arkadaşı olmayan, oldukça
    yoksul olandır) , önce, onun güzel soyuna, güzel ailesine, güzel evine, güzel
    giysisine, güzel şekline ve güzel sözlerine bakmayın. Çünkü; kolayca
    aldanırsınız. Fakat, Allah’tan nasıl korktuğuna, dünyalık şeyleri nasıl hakir
    gördüğüne, salih amelleri nasıl sevdiğine ve hepsinin üstünde kendi bedeninden
    nasıl nefret ettiğine bakın ki, gerçek arkadaşı kolayca bulasınız; eğer o her
    şeyin üstünde Allah’tan korkuyor ve dünyanın fani şeylerini hakir görüyorsa;
    her zaman salih amellerle meşgul oluyor ve kendi vücudundan zalim bir düşman
    gibi nefret ediyorsa. Yine de, böyle bir arkadaşı, sevgin onda kalacak şekilde
    sevmeyeceksiniz. Çünkü, (bu şekilde) bir puta tapıcı olursunuz. Ama, onu
    Allah’ın size verdiği bir hediye olarak sevin, çünkü, bu şekilde Allah (onu)
    daha büyük sevgiyle süsleyecektir. Bakın, size diyorum ki, gerçek bir arkadaş
    bulan Cennet’in zevklerinden birini bulmuştur; hayır, hayır, böylesi Cennet’in
    anahtarıdır.

     

    Teddeus
    karşılık verdi: «Ya, bir adamın şans eseri, sizin anlattığınız gibi olmayan bir
    arkadaşı olacak olursa, ey muallim? Ne yapsın o? Ondan vaz mı geçsin?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Gemisini kârlı olduğu sürece kullanan, zararlı hale geldiğini
    gördüğü zaman da bırakan denizcinin yaptığı gibi yapsın. Senden daha kötü olan
    arkadaşını böyle yaparsın, senin için bir tehlike olduğu şeylerde eğer Allah’ın
    rahmetinden ayrı düşmeyeceksen onu terk et.»

     

    87.

     

    «Vay
    haline tökezlerden dolayı dünyanın. Tökezlerin gelmemesi olmaz, tüm dünya
    kötülükler içinde yüzüyor çünkü. Ama yine de, vay o adama ki, tökezler onun
    vasıtasıyla gelir. Eğer bu adam boynunda bir el değirmeni taşıyıp, denizin derinliklerine
    dalsaydı, komşusuna karşı suç işlemesinden daha iyi olurdu. Eğer, gözünüz sizin
    bir günah nedeniyse, onu çıkarıp atın; çünkü, tek bir gözle Cennet’e gitmek,
    ikisiyle birlikte Cehennem’e gitmekten daha iyidir. Eğer, eliniz veya ayağınız
    sizi günaha itiyorsa, (yine) aynı şekilde yapın; çünkü, göklerin melekûtuna bir
    ayak veya bir elle girmek, iki el veya iki ayakla Cehennem’e gitmekten daha
    iyidir.»

     

    Petrus
    seslendi: «Rab, ben bunu ne yapayım? Muhakkak, kısa zamanda parça parça olacağım.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Ey Petrus, bedeni aklı bırak ve doğruca gerçeği bul. Çünkü, sana
    öğreten senin gözündür, sana işlerinde yardım eden ayağındır, sana bir~şeyler
    alıp veren de elindir. Bu bakımdan, bunlar senin için günah nedeni olursa,
    onları bırak; çünkü, Cennet’e bilgisiz, bir kaç amelle ve yoksul gitmek,
    Cehennem’e akıllı, büyük amellerle ve zengin gitmekten daha iyidir. Seni
    Allah’a kulluktan alıkoyan her şeyi, bir kişinin görmesini engelleyen her şeyi
    fırlatıp attığı gibi, kendinden çıkar at.»

     

    Ve,
    îsa böyle söyleyip, Petrus’u yanına çağırdı ve ona dedi: «Eğer, kardeşin sana
    karşı günah işlerse, git ve onu düzelt. Eğer düzelirse sevin; çünkü, kardeşini
    kazanmış olursun. Ama, düzelmezse, yeniden git ve iki tanık çağırıp, onu
    yeniden düzelt; ve düzelmeyecek


     

    olursa
    git ve durumu kiliseye anlat; yine de düzelmeyecek olursa, onu kâfir yerine
    koy, bu bakımdan, onunla aynı çatı altında durmaz, onun oturduğu masada yemek
    yemez ve onunla konuşmazsın; o kadar ki, yürürken ayağını koyduğu yeri
    bilirsen, oraya kendi ayağını koymazsın.»

     

    88.

     

    Ama,
    aklında olsun ki, kendini daha iyi görmeyesin; bunun, yerine şöyle diyesin:
    «Petrus, petrus, eğer Allah nimetiyle sana yardım etmese, ondan daha kötü
    olursun.» Petrus karşılık verdi: «Onu nasıl düzeltmeliyim?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Kendinin nasıl düzeltilmesini istiyorsan öyle. Başkalarının sana
    nasıl katlanmalarını istiyorsan, sen de başkalarına öyle katlan. înan bana
    Petrus, çünkü sana söylüyorum ki, merhametle kardeşini düzelttiğin her vakit
    Allah’ın merhametini çekersin ve sözlerin meyvesini verir; fakat, sert ve haşin
    olursan, Allah’ın adaleti tarafından sertçe cezalandırılırsın ve sözlerin hiç
    meyve vermez. Söyle bana Petrus: Şu, yoksulların içinde yemeklerini
    pişirdikleri toprak kaplar var ya, bunları onlar denk geldiğince taşlarla ve
    demir çekiçlerle mi yıkıyorlar? Emin ol ki hayır; ama, bunların yerine sıcak
    suyla (yıkamıyorlar mı?) Kaplar, demirle parça parça olur, yemek eşyası ateşte
    yanar; fakat, insan merhametle düzelir. Dolayısıyla, kardeşini düzelteceğin
    zaman kendi kendine şöyle diyesin: «Eğer Allah bana yardım etmezse, onun bugün
    yaptıklarının, ben daha kötüsünü yaparım yarın.»

     

    Petrus karşılık verdi: «Kardeşimi
    kaç kez bağışlamalıyım, ey muallim?»

    İsa cevap verdi: «Onun seni kaç kez
    bağışlamasını istiyorsan, o kadar.»

    Petrus dedi: «Günde yedi kez mi?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Yalnızca yedi kez değil, onu her gün yetmiş çarpı yedi kez
    bağışlayacaksın; çünkü.-bağışiayan bağışlanacak, cezaya çarptıran ise cezaya
    çarptırılacaktır.»

     

    O
    zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Yanıklar olsun reislere! Çünkü, Cehennem’e
    gidecektir onlar.»

     

    îsa,
    onu azarlıyarak dedi: «Böyle demekle aptallaşıyorsun, ey Barnabas! Bak, sana
    diyorum ki, reisin devlet için gerekli olduğu kadar, banyo vücut için, gem at
    için ve dümen gemi için önemli değildir. Ve, hangi nedenle Allah Musa’ya,
    Yuşa’ya, Samuel’e, Davud ve Süleyman’a ve gelip geçen daha pek çoklarına hüküm
    verdi? Bunlara Allah, kötülüklerin kökünden kazınması için kılıç vermiştir.»

     

    O
    zaman, bu (satırları) yazan dedi: «Şimdi, cezaya çarptırma ve bağışlama
    hükümleri nasıl verilmeli?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Herkes hüküm verici değildir: -Çünkü, başkalarını cezaya
    çarptırma hak ve yetkisi yalnızca hakimlere aittir, ey Barnabas. Ve, nasıl
    baba, tüm beden çürümesin diye, çürümüş bir azanın oğlundan kesilip atılmasını
    emrederse, hakim de suçluları cezaya çarptırmalıdır.»

     

    89.

     

    Petrus dedi: «Kardeşimin tevbe
    etmesi için ne kadar beklemem gerek?»

    İsa cevap verdi: «Seni ne kadar
    beklemelerini istiyorsan o kadar.»

    Petrus karşılık verdi: «Herkes bunu
    anlamaz; bu bakımdan, bize daha açık konuşun.»


    îsa cevap
    verdi: «Allah’ın seni beklediği kadar, sen de kardeşini bekle.»

     

    «Bunu
    da anlamazlar» dedi Petrus. îsa cevap verdi: «Tevbe etmek için vakti olduğu
    sürece bekle.»

     

    O
    zaman, Petrus üzüldü ve diğerleri de (üzüldüler) , çünkü, söylemek istenileni
    anlamadılar. Bunun üzerine, îsa cevap verdi: «Eğer sağlam anlayış sahibiyseniz
    ve kendinizin günahkâr olduğunuzu biliyorsanız, kalbinizi günahkâra karşı
    merhametten kesmeyi hiç bir zaman düşünmezsiniz. Ve, ben böyle açık açık
    söylüyorum size, ki günahkâr, dişlerinin altında nefes alıp verecek bir ruhu
    oldukça tevbe etsin diye beklenmelidir. Çünkü, Kadir ve Rahim olan Allah’ımız
    onu böyle bekler. Allah demedi ki, «Şu saatte günahkâr oruç tutacak, zekât
    verecek, namaz kılacak ve hacca gidecek ve ben de onu affedeceğim.» Pek çokları
    bunu yerine getirdiler de, ebediyen lanete uğradılar. Fakat, O dedi: «Şu saatte
    günahkâr günahlarına ağlasın, ben de, kendi payıma onun kötülüklerini daha
    fazla hatırlamam.» Anlıyor musunuz?» dedi îsa. Havariler cevap verdiler:
    «Kısmen anladık, kısmen de anlamadık.»

     

    îsa
    dedi: «Neresini anlamadınız?» Cevapladılar: «Oruçla birlikte namaz da kılan pek
    çok kişinin lanete uğramasını.»

     

    O
    zaman, îsa dedi: «Bakın, size diyorum ki, münafıklar ve goyimler Allah’ın
    dostlarından daha çok namaz kılar, daha çok zekât verir ve daha çok oruç
    tutarlar. Ama, inançları olmadığından, Allah sevgisi için tevbe edemezler ve
    böylece lanete uğrarlar.» O zaman Yuhanna dedi: «Bize, Allah aşkına imanı
    öğret.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Şimdi, sabah namazını kılma vakti.» Bunun üzerine kalkıp
    yıkandılar ve her zaman Sübhan ve Azîm Allah’ımıza ibadet ettiler.

     

    90.

     

    Namaz
    bitince, havarileri yeniden İsa’nın yanına geldiler, o da ağzını açtı ve dedi:
    «Yaklaş Yuhanna, çünkü bu gün, sorduğun her şeyi sana anlatacağım. İman,
    Allah’ın seçtiklerini mühürlediği bir mühürdür: mühür ki, Elçisi’ne vermiş ve
    O’nun ellerinden seçilmiş olan herkes imanı almıştır. Çünkü, nasıl Allah
    birdir, öyle de, iman da birdir. Bu nedenle, her şeyden önce Elçisi’ni yaratmış
    olan Allah, O’na her şeyden önce, sanki Allah’ın benzeriymiş (resmiymiş) ve
    Allah’ın yaptığı ve söylediği şeylerin hepsiymiş gibi imanı vermiştir. Ve,
    işte, mü’min imanla her şeyi birinin gözleriyle gördüğünden daha iyi görür;
    çünkü, gözler yanılabilir; hatta, hemen hemen her zaman yanılır; ama iman asla
    yanılmaz, çünkü, kaynak olarak Allah ve sözüne sahiptir. Bana inan, imanla
    Allah’ın tüm seçtikleri kurtulur. Ve, herhangi bir kimsenin iman olmadan
    Allah’ı memnun etmesinin imkânsız olduğu da kesindir. Bu nedenle şeytan, orucu
    ve namazı, zekâtı ve haccı hiçe indirmek için çalışmaz; inanmayanları daha bu
    işleri yapmaya iter, çünkü, insanın karşılığını almadan çalıştığını görmekten
    zevk alır. Fakat, tüm gayretiyle imanı hiçe indirmek için sancılanır durur. Bu
    bakımdan iman özenle bilhassa korunmalıdır; ve en emin yol da, «Neden?»
    sorusunun insanları Cennet’ten çıkardığını ve şeytan’ı en güzel bir melekten
    çirkin bir cine çevirdiğini görerek, «Neden’i bırakmak olacaktır.»

     

    O
    zaman Yuhanna dedi: «Şimdi biz, ilmin kapısı olduğunu göre göre, «Neden» i
    nasıl bırakalım?»

     

    İsa cevap verdi: «Öyle değil,
    «Neden» Cehennem’-in kapısıdır.»

     

    Bunun üzerine Yuhanna sustu,
    Isa devam etti : «Allah bir şey söylediği zaman ey insan, sen kimsin ki, kuşkun
    kalmasın diye, «Neden böyle dedin ey Allah; neden böyle yaptın?


     

    diyecekmişsin?
    Toprak kap, olur ya, yapıcısına diyecek mi ki, «beni neden su tutmak için
    yaptın da, almak için yapmadın?» Bak, sana diyorum ki, her iğvaya karşı şu
    sözle kendini güçlendirmen gerekir: «Allah böyle dedi», -Böyle yaptı Allah»;
    «Allah böyle diledi»; çünkü, böyle yapmakla emniyet içinde yaşarsın.»

     

    91.

     

    Bu
    zamanda Yahudiye’nin her yanında, İsa hakkında büyük bir dedikodu vardı: Romalı
    askerler şeytan’ın çalışmalarıyla, İsa’nın kendilerini ziyaret etmeye gelen
    Allah olduğunu söyleyerek, İbranîler’i karıştırıyorlardı. Bunun üzerine,
    öylesine büyük bir fitne doğdu ki, kırk gün demeden tüm Yahudiye silahlandı; o
    kadar ki, oğul babasına, kardeş kardeşine karşı durdu. Çünkü, bazıları İsa’nın
    dünyaya gelen Allah olduğunu söylerken, diğerleri, «Hayır, O Allah’ın oğludur»
    diyor; bir diğerleri de, «Hayır, çünkü Allah insana benzemez, bu nedenle de,
    oğul edinmez; Nasıralı İsa ise Allah’ın bir peygamberidir» diyorlardı.»

     

    Ve, bu (fitne) İsa’nın gösterdiği
    büyük mucizeler nedeniyle doğmuştu.

     

    Bunun
    üzerine, halkı susturmak için, başkâhinin alnında Allah’ın kutsal adı, Teta
    Gramaton (aslından aynen alındı) olduğu halde kâhinlik cübbesini giyip at
    üzerinde merasimde görünmesi gerekti. Ve, benzer şekilde vali Pilatus ve
    Hirodes de ata bindiler. Bu olaylar nedeniyle, Mizpeh’de, her biri kılıçlı
    ikiyüzbin kişiden oluşan üç ordu toplandı. Onlara karşı Hirodes konuştu, fakat
    susmadılar. Sonra, vali ve başkahin konuşup dediler: «Kardeşler, bu savaş
    şeytan’ın çalışmasıyla doğuyor, çünkü îsa hayattadır ve ona baş vurup, kendisi
    hakkında ifade vermesini istememiz gerekir. Sonra da ne derse ona inanırız.»

     

    Bunun
    üzerine herkes sustu; silahlarını bırakıp, birbirlerini kucakladılar ve
    birbirlerine şöyle dediler: -«Beni affet, kardeş!»

     

    O gün, kararlaştırıldığı biçimde
    herkes söyleyeceği şeye göre Isa’ya inanmayı kalbine koydu. Ve, vali ile
    başkâhin tarafından, İsa’nın bulunduğu yeri bildirecek olana büyük ödüller
    verileceği ilân edildi.

     

    92.

     

    Bu
    sırada biz, kutsal meleğin sözü üzerine Sina Dağı’na gitmiştik. Ve, îsa orada
    havarileriyle birlikte kırk gün kaldı. Bu (süre) geçince, Kudüs’e gitmek üzere
    îsa Erden ırmağına vardı. Ve, İsa’nın Allah olduğuna inananlardan biri
    tarafından görüldü. Bunun üzerine sevinçlerin en büyüğüyle, -«Allah’ımız
    geliyor» diye bağırıp, şehre varınca da, «Allah’ımız geliyor ey Kudüs, onu
    almaya hazırlan!» diyerek tüm şehri ayaklandırdı. Ve, İsa’yı Erden yakınında
    görmüş olduğuna tanıklık etti.

     

    O
    zaman, küçük büyük herkes İsa’yı görmek için şehirden çıktı, o kadar ki, şehir
    boşaldı; çünkü kadınlar, çocuklarını kucaklarına almışlar, yemek için yiyecek
    almayı bile unutmuşlardı.

     

    Bu
    durumu anladıkları zaman vali ve başkâhin atla çıkıp, halk arasındaki fitnenin
    yatışması için, aynı şekilde İsa’yı bulmak için atla çıkan Hirodes’e bir elçi
    gönderdiler. Bunun üzerine, iki gün Erden yakınındaki görülen yerlerde İsa’yı
    aradılar ve üçüncü gün öğleye doğru, havarileriyle birlikte Musa’nın kitabına
    göre ibadet için temizlenirken buldular.


     

    îsa,
    yeri insanlarla dolduran kalabalığı görünce çok şaşırdı ve havarilerine dedi:
    «Belki de şeytan Yahudiye’de fitne uyandırmıştır. şeytan’dan günahkârlar
    üzerindeki egemenliğini Allah inşallah alır.»

     

    Ve,
    bunu dediğinde kalabalık yaklaşıyordu ve kendisini tanıdıkları zaman, «Hoş
    geldinler sana ey Allah’ınız!» diye bağırmaya ve Allah’a yapıyorlarmış gibi
    saygı gösterilerinde bulunmaya başladılar. Bunun üzerine İsa büyük bir aah
    çekti ve dedi: «Gidin benim önümden ey deliler, çünkü, ben yerin açılıp da
    iğrenç sözlerinizden dolayı sizinle birlikte beni yemesinden korkuyorum!» Bunun
    üzerine insanlar dehşete kapılarak, ağlamaya başladılar.

     

    93.

     

    O
    zaman, İsa sus işareti olarak elini kaldırdı ve dedi: «Siz var ya siz, ey
    İsrailîler, bir insan olan bana Allah’ımız demekle büyük hata işlediniz. Ve,
    korkarım ki, Allah bundan dolayı kutsal şehir üzerine, onu yabancılara köle
    ederek ağır bir belâ indirir Ey, sizi buna iten bin kez lanetli şeytan!»

     

    Ve
    bunu deyip, İsa iki elleriyle yüzünü tokatladı, bunun üzerine öylesine bir yas
    yükseldi ki, kimse îsa’nın ne dediğini duyamıyordu. Bu durum karşısında, Isa
    bir kez daha sus işareti olarak elini kaldırdı. Ve, halk ağlamayı bırakınca,
    bir kez daha konuştu: «Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde oturan her
    şeyi tanıklığa çağırıyorum ki, ben sizin dediğiniz, şeylerin tümüne yabancıyım;
    görüyor (sunuz) ki, ben, ölümcül (bir) kadından doğmuş, Allah’ın hükmüne tabi,
    diğer insanlar gibi yeme ve uyuma, soğuk ve sıcak dertlerini çeken bir insanım.
    Bu bakımdan, Allah hükmünü vereceği zaman; sözlerim benim insandan öte olduğuma
    inananların her birini bir kılıç gibi delip geçecektir.»

     

    Ve,
    böyle dedik (ten sonra) îsa, çok büyük bir atlı kalabalığı gördü ve bundan
    Hirodes ve başkâhinle birlikte valinin gelmekte olduklarını anladı. O zaman İsa
    dedi: «Ne belli, belki onlar da delirmiştir.»

     

    Vali,
    Hirodes ve başkâhinle birlikte oraya varınca, herkes atından inip, İsa’nın
    çevresinde bir çember oluşturdular, o kadar ki, askerler İsa’nın başkâhinle
    konuşmasını dinlemek isteyen halkı tutamıyorlardı.

     

    îsa
    saygıyla kâhine yaklaştı, ama o İsa’nın önünde rükûya vanp, tapınmak istiyordu
    ki, İsa bağırdı; «Yaptığına dikkat et, ey yaşayan Allah’ın kâhini! Allah’ımıza
    karşı günah işleme!»

     

    Kâhin
    karşılık verdi: «Şimdi, Yahudiye senin alâmetlerin ve öğretinle öylesine
    kaynıyor ki, senin Allah olduğunu haykırıyorlar; bu nedenle, halk
    sıkıştığından, Roma valisi ve kral Hirodes’le buraya gelmiş bulunuyorum. Bu
    bakımdan, sana yürekten rica ediyorum ki, senin yüzünden ortaya çıkan fitneyi
    kaldırmaya razı olasın. Çünkü, bazıları Allah olduğunu söylüyor, bazıları
    Allah’ın oğlu olduğunu, bazıları da bir peygamber olduğunu söylüyor.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Ve sen, ey Allah’ın başkâhini, neden sen bu fitneyi
    yatıştırmadın? Sen de mi yoksa aklını yitirdin? Allah’ın kanunu ile birlikte
    peygamberlikler öylesine nisyana(unutulmaya) terkedilmiş ki, ey şeytan’ın
    aldattığı lanetli Yahudiye!»


     

    94.


     

    Ve,
    îsa bunu söyleyip, yeniden dedi: «Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde
    oturan herkesi tanıklığa çağırıyorum ki, insanların hakkımda dedikleri, yani,
    benim insandan öte olduğum (şeklinde söyledikleri) şeylerin tümüne yabancıyım
    ben. Çünkü, bir kadından doğma, Allah’ın hükmüne tabi, burada diğer insanlar
    gibi yaşayan, ve herkesin çektiği dertlere maruz bir insanım ben. Ruhumun
    huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, dediğin şeyi söylemekle büyük günah
    işledin, ey başkâhin. Bu günah nedeniyle kutsal şehir üzerine büyük intikam
    gelmez inşallah.»

     

    O zaman, kâhin dedi: «Allah bizi
    bağışlasın ve sen bizim için dua et.»

     

    Sonra,
    vali ve Hirodes dediler: «Efendi, insanın senin yaptığını yapması imkânsızdır;
    bu bakımdan, ne dediğini anlamıyoruz.»

     

    îsa cevap verdi: «Dediğiniz doğru, çünkü,
    Allah insanda iyi şeyler yapar. Nasıl ki, şeytan

    kötü şeyler yapıyor. Çünkü, insan
    bir dükkân gibidir. Oraya rızasıyla giren çalışır ve

    orada satıcılık yapar. Fakat,
    söyleyin bana ey vali ve sen ey kral, siz böyle dersiniz,

     

    çünkü bizim kanunumuza yabancısınız.
    Eğer, Allah’ımızın ahdini ve va’dini okursanız,

    Musa’nın bir asayla suyu kana, tozu
    pireye, çiği fırtınaya ve ışığı karanlığa çevirdiğini

    görürsünüz. Yerleri kaplayan kurbağa
    ve fareleri Mısır’a getirdi, ilk doğanları öldürdü ve

    denizi yardı da, orada Firavun’u
    boğdu. Ben, bunlardan hiç birini yapmış değilim. Ve,

    Musa’ya gelince, herkes itiraf eder
    ki, o, şu anda ölmüş bir adamdır. Yuşa, güneşi yerinde

    durdurdu ve Erden (ırmağını) yardı,
    ben bunları da henüz yapmadım. Ve, Yuşa’ya

    gelince, herkes itiraf eder ki o şu
    anda ölmüş bir adamdır. îlya gökten görüne görüne ateş

    ve yağmur indirdi, ben, bunları da
    yapmış değilim. Ve, îlya’ya gelince, herkes itiraf eder

    ki, o bir insandır. Ve, (aynı
    şekilde) Allah’ın kudretiyle, Kadir ve Rahîm, her zaman

    Sübhan ve Kuddüs Allah’ımızı
    bilmeyenlerin akıllarının kavrayamayacağı şeyler yapan

    daha pek çok peygamberler, kutsal
    insanlar, Allah’ın dostları.»

     

    95.

     

    Ardından,
    vali, başkâhin ve kral, İsa’dan halkı susturması için, yüksek bir yere çıkıp
    halka konuşmasını rica ettiler. O zaman İsa, tüm İsrailîler kuru ayakkabılarla
    geçerlerken Yuşa’nın Ürdün’ün orta yerinden on iki kabileye aldırttığı oniki
    taştan birinin üzerine çıktı ve yüksek sesle dedi: «Kâhinimiz yüksek bir yere
    çıksın da, oradan benim sözlerimi tasdik etsin.» Bunun üzerine, kâhin oraya
    çıktı; İsa, herkes duysun diye, ona ayrıca dedi: «Yaşayan Allah’ın va’dinde ve
    ahdinde, Allah’ımızın başlangıcı olmadığı ve hiç bir zaman sonunun da
    olmayacağı yazılıdır.»

     

    Kâhin, karşılık verdi: «Aynen böyle
    yazılıdır orada.»

     

    İsa
    dedi: «Allah’ımızın yalnızca Kendi Sözü’yle her şeyi yaratmış olduğu
    yazılıdır.» «Aynen öyledir» dedi kâhin.

     

    îsa
    dedi: «Allah’ın değişmeyen cisimsiz ve hiç bir şeyden oluşmaması nedeniyle
    görünmez ve insan zihninden gizli olduğu yazılıdır.» «Öyledir, gerçekten» dedi
    kâhin.

     

    îsa
    dedi: «Allah’ımız sınırsız ve sonsuz olduğundan, gökler göğünün onu ihata
    edemiyeceği yazılıdır.»

     

    «Süleyman Peygamber de böyle söyledi
    ey îsa» dedi kâhin.

     

    İsa
    dedi «Allah’ın yemediğinden, uyumadığından ve her hangi bir eksiklikle ma’lûl
    olmadığından, hiç bir şeye ihtiyaç duymadığı yazılıdır.

     

    «Öyledir» dedi kâhin.


     

    îsa
    dedi: «Allah’ımızın her yerde olduğu ve vurup düşüren ve bütünleştiren ve razı
    olduğu her şeyi yapan O’ndan başka hiç bir ilâh olmadığı yazılıdır.» «Öyle
    yazılıdır» diye karşılık verdi kâhin.

     

    O
    zaman îsa ellerini yukarı kaldırarak dedi: «Allah’ımız Rabb, tersine inanacak
    herkese karşı şahit olarak, senin hükmüne getireceğim inancım budur.» Ve, halka
    dönerek dedi: «Kâhinin, Allah’ın ebediyete kadar ahdi olan Musa’nın kitabında
    yazılıdır dediği şeylere bakarak tevbe edin, ki günahınızı idrak edebilesiniz;
    çünkü ben görünen bir insan ve yeryüzünde yürüyen diğer insanlar gibi ölümlü
    bir çiğnem çamurum. Ve, benim bir başlangıcım oldu, sonum da olacak ve (ben)
    bir sineği (bile) yeniden yaratamayan biri(yim).»

     

    Bunun
    üzerine, halk sesli sesli ağlayıp dedi: «Günah işledik sana karşı Allah’ımız
    Rabb; bize merhamet et.» Ve, kutsal şehrin güvenliği, Allah’ın kızarak onu
    milletlerin ayaklarının altına teslim etmemesi için Isa’ya dua et diye hepsi de
    yalvardı. Bu durum karşısında, îsa ellerini kaldırarak, kutsal şehir ve Allah’ın
    insanları için dua etti. Herkes bağrışıyordu: «Amin, amin!»

     

    96.

     

    Dua
    bitince kâhin yüksek bir sesle dedi: «Dur îsa, çünkü, milletimizi
    sakinleştirmek için senin kim olduğunu bilmemiz gerekiyor.»

     

    İsa
    karşılık verdi: «Ben, Davud soyundan Meryem oğlu îsa, ölümlü ve Allah’tan
    korkan bir insanım ve şan, şeref ve azametin Allah’a verilmesine çalışıyorum.»

     

    Kâhin
    cevap verdi: «Musa’nın kitabında, Allah’ın ne dilediğini bize ilân edecek ve
    dünyaya Allah’ın rahmetini getirecek olan Mesih’i Allah’ın bize herhalde
    göndereceği yazılıdır. Bu bakımdan, senden rica ediyorum, bize gerçeği söyle,
    sen beklediğimiz Allah’ın Mesihi misin?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Allah’ın böyle va’d ettiği doğrudur. Fakat ben kuşkusuz o
    değilim, çünkü o benden önce yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir.»

     

    Kâhin
    karşılık verdi: «Sözlerinden ve alâmetlerinden, biz ne olursa olsun inanıyoruz
    ki, sen Allah’ın bir peygamberi ve bir mukaddesisin. Bu nedenle, tüm Yahudiye
    ve İsrail adına senden rica ediyorum ki, Allah aşkına bize Mesih’in ne şekilde
    geleceğini anlatasın.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah, babamız
    İbrahim’e, «Senin soyundan yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım» diye va’d
    etmişse de, ben yeryüzünün tüm kabilelerinin beklediği Mesih değilim. Fakat,
    Allah beni dünyadan çekip alınca, şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah’ın
    oğlu olduğuma inandırarak, bu lânetli fitneyi yeniden çıkaracak, bu şekilde
    sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü’min ya kalacak,
    ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak ve herşeyi kendisi için
    yaratmış olduğu Elçisi’ni gönderecek; O güneyden kuvvetle gelecek ve
    putatapıcılarla birlikte putları yok edecek; şeytan’-dan insanlar üzerindeki
    egemenliği (ni) alacak. Yanında, kendisine inanacak olanların kurtuluşu için
    Allah’ın merhametini getirecektir. Onun sözlerine inanacak olanlara (ne)
    mutlu.»

     

    97.
    “MUHAMMED O’nun kutlu adıdır”


     

    «O’nun
    ayakkabı bağlarını çözecek değerde değilsem de, Allah’tan O’nu görme rahmet ve
    bereketini aldım.»

     

    O
    zaman, vali ve kralla birlikte kâhin cevap verip, dedi: «Üzme kendini ey îsa,
    Allah’ın mukaddesi, çünkü, bizim zamanımızda bu fitne bir daha olmaz, şundan
    ki, kutlu Roma senatosuna o şekilde yazacağız ki, împaratorluk iradesiyle kimse
    sana bundan böyle Allah veya Allah’ın oğlu demeyecektir.»

     

    O
    zaman, İsa dedi: «Sözlerinizden teselli bulmuyorum, çünkü sizin ışık umduğunuz
    yere karanlık gelecektir; fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi
    yok edecek ve dini tüm dünyaya yayılıp, (tüm dünyayı) kontrolüne alacak olan
    Elçi’nin gelmesindedir, çünkü böyle va’d etmiştir Allah, babamız İbrahim’e. Ve,
    bana teselli veren, onun dininin sona ermeyecek ve Allah tarafından el değmeden
    korunacak olmasıdır.»

     

    Kahin
    karşılık verdi: «Allah’ın Elçisi geldikten sonra, (daha) başka peygamberler
    gelecek mi?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Ondan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler
    gelmeyecek ama, pek çok yalancı peygamber gelecek; ki ben buna üzülüyorum.
    Çünkü, şeytan Allah’ın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da,
    kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.»

     

    Hirodes
    karşılık verdi: «Bu tür dinsizlerin huzuruna geleceği Allah’ın adaletli hükmü
    nasıl bir şeydir?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Ne adalettir ki, kurtuluşa götüren gerçeğe inanmayan, lanete
    götüren bir yalana inanır. Bu nedenle size diyorum ki, Mika ve Yeremya
    zamanında da görülebileceği üzere, dünya hep gerçek peygamberleri horlamış ve
    yalancıları sevmiştir. Çünkü, her benzer kendi benzerini sever.»

     

    O
    zaman, kâhin dedi: «Mesih’e ne ad verilecek ve hangi işaret (ler) onun gelişini
    ortaya koyacaktır?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Mesih’in adı hayranlık uyandırır, çünkü Allah ruhunu yaratıp da,
    göksel bir nur içine koyduğu zaman ona (bu) adı kendisi vermiştir. Allah dedi:
    «Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna Cennet’i, dünyayı ve yığınlarca yaratığı
    yaratacağım, içlerinden seni bir elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa
    kutsanacak, kim seni lanetlerse lânetlenecektir. Seni, dünyaya göndereceğim
    zaman, kurtuluşa elçim olarak göndereceğim ve senin sözün gerçek olacak. O
    kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek. MUHAMMED O’nun
    kutlu adıdır.»

     

    O
    zaman, kalabalık seslerini yükseltip, dediler: «Ey Allah, bize elçini gönder!
    Ey Muhammed, dünyanın kurtuluşu için çabuk gel!»

     

    98.

     

    Ve,
    kalabalık böyle deyip, İsa ile ilgili ve akidesi ile ilgili büyük görüşmeler
    yapmış olarak, kâhin, vali ve Hirodes’le birlikte ayrıldılar. Bundan sonra
    kâhin, Roma’ya, Senato’ya tüm meseleyi yazmasını validen rica etti; vali bunu
    yerine getirdi. Bunun üzerine, Senato İsraililere acıyıp, Yahudilerin
    peygamberi Nasıralı Isa’ya ‘Allah’ veya ‘Allah’ın oğlu’ diyenin öldürüleceği
    hükmünü verdi. Bu hüküm, bakır üzerine kazınıp mabede kondu.

     

    Kalabalığın
    büyük bölümü ayrıldığı zaman, kadın ve çocuk olmayan beşbin kadar kişi kaldı;
    yolculuktan yorgun düşmüş, Isa’ya olan özlemleri nedeniyle yanlarına almayı
    unuttuklarından iki gün ekmeksiz kalan ve bundan dolayı çiğ ot yiyen
    (kişilerdi) bunlar


    bu bakımdan,
    diğerleri gibi ayrılıp gidememişlerdi.

     

    O
    zaman İsa, bu (durum)u sezince onlara acıdı ve Filipus’a dedi: «Açlıktan helak
    olmamaları için bunlara nereden ekmek bulacağız?»

     

    Filipus
    cevap verdi: «Rab, her birinin birazcık tatması için bile, ikiyüz altın bu
    kadar ekmeği satın alma (ya yetmez)» O zaman Andreas dedi: «Burada beş somunu
    ve iki balığı olan bir çocuk ,var, fakat bu kadar (kişi) için nedir ki bu?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Kalabalığı oturtun.» Ellişer kırkar otlar üzerine oturdular. O
    zaman İsa dedi: «Allah’ın adıyla! (Bismillah)» ve, ekmeği alıp, Allah’a dua
    etti. Ve sonra ekmeği bölüp havarilere verdi, havariler (de) kalabalığa
    verdiler; ve balıkları da böyle yaptılar. Herkes yedi ve herkes doydu. O zaman
    İsa dedi: «Artanları toplayın.» Havariler parçaları toplayıp on iki sepet
    doldurdular. Bunun üzerine herkes elini gözlerine koyup, dedi: «Uyanık mıyım,
    yoksa düş mü görüyorum?» Ve, büyük mucize nedeniyle kendilerinden geçmiş gibi
    bir saat öyle kalakaldılar.

     

    Ardından
    İsa, Allah’a şükredip, onları dağıttı, fakat ayrılmak istemeyen yetmiş iki kişi
    vardı; bu durum karşısında îsa, inançlarını anlayıp, onlan şakirdi olarak
    seçti.

     

    99.

     

    Erden yakınındaki Tire’de çölün boş
    bir parçasına çekilen İsa, yetmiş iki (kişi) yi, on

    ikiyle birlikte çağırdı ve kendisi
    bir taşın üzerine oturup, onlan da yanına oturttu. Ve, bir

    ah çekişle ağzını açtı ve dedi: «Bu
    gün Yahudiye’de ve İsrail’de büyük bir kötülük

    gördük, ve öyle bir (kötülük ki),
    göğsümün içinde kalbim Allah korkusuyla titreyip

    duruyor. Bakın, size diyorum ki,
    Allah kendi şanını kıskanır ve İsrail’i bir sevgili gibi

    sever. Bir genç bir hanımı
    sevdiğinde, o kendisini sevmez de, başkasını (severse), kızar

    ve rakibini öldürür, biliyorsunuz.
    Allah da böyle yapar, diyorum size: çünkü, İsrail

    herhangi bir şeyi sevip, bu nedenle
    de Allah’ı unutur, Allah da böyle bir şeyi hiçe indirir.

    Şimdi, hangi şey burada, yeryüzünde,
    Allah için din adamlığı ve kutsal mabetten daha

    kıymetlidir? Bununla birlikte,
    Yeremya peygamber zamanında insanlar Allah’ı

    unutmuşlardı ve tüm dünyada bir
    benzeri yok diye yalnızca mabetle öğünüyorlardi; o

    zaman Allah gazaba gelip, bir
    orduyla Babil kralı Buhtunnasır’a kutsal şehri aldırdı ve

    kutlu mabetle birlikte yaktırdı. O
    kadar ki, Allah’ın peygamberlerinin dokunmak

    (korkusuyla) titrediği tüm kutsal
    şeyler kötülük dolu kafirlerin ayakları altında ezildi

     

    İbrahim, oğlu İsmail’i hak olandan
    biraz daha fazla sevdi; bunun üzerine Allah İbrahim’in

    kalbindeki bu şerli sevgiyi öldürmek
    için, ona oğlunu boğazlamasını emretti; bıçak

    kesmiş olsaydı, bunu yapacaktı.

     

    Davud
    Abşelom’u şiddetle sevdi ve bu nedenle Allah, oğulun babasına isyan etmesine
    hükmetti ve (oğul) saçından asılıp, Yoab tarafından öldürüldü- Ey Allah’ın
    korkunç hükmü, Abşelom saçını her şeyden çok severdi de, bu (saç) kendisinin
    asıldığı bir ipe döndü!

     

    Suçsuz
    Eyüp, yedi oğlu ve üç kızını (gereğinden fazla) sevecekti ki, Allah kendisini
    şeytan’ın eline verdi. (şeytan da) onu bir günde yalnızca oğullarından ve
    zenginliğinden yoksun bırakmakla kalmadı, Aynı zamanda onu acı bir hastalıkla
    çarptı. O kadar ki, yedi yıl süreyle bedeninden kurtlar çıktı.

     

    Babamız
    Yakup Yusuf’u öteki oğullarından daha çok sevdi: bunun üzerine Allah onu
    sattırdı ve bu aynı oğullara Yakub’u aldattırdı; o kadar ki, kurtların oğlunu
    yediğine inandı ve böylece ağlaya ağlaya on yıl geçirdi.


    100

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki kardeşler, Allah bana kızar diye korkuyorum. Bu bakımdan,
    Yahudiye ve İsrail’e varıp, on iki İsrail kabilesine aldanmamaları için
    va’zlarda bulunmalısınız.»

     

    Havariler korku içinde ağlayarak
    cevap verdiler: «Bize ne emredersen yaparız.»

     

    O
    zaman îsa dedi: «Üç gün namaz kılıp oruç tutalım, bundan sonra da her akşam ilk
    yıldız görünüp, namaz bittiğinde, üç kez daha namaz kılıp, üç kez O’ndan
    merhamet isteyelim, çünkü; Israililer’in günahı başka günahlardan üç kez daha
    ağırdır.» Öyle yapalım» diye karşılık verdi havariler.

     

    Üçüncü
    günün bitiminde dördüncü günün sabahı, îsa tüm şakirtlerini ve havarilerini
    çağırıp, kendilerine dedi: «Barnabas ve Yühanna benimle kalsın yeter; siz
    diğerleri tüm Samiriye, Yahudiye ve İsrail yörelerine gidip, tevbeyi anlatın;
    çünkü, balta, kesip devirmek için ağaca inmek üzeredir. Ve, hastalar için de
    dua edin, çünkü Allah bana her hastalık üzerinde yetki vermiştir.»

     

    O
    zaman, bu (satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, eğer havarilerine tevbe etme
    şekli sorulursa, ne cevap versinler?»

     

    İsa karşılık verdi: «Bir adam
    cüzdanını yitirdiğinde, onu görmek için yalnızca gözünü mü, veya almak için
    yalnızca elini mi, ya da sormak için yalnızca dilini mi öne sürer? Kesinlikle
    hayır, ama, tüm bedenini öne sürüp, onu bulmak için ruhunun tüm gücünü
    kullanır. Doğru değil mi?»

     

    O zaman, bu (satırları yazan) cevap
    verdi: «Doğruların doğrusu.»

     

    101.
    Günahkar Nasıl Tevbe Etmelidir?

     

    Sonra
    İsa dedi: «Tevbe, kötü yaşantının ters yüzüdür; çünkü, her duyu günah işlerken
    yaptığının tam tersine dönmelidir. Sevinç yerine keder konmalı, gülme yerine
    ağlama, gülüp eğlenme yerine oruç, uyuma yerine gece ibadetleri, boş vaktin
    yerine faaliyette bulunma, şehvetin yerine arılık, masal söyleme ibadete, hırs
    ve tamah da sadaka vermeye dönüşsün.»

     

    O
    zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ama, kendilerine nasıl
    kederleneceğimiz, nasıl ağlayacağımız, nasıl oruç tutacağımız, nasıl faaliyet
    göstereceğimiz, nasıl arı-duru kalacağımız, nasıl namaz kılacağımız ve infakta
    bulunacağımız sorulursa ne cevap verecekler? Ve, nasıl tevbe edileceğini
    bilmiyorlarsa, doğru olarak nasıl keffarette bulunacaklar?»

     

    İsa
    cevap verdi: «îyi sordun ey Barnabas, İnşallah her şeye tam olarak cevap vermek
    arzusundayım. Bu bakımdan, size bu gün genel olarak tevbeden söz edeceğim ve
    bir(iniz)e söylediğimi hep(iniz)e söylüyorum (demektir).»

     

    «Öyleyse
    bil ki, tevbe bir başka şeyden daha fazla olarak salt Allah sevgisi için
    yapılmalıdır. Aksi halde tevbe etmek boşuna olacaktır. (Durumu) size bir
    benzetmeyle anlatayım.

     

    «Her
    bina, temeli çekip alındığında yıkılıp, enkaz haline gelir; doğru mudur bu?»
    «Doğrudur» diye karşılık verdi havariler.

     

    O
    zaman İsa dedi: «Bizim kurtuluşumuzun temeli Allah’tır. O’nsuz kurtuluş olmaz.
    İnsan günah işlediği zaman, kurtuluşunun temelini yitirmiş olur; bu bakımdan,
    (işe) temelden başlamak gerekir.»


     

    «Söyle
    bana, köleleriniz size karşı suç işleseler ve siz de, onların size karşı
    işledikleri suçtan dolayı değil de, ödüllerini yitirdiklerinden dolayı
    üzüldüklerini bilseniz, kendilerini bağışlar mısınız? Kesinlikle, hayır. (Öyle
    de,) size diyorum ki, Allah, Cennet’i yitirdiklerinden dolayı pişman olanlara
    işte böyle yapacaktır. Bütün iyiliklerin düşmanı olan şeytan, Cennet’i yitirip,
    Cehennem’i kazandığı için büyük pişmanlık gösterdi. Ama, hiç merhamet (yüzü)
    görmeyecek artık o, neden biliyormusun? Çünkü, onda Allah sevgisi yoktur;
    bırakın bunu, Yaratıcı’sından nefret eder o.»

     

    102.

     

    «Bakın,
    size diyorum ki, her hayvan tabiatı gereği, arzu ettiği şeyi yitirirse
    yitirilmiş olan (bu) iyilik için kederlenir. Bunun gibi, gerçekten tevbe edecek
    olan günahkâr da, içinde Yaratıcı’sına karşı yaptığı şeyi cezalandırma arzusu
    duymalıdır. O şekilde ki, ibadet ettiği zaman, Allah’tan Cennet dilenmeye veya
    Cehennem’den kurtulmayı (istemeye) kalkışmaz. Bunun yerine utanarak Allah
    önünde secdeye varır, der: «Ey Rabb, sana kulluk etmesi gereken zamanda, hiç
    yoktan sana karşı aşırı giden suçluya bak. Bu nedenle burada, yaptığının
    düşmanın olan şeytan’ın eliyle değil, Senin elinle cezalandırılmasını diliyor;
    şundan ki, dinsizler Senin yaratıkların karşısında sevinmesinler. İstediğin
    biçimde cezalandır, ceza ver ey Rabb, çünkü Sen bana hiç bir zaman bu hayırsızın
    hak ettiği kadar çok azap etmezsin.»

     

    «Böylece,
    bu tevbe biçimine sarılan günahkâr, adalet isteğine oranla Allah’tan daha çok
    merhamet görecektir.»

     

    «Emin olun ki, iğrenç bir
    saygısızlıktır günahkârın gülmesi; o kadar ki, bu dünya,

    babamız Davud’un haklı olarak
    söylediği gibi, bir göz yaşları vadisidir.»

    «Kölelerinden birini oğul edinen ve
    mülkündeki her şey üzerine efendi yapan bir kral

    vardı. Şimdi, öyle oldu ki, şerli
    bir adamın kandırmasryla zavallı kralın gözünden düştü;

    yalnızca içten içe değil, aynı
    zamanda hakir görülüp, gün be gün çalışarak kazandığı her

    şeyden yoksun bırakılarak büyük
    acılar çekti. Siz sanır mısınız ki, bu adam şu veya bu

    vakit güle (bili) r?»

     

    «Kesinlikle
    hayır» (diye) cevap verdi havariler, «çünkü, eğer kral bunu bilmiş olsa,
    gözünden düştügünü görüp onu köleleştirir. Ama, her halde o, gece gündüz
    (demeden) ağlar.»

     

    O
    zaman İsa ağlayarak dedi: «Yazıklar olsun dünyaya, çünkü sonsuz azap kesindir
    onun için. Ey zavallı insanlık, Allah seni bir oğul(hikayecikteki mecaz
    anlamında) olarak seçip, sana Cennet’i bahşetti, ama sen orada, ey zavallı,
    şeytan’ın etkisiyle Allah’ın gözünden düştün ve Cennet’-ten atılıp, pis dünyaya
    mahkûm edildin; burada tüm şeyleri zahmetle elde edersin ve her iyi çalışma
    sürekli günah işlemekle senden, alınır. Ve, dünya sadece güler, ve daha kötüsü,
    en büyük günahkâr olan herkesten daha çok güler. Bu bakımdan dediğiniz gibi
    olacak, yani Allah, günahlarına gülen ve onlar için ağlamayan günahkarı ebedi
    ölüme çarptıracaktır.»

     

    103.

     

    «Günahkârın ağlaması, bir
    babanın ölmek üzere bulunan oğluna ağlaması gibi olmalıdır. Ah (şu) insanın
    deliliği (ah), kendinden ruh(u) ayrılan bedene ağlar da, günah nedeniyle
    Allah’ın merhametinden ayrılan ruha ağlamaz.


     

    «Söyleyin
    bana, denizci, gemisi fırtınaya tutulup parçalandığı zaman yitirdiği şeyleri
    ağlamakla geri getirebilecek olsa ne yapar? Belli ki, (oturup) acı acı ağlar..
    Ama, size diyorum ki size, insan ağladığı her şeyde günaha girer de, yalnızca
    günahına ağladığı zaman (girmez). Çünkü, insana gelen her belâ kurtuluşu için
    Allah’tan gelir ki, (daha) buna sevinmesi gerekir. Fakat, günah, insanın helaki
    için şeytan’dan gelir de, insan buna üzülmez. Mutlaka buradan fark ediyorsunuz
    ki, insan kayıp peşindedir, kâr değil.» Bartalemus dedi: «Rab, kalbi ağlamaya
    yabancı olduğu için ağlayamayan kimse ne yapsın?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Gözyaşı dökenlerin hepsi ağlamıyor, ey Bartalemus. Allah sağ ve
    diridir ki, gözlerinden hiç yaş düşmeyen, (ama yine de) göz yaşı döken bin kişiden
    daha çok ağlayan insanlar bulunur. Bir günahkârın ağlaması, üzüntünün ağırlığı
    nedeniyle dünyevî sevginin tüketilmesidir. O kadar ki, nasıl güneş ışığı en
    üste konanı bozulup çürümekten korursa, aynen öyle de, bu tükeniş ruhu günahtan
    korur. Eğer Allah, gerçekten tevbe edene denizin suları kadar göz yaşı verecek
    olsa, o, çok daha fazlasını arzular; ve böylece bu arzu, yanan bir ocağın bir
    damla suyu tükettiği gibi, seve seve dökeceği bu küçücük damlayı da tüketir.
    Fakat, hemen hıçkırıklarını koyuverenler, yükü azaldıkça daha hızlı giden at
    gibidirler.»

     

    104.

     

    «Mutlaka,
    hem içte sevgisi, dışta göz yaşı olan insanlar da vardır. Fakat, bu şekilde o,
    bir Yeremya gibi olacaktır. Allah, ağlamada göz yaşından çok üzüntüye bakar.»

     

    O
    zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, insan günahtan başka şeyler üzerine ağlamakla
    nasıl kaybeder?»

     

    îsa
    cevap verdi; «Eğer, Hirodes sana tutman için bir gömlek verse ve ardından onu
    senden çekip alsa, bu senin için bir ağlama nedeni olur mu?»

     

    «Hayır»
    dedi Yuhanna» O zaman, îsa dedi: «Şimdi, insan hiçbir şey yitirmediği zaman,
    ağlamasına neden yoktur, yitirdiği zaman da yoktur; çünkü, herşey Allah’ın
    elinden gelir. Öyleyse, Allah’ın istediği zaman eîindekini çıkarma kudreti
    olmasın mı, ey aptal adam? Madem senin olan senin, günah kendinin, öyleyse sen
    bunun için ağlayacaksın, bir başka şey için değil.»

     

    Matta dedi: «Ey muallim, tüm
    Yahudiye önünde Allah’ın insana hiç benzemediğini itiraf ettin, şimdi de,
    insanın (herşeyi) Allah’ın elinden aldığını söylüyorsun; o halde, Allah’ın eli olduğuna
    göre, insana benzeyen bir yanı var (demektir).»

     

    îsa
    cevap verdi «Yanılgı içindesin ey Matta, ve kelimelerin anlamını bilmeyen pek
    çokları da bu şekilde yanılmışlardır. însan, kelimelerin dış (biçim) ini değil,
    insan konuşmasını bizimle Allah arasında bir yorumcuymuş gibi görerek, anlamı
    göz önüne almalıdır. Bilmez misiniz ki, Allah babalarımıza Sina dağında
    konuşmak dilediği zaman, babalarımız, «Bize sen konuş ey Musa, Allah bize
    konuşmasın, yoksa ölürüz» diye haykırmışlardı? Ve, Allah İşaya peygamber
    aracılığıyla ne dedi (bilmez misiniz) ki, gök yerden ne kadar uzaksa, Allah’ın
    yol ve yöntemleri insanların yol ve yönteminden o kadar uzaktır.»


     

    105.


     

    «Allah
    Öylesine ölçümlenemezdir ki, O’nu anlatmaktan titriyorum. Ama, sizin için bir
    girişimde bulunmam gerekiyor. Size diyorum ki, gökler dokuz (tanedir) ve
    birbirlerine olan uzaklığı, birinci göğün yerle olan uzaklığı kadardır. Bu da
    yerden beşyüz yıllık bir yolculuk uzaklığındadır. Bu bakımdan, yer en yüksek gökten
    dörtbinbeşyüz yıllık bir yolculuk uzaklığında (olmakta) dır. Size diyorum ki,
    yine (yer) birince göğe oranla bir iğnenin ucu gibidir. Birinci gök aynı
    şekilde İkinciye oranla bir nokta gibidir ve bunun gibi tüm gökler bir
    sonrakinden daha küçüktür Fakat tüm göklerle birlikte yerin tüm büyüklüğü,
    Cennet’e oranla bir nokta gibidir, olmadı, bir kum taneciği gibidir. Bu
    büyüklük ölçülemez değil midir?»

     

    Havariler cevap verdiler: «Evet,
    mutlaka.»

     

    O
    zaman, îsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Alah sağ ve diridir ki, Allah’ın
    (Arşı?) önünde Kâinat bir kum taneciği kadar küçüktür. Ve Allah(‘ın Arşı?)
    Kâinat’tan, tüm gökleri, Cennet’i ve daha başka şeyleri doldurmak için gidecek
    kum taneleri sayısınca büyüktür. Şimdi, bakın bakalım; Allah, yeryüzü üzerinde
    küçük bir çamur parçası olan insanla herhangi bir şekilde oranlanabilir mi?
    öyleyse, dikkat edin de eğer ebedî hayatı elde etmek istiyorsanız, çıplak
    kelimelere değil, anlama bakın.»

     

    Havariler karşılık verdiler:
    «Yalnızca Allah bilebilir kendini ve (durum) gerçekte İşaya

    peygamberin dediği gibidir: «O,
    insan duyularından gizlidir.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Evet, böylesi doğrudur; bu bakımdan, Cennet’te olduğumuzda,
    burada kişinin bir damla tuzlu sudan denizi tanıdığı gibi, biz de Allah’ı
    tanıyacağız.» «Dersime dönecek olursam, size diyorum ki, insan yalnızca günahı
    için ağlamalıdır. Çünkü, günah işlemekle insan Yaratıcı’sını bir yana iter. Ya,
    eğlencelere ve ziyafetlere gidip duran insan nasıl ağlayacaktır? Bu ateş
    çıkaracakmış gibi ağlayacaktır o! Eğer nefisleriniz üzerinde hakimiyetiniz
    varsa, ziyafetleri oruca çevirmelisiniz. Çünkü böyle bir hakimiyete sahiptir
    Allah’ımız.»

     

    Teddeus dedi: «Öyleyse madem,
    Allah’ın üzerinde hakimiyeti bulunan nefsi vardır.» îsa

     

    cevap
    verdi: «Yine mi geriye dönüp, «Allah’ın bunu vardır», «Allah böyledir» gibi
    (sözler) söylemek? Deyin bana, insanın nefsi var mıdır?»

     

    «Evet» (diye) cevap verdi havariler.

     

    îsa
    dedi: «Bir insan bulunabilir mi ki, içinde hayat olsun da nefsi çalışmasın?»
    «Hayır» dedi havariler.

     

    «Siz
    kendinizi aldatıyorsunuz» dedi İsa, «çünkü, kör, sağır, dilsiz ve kötürüm insan
    için nefis nerdedir? Ya, bir insan bayıldığı zaman?»

     

    O
    zaman havariler şaşırdılar; îsa yine dedi: «İnsanı meydana getiren üç şey
    vardır; her biri kendi başına ayrı üç şey: Ruh, nefis ve ceset. Allah’ımız ruhu
    ve bedeni duyduğunuz gibi yaratmıştır, ama nefsi nasıl yarattığını henüz
    işitmediniz. Bu bakımdan, yarın inşallah size hepsini anlatacağım.»

     

    Ve,
    îsa böyle deyip Allah’a şükretti ve halkımızın kurtuluşu için dua etti, hepimiz
    de «Amin» dedik.

     

    106.

     

    Sabah
    namazını bitirince İsa bir palmiye ağacının altına oturdu ve havarileri orada
    kendisine yaklaştılar. O zaman îsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
    ve diridir ki, hayatımız konusunda pek çokları aldanıyor. Ruh ve nefis
    birbirine öylesine bitişiktir ki, insanların büyük bölümü ruh ve nefsi bir ve
    aynı şey olarak görür ve onu


     

    özde
    değil de, yaptığı işe göre kısımlara ayırıp, duygusal, bitkisel ve zihinsel ruh
    diye adlar takar. Ama bakınn, size diyorum ki, ruh birdir, düşünür ve yaşar. Ey
    aptallar, hayat olmadan zihinsel ruhu nereden bulacaklar? Emin olun ki, hiç
    (bulamayacaklar) ama, duyular olmadan hayat, nefis kendisini terkettiği zaman
    bayılanda görüldüğü gibi hemen bulunabilir.»

     

    Teddeus
    karşılık verdi: «Ey muallim, nefis hayatı terk ettiği zaman insanın hayatı
    olmaz.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bu doğru değil, çünkü insan, ruh ayrıldığı zaman hayattan yoksun
    olur; çünkü ruh, mucize dışında bir daha bedene dönmez, fakat nefis duyduğu
    korku nedeniyle veya ruhun duyduğu üzüntü nedeniyle ayrılır. Çünkü, nefsi Allah
    zevk için yaratmıştır; ve nasıl beden yemekle yaşıyor ve ruh da bilgi ve aşkla
    yaşıyorsa, o da yalnızca bununla (zevkle) yaşar. Bu nefis şimdi, günah
    nedeniyle Cennet’in zevkinden yoksun bırakılmasının kızgınlığıyla ruha karşı
    isyan halindedir. Bu bakımdan, onun bedenî zevk (ler) -le yaşamasını istemeyen
    için, onu manevî zevk (ler) le beslemeye çok büyük ihtiyaç vardır. Anlıyor
    musunuz? Bakın, size diyorum ki, onu yaratan Allah, onu cehenneme ve acımasız
    kar (lar) a ve buz (lar) a mahkûm etti; çünkü, o kendisinin Allah olduğunu
    söyledi; fakat, Allah onu, yiyeceğini alıp da besininden yoksun bırakınca,
    Allah’ın bir kölesi ve O’nun ellerinin işi olduğunu itiraf etti Ve, şimdi söyleyin
    bana, nefis dinsizlerde nasıl çalışır? Emin olun ki, onlarda Allah gibidir o,
    Allah’ın kanununu bırakarak nefsin peşinden gittiklerini görüyorsunuz. Bu
    bakımdan, onlar iğrençleşirler ve hiçbir salih amelde bulunmazlar.»

     

    107.

     

    «Ve,
    günaha üzülmenin peşinden gelen ilk şey oruç tutmaktır. Belli bir yemeğin
    kendisini hasta ettiğini gören, ölmekten korkarak, yediğine üzüldükten sonra,
    hastalanmamak için bu yemeği bırakır. Günahkâr da böyle yapmalıdır. Zevkin
    kendisini, dünyanın bu iyi şeylerinde nefse uyarak yaratıcısı Allah’a karşı
    günaha sürüklediğini görür, bırakın böyle yaptığına üzülsün, çünkü, bu
    kendisini Allah’tan, hayatından yoksun bırakmakta ve sonsuz Cehennem ölümü
    vermektedir. Ama, insan yaşarken dünyanın bu güzel şeylerine ihtiyaç duyduğundan,
    burada oruç gereklidir. Öyleyse, bırakın da nefsi kırsın ve Rabb’ı olan Allah’ı
    bilsin. Ve, nefsin oruçtan nefret ettiğini görünce de, bırakın, sonsuz
    üzüntüden başka hiçbir zevkin olmadığı Cehennem’in durumunu koysun önüne; bir
    tek zerresi tüm dünyanın zevklerinden daha büyük olan Cennet’in zevklerini
    koysun önüne. Bu şekilde kolaylıkla durgunlaşacaktır o; çünkü, çoğu elde etmek
    için azla yetinmek, azın içinde tepinip, bütünden yoksun kalmaktan ve azap
    içinde kalmaktan daha iyidir.

     

    «İyi
    oruç tutmak için zengin ağırlayıcıyı hatırlamanız gerek. Çünkü, burada
    yeryüzünde her günü zevk sefa içinde geçirmek isteyen, tek bir damla sudan
    ebediyyen yoksun kaldı; öte yandan, burada, yeryüzünde kırıntılarla yetinen
    Lazarus Cennet’in dopdolu nimetleri içinde ebediyyen yaşayacaktır. Ama, pişman
    olan tedbirli olsun; çünkü şeytan her iyi işi, daha çok, başkalarından da öte,
    kendisine karşı inançlı bir köleden asî bir düşmana dönüştüğü için pişman
    olanın (iyi işlerini) yok etmenin yollarını arar. Bu bakımdan, şeytan, hastalık
    bahanesiyle ne olursa olsun ona oruç tutturmamaya çalışacak ve bundan bir yarar
    sağlayamadığı zaman da, hasta düşüp, ardından zevk sefa içinde yaşaması için
    onu aşırı derecede oruç tutmaya çağıracaktır. Ve, bunda da başarılı olamazsa,
    hiç yemek yemeyen, fakat daima günah işleyen kendisine benzemesi için, orucunu
    yalnızca bedensel


    yemeğe
    dayandırtmanın çaresini arayacaktır.»

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki, oruç tutmayanları hakir görüp, kendini onlardan daha üstün
    tutarak bedeni yemekten yoksun bırakmak ve ruhu gururla doldurmak iğrenç bir
    şeydir. Söyleyin bana, hasta olan adam, doktorun kendisine verdiği perhizden
    dolayı böbürlenip, perhizsiz olanlara deli mi diyecektir? Kesinlikle hayır.
    Aksine, kendisine, perhiz verilmesini gerektiren hastalıktan dolayı
    üzülecektir. Böyle de, size diyorum ki, pişman olan orucundan dolayı övünmemeli
    ve oruç tutmayanları hakir görmemelidir; bunun yerine, oruç tutmasına neden
    olan günahı için üzülmelidir. Pişman olup oruç tutan, lezzetli yemekler de
    yememelidir, kaba yemeklerle yetinmelidir. Şimdi, bir insan ısıran köpeğe ve
    tepen ata lezzetli yemek verir mi? Hayır, kesinlikle, ama tam tersini yapar. Ve,
    oruçla ilgili olarak bu (kadar) size yetsin.»

     

    108.

     

    «Bakın,
    (şimdi de) uyanık olmakla ilgili size söyleyeceklerime kulak verin. Nasıl,
    vücudun uyuması ve ruhun uyuması diye iki tür uyuma varsa, böyle de, uyanık
    olmakta, vücut uyurken ruhun uyumamasına dikkat etmelisiniz. Çünkü, bu en ağır
    bir hatadır. Deyin bana, benzetme olsun diye (söylüyorum) : Yürürken kendini
    kayaya çarpan ve ayağını kayaya vurmamak için kaçındıkça başını vuran bir adam
    var. Nedir böylesi bir adamın durumu?»

     

    «Zavallı» diye cevap verdi
    havariler, «çünkü, böyle bir adam kendinde değildir.»

     

    O
    zaman, Isa dedi: «îyi cevap verdiniz, çünkü, bakın size diyorum ki, vücuduyla
    uyanık olup, ruhuyla uyuyan kendinde değildir. Manevî kötürümlük maddî olandan
    daha çok ağırsa, iyileşmesi de daha zor olur. Bu bakımdan, böylesi bir zavallı,
    yaşamanın başı olan ruhuyla uyuma bedbahtlığının farkına varmayıp da, yaşamanın
    ayağı olan vücuduyla uyumadığı için övünecek midir? Ruhun uyuması, Allah’ı ve
    korkunç hükmünü unutmaktır. Öyleyse, uyanık olan ruh, her yerde ve her şeyde
    Allah’ı duyan ve daima her an Allah’tan rahmet ve bereket gördüğünü bilerek,
    her şeyde her şey kanalıyla ve her şeyin üstünde O’nun celal ve azametine şükür
    eden (ruh) tur. Bu bakımdan, O’nun celal ve azametinden korkan ruhun kulağında
    ~şu melekî söz yankılanır durur: «Yaratıklar, hükme gelin, çünkü Yaratıcı’nız
    sizi yargılamak diliyor.» Çünkü, o hep Allah’a kulluk eder durur. Söyleyin
    bana, daha fazlasını, bir yıldızın ışığıyla veya güneşin ışığıyla görmek
    istemez misiniz?

     

    Andreas
    cevap verdi: «Güneşin ışığıyla; çünkü, yıldızınkiyle yakındaki dağları (bile)
    göremeyiz, ama günesin ışığıyla en minnacık bir kum tanesini görürüz. Bu
    nedenle de, yıldızın ışığında korkarak yürürken, güneşin ışığında güvenle
    yürürüz.»

     

    109.

     

    İsa
    karşılık verdi.- «Aynen öyle de, size diyorum ki, ruhla Allah’ımız (olan)
    adalet güneşiyle bakmalı, vücudun gördükleriyle övünmemelisiniz. Bu bakımdan,
    en doğru olan, vücudun uyumasından mümkün olduğu kadar kaçınmaktır, ama;
    (bundan kaçınmak da), nefis ve beden yiyecekle, zihin de işle ağırlaştığından
    hemen hemen imkânsızdır. Bundan dolayı, bırakın, çok fazla iş ve çok fazla
    yemekten kaçınmak için birazcık uyusun.»

     

    «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
    ve diridir ki, her gece bir miktar uyumak


     

    meşrudur,
    fakat Allah’ı ve korkunç hükmünü unutmak asla meşru değildir; ve ruhun uyuması
    böylesi bir unutmadır.»

     

    O
    zaman, bu (satırlar) ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, Allah’ı her zaman
    hatırda nasıl tutabiliriz? Emin olun, bize bu imkânsız görünüyor.»

     

    îsa,
    iç çekerek dedi: «İnsanın çekebileceği en büyük ızdıraptır bu, ey Barnabas.
    Çünkü insan burada yeryüzünde yaratıcısı Allah’ı her zaman hatırda tutamaz;
    ancak kutsal olanlar bunun dışındadır. Çünkü onlar, Allah’ı unutamasınlar diye
    içlerinde Allah’ın bereketinin nurunu taşıdıklarından Allah’ı her zaman hatırda
    tutarlar. Ama, söyleyin bana, taş ocağında çalışanları gördünüz mü? (Bir
    yandan) başkalarıyla konuşurken, (öte yandan) yapa yapa demire bakmadan taşı
    işleyen demir aletle devamlı vurmayı, ama yine de ellerine vurmamayı nasıl da
    öğrenmişler! Şimdi, siz de bu şekilde yapın. Unutma hastalığını tümüyle yenmek
    istiyorsanız, kutsal olmayı arzulayın. Bakın ki, su uzun bir süre vura vura en
    sert kayaları tek bir damlayla yarar geçer.

     

    «Bu
    hastalığı neden yenemediğinizi biliyor musunuz? Çünkü, bunun bir günah
    olduğunun farkına varmadınız. Öyleyse size diyorum ki, bir reis sana bir hediye
    verse ey insan, senin gözlerini kapayıp ona sırtını dönmen bir hatadır. Allah’ı
    unutanlar da işte böyle hata yaparlar. Çünkü, her vakit insan Allah’tan rahmet
    ve hediyeler alır.

     

    «Şimdi
    söyleyin bana, Allah’ımız her vakitte size nimet (in) i bahşetmiyor mu?
    Kesinlikle evet; çünkü hiç durmadan, sayesinde yaşadığınız nefesi veriyor size.
    Bakın, bakın size diyorum ki, vücudunuzun nefes aldığı her an kalbiniz,
    «Allah’a şükürler olsun» demelidir.»

     

    110.

     

    O
    zaman Yuhanna dedi: «Dediklerin doğruların doğrusu ey muallim; bu bakımdan bu
    kutlu duruma ulaşmanın yolunu öğret bize.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, kişi böyle bir duruma, Rabb’ımız Allah’ın
    rahmeti olmadan insanî güçlerle erişemez. İnsanın, Allah’ın kendisine vermesi
    için iyiliği istemesi gerektiği doğrudur. Söyleyin bana, sofraya oturduğunuz
    zaman, görmek istemediğiniz etleri alır mısınız? Emin olun ki, hayır. Böyle de
    size diyorum ki, arzu etmediğiniz şeyi almayacaksınız. Eğer kutsallık arzu
    ederseniz, Allah göz açıp kapamadan daha az bir zaman içinde sizi kutsal
    yapmaya kadirdir, fakat, insan hediye ve (hediyeyi) vereni anlasın diye,
    Allah’ımız beklememizi ve istememizi diler.

     

    «Bir
    hedefe atışta bulunanları gördünüz mü? Mutlaka pek çok kez boşa atarlar. Buna
    rağmen, hiç bir zaman boşa atmak istemezler, daima da hedefi vurma
    ümidindedirler. Şimdi, siz (de) böyle yapın. Allah’ımızı her zaman hatırda
    tutmak isteyen ve unuttuğunuzda kederlenen sizler; çünkü Allah, söylediğim
    şeylerin hepsini elde etmeniz için size bereket verecektir.

     

    «Oruç
    tutmak ve ruhen uyanık bulunmak birbiriyle öylesine bir aradadır ki, eğer kişi
    uyanıklığı bozarsa, oruç da hemen bozulur. Çünkü, bir insan, günah işlemekle
    ruhun orucunu bozar ve Allah’ı unutur. İşte, uyanık olmak ve oruç tutmak ruh
    bakımından biz ve bütün insanlar için her zaman gereklidir. Çünkü, günah
    işlemek kimse için meşru değildir. Ama, vücudun oruç tutması ve uyanık kalması,
    inanın bana, her zaman ve herkes için mümkün değildir. Çünkü, hastalar ve
    yaşlılar, çocuklu kadınlar, perhiz yapan insanlar, çocuklar ve zayıf yapıda
    daha başka kişiler vardır. Kuşkusuz herkes, normal ölçülerine göre giyinmiş
    olsalar bile, kendi oruç tutma (biçimini) tesbit etmelidir. Nasıl,


     

    bir
    çocuğun elbiseleri otuz yaşlarında bir insan için uygun değildir, aynen öyle
    de, bir kişinin uyanıklığı ve orucu da bir diğeri için uygun değildir.»

     

    «Ama,
    dikkat edin ki, geceleyin uyanık kalıp, ardından Allah’ın emri üzere namaz
    kılmanız ve Allah’ın sözünü dinlemeniz gerektiği zaman, uyuyasınız diye şeytan
    tüm gücünü kullanacaktır.»

     

    111.

     

    «Söyleyin bana, bir arkadaşınız
    eti yiyip de, kemikleri size verse razı olur musunuz?» Petrus cevap verdi:
    «Hayır muallim, çünkü böylesine arkadaş değil, sahtekâr denmesi gerekir.»

     

    îsa iç çekerek cevap verdi: «Tam
    gerçeği söyledin ey Petrus, çünkü kişi vücuduyla

    gereğinden fazla uyanık kalıp,
    ibadet edeceği veya Allah’ın sözlerini dinleyeceği zaman

     

    uyur veya uyuklayıp başı aşağı
    düşerse, böylesi bir bedbaht, Yaratıcısı Allah’la alay

    etmektedir ve böyle bir günah
    dolayısıyla da suçludur. Hatta, Allah’a vermesi gereken

    zamanı çalıp, istediği zaman ve
    istediği kadar harcadığı için de bir soyguncudur.»

    «Bir insan, içinde en iyi şarap
    bulunan bir kâseyi, şarabın en iyi miktarı bitinceye kadar

    içmeleri için düşmanlarına, şarabın
    tortuları kalınca da, içmesi için efendisine verdi.

    Efendinin her şeyi öğrendiği zaman
    hizmetçisine ne yapacağını ve hizmetçinin onun

    önünde ne hale geleceğini
    düşünürsünüz? Mutlaka onu dövecek ve yerinde bir kızmayla

    dünyanın kanunlarına göre kendisini
    öldürecektir. Şimdi, zamanının en iyisini işlerinde

    ve en kötüsünü de ibadet ve kanunu
    incelemede geçiren bir adama Allah ne yapacaktır?

     

    Yazıklar olsun dünyaya, çünkü,
    bununla ve daha büyük günah (lar) la kalbi ağırlaşmıştır!

    Bu yüzden, size gülmek ağlamaya,
    ziyafetler oruca ve uyku uyanıklığa dönüşmeli

    dediğim zaman, duyduğunuz şeylerin
    tümünü üç kelimeye sıkıştırdım. Burada,

    yeryüzünde kişi her zaman ağlamalı
    ve bu ağlama yürekten olmalı, çünkü Yaratıcı’mız

    Allah’a karşı geliniyor; nefis
    üzerinde hakimiyet kurmak için oruç tutmalı ve günah

    işlememek için uyanık olmalısınız;
    ve bedenen ağlama, bedenen oruç tutma ve uyanık

    olma her bir kişinin bünyesine göre
    yapılmalıdır.»

     

    112.

     

    îsa
    böyle söyleyip, (sonra) dedi: «Hayatımızı sürdürmemiz için tarlanın
    meyvelerinden aramaya çıkmalısınız, çünkü sekiz gündür hiç ekmek yemiyoruz. Bu
    bakımdan, Allah’ımıza dua edecek ve Barnabas ile birlikte sizi bekliyeceğim.

     

    Bunun
    üzerine, tüm şakirtler ve havariler, İsa’nın sözüne göre dörder altışar yola
    koyuldular. İsa’nın yanında bu (satırlar)ı yazan kaldı; o zaman İsa ağlayarak
    dedi: «Ey Barnabas, sana büyük sırlar açıklamam gerekiyor, bundan sonra ben
    dünyadan ayrılacağım ve sen de onlan anlatacaksın.»

     

    O
    zaman, bu (satırlar) ı yazan ağlıyarak dedi; «Beni ağlat ey muallim,
    başkalarını da (ağlat). Çünkü biz günahkârlarız. Ve, Allah’ın bir mukaddesi ve
    peygamberi olan sen, senin için bu kadar ağlamak uygun değildir.»

     

    İsa
    karşılık verdi: «İnan bana Barnabas, ben (ağlamam) gerektiği kadar
    ağlayamıyorum. Çünkü, eğer insanlar bana Allah dememiş olsaydı, ben Allah’ı
    burada, Cennet’te görüleceği biçimde görecek ve Hüküm Günü’nden korkmama
    emniyetine erişecektim. Ama, Allah biliyor ki, ben suçsuzum, çünkü hiç bir
    zaman bir köleden öte tutulma


     

    düşüncesi
    beslemedim. Hem, sana diyorum ki, eğer Allah diye çağırılmamış olsaydım,
    dünyadan ayrılınca Cennet’e götürülecektim, ama şimdi Hüküm (Günü’ne) kadar
    oraya gitmeyeceğim. Şimdi, benim ağlamama neden olup olmadığını görüyorsun. Bil
    ki ey Barnabas, bu yüzden her halde büyük zulme uğrayacak ve havarilerimden
    biri tarafından otuz paraya satılacağım. Bu bakımdan, eminim ki, beni satacak
    olan benim adıma öldürülecek, çünkü Allah beni yeryüzünden çekecek ve herkes
    onun ben olduğuma inansın diye hainin görünümünü değiştirecek; yine de, o, şerli
    bir ölümle öldüğü zaman, ben uzun bir süre bu lekeyle dünyada kalacağım. Fakat,
    Allah’ın kutlu Elçi’si Muhammed gelince, bu rezalet silinip gidecek. Ve, Allah
    bunu yapacak, çünkü, bana bu canlı bilinme ve şu rezil ölüme yabancı olma
    ödülünü verecek olan Mesih gerçeğini itiraf etmiş bulunuyorum.»

     

    O
    zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, söyle bana, kimdir bu
    alçak! Çünkü, seve seve boğar öldürürüm onu.»

     

    «Sus,
    bir şey söyleme» diye cevap verdi îsa, «çünkü Allah böyle diliyor ve o(hain) başka
    türlüsünü de yapamaz. Fakat, gör ki, annem böyle bir olaya üzüldüğünde,
    rahatlaması için ona gerçeği anlatırsın.»

     

    O
    zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «înşallah bütün bunları yapacağım
    ey muallim.»

     

    113.

     

    Şakirtler
    dönüşlerinde, çam kozalakları getirdiler ve Allah’ın iradesiyle bir hayli de
    hurma bulmuşlar. Öğle namazından sonra îsa ile birlikte yediler. Bu sırada (bu
    satırları) yazanın üzgün yüzünü gören şakirtler ve havariler, İsa’nın hemen
    dünyadan ayrılması gerektiğinden korkuya kapıldılar. Bunun üzerine, îsa onları
    teselli ederek dedi: «Korkmayın, çünkü sizden ayrılma saatim henüz gelmiş
    değil. Yanınızda kısa bir süre daha kalacağım. Bu bakımdan, dediğim gibi,
    Allah’ın îsrailîler üzerine merhamet etmesi için, tüm İsrail’e varıp, pişman
    olmayı anlatmayı size öğretmeliyim. Öyle ki, herkes tenbelliğin farkına varsın
    ve çok daha fazla günahının kefaretini ödesin; çünkü, iyi meyve vermeyen her
    ağaç kesilecek ve ateşe atılacaktır.

     

    «Bağ
    tarlası olan bir vatandaş vardı ve tarlanın ortasında, içinde güzel bir incir
    ağacı olan bir bahçe bulunuyordu. Üç yıldır mal sahibi ağaca geliyor ve
    üzerinde hiç meyve bulamıyordu; ve tüm öbür ağaçların meyve verdiğini görünce,
    bağcısına dedi: «Bu kötü ağacı kes, çünkü araziye yük oluyor.»

     

    Bağcı karşılık verdi: «Değil
    efendim; çünkü, güzel bir ağaçtır o.»

     

    «Ses
    etme» dedi mal sahibi, «çünkü, yararsız güzelliklere önem vermem ben. Palmiye
    ve pelesenk ağacının incirden daha soylu olduğunu bilmen gerek. Ama, evimin
    avlusuna bir palmiye ve bir de pelesenk ağacı fidanı dikmiş ve çevresine hayli
    para harcayarak duvar çevirmiştim. Fakat, bunlar meyve yerine yığılıp kalan
    yaprak verip, evimin önündeki araziyi de verimsizleştirince, ikisini de ortadan
    kaldırdım. Şimdi, diğer bütün ağaçların meyve verdiği bağ tarlama ve bahçeme
    yük olan evimin uzağındaki bir incir ağacını nasıl bağışlayayım? Emin ol ki,
    ona daha fazla katlanmayacağım.»

     

    O
    zaman bağcı dedi: «Efendi, toprak oldukça zengin. Bu bakımdan, bir yıl daha
    bekle. Ben incir fidanının dallarını budayıp, kendinden toprağın verdiği tüm
    fazlalıkları alayım ve taşlı kuru bir araziye koyayım; böyle yapıca meyve
    verecektir o.»

     

    -Mal sahibi karşılık verdi: «Şimdi
    git ve öyle yap; bekleyeceğim ve incir fidanı da meyve


    verecek.» Bu
    temsilî hikâyeyi anlıyorsunuz değil mi?»

    Havariler cevap verdiler: «Hayır
    Rab, bu nedenle onu bize açıklayın.»

     

    114.

     

    îsa karşılık verdi: «Bakın, size
    diyorum ki, mal sahibi Allah’tır, bağcı da O’nun kanunu.

    Allah’ın Cennette palmiye ve
    pelesenk ağaçları vardı; şeytan palmiye ağacı, ilk insan da

    pelesenk ağacıdır. Allah, bunları
    çıkarıp attı. Çünkü, salih ameller meyvesi vermiyorlar,

    bunun yerine pek çok melekleri ve
    pek çok insanları ayıplayan dinsizce sözler sarf

    ediyorlardı. Şimdi, Allah insanı
    dünyaya, tüm emir ve yasaklarına göre Allah’a kulluk

    eden yaratıklarının arasına
    indirmiştir. Allah’ın meleği ve ilk insanı bağışlamayıp, meleği

    ebedi, insanı da bir süre için
    cezalandırdığını görerek diyorum ki, meyve vermeyen insanı

    Allah kesip, Cehennem’e mahkûm eder.
    Bu konuda Allah’ın kanunu der ki, bu hayatta

     

    insan için pek çok iyi şeyler vardır
    ve bu nedenle salih ameller işleyebilmesi için

    sıkıntılar çekmesi Ve dünyevî
    iyiliklerden yoksun kalması gerekmektedir. Dolayısıyla,

    Allah’ımız insanın Pişman olmasını
    bekler. Bakın, size diyorum ki, Allahımız insanı

    çalışmaya mahkûm etmiştir ki,
    Allah’ın dostu ve peygamberi Eyüp der: «Kuşun uçmak

     

    için,
    balığın da yüzmek için doğduğu gibi, insan da çalışmak için doğar.» Allah’ın
    bir peygamberi olan Davud da şöyle der: «Elimizin emeğini yiyerek kutsanacağız
    ve bu bizim için iyidir.»

     

    Bu
    nedenle, herkes niteliğine göre çalışsın. Şimdi söyleyin bana, babamız Davud ve
    oğlu Süleyman elleriyle çalışmışlarsa, günahkârın ne yapması gerekir?

     

    Yuhanna dedi: «Muallim, çalışmak
    yerinde olan bir şey, ama bunu yoksullar yapmalı.» İsa karşılık verdi: «Yaa,
    çünkü onlar başka türlü yapamaz. Ama, bilmez misin ki, iyilik iyi olmak için
    gereklilikten azade olmalıdır? Böyle de, güneş ve diğer gezegenler, başka
    türlüsünü yapamasınlar diye Allah’ın hükümleriyle güçlendirilmişlerdir ve bu
    nedenle de, herhangi bir liyakatleri yoktur. Söyleyin bana, Allah çalışma
    hükmünü koyduğu zaman, «Yoksul insan yüzünün teriyle yaşayacaktır» mı dedi? Ve,
    Eyüp, «Kuş uçmak için doğar, yoksul insan da çalışmak için doğar» mı dedi?
    Hayır, Allah insana, «Ekmeğini yüzünün teriyle yiyeceksin» ve Eyüp de «İnsan
    çalışmak için doğmuştur» demiştir. Bu bakımdan, (yalnızca) insan olmayan bu
    hükmün dışındadır. Emin olun ki, her şeyin pahalı olmasının nedeni, pek çok
    haylaz insanın bulunmasıdır. Eğer, bunlar çalışacak olsalar, bazısı toprağı
    sürse, bazısı da sularda balıkçılık yapsa, dünyada bolluk üstü bolluk olur. Ve,
    yokluklar nedeniyle, korkunç Hüküm Günü’nde hesap vermek gerekecektir.»

     

     

    115.

     

    «Bırakın,
    insan bana bir şeyler desin. Dünyaya ne getirdi ki, bu nedenle haylaz haylaz
    yaşasın? Çıplak ve hiç bir şey yapamıyâcak biçimde doğduğu ortada. Bundan
    dolayı da, bulduğu şeylerin tümünün sahibi değil, dağıtıcısıdır o. Ve, o
    korkunç günde bunların hesabını verecektir. İnsanı vahşi hayvanlar gibi yapan
    iğrenç şehvetten çok korkmak gerekir; çünkü, düşman kişinin kendi evi
    içindedir. Bu bakımdan, düşmanın gelemiyeceği herhangi bir yere gitmen mümkün
    değildir. Ah, niceleri şehvet yüzünden helak olup gittiler! Şehvet yüzünden
    tufan oldu, o kadar ki, dünya Allah’ın merhameti önünde silinip gitti de,
    yalnızca Nuh ve seksen üç insan kurtuldu.


     

    Şehvet
    yüzünden Allah üç lânetli şehri yerle bir etti (ve) içlerinden yalnızca Lût ve
    iki oğlu kurtuldu. «Şehvet yüzünden Bünyamin’in kabilesi tümüyle sönüp yok
    oldu. Ve, bakın size diyorum ki, şehvet yüzünden ne kadar insanın helak
    olduğunu size anlatacak olsam, beş günlük süre yetmez.»

     

    Yakup karşılık verdi: «Ey üstad,
    şehveti simgeleyen nedir?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Şehvet, gem vurulmamış bir aşk arzusudur; akıl tarafından
    yönlendirilmezse, insan zihin ve duygularının sınırlarını aşar,- öyle ki, insan
    kendini bilmeden, nefret etmesi gereken şeyi sever. İnanın bana, insan, böyle
    bir şeyi Allah kendisine verdi diye değil de, sahibi olarak bir şeyi severse,
    bir zani olur; çünkü, Yaratıcı’sı Allah’la birlikte olması geieken ruhu
    yaratıkla birleştirmiştir. Ve, işte Allah Işaya peygamber aracılığıyla
    ağlayarak der: «Sen pek çok aşıklarla zina ettin; buna rağmen bana dön, seni
    kabul edeceğim.»

     

    «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
    ve diridir ki, eğer insanın kalbinde içten bir

     

    şehvet olmazsa, dışta (kötülüklere)
    düşmez; çünkü, kök giderse ağaç hemen ölür.»

    «Bu nedenle insan, Yaratıcı’sının
    kendisine verdiği hanımla yetinsin ve başka bir kadını

    unutsun.»

     

    Andreas
    karşılık verdi: «însan, yaşadığı şehirde o kadar çok varken, kadınları nasıl
    unutur?»

     

    «Ey
    Andreas, şehirde yaşayan insana, şehrin zarar vereceği ortada; görülüyor ki,
    şehir her kötülüğü emen bir süngerdir.»

     

    116. Göze
    Gem Vurmak

     

    «Nasıl
    asker, kale çevresinde düşmanlar olduğu zaman, vatandaşlar adına her zaman
    ihanetten korkarak ve kendini her (türlü) saldırıya karşı koruyarak yaşıyorsa,
    insana da şehirde yaşamak yaraşır. Aynen böyle de, diyorum ki size, insan
    dıştan gelen her türlü günah dürtüsünü itsin ve nefisten korksun, çünkü onun
    kirli şeylere karşı aşın bir arzusu vardır. Ama, her türlü şehevî günahın
    kaynağı olan göze gem vurmazsa, kendini nasıl korusun? Ruhumun huzurunda
    durduğu Allah sağ ve diridir ki, maddi gözleri olmayan, üçüncü dereceye kadar
    olan cezaları görmekten emindir; halbuki, gözleri olan yedinci dereceye kadar
    cezalandırılır.

     

    «îlya
    peygamber zamanında, îlya iyi yaşantısı olan kör bir adamı ağlarken görüp, ona
    sordu: «Niye ağlarsın, ey kardeş?» Kör adam cevap verdi: «Ağlarım, çünkü
    Allah’ın mukaddesi İlya Peygamber’i göremiyorum.»

     

    O zaman, îlya kendisini
    azarlayıp dedi: «Bırak ağlamayı ey adam, çünkü ağlamakla günaha giriyorsun.»

     

    Kör
    adam karşılık verdi: «Söyle bana şimdi, ölüleri kaldıran ve gökten ateş indiren
    Allah’ın kutsal bir peygamberini görmek günah mıdır?»

     

    îlya cevap verdi: «Gerçeği
    konuşmuyorsun; çünkü îlya senin dediklerinin hiç birini yapamaz. Senin gibi bir
    insandır o. Dünyadaki tüm insanlar, tek bir sineği meydana getiremezler.»

     

    Kör
    adam dedi: «Sen böyle dersin ey adam, çünkü, îlya herhalde bazı günahların
    nedeniyle seni azarladı da, bu bakımdan ondan nefret ediyorsun.»

     

    Îlya
    karşılık verdi: «Înşallah gerçeği söylüyorsundur; çünkü, ey kardeş, eğer îlya’dan
    nefret edersem Allah’ı severim ve îlya’dan ne kadar nefret edersem, Allah’ı o
    kadar çok severim.»


     

    Bunun üzerine, kör adam çok
    kızdı ve dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sen dinsizin birisin! însan Allah’ın
    peygamberinden nefret ederken, Allah sevilebilir mi? Defol git, seni daha fazla
    dinlemek istemiyorum çünkü!»

     

    îlya
    karşılık verdi: «Kardeş, şimdi bedenle görmenin nasıl kötü olduğunu zekânla
    görebiliyorsundur. Çünkü, llya’yı görmek için göz istersin, ruhunla da îlya’dan
    nefret edersin.»

     

    Kör
    adam karşılık verdi: «Hemen defol git, çünkü sen şeytan’sın. Allah’ın
    mukaddesine karşı beni günaha katacaksın.»

     

    O
    zaman îlya ah çekti ve göz yaşları içinde dedi: «Gerçeği söyledin ey kardeş,
    çünkü, görmeği arzu ettiğin benim bedenim seni Allah’tan ayırır.»

     

    Kör
    adam dedi: «Seni görmek istemiyorum; hem, gözlerim olsa, seni görmemek için
    kaparım.»

     

    O
    zaman îlya dedi: «Bil ki kardeş, ben îlya’yım!» Kör adam karşılık verdi.:
    «Doğruyu söylemiyorsun.»

     

    117.

     

    O
    zaman îlya’nın havarileri dediler: «Kardeş, o Allah’ın peygamberi îlya’nın ta
    kendisidir.»

     

    «Söyleyin
    bana» dedi kör adam, «Eğer o peygamberse, ben hangi soydanım ve nasıl kör
    oldum?»

     

    îlya
    cevap verdi: «Sen Levî kabilesindensin; ve Allah’ın mabedine girerken, mabedin
    yanında bir kadına şehvetle baktığından Allah’ımız görme gücünü aldı.»

     

    O
    zaman, kör adam ağlayarak dedi: «Bağışla beni ey Allah’ın kutsal peygamberi;
    sana dediklerimden dolayı günaha girdim; seni görmüş olsaydım, günah
    işlemiyecektim.» îlya karşılık verdi: «Allah’ımız bağışlasın seni ey kardeş,
    çünkü benim hakkımda bana doğruyu söylediğini biliyorum; çünkü kendimden ne
    kadar çok nefret edersem, o kadar çok Allah’ı severim; ve eğer beni görsen,
    Allah’ın razı olmadığı arzun yatışır. Çünkü senin Yaratıcın îlya değil,
    Allah’tır; bu bakımdan ben senin için şeytan’ım» dedi îlya ağlayarak; «çünkü,
    sana Yaratıcı’dan yüz çevirttim. O halde ağla kardeş, çünkü, senin hakkı
    batıldan ayırt ettirecek ışığın yok. Ama olsaydı, benim akidemi hor
    görmiyecektin. Bu nedenle, sana diyorum ki, pek çokları beni görmek arzular ve
    uzaklardan beni görmeye gelirler, (ve) bunlar sözlerimi hor görürler.
    Dolayısıyla onlar için, kurtuluşları için, gözlerinin olmaması daha iyi, çünkü
    kendileri gibi yaratılandan zevk alan ve Allah’tan zevk almaya çalışmayan
    herkes kalbinde bir put yapıyor ve Allah’ı bırakıyor.» Sonra îsa iç çekerek
    dedi: «îlya’nın dediklerinin hepsini anladınız mı?»

     

    Havariler
    cevap verdiler: «Gerçekten anladık ve burada, yeryüzünde putatapıcı olmayan pek
    az kisi bulunduğunu görüp, ne diyeceğimizi bilemiyoruz.»

     

    118. İbadet
    Ruhun İlacı ve Avukatıdır

     

    O
    zaman îsa dedi: «Doğru söylüyorsunuz, çünkü, şimdi îsrailîler beni Allah yerine
    koyarak, kalblerindeki putatapıcılığı yerleştirmek arzusundaydılar; pek çokları
    Allah olduğumu söylersem tüm Yahudiye’ye hakim olabileceğimi ve sürekli nefis
    bir yaşantı içinde reisler arasında kalmayıp, çöllük, yerlerde yoksulluk içinde
    yaşamak istediğimden deli olduğumu söyleyerek, öğretimi hakir görmektedirler.
    Ey, sineklerde ve


     

    karıncalardaki
    ışığa değer verip, yalnızca meleklerde, peygamberlerde ve Allah’ın
    mukaddeslerinde bulunan ışığı hor gören talihsiz insan!

     

    «O
    halde, göz korunmayacak olursa ey Andreas diyorum ki sana, baş aşağı şehvetle
    düşmemek mümkün değildir. Bu konuda, Yeremya peygamber ağlaya ağlaya gerçeği
    söylüyordu: «Gözüm ruhumu çalan bir hırsızdır.» Böyledir, çünkü babamız Davud
    da Rabb’ımız Allah’a en büyük özlemle, yararsız şeylere bakmaktan gözlerini
    çevirmesi için dua ediyordu. Gerçekten sonu olan her şey boşunadır. Öyleyse,
    söyleyin bana, bir kimsenin ekmek aİacak iki kuruşu olsa, onu duman almak için
    harcar mı? Kesinlikle hayır; şundan ki, duman gözleri incitir ve vücuda hiç bir
    gıda vermez. İşte insan da aynen böyle yapsın, çünkü o gözlerinin bakışı ve
    kalbinin bakışıyla (basiret) Yaratıcısı Allah’ı ve iradesinin verdiği temiz
    lezzeti tanımaya çalışmalı ve Yaratıcı’yı yitirmeye neden olan yaratılanı amaç
    edinmemelidir.»

     

    119.

     

    însan,
    bir şeye baktığı ve o şeyi insan için yaratan Allah’ı unuttuğu her vakitte
    günah işlemiş olur. Çünkü, eğer bir arkadaşın kendisini hatırda tutması için sana
    herhangi bir şey verse ve sen de onu satıp, arkadaşını unutsan, arkadaşına
    karşı suç işlemiş olursun, îşte, insan da böyle yapar; çünkü, yaratılana bakıp,
    onu insanın sevgisi için yaratmış olan Yaratıcıyı hatırda tutmadığı zaman,
    akılsızlığından yaratıcısı Allah’a karşı günaha girer, «Bu bakımdan, kadınlara
    bakıp, kadını erkeğin iyiliği için yaratan Allah’ı unutan kişi. kadını sevecek
    ve arzulayacaktır. Ve, bu şehveti o dereceye zorlayıp gelecektir ki, sevilen
    şeye benzeyen her şeyi sevecek, bu şekilde hatırlanması bir utanç olan bu iş
    (in) günahı doğacaktır. O halde, eğer insan gözlerine gem vuracak olursa,
    nefsinin üzerinde hakim olacak, o da kendisine sunulmayan şeyi
    arzulayamayacaktır. Çünkü, böylece beden ruha tabî olacaktır. Nasıl gemi
    rüzgârsız hareket edemezse, beden de nefs olmadan günah işleyemez.

     

    «Sonra,
    pişman olanın masal söylemeyi ibadete çevirmesi gerekir. Bu Allah’ın bir hükmü
    olmasa bile, akıl bunu gösteriyor. Çünkü, her haylaz kelimede insan günaha
    girer ve Allah’ımız günahı ibadetle siler. Çünkü, ibadet ruhun avukatıdır;
    ibadet ruhun ilâcıdır; ibadet kalbin savunmasıdır; ibadet inancın silâhıdır,
    ibadet nefsin gemidir; ibadet bedenin, günahla bozulmasını önleyen tuzudur.
    Size diyorum ki, ibadet hayatımızın elleridir; bununla, ibadet eden kişi hüküm
    gününde kendisini koruyacaktır çünkü, ruhunu burada, yeryüzünde günahtan uzak
    tutacak ve kalbini kötü arzuların değmesinden koruyacaktır; nefsini Allah’ın
    kanunu içinde tutup, istediği her şeyi Allah’tan alarak bedeni de takva yolunda
    yürüdüğü için şeytan’ı kızdıracaktır.

     

    «Huzurunda
    durduğum Allah sağ ve diridir ki, ibadet etmeyen insan, derdini köre açan
    dilsiz bir adamdan; merhemsiz iyileştirilebilen fistülden, hareket etmeden
    kendini savunan veya silahsız olarak bir başkasına saldıran, dümensiz kürek
    çeken veya tuz olmadan ölü bedeni koruyan bir adamdan daha çok salih amel
    sahibi değildir. Çünkü, bakın, eli olmayan alamaz. Eğer insan gübreyi altına ve
    çamuru şekere çevirebilecek olsa, ne yapar?»

     

    Sonra,
    İsa sustu, havariler cevap verdiler: «Kimse, altın ve şeker yapmaktan başka bir
    işe kendini koşmaz.»

     

    O
    zaman îsa dedi: «Şimdi, neden insan aptalca masal anlatıcılığı ibadete
    dönüştürmez? Zaman kendine Allah tarafından Allah’a karşı gelsin diye mi
    verilmiştir yoksa? Hangi


     

    reis kendi üzerine savaş açsın
    diye bir şehri tebasına verir? Allah sağ ve diridir ki, eğer insan boş
    konuşmakla ruhunun ne hallere girdiğini bilmiş olsa, konuşmaktansa hemen dilini
    dişleriyle koparır. Ey zavallı dünya! Bugün insanlar ibadet için toplanmazlar
    da, mabedin verandalarında ve mabedin ta içinde şeytan boş konuşma kurbanlarını
    alır ve utanç duymadan sözünü edemediğim şeylerden daha kötü olan da budur.

     

    120. Boş
    Konuşmanın Meyvesi

     

    Boş konuşmanın meyvesi budur ki,
    zihni gerçeği anlamayacak biçimde zayıflatır; nasıl, yarım kiloluk pamuk yükünü
    taşımaya alışmış bir at on kiloluk taşı taşıyamazsa, aynen öyle.

     

    Fakat,
    bundan daha kötüsü, insanın zamanını şaka matrakla geçirmesidir, İbadet etmek
    istediği zaman, şeytan aklına şu aynı şakaları getirir, o kadar ki, Allah’ın
    merhametini çekip, günahlarının afvını sağlamak için günahlarına ağlaması
    gerektiği zaman, gülmekle Allah’ın kızgınlığını çeker; O da kendisini
    cezalandıracak ve fırlatıp atacaktır. «Öyleyse, yazıklar olsun şaka matrakla
    boş vakit geçirenlere! Ama, Allah’ımız şaka edip boş vakit geçirenleri
    iğrenerek alırsa, ya komşusuna iftira edip, mırıldanıp duranı nasıl alacak ve
    çok gerekli bir işle uğraşır gibi günahla uğraşanların durumu ne olacaktır? Ah
    murdar dünya, senin Allah’ın nasıl elem verici bir cezasına çarpılacağını
    tasavvur edemiyorum! Öyle de, pişman olan, diyorum ki o sözlerini altın
    fiyatına vermelidir.» Havarileri karşılık verdiler: «Ama, bir insanın sözlerini
    altın fiatına kim alır? Kesinlikle hiç kimse ve nasıl pişman olacaktır? Mutlaka
    aç gözlü olacaktır o!»

     

    îsa
    cevap verdi: «Öylesine ağır kalbleriniz var ki, ben on (lar) ı kaldıramıyorum.
    Bu, bakımdan, her sözde size anlamı da söylemem gerekiyor. Ama, size sırlarını
    öğrenme lûtfunda bulunan Allah’a şükredin. Pişman olan, konuştuğunu satsın
    demiyorum. Konuştuğu zaman, altın çıkarıyormuş gibi düşünsün diyorum. Çünkü,
    kuşkusuz böyle yapmakla, nasıl altın gerekli şeyler için harcanırsa, o da
    (yalnızca) konuşması gerektiği zaman konuşacaktır. Ve, nasıl kimse altını vücudunu
    incitecek bir şey için harcamazsa, o da ruhunu incitebilecek bir şeyin sözünü
    etmesin.

     

    121.

     

    «Vali
    bir mahpusu yakalayıp da sorguya çekerken zabıt kâtibi de (konuşulanları) kayda
    geçiyorsa, söyleyin bana, böyle bir adam nasıl konuşur?»

     

    Havariler
    cevap verdiler: «Yerinde ve korkarak konuşur ki, kuşku uyandırmasın; ve valiyi
    sinirlendirebilecek herhangi bir şey söylememek, aksine serbest bırakılabilecek
    şekilde konuşmanın yollarını aramak için dikkat eder.»

     

    O
    zaman, Isa karşılık verdi: «Ruhunu yitirmemek için, pişman olanın da yapması
    gereken budur. Çünkü, Allah her insana zabıt kâtibi olarak, biri yaptığı
    iyilikleri, diğeri de kötülükleri yazan iki melek vermiştir. Öyleyse, eğer bir
    insan merhamet görmek istiyorsa, altını ölçtüğünden daha çok konuşmasını
    ölçsün.»

     

    122.
    Pişmanlık Nasıl Olmalı?

     

    «Hırs
    ve tamaha gelince, bu da sadaka vermeye çevrilmelidir. Bakın, size diyorum ki,
    nasıl çekülün(terazi) denge olarak merkezi varsa, tamahkânn da sonunda varacağı
    yer


     

    olarak
    Cehennem vardır. Neden biliyor musunuz? Anlatacağım size: Ruhumun huzurunda
    durduğu Allah sağ ve diridir ki, tamahkâr diliyle sessiz bile olsa
    yaptıklarıyla der: «Benden başka Allah yoktur.» Sahip olduğu ne varsa, başını,
    sonunu, çıplak doğup, her şeyi (ardında) bırakarak öleceğini düşünmeden
    istediği gibi harcar.»

     

    «Şimdi
    söyleyin bana, Hirodes size bakmanız için bir bahçe verse, siz de kendinizi
    hemen sahip yerine koyup, Hirodes’e hiç meyve göndermeseniz ve Hirodes size
    adam gönderip meyve istediğinde elçileri kovsanız, söyleyin bana, kendinizi bu
    bahçenin kralları yapmış olmaz mısınız? Mutlaka, öyle. Şimdi, diyorum ki size,
    aynen tamahkâr adam da böyle, Allah’ın kendine vermiş olduğu zenginliği
    üzerinde kendini ilâh yapar. «Hırs ve tamah, zevkine göre yaşamasının günahıyla
    Allah’ı yitiren ve kendinden gizli olup, çevresini iyilikleri yerine koyduğu
    geçici şeylerle kuşatan Allah’tan memnun olmayan nefsin bir susuzluğudur; ve bu
    (susuzluk) arttıkça, kendini o kadar çok Allah’tan uzaklaşmış bulur.

     

    «Ve,
    günahkârın doğru yolu bulması, tevbe etme lûtfunda bulunan Allah’tandır.
    Babamız Davud da şöyle der: «Bu değişim Allah’ın sağ elinden gelir.»

     

    «Pişmanlığın
    nasıl olması gerektiğini bilmek istiyorsanız, size insanın ne tür (bir şey)
    olduğunu anlatmam lâzım. Ve, bugün bize iradesini sözlerim aracılığıyla
    bildirme lûtfunda bulunan Allah’a şükürler edelim.»

     

    «Bundan
    sonra ellerini kaldırıp dua ederek, dedi: «Merhametiyle bizi yaratan, bize
    Doğru Elçi’nin diniyle kulların insanlar mertebesi veren Kadir ve Rahim Rabb
    Allah, tüm nimetlerin için sana şükreder, günahlarımıza hayıflanarak, namaz
    kılıp zekât vererek, oruç tutup Kelimen üzerinde çalışarak, iradeni
    bilmeyenlere öğreterek, Sen’in sevgin için dünyanın sıkıntılarını çekerek ve
    Sana kulluk için ölüm üzerine hayatımızdan geçerek seve seve yalnızca Sana
    ibadet ederiz. Sen ey Rabb, seçtiklerini koruduğun gibi, Kendi benliğin aşkına
    ve bizi kendisi için yarattığın Elçin aşkına ve tüm kutsal (kul)lann ve
    peygamberlerin aşkına bizi şeytan’dan, bedenden ve dünyadan koru!» Havariler
    karşılık verdiler: «Amin, Amin Rabb, Amin ey merhametli Allah’ımız.»

     

    123.

     

    Cuma
    günü gelince, sabah erkenden namazdan sonra îsa havarilerini topladı ve onlara
    dedi: «Oturalım; çünkü işte bu günde Allah insanı yeryüzünün çamurundan yarattı;
    ben de inşallah, insanın nasıl bir şey olduğunu size anlatacağım.»

     

    Herkes
    oturunca yeniden dedi: «Allah’ımız, yaratıklarına iyiliğini, merhametini ve
    hoşgörülüğü ve adaletiyle birlikte kudretini de göstermek için birbirine zıt
    dört şeyden bir terkip meydana getirdi ve bunları, —toprak, hava, su ve ateş—
    her biri zıddını dengelesin diye insan denilen nihai bir nesnede birleştirdi.
    Ve bu dört şeyden, sinirler, damarlarla birlikte ve tüm iç parçaları ile
    birlikte et, kemik, kan, ilik ve deriden oluşan insan vücudu olarak bir kap
    yaptı; içine Allah, bu hayatın iki yönü olarak ruh ve nefsi yerleştirdi; orada
    yağ gibi yayıldığı için nefse yerleşim bölgesi olarak vücudun her parçasını
    verdi. Ve, ruha da yerleşim bölgesi olarak, nefsle birleşip tüm hayata egemen olması
    için kalbi verdi.

     

    «İnsanı
    bu şekilde yaratan Allah, içine akıl denilen bir ışık yerleştirdi ki, deri,
    nefs ve ruhla tek bir hedefte —Allah’a kulluk için çalışmak— birleşsin.

     

    «Bundan
    sonra, bu eseri Cennet’e koyunca, akıl, şeytan’ın dürtmesiyle nefsin iğvasına
    uğradı, beden rahatını yitirdi, nefs kendisiyle yaşadığı zevki yitirdi ve ruh
    (da) güzelliğini


    yitirdi.

     

    «Böylesi
    kötü bir duruma düşen insan, akıl tarafından engellenmediğinden çalışmakta
    huzur bulmayıp, zevk peşinde koşan nefsle, gözlerin kendine gösterdiği ışığın
    peşinden gider; bundan dolayı da, gözler, boş şeylerden başka bir şey
    görmediğinden kendini aldatır ve böylece dünyevi şeyleri seçerek günah işler.

     

    «İşte,
    Allah’ın rahmetiyle, insanın aklının iyiyi kötüden seçmek ve gerçek zevki
    (ayırt etmek) için yeniden aydınlatılması gerekmektedir; bunu bilmekle günahkâr
    tevbeye yönelir. Bu bakımdan, bakın, size diyorum ki, eğer Rabb’ımız Allah
    insanın kalbini aydınlatmazsa, insanın akıl yürütmelerinin hiç bir önemi yoktur.»

     

    Yuhanna
    karşılık verdi: «O halde, insanların konuşması hangi, amaca hizmet etmektedir?»

     

    İsa
    cevap verdi: «İnsan, insan olarak insanı tevbeye yöneltmek için hiç bir işe
    yaramaz; fakat insan, Allah’ın insanı doğruya çekmek için kullandığı bir araç olarak
    (işe yarar). İşte Allah böyle, insanın kurtuluşu için gizli olarak insanda bir
    şeyler meydana getirir. Bu nedenle kişi, Allah’ın kendinde konuştuğu birini
    bulabilirim diye herkesi dinlemelidir.» Yakup karşılık verdi: «Ey muallim, eğer
    sahte bir peygamber ve bize ders veriyormuş gibi davranan yalancı bir muallim
    gelecek olsa, ne yapmamız gerekir?»

     

    124.

     

    İsa
    bir temsille cevap verdi . «Bir insan ağını alıp balık tutmaya gider ve gittiği
    yerde pek çok balık yakalar, ama kötü olanları çıkarıp atar.»

     

    «Bir
    insan ekin ekmeye gider, ama yalnızca iyi toprağa düşen tane tohum taşır.» «Siz
    de aynen böyle yapmalısınız. Her şeyi dinlemeli, (ama) sadece gerçek ebedî
    hayata meyve taşıyacağından, yalnızca gerçek olanı almalısınız.»

     

    O zaman, Andreas karşılık verdi:
    «Öyle. de, gerçek nasıl bilinecektir?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Musa’nın kitabına uyan her şeyi gerçek diye alırsınız.
    Biliyorsunuz, Allah birdir, gerçek birdir; buradan giderek deriz ki, akide
    birdir ve akidenin anlamı birdir ve dolayısıyla din birdir. Bakın, size diyorum
    ki, eğer gerçek Musa’nın kitabından silinip çıkarılmamış olsaydı, Allah,
    babamız Davud’a ikinciyi vermeyecekti. Ve, Davud’un kitabı tahrif edilmemiş
    olsaydı, Allah İncil’i bana emanet etmeyecekti; çünkü Allah’ımız Rabb değişmez
    ve tüm insanlara tek bir mesajla konuşmuştur. Bu bakımdan, Allah’ın elçisi
    geleceği zaman, dinsizlerin benim kitabımda yaptıkları tahrifatın tümünü
    temizlemek için gelecektir.»

     

    Sonra,
    bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, kanunun tahrif edildiği ve
    yalancı peygamberin konuştuğu zamanlarda insan ne yapsın?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Güzel bir soru ey Barnabas. Bu nedenle sana diyorum ki, böyle bir
    zamanda, insanlar sonunda Allah’a varacaklarını düşünmediklerinden pek az kişi
    kurtulur. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki; insanı amacından,
    yani, Allah’tan yüz çevirten her akide en kötü akidedir. Onun için, akidede göz
    önünde bulunduracağınız üç şey vardır, Allah’a karşı sevgi, kişinin komşusuna
    acıması ve Allah’a karşı gelen, O’na her gün karşı gelen kendinden nefret
    etmesi. Öyleyse, bu üç temele zıt olan her akideden kaçın. Çünkü, o en şerli
    olandır.»

     

    125. Hırs ve
    Tamah


     

    «Şimdi
    de hırs ve tamaha dönüyorum; ve size diyorum ki, nefs bir şeyi elde etmek
    istediği veya onu inatla koruduğu zaman, ki, «böyle bir şeyin sonu olacak»
    demelidir. Eğer onun sonu olacaksa, onu sevmenin delilik olduğu ortadadır. Bu
    bakımdan, kişiye yakışan, sonu gelmeyecek olanı sevmesi ve korumasıdır.»

     

    «Öyleyse,
    (bir insanın) haksızca kazandığı şeyleri hakça dağıtmakla, hırs ve tamah
    sadakaya dönüşsün.

     

    «Ve,
    sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesine baksın. Çünkü, münafıklar infakta
    bulunurken görünmek ve dünya tarafından övülmek arzu ederler. Ama, boşunadır
    verdikleri, çünkü insan kim için çalışırsa, ücretini de ondan alır. O halde,
    eğer insan Allah’tan bir şey alacaksa, onun Allah’a kulluk etmesi yaraşır.

     

    «Ve, infakta bulunurken,
    (verdiğiniz) her şeyi Allah sevgisi için Allah’a verdiğinizi düşünmeye çalışın.
    Bu bakımdan, vermekte yavaş davranmayın ve sahip olduğunuz şeyin, Allah sevgisi
    için en iyisini verin.

     

    «Söyleyin
    bana, Allah’tan kötü olan bir şeyi almak ister misiniz? Ey toz toprak,
    kesinlikle hayır! O halde, eğer Allah sevgisi için kötü olan bir şeyi
    verirseniz, kendinize nasıl inanırsınız?

     

    «Kötü
    bir şey vermekten hiç bir şey vermemek daha iyidir; çünkü, vermemekle dünyaya
    göre bazı mazeretleriniz olacaktır; ama değersiz bir şey vermek ve en iyiyi
    kendisi için alıkoymakta, mazeretiniz ne olacaktır?

     

    «Pişman olmakla ilgili size söylemem
    gereken şeylerin tümü bu kadar.

    Barnabas karşılık verdi: «Pişmanlık
    ne kadar sürmeli?»

     

    İsa
    cevapladı: «İnsan günah içinde oldukça, daima tevbe etmeli ve pişman olmalı.
    Dolayısıyle, insan hayatı boyunca her zaman günah işlediğinden, daima da pişman
    olmalıdır; ayakkabılarınızın patladığı her vakit onları onarıyorsunuz, ama
    ayakkabılarınıza ruhunuzdan daha çok dikkat etmeyeceksiniz.»

     

    126.

     

    îsa,
    havarilerini çağırıp, «Gidin ve duyduklarınızı anlatın» diyerek, onları ikişer
    ikişer tüm İsrail yöresine dağıttı.

     

    (Havariler)
    baş eğdiler ve (îsa) elini başlarının üzerine koyarak dedi: «Allah’ın adıyla
    hastalara sıhhat verin, cinleri çıkarıp atın ve benim başkahinin önünde
    dediklerimi kendilerine anlatarak, İsrailîleri benim ne olduğum konusunda aldatmayın.

     

    Sonra,
    bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna dışında hepsi ayrıldı; ve tüm
    Yahudiye içine girip, İsa’nın kendilerine anlattığı gibi pişman olmayı
    anlattılar, her türlü hastalığı iyileştirdiler. O kadar ki, İsrail’de, İsa’nın
    «Allah birdir ve İsa Allah’ın peygamberidir» şeklindeki sözleri tasdik edildi
    ve bir kalabalık gördüklerinde hastaları iyileştirmekle ilgili olarak İsa’nın
    yaptığını yaptılar.

     

    Ama,
    şeytan’ın oğulları Isa’ya eza etmek için bir başka yol buldular. Bunlar
    kâhinlerle yazıcılardı. Ardından, İsa’nın İsrail üzerinde krallığa göz
    diktiğini söylemeye başladılar. Fakat, avamdan korktukları için, Isa’ya karşı
    gizli gizli plânlar kurdular.

     

    Tüm
    Yahudiye’yi geçtikten sonra, Havariler İsa’ya geri döndüler, o da kendilerini
    bir babanın oğullarını kabul ettiği gibi kabul ederek dedi: «Söyleyin bana,
    Allah’ımız Rabb ne işler yaptı? Emin olun ki, şeytan’ın ayaklarınızın altına
    düştüğünü ve onu bağcının üzümleri ezdiği gibi ezdiğinizi gördüm!»

     

    Havariler karşılık verdiler: «Ey
    muallim, sayısız hastayı iyileştirdik ve insanlara eziyet


    eden pek çok
    cinleri çıkarıp attık.»

     

    İsa
    dedi: «Allah sizi affetsin ey kardeşler, çünkü her şeyi yapan Allah olduğu
    halde, «biz iyileştirdik» demekle günaha girdiniz.»

     

    O zaman dediler: «Budalaca
    konuştuk; bu bakımdan, ne diyeceğimizi bize öğretin.» îsa cevap verdi: «Her,iyi
    işte, «Allah yaptı» deyin, her kötü işte de «günah işledim» deyin.»

     

    «Böyle yapacağız» dedi Havariler
    ona.

     

    Sonra
    îsa dedi: «îsrailîler, Allah’ın, benim elimle yaptıklarını şu kadar insanın
    elleriyle de yaptığını görünce ne diyorlar?»

     

    Havariler
    cevap verdi: «Tek bir Allah’ın bulunduğunu ve senin Allah’ın peygamberi
    olduğunu söylüyorlar.»

     

    îsa
    neş’eli bir yüzle karşılık verdi: «Ben, kulunun arzusunu hor görmiyen Allah’ın
    kutsal adını tesbih ve ta’zim ederim!» Ve, bunu dedikten sonra istirahata
    çekildiler.

     

    127.

     

    îsa
    çölden ayrılıp, Kudüs’e vardı; bunun üzerine tüm insanlar O’nu görmek için
    mabede koşuştular. Mezmurlan okuduktan sonra îsa, yazıcıların çıkmak adetinde
    oldukları mabedin kürsüsüne çıkarak, eliyle sus işareti yapıp dedi: «Bizi
    alevli ruhtan değil, yeryüzünün çamurundan yaratan Allah’ın kutsal adını tesbih
    ve ta’zim ederim, ey kardeşler. Günah işlediğiniz zaman, Allah’ın huzurunda
    merhamet bulunuz ki, şeytan bunu hiç bulmayacaktır, çünkü o gururu yüzünden,
    alevli ruh olması nedeniyle her zaman soylu olduğunu söylediğinden bunu hiç
    bulmayacaktır.

     

    «Duydunuz mu kardeşler, babamız
    Davud’un Allah’ımız için, toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip, bir daha geri dönmeyeceğini
    göz önüne alarak bize merhamet etmiştir dediğini? Bu sözleri bilenler ne kadar
    kutsaldır, çünkü onlar, günahtan sonra tevbe ederek ve günahları sürüp
    gitmeyerek, Rabblerine karşı sonsuza değin günah işlemezler. Kendilerini
    yüceltenlere yazıklar olsun, çünkü onlar Cehennemin yakıcı kömürleri olarak
    azaltılacaklardır. Söyleyin bana kardeşler, kendi kendini yüceltmenin nedeni
    nedir? Burada, yer üzerinde herhangi bir iyilik var mıdır acaba? Kesinlikle
    hayır; çünkü Allah’ın peygamberi Süleyman’ın dediği gibi, «Güneşin altında
    bulunan her şey boştur.» Eğer dünyada bulunan şeyler bize kendimizi kalbimizde
    yüceltme nedeni vermiyorsa, hayatımız çok daha az verir (bu) nedeni; çünkü,
    insanın altındaki tüm yaratıklar bize karşı savaştıklarından pek çok dert ve
    ızdıraplarla yüklüdür o. Yazın yakıcı sıcağından niceleri can vermiştir,
    niceleri kışın soğuğundan ve donundan ölmüştür; yıldırımdan ve doludan ölmüştür
    niceleri; niceleri de hastalıklardan ve kıtlıktan veya vahşî hayvanlara yem
    olarak, yılanlar tarafından ısırılarak, yemekten boğularak ölmüştür! Ey, her
    yerde tüm yaratıkların kendisi için tuzak kurduğu ve altında ezilecek kadar
    kendini yücelten talihsiz insan! Ya, yalnızca fena şeyler arzulayan beden ve
    nefs için, günahtan başka bir şey teklif etmeyen dünya için, şeytan’a kulluk
    edip, Allah’ın kanununa göre yaşayan herkese eziyet ve zulmeden lânetliler için
    ne diyeyim? Açıktır ki kardeşler, eğer bir insan, babamız Davud’un dediği gibi
    «Sonsuzluğa gözleriyle bakarsa günaha girer.»

     

    «Kişinin
    kendini kalbinde yüceltmesi, bağışlanmaması için Allah’ın rahmetini ve
    acımasını kilitlemekten başka bir şey değildir. Çünkü, babamız Davud der ki:
    «Allah’ımız toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip bir daha dönmeyeceğini bilir.
    Kim kendini


     

    yüceltirse,
    toprak olduğunu inkâr etmiş olur. Bu yüzden de ihtiyacını bilmeyerek yardım
    istemez ve böylece yardımcısı olan Allah’ı kızdırır. Ruhumun huzurunda durduğu
    Allah sağ ve diridir ki, şeytan kendi zavallılığını bilse ve her zaman Sübhan
    olan Yaratıcısı’ndan merhamet isteseydi, Allah şeytan’ı bağışlardı.»

     

    128.
    “Ey Duyulmamış Gurur…”

     

    «îşte
    böyle kardeşler, ben yeryüzünde yürüyen ve size pişman olun ve günahlarınızı
    bilin diyen bir insanım. Toprağım ve çamurum. Diyorum ki kardeşler, Roma
    askerleri aracılığıyla şeytan, benim Allah olduğumu söylediğinizde sîzi
    aldattı. Bu bakımdan, sahte ve yalan ilâhlara kulluk ederek Allah’ın lanetine
    uğradıklarından, aman onlara inanmayın; babamız Davud bile onlara şöyle lanet
    okur: «Ulusların tanrıları gümüş ve altındır, kendi ellerinin eseridir; gözleri
    vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar; burunları vardır koklamazlar,
    ağızlan vardır yemezler; dilleri vardır, söylemezler; elleri vardır
    dokunmazlar; ayakları vardır, yürümezler.» Bu nedenle babamız Davud sağ ve diri
    olan Allah’ımıza dua ederek dedi: «Onları yapanlar ve onlara güvenenler de
    onlar gibî olsunlar.» Ey duyulmamış gurur, Allah tarafından topraktan
    yaratıldığı halde kendi durumunu unutan ve kendi keyfine göre seve seve ilâh
    yaratan insanın ah bu gururu! Burada o, sanki «Allah’a kulluk etmekte hiç bir
    yarar yoktur» diyerek, Allah’la sessizce alay etmektedir. Çünkü yaptıkları bunu
    gösteriyor. şeytan, size benim Allah olduğuma inandırarak, sizi bu duruma
    düşürmek istedi ey kardeşler; çünkü bir sineği bile yaratamayan ve geçici ve
    ölümlü olan ben her şeye kendim muhtaç olduğumdan, size yararlı hiç bir şey
    veremem. O halde bunu yapmak Allah’a aitken ben her şeyde nasıl yardım
    edebilirim?

     

    «Öyleyse
    Allah’ımız olarak, sözüyle Kâinat’ı yaratan yüce Allah’ı alacak ve başka dinden
    olanlarla ve ilâhlanyla alay mı edeceğiz?»

     

    «Buraya,
    mabede dua etmek için iki kişi geldi; biri ferisi ve diğeri de bir vergi
    kesenekçisiydi. Ferisi ibadet yerine yaklaşıp yüzünü yukarı tutarak şöyle dua
    etti: «Şükürler olsun sana ey Allah’ımız Rabb, çünkü ben her kötülüğü yapan
    öteki insanlar, günahkârlar ve özellikle şu vergi kesenekçisi gibi değilim.
    Şundan ki, haftada iki kez oruç tutar ve varımın yoğumun onda birini veririm.»

     

    «Vergi
    mültezimi uzakta durup yere doğru eğildi ve göğsüne vura vura başı eğik dedi:
    «Rabb, ben ne göğe, ne de ibadet yerine bakacak değilim, çünkü pek çok günahlar
    işledim; bana merhamet et!»

     

    «Bakın,
    size diyorum ki, vergi mültezimi mabetten ferisîden daha iyi bir durumda indi;
    çünkü Allah’ımız tüm günahlarını afvedip onu temize çıkardı. Ama ferisi vergi
    kesenekçisinden daha kötü durumda mabetten indi; çünkü Allah’ımız yaptıklarını
    nefretle karşılayıp onu reddetti.»

     

    129.

     

    «Olur
    ya, bir insanın bahçe haline getirdiği ormanı kestin diye balta kendi kendiyle
    öğünsün mü? Asla, çünkü her şeyi yapan insandır; baltayı da kendi elleriyle
    yapmıştır. «Ve sen ey insan, Allah’ımızın seni çamurdan yarattığını ve yapılan
    her iyiliği sende (O’nun) yaptığını göre göre, iyi bir şey yaptım diye kendinle
    öğünür müsün?

    «Ve
    hangi nedenle komşunu hor görürsün? Bilmez misin ki, eğer Allah seni şeytan’dan


    korumamış
    olsaydı, sen şeytan’dan daha kötü olurdun.»

     

    «Şimdi
    bilmez misin ki, tek bir günah en güzel meleği en iğrenç şeytan yapar. Ve
    dünyaya gelen en tam insan Adem’i tüm soyuyla birlikte bizim çektiklerimizi
    çeken zavallı bir varlık haline getirdi. O halde hiç korkmadan kendi keyfince
    yaşayabileceğin faziletle ilgili hangi hükme sahipsin ki? Yazıklar olsun ey
    çamur, çünkü kendini seni yaratan Allah’ın üstüne çıkardığından, sana tuzak
    kuran şeytan’ın ayaklarının altına indirileceksin.»

     

    Ve
    İsa böyle deyip ellerini Rabbe kaldırarak dua etti. Ve insanlar da «Amin,
    Amin.» dedi. Duasını bitirince mabedin kürsüsünden indi. Bunun üzerine başına
    pek çok hasta üşüştü ve onları iyileştirerek mabetten ayrıldı. O zaman, İsa’nın
    hastalığını gidermiş olduğu bir cüzzamlı, Simun kendisini yemeğe davet etti.

     

    İsa’dan
    nefret eden kâhinler ve bilginler, Roma askerlerine İsa’nın tanrılarına karşı
    söylediklerini bildirdiler. Kuşkusuz, O’nu öldürmenin yollarını aradılar, ama
    bulamadılar, çünkü halktan korkuyorlardı.

     

    İsa,
    Simun’un evine varıp, sofraya oturdu. Ve, yemeğini yerken gördü ki, Meryem
    adında bir sokak kadını eve girip kendini İsa’nın ayakları altındaki yere
    atarak onları gözyaşlarıyla yıkıyor, değerli bir yağ sürüyor ve başının
    saçlarıyla siliyor.

     

    Simun
    yemeye oturan herkesle birlikte bir rezaletle karşılaştığını düşündü. Ve
    kalplerinden dediler: «Eğer bu adam bir peygamber olsa, bu kadının kim ye ne
    türden olduğunu bilir ve onu kendisine dokundurmaz.»

     

    İsa
    dedi: «Simun, sana söyleyecek bir şeyim var.» Simun karşılık verdi: «Konuş ey
    muallim, çünkü sözlerini arzuluyorum»

     

    130.

     

    İsa
    dedi: «Bir adama iki kişinin borcu vardı. Biri alacaklısına elli kuruş, diğeri
    beşyüz kuruş borçluydu. Sonra, bunlardan hiç birinin ödeyecek bir şeyleri
    olmadığından paranın sahibi merhamete geîip borcu her ikisine de bağışladı.
    Bunlardan hangisi alacaklısını en çok sever?»

     

    Simun cevap verdi: «Kendisine daha
    büyük borç bağışlanmış olan.»

     

    İsa
    dedi: «İyi söyledin; sana diyorum ki, öyleyse bu kadına ve kendine bak; çünkü
    sen Allah’a iki kez borçlusun, biri bedeninin cüzzamından dolayı, diğeri de
    ruhun cüzzamından dolayı, ki bu günahtır.

     

    «Rabbımız
    Allah dualarımla merhamete gelip, senin bedenini ve ruhunu iyileştirmek istedi.
    Sen bu bakımdan beni az seversin. Çünkü benden hediye olarak az bir şey aldın.
    Ve böyle, ben evine gelince de benim ayağımı öpmedin ve başıma da yağ sürmedin.
    Ama, bu kadın, bakın bakın! Senin evine girer girmez, kendini doğruca
    ayaklarıma atıp, onları gözyaşlarıyla yıkadı ve değerli bir yağ sürdü. Bu
    bakımdan, bakın size diyorum ki, ona pek çok günahları bağışlandı, çünkü beni
    çok sevmiştir. Ve kadına dönüp, dedi: «Huzur içinde var yoluna git, çünkü,
    Allah’ımız Rabb günahlarını bağışlamıştır. Bir daha da günah işlememeye bak.
    İmanın seni kurtarmıştır.»

     

    131.”Gururdan
    Kurtulmak İçin Ne Yapılmalı?”

     

    Havarileri
    gece ibadetinden sonra İsa’nın yanına varıp, dediler: «Ey muallim, gururdan
    kurtulmak için ne yapmalıyız?»


     

    İsa
    cevap verdi: «Yemek için bir reisin evine çağırılan bir yoksul gördünüz mü
    (hiç)?» Yuhanna karşılık verdi: «Ben Hirodes’in evinde yemek yedim. Şöyle ki,
    seni tanımadan önce balığa gider ve Hirodes’in ailesine balık satardım. Böyle
    böyle, ziyafet verdiği bir gün, ben o tarafa güzel bir balık götürürken beni
    durdurdu ve orada yemek yedirdi.»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Şimdi, kâfirlerle nasıl yemek yedin? Allah seni bağışlasın ey
    Yuhanna! Ama söyle bana, sofraya nasıl oturdun? En yüksek yeri mi aradın? En
    nefis yemeği mi istedin? Sofrada, kendine soru sorulmadığı zaman konuştun mu?
    Kendini sofrada oturan diğer kimselerden daha mı değerli saydın?»

     

    Yuhanna
    cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, kralın baronları arasında oturan kötü
    giyimli, yoksul bir balıkçı olduğumu görerek, gözlerimi kaldırmaya cesaret bile
    edemedim. Böyle iken, kral bana küçük bir et parçası verdiği zaman kralın bana
    gösterdiği teveccühün büyüklüğünden dünyanın benim olduğunu sandım. Ve, işte
    diyorum ki, kral eğer bizim kanunumuza uymuş olsaydı, hayatımın bütün
    günlerinde seve seve ona hizmet ederdim.»

     

    İsa
    haykırdı: «Ses etme Yuhanna, çünkü, Allah’ın gururumuzdan dolayı Ebiram gibi
    bizi Cehennem’e atmasından korkarım!»

     

    Havariler
    İsa’nın sözleri üzerine korkudan titrerken, O yine dedi: «Bizi gururumuzdan
    dolayı Cehennem’e atmaması için Allah’tan korkalım.»

     

    «Ey
    kardeşler, bir reisin evinde ne yapıldığını Yuhanna’dan duydunuz mu? Dünyaya
    gelen insanlara yazıklar olsun, çünkü, gurur içinde yaşarlarken zillet içinde
    ölecekler ve şaşırıp kalacaklar.

     

    «Bu
    dünya da, Allah’ın insanlara ziyafet verdiği ve Allah’ın tüm kutsal (kul)Ianyla
    peygamberlerinin yemek yediği bir evdir. Ve, size diyorum ki bakın, insan
    aldığı her şeyi Allah’tan alır. Bu bakımdan, insan kendi değersizliğini ve
    Allah’ın bizi besleyen büyük nimetleriyle birlikte yüceliğini de tanıyarak, en
    derin bir alçak gönüllülük içinde olmalıdır. Öyleyse, insanın «ah, bu dünyada
    bu neden yapılır ve bu neden söylenir» demesi değil, gerçekten, kendini dünyada
    Allah’ın sofrasında duracak değerde görmemesi meşrudur. Ruhumun huzurunda
    olduğu Allah sağ ye diridir ki, burada, yeryüzünde Allah (in elinden alınan hiç
    bir şey küçük değildir, öyleyse insan, karşılığında tüm ömrünü Allah sevgisi
    için harcamalıdır.

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki, Hirodes’le yemek yemekle günah işlemiş değilsin ey Yuhanna,
    çünkü senin yaptığın bize ve Allah’tan korkan herkese bunu anlatman için
    Allah’ın bir takdiriydi. Böyle yapın» dedi. İsa havarilerine, «dünyada,
    Yuhanna’nın Hirodes’in evinde onunla yemek yerken yaşadığı gibi yaşayasınız,
    çünkü bu şekilde, gerçekten tüm gururlardan kurtulacaksınız.»

     

    132.
    Temsiller

     

    İsa
    Galile denizi boyunca yürürken, çevresini büyük bir kalabalık aldı; bunun
    üzerine, sahilden biraz ötede durmakta olan bir kayığa bindi. Ve, sesi
    işitilebilecek kadar yakınlıkta karaya demir attı. Bunun üzerine, hepsi denizin
    kıyısına gelerek, oturup sözlerini beklediler. O zaman ağzını açtı ve dedi:

     

    «İşte,
    ekici ekmeye çıktı, ekerken ekinlerin bazısı yola düştü. Ve bunlar insanların
    ayakları altında çiğnenip, kuşlar tarafından yendi; bazısı taşların üstüne
    düştü, nem olmadığından sıçrayıp, güneşte yandılar; bazısı çitlerin içine
    düştü, burada büyüdüklerinden, dikenler tohumları boğdu; ve bazısı da iyi
    toprağa düştü, burada otuz,


     

    altmış
    ve yüz katına kadar meyve verdiler. İsa yine dedi: «Bakın, bir aile babası bu
    tarlaya iyi tohum ekti; burada iyi adamın hizmetçileri uyurlarken efendileri
    olan adamın düşmanı gelip, iyi tohumların üzerine delice otları ekti. Bunun
    üzerine, ekinler çıkınca, aralarında bir hayli delice otları çıktığı da
    görüldü. Hizmetçiler efendilerine gelip, dediler: -Ey efendi, tarlana iyi tohum
    ekmedin miydi? Neden orada bir hayli delice otları da çıktı?» Efendi cevap
    verdi, «İyi tohum ektim, fakat adamlar uyurken, adamın düşmanı geldi ve ekinler
    üzerine delice otları ekti.»

     

    Hizmetçiler
    dediler: «Gidip, ekinler arasındaki delice otlarını söküp koparmamızı ister
    misin?»

     

    Efendi
    cevap verdi, «Böyle yapmayın, çünkü onlarla birlikte ekinleri de koparırsınız;
    bunun yerine hasat zamanı gelinceye kadar bekleyin. O zaman gider ve ekinler
    arasındaki delice otlarını koparıp yanmaları için ateşe atar, ekinleri de
    anbarıma korsunuz.»

     

    İsa
    yine dedi: «Pek çok adam incir satmaya gittiler. Ama, pazara vardıklarında
    gördüler ki, insanlar iyi incirler değil de, güzel yaprakları arıyorlar. Bunun
    üzerine, adamlar incirlerini satamadılar. Ve, bu durumu gören kötü bir vatandaş
    dedi: «Muhakkak zengin olabilirim.» Ardından, iki oğlunu çağırıp (dedi) :
    «Gidin ve kötü incirleri bulunan pek çok yaprak toplayın.» Ve, bunları
    ağırlıklarınca altın karşılığı sattılar. «Çünkü insanlar yapraklarından pek
    memnun oluyorlardı. Ama yaprakları yiyenler ağır bir hastalığa tutuldular.»

     

    İsa
    yine dedi: «Bakın ki, bir vatandaşın, tüm komşu vatandaşların pisliklerini
    yıkamak için su aldıkları bir çeşmesi vardı; fakat, bu vatandaşın kendi
    elbiseleri çürüyüp gidiyordu.»

     

    İsa
    yine dedi: «İki adam elma satmaya gittiler. Biri, elmanın kendine bakmadan,
    altın karşısındaki ağırlığından dolayı, satmak için elmanın kabuğunu seçti.
    Diğeri, elmaları elden çıkarıp, yalnızca yolculuğunda yiyeceği ekmeği alabildi.
    Ama, altın karşısındaki ağırlığı nedeniyle insanlar, onları kendilerine iştahla
    verene bakmadan ve onu hakir görmeden elmaların kabuğunu aldılar.»

     

    Ve,
    o gün İsa kalabalığa böylece temsillerle konuştu; sonra, onları dağıtıp, havarileriyle
    birlikte Nain’e gitti; burada (bir) dul kadının oğlunu (Allah’ın izniyle)
    diriltmişti; bu oğul annesiyle birlikte onu evine alıp, hizmette bulundular.

     

    133.
    Temsillerin Anlamı

     

    Havarileri
    İsa’nın yanına varıp, ona şöyle sordular : «Ey muallim, halka söylediğin
    temsillerin anlamını bize anlat.»

     

    İsa
    karşılık verdi: «Namaz saati yaklaşıyor; bu bakımdan, akşam namazı bitince size
    temsillerin anlamını söyleyeceğim.»

     

    Namaz bitince havariler İsa’nın
    yanına vardılar, o da kendilerine dedi: «Yol üstüne, taşlara, dikenlerin
    üstüne, iyi toprağa tohum eken, çok sayıda insanın üstüne düşen Allah’ın
    Kelâmı’nı öğreten kişidir.»

     

    «Yola
    düşer; yani, yaptıkları uzun yolculuklar ve ilişki içinde bulundukları
    kavimlerin farklılığı nedeniyle, şeytan’ın hatırlarından Allah’ın Kelâmı’nı
    çıkardığı denizcilerin ve tüccarların kulağına varır. Taşların üzerine düşer;
    bu vakit, bir reisin vücuduna karşı göstermek zorunda oldukları büyük dikkat
    nedeniyle, içlerine Allah’ın Kelâmı’nın işlemediği saray hizmetçilerinin kulağına
    varır. Şundan ki, hatırlarında bundan az bir şey varsa da, herhangi bir
    zorlukla karşılaşır karşılaşmaz Allah’ın Kelâmı hatırlarından çıkar


     

    gider;
    çünkü, Allah’a kulluk etmediklerinden, Allah’tan yardım da umamazlar.
    «Dikenlerin arasına düşer, bu kez, kendi hayatlarını sevenlerin kulağına varır.
    Her ne kadar bunların üzerinde Allah’ın Kelâmı biterse de, bedeni arzular
    büyüyünce iyi tohum olan Allah’ın Kelâmı’nı boğarlar. Çünkü bedeni arzular
    (insanlara) Allah’ın Kelâmı’nı bıraktırır. İyi toprağa düşer; bu kez, Allah’ın
    Kelâmı Allah’tan korkanın kulağına varır, burada sonsuz hayat meyvesi verir.
    Bakın, size diyorum ki, kişinin Allah’tan korktuğu her durumda, Allah’ın Kelâmı
    onun içinde meyve verir.»

     

    «Şu
    aile babasına gelince, size diyorum ki bakın, o her şeyin babası olan Rabbımız
    Allah’tır, şundan ki, her şeyi O yaratmıştır. Fakat, O, tabiatta görüldüğü
    biçimde bir baba değildir. Çünkü O hareket etmez, hareket etmeyen üremez,
    doğmaz, doğurmaz. O halde, Allah’ımız bu dünyanın sahibi olandır; tohum ektiği
    tarla insan soyudur ve tohum da Allah’ın Kelâmı’-dır. İşte böyle, muallimler
    dünyanın işlerine dalarak Allah’ın Kelâmı’nı anlatmayı ihmâl ettikleri zaman,
    şeytan insanların kalbine dalâlet (sapmalar-sapkınlıklar) eker, bundan da, şerli
    akidenin sayısız kolları türer.

     

    Kutsal
    (kul)lar ve peygamberler haykırır: «Ey Rabb, sen o zaman insanlara iyi akîde
    vermemiş miydin? Neden o halde bu kadar çok dalâlet oluyor?»

     

    Allah cevap verir:  «İnsanlara iyi akide verdim, ama insanlar
    kendilerini boş şeylere

    kaptırıp giderken, şeytan, benim
    kanunumu hiçe indirgemek için dalâletler ekiyordu.»

    Kutsal (kul)lar der: «Ey Rabb,
    insanları yokederek bu dalâletleri dağıtacağız.»

    Allah cevap verir: «Böyle yapmayın,
    çünkü mü’-minler kâfirlere akrabalıkla öylesine

    bağlıdırlar ki, kâfirler içinde yok
    olurlar. Ama, mahkemeye kadar bekleyin, çünkü o

    zaman kâfirler meleklerim tarafından
    toplanıp, şeytanla birlikte Cehennem’e atılırken, iyi

     

    mü’min olanlar benim melekûtuma
    gelecek.» Emin olun ki, pek çok kâfir babanın mü’min

    oğulları olur, bunların uğruna da
    Allah dünyanın tevbe etmesini bekler.

     

    İyi
    incir taşıyanlar iyi akide va’z eden muallimlerdir. Fakat yalanlardan zevk alan
    dünya ehli, muallimlerden güzel sözler ve koltuk kabartma yaprakları ister.
    Bunu gören şeytan, beden ve nefsle birleşerek, bir sürü yaprak, yani, günahları
    örtecek bir sürü yaprak getirir; bunları alan insan hastalanır ve sonsuz ölüme
    hazırlanır.

     

    Suyunu
    pisliklerini yıkayıp gidermek için başkalarına veren, fakat kendi elbiselerini
    çürümeye bırakan su sahibi vatandaş, başkalarına pişman olmayı öğütleyen,
    kendisi ise, halâ günahta devam eden muallimdir.

     

    «Hava
    üzerine, kendine uygun cezayı melekler değil, kendi diliyle yazan zavallı
    insan!» «Eğer bir insanın dili fil dili gibi, vücudunun geri kalan kısmı ise
    karınca gibi küçük olsa, bu acaip bir şey olmaz mı? Evet, mutlaka. Şimdi, size
    diyorum ki, bakın, başkalarına pişman olmayı öğütleyip, kendisi ise günahlarına
    tevbe etmeyen daha çok acaiptir.» «Şu elma satan iki adama gelince: Biri, Allah
    rızası için öğütte bulunup, kimsenin koltuğunu kabartmayan, fakat, yalnızca
    yoksul bir insanın geçimliğini isteyip gerçekten öğüt veren kişidir. Ruhumun
    huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, böyle bir insanı dünya ehli kabul
    etmez, aksine hor görür. Ama, altınla olan ağırlığı nedeniyle kabuk satan ve
    elmaları saçıp savuran ise, insanları memnun etmek için öğütte bulunan kişidir;
    ve o dünya ehlinin koltuğunu kabartmakla, koltuk kabartıcılığının sonucu olarak
    ruhunu mahveder. Ah, bundan dolayı niceleri helak olup gitmiştir!»

     

    O
    zaman (bunu) yazan karşılık verdi «Kişi Allah’ın kelâmını nasıl dinlemeli; ve
    kişi Allah sevgisi için va’z vereni nasıl bilmeli?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Va’z veren, iyi akideyi va’z ederken Allah konuşuyormuş gibi
    dinlenilmelidir; çünkü, Allah onun ağzıyla konuşmaktadır. Fakat, kişilere saygı
    gösterip,


     

    belli
    insanların koltuklarını kabartarak, günahlara günah demeyenden yılandan kaçar
    gibi kaçmalıdır, çünkü, gerçekte o insanın duyduğunu zehirler.»

     

    «Anlıyor
    musunuz? Bakın, size diyorum ki, nasıl ki yaralı bir adamın yaralarını sarmak
    için güzel bir sargıya değil de, iyi bir merheme ihtiyacı varsa, aynı şekilde,
    bir günahkârın da, günah işlemeyi bırakması için güzel sözlere değil, güzel
    uyarı ve sakındırmalara ihtiyacı vardır.»

     

    134.
    Cehennem’dekilerin Durumları

     

    Sonra, Petrus dedi: «Ey muallim,
    bize, kaybedenlerin nasıl azap göreceğini ve

    Cehennem’de ne kadar kalacaklarım
    anlatın ki, insan günahtan kaçabilsin.»

    îsa cevap verdi: «Ey Petrus,
    sorduğun güzel bir şey, ben de inşallah sana cevap

    vereceğim. Bu bakımdan bilin ki,
    Cehennem birdir. Ama, birbiri altında yedi katı vardır.

     

    Dolayısıyla nasıl yedi türlü günah
    varsa, şeytan’ın neden olduğu bu (günahlar) için

    Cehennem’in yedi kapısı ve orada
    yedi tane de ceza vardır.»

     

    «Kalben
    en mağrur olan, üstteki tüm katlardan geçerek ve bunlardaki tüm acıları çekerek
    en alt kata fırlatılacaktır. Burada, Allah’ın emrettiğinin aksine, istediğini
    yapmak arzusuyla Allah’tan daha yüce olmanın peşinde koşup, kendi üstünde kimseyi
    tanımak istemiyor idiyse, aynı şekilde orada şeytan ve şeytancıklarının
    ayakları altına konacak. Bunlar kendisini üzümün şarap yapılırken ezildiği gibi
    ezecekler ve bundan sonra hep şeytanların eğlencesi ve maskarası olacaktır.»

     

    «Komşusunun
    iyiliğinden tedirgin olup, başına gelenlere sevinen haset, altıncı kata gidecek
    ve çok sayıda Cehennem yılanlarının dişleri tarafından tedirgin edilecektir.»
    «Ve, Cehennem’deki tüm şeyler gördüğü azaba seviniyor ve yedinci kata
    gitmediğine üzülüyormuş gibi gelecektir kendisine. Her ne kadar lânetliler hiç
    bir şeye sevinemezlerse de, yine de Allah’ın adaleti, kötü, haset adamı insan
    rüyasında biri tarafından tekmeleniyor ve bu yüzden azap duyuyormuş hissi veren
    bir duruma sokacaktır. Kötü haset adamın önüne konan durum aynen böyle
    olacaktır işte. Asla hiç bir mutluluğun olmadığı bir yerde, ona, öyle
    gelecektir ki, sanki herkes, başına gelenlere sevinmekte ve daha kötüsünü
    tatmadığına üzülmektedir.»

     

    «Tamahkâr
    beşinci kata gidecek (ve) orada zengin ziyafetçinin çektiği gibi aşırı derecede
    yoksulluk çekecektir. Ve, cinler daha çok azap (vermek) için, arzuladığı şeyi
    kendisine sunacaklar ve onu eline aldığında, diğer cinler, «Hatırla ki, Allah
    sevgisi için vermiyordun. Allah da şimdi almanı istemiyor» diyerek, elinden zorla
    çekip alacaklardır.»

     

    «Ey
    mutsuz insan! Şimdi, eski zenginliğini hatırlayıp, şu andaki dehşetli
    yoksulluğunu görünce kendini bu durumda bulacak (işte) ‘Ve, o zaman sahip
    olamayacağı mallarla sonsuz zevkleri kazanabilirdi! (Ama, heyhat!.)

     

    135.

     

    «Dördüncü
    kata şehvet düşkünü gidecek. Orada, kendilerine Allah tarafından verilen yolu
    değiştirenler, şeytan’ın yanan tersinde pişmiş ekin gibi olacaklar. Ve, orada
    korkunç Cehennem yılanlarınca kucaklanacaklar. Ve, fahişelerle günah işleyenler
    (in) bütün bu pis hareketleri, kendileri için Cehennemi ateş ve öfkelere
    dönüştürecek; bunlar, saçı yılan, gözleri alevli kükürt, ağzı zehirli, dili
    yalan dolan, vücudu tümüyle ahmak balıkları


     

    yakalamada
    kullandıklarına benzer dikenli çengellerle kaplı kuşak, pençeleri ejderha pençeleri
    gibi, tırnakları ustura, (ve) üretim organlan da ateş gibi olan kadına benzer
    şeytanlardır. Şimdi, bütün bunlarla birlikte, tüm şehvet düşkünleri, yatakları
    olacak olan Cehennem’in közlerinden (de) yararlanacaklardır!

     

    «Üçüncü
    kata, şimdi çalışmak istemeyen tembeller gidecektir. Burada, tek bir taş
    gereken yere konmadığı için, biter bitmez yıkılıveren şehirler ve büyük büyük
    saraylar yapılır. Ve, bu koca koca taşlar tembellerin omuzlarına konur. Bunlar,
    yürürken bedenlerini serinletmek ve yükü kolaylaştırmak için ellerini
    kullanmazlar. Çünkü, tembellik kollarının gücünü gidermiştir ve bacakları
    Cehennem’in yılanlarıyla kucaklaşmaktadır. Ve, daha kötüsü ardında cinler
    vardır, kendisini iter ve yükün altında defalarca yere düşürürler; yükü
    kaldırması için yardım da etmezler; kaldırılamıyacak derecede ağırdır o, bir
    iki katı daha konur üzerine.

     

    «İkinci
    kata boğaz düşkünleri gider. Şimdi, burada yiyecek kıtlığı vardır, o derecede
    ki, canlı akreplerle, canlı yılanlardan başka yenecek hiç bir şey yoktur. Bu
    öyle bir azap verir ki, hiç doğmamış olmak bu tür yemekleri yemekten daha
    iyidir. Görünüşte şüphesiz, kendilerine cinler tarafından nefis etler sunulur;
    fakat elleri ve ayakları ateşten zincirlerle bağlı olduğundan, kendilerine et
    göründüğü durumlarda el uzatamazlar. Ama, daha da kötüsü, yediği akrepler
    karnını kemirir. Hızlıca dışarı çıkamadıklarından oburun gizli yerlerini
    parçalarlar. Ve, zaten kirli olup, pis ve tiksindirici biçimde dışarı
    çıktıkları zaman tekrar tekrar yenirler.»

     

    «Öfkeli
    olan, birinci kata gider. Orada, tüm cinlerden ve kendinden aşağılara giden o
    kadar lânetli kişilerden hakaret görür. Kendisini tekmelerler, tokatlarlar,
    geçtikleri yola yatırırlar ve ayaklarıyla boğazına basarlar. O, yine de
    kendisini koruyamaz. Çünkü elleri ve ayakları bağlanmıştır. Ve daha kötüsü,
    başkalarına hakaret ederek öfkesinin çıkacağı bir yol da bulamaz. Çünkü dili,
    balık satanın kullandığına benzer bir kancayla bağlanır.» «Bu lânetli yerde,
    tüm katlarda görülen, ekmek yapmak için çeşitli ekin tanelerinin karıştırılması
    gibi, genel bir cezalandırma olacaktır. Ateş, buz, yıldırımlar, şimşek, kükürt,
    sıcak, soğuk, rüzgâr, çılgınlık, şiddet hepsi Allah’ın adaletince
    birleştirilecek. O şekilde ki, ne soğuk sıcağı yumuşatacak, ne de ateş buzu..
    Her biri sefil günahkâra azap verecektir.»

     

    136.

     

    «Bu
    lânetli bölgede kâfirler ebediyyen kalacaktır,-o kadar ki, dünya mısır
    taneleriyle dolsa ve tek bir kuş, dünyayı boşaltmak için yüz yılda bir kez, tek
    bir taneyi götürecek olsa —eğer bu şekilde boşalıp— kâfirler de Cennet’e
    girecek olsalar, sevinip rahat ederler. Ama, böyle bir ümit yoktur. Çünkü, günahlarına
    Allah sevgisiyle bir son vermedikleri için çektikleri azap da sona
    ermeyecektir.»

     

    «Fakat, mü’minler rahat edecekler,
    çünkü çektikleri azabın sonu gelecektir.»

     

    Havariler
    bunu duyunca korkup dediler: «Müminlerin de Cehennem’e girmeleri gerekiyor mu?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Kim olursa olsun, herkesin Cehennem’e girmesi gerek. Ama, buna
    rağmen, Allah’ın kutsal (kul) ları ve peygamberlerinin, herhangi bir ceza
    çekmek için değil de, görmek için oraya gidecekleri doğrudur; ve korkanlar
    yalnızca takvalı olanlardır. Ne diyebilirim ki ben? Size söylüyorum ki, buraya,
    Allah’ın adaletini görmek üzere Allah’ın Elçisi (bile) gelecektir. O zaman,
    O’nun varlığından Cehennem


     

    titreyecektir.
    Ve, O da bir insan bedenine sahip olduğundan, tüm insan bedenine sahip olup da
    cezaya konulanlar, Allah’ın Elçisi’nin Cehennemi görmek için kaldığı sürece
    cezasız kalacaklardır. Fakat, O orada (yalnızca) göz açıp kapayıncaya kadar
    geçen süre içinde kalacaktır.»

     

    «Ve,
    Allah bunu, her yaratık Allah’ın Elçisi’nden yarar gördüğünü bilsin diye
    yapacaktır.»

     

    «O,
    oraya geleceği zaman, tüm şeytanlar titreyecek ve birbirlerine «kaçın kaçın,
    çünkü düşmanımız Muhammed buraya geliyor» diyerek, yanan közlerin altına
    gizlenmeye çalışacaklardır. Bunu duyan şeytan, her iki elleriyle yüzüne vuracak
    ve haykırarak diyecektir: «Sen, bana rağmen benden daha soylusun, adaletsizce
    yapılmış (bir iş) bu!»

     

    137.

     

    «Yetmiş
    iki derecede olan mü’minlere gelince: —biri salih amellere üzülüp, diğeri de
    kötülüklere sevinerek— salih amelleri olmadan (yalnızca) imanı bulunan son iki
    derecedekiler Cehennem’de yetmiş bin yıl kalacaklar.»

     

    «Bu
    yıllardan sonra melek Cebrail Cehennem’e gelecek ve onların «Ey Muhammed, sana
    inananların Cehennem’de ebediyyen kalmayacaklarını söyleyerek, bize edilmiş va’dlerin
    nerede?» dediklerini duyacak.»

     

    «O
    zaman, melek Cebrail geri Cennet’e dönüp, saygıyla Allah’ın Elçisi’ne
    yaklaşacak, duyduklarını O’na anlatacak.»

     

    O
    zaman Elçi’si Allah ile konuşup, diyecek: «Allah’ım Rabb, benim inancımı kabul
    edenlerle ilgili olarak, onların Cehennem’de ebediyyen kalmayacakları
    (şeklinde) ben kuluna edilmiş va’di hatırla.»

     

    Allah
    karşılık verecek: «Ne diliyorsan iste, ey dostum, çünkü, istediğin her şeyi
    sana vereceğim.»

     

    O
    zaman Allah’ın Elçisi diyecek: «Ey Rabb, müminlerden yetmiş bin yıldır
    Cehennem’de kalanlar var. Merhametin nerede ey Rabb? Sana, Rabb, onlan acı
    cezalardan kurtarman için dua ediyorum.»

     

    «O
    zaman Allah, dört gözde meleğine Cehennem’e giderek, Elçisi’ne inanan herkesi
    çıkarıp, Cennet’e götürmelerini emredecek. Ve, onlar da bunu yapacaklar.»

     

    «Ve,
    Allah’ın Elçisi’ne inanmanın yararı böyle olacaktır işte. O’na inananlar, hiç
    bir salih amel işlemeseler de, inançları içinde ölürlerse, sözünü ettiğim
    cezadan sonra Cennet’e gireceklerdir.»

     

    138.

     

    Sabah
    olunca erkenden, şehrin tüm insanları kadın ve çocuklarla birlikte, îsa’nın
    havarileriyle kaldığı eve gelerek, O’na yalvanp dediler: «Rab, bize merhamet
    et. Çünkü, bu yıl kurtlar ekinleri yediler ve biz de bu yıl toprağımızdan hiç
    bir şey alamıyacağız.» îsa karşılık verdi: «Sizinki de ne korku! Bilmez misiniz
    ki, Allah’ın kulu îlya, Allah’ın azabının sürdüğü üç yıl içinde, yalnızca
    otlarla ve yabanî meyvelerle beslenerek, ekmek (yüzü) görmedi. Allah’ın
    peygamberi babamız Davud, Seul’un zulmü altında iki yıl yabanî meyve ve ot
    yedi. O kadar ki, yalnızca iki kez ekmek yedi.»

     

    Adamlar
    karşılık verdiler: «Rab, onlar manevî nimetlerle beslenen ve dolayısıyla iyi
    sabır gösteren Allah’ın peygamberleridirler; ama bu küçükler nasıl yemek bulacaklar?»
    Ve,


    O’na
    çocukların oluşturduğu kalabalığı gösterdiler.

    O zaman İsa, onlann perişanlıklarına
    merhamet ederek dedi: «Hasada ne kadar var?»

    Cevap verdiler: «Yirmi gün.»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Bakın, bu yirmi gün süreyle kendimizi oruca ve namaza veririz;
    böylece Allah size, merhamet edecektir. Bakın, size diyorum ki, burada, benim
    Allah veya Allah’ın oğlu olduğumu söylediklerinde îsraililer’in günahı ve
    insanların deliliği başladığı için, Allah bu kıtlığı vermiştir.»

     

    On dokuz gün oruç tutup da,
    yirminci günün sabahı olduğu zaman, tarlaların ve tepelerin olgun ekinlerle
    kaplı olduğunu gördüler. Bunun üzerine, Isa’ya koşup, her şeyi anlattılar. Ve,
    bunu işitince îsa, Allah’a şükürler etti ve dedi: «Gidin kardeşler, Allah’ın
    size verdiği yemeği toplayın.»

     

    Adamlar
    o kadar çok ekin topladılar ki, nereye koyacaklarını bilemediler; ve bu şey
    İsrail’deki bolluğun sebebi oldu.

     

    Şehirliler,
    İsa’yı başlarına kral yapmak için danışıp görüştüler; o, bunu öğrenince
    kendilerinden kaçtı. Bu nedenle, havariler on beş gün kendisini bulmak için
    uğraştılar.

     

    139.

     

    îsa,
    bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna tarafından bulundu. Ve, onlar
    ağlayarak dediler: «Ey üstad, bizden neden kaçtın? Yana yakıla seni aradık; tüm
    havariler de ağlaya ağlaya seni arıyorlar.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Kaçtım. Çünkü, biliyordum ki, şeytanların bir yol göstericisi,
    kısa bir zaman sonra göreceğiniz bir şey hazırlıyor benim için. İleri
    derecedeki kâhinlerle halkın önde gelenleri bana karşı ayaklanacak ve Romalı
    validen beni öldürmek için yetki koparacaklar. Çünkü, benim İsrail krallığını
    gasbetmek istediğimden korkuyorlar. Hattâ, Yusuf’un Mısır’a satıldığı gibi, ben
    de havarilerimden biri tarafından ihanete uğrayacak ve satılacağım. Ama,
    peygamber Davud’un, «O, çukura, komşusuna tuzak kuranı düşürecektir.» dediği
    gibi, adaletli Allah, kendisini düşürecek. Allah, beni onların elinden
    kurtarıp, dünyadan çekip alacak.»

     

    Üç
    havari korktular; ama îsa, «Korkmayın, çünkü sizden hiç biriniz bana ihanet
    etmeyecektir» diyerek kendilerini rahatlattı.

     

    Ertesi
    gün olunca, İsa’nın şakirtlerinden otuz altısı ikişer ikişer geldi; ve (İsa)
    diğerlerini bekleyerek Şam’da kaldı. Ve, herkese dert yanıyorlardı. Çünkü,
    İsa’nın dünyadan ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Bunun üzerine ağzını açtı
    ve dedi: «Kesinlikle mutsuz odur ki, nereye gideceğini bilmeden yürür; ama
    (bundan) daha mutsuz olan ise, gücü yettiği ve iyi bir hana nasıl varılacağını
    bildiği halde, yağmur altında, eşkiya tehlikesine karşı batak yolda kalmak
    diler ve arzu eder. Söyleyin bana kardeşler, bu dünya bizim ana vatanımız
    mıdır? Hiç de değil. Çünkü, ilk insan dünyaya sürgüne gönderildi; ve burada
    hatasının cezasını çekiyor. Yoksulluk içinde olduğunu görürken, kendi zengin
    ülkesine dönme özlemini duymayan bir sürgün bulunur mu acaba? Akıl bunu
    kesinlikle reddeder, ama tecrübe doğruluyor, çünkü, dünyayı sevenler ölümü
    düşünemezler; hem de, biri kendilerine ondan söz etti mi, konuşmasına kulak
    vermezler.»


     

    140.


     

    «İnanın
    ki ey insanlar, ben dünyaya, hiç kimsenin, hattâ Allah’ın Elçisi’nin bile sahip
    olmadığı bir ayrıcalıkla geldim (Bu ayrıcalık Isa Peygamberin kıyamete yakın
    bir zamana kadar yükseltildiği yerde yaşamasıdır); çünkü, Allah’ımız insanı
    dünyada yerleştirmek için değil, gerçekte Cennet’e koymak için yarattı.»

     

    «Emin
    olun ki, kendisine yabancı bir kanuna bağlı olduklarından, Romalılar’dan
    herhangi bir şey almak ümidi olmayan kişi, sahip olduğu tüm şeylerle birlikte
    kendi ülkesini terketmek ve asla dönüp de, gidip Roma’da yaşamak istemez. Ve,
    kendisinin Kayser’e karşı geldiğini gördüğü zaman, çok daha az (ihtimalle)
    böyle bir şey yapar. îşte, ben de size diyorum ki bakın, Allah’ın peygamberi
    Süleyman da benimle birlikte ağlıyor, «Ey ölüm, seni hatırlamak, zenginlikleri
    içinde rahat rahat oturanlara ne kadar da acı gelir!» Bunu, şimdi öleceğim için
    demiyorum; çünkü, dünyanın sonuna kadar yaşayacağımdan eminim.

     

    «Fakat, ölmeyi öğrenesiniz diye size
    bundan söz edeceğim.»

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki, bir kez bile olsa yanlış yapılan her şey gösterir ki, bir
    şeyi iyi yapmak için, o şeyde alıştırma yapmak gereklidir.»

     

    «Askerleri
    gördünüz mü, barış zamanında sanki savaştalarmış gibi nasıl da birbirleriyle
    kendilerini eğitirler. Ya iyi ölmesini bilmeyen insan, iyi bir ölümle nasıl
    ölecektir?» «Rabb’ın gözünde kutsal (kul) un ölmesi çok kıymetlidir» demişti
    Peygamber Davud. Neden biliyor musunuz? Söyleyeceğim size: Şundan ki, nasıl,
    tüm az bulunan şeyler kıymetliyse, iyi ölenlerin ölümü de, az bulunduklarından
    Yaratıcımız Allah’ın gözünde kıymetlidir.

     

    «Cidden,
    bir insan ne zaman bir şeye başlasa, aynı şeyi bitirmek istemekle kalmaz, bunun
    yanı sıra, plânı iyi bir sonuca varsın diye sancılanır.»

     

    «Ey,
    donuna kendinden daha çok değer veren zavallı insan; kumaşı keseceği zaman,
    kesmeden önce dikkatle ölçer; kesilince de özenle diker. Ya, hayatını, —ölmek
    için doğan, o kadar ki, yalnızca doğmayan ölmez— neden insanlar hayatlarını
    ölümle ölçmezler?»

     

    «Yapı
    yapanları gördünüz mü; koydukları her taşta duvar yıkılmasın diye, tam yerinde
    olup olmadığını ölçerek temeli nasıl da göz önünde bulundururlar? Ey sefil
    insan, hayat yapısı en büyük yıkımla yıkılacak, çünkü ölüm temeline bakmıyor!»

     

    141. Akli
    Dengesizlik..

     

    «Söyleyin bana, bir insan
    doğarken nasıl doğar? Mutlaka çıplak doğar. Ve, ölü olarak toprağın altına
    konurken, ettiği kâr nedir? îçine sarıldığı basit bir keten bezi; ve budur
    dünyanın kendisine verdiği ödül.»

     

    «Şimdi,
    işin iyi bir sona varması için, her işte (kullanılan) araçların başlangıç ve
    sonla uyum içinde olması gerekirken, ya dünyanın zenginliğini isteyen insanın
    varacağı son nedir? Allah’ın peygamberi Davud Peygamber’in «Günahkâr en kötü
    bir ölümle ölecektir» dediği biçimde öl(üp gid)ecektir.»

     

    «Bir
    insan elbise dikerken, iğneye iplik yerine kiriş geçirirse, iş(i) nasıl (bir
    sona) varır? Mutlaka boşa çalışmış olur ve komşuları tarafından küçümsenir
    Şimdi, insan dünyalık malları toplarken sürekli bu (işi) yaptığını görmüyor.
    Çünkü, Ölüm iğnedir, dünyalık malların kirişleri ondan geçmez. Yine de o,
    delicesine işi başarmak için uğraşır durur, ama nafile.»

     

    «Ve, benim bu sözüme kim
    (inanmıyorsa) kabirlere baksın. Çünkü, orada gerçeği


     

    bulacaktır.
    Allah korkusuyla başka her şeyin ötesinde akıllı olmak isteyen mezarın
    kitabesini incelesin. Çünkü, orada, kurtuluşu için gerçek akideyi bulacaktır.
    Çünkü, insan bedeninin kurtçukların yiyeceği haline dönüştüğünü gördüğü zaman,
    dünyadan, bedenden ve nefsten sakınmayı öğrenecektir.

     

    -Söyleyin
    bana, insanın ortasından yürüdüğünde emniyetle gidebileceği, kıyılardan
    yürüdüğünde ise başını kıracağı bir yol olsa; birbirlerine karşı çıkan ve
    kıyıya en yakın olmak gayretiyle kavga eden ve kendilerini öldüren insanlar
    görürseniz ne dersiniz? Nasıl da şaşırırsınız! Mutlaka dersiniz ki, «Deli ve
    çılgındır onlar. Eğer çılgın değillerse aklî dengesizlik içindedirler.»

     

    «Doğru, aynen öyledir» (diye)
    karşılık verdi havariler.

     

    O
    zaman îsa ağladı ve dedi: «îşte, dünyayı sevenler de tıpkı böyledirler. Çünkü,
    insanda orta bir yer tutan akla göre yaşasalardı, Allah’ın kanununa uyarlar ve
    sonsuz ölümden kurtulurlardı. Fakat, bedene ve dünyaya uyduklarından, biri
    diğerinden daha bir gurur ve şehvetle yaşamak için didinen çılgınlar ve kendi
    benliklerinin acımasız düşmanlarıdırlar.»

     

    142. Hain
    Yahuda ve Tahrifçi Din Adamlarının Mantığı

     

    Hain
    Yehuda İsa’nın kaçtığını görünce, dünyada güçlü olma ümidini yitirmişti. Çünkü,
    içinde Allah sevgisi için kendisine verilen tüm şeylerin bulunduğu İsa’nın
    kesesini taşıyordu. îsa’nın İsrail kralı, kendişinin de güçlü bir insan
    olacağını ümit ediyordu. Bu bakımdan, ümidini yitirince kendi kendine dedi:
    «Eğer bu adam bir peygamberse, parasını çaldığımı bilir; ve böylece sabrını
    yitirip, kendisine inanmadığımı bilerek beni hizmetinden kovar. Eğer akıllı bir
    adam olsaydı, Allah’ın kendisine vermek istediği şereften kaçmazdı? Bu
    bakımdan, Ferisîler, yazıcılar ve önde gelen kâhinleriyle bir düzen kurup, onu
    ellerine nasıl teslim edeceğime bakmam daha iyi olacak, çünkü böylece iyi bir
    şeyler elde edebilirim.» Bunun üzerine, kararını verip, meselenin Nain’de nasıl
    geçtiğini yazıcılar ve Ferisîler’e duyurdu. Onlar da başkâhinle istişare edip,
    dediler: «Bu adam kral olursa ne yaparız? Kesinkes geçimimiz kötü olur; çünkü
    o, eskiden olduğu gibi Allah’a ibadeti geri getirmek isteyecektir. Çünkü, bizim
    geleneklerimizi alıp kabul edemez. Şimdi, böyle bir adamın egemenliği altında
    nasıl geçiniriz? Kesinlikle, çocuklarımızla birlikte helak oluruz; çünkü
    memuriyetimizden atılırsak, ekmeğimizi dilenmek zorunda kalırız.

     

    «Şimdi,
    Allah’a şükür, bizim kendilerininkiyle ilgilenmediğimiz gibi bizim kanunumuzla
    ilgilenmeyen, kanunumuza yabancı bir kral ve bir valimiz var. Ve, böylece
    listeye ne alırsak yapabiliyoruz; bu şekilde her ne kadar günah işliyorsak da,
    Allah’ımız öylesine merhametlidir ki, kurban ve oruçla yumuşayıverir. Fakat,
    eğer, bu adam kral olursa, Musa’nın kitabına göre Allah’a ibadet edildiğini
    görmedikçe yumuşamıyacaktır; ve daha da kötüsü, (önde gelen havarilerinden
    birinin bize dediği gibi) Mesih, Davud soyundan gelmeyecek demekte, ama,
    İsmail’in soyundan geleceğini ve va’din îshak’a değil, îsmail’e yapıldığını
    söylemektedir.»

     

    «O
    halde, bu adam yaşamaya katlanacak olursa, sonuç ne olacaktır? Mutlaka
    îsmaililer Romalılarla anlaşmaya varıp, ülkemizi ellerine verecekler ve böylece
    İsrail, eskiden olduğu gibi yine köleleştirilecektir.» Bunun üzerine, teklifi
    duyan başkâhin Hirodes ve valiyle görüşmesi gerektiği şeklinde cevap verdi,
    «Çünkü, halk O’na öylesine eğilim göstermektedir ki, asker olmadan herhangi bir
    şey yapamayız; ve inşallah askerle bu işi belki başarabiliriz.»


     

    Bu
    nedenle, aralarında istişare edip, vali ve Hirodes olur dedikleri zaman, onu
    geceleyin yakalamak için plân kurdular.

     

    143.

     

    Sonra,
    tüm havariler Allah’ın dilemesiyle Şam’a geldiler. Ve, o gün hain Yehuda
    herkesten daha çok İsa’nın yokluğuna üzülüyor göründü. Bunun üzerine İsa dedi:
    «Herkes, hiç yeri yokken sizi seviyor gösterisinde bulunan kişiden sakınsın.»
    Ve Allah anlayışımızı giderdi de, onun bunu ne amaçla dediğini bilemedik.

     

    Şakirtlerin
    tümü geldikten sonra İsa dedi: «Galile’ye dönelim, çünkü Allah’ın meleği bana
    oraya gitmem gerektiğini söyledi.» Bunun üzerine, bir sebt günü sabahı îsa
    Nasıra’ya geldi. Şehirliler îsa’yi tanıyınca herkes kendisini görmek istedi. Bu
    arada, Zakkay adlı kısa boylu bir vergi mültezimi büyük kalabalık nedeniyle
    İsa’yı göremediğinden yabani bir incir ağacına tırmanıp, İsa havraya giderken
    oradan geçeceği zamanı bekledi. Sonra İsa o yere gelince gözlerini kaldırıp
    dedi: «İn Zakkay çünkü bugün senin evinde kalacağım.»

     

    Adam
    inip O’nu memnunlukla kabul etti ve mükemmel bir ziyafet hazırladı. Ferisîler
    mırıldanıp İsa’nın havarilerine dediler: «Mualliminiz neden vergi mültezimleri
    ve günahkârlarla yemeğe gider?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Doktor bir eve neden girer? Söyleyin bana ve ben de size neden
    buraya geldiğimi söyleyeceğim.»

     

    Cevap
    verdiler: «Hastaları iyileştirmek için.» «Doğru Söylüyorsunuz.» dedi îsa,
    «Çünkü hastalardan başka kimsenin ilâca ihtiyacı yoktur.»

     

    144.

     

    Ruhumun
    huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah peygamberlerini ve kullarını
    dünyaya, günahkârlar tevbe etsin diye gönderir, takva sahipleri uğruna
    göndermez, çünkü, nasıl temiz olanın banyoya ihtiyacı yoksa, onların da tevbeye
    ihtiyacı yoktur. Ama size diyorum ki bakın, eğer sizler gerçek Ferisîlerseniz
    benim kurtuluşları için günahkârlarla uğraşmam gerektiğinden memnun
    olmalısınız.

     

    «Söyleyin bana, kaynağını» ve
    dünyanın Ferisileri neden çekmeye başladığını biliyor musunuz? Mutlaka
    anlatacağım size, çünkü, bilmiyorsunuz, öyleyse sözlerime kulak verin.

     

    «Dünyaya
    hiç değer vermeden, gerçekten Allah’ın yolunda yürüyen bir Allah dostu Enoh
    (İdris Peygamber) Cennet’e alındi; ve, mahkemeye kadar orada kalacak (çünkü,
    dünya sonuna yaklaştığı zaman o, îlya ve bir başkasıyla birlikte dünyaya
    dönecektir). Ve böylece, bunu bilen insanlar Cennet arzusuyla Yaratıcıları
    Allah’ı aramaya başladılar. Şu «Ferisi», Kenan dilinde tam anlamıyla «Allah’ı
    arayan» demektir. Çünkü Kenaniler insanın ellerine tapınma denen putperestliğe
    bağlı olduklarından, bu ad orada iyi insanlarla alay etmek suretiyle başladı.

     

    «Bu şekilde, halkımızdan Allah’a
    kulluk için dünyadan ayrılanları gören Kenanîler, böyle birini gördüklerinde
    «Ferisi», yani ‘Allah’ı arıyor’ derlerdi. Şöyle demek istiyorlardı: «Ey deli
    yoldaş, senin heykelden putların yok ve rüzgâra tapmıyorsun; bu bakımdan,
    kaderine bak da, gel ve bizim tanrılarımıza kulluk et.»

     

    «Bakın, size diyorum ki», dedi îsa,
    «Tüm velîler ve Allah’ın peygamberleri sizin gibi


     

    ismen
    değil, ama amelde Ferisi olmuşlardır. Çünkü, tüm hareketlerinde yaratıcıları
    Allah’ı aramışlar ve Allah sevgisiyle şehirleri terketmişler ve mallarını Allah
    sevgisi uğruna (Allah’a) satmışlar ve yoksullara vermişlerdir.»

     

    145.  Ilya (İlyas)
    Peygamberin Kitabı

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki, Allah’ın peygamberi ve dostu İlya zamanında onyedi bin
    Ferisî’nin oturduğu on iki dağ vardı. Ve öyleydi ki, bu kadar büyük bir sayının
    içinde tek bir fasık/facir yoktu; ve hepsi Allah’ın seçkin (kul)Iarıydı. Ama
    şimdi, israil’de yüzbinden fazla Ferisî’nin olduğu bir zamanda, bin kişide bir
    tane seçkin (kul) vardır inşallah!» Ferisîler kızarak karşılık verdiler:
    «Öyleyse, biz hep fasık/faciriz. Ve sen bizim dinimizi fısk/fücur içinde
    görüyorsun.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Gerçek Ferisîler’in dinini fısk/ fücur içinde değil, beğenilecek
    bir şey olarak görüyorum. Ve bunun için ölmeye de hazırım. Ama gelin siz Ferisi
    misiniz, değil misiniz bakalım. Allah’ın dostu îlya havarisi Elişa’nın ricası
    üzerine küçük bir kitap yazıp, içinde Rabb’ımız Allah’ın kanunuyla birlikte tüm
    insanî hikmetlere de yer verdi.» Ferisîler îlya’ın kitabının adını duyunca
    şaşırdılar, çünkü geleneklerinde kimsenin böyle bir akideye uyduğunu
    bilmiyorlardı. Bu bakımdan yapılacak işleri olduğu bahanesiyle ayrılıp gitmek
    istediler. O zaman İsa dedi: «Eğer siz Ferisîlerseniz başka her işi
    bırakırsınız; çünkü, Ferisi yalnızca Allah’ı arar. Bunun üzerine şaşkınlık
    içinde İsa’yı dinlemek için kaldılar, o da dedi: «Allah’ın kulu İlya» (çünkü,
    küçük kitap böyle başlıyor), «Yaratıcısı Allah’la birlikte yürümek isteyen
    herkes için bunu yazıyor. Kim çok şey öğrenmek isterse, o Allah’tan az korkar
    (metinden aynen), çünkü Allah’tan korkan yalnızca Allah’ın dilediğini
    öğrenmekle yetinir. Güzel sözler isteyenler, başka değil, yalnızca
    günahlarımızı reddeden Allah’ı istemezler.

     

    «Allah’ı
    anmak arzu edenler, hemen evlerinin kapı ve pencerelerini kapasınlar. Çünkü,
    mal sahibi evinin dışında, sevilmediği (bir yerde) bulunmaya katlanamaz. Bu
    bakımdan, nefislerinizi koruyun, kalbinizi koruyun, çünkü Allah, dışınızda,
    nefret edildiği bu dünyada bulunmaz.»

     

    «Salih
    amel işlemek isteyenler kendi benliklerine yönelsinler, çünkü tüm dünyayı
    kazanıp da kendi ruhunu yitirmek hiç bir işe yaramaz.»

     

    «Başkalarına
    öğretmek isteyenler, başkalanndan daha iyi yaşasınlar; çünkü kendinizden daha
    az bilenden hiç bir şey öğrenilemez. O halde, günahkâr kendine öğretenden daha
    kötü birini duyduğu zaman hayatını nasıl düzeltecek?

     

    «Allah’ı
    arayanlar insanların (metinden aynen) sohbetinden kaçsınlar, çünkü Musa Sina
    dağında yalnızken kendini buldu ve bir dostun bir dostla konuştuğu gibi
    Allah’la konuştu. «Allah’ı arayanlar, otuz günde yalnızca bir kez dünyalık
    insanların bulundukları yere çıksınlar; çünkü, Allah’ı arayanın iki yıllık işi
    bir günde yapılabilir.»

     

    «Yürüdüğü
    zaman, yalnızca kendi ayaklarına baksın.» «Konuştuğu zaman, yalnızca gerekli
    olan şeyi konuşsun.»

     

    «Yedikleri
    zaman, sofradan doymadan kalksınlar. Her gün bir ertesi güne çıkmayacaklarını
    düşünüp, vakitlerini (son) nefesi yaklaşan biri gibi harcasınlar.» «Elbise
    olarak hayvan derisi yeter.»

     

    «Toprak
    yığını, çıplak yer üstünde uyusun; her gece iki saatlik uyku da yeter.»
    «Kendinden başka kimseden nefret etmesin, kendinden başka kimseyi ayıplamasın.»
    İbadet ederlerken, gelecek olan mahkemedelermiş gibi bir korku içinde ayakta


    dursunlar.»

     

    «Şimdi,
    Allah’a kulluk için Allah’ın Musa kanalıyla sana verdiği kanuna göre bunları
    yap, çünkü bu şekilde Allah’ı bulacak, her zaman ve her yerde sen Allah’ta,
    Allah da sendeymiş hissini duyacaksın.»

     

    «İlya’nın
    küçük kitabı budur ey Ferisîler. Bu nedenle size yine diyorum ki, eğer siz
    Ferisîlerseniz benim buraya girmeme sevinmiş olmalısınız, çünkü Allah
    günahkârlara merhamet eder.»

     

    146.

     

    Sonra
    Zakkay dedi: «Rab, Allah sevgisi için tehditle aldığım tüm şeylerin dört katını
    vereceğim.»

     

    O
    zaman îsa dedi: «Bugün kurtuluş bu eve gelmiş bulunuyor. Bakın, bakın pek çok
    vergi mültezimleri, fahişeler ve günahkârlar Allah’ın melekûtuna girecekler ve
    kendilerini takva sahibi sayanlar sonsuz ateşlere gireceklerdir.»<

     

    Bunu
    duyan Ferisîler öfkeyle ayrıldılar. O zaman İsa tevbeye gelenlere ve
    havarilerine dedi: «Bir adamın iki oğlu vardı, küçük olanı dedi: «Baba bana
    düşen malları ver,» Ve babası verdi ve kendi payını alan (oğul) ayrıldı ve uzak
    bir ülkeye gitti; orada tüm varlığını lüks içinde yaşayarak fahişelerle
    harcayıp bitirdi. Bundan sonra, bu ülkede şiddetli bir kıtlık oldu, o kadar ki,
    bu sefil adam bir vatandaşa hizmet etmeye gitti, o da kendisini malları
    arasında bulunan domuzların başına verdi. Ve domuzlara bakarken, onlarla
    birlikte palamut yiyerek açlığını ne de olsa gideriyordu. Ama kendine geldiği zaman
    (şöyle) dedi: «Ah babamın evinde ne bol yiyecekler vardı. Bense burada açlıktan
    kırılıyorum! Bu nedenle, kalkıp babama gidecek ve kendisine diyeceğim: Baba,
    gökte sana karşı günah işledim; bana hizmetçilerinden birine davrandığın gibi
    davran.» «Zavallı adam gitti ve öyle oldu ki, babası onun uzaklardan geldiğini
    görüp kendisine karşı merhamete geldi. Bunun üzerine onu karşılamaya çıktı ve
    yanına varıp kendisini kucakladı ve öptü.»

     

    Oğul,
    baş eğip dedi: «Baba, gökte sana karşı günah işledim, bana hizmetçilerinden
    birine davrandığın gibi davran. Çünkü ben, senin oğlun denecek değerde
    değilim.»

     

    Baba
    karşılık verdi: «Oğul, böyle deme, çünkü sen benim oğlumsun ve seni kölem
    durumunda görmeye dayanamam.» Ve hizmetçilerini çağırıp dedi: «Buraya yeni
    elbiseler getirip bu oğlumu giydirin ve kendisine yeni don verin. Parmağına
    yüzüğünü takın ve hemen yağlı danayı kesin, şenlik yapacağız. Çünkü bu benim
    oğlum ölmüştü. Şimdi ise yeniden hayata gelmiş bulunuyor. Kayıptı da şimdi
    bulundu.»

     

    147.

     

    «Evde şenlik yaparlarken bakın
    ki, büyük oğul eve geldi. Ve içerde şenlik yaptıklarını duyup şaşırdı ve
    hizmetçilerden birini çağırıp niye böyle şenlik yapmakta olduklarını sordu.»

     

    Hizmetçi
    ona cevap verdi: «Kardeşin geldi, baban da yağlı danayı kesti, yiyorlar.» Büyük
    oğul bunu duyunca çok kızdı ve eve girmedi.

     

    Bunun
    üzerine, babası dışarı çıkıp kendisine dedi: «Oğul, kardeşin geldi, sen de gel
    ve onunla birlikte sevin.»

     

    Oğul kızarak cevap verdi: «Sana hep
    iyi bir şekilde hizmet ettim; ve sen bana hiç bir


     

    zaman
    arkadaşlarımla yemek için bir kuzu vermedin. Fakat, seni terkedip giden ve tüm
    payına düşeni fahişelerle yiyip bitiren bu değersiz herife gelince şimdi yağlı
    danayı kesiyorsun.»

     

    Baba
    cevap verdi: «Oğul, sen hep benimlesin ve her şey senindir. Ama bu ölmüştü,
    şimdi yine hayattadır, kayıptı, şimdi bulunmuştur, bu bakımdan sevinmeliyiz.»

     

    Büyük
    oğul daha çok kızdı ve dedi: «Sen git ve neşelen, ben zina edenlerin sofrasında
    yemek yemeyeceğim.» Ve tek bir kuruş bile almadan babasını bırakıp gitti.

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki» dedi Isa, «tevbe eden günahkârlar için Allah’ın melekleri
    arasındaki sevinç işte böyledir.»

     

    Ve yemeği yedikleri zaman
    ayrıldı, çünkü Yahudiye’ye gitmek istiyordu. Bunun üzerine havariler dediler:
    «Muallim, Yahudiye’ye gitme, çünkü Ferisiler’in başkâhin (ve kâhin) lerle senin
    aleyhinde görüştüklerini biliyoruz.»

     

    Isa
    karşılık verdi: «Ben, onlar bunu yapmadan önce de biliyordum, fakat
    korkmuyorum. Çünkü onlar Allah’ın iradesine aykırı hiç bir şey yapamazlar, bu
    bakımdan bırakın istedikleri her şeyi yapsınlar; çünku ben onlardan değil,
    Allah’tan korkuyorum.»

     

    148. Gerçek
    Ferisi

     

    «Şimdi
    söyleyin bana: Bu günün Ferisîleri Ferisi midirler? Allah’ın kulları mıdır
    onlar? Hiç de değil. Evet, ve bakın size diyorum ki, burada yeryüzünde bir
    insanın melanetlerini örtmek için din mesleği ve kılığına bürünmesinden daha
    kötü bir şey yoktur. Şimdikileri bilirsiniz diye eski zamanların Ferisîlerinden
    tek bir örnek vereceğim size. İlya’nın, putatapıcıların büyük zulümleri sonucu
    ayrılmasından sonra Ferisîler’in kutlu cemaati dağıldı. Çünkü, daha hemen İlya
    zamanında, bir yılda gerçek Ferisi olan on binden fazla peygamber
    öldürülmüştü.»

     

    «İki
    Ferisi yerleşmek üzere dağlara gittiler ve birbirlerinden yalnızca bir saatlik
    mesafede bulunuyor idiyseler de, biri komşusundan on beş yıl hiç bir haber
    alamadı. Bakın ki, bunlar meraklı kişilerdi de! Gel zaman git zaman bu dağlarda
    bir kuraklık oldu ve bunun üzerine her ikisi de su aramaya koyuldular ve
    birbirlerini buldular. O zaman daha yaşlı olanı dedi (çünkü en büyüğün
    herkesten önce konuşması adetleriydi ve genç bir adamın yaşlı birinden önce
    konuşmasını büyük bir günah sayarlardı.) Bu bakımdan, yaşlı olanı dedi: «Nerede
    oturuyorsun kardeş?»

     

    «Oturduğu
    yeri parmağıyla işaret ederek cevap verdi: «Şurada oturuyorum.» Çünkü, genç
    olanın oturma yerinin yakınındaydılar.»

     

    Yaşlı olanı dedi: «Kardeş ne
    zamandır burada oturuyorsun?»

    Genç olanı cevap verdi: «Onbeş
    yıldır.»

    Yaşlı olanı dedi: «Belki de, Ahab
    Allah’ın kullarını öldürdüğü zaman geldin?»

     

    «Evet
    öyle» diye cevap yerdi genç olanı Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, şimdi îsrail
    kralı kimdir, bilir misin?»

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «İsrail’in kralı Allah’tır, çünkü putatapıcılar kral değil,
    İsrail’in cellâtlarıdır.»

     

    «Doğru»
    dedi yaşlı olanı. «Ama, ben şimdi israil’in cellâtı kimdir demek istemiştim.»
    Genç olanı cevap verdi: «İsrail’in günahları İsrail’in cellâtlarıdır. Çünkü,
    günah işlememiş olsalardı, (Allah) İsrail’e karşı putatapıcı reisleri
    ayaklandırmıyacaktı.»

     

    O zaman yaşlı olanı dedi: «Allah’ın
    İsrail’i cezalandırmak için gönderdiği şu kâfir reis


    kimdir?»

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «Şimdi ne bileyim, onbeş yıldır senden başka kimseyi
    görmemişim ve okumak da bilmiyorum ki, bana herhangi bir mektup gönderilmiş
    olsun.» Yaşlı olanı dedi: «Ama, koyun derilerin ne kadar da yeni! Madem, hiç
    bir kimseyi görmedin de, onları sana kim verdi?»

     

    149.

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «îsrail halkının, üstünü başını çölde kırk yıl eskitmekten
    koruyan, benim derilerimi de korudu.»

     

    O zaman yaşlı olanı sezdi ki,
    genç olan kendinden daha tamdır, çünkü kendisinin her yıl insanlarla ilişkisi
    oluyordu. Bu yüzden, sohbetinden yararlanmak için dedi: «Kardeş, sen okumak
    bilmezsin, bense bilirim, benim evimde Davud’un Mezmurlar’ı vardır. O halde,
    gel ben her gün sana biraz okuyayım, ve Davud’un ne dediğini açıklayayım.»

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «Haydi gidelim.» Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, iki gün oldu
    ki, su içmiyorum. Bu bakımdan biraz su araştıralım dedi.» Genç olanı dedi: «Ey
    kardeş, ben iki aydır su içmiyorum. O halde haydi gidelim de, Allah’ın
    peygamberi Davud aracılığıyla ne dediğine bakalım; Rabb bize su vermeye
    kadirdir.»

     

    Bunun
    üzerine dönüp, yaşlı olanın mekânına vardılar. Ve kapıda bir taze su kaynağı
    buldular.

     

    Yaşlı
    olanı dedi: «Ey kardeş, sen Allah’ın kutsal bir kulusun; bak Allah bu kaynağı
    senin uğruna verdi.»

     

    Genç
    olanı dedi: «Ey kardeş, alçak gönüllülüğünden diyorsun,bunu. Ama belli ki,
    Allah eğer bunu benim uğruma yapmış olsaydı (onu aramak için) ayrılmayayım
    diye, benim mekânımın yakınında bir kaynak verirdi. Ben sana karşı günah
    işlediğimi itiraf etmeliyim. Sen iki gündür içmediğinden su aradığını
    söyleyince, ben iki aydır içeceksiz olduğumdan, sanki senden daha iyiymişim
    gibi içimde bir yükseklik duydum.»

     

    O
    zaman yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, gerçeği söyledin, dolayısıyla günah işlemiş
    değilsin.»

     

    Genç
    olanı dedi: «Ey kardeş, babamız Ilya’nın «Allah’ı arayan yalnızca kendini
    ayıplasın.» dediğini unutuyorsun. O, biz bunu bilelim diye değil, buna uyalım
    diye yazdı onu mutlaka.»

     

    Daha
    yaşlı olanı yoldaşının doğruluğunu ve takvasını sezerek dedi: «Doğru; ve
    Allah’ımız seni bağışlamıştır.»

     

    Ve bunu deyip, Mezmurlar’i aldı ve
    babamız Davud’un dediklerini okudu:

     

    «Dilimin,
    günahıma bahane bulup göz yumarak kötü sözlere dalmaması için ağzımın üzerine
    bir gözetleyici yerleştireceğim.» Ve burada yaşlı adam bir konuşma yaptı ve
    genç olanı ayrıldı. Bundan sonra, buluşmalarından önce onbeş yıl daha geçti.
    Çünkü genç olanı yerini değiştirmişti. İşte böyle, yaşlı olan onu bulunca dedi:
    «Ey kardeş, kaldığın yere neden geri (bir daha) gelmedin?»

     

    Genç olanı cevap verdi: «Çünkü, bana
    söylediklerini henüz öğrenmiş değilim.»

    O zaman yaşlı olanı dedi: «Onbeş yıl
    geçmişken nasıl olabilir bu?»

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «Sözlere gelince, onları tek bir saatte öğrendim ve hiç
    unutmadım; fakat, henüz onlara uyamadım. Uymayacak olduktan sonra, çok fazla
    şey öğrenmenin amacı nedir ki? Allah’ımız zihnimizin değil de, daha çok
    kalbimizin iyi


     

    olmasını
    bekler, bu bakımdan, Hüküm Günü’nde bize ne öğrendiğimizi değil, ne yaptığımızı
    soracaktır.»

     

    150.

     

    Yaşlı
    olanı karşılık verdi: «Ey kardeş, böyle deme, çünkü, Allah’ımızın değer
    verilmesini istediği ilmi hor görmüş oluyorsun.» Genç olanı cevapladı: «Şimdi,
    günaha düşmemek için nasıl söylemeliyim ki, çünkü senin sözün doğru, benimki de
    öyle. Öyleyse, diyorum ki, Allah’ın kanununda yazılı olan emirlerini bilenler,
    eğer ardından daha çok şey öğreneceklerse, (önce) bunlara uymalıdırlar. Ve,
    insan öğrendiği her şeye, bırakın uysun, (yalnızca) onu bilmekle kalmasın).»

     

    Yaşlı
    olanı dedi: «Ey kardeş, söyle bana, kiminle konuştun ki, benim söylediklerimin
    tümünü öğrenmediğini bilirsin?»

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «Ey kardeş, kendimle konuşurum. Her gün hesabımı vermek için
    kendimi Allah’ın mahkemesinin önüne korum. Ve, her zaman için de günahlarıma
    göz yuman bir şey duyarım.»

     

    Yaşlı adam dedi: «Ey kardeş, sen
    tamken, hataların nedir ki?»

    Genç olanı cevap verdi: «Ey kardeş,
    böyle deme, çünkü ben iki büyük hatanın ortasında

     

    duruyorum:
    Biri, kendimi günahkârların en büyüğü olarak bilmemem, diğeri ise,
    başkalarından daha çok (günahıma) pişman olmak istemememdir.»

     

    Yaşlı
    olanı karşılık verdi: «Şimdi, sen (insanların) en olmuşu iken, kendini nasıl
    günahkârların en büyüğü olarak bilebilirsin?»

     

    Genç
    olanı cevapladı: «Bir Ferisi’nin alışkanlığını edindiğim zaman, üstadımın bana
    söylediği ilk söz şuydu: «Başkalarının iyiliklerine, kendimin ise kötülüklerime
    bakmalıyım. Çünkü böyle yaparsam eğer, kendimi günahkârların en büyüğü olarak
    algılayabilirim.»

     

    Yaşlı
    adam dedi: «Ey kardeş, bu dağlarda kimin iyiliğine, kimin hatalarına bakarsın,
    görüyorsun ki, burada hiç kimse yoktur.»

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «Güneşin ve gezegenlerin itaatına bakmalıyım. Çünkü onlar
    Yaratıcı’larına benden daha iyi kulluk ediyorlar. Ama, ya arzuladığım gibi ışık
    vermediklerinden, ya sıcaklıklarının çok fazla olduğundan, ya da yerde çok
    fazla veya çok az yağış olduğundan ben onları ayıplıyorum.»

     

    O
    zaman, yaşlı adam bunu duyunca dedi: «Kardeş, sen bu akideyi nereden öğrendin.
    Çünkü, ben şimdi doksan yaşmdayım ve yetmiş yıldır bir Ferisi’yim.»

     

    Genç
    olanı cevap verdi: «Ey kardeş, sen bunu alçak gönüllülüğünden söylersin, çünkü
    sen, Allah’ın kutsal bir (kul) usun. Yine de ben sana cevap vereyim ki,
    Yaratıcı’mız Allah zamana bakmaz. Ama kalbe bakar. Bundandır ki, Davud onbeş
    yaşında, öbür altı kardeşinden daha genç iken îsrail kralı seçildi ve Rabbımız
    Allah’ın bir peygamberi oldu.»

     

    151.

     

    «Bu
    adam gerçek bir Ferisî’ydi» dedi îsa havarilerine. Ve, inşallah Hüküm Günü’nde
    onu arkadaşımız olarak buluruz.»

     

    îsa
    sonra bir gemiye bindi ve havariler ekmek getirmeyi unuttuklarından dolayı
    üzgündüler. îsa kendilerini azarlayıp dedi: «Günümüz Ferisi1 lerinin
    mayalarından


    sakının.
    Çünkü küçük bir maya bir yığın yemeği bozar.»

     

    O
    zaman havariler birbirlerine dediler: «Şimdi, ekmeğimiz bile yokken, nasıl
    mayamız olsun ki?»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Ey az inancı olan adamlar, Allah’ın, hiç bir ürün işareti
    olmayan Nain’de yaptıklarını unuttunuz mu? Ve, beş ekmek ve iki balığı kaç kişi
    yemiş ve doymuştu? Allah’a imandan yoksun olan Ferisi’nin mayası ve ben
    düşüncesi, yalnızca bugünün Ferisî’lerini bozmakla kalmamış, îsraili’leri de
    bozmuştur. Çünkü, okumak bilmeyen basit bir halk, kutsal kişiler olarak
    tanıdıklarından Ferisi’lerde gördüğü şeyleri yapar.

     

    «Gerçek
    Ferisi nedir bilir misiniz? O, insan tabiatının yağıdır. Nasıl ki, yağ her
    sıvının üstünde durursa, gerçek Ferisî’nin iyiliği de tüm insanî iyiliklerin
    üstünde durur. O, Allah’ın dünyaya verdiği yaşayan bir kitaptır; çünkü,
    söylediği ve yaptığı her şey Allah’ın kanununa uygundur. Bu bakımdan, kim onun
    yaptığını yaparsa. Allah’ın kanununa uymuş olur. Gerçek Ferisi, günahla insan
    bedenini çürütmeyen tuzdur; çünkü, onu gören herkes tevbeye gelir. Hacıların
    yolunu aydınlatan bir ışıktır o, çünkü, onun pişmanlığıyla birlikte
    yoksulluğunu gören herkes, bu dünyada kalbimizi kapamamamız gerektiğini idrak
    eder. «Ama, yağı ekşiten, kitabı tahrif eden, tuzu çürüten, ışığı söndüren bu
    insan sahte bir Ferisî’dir. Bu bakımdan, eğer helak olmayacaksanız, bugünkü
    Ferisîlerin yaptıklarını yapmamaya dikkat edin.»

     

    152.

     

    îsa
    Kudüs’e gelip de, bir sebt günü mabede girdiğinde, askerler onu kışkırtmak ve
    alıp (götürmek) için yaklaşıp dediler: «Muallim, savaş açmak meşru mudur?»

     

    îsa
    cevap verdi: «İnancımız bize, hayatımızın yeryüzü üzerinde sürekli bir savaş
    halinde olduğunu söyler.»

     

    Askerler
    dediler: «Öyleyse, bizi kendi inancına döndürmek ve bizim yığınla tanrıyı
    bırakıp, (çünkü, yalnızca Roma’da görülen yirmi sekiz bin tann vardır) senin
    tek olan ve görülemediği için nerede olduğu bilinmeyen, belki de bir hayal olan
    Allah’ına uymamızı ister misin?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Eğer sizi Allah’ımızın yarattığı gibi, sizi ben yaratmış
    olsaydım, sizi hidayete erdirmek isterdim.»

     

    Karşılık
    verdiler: «Şimdi, nerede olduğu bilinmediği halde, senin Allah’ın bizi nasıl
    yaratmış olabilir? Bize Allah’ını göster, o zaman yahudi olacağız.»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Eğer sizin O’nu görecek gözleriniz olsa, ben size O’nu
    gösteririm, fakat kör olduğunuz için, O’nu size gösteremiyorum.»

     

    Askerler
    karşılık verdiler: «Bu insanların sana verdiği onur mutlaka senin anlayışını
    götürmüş olmalı. Çünkü, hepimizin başında iki gözü varken, sen bizim kör
    olduğumuzu söylersin.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bedenî gözler, yalnızca cismi olan ve dıştaki şeyleri görebilir.
    Bu bakımdan, siz yalnızca, hiç bir şey yapamayan altından, gümüşten ve tahtadan
    tanrılarınızı görebilirsiniz. Ama, biz Yahudiyelilerin Allah’ımıza karşı korku
    ve iman şeklinde manevi gözlerimiz vardır, bu yüzden de, biz Allah’ımızı her
    yerde görebiliriz.» Askerler karşılık verdiler: «Konuşmana dikkat et, çünkü,
    eğer tanrılarımıza nefret yağdıracak olursan, seni Hirodes’in ellerine veririz,
    o da her şeye gücü yeten tanrılarımızın öcünü alır.»


     

    İsa
    cevap verdi: «Eğer dediğiniz gibi, onların her şeye gücü yetiyorsa, beni
    bağışlayın, artık onlara tapacağım.»

     

    Askerler bunu duyunca sevindiler
    ve putlarını yüceltmeye başladılar. O zaman îsa dedi: «Burada işlerinize
    ihtiyaç vardır, sözlerinize değil, madem öyle, tanrılarınıza bir sineği yarattırın,
    ve ben onlara tapacağım.»

     

    Askerler
    bunu duyunca yılıp, diyecek şey bulamadılar, bunun üzerine İsa dedi: «Asla,
    onların tek bir sineği (bile) yeniden yaratmadıklarını gördüğümden, kendileri
    için, tek bir sözle her şeyi yaratmış olan Allah’ı bırakmıyacağım, O’nun adı
    tek başına orduları korkutur.»

     

    Askerler
    karşılık verdiler: «Şimdi şuna bakalım; çünkü biz seni al (ip götür) mek
    istiyoruz.» Ve ellerini Isa’ya karşı uzatmak istediler.»

     

    O
    zaman îsa dedi: «Adonai Sabaoth!»(Ey Orduların Rabbi!) Bunun üzerine, bir
    kişinin, yıkanıp yeniden şarapla doldurulacakları zaman tahta fıçılan
    yuvarladığı gibi, askerler de hemen mabedten yuvarlanıp gittiler; o kadar ki,
    kendilerine dokunan kimse olmadığı halde, başları ve ayakları yere çarpıyordu.

     

    Ve, o kadar
    korktular ve öyle bir şekilde kaçtılar ki, Yahudiye’de bir daha görünmediler.

     

    153.

     

    Kâhinler
    ve Ferisi’Ier kendi aralarında mırıldanıp dediler.- «O’nda Ba’al ve Eşterot’un
    bilgeliği var, ve bundan dolayı, şeytan’ın gücüyle yaptı bunu.»

     

    Isa
    ağzını açtı ve dedi: «Allah’ımız komşumuzun mallarını çalmamamızı emretti.
    Fakat, bu tek hüküm öylesine aşıldı ve kötüye kullanıldı ki, dünyayı günahla
    doldurdu ve bu (günah) diğer günahların bağışlandığı gibi bağışlanmıyacaktır;
    çünkü, başka her günah için insan ağlar ve onu bir daha işlemez, namaz ve
    zekâtla birlikte oruç da tutarsa, Kadir ve Rahim olan Allah’ımız affeder.
    Fakat, bu günah o türdendir ki, zulmen alınan geri verilmedikçe, asla
    bağışlanmayacaktır.»

     

    O
    zaman, bir yazıcı dedi: «Ey muallim, hırsızlık tüm dünyayı günahla nasıl
    doldurmuştur? Şimdi, Allah’ın lûtfuyla, yalnızca bir kaç hırsızın bulunduğu
    ortadadır, onlar da kendilerini gösteremezler, çünkü hemen askerler tarafından
    asılırlar.»

     

    îsa
    karşılık verdi.- «Malları bilmeyen (metinden aynen) hırsızları da bilmez, hem,
    bakın size diyorum ki, pek çokları ne yaptığını bilmeden çalar, bu yüzden de,
    günahları başkalarınınkinden daha büyüktür, çünkü bilinmeyen hastalık
    iyileşmez.»

     

    O
    zaman Ferisîler Isa’ya yaklaşıp dediler: «Ey muallim, İsrail’de gerçeği tek sen
    bildiğin için bize öğret.»

     

    İsa
    karşılık verdi: «israil’de gerçeği tek benim bildiğimi söylemiyorum, çünkü bu
    «tek» kelimesi başkalarına değil, yalnızca Allah’a ait. Çünkü, O Hakk’tır,
    hakkı (gerçeği) da yalnızca O bilir. Bu bakımdan, eğer ben böyle dersem, büyük
    bir hırsız olurum. Çünkü, Allah’ın şanını çalmış olurum. Ve, Allah’ı tek ben
    biliyorum demekle de, herkesten daha çok cehaletin içine düşerim. Bu nedenle
    siz, tek benim gerçeği bildiğimi söylemekle ağır bir günah işlediniz. Ve, size
    diyorum ki, eğer bunu teşvik etmek için dediyseniz, günahınız daha da büyük
    olacaktır.»

     

    Sonra
    İsa, herkesin sustuğunu görünce yeniden dedi: «Her ne kadar ben İsrail’de
    gerçeği bilen tek kişi değilsem de, tek ben konuşacağım; bu bakımdan, madem
    bana sordunuz, (o halde) bana kulak verin.»

     

    «Yaratılan her şey Yaratıcı’ya
    aittir, o şekilde ki, hiç bir şey herhangi bir şey için iddiada


     

    bulunamaz.
    Öyle de, ruh, nefs, beden, zaman, mal ve şan hep Allah’ın mülkiyetindedir. Eğer
    bir insan onları Allah’ın istediği biçimde almazsa, bir hırsız olmuş olur. Ve,
    aynı şekilde, eğer onları Allah’ın isteğinin aksine harcarsa, yine bir hırsız
    olmuş olur. Bu bakımdan diyorum ki size, ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
    diridir ki, siz zamanı «yarın şöyle yapacağım, şöyle bir şey söyleyeceğim, şöyle
    bir yere gideceğim» diyerek ele alırsanız ve «inşallah (Allah izin verirse)»
    demezseniz, hırsız olursunuz ve zamanınızın daha iyi bölümünü Allah’ı memnun
    etmek için değil de, kendinizi memnun etmek için harcadığınızda daha büyük
    hırsız olursunuz ve daha kötü bölümünü Allah’a kulluk için harcadığınızda, o
    zaman da kuşkusuz hırsız olursunuz.

     

    «Kim
    günah işlerse, hangi şekilde olursa olsun bir hırsızdır; çünkü o Allah’a kulluk
    etmesi gereken zamanı, ruhu ve kendi hayatını çalıp Allah’ın düşmanı şeytan’a
    vermiş olur.»

     

    154.

     

    «Bu
    bakımdan, onuru, canı ve malı olan insanın malı mülkü çalındığı zaman hırsız
    asılacaktır; canı alındığı zaman, katilin başı kesilecektir ve adaletli olan
    budur, çünkü Allah böyle buyurmuştur. Ama, bir komşunun onuru alındığı zaman,
    neden hırsız çarmıha gerilmez? Mal onurdan, gerçekten daha mı iyidir? Allah
    gerçekten, malı alanın cezalandırılacağını, malla birlikte canı alanın
    cezalandırılacağını, ama onuru alanın serbest kalacağını mı buyurmuştur? Hiç de
    değil, çünkü mırıldanmaları nedeniyle babalarımız va’d edilen ülkeye girmediler
    de, yalnızca çocukları (girdi). Ve, bu günah nedeniyle, yılanlar halkımızdan
    yetmiş bin kadarını öldürdü.

     

    «Ruhumun huzurunda durduğu Allah
    sağ ve diridir ki, onuru çalan, bir insanı malından ve canından edenden daha
    büyük cezayı hak eder. Ve, mınldayana kulak veren de aynı şekilde suçludur.
    Çünkü, biri şeytan’ı diline, diğeri ise kulaklarına alır.»

     

    Ferisîler
    bunları duyunca (öfkeden) patlıyorlardı, çünkü konuşmasına karşı
    çıkamıyorlardı.

     

    Sonra
    İsa’nın yanına bir fakih yanaştı ve ona dedi : «Sayın muallim, bana anlat ki
    Allah, babalarımıza neden ekin ve meyve bahşetmedi? Düşeceklerini bildiğinden,
    mutlaka kendilerine vermeli veya insanlara onu görme eziyetini
    çektirmemeliydi.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Adam, sen bana iyi dersin, fakat hata edersin, çünkü yalnızca
    Allah iyidir. Ve, Allah’ın neden senin beynine göre iş yapmadığını sormakla
    daha çok hata edersin. Yine de sana cevap vereceğim. O halde sana diyorum ki,
    Yaratıcımız Allah işinde kendisini bize uydurmaz, bu bakımdan meşrû olan,
    yaratılmışın O’nun yöntemini ve uygunluğunu değil de, bunun yerine, Yaratanın
    yaratılmışa değil, yaratılmışın Yaratan’a bağlı kalması için Yaratıcısı
    Allah’ın şanını araştırmasıdır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir
    ki, eğer Allah insana her şeyi vermiş olsaydı, insan, kendisinin Allah’ın kulu
    olduğunu bilmeyecekti; ve böylece de kendini Cennet’in efendisi sayacaktı. Bu
    bakımdan, her zaman Azîm ve Sübhan olan Yaratıcı, Kendine bağlı kalsın diye
    insanı yemekten men etti.

     

    «Ve,
    bakın size diyorum ki, kimin gözünde ışık varsa her şeyi açık görür ve bizzat
    karanlıktan bile ışık çıkarır; fakat kör böyle yapmaz. Bu nedenle diyorum ki,
    eğer insan günah işlememiş olsaydı, ne ben ne de sen Allah’ın merhametini ve
    adaletini bilmeyecektik. Ve, eğer Allah, insanı günah işleme istidadında
    yaratmamış olsaydı, bu konuda o, Allah’a eşit olacaktı.. Bundan dolayı, Sübhan
    Allah insanı iyi ve adaietli


     

    yarattı,-
    ama kendi hayatı, kurtuluşu ve batışıyla ilgili olarak istediğini yapmakta
    serbest bıraktı.»

     

    Fakih bunları işitince dondu kaldı
    ve şaşkınlık içinde ayrılıp gitti.

     

    155.

     

    Sonra,
    başkahin iki yaşlı kâhini gizlice çağırarak mabedten çıkıp, öğle namazını kılmak
    için Süleyman verandasında oturup beklemekte olan îsa’ya gönderdi. Ve,
    (İsa’nın) yanında halktan büyük bir kalabalıkla birlikte havarileri de
    bulunuyordu.

     

    Kâhinler
    Isa’ya yaklaşıp dediler: «Muallim, insan ekini ve meyveyi neden yedi? Allah onu
    yemesini istedi mi, istemedi mi?» Ve, onlar bunu îsa’yı yanıltmak için dediler;
    çünkü, «Allah istedi» dese, «(öyleyse) niçin yasakladı?» karşılığını
    verecekler, «Allah istemedi» dese, «o halde, Allah’ın istediğinin aksini
    yapabildiğine göre, insan Allah’tan daha büyük bir güce sahip» diyeceklerdi.

     

    İsa
    cevap verdi: «Sizin sorunuz, dağın üstünden geçen ve sağ ve solunda uçurum
    bulunan bir yol gibi, ama ben ortadan yürüyeceğim.»

     

    Bunu duyunca, kâhinler İsa’nın
    kalplerini bildiğini sezerek şaşırdılar.

     

    Sonra
    îsa dedi: «Her insan ihtiyacı olduğundan, her şeyi kendi yararı için yapar.
    Ama, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan Allah, kendi hak arzusuna göre yaptı, Bu
    bakımdan, insanı yaratırken onu, Allah’ın kendine ihtiyacı olmadığını bilsin
    diye hür yarattı. Verbigratîa (=misal olarak), kendi zenginliğini sergilemek
    için ve köleleri kendini daha çok sevsin diye, kölelerine hürriyet veren bir
    kralın yaptığı gibi.

     

    «O
    halde, Allah insanı, Yaratıcı’sını çok daha fazla sevsin ve nimetini bilsin
    diye hür yarattı. Çünkü, Allah her ne kadar Kadiri Mutlak olup, insana ihtiyacı
    yok ve onu kudretiyle de yaratmışsa da, hayır işleyip, şerre karşı koyabilecek
    şekilde onu serbest bırakmıştır. Çünkü, her ne kadar Allah’ın günaha engel olma
    gücü var idiyse de, kudret ve nimeti insanda görüldüğünden, insanda günaha
    karşı çıkmamak için, yani, insanda Allah’ın rahmeti ve adaleti yürüsün diye O,
    kendi nimetiyle çelişmiyecekti (çünkü, Allah’ta çelişme yoktur). Ve, gerçeği
    konuştuğuma işaret olarak, sizi başkâhinin beni aldatmak için gönderdiğini ve
    bunun da kâhinliğin meyvesi olduğunu size söylüyorum.» Yaşlı adamlar ayrılıp
    gittiler ve her şeyi başkâhine anlattılar, o da dedi: «Bu herifin sırtında her
    şeyi kendisine söyleyen cin var; çünkü o İsrail krallığını arzular, ama Allah
    bunun da gereğine bakacaktır.»

     

    156.

     

    îsa
    öğle namazını kılıp da mabedten çıkarken, annesinin rahminden kör doğan birini
    gördü. Havarileri kendisine sorup dediler: «Muallim, bu adamda kimin günahı
    var, babasının mı, yoksa annesinin mi ki. (böyle) kör doğmuş?»

     

    îsa cevap verdi: «Ne babasının, ne
    de annesinin günahı var onda, ama Allah, İncil’e bir

    şahit olsun diye onu böyle yarattı.»
    Ve, kör adamı yanına çağırıp, yere tükürerek çamur

    yaptı ve onu kör adamın gözlerine
    sürdü ve ona dedi: «Siloam gölüne git ve yıkan!»

    Kör adam gitti ve yıkanıp, ışığa
    kavuştu, ardından, eve dönerken, kendisine rastlayan pek

    çokları dediler: «Bu adam körse,
    kesinlikle derim ki, mabedin güzel kapısında oturup

    duran adamdı.» Başkaları dediler;
    «Odur, fakat ışığa nasıl kavuştu?» Ve, yanına yaklaşıp

    dediler: «Sen mabedin güzel
    kapısında oturup duran kör adam değil misin?»


    Cevap
    verdi: «Oyum, neden (soruyorsunuz)?»   -Dediler:
    «Öyleyse, görme gücüne nasıl

     

    kavuştun?»
    Cevap verdi: «Bir adam toprağa tükürerek çamur yaptı ve bu çamuru gözlerimin
    üzerine koyup, bana dedi: «Git Siloam gölünde yıkan.» Gidip yıkandım ve şimdi
    görüyorum. İsrail’in Allah’ını tesbih ederim!»

     

    Kör
    doğmuş olan adam mabedin güzel kapısına yeniden geldiği zaman, tüm Kudüs
    meseleyi duymuştu. Bunun üzerine, îsa aleyhinde kâhinler ve Ferisilerle
    konuşmakta olan kâhinlerin reisine getirildi.

     

    Başkâhin
    kendisine sorup, dedi: «Adam, sen doğuştan kör değil miydin?» «Ya, evet» (diye)
    cevap verdi.

     

    «Şimdi
    Allah’ın şanı üzerine», dedi başkâhin «anlat bize, hangi peygamber sana rüyada
    göründü de ışık verdi. Babamız İbrahim miydi, yoksa Allah’ın kulu Musa mı, veya
    bir başka peygamber miydi? Çünkü, başkaları böyle bir şeyi yapamaz.»

     

    Kör
    doğmuş olan adam cevap verdi: «Ben rüyada ne İbrahim’i, ne Musa’yı, ne de bir
    başka peygamberi görüp iyileştirilmedim. Ben mabedin kapısında otururken bir
    adam beni yanına getirtti, tükrüğüyle topraktan çamur yaparak, bu çamurun bir
    kısmını gözlerime sürdü ve beni yıkanmam için Siloam gölüne gönderdi; ben de
    oraya gidip yıkandım ve gözlerimin ışığıyla geri döndüm.»

     

    Başkâhin
    kendisine o adamın adını sordu. Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «Bana adını
    söylemedi, ama onu gören biri beni çağırarak dedi: «Git ve bu adamın sana
    söylediği gibi yıkan, çünkü o Nasıralı İsa’dır, Israililerin Allah’ının bir
    peygamberi ve kutsal bir (kul)udur.»

     

    O zaman başkâhin dedi: «O seni belki
    de bugün, yani sebt günü iyileştirdi?»

    Kör adam cevap verdi: «Bu gün
    iyileştirdi beni.»

     

    Başkâhin
    dedi: «Bakın şimdi, bu herif nasıl da günahkârın biridir, görüyorsunuz ki sebt
    gününe riayet etmez!»

     

    Kör
    adam karşılık verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem; ama şunu
    bilirim ki, ben kör iken o beni ışığa kavuşturdu.»

     

    Ferisiler
    buna inanmadılar bu nedenle de başkâhine dediler: «Anne ve babasını çağırtın,
    bize gerçeği söyler onlar.» Bunun üzerine kör adamın anne ve babasını
    çağırttılar ve onlar gelince başkâhin kendilerine şöyle sordu: «Bu adam sizin
    oğlunuz mudur?» Cevap verdiler: «O bizim oğlumuzun ta kendisidir.»

     

    O
    zaman başkâhin dedi: «O, kör doğduğunu ve şimdi de gördüğünü söylüyor; nasıl
    olmuştur bu iş?»

     

    Kör
    olarak doğan adamın baba ve annesi cevap verdi: «Evet, o kör doğmuştu, ama,
    ışığı nasıl aldığını bilmiyoruz; onun yaşı başı yerindedir, kendisine sorun,
    size gerçeği söyler.» Bunun üzerine onlara yol verildi ve başkâhin yeniden, kör
    doğmuş olan adama dedi: «Allah’ın şanı üzerine doğruyu söyle.»

     

    (Kör adamın baba ve annesi
    konuşmaktan korkmuşlardı; çünkü, Roma Senatosu’ndan, ölüm acısına çarptırılmak
    (istemiyen) kimsenin, Yahudiler’in peygamberi İsa hakkında çekişmemesi için bir
    ferman çıkmıştı. Bu ferman valinin de eline ulaşmıştı, bu nedenle, «Onun yaşı
    başı yerindedir, kendisine sorun» dediler.)

     

    Sonra, başkâhin kör adama dedi:
    «Allah’ın şanı üzerine doğruyu söyle, çünkü biz, senin kendini iyileştirdiğini
    söylediğin bu adamın bir günahkâr olduğunu biliyoruz.»

     

    Kör
    doğmuş olan adam cevap verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem. Ama
    şunu bilirim ki, ben görmüyordum, o beni ışığa kavuşturdu. Dünyanın
    başlangıcından bu saate kadar, kesinkes, kör doğup da ışığa kavuşturulan kimse
    olmamıştır. Ve Allah


    günahkârlara
    kulak asmaz.»

    Ferisiler dediler: «Seni ışığa
    kavuştururken ne yaptı?»

     

    O
    zaman kör doğmuş olan bunların inançsızlığına şaştı kaldı ve dedi: «Söyledim
    ya, neden bir daha soruyorsunuz bana? Siz de O’nun şakirtleri olmaz mısınız?»

     

    O
    zaman, başkâhin kendisine küfredip dedi: «Sen zaten günah içinde doğmuşsun,
    öyleyken bize öğretmeye mi kalkıyorsun? Defol ve böyle bir adamın sen şakirdi
    ol! Çünkü, biz Musa’nın şakirtleriyiz ve biliyoruz ki, Allah Musa ile
    konuşmuştur; bu adama gelince, onun neci olduğunu bilmiyoruz.» Ve, onu havra ve
    mabedten atıp, Israililer arasındaki temizlerle birlikte ibadet etmesini
    yasakladılar.

     

    157.-158.

     

    Kör
    doğmuş olan adam gidip îsa’yı buldu. O da kendisini şöyle teselli etti: «Hiç
    bir zaman şimdiki kadar kutsanmamıştın, çünkü, peygamberi ve babamız Davud
    kanalıyla dünyanın dostlarına karşı, «Onlar lanetlerler, ben kutsarım» diyen
    Allah’ımız tarafından kutsandın; ve O, peygamber Mika aracılığıyla da dedi :
    «Ben sizin kutsamanızı lanetlerim. Çünkü, Allah’ın dilemesinin dünyanın
    dilemesine zıt olduğu kadar yer göğe, su ateşe, ışık karanlığa, soğuk sıcağa
    veya sevgi nefrete zıt değildir.»

     

    Havariler
    ardından kendisine şöyle sordular: «Rab,sözlerin pek güzel; bu nedenle anlam
    (ların) ı bize söyle, çünkü henüz anlamış değiliz.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Dünyayı tanıdığınız zaman göreceksiniz ki, ben gerçeği konuştum
    ve böylece her peygamberdeki gerçeği de tanıyacaksınız.»

     

    «O
    halde bilin ki, tek bir adda birleşmiş üç türlü dünya vardır: Biri, su, hava ve
    ateşle birlikte gökleri ve yeri ve insanın altında olan tüm şeyleri temsil
    eder. Şimdi, bu dünya her şeyiyle, Allah’ın peygamberi Davud’un, «Allah onlar
    için çiğnemedikleri bir kural koymuştur» dediği gibi, Allah’ın iradesine uyar.»

     

    İkincisi, nasıl «bunlardan birinin
    evi» -duvarları değil de, aileyi temsil ediyorsa, bunun

    gibi tüm insanları temsil eder,
    şimdi bu dünya yine Allah’ı sever; çünkü fıtratları gereği

    Allah’ı özlerler. O kadar ki,
    fıtrata göre herkes, Allah’ı aramada yanılgıya düşse de,

    Allah’ı özler. Ve, biliyor musunuz,
    hepsi Allah’ı neden özler? Çünkü, onlar, herkes hiç bir

    kötülüğü olmayan sonsuz bir iyiliğin
    özlemini duyar, bu ise yalnızca Allah’tır. Bu

    bakımdan, Rahman olan Allah, bu
    dünyaya kurtuluşu için peygamberlerini göndermiştir.

    «Üçüncü dünya, insanların, dünyanın
    yaratıcısı Allah’a aykırı bir kanuna dönüşmüş olan

    günaha batmış durumudur. Bu, insanı
    Allah’ın düşmanları olan cinlere benzetir. Ve,

    Allah’ımız bu dünyadan öylesine
    şiddetle nefret eder ki, eğer peygamberler bu dünyayı

    sevmiş olsalardı, ne düşünürsünüz?
    mutlaka Allah kendilerinden peygamberliklerini

    alırdı. Ve nasıl söyliyeyim ki ben?
    Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki,

    Allah’ın Elçisi dünyaya gelince eğer
    bu şerli dünyaya karşı bir sevgi duyacak olsa,

     

    mutlaka Allah ondan, kendisini
    yarattığı zaman vermiş olduğu tüm şeyleri alır ve, onu

    ebediyyen cezalandırır; Allah bu
    dünyaya işte bu derecede zıttır.»

     

    159.

     

    Havariler
    karşılık verdiler: «Ey muallim, sözlerin öylesine güzel, bu bakımdan bize
    merhamet et, çünkü onları anlamıyoruz.»

     

    îsa dedi: «Sanır mısınız ki, Allah
    Elçisi’ni kendisini Allah’la eşit tutmak isteyecek bir


     

    rakip
    olarak yaratmıştır? Kesinlikle hayır, aksine, efendisinin istemediğini
    istemeyecek olan itaatkâr kölesi olarak (yaratmıştır.) Siz bunu anlayamazsınız,
    çünkü neyin günah olduğunu bilmiyorsunuz. Bu nedenle, sözlerime kulak yerin.
    Bakın, dikkat edin, diyorum ki size, günah insanda Allah’a aykırı bir şey
    olmadıkça ortaya çıkmaz; çünkü, yalnızca Allah’ın dilemediği şey günahtır; o
    kadar ki, Allah’ın dilediği her şey günaha yabancıların yabancısıdır. Bu durumda,
    eğer Ferisîlerle bizim başkâhinlerimiz ve kâhinlerimiz, İsrail halkı bana Allah
    dediği için bana işkence etseler, Allah’ı razı eden bir şey yapmış olurlar ve
    Allah da kendilerini ödüllendirir. Fakat, benim gerçeği, gelenekleriyle
    Allah’ın peygamberleri ve dostları olan Musa ve Davud’un kitaplarını tahrif
    ettiklerini söylememi istemiyerek, tersi bir nedenle bana işkence ettiklerinden
    ve bu yüzden benden nefret edip, ölümümü arzuladıklarından, işte bundan dolayı
    Allah kendilerini tiksinti ve nefretle kabul eder.

     

    «Söyleyin
    bana, Musa insan öldürdü, Ahab da insan öldürdü, bu, her iki durumda da
    katl(öldürme) değil midir? Kesinlikle değil; çünkü Musa, putatapıcılığı yok
    etmek ve Hakk olan Allah’a ibadet etmeyi koruyup sürdürmek için insan öldürdü;
    ama Ahab ise, insanları Hakk olan Allah’a ibadeti yok etmek ve putatapıcılığı
    koruyup sürdürmek için öldürdü, bu nedenle, Musa için insan öldürmek kurbana
    dönüşürken, Ahab için (dine karşı) saygısızlığa dönüştü; o kadar ki, bir ve
    aynı iş bu iki zıt etkiyi ortaya çıkardı.» Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
    ve diridir ki, eğer şeytan meleklerle onların Allah’ı nasıl sevdiklerini görmek
    için konuşmuş olsaydı, Allah’ın reddine uğramıyacakti; ama, onları Allah’tan
    yüz çevirtmenin yollarını aradı, bu yüzden de ebedi azaptadır.»

     

    O
    zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «O halde, îsrail krallarının
    kitabında yazılı olduğu gibi, Allah’ın yalancı peygamberlerin ağzıyla
    söylenmesini takdir buyurduğu yalanla ilgili olarak, peygamber Mikaya’da
    söylenen şey nasıl anlaşılmalıdır?» îsa karşılık verdi: «Ey Barnabas, olanları
    kısaca anlat ki, gerçeği açıkça görelim.»

     

    160.

     

    O
    zaman, yazan dedi: «Peygamber Danyal, îsrail krallarının ve tiranlarının
    tarihini anlatırken şöyle yazar: «îsrail kralı, Ammoniler olan Belial
    oğullarına (yani, fasık/facirlere) karşı savaşmak için Yahuda kralıyla
    birleşti. Şimdi, Yehuda kralı Yehoşafat ve İsrail kralı Ahab ikisi birlikte
    Samiriyede bir tahtta otururlarken, önlerine dört yüz yalancı peygamber gelip,
    îsrail kralına dediler: «Ammonîlere karşı çık, çünkü Allah onları senin
    ellerine verecek. Ve sen Ammon’u parçalayacaksın.»

     

    O
    zaman Yehoşafat dedi: «Burada babalarımızın Allah’ının herhangi bir peygamberi
    var mıdır?»

     

    Ahab
    cevap verdi: «Yalnızca bir tane var, o da şerlidir, çünkü benimle ilgili olarak
    her zaman şer haber verir durur; ve ben de onu hapiste tutuyorum.» Böyle, yani
    «yalnızca bir tane var», çünkü Ahab’ın fermanıyla o kadar çok peygamber
    öldürülmüştü ki, peygamberler sizin de dediğiniz gibi ey muallim» insanların
    bulunmadığı dağ tepelerine kaçmışlardı.»

     

    O zaman Yehoşafat dedi: «Onu buraya
    çağırt bakalım, ne der.».

     

    Bunun
    üzerine Ahab Mikaya’nın oraya çağırılmasını emretti. O da ayağında bukağılarla
    ve hayatla ölüm arasında bulunan bir insan gibi, şaşırmış bir yüzle geldi.

     

    Ahab
    kendisine sorup dedi: «Allah adına konuş Mikaya, biz Ammoniler’e karşı çıkacak
    mıyız? Allah, onların şehirlerini bizim ellerimize verecek mi?»


     

    Mikaya
    cevap verdi: «Çık, çık, çünkü başarılı bir gekilde çıkacak ve yine daha
    başarılı bir şekilde ineceksin!»

     

    O
    zaman, yalancı peygamberler Mikaya’yı Allah’ın gerçek bir peygamberi olarak
    övüp, ayaklarındaki bukağıları kırıp çıkardılar.

     

    «Allah’ımızdan
    korkan ve hiçbir zaman putlar önünde diz çökmemiş olan Yehoşafat Mikaya’ya
    sorup, dedi: «Bu savaş işini nasıl görüyorsun, babalarımızın Allah’ı aşkına
    doğruyu konuş.»

     

    Mikaya
    cevap verdi: «Ey Yehoşafat, senin yüzün için korkuyorum. Bu nedenle diyorum ki
    sana, îsrail kavmini çobansız koyun gibi görüyorum.»

     

    O
    zaman Ahab gülümseyerek, Yehoşafat’a dedi: «Sana bu herifin yalnızca şerri
    haber verdiğini söylemiştim de, sen inanmamıştın.»

     

    Sonra ikisi de dediler: «Şimdi, bunu
    nerden bilirsin ey Mikaya?»

     

    Mikaya
    cevap verdi: «Herhalde Allah’ın huzurunda bir melekler heyeti toplandı ve ben
    Allah’ın şöyle gediğini işittim: «Ahab’ı Ammon’a karşı çıkıp, öldürülmesi için
    kim kandıracak?» Bunun üzerine, biri bir şey dedi, öbürü bir başka şey dedi.
    Sonra, bir melek gelip dedi: «Rabb, ben Ahab’a karşı savaşacak ve yalancı
    peygamberlere gidip, yalanı onların diline koyacağım ve böylece o da karşı
    çıkıp, öldürülecek.» Ve Allah bunu duyunca dedi: «Şimdi git ve öyle yap, çünkü
    sen başaracaksın.»

     

    O
    zaman yalancı peygamberler kızdı ve reisleri Mikaya’nın yanağına tokat atıp,
    dedi: «Ey Allah’ın fasığı, gerçeğin meleği ne zaman bizi bıraktı da sana geldi.
    Söyle bize, yalanı getiren melek bize ne zaman geldi?»

     

    Mikaya
    cevap verdi: «Kralınızı aldattığınız için, öldürülmek korkusuyla evden eve
    kaçtığınız zaman öğreneceksiniz.»

     

    O
    zaman Ahab gazaba gelip dedi: «Mikaya’yı yakalayın, ayaklarındaki bukağıları
    yanağına vurun ve ben dönünceye kadar kendisine arpa ekmeği ve su verin, çünkü
    şu anda, ona nasıl bir ölüm biçeceğimi bilmiyorum.»

     

    Sonra
    gittiler ve her şey Mikaya’nın dediği gibi oldu. Çünkü, Ammoniler’in kralı
    kullarına dedi: «Bakın, ne Yehuda kralına, ne de israil reislerine karşı
    savaşıyorsunuz, ama, düşmanım olan İsrail kralı Ahab’ı öldürün.»

     

    O zaman îsa dedi: «Burada kal
    Barnabas çünkü amacımız açısından bu kadarı yeterli.»

    «Hepsini işittiniz mi?» dedi îsa.

    Havariler cevap verdiler: «Evet
    Rab.»

     

    Bunun
    üzerine îsa dedi: «Yalan söylemek bir günahtır,-ama katl(öldürmek) daha büyük
    bir günahtır; çünkü, yalan, söyleyene ait bir günahken, katl, işleyene ait ise
    de, Allah’ın burada, yeryüzündeki en kıymetli şeyini, yani insanı da yok eder.
    Ve, yalan söylemeye, söylenen şeyin aksini söylemekle çare bulunabilir; halbuki
    katlin çaresi yoktur. Çünkü, ölüye yeniden hayat vermek mümkün değildir. O
    halde söyleyin bana, Allah’ın kulu Musa öldürdüklerinin hepsini öldürmekle günah
    mı işledi?»

     

    Havariler
    cevap verdiler: «Haşa, haşa ki, Musa kendisine emreden Allah’a itaat etmekle
    günah işlemiş olsun!»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Ben de diyorum, haşa ki, Ahab’ın yalancı peygamberlerini
    yalanla kandıran şu melek, günah işlemiş olsun; çünkü, Allah nasıl insanların
    boğazlanışını kurban diye kabul etmişse, bu yalanı överek kabul etmiştir.
    Bakın, bakın, diyorum ki size, nasıl, ayakkabılarını bir devin ölçüsüne göre
    yaptıran çocuk hata ederse, aynen öyle de, insanın kendisi kanuna tabi iken
    Allah’ı kanuna tabi kılan da hata eder. Bu bakımdan, yalnızca Allah’ın
    dilemediği şeyin günah olduğuna inandığınız zaman, size söylediğim


     

    gibi,
    doğruyu bulmuş olacaksınız. Bu nedenle, çünkü Allah bileşik değildir ve
    değişemez, öyleyse aynı zamanda farklı şey dileyemez ve dilemez; çünkü, böyle
    olsaydı, kendinde çelişki ve neticede dert barındıracaktı ve sonsuz derecede
    Kudsi ve Sübhan olmayacaktı.» Filipus karşılık verdi: «Öyleyse, peygamber
    Amos’un şu sözü nasıl anlaşılmalıdır? Şehirde Allah’ın yapmadığından başka
    kötülük yoktur.»

     

    İsa cevap verdi: «Şimdi bak buraya Filipus, Ferisiler’in
    yaptığı gibi harflerde çakılıp kalmanın tehlikesi ne kadar büyüktür; onlar,
    kendileri için, «seçilenler de Allah’ın takdirini» icat ettiler, öyle ki, gerçekte,
    Allah’ın haksız, kandırıcı, yalancı ve (üzerlerine gelecek) hükümden nefret
    edici olduğunu demeye getiriyorlar.»

     

    Bu
    bakımdan diyorum ki, burada Allah’ın peygamberi Amos, dünyanın kötülük dediği
    kötülükten söz etmektedir; çünkü, eğer müttakilerin dilini kullanmış olsaydı,
    dünyadakiler tarafından anlaşılmayacaktı. Çünkü, bütün dertler iyidir; ister
    yaptığımız kötülükleri temizledikleri için olsun, ister bizi kötülük yapmaktan
    alıkoydukları için iyi olmuş olsun, isterse ebedî hayatı sevip, özleyelim diye,
    insana bu hayatın durumunu öğrettikleri için, iyi olmuş olsun. îşte, eğer Amos,
    «Allah’ın yaptığından başka şehirde hiç bir iyilik yoktur» demiş olsaydı,
    zenginlik içinde yaşayan günahkârlara ve kendilerini belâ içinde gören
    dertlilere ümitsizlik için fırsat tanımış olacaktı. Ve daha kötüsü, şeytan’ın
    insan üzerinde böyle bir egemenliği olduğuna inanan pek çokları, dert çekmemek
    için şeytan’dan korkacaklar ve ona kulluk edeceklerdi. Bu nedenle Amos,
    başkâhinin huzurunda konuşurken onun sözlerine bakmayıp, îbranî dilini
    konuşmayı bilmeyen Yahudi’nin iş ve dileğini dikkate alan Romalı tercümanın
    yaptığını yapmıştır.

     

    161.-162.

     

    Eğer
    Amos, «Şehirde Allah’ın yaptığından başka iyilik yoktur» demiş olsaydı, ruhumun
    huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, ağır bir hata işlemiş olacaktı;
    çünkü, dünya kendini beğenme yoluyla işlenen kötülük ve günahların dışında hiç
    bir iyilik barındırmaz. Böyle olunca da, insanlar kendinden yerin titrediği
    (böyle bir sözü) duymakla, «Allah’ın yapmadığı» herhangi bir günah ve kötülük
    olmadığına inanarak daha çok kötülük işleyeceklerdi.» Ve îsa bunu demişti ki,
    hemen büyük bir deprem oldu. O kadar ki, herkes ölü gibi yere düştü. Isa onları
    kaldırıp, dedi: «Şimdi, benim size doğruyu söyleyip söylemediğimi görün işte. O
    halde, Amos’un, dünyadakilerle konuşurken «Allah şehirde kötülük yapmıştır»
    derken, sadece günahkârların kötülük dediği dert ve belâlardan söz ettiği
    (konusunda) bu kadarı yetsin.»

     

    Şimdi,
    bilmek istediğiniz takdire gelelim ve size bundan inşallah yarın öte tarafta,
    Erden kıyısında söz edeceğim.

     

    163.
    Takdirin Açıkça Bilineceği Kişi: Hz. Muhammed

     

    İsa
    havarileriyle Erden’in ötesindeki çöle gitti ve öğle namazı kılınınca bir
    palmiye ağacının yanına oturdu. Palmiye ağacının gölgesine de havarileri
    oturdular.

     

    Sonra
    İsa dedi: «Takdir öylesine gizlidir ki ey kardeşler, size diyorum ki bakın, o
    yalnızca bir kişiye açıkça bilinecektir. O, milletlerin aradığı, Allah’ın
    gizliliklerinin kendisine öylesine açık olacağı kimsedir; o dünyaya geldiği
    zaman, onun sözlerini dinleyecek olanlar kutsanacaktır.. Çünkü bu palmiye
    ağacının bizi gölgelendirdiği gibi, Allah da onları rahmetiyle
    gölgelendirecektir. Yaa, nasıl bu ağaç bizi güneşin yakıcı


     

    ısısından
    koruyorsa, Allah’ın rahmeti de, o kişiye inananları şeytan’dan öyle
    koruyacaktır.»

     

    Havariler
    karşılık verdiler: «Ey muallim, sözünü ettiğiniz bu dünyaya gelecek kişi kim
    olacak?»

     

    İsa
    kalb coşkusuyla cevap verdi: «O, Allah’ın Elçisi Muhammed’dir. Ve o dünyaya
    geldiği zaman, yağmurun, uzun bir süre yağmur almadıktan sonra yere meyve
    verdirmesi gibi, o da getireceği bol rahmetle insanlar arasında salih ameller
    için bir fırsat olacak. Çünkü, O, Allah’ın rahmetiyle yüklü beyaz bir buluttur.
    Bu rahmeti Allah, mürşidler üzerine yağmur gibi fışkırtacaktır.»

     

    164.

     

    îşte
    şimdi size, Allah’ın bu aynı takdirle ilgili olarak bilmem için bana bahşettiği
    azıcık şeyi anlatacağım. Ferisîler derler ki, «her şey önceden o şekilde takdir
    edilmiştir ki, seçilmiş olan fasık/facir olamaz, fasık/facir olan da, ne olursa
    olsun seçilmiş olamaz; ve nasıl Allah salih ameli, üzerinde seçilmişlerin
    kurtuluşa doğru yürüdüğü yol olarak önceden takdir etmişse, aynı şekilde günahı
    da, üzerinde fasık/facirlerin helake yürüdüğü yol olarak önceden takdir
    etmiştir.» Bunu yazan elle birlikte, diyen dile de lanet olsun. Çünkü bu,
    şeytan’ın inancıdır. Buradan kişi günümüz Ferisîlerinin durumunu bilebilir.
    Çünkü onlar, şeytan’ın inanmış kullarıdır.

     

    «Takdir,
    kişinin elinde araç olarak bulundurduğu şeye son veren mutlak bir iradeden
    başka ne anlama gelebilir? O halde, yalnızca harcayacak taş ve para değil, aynı
    zamanda, üzerine bir ayak koyacak kadar arsası da olmayan bir kişi evi nasıl
    takdir edecektir? (Böyle bir şeyi) asla kimse (yapamaz). Öyleyse size diyorum
    ki, takdir, Allah’ın insana kendi pak nimeti, kendi kanunundan verdiği hür
    iradeyi çekip almaktan öte bir şey değildir. Yerleştirmekte olduğumuz,
    kesinlikle takdir değil, sadece kötülük aracıdır. «Musa’nın kitabı gösteriyor
    ki, şu insan hürdür. Allah’ımız kanunu Sina dağında verdiği zaman şöyle
    konuşmuştur: «Benim buyruğum gökte değil ki.» şimdi kim Allah’ın buyruğunu
    gidip bize getirecek ve acaba kim ona uyma gücünü bize verecek?» diye kendine
    mazeret arayasın. Ama, benim buyruğum senin kalbinin yanındadır, ki dilediğin
    zaman ona uyabilesin.»

     

    Söyleyin
    bana, eğer kral Hirodes yaşlı bir adama gençleşmesini ve hasta bir adama
    düzelmesini emretse, onlar bunu yapmayınca kendilerini öldürtse, bu adalet olur
    mu?» Havariler cevap verdiler: «Eğer Hirodes böyle bir emir verse, en zalim ve
    dinsiz (kişi) olur.»

     

    O
    zaman Isa iç çekerek, dedi: «Bunlar insanî geleneklerin meyveleridir kardeşler;
    çünkü, Allah fasık/ faciri (bir daha) seçilmiş olamayacak şekilde önceden
    takdir etmiştir demekle, onlar Allah’ı en dinsiz ve zalim yaparak
    küfrediyorlar. O, günahkâra günah işlememeyi, işlediği zaman da tevbe etmeyi
    emreder; halbuki, bu tür bir takdir günahkârdan günah işlememe gücünü çekip
    alır ve tevbeden tümüyle yoksun bırakır.»

     

    165.

     

    Allah’ın peygamber Yoel aracılığıyla
    ne dediğini de duyun: «Sağ ve diriyim ki, (der)

    Allah’ımız, günahkârın ölümünü
    dilemem, ama onun tevbeye gelmesini ararım.» O halde,

    Allah dilemediği şeyi önceden takdir
    mi edecektir? Bir, Allah’ın dediğine bakın, bir de bu


    zaman
    Ferisîlerinin dediğine.

     

    «Dahası
    var, Allah peygamber îşaya aracılığıyla der: «Ben çağırdım, sizse beni
    dinlemediniz.» Ve, Allah ne kadar çağırmış, aynı peygamber aracılığıyla
    dediğini duyun; «Bütün gün ellerimi bana inanmayan bir kavme yaydım da, bana
    karşı geldiler.» Ve, bizim Ferisî’lerimiz fasık/facirin seçilmiş olamıyacağını
    söylerken, Allah’ın, beyaz bir şey gösterip kör bir adamla alay etmek gibi,
    veya sağır bir adamla kulaklarına konuşarak alay etmek gibi insanlarla alay
    ettiğinden başka bir şey mi söylemiş oluyorlar? Ve, seçilmişin fasık/facir
    olamıyacağı konusunda, bakın Allah’ımız Hezekiel peygamber aracılığıyla ne
    diyor: «Sağ ve diriyim ki» der Allah «eğer takva sahibi takvasını bırakır da,
    kirli işler yaparsa helak olur. Artık onun takvasından da hiç bir şey hatırlamaz
    olurum; çünkü takvasına güvenirse, takvası onu Benim önümde terk eder ve onu
    kurtarmaz.»

     

    Ve,
    fasık/faciri çağırma konusunda, Allah peygamber Hoşea aracılığıyla şundan başka
    bir şey mi der: «Ben seçilmiş olmayan bir kavmi çağıracağım, onlara seçilmiş
    diyeceğim.» Allah doğrudur ve yalan söylemez; çünkü doğru olan Allah doğruyu
    söyler. Ama, bu zamanın Ferisîleri akideleriyle Allah’a tümüyle karşı
    çıkarlar.»

     

    166.

     

    Andreas
    karşılık verdi: «Ama, Allah’ın Musa’ya dediği şu, merhamet etmek dilediğine
    merhamet edeceği, katılaştırmak dilediğini katılaştıracağı (sözü) nasıl
    anlaşılmalıdır?» îsa cevap verdi: «Allah bunu, insanın kendi faziletiyle
    kurtulacağına inanmaması, bunun yerine, hayatın ve Allah’ın merhametinin
    kendisine Allah tarafından nimeti olarak bahsedildiğini idrak etmesi için der,
    Ve bunu insanların Kendinden başka tanrılar bulunduğu düşüncesinden kaçınmaları
    için der.

     

    «Bu
    bakımdan, eğer Allah Firavun’u katılaştırdıysa, o, kavmimize işkence edip, onu
    İsrail’deki tüm erkek çocukları yok etmekle hiçe indirmeye kalkıştığı için
    yapmıştır. O zaman Musa da hayatını kaybedeyazmıştı.

     

    «Aynı
    şekilde, bakın size diyorum ki, takdir kendisine temel olarak Allah’ın kanununu
    ve insanın hür iradesini alır. Evet, ve eğer Allah kimse helak olmasın diye tüm
    dünyayı kurtaracak olsa, ruhun tepeden baktığı bu çamur (yığını), ruh gibi
    günah işlese bile, tevbe etme gücüne sahip olsun ve ruhun fırlatılıp atıldığı o
    yerde oturmaya gelsin diye, şeytan’a garaz olarak kendisine sakladığı
    hürriyetten insanı yoksun bırakmamak için bunu yapmaz. Allah’ımız, diyorum ki,
    rahmetiyle insanın hür iradesini izlemek diler, yaratığı kudretiyle terketmek
    dilemez. Ve, bu nedenle hüküm gününde kimse, günahları için herhangi bir
    mazerette bulunamıyacaktır. Çünkü, Allah’ın doğru yola gelmeleri için neler
    neler yaptığı ve ne kadar sık kendilerini tevbe etmeye çağırdığı o zaman herkes
    için apaçık ortada olacaktır.

     

    167.

     

    «İşte
    böyle, eğer zihniniz bununla da yetinip durulmadıysa ve yine «neden böyle?»
    demek istiyorsanız, size bir «neden»i daha açıklayacağım. O da şudur : Söyleyin
    bana, neden (tek) bir taş suyun üstünde duramaz da, tüm yer yüzü suyun üstünde
    durur? Söyleyin bana, su ateşi söndürür ve yer havadan kaçarken ve kimse
    toprak, hava, su ve ateşi uyum içinde bir araya getiremezken, yine de bunlar
    insanda bir araya geliyor ve uyum içinde kalıp gidiyorlar, neden?


     

    «O
    halde bunu bilmiyorsanız —hem, tüm insanlar da insan olarak bunu bilmezler—
    Allah’ın kâinatı hiç yoktan tek bir sözle yarattığını nasıl anlıyacaklar;
    Allah’ın sonsuzluğunu nasıl anlıyacaklar? Ne olursa olsun bunu asla
    anlıyamayacaklardır. Çünkü insan, sonlu ve peygamber Süleyman’ın dediği gibi
    vücutla bileşim içinde olup, bozulabilir ve ruhu da baskı altında tutarken ve
    Allah’ın işleri de Allah’a göreyken onları nasıl anlıyabilecekler?

     

    «Allah’ın
    peygamberi îşaya (bunun) böyle (olduğunu) gördüğünden, haykırıp, dedi:
    «Gerçekten sen gizli bir Allah’sın!» Ve, Allah’ın Elçisi hakkında, Allah O’nu
    nasıl yarattı, o der: «Onun doğuşu, kim anlatacak?» Ve, Allah’ın işlemesi
    hakkında der: «Onun danışmanı kim?» Bu bakımdan, Allah insan tabiatına der:
    «Nasıl gök yerin üstünde yükseltilmişse, benim yöntemlerim, sizin yöntemleriniz
    üzerinde ve benim emrim sizin emriniz üzerinde yükseltilmiştir.»

     

    Bu
    nedenle size diyorum ki, takdirin niteliği, durum benim size anlattığım gibiyse
    de, insanlara açık değildir.

     

    Öyleyse
    insan, yöntemi bulamadığı için gerçeği inkâr mı etmelidir? Ben, nasıl olduğu
    anlaşılmadığı halde sıhhati reddeden bir kimseyi henüz görmüş değilim. Hem,
    Allah’ın benim dilimle hastaları nasıl iyileştirdiğini bile bilmiyorum.»

     

    O
    zaman havariler dediler: «Gerçekten sende Allah konuşuyor, çünkü insan senin
    konuştuğun gibi asla konuşmamıştır.»

     

    İsa
    karşılık verdi: «Ben inanın ki, Allah beni îsrail ailesine göndermek için seçtiği
    zaman, bana apaçık bir aynaya benzeyen bir kitap verdi; o, benim kalbime o
    şekilde indi ki, konuştuğum şeylerin hepsi bu kitaptan geliyor. Ve, bu kitabın
    benim ağzımdan çıkması sona erdiği zaman, ben dünyadan yukarı alınacağım.»

     

    Petrus
    karşılık verdi: «Ey muallim, senin şimdi söylediğin bu kitabta yazılı mıdır?»
    îsa cevapladı: «Allah’ın ilmi ve Allah’a kulluk hakkında, insan bilgisi ve
    insanlığın kurtuluşu hakkında söylediğim her şey, hepsi benim încil’im olan bu
    kitabtan çıkar.» Petrus dedi: «Onda Cennet’in ihtişamı (da) yazılı mıdır?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Dinleyin ve ben Cennet’in ne tür olduğunu ve kutsal kişilerle
    mü’minlerin orada nasıl sonsuz olarak kalacaklarını size anlatacağım; çünkü, bu
    Cennet’in en büyük nimetlerinden biridir; görüyorsunuz ki, her şeyin ne kadar
    büyük olursa olsun, madem ki bir sonu var, o halde küçüktür, hatta hiçtir.

     

    «Cennet,
    Allah’ın nimetlerini depo ettiği yurttur; burada kutlu ve kutsanmışların
    ayaklarının bastığı yer öylesine kıymetlidir ki, bir dirhemi bin dünyadan daha
    değerlidir. «Bu nimetler Allah’ın peygamberi babamız Davud tarafından
    görülmüştür, çünkü, Allah, Cennet’in ihtişamına baksın diye bunları kendisine
    göstermiştir. O, ardından kendine gelince, iki elleriyle gözlerini kapamış ve
    ağlıyarak demiştir: «Bu dünyaya daha fazla bakmayın ey benim gözlerim, çünkü
    her şey boş ve hiç bir iyi şey yok!»

     

    «Bu
    nimetler hakkında îşaya peygamber demiştir: «Allah’ın sevdikleri için
    hazırladığı şeyleri insanın gözleri görmemiştir, kulakları işitmemiştir. însan
    kalbi de tasavvur etmiş değildir.» Neden bu tür nimetleri görmemişler,
    işitmemişler ve tasavvur etmemişlerdir biliyor musunuz? Şundan ki, burada
    aşağıda yaşarken, bu tür şeyleri müşahade edecek değerde değillerdir. Bu
    bakımdan, babamız Davud, onları gerçekten görmüşse de, size diyorum ki, onları
    insan gözüyle görmüş değildir; Allah ruhunu kendisine almış ve böylece Allah’la
    bir olarak, onları ilâhi ışıkla görmüştür. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
    ve diridir ki, Cennet’in nimetleri sonsuz, insan ise sonlu olduğundan, küçük
    bir


     

    toprak
    kavanozun denizi içine alamayacağı gibi, insan da onları içine sığdıramaz.
    «Öyleyse bakın ki, dünya her şeyin meyve verdiği yaz vakti ne kadar da
    güzeldir! Vakti gelen hasat nedeniyle sarhoş olan şu köylü, emeklerini son
    derecede sevdiği için vadileri ve dağları türküleriyle çınlatır. Şimdi, onları
    yapana yakışan meyvelerle her şeyin yüklü olduğu Cennet’e yükselt bakalım aynı
    şekilde kalbini.

     

    «Allah
    sağ ve diridir ki, Cenneti bilmek bakımından bu kadarı yeterlidir. Öyle ki,
    Allah, Cennet’i kendi nimetlerinin yurdu olarak yaratmıştır. Şimdi ölçüsuz
    derecedeki iyiliğin, ölçüsüz derecede iyi şeyleri olmayacağını mı
    düşünüyorsunuz? Veya, ölçüsüz derecedeki güzelliğin ölçüsüz derecede güzel
    şeyleri olmayacağını mı? Sakının ki, eğer olmayacağını düşünürseniz, büyük hata
    işlersiniz.»

     

    169.-170.

     

    Allah,
    kendine inanarak kulluk edecek olan insana şöyle der: «Senin yaptıklarını
    biliyorum, sen Benim için çalışıyorsun. Ebediyyen sağ ve diriyimdir ki, senin
    sevgin Benim nimetimi aşmayacaktır. Madem kendini Benim eserim bilip, Bana
    yaratıcın Allah olarak kulluk edersin, ve madem, Bana inanarak kulluk etmek
    için Ben’den rıza ve merhametten başka bir şey istemezsin; madem, Bana sonsuza
    değin kulluk etmek arzusuyla Bana kulluğa bir son vermezsin, ben de işte aynen
    böyle yapacak ve seni, Allah’mışsın, benim dengimmişsin gibi ödüllendireceğim.
    Ellerine yalnızca Cennet’in bol nimetlerini koymakla kalmayacak, aynı zamanda
    sana kendim de bir hediye vereceğim; şöyle ki, nasıl sen ebediyyen Benim kulum
    olmak istiyorsan, ben de senin ücretini ebedî yapacağım.»

     

    171.

     

    «Cennet
    hakkında ne düşünürsünüz?» dedi İsa havarilerine. Böylesi zenginlik ve
    nimetleri kavrıyabilecek bir akıl var mıdır? İnsanın Allah’ınki kadar geniş
    bilgisi olmalı ki, Allah’ın kullarına vermek istediği şeyleri bilebilsin.

     

    «Hirodes
    gözde baronlarından birine bir hediye verirken, hangi türde hediye verir, hiç
    gördünüz mü?

     

    Yuhanna
    karşılık verdi: «İki kez gördüm; emin olun ki, onun verdiği şeyin onda biri
    yoksul bir adama yetecektir.»

     

    İsa dedi: «Ya yoksul bir adam
    Hirodes’e hediye verecek olsa, ne verir ona?»

     

    Yuhanna
    cevap yerdi: «Bir veya iki metelik.» «Şimdi, bu sizin cennet hakkındaki bilgiyi
    ~etüd edeceğiniz kitabınız olsun» (dedi İsa) «çünkü, Allah’ın insana bedeni
    için bu dünyada verdiği şeylerin hepsi, sanki Hirodes’e yoksul bir adamın bir
    metelik vermesi gibidir ama, Allah’ın bedene ve ruha Cennet’te vereceği şeyler,
    Hirodes’in sahip olduğu herşeyi, hatta hayatını hizmetçilerinden birine vermesi
    gibidir.»

     

    172.

     

    «Allah,
    kendisini sevene ve inanarak kulluk edene şöyle der: «Git ve denizin kumlarına
    bak ey kulum, ne kadardır? Öyleyken, eğer deniz sana tek bir kum taneciği
    verecek olsa, bu sâna az gelmez mi? Mutlaka, öyle. Ben, Yaratıcın sağ ve
    diriyimdir ki, bu dünyada


     

    yeryüzünün
    tüm reislerine ve krallarına verdiğim şeylerin tümü, sana Cennetimde vereceğim
    şeylere oranla, denizin sana verdiği bir kum taneciğinden daha azdır.»

     

    173.
    “Bedenimiz Cennete Girecek mi?”

     

    «O
    halde» dedi Isa, «Cennetin bolluğunu siz gözönüne getirin. Çünkü eğer Allah bu
    dünyada insana bir kaç gramlık mal vermişse. Cennette on yüz bin yük
    verecektir. Bu dünyadaki meyvelerin miktarını; yiyeceklerin miktarını,
    içeceklerin miktarını ve insana verilen şeylerin miktarını düşünün. Ruhumun
    huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, insan bir kum taneciği aldıktan
    sonra, denizde nasıl halâ daha ne kadar kum kalıyorsa, aynen bu şekilde
    (Cennet’teki) yemişlerin miktarı ve niteliği, burada yediğimiz yemişlerin
    türünü aşacaktır. Ve, Cennet’teki diğer şeyler de böyledir. Olmadı, hattâ,
    bakın size diyorum ki, bir dağ altın ve inci, bir karıncanın gölgesinden ne
    kadar kıymetliyse, Cennet’in nimetleri de, dünyadaki reislerin sahip oldukları
    ve dünyanın sona ereceği Allah’ın mahkemesine kadar sahip olacakları nimetlerin
    tümünden aynı şekilde kıymetlidir.»

     

    Petrus
    karşılık verdi: «Öyle de, şimdi bizim sahip olduğumuz bedenimiz Cennet’e
    girecek mi?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Dikkat et ki Petrus, aman bir sadukî olmayasm; çünkü sadukiler,
    bedenin yeniden dirilmeyeceğini ve meleklerin olmadığını söylerler. Bu
    bakımdan, onların bedeni ve ruhu Cennet’e girmekten yoksundur ve onlar bu
    dünyada meleklerin hizmetinden de yoksundurlar. Belki de, Allah’ın peygamberi
    ve dostu Eyüb’ü, onun ne dediğini unutmuşsunuzdur: «Biliyorum ki, Allah’ım sağ
    ve diridir; ve Son Gün yeniden bedenimle birlikte kalkacak ve Kurtarıcı’m
    Allah’ı gözlerimle göreceğim.»

     

    «Ama
    inanın bana, bizim bu bedenimiz öylesine paklanacaktır ki, şimdi sahip olduğu
    şeylerden tek bir mala bile sahip olmayacaktır; çünkü bütün kötü arzulardan
    arınacak ve Allah onu, Adem’in günah işlemeden önceki durumuna getirecektir.»

     

    «îki
    insan bir efendiye tek ve aynı işte hizmet eder. Biri yalnızca işi seyreder ve
    ikinciye emirler verir, ikinci de birincinin emrettiği herşeyi yerine getirir.
    Size adaletli gelir mi diyorum, efendinin, yalnızca seyredip emirler vereni
    ödüllendirmesi ve kendini çalışarak yoranı evinden çıkarıp atması? Mutlaka
    hayır.»

     

    «Öyleyse,
    Allah’ın adaleti bunu nasıl götürecektir? Ruh ve beden insanın nefsiyle
    birlikte Allah’a hizmet eder; yalnızca ruh seyreder ve hizmet emri verir.
    Çünkü, ruh yemek yemez, oruç tutmaz, yürümez, soğuğu ve sıcağı duymaz, hasta
    olmaz ve öldürülmez, çünkü ruh ölümsüzdür; o, bedenin her bir uzvunda çektiği
    bu bedeni acıların hiç birini çekmez. O halde, hak mıdır ki, kendini Allah’a
    hizmet ederek bu kadar yoran beden değil de, yalnızca ruh Cennet’e girsin?»

     

    Petrus
    karşılık verdi: «Ey muallim, beden ruha günah işlettiğinden Cennet’e
    konmamalıdır.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Şimdi, beden ruh olmadan nasıl günah işler ki? Bu kesinlikle
    imkânsızdır. Bu nedenle, Allah’ın rahmetini bedenden çekmekle sen ruhu
    Cehennem’e mahkûm ediyorsun.»


     

    174.


     

    «Ruhumun
    huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah’ımız rahmetini günahkâra va’d
    ederek der: «Günahkârın günahına ağlayacağı şu saatte, Kendi üzerime yemin
    ederim ki, onun kötülüklerini artık hiç hatırlamayacağım.»

     

    «Şimdi,
    eğer beden oraya gitmeyecekse, Cennet’in yiyeceklerini kim yiyecektir? Ruh mu?
    Emin olun ki değil. Çünkü o manevîdir.»

     

    Petrus
    karşılık verdi: «O halde, kutsananlar Cennet’te yiyecekler, ama pislik
    olmayacaksa, yemekler nasıl boşaltılacaktır?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Şimdi eğer yemez içmezse insan nasıl nimetlendirilir? Yüceltilen
    şeye oranla yüceltmede bulunulmasının uygun olduğu açıktır. Fakat sen Petrus,
    böyle yemeğin pislik şeklinde boşaltılacağını düşünmekle yanılgıya düşüyorsun,
    çünkü bu beden şimdi bozulabilen yemekler yiyor ve bundan dolayı da kokuşma ve
    çürüme ortaya çıkıyor; ama Cennet’te beden bozulmayacaktır, ölümsüz ve her
    türlü dertten kurtulmuş olacaktır; ve hiç bir kusurlu yanı olmayan yemekler
    herhangi bir kokuşma veya çürüme hasıl etmeyecektir.»

     

    175.

     

    «Allah,
    fasık/facir üzerine nefret yağdırarak İşaya Peygamber’e şöyle der: «Kullarım
    Benim evimde Benim soframda oturacaklar, neşeyle, mutluluk içinde ve harp ve
    org sesleriyle yiyip içecekler ve onlara hiç bir ihtiyaç hissettirmeyeceğim.
    Fakat, siz Benim düşmanım olanlar, Benden uzağa atılacaksınız ve orada, Benim
    kullarımın hepsi sizi hor görürken, sefillik içinde helak olacaksınız.»

     

    176.

     

    «Onlar
    yiyip içecekler» sözü ne demeye gelir? dedi îsa havarilerine. «Emin olun ki,
    Allah açık konuşuyor. Fakat, bu kadar meyve ile birlikte, Cennet’teki dört
    kıymetli şarap (içecek) ırmağı hangi amaca (yöneliktir)? Kesinlikle Allah
    yemez, melekler yemez, ruh yemez, nefis yemez, ama bizim vücudumuz olan beden
    (yer). Bu bakımdan, Cennet’in ihtişamı içinde yemekler beden içindir; Allah,
    meleklerin konuşması ve kutsanmış ruhlar da nefs ve ruh için. Bu ihtişam,
    (Allah her şeyi Kendi sevgisi için yarattığından) her şeyi herhangi bir diğer
    yaratıktan daha iyi bilen Allah’ın Elçisi tarafından açıklanacaktır.»
    Bartalemus dedi: «Ey muallim, Cennet’in ihtişamı herkes için eşit mi olacak?
    Eğer eşitse, bu adaletli olmayacaktır; eşit değilse daha az olan daha çok olanı
    kıskanacaktır.» İsa cevap verdi: «Eşit olmayacaktır, çünkü Allah adildir; ve
    herkes de razı olacaktır.

     

    Çünkü,
    orada kıskançlık yoktur. Söyle bana Bartalemus: Pek çok hizmetçileri olan bir
    efendi var ve hizmetçilerin hepsini aynı elbiseyle giydiriyor. O zaman,
    kendilerine çocuk elbisesi giydirilen çocuklar, yetişkinlerin kıyafetinde
    olmadıkları için üzülürler mi? Emin ol ki tam tersine, eğer büyüklerin geniş
    elbiselerini giymiş olsalardı öfkelenirlerdi, çünkü, elbiseler kendi bedenleri
    ölçüsünde olmadığından, kendileriyle alay edildiğini düşünürlerdi.

     

    «Şimdi
    Bartalemus, kalbini Cennet’te Allah’a yükselt ve bütün bir ihtişamın bîrine
    daha çok, diğerine daha az da olsa, hiç bir kıskançlık doğurmayacağını
    göreceksin.»


     

    177.


     

    O
    zaman bu, (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, bu dünyanın aldığı gibi,
    Cennet’te güneş’ten ışık alır mı?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Allah bana şöyle dedi ey Barnabas: «Siz günahkâr insanların
    oturduğu dünyanın, sizin yararınız ve mutluluğunuz için güneşi, ayı ve
    kendisini süsleyen yıldızları vardır; çünkü bunu Ben yarattım.»

     

    «Düşünün
    o halde, benim mü’min kullarımın oturduğu ev daha iyi olmayacak mıdır? Böyle
    düşünmekle mutlaka hata ediyorsunuz; çünkü Ben, sizin Allah’ınız Cennet’in
    güneşiyim ve benim Elçim her şeyi benden alan aydır; ve yıldızlar, size irademi
    tebliğ eden peygamberlerimdir. Bu bakımdan, benim mü’min kullarım (burada)
    benim sözümü peygamberlerimden almış oldukları gibi, nimetlerimin Cennet’inde
    de, mutluluk ve sevinci aynı şekilde yine onların aracılığıyla alacaklardır.»

     

    178.

     

    «

     

    Cennet’i
    bilmeniz için bu kadarı size yetsin.» dedi İsa. Bunun üzerine, Bartalemus
    yeniden dedi: «Ey muallim, size bir kelime daha sorsam; bana sabr edin.»

    îsa
    karşılık verdi: «Ne arzu ediyorsun, söyle.»

     

    Bartalemus
    dedi: «Cennet mutlaka büyüktür; çünkü, içinde böylesine büyük iyilikler var, o
    halde büyük olmalı.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Cennet öylesine büyüktür ki, kimse onu ölçemez. Bakın, size
    diyorum ki, gökler dokuzdur, aralarına, birbirlerinden bir insanın beş yüz
    yıllık yolculuğu kadar uzak olan gezegenler yerleştirilmiştir; ve yeryüzü de
    aynı şekilde birinci gökten beşyüz yıllık yolculuk kadar uzaktır.

     

    «Ama,
    birinci göğü ölçerken durun daha, o yeryüzünden, tüm yeryüzünün bir kum
    taneciğinden büyük olduğu oranda büyüktür. îkinci gök birinciden bu şekilde
    büyük, üçüncü ikinciden ve son göğe kadar biri diğerinden aynı şekilde büyük
    ola ola gider. Ve, bakın size diyorum ki, tüm yeryüzü bir kum taneciğinden
    nasıl büyükse, Cennet’te tüm yeryüzü ve tüm göklerin (toplamından) o şekilde
    büyüktür.»

     

    O
    zaman Petrus dedi: «Ey muallim, Cennet Allah’tan büyük olmalı, çünkü Allah onun
    içinde görünecektir.»

     

    îsa karşılık verdi: «Ağzını kapa
    Petrus, çünkü farkında olmadan küfre gidiyorsun.»

     

    179.

     

    O
    zaman melek Cebrail Isa’ya gelerek, ona güneş gibi parlayan ve içinde şu
    sözlerin yazılı olduğu görülen bir ayna gösterdi: «Ebediyyen sağ ve diriyimdir
    ki, nasıl Cennet tüm göklerden ve yeryüzünden ne kadar daha büyükse, ve nasıl
    tüm yeryüzü bir, kum taneciğinden ne kadar daha büyükse, ben de aynı şekilde
    Cennet’ten o kadar büyüğüm; ve denizin sahip olduğu kum tanecikleri kadar,
    denizdeki su damlaları kadar, yerdeki otlar kadar, ağaçlardaki yapraklar kadar,
    hayvanlardaki deriler kadar; gökleri ve Cennet1eri ve daha (başka şeyleri)
    dolduracak kum taneciklerinin sayısı kadar (Cennet’ten büyüğüm).» Sonra îsa
    dedi: «Ebediyyen Aziz ve Sübhan olan Allah’ımıza ta’zimde bulunalım.» Bunun
    üzerine yüz kez rükûya vardılar ve dua ederek secdeye kapandılar.

     

    Bu şekilde ibadet eda edilince, İsa
    Petrus’ u çağırıp, O’na ve tüm havarilere görmüş


     

    olduğu
    şeyleri söyledi ve Petrus’a dedi: «Tüm yeryüzünden daha büyük olan senin ruhun,
    bir, gözle tüm yeryüzünden bin kez daha büyük olan güneşi görüyor.» «Doğru»
    dedi Petrus.

     

    O zaman İsa dedi: «Aynen böyle.
    Cennet (gözüy) le Yaratıcımız Allah’ı göreceksin.» Ve îsa bunu deyip, İsrail
    ailesi ve kutsal şehir için dua ederek, Rabbunız Allah’a şükretti. Ve, herkes
    karşılık verdi: «Amin, Rabb.»

     

    180.

     

    Bir
    gün, îsa Süleyman (mabedi) verandasında otururken, yanına yazıcılar geldi ve
    içlerinden halka hitap eden birisi kendisine dedi: «Ey muallim, ben bu
    insanlara defalarca hitap ettim, aklımda kitaptan anlayamadığım bir bölüm var.»
    İsa karşılık verdi: «Nedir o?»

     

    Yazıcı
    dedi: «Allah’ın babamız İbrahim’e söylediği şu, «Ben senin büyük ödülün
    olacağım» (sözü). Şimdi, insan (böyle bir ödülü) nasıl hak edebilir?»

     

    O
    zaman îsa ruhen sevindi ve dedi: «Eminim ki sen Allah’ın melekûtundan uzak
    değilsin. Beni dinle, bu öğretinin anlamını sana anlatacağım. Allah, sonsuz,
    insan sonlu olduğundan, insan Allah’ı hak edemez ve senin kuşkun bu mudur
    kardeş?»

     

    Yazıcı
    ağlayarak cevap verdi: «Rab, sen benim kalbimi biliyorsun; o halde konuş, çünkü
    benim ruhum senin sesini duymak arzu ediyor.»

     

    O
    zaman îsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, insan her an aldığı küçük bir nefesi
    de hak edemez.»

     

    Bunu
    duyan yazıcı kendinden geçti ve havariler de aynı şekilde hayrete düştüler,
    çünkü îsa’nın, Allah sevgisi için ne verirlerse, onun yüz katını alacaklarını
    söylediğini hatırlıyorlardı.

     

    Sonra
    İsa dedi: «Eğer biri size yüz altın kuruş ödünç verse ve siz de bu kuruşları
    harcasanız, sonra bu adama, «ben sana kurumuş bir bağ yaprağı veriyorum; bu
    nedenle bana evini ver, çünkü onu hak etmiş oluyorum» diyebilir misiniz?»

     

    Yazıcı
    cevap verdi: «Asla Rab, çünkü o önce borcunu ödemeli ve sonra da, herhangi bir
    şey isteyecekse iyi şeyler vermelidir, ya bozulmuş bir yaprak ne işe yarar ki?»

     

    181.

     

    Isa
    karşılık verdi: «İyi söyledin ey kardeş; o halde söyle bana, insanı hiç yoktan
    yaratan kimdir? Mutlaka Allah’tır, aynı zamanda ona yararlanması için tüm
    dünyayı da vermiştir. Ama insan, günah işleyerek bunu tümüyle harcamıştır,
    çünkü, günahtan dolayı tüm dünya insanın aleyhine döndü ve insanın sefilliği
    içinde, Allah’a günahla bozulmuş amellerinden başka verecek hiç bir şeyi
    yoktur. Çünkü, her gün günah işlemekle, kendi amelini bozmaktadır, bu nedenle
    îşaya peygamber der: «Bizim takvamız bir aybaşı bezi gibidir.» «O hâlde, tatmin
    etmekten uzak olan insan nasıl hak sahibi olabilir? Olur ya, insan günah
    işlemiyor mu diyelim? Allah’ımızın peygamber Davud aracılığıyla söyledikleri
    açık seçiktir.- «Muttaki bir günde yedi kez düşer» öyleyse, muttaki olmayan ne
    kadar düşer? Ve, eğer bizim takvamız lekeliyse, takvasızlığımız ne kadar da
    iğrençtir! Allah sağ ve diridir ki, bir insanın, «hak ederim» sözünden daha çok
    kaçınması gereken başka bir şey yoktur. Bir insan, elinin yaptıklarını bilsin,
    kardeş, o zaman hakkını hemen görecektir. İnsandan çıkan her iyi şeyi,
    gerçekten insan yapıyor değildir, ama onu kendisinde yapan


     

    Allah’tır;
    çünkü varlığı kendisini yaratmış olan Allah’ındır. însanın yaptığı, yaratıcısı
    Allah’a karşı çıkmak ve günah işlemektir, böylece de o, ödülü değil, azabı hak
    eder.»

     

    182.

     

    «Dediğim
    gibi, Allah insanı yalnızca yaratmakla kalmamış, aynı zamanda onu tastamam
    yaratmıştır. Ona tüm dünyayı vermiştir. Cennet’ten ayrıldıktan sonra kendisine
    korumak için iki melek vermiş, ona peygamberler göndermiş, ona kanunu
    bahşetmiş, imanı bahşetmiş, her an onu şeytandan korumakta, ona Cennet vermek
    istemektedir; hattâ insana Kendisi’ni vermek istemektedir. O halde borcun
    büyüklüğünü düşünün! Hiç yoktan kendiniz gibi insanlar yaratmak, bir dünya ve
    Cennet’le birlikte, hatta Allah’ımız gibi, büyük ve iyi bir Allah’la birlikte,
    Allah’ın gönderdikleri kadar peygamberler yaratmak ve her şeyi Allah’a vermek
    borcu tehir edilmekte ve size yalnızca Allah’a şükretme zorunluluğu
    kalmaktadır. Fakat tek bir sinek yaratamadığınız için ve her şeyin Rabb’ı olan
    Allah’tan başka (tanrı olmadığından), borcunuzu nasıl tehir edebileceksiniz?
    Emin olun ki, eğer bir insan size yüz altın kuruş ödünç verecek olsa, geri yüz
    altın kuruş vermek zorunda olursunuz.

     

    «İşte
    kardeş, bunun anlamı şudur ki, Cennet’in ve her şeyin Rabb’ı olan Allah
    istediğini diyebilir; ve her ne isterse verebilir. Bu bakımdan, O İbrahim’e
    «Ben senin büyük ödülün olacağım» dediği zaman, İbrahim, Allah benim ödülümdür»
    değil, «Allah benim hediyem ve borcumdur» diyebildi: Sen de insanlara hitap
    ederken ey kardeş, bu bölümü işte böyle açıklamalısın; yani, eğer insan iyi
    çalışırsa, Allah şu şu şeyleri insana verecektir (demelisin).

     

    Ey
    insan, Allah’ın sana konuşacağı ve «Ey benim kulum, benim sevgim için iyi işler
    yaptın; ben Allah’ından nasıl ödül istersin?» diyeceği zaman, sen cevap ver:
    «Rabb, ben Senin ellerinin eseri olduğumdan, bende şeytan’ın sevdiği günahın
    bulunması yakışık almaz. Bu nedenle Rabb, kendi azametin için, ellerinin
    eserlerine merhamet et.»

     

    Ve
    Allah, «Seni bağışladım, şimdi de seni ödüllendirmek istiyorum» derse cevap
    ver: «Rabb, yaptıklarım için ben ceza hak ettim, ve Sen ise yaptıkların için
    ululanmayı hak ettin. Rabb, bende yapmış olduğum şeyleri cezalandır ve Kendi
    yaptığın şeyleri ise kurtar.»

     

    Ve
    eğer Allah, «Günahın için kendine hangi ceza uygun görünüyor?» derse, sen cevap
    ver: «Ey Rabb, tüm fa sık/facirlerin çekeceği kadar.»

     

    Ve eğer Allah, «Neden bu kadar
    büyük bir ceza istersin, ey benim mü’min kulum?» derse, cevap ver: -Çünkü,
    onların hepsi senden benim aldığım kadar çok şey almış olsalardı, sana benden
    daha çok inançla kulluk ederlerdi.»

     

    Ve
    eğer Allah, «Bu cezayı ne zaman ve ne kadar süreyle almak istersin?» derse,
    cevap ver: «Şimdi ve sonsuza değin.»

     

    Ruhumun huzurunda durduğu Allah
    sağ ve diridir ki, böyle bir insan Allah’ı tüm kutsal meleklerinden daha çok
    hoşnut edecektir. Çünkü, Allah gerçek alçak gönüllülüğü sever ve gururdan
    nefret eder.»

     

    Sonra,
    yazıcı Isa’ya teşekkür etti ve dedi: «Rab, haydi hizmetçinin evine gidelim.
    Çünkü, hizmetçin sana ve havarilerine yemek verecektir.»

     

    İsa
    karşılık verdi: «Bana ‘Rab’ değil de, «kardeş» diyeceğine söz verdiğin zaman
    oraya gelecek ve sen hizmetçim değil, kardeşimsin diyeceğim.» Adam söz verdi ve
    İsa da onun evine gitti.


    183.
    “Gerçek Alçakgönüllü Nasıl Olunur?”

     

    Yemekte
    otururlarken yazıcı dedi: «Ey muallim, Allah’ın gerçek alçak gönüllülüğü
    sevdiğini söyledim. Bu bakımdan, bize alçak gönüllülüğünü ve onun nasıl gerçek,
    nasıl sahte, olabileceğini anlatın.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bakın size diyorum ki, küçük bir çocuk gibi olmayan göklerin
    melekûtuna girmeyecektir.»

     

    Herkes
    bunu duyunca şaşırdı ve birbirlerine dediler ; «Şimdi, otuz ya da kırk yaşında
    olan biri nasıl küçük bir çocuk gibi olacak?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, sözlerim
    doğrudur. Size, «(bir insanın) çocuk gibi olması gerektiğini söyledim; çünkü
    bu, gerçek alçak gönüllülüktür. Eğer küçük bir çocuğa, «Senin elbiselerini kim
    yaptı?» diye sorsanız, «babam» (diye) cevap verecektir. Eğer ona, oturduğu evin
    kimin olduğunu sorsanız, «babamın» diyecektir. Eğer «sana kim yiyecek veriyor?»
    deseniz, «babam» (diye) karşılık verecektir. Eğer, «sana yürümek ve konuşmayı
    kim öğretti?» deseniz, «babam» (diye) cevap verecektir. Ama deseniz ki, «alnını
    kim yardı, alnını böyle sardırmışsın» diyecek olsanız, «düştüm ve başımı
    yardım» (diye) cevap verir. Eğer, «neden düştün?» derseniz, «görmüyor musunuz
    küçüğüm, yetişkin bir insan gibi yürüme ve koşma gücüm yok ki! Bu bakımdan
    babam, sağlam yürümem için benim elimden tutmadı. Fakat iyi yürümeyi öğrenmem
    için babam beni bir an bıraktı ve ben de koşmak isteyince düştüm.» (diye) cevap
    verir. Eğer, «o zaman baban ne dedi?» derseniz, «niye şimdi oldukça yavaş
    yürümedin? Bak, ileride benim yanımdan ayrılmayacaksın» dedi (diye) cevap
    verir.»

     

    184.

     

    «Söyleyin bana, doğru değil mi bu?»
    dedi İsa.

    Havariler ve yazıcı cevap verdiler:
    «Doğruların doğrusu!»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Kalbinden Allah’ı tüm iyiliklerin yazarı, kendini de
    günahların, yazarı olarak tanıyan gerçekten alçak gönüllü olur. Ama, dille
    çocuk gibi konuşup, hareketle zıtlarını ortaya koyan, emin olun ki, sahte alçak
    gönüllülük ve gerçek gurur sahibidir. Çünkü, gurur bu şekilde, insanlar
    tarafından azarlanıp tekmelenmedikçe, alçak gönüllü şeyleri kullandığı zaman
    zirvesine varır.

     

    Gerçek
    alçak gönüllülük insana kendini gerçekten bildiren bir ruh alçak
    gönüllülüğüdür; ama sahte alçak gönüllülük Cehennem’den bir duman olup, ruhun
    anlayışını öylesine karartır ki, insan kendinde bulması gerekeni Allah’ta
    bulup, Allah’ta bulması gerekeni kendinde bulur. Bu şekilde, sahte alçak
    gönüllü insan kendisinin ağır bir günahkâr olduğunu söyler, fakat biri
    kendisine günahkâr olduğunu söylediği zaman, hemen ona karşı gazaba gelir ve
    ona eziyet eder.

     

    «Sahte
    alçak gönüllü insan, sahip olduğu her şeyi kendisine Allah’ın verdiğini söyler,
    ama kendi başına kalınca uymaz ve salih ameller yapmış olur. Ve, bu zamanın bu
    Ferisîleri kardeşler, söyleyin bana, nasıl yürürler?»

     

    Yazıcı
    ağlayarak cevap verdi: «Ey muallim, bu zamanın Ferisîleri Ferisi cübbesi ve adını
    taşırlar, ama kalben ve amel bakımından Kenanîdirler. Ve, Allah’a karşı böyle
    bir adı gasbetmekle kalmıyorlar, bu şekilde basit insanları da aldatıyorlar! Ey
    eski zaman, ne kadar zalimce dayrandın bize. Gerçek Ferisileri bizden aldın ve
    bize sahtelerini bıraktın!»


    185.

     

    İsa
    karşılık verdi: «Kardeş, bunu yapan zaman değil, gerçekte şerli dünyadır, çünkü
    her zaman içinde Allah’a gerçekten kulluk etmek mümkündür; ama dünyâ ile bir
    olunca, yani her zaman kötü tavırlarla insanlar kötüleşir. Elişa peygamberin
    hizmetçisi Gehazi’nin yalan söyleyip efendisini utandırdığını, para ve Suriyeli
    Naaman’ın elbiselerini aldığını biliyor musunuz? Ama, Elişa’nın da Allah’ın onu
    kendilerine peygamber yaptığı çok sayıda Ferisî’si vardı.

     

    «Bakın,
    size diyorum ki, İnsanlar kötü işlere öylesine meyillidir ve dünya da onları bu
    işlere öylesine çeker ve şeytan da kendilerini şerre sürükler ki, bu zamanın
    Ferisi’leri her salih amelden ve her kutsal örnekten kaçınmaktadırlar; ve
    Gehazi örneği, Allah tarafından lanetlenmeleri için kendilerine yeter.»

     

    Yazıcı
    karşılık verdi: «Doğruların doğrusu.» Bunun üzerine İsa dedi: «Gerçek
    Ferisîleri görebilmemiz için, bize Allah’ın iki peygamberi olan Haggay ve Hoşea
    örneğini anlatsana.»

     

    Yazıcı
    karşılık verdi: «Ey muallim, nasıl diyeyim ki? Danyal peygamber tarafından
    yazılmış olmasına rağmen, pek çokları kesinlikle buna inanmıyor; ama sana itaat
    ederek, ben gerçeği nakledeceğim.»

     

    Haggay,
    babadan kalma mirasını satarak, yoksullara verip de, Obadya peygambere hizmet
    etmek için Anatos’tan ayrıldığında onbeş yaşındaydı. Haggay’ın alçak
    gönüllülüğünü bilen yaşlı Obadya onu, şakirtlerine öğretmede bir kitap olarak
    kullandı. Bu nedenle, o sık sık kendisine elbise ve güzel yemekler gönderir,
    fakat Haggay her seferinde elçiyi geri gönderip, derdi: «Git, evine dön, çünkü
    bir yanlışlık yaptın. Obadya bana böyle şeyler mi gönderecek? Asla; çünkü o
    benim hiç bir işe yaramadığımı ve yalnızca günah işlediğimi bilir.»

     

    «Ve,
    Obadya kötü bir şeyi olduğunda, görmesi için onu Haggay’ın yanında bulunan
    birine verirdi. O zaman Haggay bunu görünce kendi kendine derdi: «Bak. şimdi,
    Obadya mutlaka seni unuttu, çünkü bu, herkesten kötü olduğundan yalnızca bana
    uygundur. Ve bunun kadar pis bir şey yoktur. Allah’ın Obadya’nm elleriyle bana
    bahşettiği bu şeyi ondan alsam, bir hazine olurdu.»

     

    186.

     

    «Obadya birine dua etmeği öğretmek
    istediğinde. Haggay’ı çağırır ve derdi: «Duanı

     

    burada
    yap ki, herkes sözlerini işitsin.» O zaman Haggay derdi: «İsrail’in Allah’ı
    Rabb, Seni çağıran kuluna merhametle bak, çünkü onu Sen yarattın. Adaletli Rabb
    Allah, adaletini hatırla ve kulunun günahlarını cezalandır ki, senin eserini
    kirletmiyeyim. Allah’ım Rabb, ben senden mü’min kullarına bahşettiğin nimetleri
    isteyemem, çünkü benim günahtan başka bir şey yaptığım yok. Bu bakımdan Rabb,
    kullarından birine bir hastalık vereceğin zaman kendi şanın için ben kulunu
    hatırla.»

     

    «Ve
    Haggay, böyle davranınca» dedi yazıcı, «Allah onu öylesine sevdi ki, zamanında
    yanında bulunan herkese Allah peygamberlik (hediyesini) verdi. Ve, Haggay dua
    ederken hiç bir şey istemedi ki, Allah vermemiş olsun.»


     

    187.


     

    Salih
    yazıcı bunları söylerken, gemisi parçalanan bir denizcinin ağladığı gibi
    ağladı. Ve, dedi: «Hoşea, Allah’a kulluk etmek için gittiği zaman, Naftali
    kabilesinin reisiydi ve ondört yaşındaydı. Ve, o da babadan kalan mirasını
    satarak, yoksullara verip Haggay’ın şakirdi olmak üzere gitti.

     

    «Hoşea
    sadakaya öylesine tutulmuştu ki, kendinden istenen her şey için derdi: «Bunu
    Allah bana senin için verdi ey kardeş, bu nedenle onu kabul et!»

     

      «Böyle
    yaptığından, az sonra iki elbiseyle kalakaldı, bunlar da çuval bezinden uzun
    bir gömlekle, bir deri cübbeydi. Babadan kalma mirasını satarak yoksullara
    verdi diyorum, çünkü, başka türlü kimsenin Ferisi olarak çağırılmasına izin
    verilmezdi.

     

    «Hoşea’da
    Musa’nın kitabı vardı, onu en büyük ciddiyetle okurdu. Bir gün Haggay kendisine
    dedi: «Hoşea, varını yoğunu senden kim çekip aldı?»

     

    Karşılık verdi: «Musa’nın kitabı.»

     

    Komşu
    bir peygamberin şakirdlerinden biri bir gün Kudüs’e gitmek istedi, ama cübbesi
    yoktu. Bunun üzerine, Hoşea’nın iyilik severliğini duymuş olduğundan varıp onu
    buldu ve dedi: «Kardeş, Allah’ımıza kurban kesmek için Kudüs’e gitmek istiyorum
    ama cübbem yok, bu nedenle ne yapacağımı bilmiyorum.»

     

    Hoşea
    bunu duyunca dedi: «Bağışla beni kardeş, çünkü sâna karşı büyük bir günah
    işledim; Allah bana, sana vereyim diye bir cübbe verdi de, ben unutmuştum. Bu
    bakımdan şimdi onu kabul et ve Allah’a benim için dua et.» Buna inanan adam
    Hoşea’nın cübbesini kabul edip, gitti. Ve Hoşea Haggay’ın evine varınca, Haggay
    dedi: «Cübbeni kim alıp gitti?»

     

    Hoşea cevap verdi: «Musa’nın
    kitabı.»

    Haggay bunu duyunca çok sevindi,
    çünkü Hoşea’nın iyiliğini anlamıştı.

     

    «Bir
    gün bir yoksul adam hırsızlar tarafından soyuldu ve çıplak kaldı. Bunun
    üzerine, onu gören Hoşea kendi uzun gömleğini çıkanp, çıplak olana verdi;
    kendisi ise, gizli yerleri üzerindeki bir keçi derisi parçasıyla kalakaldı. Bu
    nedenle, Haggay’ı görmeye gidemeyince, salih Haggay Hoşea’nın hasta olduğunu
    sandı. Bunun üzerine, iki şakirtle birlikte onu görmeye gitti. Ve onu palmiye
    yapraklarına sarılmış olarak buldular. O zaman Haggay dedi: «Şimdi söyle bana,
    neden beni ziyarete gelmedin?»

     

    Hoşea
    cevap verdi: «Musa’nın kitabı uzun gömleğimi aldı ve oraya gömleksiz gelmekten
    korktum.» Bunun üzerine Haggay kendisine bir başka gömlek verdi.

     

    «Bir
    gün, genç bir adam Hoşea’yı Musa’nın kitabını okurken görüp, ağlayarak dedi:
    «Bir kitabım olsa, ben de okumayı öğrenirim.» Bunu duyan Hoşea ona kitabı
    verip, dedi: «Kardeş, bu kitap senindir; Allah onu bana, ağlayarak kitap
    isteyen birine vermem için verdi.»

     

    Adam ona inandı ve kitabı kabul
    etti.

     

    188.

     

    Haggay’ın, Hoşea’nın yakınında bir
    şakirdi vardı; ve kitabının iyi yazılmış olup

    olmadığını görmek arzusuyla Hoşea’yı
    ziyarete gitti ve ona dedi «Kardeş, kitabımı al ve

    benimki gibi olup olmadığına
    bakalım.»

    Hoşea karşılık verdi: «O benden
    alındı.»

    «Kim aldı onu senden?» dedi şakirt.

    Hoşea cevap verdi: «Musa’nın
    kitabı.» Bunu duyan diğeri Haggay’a vardı ve dedi:

    «Hoşea delirmiş, Musa’nın kitabının
    kendinden Musa’nın kitabını aldığını söylüyor.»


     

    Haggay
    karşılık verdi: «Bende Înşallah aynı şekilde deli olsam ey kardeş ve tüm
    deliler Hoşea gibi olsa!»

     

    Yahudiye
    ülkesine akın eden Suriyeli soyguncular, peygamberlerin ve Ferisilerin oturduğu
    Karmel dağı yanında zar zor yaşayıp giden yaşlı bir dulun oğlunu ele
    geçirdiler, öyle denk geldi ki, odun kesmeye gitmiş olan Hoşea, ağlamakta olan
    kadına karşı geldi. Bunun üzerine, hemen ağlamaya başladı, çünkü ne zaman gülen
    birini görse güler ve ne zaman ağlayan birini görse ağlardı. Sonra Hoşea,
    ağlamasının nedeniyle ilgili olarak kadına sordu; ve o da her şeyi anlattı.

     

    O zaman Hoşea dedi: «Gel kardeş,
    çünkü Allah sana oğlunu vermek diliyor.»

     

    Ve,
    ikisi birlikte Hebran’a gittiler, Hoşea burada kendisini satıp, parayı dul
    kadına verdi, o da Hoşea’-nın parayı nasıl elde ettiğini bilmeyerek kabul etti.
    Ve oğlunu kurtardı. Hoşea’yı satın almış olan onu Kudüs’e getirdi, burada
    oturacak bir yeri vardı, Hoşea’yı da tanımıyordu. Hoşea’nın bulunmadığını gören
    Haggay, üzüntüye kapıldı. Bunun üzerine Allah’ın meleği, onun bir köle olarak
    Kudüs’e nasıl getirildiğini anlattı.

     

    Salih
    Haggay bunu duyunca, oğlunun yokluğuna ağlayan bir anne gibi Hoşea’nın
    yokluğuna ağladı. Ve iki şakirt çağırıp Kudüs’e gitti. Ve Allah’ın dilemesiyle,
    şehrin girişinde, efendisinin bağ tarlasındaki işçilere götürdüğü ekmeği
    yüklenmiş olan Hoşea’yla karşılaştı.

     

    Haggay onu tanıyıp dedi: «Oğul,
    nasıl oldu da, yana yakıla seni arayan yaşlı babanı

    bıraktın?»
    Hoşea cevap verdi: «Baba, ben satıldım.» O zaman
       Haggay öfkeyle dedi:

    «Seni satan bu kötü herif kimdir?»

     

    Hoşea
    cevap verdi: «Allah seni affetsin ey babam; çünkü, beni satan o kadar iyidir
    ki, eğer o dünyada olmamış olsaydı, kimse kutsal olmayacaktı.»

     

    «O
    halde kimdir o?» dedi Haggay. Hoşea cevap verdi: «Ey benim babam, o Musa’nın
    kitabıydı.»

     

    O
    zaman, Haggay kendinden geçip, olduğu yerde kaldı ve dedi: «Seni sattığı gibi
    oğlum, Musa’nın kitabı tüm çocuklarımla birlikte inşallah beni de satsa!»

     

    Ve,
    Haggay Hoşea ile birlikte efendisinin evine gitti, o Haggay’ı görünce dedi:
    «Peygamberini benim evime gönderen Allah’ı tesbih ederim»; ve elini öpmeye
    koştu. O zaman Haggay dedi: «Kardeş, satın aldığın kölenin elini öp, çünkü o
    benden daha iyidir.» Ve, olup bitenlerin hepsini ona anlattı; bunun üzerine,
    efendi Hoşea’ya hürriyetini verdi. «Ve, istediğin tam bu kadar, ey muallim»
    (dedi yazıcı).

     

    189.

     

    Sonra
    İsa dedi: «Bu gerçektir. Çünkü, Allah bunu bana kesinlikle bildirdi. O halde,
    herkesin bunun gerçek olduğunu bilmesi için, Allah adıyla güneş olduğu yerde
    kalsın ve oniki saat hareket etmesin!» Ve, Kudüs ve Yahudiye’nin dehşeti
    karşısında böyle oldu. Ve İsa yazıcıya dedi: «Ey kardeş, böyle bir ilmin
    varken, benden ne öğrenmek istersin? Allah sağ ve diridir ki, bu, insanın
    kurtuluşu için yeterlidir. Öyle ki, Hoşea’nın iyilik severliğiyle Haggay’ın
    alçak gönûllülüğü tüm kanunun ve tüm peygamberlerin istediğidir.»«Söyle bana
    kardeş, bana mabette soru sormak için geldiğin zaman, Allah’ın beni belki de
    kanunu ve peygamberleri yok etmek için göndermiş olabileceğini düşündün mü?»

     

    «Bellidir
    ki, Allah bunu istemez. Çünkü O değişmez ve bu nedenle de, insanın kurtuluş
    yolu olarak takdir ettiği şeyi tüm peygamberlere söyletmiştir. Ruhumun
    huzurunda


     

    durduğu
    Allah sağ ve diridir ki, eğer Musa’nın kitabı babamız Davud’un kitabıyla
    birlikte sahte Ferisi ve fakihlerin insani gelenekleriyle tahrif edilmemiş
    olsaydı, Allah bana Kelâmı’nı vermeyecekti. Ve, neden ben Musa’nın kitabından
    ve Davut’un kitabından söz ediyorum? Her peygamberliği tahrif ettiler. O kadar
    ki, bugün, Allah’ın emrettiği hiç bir şeye bakılmıyor, ama insanlar, sanki
    Allah yanılgı içinde de, insanlar hata etmezmiş gibi fakihler ne diyor,
    Ferisîler ne yapıyor, ona bakıyorlar.»

     

    «Bu
    bakımdan, yazıklar olsun bu imansız nesle, çünkü üzerlerine mabedle mihrap
    arasında öldürdükleri Berekya’nın oğlu Zekeriyya’nın kanıyla birlikte, her
    peygamberin ve takvalı insanın kanı dökülecektir!»

     

    «Hangi
    peygamberi öldürmediler ki? Hangi takvalı insanı tabii bir ölümle ölüme
    bıraktılar? Olsa olsa bir tane: Ve, şimdi de beni öldürmenin yollarını
    arıyorlar. İbrahim’in çocukları olmakla ve güzel mabedleri bulunmakla
    övünürler. Allah sağ ve diridir ki onlar şeytan’ın çocuklarıdır ve onun
    dilediğini yaparlar; bu, yüzdendir, kutsal şehirle birlikte mabed yıkılacak, o
    kadar ki, mabedte taş üstünde taş kalmayacaktır.»

     

    190. Va’d
    İsmail için Yapıldı..

     

    «Söyle
    bana kardeş, sen kanunu öğrenmiş bir alimsin. Babamız İbrahim’e yapılan mesih
    va’di kim içindir? îshak için mi, İsmail için mi?»

     

    Bilgin
    cevap verdi: «Ey muallim, ölüm cezasından ötürü bunu sana söylemekten
    korkuyorum.»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Kardeş, evinde yemek yemeye geldiğim için üzgünüm, çünkü sen
    bu hayatı Yaratıcın Allah’tan daha çok seviyorsun; ve bu nedenle de, hayatını
    yitirmekten korkuyor ve dil Allah’ın kanunuyla ilgili olarak kalbin bildiğinin
    aksini söylediği zaman yok olan sonsuz hayatı ve imanı yitirmekten
    korkmuyorsun.»

     

    O
    zaman salih yazıcı ağladı ve dedi: «Ey muallim, nasıl sonuç vereceğini bilmiş
    olsaydım, insanlar arasında fitne çıkmasın diye söylenmeden bıraktığım pek çok
    şeyi anlatırdım.»

     

    İsa
    cevap verdi: «Ne insanlara, ne tüm dünyaya, ne tüm kutsal kişilere, ne de tüm
    meleklere, Allah’a karşı gelmeyi gerektirdiğinde saygı duymamalısın. Bu
    bakımdan, yaratıcın Allah’a karşı gelineceğine, bırak bütün (dünya) helak
    olsun. Ve günahlarla birlikte ortada kalmasın. Çünkü günah yıkar, korumaz ve
    Allah denizdeki kumlar kadar, hatta daha çok dünyalar yaratmaya kadirdir.»

     

    191.

     

    Sonra, yazıcı dedi: «Bağışla beni
    muallim, günaha girdim.»

    îsa dedi.- «Allah bağışlasın seni;
    çünkü günahı O’na karşı işledin.»

     

    Bunun
    üzerine yazıcı dedi: Allah’ın kulları ve peygamberleri Musa ve (senin yaptığın
    gibi güneşi yerinde durduran) Yuşa’nın eliyle yazılmış eski bir kitap gördüm.
    Bu kitap Musa’nın gerçek kitabıdır. İçinde, İsmail’in Mesih’in babası, İshak’ın
    da Mesih’in habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve, kitap şöyle der ki: «Musa
    dedi: «Kadir ve Rahim olan İsmail’in Allah’ı Rabb, azametinin nurunu kuluna
    göster.» Bunun üzerine, Allah ona Elçisi’ni İsmail’in kucağında gösterdi ve
    İsmail de İbrahim’in kücağındaydı. İsmail’in yanında İshak duruyordu, kucağında
    bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah’ın Elçisi’ni gösterip diyordu: «Bu, Allah’ın
    tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişidir.»


     

    Bunun
    üzerine Musa sevinçle haykırdı: «Ey İsmail, sen kucağında tüm dünyayı ve
    Cennet’i tutuyorsun; ben Allah’ın kulunu unutma ki, Allah’ın her şeyi kendisi
    için yarattığı oğlunun sayesinde Allah’ın gözünde bir lutfa erebiliyorum.»

     

    192.

     

    Bu
    kitapta, Allah’ın koyun ve sığır eti yediği bulunmaz; bu kitapta Allah’ın
    rahmetini yalnızca İsrail için tuttuğu değil, bilakis Allah’ın, gerçekten
    yaratıcısı Allah’ı arayan her insan için rahmet sahibi olduğu yazılıdır.

     

    «Ben
    bu kitabın tamamını okuyamadım, çünkü ben kitaplığımda iken başkâhin onu bir Ismaili’nin
    yazmış olduğunu söyleyerek beni men etti.»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Artık tekrar bir daha gerçeği saklamamaya bak. Çünkü Mesih’e
    inanmakla Allah insanlara kurtuluş verecek ve O’nsuz kimse kurtulamayacak»

     

    Ve,
    İsa konuşmasını burada bitirdi. Bunun üzerine, yemeye oturuyorlardı ki, bir de
    ne görelim, İsa’nın ayaklan dibinde ağlayan Meryem Nikodemus’un (yazıcının adı
    böyleydi,) evine girip, ağlıyarak kendini İsa’nın ayaklannın dibine bıraktı ve
    dedi: «Rab, senin sayende Allah’ın rahmetini gören kulunun bir kız kardeşi ve
    bir erkek kardeşi şimdi ölüm tehlikesiyle hasta yatıyor.»

     

    İsa
    karşılık verdi; «Evin nerededir? Söyle bana, çünkü onun sıhhati için Allah’a
    dua etmeye geleceğim.»

     

    Meryem
    cevap verdi: «Betani erkek ve kız kardeşimin (memleketi) dir. Benim kendi
    memleketim Magdala’dır; erkek kardeşim Betani’dedir.»

     

    İsa
    kadına dedi: «Hemen doğru erkek kardeşinin evine git ve orada beni bekle. Onu
    iyileştirmeye geleceğim. Ve korkma, çünkü o ölmeyecek.»

     

    Kadın ayrıldı ve Betani’ye
    vardığında erkek kardeşinin o gün ölmüş olduğunu gördü.

    Bunun üzerine onu babalarının
    kabrine koydular.

     

    193.
    Lazarus’un Dirilmesi..

     

    İsa Nikodemus’un evinde iki gün
    kaldı ve üçüncü gün Beytanya’ya gitmek üzere ayrıldı;

    ve kasabaya yaklaştığında, Meryem’e
    gelmekte olduğunu söylemeleri için havarilerinden

    ikisini önden gönderdi. Kadın
    koşarak kasaba dışına çıktı ve İsa’yı bulunca ağlayarak

    dedi: «Rab, kardeşimin ölmeyeceğini
    söylemiştin; şimdi ise dört gündür gömülü

    bulunuyor. Allah için, ben seni
    çağırmadan önce gelmiş olsaydın, o zaman ölmezdi!»

     

    İsa karşılık verdi: «Kardeşin ölmüş
    değil, uyuyor. Bu bakımdan, ben onu uyandırmak için

    geliyorum.»

     

    Meryem
    ağlayarak cevap verdi «Rab, böyle bir uykudan o Hüküm Günü’nde Allah’ın
    meleğinin surunun sesiyle uyanacaktır.»

     

    îsa
    karşılık verdi: «Meryem, bana inan ki, o (o günden) önce kalkacak. Çünkü, Allah
    bana uyku üzerine güç vermiştir; ve bak sana diyorum ki, o ölmüş değildir.
    Çünkü yalnızca, Allah’ın rahmetini bulmadan ölenler ölüdür.»

     

    Meryem,
    kızkardeşi Marta’ya İsa’nın gelişini bildirmek için çabucak geri döndü. Şimdi,
    Lazarus’un ölümünde Kudüs’ten gelmiş bir hayli Yahudi ve pek çok yazıcı ve
    Ferisi toplanmış bulunuyorlardı. Kız kardeşinden İsa’nın gelmekte olduğunu
    duyan Marta aceleyle kalktı ve dışarı koştu; bunun üzerine yahudi, yazıcı ve
    Ferisîler’den oluşan kalabalık onu teselli etmek için peşinden gittiler. Çünkü
    kardeşine ağlamak için kabre


    gittiğini
    sanıyorlardı, îsa’nın Meryem’le konuştuğu yere varınca Marta ağlayarak dedi:

    «Rab, Allah için burada olmuş olsaydın,
    çünkü o zaman kardeşim ölmezdi!»

    Meryem o zaman ağlamaya başladı;
    bunun üzerine İsa da göz yaşı döktü ve iç çekerek

    dedi: «Onu nereye yatırdınız?» Cevap
    verdiler, «Gel bak.»

     

    Ferisîler
    kendi aralarında diyorlardı: «Şimdi Nain’deki dulun oğlunu dirilten bu adam,
    ölmeyeceğini söylediği halde neden bu adamı ölüme bıraktı?»

     

    İsa,
    herkesin ağlamakta olduğu kabre varıp dedi: «Ağlamayın, çünkü Lazarus uyuyor,
    ve ben onu uyandırmaya geldim.»

     

    Ferisîler kendi aralarında dediler:
    «Allah için, sen böyle mi uyursun!»

    O zaman îsa dedi: «Benim saatim
    henüz gelmedi; geldiği zaman aynı şekilde uyuyacak

    ve süratle uyandırılacağım.» Sonra
    İsa yine dedi: «Kabrin üzerinden taşı çekin.»

    Marta dedi: «Rab, o kokmuştur. Çünkü
    öleli dört gün oluyor.»

     

    İsa
    dedi: «Öyleyse ben niye geldim buraya Marta? Sen benim onu uyandıracağıma
    inanmıyor musun?»

     

    Marta
    cevap verdi: «Senin, Allah’ın bu dünyaya gönderdiği bir mukaddesi olduğunu
    biliyorum.»

     

    O
    zaman, İsa ellerini göğe kaldırdı ve dedi: «İbrahim’in Allah’ı, İsmail ve
    îshak’ın Allah’ı, babalarımızın Allah’ı Rabb, bu kadınların başına gelenlere
    merhamet et ve kutsal adına şan ver.» Ve, herkes «Amin» diye karşılık verince,
    îsa yüksek bir sesle dedi:

     

    «Lazarus, beri gel!»

     

    Bunun
    üzerine, ölmüş olan kalktı; ve îsa havarilerine dedi: «Onu çözün.» Çünkü,
    babalarımızın (ölülerini) gömegeldikleri şekilde, o da yüzünün üzerindeki
    peşkirle birlikte kefene sarılmış bulunuyordu.

     

    Yahudilerden
    büyük bir kalabalık ve Ferisî’lerin bir kısmı Isa’ya iman ettiler. Çünkü mucize
    büyüktü.

     

    Küfürlerinde
    kalanlar ise ayrıldılar ve Kudüs’e gidip Lazarus’un dirilişini ve pek çok
    kişinin nasıl Nasara olduğunu başkâhine reislerine anlattılar. İsa’nın tebliğ
    ettiği Allah’ın kelâmıyla tevbeye gelenlere böyle (Nasara Nasırîler) derlerdi.

     

    194.

     

    Yazıcılar
    ve ferisiler Lazarus’u öldürmek için başkâhinle istişarede bulundular; çünkü,
    pek çokları, Lazarus’un insanlarla konuştuğunu, yiyip içtiğini gördüklerinden,
    Lazarus mucizesinin büyüklüğü dolayısıyla kendilerinin geleneklerini bırakıp,
    îsa’ya iman ediyorlardı. Fakat, Kudüs’te taraftarları olduğundan ve
    kizkardeşiyle Magdala ve Beytanya’yı da elinde bulunduran Lazarus güçlü de
    olduğundan ne yapacaklarını bilmiyorlardı.

     

    îsa
    Beytanya’ya, Meryem’le birlikte Marta ve Lazarus’un evine vardı. Kendisine
    hizmet ettiler.

     

    Bir
    gün İsa’nın ayaklan dibinde oturan Meryem onun sözlerini dinliyordu. Bu sırada
    Marta îsa’ya dedi : «Rab, görmüyor musun kızkardeşim sana gereken bakımı
    yapmıyor ve senin ve havarilerinin yiyeceklerini getirmiyor.»

     

    İsa
    cevap verdi.- «Marta, Marta, sen yapman gereken şeyin düşüncesine kapılıyorsun,
    çünkü Meryem kendinden ebediyen ayrılmayacak bir pay seçti.»

     

    Kendine iman eden büyük bir kalabalıkla
    birlikte sofrada otururken îsa, konuşup dedi:

    «Kardeşler, sizinle kalacak pek az
    zamanım var. Çünkü, vakit gelmiş demektir ve benim


     

    dünyadan ayrılmam gerekiyor. Bu
    nedenle, size Allah’ın Hezekiel Peygambere söylediği sözü hatırlatıyorum: «Ben,
    senin Allah’ın ebediyen sağ ve diriyimdir ki, günah işleyen ruh ölecektir, ama
    eğer günahkâr, tevbe edecek olursa ölmeyecek, yaşayacaktır.»

     

    Bu
    bakımdan, şimdiki ölüm, ölüm değil, gerçekte uzun bir ölümün sonudur; nasıl
    bedenin bir baygınlık anında içinde ruh varken, candan ayrıldığı zaman, ölenler
    ve gömülenler üzerinde bayılmak dışında başka hiç bir avantajı olmuyorsa,
    gömülen (vücut) da Allah’ın kendisini yeniden diriltmesini bekler.

     

    «O halde dikkat edin, Allah’ı
    idraktan yoksun olan bir hayat ölüdür.»

     

    195.
    “Bana İnananlar Ebediyyen Ölmeyeceklerdir.”

     

    Bana
    inananlar ebediyen ölmeyeceklerdir. Çünkü, benim sözüm sayesinde Allah’ı
    içlerinde idrâk edecekler ve bu nedenle de kurtuluşlarını
    gerçekleştireceklerdir.

     

    «Ölüm,
    Allah’ın buyruğuyla tabiatın yaptığı bir hareketten başka nedir? Şöyle ki, biri
    bir kuşu tutup, ipini de eline aldığı zaman, baş kuşun uçmasını dilediğinde ne
    yapar? Tabii ki, mutlaka ele açılmasını emreder ve böylece kuş hemencecik uçup
    gider. «Ruhumuz», peygamber Davud’un dediği gibi, kişi Allah’ın koruması
    altında bulunduğu zaman, «kuş avcısının tuzağından kurtulmuş bir serçe
    gibidir.» Ve hayatımız, tabiatın kendisiyle ruhu insanın bedenine ve canına
    bağlı tuttuğu bir ip gibidir. Ve, bu bakımdan, Allah dilediği ve tabiata
    açılmasını emrettiği zaman, hayat kopar ve ruh, Allah’ın ruhları almakla
    görevlendirdiği meleklerin elinde kurtulur.

     

    O halde, dostlar, dostları
    öldüğü zaman ağlamasınlar, çünkü Allah’ımız böyle dilemiştir. Ama, günah
    işledikleri zaman, bırakın durmaksızın ağlasınlar. Çünkü, (günah işlemekle)
    ruh, Allah’tan, -gerçek hayattan- koptuğundan ölür.

     

    Eğer
    beden ruhla birleşmeyince çirkinleşiyorsa, ruh, rahmet ve lûtfuyla kendini
    güzelleştiren ve dirilten Allah’la birleşmeyince çok daha fazla korkunçlaşır.»

     

    Ve,
    îsa bunu deyip Allah’a şükretti; sonra Lazarus dedi ki: «Rab, bu ev bana
    geçimim için verdiği tüm şeylerle birlikte, yoksullara bakılması için Yaratıcım
    olan Allah’a aittir. Bu nedenle, sen de yoksul olduğuna ve pek çok şakirdin de
    bulunduğuna göre, istediğin zaman istediğin kadar kalmak için buraya gel.
    Çünkü, Allah’ın kulu, Allah sevgisi için gerektiği kadar size hizmet edeceğim.»

     

    196.

     

    îsa
    bunu duyunca sevindi ve dedi: «ölmek ne kadar iyi bir şeymiş görün! Lazarus
    yalnızca bir kere öldü ve dünyanın, kitaplar arasında büyüyen en akıllı
    adamlarının bilmediği böyle bir akideyi öğrendi! Allah için, her insan Lazarus
    gibi, insanlar yaşamayı öğrensinler diye yalnızca bir kez için olsun ölmeli.»

     

    Yuhanna karşılık verdi: «Ey muallim,
    bir söz söylememe izin var mı?»

     

    «Bin
    tane söyle» (diye) karşılık verdi îsa, «Çünkü, nasıl bir insan Allah’a kulluk
    için mallarını dağıtmaya hazırsa, o akideyi dağıtmaya da hazırdır. Ve, o (böyle
    yapmaya) ne kadar hazır olursa, mal ölüye yeniden hayat veremezken, sözün o
    kadar çok bir ruhu tevbeye getirme gücü olur. Bu bakımdan, yoksul bir insana
    yardım etme gücü olan adam, yardım etmeyip de, yoksul açlıktan öldüğü zaman bir
    katil olmuş olur. Ama daha kötü katil, Allah’ın Kelâmı’yla günahkârı tevbeye
    getirebilen, ama getirmeyip, Allah’ın dediği gibi «dilsiz bir köpek» örneği
    oturup duran kişidir. Böylelerine karşı Allah der:


     

    «Kelâmımı
    gizlediğinden dolayı günahkârın helak olacak olan ruhunu senin ellerinden
    isteyeceğim, ey benim imansız kulum.»

     

    «Bu
    durumda anahtarı olup da sonsuz hayata girmeyen, hatta girmek isteyenlere engel
    olan yazıcıların ve Ferisîler’in durumu ne olmaktadır şimdi?»

     

    «Ey
    Yuhanna, benim yüzbin sözümü dinledikten sonra bir söz söylemek için benden
    izin istersin. Bak sana diyorum ki, beni dinlediğin her bir sözün on katını
    senden dinlemeye hazırım. Ve, bir diğerini dinleyecek olan, konuştuğu her
    defada günah işler. Çünkü, kendimiz için istediğimizi başkalarına da yapmalı,
    kendi görmek istemediğimizi başkalarına da yapmamalıyız.»

     

    O
    zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, neden Allah bunu, yani, kendilerini ve
    Yaratıcılarını bilmeleri için, Lazarus’un yaptığı gibi bir kez ölüp geri
    dönmeği insanlara bahşetmedi?»

     

    197.

     

    îsa
    cevap verdi: «Söyle bana Yuhanna; ev sahibinin biri bir hizmetçisine, evinin
    manzarasını kapayan ağacı kesmesi için mükemmel bir balta verdi.

     

    Ama
    işçi baltayı unuttu ve dedi: «Eğer efendi bana eski bir balta vermiş olsaydı
    ağacı kolayca keserdim» Söyle bana Yuhanna, ev sahibi ne dedi? Mutlaka kızdı ve
    eski baltayı alıp adamın başına çarptı ve dedi:

     

    «Aptal hilekâr! Sana ağacı
    zahmetsizce kesebileceğin bir balta verdim, sense büyük

    zahmetlerle çalışman gerekecek ve
    gidip, hiç bir şey elde edemeyeceğin bu baltayı mı

     

    istersin? Ben senin ağacı, çalışman
    işe yarasın diye kesmeni isterim. Doğru değil mi bu?»

    Yuhanna cevap verdi: «Doğruların
    doğrusu.» (O zaman îsa dedi) : -Ebediyen sağ ve

    diriyimdir ki» der Allah, «Ben herkese
    iyi bir balta verdim, bu da bir ölünün

    gömüldüğünü görmektir. Kim bu
    baltayı iyi kullanırsa, kalbindeki günah ağacını sancısız

    çıkarır; böylece lütuf ve rahmetimi
    kazanır. Onlara salih amellerinden dolayı sonsuz

    yaşama hakkı veririm. Ama, gün be gün
    başkalarının ölüp durduğunu gördüğü halde

    ölümlü olduğunu unutan ve «eğer öbür
    hayatı görsem, iyi işler yaparım» diyenin üzerine

    olacaktır öfkem, ve onu ölümle
    öylesine çarparım ki, bir daha hiç iyilik bulamaz.»

     

    «Ey
    Yuhanna» dedi îsa, «Başkalarının düşüşünden ayakları üzerinde durmayı öğrenenin
    avantajı ne büyüktür!»

     

    198.

     

    Sonra,
    Lazarus dedi: «Muallim, bakın size diyorum ki, günbegün ölenlerin mezara,
    götürüldüğünü görüp de Yaratıcımız Allah’tan korkmayanın hak edeceği cezayı
    tasavvur edemiyorum. Böyle biri, tümüyle vazgeçmesi gereken dünyadaki şeyler
    için kendisine nesi varsa veren Yaratıcısı’na karşı gelir.»

     

    O
    zaman îsa havarilerine dedi: «Bana muallim diyorsunuz ve iyi ediyorsunuz, çünkü
    Allah benim ağzımla size öğretiyor. Ama, Lazarus’a ne diyeceksiniz? Gerçekten o
    burada, bu dünyada akideyi öğreten tüm muallimlerin muallimidir. Ben şüphesiz
    size nasıl iyi yaşanacağını öğrettim, ama Lazarus size nasıl iyi ölüneceğini
    öğretecektir. Allah sağ ve diridir ki, o peygamberlik hediyesini almıştır; bu
    bakımdan onun doğru sözlerini dinleyin. Ve, insan kötü ölürse, iyi yaşama
    boşuna olacağından onun sözlerini o derece fazla dinlemelisiniz.»


     

    Lazarus
    dedi: «Ey muallim, sana teşekkür ederim ki, gerçeğin değerini veriyorsun; bu
    nedenle Allah sana büyük hak verecektir.»

     

    O
    zaman, (bu satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, Lazarus sana, «hak alacaksın»
    demekle, nasıl gerçeği söylemiş oluyor? Halbuki, sen Nikodemus’a insanın
    cezadan başka bir şeye hakkı olmadığını söylemiştin. Sen de bu durumda Allah’ın
    cezasına mı uğrayacaksın?» îsa cevap verdi: «Înşallah bu dünyada Allah’ın
    cezasına uğrarım, çünkü, yapmam gerektiği kadar imanla ona kulluk etmedim.»

     

    «Ama,
    Allah rahmetinden dolayı beni öylesine sevdi ki, her ceza benden geri alındı. O
    kadar ki, ben yalnızca bir başka kişide azap göreceğim. Ceza benim için
    yerindedir. Çünkü insanlar bana Allah dediler. Ama ben gerçek olarak, yalnızca
    Allah olmadığımı değil aynı zamanda, Mesih de olmadığımı itiraf ettiğimden
    Allah benden cezayı çekti ve utanç benim olsun diye, onu şerli birine
    çektirecektir. Bu bakımdan, sana diyorum ki benim Barnabas’ım, bir insan
    Allah’ın komşusuna ne vereceğinden söz ederken ‘komşusunun onu hak ettiğini de
    söylesin. Ama dikkat etsin ki, Allah kendine vereceği şeyden söz ederken «Allah
    bana verecek» desin. Ve, «benim hakkım var» dememeye dikkat etsin; çünkü Allah
    kullarına günahları nedeniyle Cehennem’i hak ettikleri zaman rahmetini bahşetmekten
    memnunluk duyar.

     

    199.

     

    Allah
    rahmette o kadar zengindir ki, bin denizin suyu, eğer bu kadarı bulunabilirse,
    Cehennem alevlerinin bir kıvılcımını söndüremezken, Allah’a karşı suç
    işlediğine ağlayan kişinin bir damla göz yaşı, Allah’ın imdadına yetiştiği
    büyük rahmetiyle tüm Cehennem’i söndürür. Bu nedenle, Allah şeytan’ı kahretmek
    ve kendi nimetini göstermek için, mü’min kulunun her iyi amelini rahmetinin
    varlığıyla hak diye isimlendirmek diler ve onun komşusu hakkında böyle
    konuşmasını ister. Yine de, bir insan kendisi hakkında «hakkım var» demekten
    kaçınmalıdır, çünkü kınanır.»

     

    200.

     

    îsa
    sonra Lazarus’a döndü ve dedi: «Kardeş, benim dünyada kısa bir zaman kalmam
    gerekiyor. Bu bakımdan, senin evine yakın olduğum zaman, hiç başka yere
    gitmeyeceğim, çünkü sen bana, benim sevgim için değil, Allah sevgisi için
    hizmet edersin.»

     

    Yahudi’lerin
    Fısıh bayramı yaklaştı, bu nedenle İsa havarilerine dedi: «Kudüs’e fısıh kuzusu
    yemeye gidelim.» Ve, Petrus’la Yuhanna’yı şehre gönderip, dedi : «Şehrin
    kapısının yanında bir sıpayla birlikte bir eşek bulacaksınız, onu çözüp buraya
    getirin; çünkü, Kudüs’e kadar ona binmem gerekiyor. Ve, eğer biri size, «onu
    niye çözüyorsunuz» diye sorarsa «muallimin ona ihtiyacı var» deyin, onu
    getirmenize izin verirler.» Havarileri gittiler. İsa’nın kendilerine
    söylediklerinin hepsini gördüler ve aynı şekilde eşeği ve sıpayı getirdiler.
    Havariler cübbesini sıpanın üstüne koydular ve İsa ona bindi. Ve, öyle oldu ki,
    Kudüs halkı Nasıra’lı İsa’nın gelmekte olduğunu duyunca, ellerinde palmiye ve
    zeytin dalları «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler Davud’un
    oğlu!» diye çocuklarıyla birlikte İsa’yı görmek için şehrin dışına çıktılar.
    İsa şehre girince, halk, «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler
    Davud’un oğlu!» diye diye elbiselerini eşeğin ayaklan altına yazdılar.


    Ferisiler
    İsa’yı azarlayıp dediler: «Görmüyor musun ne diyorlar? Sustur onlan!»

     

    O
    zaman İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir kî, eğer
    insanlar susacak olsa, habis günahkârların küfrüne karşı taşlar haykıracaktır.»
    Ve, İsa bunu deyince, Kudüs’ün bütün taşları büyük bir gürültüyle haykırdılar.
    «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun!»

     

    Yine
    de Ferisiler küfürlerine devam ettiler ve bir araya toplanıp, onu konuşurken
    yakalamak için istişarede bulundular.

     

    201.
    “İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın!”

     

    İsa
    mabede girince, yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın
    getirdiler. Aralarında dediler: «Eğer onu kurtarırsa, bu Musa’nın kanununa
    aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine
    aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde Isa’ya varıp,
    dediler: «Muallim, bu kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recm edilmesini
    emretmişti; buna sen ne dersin?»

     

    Bunun
    üzerine îsa eğilip, parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes kendi
    kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla
    aynayı gösterdi ve dedi: «Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.» Ve,
    yeniden eğilip, aynayı çizdi. Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak
    bir bir çıktılar, çünkü kirli işlerini görünce utanıyorlardı.

     

    İsa
    yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi göremeyince dedi: «Kadın, seni
    ayıplayanlar nerede?»

     

    Kadın
    ağlıyarak cevap verdi, «Rab, gittiler; eğer beni bağışlarsan, Allah sağ ve
    diridir ki, bir daha günah işlemiyeceğim.»

     

    O
    zaman îsa dedi: «Allah’ı tesbih ederim! Huzurla yoluna git ve bir daha günah
    işleme, çünkü Allah beni seni mahkûm etmek için göndermedi.»

     

    Sonra,
    yazıcılar ve Ferisiler toplanınca, îsa kendilerine dedi: «Söyleyin bana; eğer
    sizden birinizin yüz koyunu olsa ve onlardan birini yitirse doksandokuzunu
    bırakıp, onu aramaya gitmez misiniz? Ve, onu bulunca, onu omuzlarınıza atıp,
    komşularınızı çağırarak, onlara demez misiniz? «Benimle birlikte sevinin,
    çünkü, yitirdiğim koyunu buldum.» Mutlaka böyle yaparsınız.

     

    «Şimdi
    söyleyin bana, Allah’ımız, dünyayı kendisi için yarattığı insanı daha mı az
    sever? Allah sağ ve diridir ki, tevbe eden günahkâr üzerine Allah’ın
    meleklerinde böylesine bir sevinç meydana gelir; çünkü, günahkârlar Allah’ın
    rahmetini bildirirler.»

     

    202.

     

    «Söyleyin
    bana, doktor en çok kimin tarafından sevilir, hiç hastalık görmemiş olanlar
    tarafından mı, yoksa doktorun ağır hastalıklarını iyileştirdiği kişiler
    tarafından mı?» Ferisiler ona dedi: «Sağlam adam doktoru nasıl sevsin ki? O
    mutlaka onu, yalnızca hasta olmadığı için sevecektir; ve hastalığı bilmediği
    için de çok az sevecektir.»

     

    O zaman ruhî bir şiddetle îsa
    konuşup dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sizin kendi diliniz kendi gururunuzu
    mahkûm ediyor, o kadar ki, Allah’ımız müttakî olandan çok, Allah’ın üzerindeki
    büyük rahmetini bilen tevbekâr günahkâr tarafından sevilir. Çünkü, muttaki
    Allah’ın rahmetini bilmez. Bu bakımdan, Allah’ın meleklerinin yanında, tevbe
    eden bir günahkâr için duyulan sevinç, doksan dokuz muttaki kişiye (duyulandan)
    daha çoktur.


     

    «Zamanımızda
    müttakîler nerede? Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, takvasız
    müttakîlerin sayısı çoktur; onların durumu şeytanınki gibidir.»

     

    Yazıcılar
    ve Ferisiler karşılık verdiler: «Biz günahkârlarız, bu nedenle Allah bize
    merhamet edecektir» Ve, onlar bunu İsa’yı kışkırtmak için dediler; çünkü,
    yazıcılar ve Ferisîler, kendilerine günahkâr denmesini büyük bir hakaret
    sayarlardı.

     

    O
    zaman İsa dedi: «Korkarım ki siz, takvasız müttakîlersinizdir. Çünkü, günah
    işleyip de günahınızı inkâr eder ve kendinize muttaki derseniz, takvasız
    olursunuz; ve eğer kalbinizden kendinizi muttaki kabul ediyor ve dilinizle
    günahkâr olduğunuzu söylüyorsanız, o zaman bir kat daha takvasız
    müttakilersiniz demek olur.»

     

    Yazıcılar
    ve Ferisîler bunu duyunca, İsa’yı havarileriyle birlikte huzur içinde bırakıp
    başları önünde çekip gittiler ve cüzzamı temizlenmiş olan cüzzamlı Simun’un
    evine vardılar. Şehir halkı hastalarını Simun’-un evinde toplamış
    bulunuyorlardı; Isa’ya hastaların iyileştirilmesi için ricada bulundular.

     

    O
    zaman, saatinin yakın olduğunu bilen İsa dedi: «Ne kadar hasta varsa çağırın, çünkü
    Allah onları iyileştirecek kudrette ve merhamettedir.»

     

    Karşılık verdiler: «Burada, Kudüs’te
    başka hasta bulunduğunu bilmiyoruz.»

     

    Isa
    ağlayarak karşılık verdi: «Ey Kudüs, ey İsrail, senin için ağlıyorum. Sen sana
    olan ziyareti bilmiyorsun; çünkü, bir tavuğun civcivlerini kanatları altına
    topladığı gibi, ben de seni yaratıcınız Allah sevgisinde toplamak istedim, ama
    sen istemedin! Bu nedenle, Allah size şöyle diyor:

     

    203. İlahi
    Gazaba Uğrayacaklar..

     

    «Ey
    sert yürekli, sapık fikirli şehir, sana, seni kalbine çevirmesi için ve sen de
    tevbe edesin diye kulumu gönderdim; ama sen ey bozuk şehir, senin için, ey
    İsrail, Mısır’a ve Firavun’a yaptıklarımın hepsini unuttum. Kulum hasta
    vücudunu iyileştirsin diye defalarca ağlarsın; ama, senin günahkâr ruhunu iyileştirmeye
    çalıştığı için, kulumu öldürmenin yollarını ararsın.»

     

    «Cezama
    uğramayan yalnızca sen mi kalacaksın şimdi? Sen ebediyyen yaşayacak mısın? Ve,
    senin gururun seni benim ellerimden kurtaracak mı? Kasinlikle hayır, çünkü, bir
    orduyla birlikte karşına reisler çıkaracağım ve onlar seni kuvvetle saracaklar
    ve seni onların ellerine öylesine teslim edeceğim ki, gururun doğru Cehennem’e
    düşecek.» «Yaşlıları ve dulları bağışlamıyacağım, çocukları bağışlamıyacağım,
    seni tümden kıtlığa, kılıca ve hakarete terk edeceğim ve üzerine rahmetle
    baktığım mabedi şehirle birlikte ıssız bırakacağım; o kadar ki, uluslar
    arasında bir efsane, bir alay konusu ve bir darb-ı mesel olacaksın. Gazabım
    üzerinde böyle kalacak ve benim öfkem uyumaz.»

     

    204.

     

    Bunları
    söyledikten sonra İsa yeniden dedi: «Başka hastalar bulunduğunu bilmiyor
    musunuz? Allah sağ ve diridir ki, Kudüs’te ruhları sağlam olanlar vücutça hasta
    olanlardan daha azdır. Ve, gerçeği bilmeniz için, size diyorum ki ey hasta
    olanlar, Allah’ın adına hastalığınız sizden ayrılsın!»

     

    Ve,
    o bunu söylediği zaman, derhal iyileştiler. -Allah’ın Kudüs üzerindeki gazabını
    duyunca insanlar ağladılar ve merhamet için yalvardılar. O zaman îsa dedi:
    «Eğer Kudüs günahları için ağlayacak ve pişman olup, yolumda yürüyecek olursa»
    der Allah, «bir daha


     

    onun
    kötülüklerini hatırlamıyacak ve söylediğim belâlardan hiç birini ona
    vermeyeceğim. Ama Kudüs, uluslar arasında adıma küfretmekle şanımı lekelediğine
    değil de, kendi yıkımına ağlar. Bu yüzden öfkem daha çok tutuştu. Ebediyyen sağ
    ve dîriyimdir ki, eğer Musa ile birlikte kullarım Eyub, İbrahim, Samuel, Davud
    ve Danyal kavimleri için dua etseler, Kudüs’e olan öfkem yatışmayacaktır.» Ve,
    İsa bunu dedikten sonra, herkes endişe içinde evine çekildi.

     

    205. Hain
    Yahuda’nın İhaneti

     

    îsa
    cüzzamlı Simun’un evinde akşam yemeği yerken, bakın ki, Lazarus’un kızkardeşi
    Meryem eve girdi ve bir kabı kırıp, İsa’nın başına ve elbisesine yağ merhemi
    döktü. Bunu gören hain Yehuda, Meryem’i böyle bir işi yapmaktan alıkoymaya çalışıp,
    dedi: -Gidip merhemi sat ve parayı getir de onu yoksullara vereyim.»

     

    îsa
    dedi: «Ona neden engel olursun? Bırak yapsın, çünkü sizin bulacağınız yoksullar
    hep sizinledir. Ama beni her zaman bulamıyacaksınız.»

     

    Yehuda
    karşılık verdi: «Ey muallim; bu yağ merhemi üç yüz kuruşa satılabilir; kaç
    yoksulun yardım göreceğine bakın şimdi.»

     

    îsa
    cevap verdi: «Ey Yehuda, ben senin kalbini biliyorum; sabr et bakalım, sana her
    şeyi vereceğim.»

     

    Herkes
    korkuyla yemek yedi. Havariler ise üzgündü. Çünkü îsa’nm kendilerinden
    ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Ama, Yehuda kızgındı, çünkü, îsa’ya verilen
    bütün şeylerin onda birini çaldığından, yağ satılmadığı için otuz kuruşu
    yitirdiğini biliyordu. Başkâhini bulmaya gitti; o, kâhinleri, yazıcıları ve
    Ferisîleri bir heyet halinde toplamış bulunuyordu; kendisine Yehuda dedi: «Bana
    ne vereceksin? Ben kendisini İsrail kralı yapmak isteyen îsa’yı elinize teslim
    edeceğim.»

     

    Cevap verdiler: «Şimdi, onu elimize
    nasıl vereceksin?»

     

    Yehuda dedi: «Şehir dışına
    ibadet etmeye gittiğini öğrendiğim zaman size söyleyecek ve sizi onun bulunduğu
    yere ileteceğim; çünkü, onu şehrin içinde fitne çıkmadan yakalamak imkânsız
    olacaktır.»

     

    Başkâhin
    karşılık verdi: «Eğer onu bizim elimize verirsen, sana otuz altın vereceğiz ve
    sana nasıl iyi davranacağımızı göreceksin.»

     

    206.

     

    Gün
    olunca, İsa halktan büyük bir kalabalıkla birlikte mabede vardı. Bu sırada
    başkâhin yaklaşıp dedi: «Söyle bana ey İsa, Allah olmadığını, Allah’ın oğlu veya
    Mesih bile olmadığını itiraf etmiştin, unuttun mu hep bunları?»

     

    îsa
    cevap verdi: «Hayır, asla unutmadım; çünkü bu, Hüküm Günü’nde, Allah’ın
    mahkemesi önünde yapacak olduğum itirafımdır. Musa’nın kitabında yazılı olan
    her şey doğruların doğrusudur. Öyle ki, Yaratıcımız Allah bir tek (Allah) tır,
    ve ben Allah’ın kuluyum ve sizin Mesih dediğiniz Allah’ın Elçisi’ne hizmet
    etmek arzu ediyorum.» Başkâhin dedi: «Öyleyse, mabede halktan bu kadar büyük
    bir kalabalıkla gelmenin yararı ne? Yoksa, kendini îsrail’in kralı mı yapmak
    istersin? Sakın ki, başına bir tehlike gelmesin!»

     

    îsa
    cevap verdi: «Eğer ben kendi ün ve şanım için çalışsam ve kendi payımı bu
    dünyada istemiş olsaydım, Nain halkı beni kral yapmak istediği zaman kaçmazdım.
    Bana


    gerçekten
    inan ki, bu dünyada hiç bir şeyin peşinde değilim.»

     

    O
    zaman, başkâhin dedi: «Mesih’le ilgili olarak bir şeyi bilmek istiyoruz.» Ve,
    hemen kâhinler, yazıcılar ve Ferisiler İsa’nın çevresinde bir halka
    oluşturdular.

     

    îsa
    karşılık verdi: «Mesih hakkında bilmek istediğiniz bu şey nedir? Ne belli,
    yalan olmasın bu? Emin olun ki, size yalan söylemiyeceğim. Çünkü, yalan
    söylemiş olsaydım, tüm îsrail’le birlikte siz, yazıcılar (ve) Ferisîler
    tarafından göklere çıkarılacaktım; ama, size gerçeği söylediğim için benden
    nefret ediyor ve beni öldürmenin yollarını arıyorsunuz?»

     

    Başkâhin
    dedi: -Şimdi biliyoruz ki, senin sırtında, cinin var; çünkü sen bir Samirîsin
    ve Allah’ın kâhinine saygı duymazsın.»

     

    207.

     

    îsa
    cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, benim sırtımda cinim yok, bilakis ben
    cini fırlatıp atmaya çalışıyorum, dolayısıyla, bu sebepten cin dünyayı bana
    karşı ayaklandırıyor. Çünkü, ben bu dünyadan değilim. Ben, beni dünyaya
    gönderen Allah’ın yüceltilmesi için çalışıyorum. Bu bakımdan, bana kulak verin,
    size kimin sırtında cini bulunduğunu söyliyeceğim. Ruhumun huzurunda durduğu
    Allah sağ ve diridir ki, cinin iradesiyle çalışanın sırtında cin vardır, o
    kendisine iradesinin yularını takmış, onu istediği gibi yönetip, her kötülüğe
    koşturuyor.

     

    Bir elbise nasıl sahibini
    değiştirince, aynı kumaş olduğu halde, adını da değiştirirse, insanlar da tek
    bir maddeden olmalarına rağmen, insanın içinde çalışanın yaptıkları nedeniyle
    farklılaşırlar.

     

    Eğer
    ben (bildiğim kadarıyla) günah işlemişsem, bir düşman olarak benden nefret
    etmek yerine, niye bir kardeş olarak beni uyarmazsınız? Gerçekten, bir bedenin
    azaları başla birleştikleri zaman birbirlerinin imdadına koşarlar ve baştan
    kopuk olanlar ise ona hiç yardım etmezler. Çünkü, bir vücudun elleri bir başka
    vücudun değil, birlikte oldukları vücudun ayaklarının acısını duyarlar, Ruhumun
    huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Yaratıcı’sı Allah’ı seven ve O’ndan
    korkan, başının merhamet duyduğu kişiye karşı merhamet duygusu besler. Allah’ın
    günahkârın ölmesini dilemeyip, her birinin tevbe etmesini beklediğini görerek,
    eğer siz benim de birlikte olduğum şu bedendenseniz, Allah sağ ve diridir ki,
    kendi başıma göre hareket etmem için bana yardım edersiniz.

     

    208.

     

    «Eğer
    kötülük yaparsam, beni uyarın, Allah da sizi sevsin, çünkü O’nun istediğini
    yapmış olursunuz. Ama, kimse günahtan dolayı beni uyarmazsa, bu, sizin
    dediğiniz gibi İbrahim’in çocukları olmadığınızın ve İbrahim’in bulunduğu başla
    bir arada bulunmadığınızın işaretidir. Allah sağ ve diridir ki, İbrahim Allah’ı
    o kadar çok severdi ki, sahte putları parçalayıp, anne ve babasını terketmekle
    kalmamış, aynı zamanda Allah’a itaat etmek için kendi oğlunu da öldürmek
    istemiştir.»

     

    Başkahin karşılık verdi: «Sana
    sorduğum bu; ve seni öldürmenin yollarını aramıyorum, o

    halde söyle bize: İbrahim’in bu oğlu
    kimdi?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Senin şanının ateşi ey Allah, beni tutuşturuyor ve konuşmadan
    edemiyorum. Bakın diyorum, İbrahim’in oğlu İsmail’di. Ondan, kendisiyle
    yeryüzünün tüm kabilelerinin kutsanacağı İbrahim’e, va’d edilen Mesih
    gelecektir.»


     

    Ö  zaman,
    bunu duyan başkahin kızdı ve bağırdı: «Şu dinsiz herifi gelin taşlayalım. Çünkü
    o bir îsmaili’-dir. Musa’ya karşı, Allah’ın kanununa karşı küfretmiştir.» Bunun
    üzerine, her yazıcı ve Ferisi halkın önde gelenleriyle birlikte İsa’yı taşlamak
    için taş kaptılar. İsa ise gözlerinden kaybolup mabetten çıktı. Ve o zaman,
    İsa’yı öldürmek için duydukları dehşetli arzuyla, öfke ve nefretten gözleri
    dönmüş şekilde birbirlerine öylesine vurdular ki, orada bin kişi öldü ve kutsal
    mabedi kirlettiler. İsa’nın mabetten çıktığını gören havariler ve mü’minler
    (çünkü o kendilerinden gizli değildi) kendisini

     

    Simun’un evine kadar izlediler.

     

    Bu
    arada Nikodemus oraya geldi ve Isa’ya, Kudüs’ten çıkıp, Sidrun çayı ötesine
    gitmesini tavsiye ederek dedi: «Rab, benim Sidrun çayı gerisinde evle birlikte
    bahçem var, bu bakımdan sana rica ediyorum, şakirtlerinden bazılarıyla oraya
    git ve kâhinlerimizin bu nefreti geçinceye kadar orada kal. Sana gerekli olan
    her şeyi sağlıyacağım. Ve, şakirtlerin çoğunu burada Simun’un evinde ve benim
    evimde bırak, Allah bize her şeyi verecektir.» Ve, İsa yanına, ilk olarak
    havariler denilen yalnızca on iki kişiyi almak arzu ederek, böyle yaptı.

     

    209.

     

    Bu
    sırada, İsa’nın annesi bakire Meryem ibadet ediyordu ki, melek Cebrail
    kendisini ziyaret edip, oğluna yapılan eziyeti naklederek, dedi: «Korkma
    Meryem, çünkü Allah O’nu dünya (dakiler) den koruyacaktır. Bunun üzerine,
    Meryem ağlayarak Nasıra’dan ayrıldı ve oğlunu aramak için Kudüs’e, kız kardeşi
    Meryem Selâme’nin evine geldi. Fakat, İsa gizlice Sidrun çayının ötesine
    çekilmiş olduğundan, onu bu dünyada bir daha göremedi; ancak utanç işinden
    sonra melek Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel’le birlikte Allah’ın emriyle
    onu kendisine getirdiler.

     

    210.

     

    Mabeddeki
    karışıklık îsa’nin ayrılmasıyla dinince, başkâhin yüksek bir yere çıkıp,
    elleriyle sus işareti yaparak dedi: «Kardeşler! Biz ne yapıyoruz? O’nun
    şeytan’ca san’atıyla tüm dünyayı aldattığını görmüyor musunuz? Şimdi, eğer o
    bir büyücü değil ise, nasıl oldu da kaybolup gitti? Emin olun ki, o kutsal biri
    ve bir peygamber olmuş olsaydı, Allah’a karşı, kul(u) Musa’ya karşı ve
    İsrail’in ümidi Mesih’e karşı küfürde bulunmazdı! Ve, ne diyeyim ben? O, tüm
    kâhinlerimize küfretti. Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, eğer o dünyadan
    ayrılmazsa, İsrail kirlenecek ve Allah’ımız bizi milletlere teslim edecektir.
    Dikkat edin şimdi, onun yüzünden bu kutsal mabed nasıl da kirlenmiş bulunuyor!»

     

    Ve,
    başkâhin o şekilde konuştu ki, pek çokları İsa’yı terketti. Bunun üzerine,
    gizli tutulan öldürme işi açığa vuruldu. O kadar ki, başkâhin bizzat Hirodes’e
    ve Roma valisine gidip, İsa’yı, kendisini İsrail’e kral yapmak arzusunda
    olmakla suçladı ve bu konuda yalancı şahitler de buldular.

     

    Sonra,
    İsa aleyhinde genel bir toplantı yapıldı. Çünkü Romalıların fermanı herkesi
    korkutuyordu. Öyle ki, Roma senatosu İsa ile ilgili olarak iki kez ferman
    yayınlamıştı. Fermanın birinde, Yahudiler’in peygamberi Nasıralı Isa’ya Allah
    veya Allah’ın oğlu denilmesi ölüm cezasıyla men ediliyor; diğerinde ise,
    Yahudiler’in peygamberi Nasıralı İsa hakkında tartışmak para cezasıyla
    yasaklanıyordu. Bu nedenle, aralarında büyük bir


     

    ayrılık
    vardı. Bazıları, İsa aleyhinde Roma’ya yeniden yazı yazılmasını istiyordu;
    bazıları, bir serserinin sözleriymişçesine ne derse desin, İsa’nın kendi başına
    bırakılması gerektiğini söylüyor; diğerleri ise, gösterdiği büyük mucizeleri
    delil olarak ileri sürüyorlardı.

     

    Bu
    yüzden başkâhin, afaroz acısını göze almadan kimsenin İsa’yı savunur bir tek
    kelime bile konuşmamasını söyledi ve Herod ve valiyle konuşup dedi: -Her
    halûkârda elimizde kötü bir risk var. Çünkü, bu günahkârı öldürsek, Kayser’in
    fermanına karşı davranmış olacağız, yok yaşamasına ve kendisini İsrail’e kral
    yapmasına izin versek, o zaman durum ne olacaktır?» Bunun üzerine Hirodes
    kalktı ve valiyi tehdit ederek dedi: «Sakın ki, bu adamı tutman yüzünden bu
    ülke ayaklanmaya kalkmasın; o zaman seni Kayser’in önünde bir asi olarak
    suçlarım.» Bu durum karşısında vali, senatodan korkup, Hirodesle dost oldu.
    (Çünkü önceden birbirlerinden öldüresiye nefret ederlerdi). Ve İsa’nın
    öldürülmesi üzerinde anlaşıp, başkâhine dediler: «Ne zaman bu suçlu adamın
    nerede olduğunu öğrenirsen, kendini bize gönder, biz sana asker vereceğiz.» Bu,
    «yeryüzünün reisleri ve kralları İsrail’in mukaddesine karşı birleşirler. Çünkü
    o, dünyanın kurtuluş yolunu ilân eder» diyerek, İsrail’in peygamberi İsa’yı
    önceden haber veren Davud’un peygamberî sözünün gerçekleşmesi için oldu.

     

    Bunun üzerine, o gün Kudüs’ün her
    yanında İsa için genel bir arama yapıldı.

     

    211.

     

    Sidrun
    çayı ötesinde, Nikodemus’un evinde bulunan İsa havarilerini rahatlatıp, dedi:
    «Dünyadan ayrılma vaktim yaklaşmış bulunuyor; kendinizi teselli edin ve üzülmeyin,
    çünkü ben gittiğim yerde hiç bir ızdırap duymayacağım.

     

    «Şimdi,
    benim hayrıma üzülürseniz, benim dostlarım olmuş olur musunuz? Emin olun ki
    hayır, bilakis düşmanlar (ım olmuş olursunuz). Dünya neşeleneceği zaman siz
    üzülün, çünkü, dünyanın neşelenmesi ağlamaya dönüşür; ama sizin üzüntünüz
    sevince dönüşür ve sizin sevincinizi kimse sizden alamaz; çünkü, kalbin,
    yaratıcısı Allah’ta duyduğu sevinci tüm dünya çekip alamaz. Allah’ın benim
    ağzımla size söylediği sözleri unutmamaya bakın. Dünyaya karşı ve dünyayı
    sevenlere karşı incil’imle yaptığım şahitliği tahrif edecek herkese karşı,
    benim şahitlerim olun.»

     

    212.

     

    Sonra,
    ellerini Rabb’e kaldırıp, dua ederek dedi: «İbrahim’in Allah’ı, İsmail ve
    İshak’ın Allah’ı, babalarımızın Allah’ı, Allah’ımız Rabb, bana verdiklerine
    merhamet et ve onları dünyadan koru. Onları dünyadan al demiyorum, çünkü, benim
    İncil’imi tahrif edeceklere karşı onların şahitlik etmesi gerekiyor. Bunun
    yerine, onları şerden koruman için dua ediyorum, ki, Senin Hüküm Günü’nde,
    benimle birlikte, senin ahdini bozan İsrail ailesine karşı ve dünyaya karşı
    şahitlik etmek için gelsinler. Putatapıcı babaların oğullarına karşı, tam
    dördüncü soya kadar putatapıcılıktan intikam alan kadir ve gayyûr Rabb Allah,
    benim Senin oğlun olduğumu yazdıkları zaman, bana verdiğin İncil’imi tahrif
    edecek olan herkesi Sen ebediyyen lanetle. Çünkü, çamur ve toprak olan ben,
    Senin kullarının hizmetçisiyim ve hiç bir zaman kendimi senin iyi bir kulun
    olarak düşünmedim; şundan ki, ben Sana, bana verdiklerin karşısında hiç bir şey
    veremem. Çünkü, her şey Senindir. Bin nesilde Sen’den korkanlar üzerinde
    merhametini gösteren Rahim Rabb Allah, bana


     

    verdiğin
    Kelâmı’na inananlara merhamet et. Çünkü, nasıl Sen gerçek Allah’san, benim
    söylediğim söz de öyle gerçektir. Çünkü, o Senindir. Görüyorsun ki, okuduğu
    kitapla yazılı olandan başkasını okuyamıyan bir okuyucu gibi konuştum; bana
    verdiğini işte bu şekilde anlattım.

     

    Koruyucu
    Rabb Allah, şeytan’ın kendilerine karşı hiç bir şey yapmaması için bana verdiklerini
    koru; yalnız onları değil, onlara inanacak her şeyi koru.

     

    «Merhameti
    bol ve zengin Rabb, Hüküm Günü’nde Elçi’nin cemaati içinde bulunmasını kuluna
    bahşet; yalnızca bana değil, bana verdiğin herkese, onlarla birlikte,
    tebliğleri sonucu bana inanacak herkese. Ve, Kendin için bunu yap ki Rabb,
    şeytan Sen Rabb’e karşı böbürlenmesin.»

     

    «Nimetinden
    kavmim îsrail için gerekli olan her şeyi sağlayan Rabb Allah, dünyayı kendisi
    için yarattığını Elçi’nle kutsamayı va’d ettiğin yeryüzünün tüm kabilelerini hatırdan
    çıkarma. Dünyaya merhamet et ve Elçi’ni çabucak gönder ki, düşmanın olan
    şeytan, imparatorluğunu yitirsin.» Ve, İsa bunu söyledikten sonra üç kez,
    «Amin, yüce ve rahîm olan Rabb!» dedi.

     

    Ve,
    ağlayarak karşılık verdiler. «Amin!»; Yehuda hariç, çünkü o hiç bir şeye
    inanmıyordu.

     

    213.
    “O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir”

     

    Kuzuyu yeme günü gelince, Nikodemus
    kuzuyu îsa ve şakirtleri için gizlice bahçeye gönderdi ve vali ve başkâhinle
    birlikte Hirodes’in ferman ettiği her şeyi bilirdi. Bunun üzerine Isa ruhen
    sevinip dedi: «Kutsal adını tesbih ve takdis ederim ey Rabb, çünkü beni,
    dünyanın işkence edip öldürdüğü kullarının sayısından ayırdın. Şükürler olsun
    sana Allah’ım, çünkü Senin işini yerine getirdim.» Ve, Yehuda’ya dönerek, ona
    dedi : «Arkadaş, neye beklersin? Benim vaktim yakın, o halde git de, yapman
    gerekeni yap.»

     

    Şakirtler,
    İsa’nın Yehuda’yı Fısıh günü için bir şeyler almaya gönderdiğini sandılar; ama
    îsa, -Yehuda’nın kendisine ihanet edeceğini biliyordu; bu nedenle, dünyadan
    ayrılmak arzusuyla böyle konuştu.

     

    Yehuda karşılık verdi: «Rab, yememe
    izin ver, sonra giderim:»

     

    «Yiyelim«
    dedi İsa, «çünkü sizden ayrılmadan bu kuzuyu yemeği çok arzu ettim.» Ve,
    kalkıp, bir havlu aldı ve beline doladı, sonra bir leğene su koyup, şakirtlerinin
    ayaklarını yıkamaya başladı. Yehuda’dan başlayıp, Petrus’a geldi. Petrus dedi:
    «Rab, benim ayaklarımı yıkamıyacak mısın?»

     

    îsa cevap verdi: «Benim ne yaptığımı
    sen şimdi bilmiyorsun, ama daha sonra bileceksin.»

    Petrus karşılık verdi: «Benim ayaklarımı
    hiç yıkamıyacaksın.»

     

    O
    zaman, İsa kalktı ve dedi: «Sen de Hüküm Günü’nde benim bölüğüme
    katılmayacaksın.»

     

    Petrus
    karşılık verdi: «Yalnız ayaklarımı değil Rab, ellerimi ve başımı da yıka.»
    Şakirtler yıkanıp da, yemek için sofraya oturduklarında îsa dedi: «Ben sizi
    yıkadım, yine de tamamen temiz değilsiniz; öyle ki, denizin tüm suyu bana
    inanmayanı yıkamıyacaktır.» îsa bunu, kendisine kimin ihanet etmekte olduğunu
    bildiği için dedi. Şakirtler bu sözlere üzülmüşlerdi ki, İsa yine dedi: «Bakın
    size diyorum ki, sizden biriniz bana ihanet edecek, öyle ki, bir koyun gibi
    satılacağım; ama yazıklar olsun ona, çünkü, babamız Davut’un böyle biri
    hakkında söylediği, «O, başkaları için hazırladığı çukura


    düşecektir»
    sözünü tümüyle yerine getirecek.»

    Bunun üzerine şakirtler birbirlerine
    bakıp, üzüntü içinde dediler: «Hain kim olacak?»

    Sonra Yehuda dedi: «Ben mi olacağım
    o, ey muallim?»

     

    İsa
    cevap verdi: «Bana ihanet edecek olanın kim olduğunu söyledim.» Ve, on bir
    havari bunu duymadı.

     

    Kuzu
    yenilince, cin Yehuda’nın sırtına bindi ve o da evden çıkarken, İsa kendisine
    yeniden dedi: «Yapman gereken şeyi çabuk yap.»

     

    214.

     

    İsa
    evden çıkıp, ibadet etme adeti üzere, yüz kez dizlerini büküp, secdeye vararak
    ibadet etmek için bahçeye çekildi. Bu sırada, İsa’nın şakirtleriyle birlikte
    bulunduğu yeri bilen Yehuda başkâhine vardı ve dedi: «Bana va’d olunanı
    verirseniz, bu gece aradığınız İsa’yı elinize vereceğim; çünkü o onbir
    ashabıyla birlikte yalnızcadır.» Başkâhin karşılık verdi: «Ne kadar istersin?»
    Yehuda dedi: «Otuz altın.»

     

    O
    zaman, başkâhin hemen kendisine parayı saydı ye asker getirmesi için vali ve
    Hirodes’e bir Ferisi gönderdi ve bir lejyon asker verdiler, çünkü halktan
    korkuyorlardı; bu nedenle, silahlarını alarak değnekler üzerindeki meş’ale ve
    fenerlerle Kudüs’ten çıktılar.

     

    215.

     

    Askerler Yehuda’yla birlikte
    îsa’nın bulunduğu yere yaklaştıklarında, Isa çok sayıda kişinin yaklaştıklarını
    işitip, korkuyla geri eve çekildi. Ve, on bir (havari) uyumakta idiler.

     

    O
    zaman kuluna gelen tehlikeyi gören Allah, elçileri Cebrail, Mikâil, (İs)rafil
    ve Uriel’e İsa’yı dünyadan almalarını emretti.

     

    Kutsal
    melekler gelip, İsa’yı güneye bakan pencereden çıkardılar. Onu götürüp, üçüncü
    göğe, daima Allah’ı tesbih ve takdis etmekte olan meleklerin yanına bıraktılar.

     

    216.Yahudi
    İskariyot Mucize ile İsa’ya Benzetiliyor

     

    Yehuda
    herkesin önünden hızlı hızlı îsa’nın yukarı alındığı odaya daldı. Ve, şakirtler
    uyuyorlardı. Bunun üzerine, mucizeler yaratan Allah yeni bir mucize daha
    yarattı. Öyle ki, Yehuda konuşma ve yüz bakımından Isa’ya o şekilde benzetildi
    ki, O’nun İsa olduğuna inandık. Ve, o bizi uyandırdı. Muallim’in bulunduğu yeri
    arıyordu. Bunun üzerine, biz hayret ettik ve cevap verdik : «Sen Rab, bizim
    muallimimizsin; bizi unuttun mu?»

     

    O,
    gülümseyerek dedi: «Şimdi, benim Yehuda îskariyot olduğumu bilmeyecek kadar
    budalalaştınız!»

     

    Ve,
    o bunu derken askerler girdiler, ellerini Yehuda’nın üzerine koydular, çünkü o,
    her bakımdan îsa’ya benziyordu.

     

    Biz,
    Yehuda’nın dediklerini duyup, yığınla askeri de görünce, delirmiş gibi kaçtık.
    Ve, keten beze dolanmış olan Yuhanna da uyanıp kaçtı ve askerin biri kendisini
    keten bezden yakalayınca, keten bezi bırakıp, çıplak olarak kaçtı. Çünkü Allah,
    İsa’nın duasını duymuş ve on bir (havariyi) şerden korumuştu.

     

    217. Hain
    Yahuda Çarmıha Geriliyor


     

    Askerler
    Yehuda’yı tutup, alay ede ede bağladılar. Çünkü o, gerçekten îsa olduğunu inkâr
    ediyordu; askerler kendisiyle alay edip dediler: «Efendi, korkma, çünkü biz
    seni İsrail kralı yapmaya geldik ve senin krallığı reddedeceğini bildiğimiz
    için de seni bağladık.» Yehuda karşılık verdi: «Siz aklınızı mı yitirdiniz?
    Siz, bir soyguncuya (karşı gelir gibi) silâh ve fenerlerle Nasıra’lı îsa’yı
    almaya geldiniz ve size yol gösteren beni, kral yapmak için bağladınız!»

     

    O
    zaman askerler sabırlarını yitirip, yumruk ve tekmelerle Yehuda’ya vurmaya
    başladılar ve onu öfkeyle Kudüs’e getirdiler.

     

    Yuhanna
    ve Petrus uzaktan askerleri izliyorlardı; ve, İsa’yı idam etmek için toplanmış
    bulunan Ferisîler heyeti ve başkâhin tarafından Yehuda’ya yapılan tüm
    sorgulamayı gördüklerine dair bu (satırları) yazanı ikna ettiler. Bu arada
    Yehuda pek çok deli sözleri söyledi, o kadar ki, herkes katıla katıla gülüp,
    onun gerçekten İsa olduğuna ve ölüm korkusuyla deli numaraları yaptığına inandılar.
    Bunun üzerine, yazıcılar, gözlerini bir sargıyla bağlayıp, alay ederek dediler:
    «Nasıralılar’ın (Isa’ya inananlara böyle derlerdi) peygamberi İsa, söyle bize,
    yüzüne vuran kimdir?» Ve, onu yuınruklayıp, yüzünü tokatladılar.

     

    Sabah
    olunca, halkın ileri gelenleri ve Ferisîlerden oluşan büyük bir heyet toplandı;
    ve, başkâhin Ferisîlerle birlikte Yehuda’ya karşı, İsa olduğuna inandıklarından
    yalancı şahit, aradılar; ve aradıklarını bulamadılar. Ve, önde gelen kâhinlerin
    Yehuda’nın Isa olduğuna inandıklarını neden söylüyorum? Hattâ, bunu yazanla
    birlikte tüm şakirtler buna inanıyordu; ve hatta, İsa’nın zavallı bakire annesi
    yakınları ve dostlarıyla birlikte buna inanıyordu. Öyle ki, herkesin üzüntüsü
    inanılmaz derecedeydi. Allah sağ ve diridir ki, yazan, İsa’nın söylemiş olduğu
    her şeyi, dünyadan nasıl çekilip alınacağını, üçüncü bir kişide nasıl işkence
    çekeceğini ve dünyanın sonuna kadar ölmeyeceğini unutmuştu. Bu nedenle, İsa’nın
    annesi ve Yuhanna ile birlikte çarmıhın yanına gitti.

     

    Başkâhin Yehuda’yı bağlı olarak
    önüne getirtti ve ona şakirtlerini ve akidesini sordu.

    Bunun üzerine Yehuda, kendinde
    değilmiş gibi konuyla ilgili hiç bir cevap vermedi.

    Başkâhin, İsrail’in yaşayan Allah’ı
    üzerine, gerçeği söylemesini ondan rica etti.

     

    Yehuda cevap verdi: «Benim
    Nasıra’lı İsa’yı elinize vermeği va’d eden Yehuda İskariyot olduğumu söyledim
    size; ve siz, hangi san’atladır bilmiyorum, çıldırmışsınız, çünkü, her bakımdan
    benim İsa olduğumu kabul ediyorsunuz.»

     

    Başkâhin
    karşılık verdi: «Ey sapık fitneci, akidenle ve sahte mucizelerinle Galile’den
    başlayarak, buraya, Kudüs’e kadar tüm İsrail’i aldattın; ve şimdi de, deli
    numarası yapmakla sana yakışacak olan hak ettiğin cezadan kaçmayı mı
    düşünüyorsun? Allah sağ ve diridir ki, ondan kurtulamıyacaksın!» Ve, bunu dedikten
    sonra, hizmetçilerine, anlayışı geri başına gelsin diye yumruk ve tekmelerle
    ona vurmalarını emretti. Sonra, başkâhinin hizmetçilerinin elinde gördüğü alay
    inanılmayacak biçimdeydi. Çünkü, heyete zevk vermek için aşkla ve şevkle yeni
    yeni yöntemler kullanıyorlardı. Bir hokkabaz gibi giydiriyorlar ve el ve
    ayaklarla o şekilde davranıyorlardı ki, Kenanileri bile bu manzarayı
    gördüklerinde merhamete getirebilirdi.

     

    Ama, önde gelen kâhinler,
    Ferisîler ve halkın ileri gelenleri, Isa’ya karşı öylesine çileden çıkmış
    kalblere sahiptiler ki, Yehuda’nıngerçekten İsa olduğuna inanarak, ona bu
    şekilde davranıîdığını görmekten zevk duyuyorlardı.

     

    Ardından,
    onu bağlı olarak İsa’yı gizliden gizliye seven valiye götürdüler. Bunun üzerine
    o, Yehuda’nın îsa olduğunu sanıp, kendisini odasına aldı ve onunla konuşarak,
    hangi nedenle önde gelen kâhinlerin ve halkın onu eline verdiklerini sordu.


     

    Yehuda
    cevap verdi: «Sana gerçeği söylesem de bana inanmazsın; çünkü, belki sen de
    (önde gelen) kâhinler ve Ferisîler’in aldatıldığı gibi aldatılmışsındir.»

     

    Vali,
    (onun kanunla ilgili olarak konuşmak arzusunda olduğunu düşünerek) karşılık
    verdi: «Şimdi sen benim bir Yahudi olmadığımı bilmiyor musun? (Önde gelen)
    kâhinler ve halkının ileri gelenleri seni benim elime verdiler; bu nedenle,
    bana gerçeği söyle de, adaletli olanı yapayım. Çünkü, benim seni serbest
    bırakacak veya seni idam edecek gücüm vardır.»

     

    Yehuda
    karşılık verdi: «Efendi (m), inan bana eğer beni idam edersen büyük bir
    yanlışlık yapmış olacaksın; çünkü suçsuz bir kişiyi öldüreceksin; ben Yehuda
    îskoriyot’um, bir büyücü olan ve san’atıyla beni bu şekle çeviren İsa değilim.»

     

    Vali,
    bunu duyunca şaştı kaldı, öyle ki, onu serbest bırakmak istedi. Bu nedenle de
    dışarı çıkıp, gülümseyerek, «Hiç olmazsa bir konuda bu adam ölümü değil,
    bilakis merhameti hak etmektedir» dedi ve ilâve etti: «Bu adam İsa olmadığını,
    aksine, îsa’yı yakalamaları için askerlere yol gösteren bilinen bir Yehuda
    olduğunu söylüyor ve Galile’li İsa’nın büyücü san’atıyla kendisini bu şekle
    koyduğunu belirtiyor. Bu nedenle, eğer bu doğruysa, onu öldürmek, suçsuz
    olduğundan büyük bir haksızlık olacaktır. Ama, eğer İsa ise ve kendisini inkâr
    ediyorsa, o zaman mutlaka anlayışını yitirmiştir. Ve, bir deliyi öldürmek de
    dinsizce bir davranış olur.»

     

    O
    zaman, önde gelen kâhinler ve halkın ileri gelenleri, yazıcı ve Ferisîlerle
    birlikte bağıra çağıra dediler: «O Nasıra’lı İsa’dır, biz onu tanırız; çünkü,
    eğer suçlu olmamış olsaydı onu senin eline vermezdik. O deli de değildir,
    bilakis habistir. Çünkü bu yolla elimizden kurtulmaya çalışıyor. Ve onun
    karıştırdığı fitne, kurtulacak olursa öncekinden daha kötü olacaktır.»

     

    Pilatus
    (valinin adı böyleydi), böyle bir durumdan kendisini sıyırmak için dedi. «O
    Galile’lidir ve Hirodes Galile kralıdır; bu nedenle böyle bir davaya bakmak
    bana düşmez, bu yüzden onu Hirodes’e götürün.»

     

    Bunun
    üzerine, Yehuda’yı Hirodes’e götürdüler. O, uzun bir süre İsa’nın evine
    gitmesini arzulamıştı. Ama, îsa onun evine gitmeği hiç istememişti. Çünkü
    Hirodes, bir Centilî olup, sahte ve yalancı tanrılara tapar, necis Centilîlerin
    usulü üzere yaşardı. Şimdi, Yehuda oraya getirilince, Hirodes, kendisine pek
    çok sorular sordu; Yehuda, İsa olduğunu inkâr ederek bunlara, amaca uymayan
    cevaplar verdi.

     

    O
    zaman, Hirodes, tüm sarayıyla birlikte onunla alay etti ve, soytarılara
    giydirildiği gibi ona da beyazlar giydirip, geri Pilatus’a gönderdi ve dedi:
    «İsrail kavmine adalette başarısızlığa düşme!»

     

    Ve,
    Hirodes bunu yazdı, çünkü, önde gelen kâhinler, yazıcılar ve Ferisîler kendisine
    çok miktarda para vermişlerdi. Vali, bunu Hirodes’in bir hizmetçisinden
    duyunca, o da biraz para elde edebilmek için Yehuda’yı serbest bırakmak
    istermiş gibi yaptı. Bunun üzerine, kamçılayarak öldürmeleri için kendilerine
    yazıcıların ödemede bulunduğu kölelerine onu kamçılattı. Ama, bu konuda
    fermanını vermiş bulunan Allah, bir başkasını sattığı bu korkunç ölümü çekmesi
    için, Yehuda’yı çarmıha saklıyordu. Her ne kadar askerler onu, vücudu kan revan
    içinde kalıncaya kadar kırbaçlamışlarsa da, Yehuda’nın kırbaç altında ölmesine
    izin vermedi. Sonra, alay ederek, üzerine eski mor bir elbise giydirip,
    dediler: «Yeni kralımızı giydirmek ve taçlandırmak gerek.» Böyle deyip,
    dikenler topladılar ve kralların başlarına giydikleri altın ve kıymetli
    taşlardan oluşan taçlar gibi bir taç yaptılar ve bu dikenli tacı Yehuda’nın
    başına koydular. Asa yerine eline bir kamış verdiler ve yüksek bir yere
    oturttular. Ve, askerler önüne gelip, alaylı alaylı baş eğerek, onu


     

    Yahudiler’in
    kralı olarak selâmladılar. Ve, yeni kralların vermeye alışık oldukları
    hediyeleri almak için ellerini açtılar; ve hiç bir şey almayınca da Yehuda’yı
    tokatlayıp dediler: «Askerlerine ve hizmetçilerine ödemede bulunmayacaktın da,
    ne diye taç giydin aptal kral?»

     

    Yazıcılar
    ve Ferisilerle birlikte önde gelen kâhinler, Yehuda’nın kırbaçlarla ölmemiş
    olduğunu görünce, Pilatus’un onu serbest bırakmasından korkarak, valiye para
    hediyesinde bulundular. O da bunu alıp. Yehuda’yı ölüm suçlusu olarak
    yazıcılara ve Ferisî’lere verdi. Bunun üzerine, onun yanısıra iki hırsızı da
    çarmıhta ölüm cezasına çarptırdılar.

     

    Sonra
    onu, suçluları astıkları Kalveri dağına götürdüler ve orada, daha çok rezil
    olsun diye çıplak olarak çarmıha gerdiler.

     

    Yehuda,
    bağırmaktan başka gerçekte bir şey yapmadı : «Allah, suçlunun kurtulup
    gittiğini ve benim de haksız yere öldüğümü göre göre, beni neden terkettin?»

     

    Cidden
    diyorum ki, Yehuda’nın sesi, yüzü ve şekli Isa’ya o kadar benziyordu ki,
    şakirtleri ve mü’minleri onun îsa olduğuna tamamen inandılar; bu yüzden bazıları,
    İsa’nın sahte bir peygamber olduğuna ve gösterdiği mucizeleri büyü san’atıyla
    gerçekleştirdiğine inanarak, İsa’nın doktrininden ayrıldılar; çünkü, İsa
    dünyanın sonunun yaklaştığı zamana kadar ölmeyeceğini söylemişti. Çünkü, o
    zaman dünyadan alınmalıydı.

     

    Öte
    yandan, İsa’nın akidesinde sapasağlam devam edenler, ölenin tümüyle Isa’ya
    benzediğini görüp, îsa’-nın demiş olduğu şeyleri de hatırlamadıklarından
    üzüntüye kapıldılar. Ve, İsa’nın annesinin eşliğinde Kalveri dağına gidip,
    İsa’nın ölümünde sürekli ağlıyarak bulunmakla kalmadılar, aynı zamanda
    Nikademus ve Aberimetya’lı Yusuf’un aracılığıyla İsa’nın vücudunu, gömmek için
    validen aldılar. Ve, kesinlikle kimsenin inanmayacağı ağlamalarda onu çarmıhtan
    indirip, yüz liralık çok kıymetli merhemlerle sararak, Yusuf’un yeni mezarına
    gömdüler.

     

    218.

     

    Sonra,
    herkes kendi evine döndü. Bunu yazan Yuhanna ve kardeşi Yakup’la birlikte,
    İsa’nın annesiyle beraber Nasıra’ya gitti.

     

    Allah’tan
    korkmayan şakirtler geceleyin gidip, Yehuda’nın cesedini çalarak sakladılar ve
    İsa’nın yeniden dirildiğini yaydılar; bu yüzden büyük karışıklık doğdu. O
    zaman, başkâhin, afaroz cezasını göze almadan, kimsenin Nasıra’lı İsa’dan söz
    etmemesini emretti. Ve, büyük bir işkence başladı; pek çokları taşlandı, pek
    çokları dövüldü ve pek çokları ülkeden sürüldü; çünkü, bu konuda ağızlarını
    tutamıyorlardı.

     

    Nasıra’ya,
    çarmıhta ölmüş bulunan hemşehrileri İsa’nın yeniden dirildiği haberi geldi.
    Bunun üzerine, bu (satırlar) ı yazan İsa’nın annesinden ağlamayı bırakıp,
    sevinmesini rica etti. Çünkü, oğlu yeniden dirilmisti. Bunu duyan bakire Meryem
    ağlayarak dedi: «Kudüs’e gidip oğlumu bulalım. Onu gördüğüm zaman rahat
    ölebilirim.»

     

    219. İsa
    Gelerek İnananlarla 3 Gün Kalıyor

     

    Bakire,
    başkâhinin fermanının çıktığı gün, bu (satırlar) ı yazan, Yakup ve Yuhanna’yla
    birlikte Kudüs’e döndü.

     

    Burada,
    Allah’tan korkan bakire, başkâhinin fermanının haksız olduğunu bilmesine
    rağmen, yanında kalanlara oğlunu unutmalarını emretti. O zaman, herkes ne kadar
    da


     

    müteessir
    oldu! — İnsanların kalbini gözleyen Allah biliyor ki, muallimimiz İsa olduğuna
    inandığımız Yehuda’nın ölümünün üzüntüsüyle, onu yeniden dirilmiş görmenin
    arzusu arasında, İsa’nın annesiyle birlikte bitip tükeniyorduk.

     

    Bu
    yüzden, Meryem’in koruyucuları olan melekler, İsa’nın meleklerin eşliğinde
    kaldığı üçüncü göğe çıkıp, her şeyi İsa’ya anlattılar.

     

    Bunun üzerine îsa, kendisine
    annesini ve şakirtlerini görme gücü vermesi için Allah’a dua etti. O zaman
    rahim olan Allah, dört gözde meleği Cebrail, Mikâil, Rafail ve Uriel’e İsa’yı
    annesinin evine götürüp, yalnızca akidesine inananlarca görülmesine izin
    vererek, üç gün sürekli olarak kendisini gözetmelerini emretti.

     

    İsa
    nurla çevrilmiş olarak, bakire Meryem’in, iki kızkardeşi ve Marta ve Meryem
    Magdalen, Lazarus, bu (satırlar) ı yazan, Yuhanna, Yakup ve Petrus’la birlikte
    kalmakta olduğu odaya geldi. Bunun üzerine, herkes korkudan ölü gibi düştü. Ve,
    İsa annesini ve diğerlerini yerden kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü ben
    İsa’yım; ve ağlamayın, çünkü ben diriyim, ölmüş değilim.» Herkes uzun bir süre
    İsa’nın karşısında kendinden geçmiş gibi kaldı; çünkü, İsa’nın öldüğüne artık
    inanmış bulunuyorlardı. Sonra, Bakire ağlayarak dedi: -Söyle bana oğlum, sana
    ölüleri diriltme gücü veren Allah neden yakınlarının ve dostlarının utancına
    rağmen ve akidenin (düştüğü) utanca rağmen senin ölmene, izin verdi? Çünkü seni
    seven herkes adeta ölmüş durumda.»

     

    220.”Neden
    İsa’nın Öldüğüne İnandırıldılar?”

     

    îsa
    annesini kucaklayıp cevap verdi: «İnan bana anne, çünkü sana gerçekten diyorum ki,
    ben hiç ölmedim; Allah beni dünyanın sonuna kadar saklamış bulunuyor.» Ve, bunu
    deyip, dört meleğe görünmelerini ve meselenin nasıl geçtiği konusunda şahitlik
    etmelerini rica etti.

     

    Bunun
    üzerine, melekler dört parlak güneş gibi göründüler, öyle ki, herkes korkudan
    yine ölü gibi (yere) düştü.

     

    O
    zaman îsa meleklere, görünebilsinler ve konuştukları annesiyle ashabı
    tarafından duyulabilsin diye, giymeleri için dört keten bezi verdi. Ve, her bir
    kimseyi (yerden) kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Bunlar Allah’ın elçileridir;
    Allah’ın gizliliklerini bildiren Cebrail, Allah’ın düşmanlarına karşı savaşan
    Mikâil, ölenlerin ruhlarını alan Rafail (Azrail) ve herkesi Son Gün’de Allah’ın
    mahkemesine çağıracak olan Uriel (İsrafil).» O zaman dört melek, Allah’ın
    İsa’yı nasıl çağırdığını ve bir başkasını sattığı cezayı çekmesi için Yehuda’yı
    nasıl değiştirdiğini Bakire’ye naklettiler.

     

    Sonra,
    bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, sen bizimle birlikte kalırken benim
    için meşru olduğu gibi, şimdi de sana soru sormak benim için meşru mudur?» îsa
    cevap verdi: «Ne istersen sor Barnabas, sana cevap vereceğim.»

     

    O
    zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, Allah rahim olduğu halde, neden
    senin öldüğüne inandırarak bize eziyet etti? Ve, annen senin için o kadar
    ağladı ki, nerdeyse ölecekti. Ve Allah’ın bir mukaddesi olan sen, Allah neden
    üzerine, Kalveri dağında hırsızlar arasında öldürüldüğün iftirasının atılmasına
    izin verdi?»

     

    îsa
    cevap verdi: «înan bana Barnabas, her günahı, ne kadar küçük de olsa, Allah’a
    karşı günahla suç işlendiğinden, Allah büyük ceza ile cezalandırır. Bu nedenle,
    annem ve benimle birlikte olan imanlı şakirtlerin beni birazcık da dünya
    sevgisiyle sevdiklerinden, adaletli olan Allah, Cehennem alevleriyle cezalanmaması
    için bu sevgiyi şu andaki üzüntüyle cezalandırdı ve, her ne kadar ben dünyada
    suçsuz idiysem de, insanlar bana


     

    «Allah»
    ve «Allah’ın oğlu» dediklerinden, Hüküm Günü’nde şeytanların alayına
    uğramıyayım diye, Allah, herkesi benim çarmıhta öldüğüme inandırarak, bu
    dünyada Yahuda’nın ölümüyle insanların alayına uğramamı diledi. Ve bu alay,
    geldiği zaman bu aldanmayı Allah’ın kanununa inananlara açıklayacak olan
    Allah’ın elçisi Muhammed’in gelişine kadar sürecektir.»

     

    Bu
    şekilde konuştuktan sonra İsa dedi: «Sen adilsin ey Allah’ımız Rabb, çünkü
    sonsuz şan ve şeref ancak Sana aittir.»

     

    221.

     

    Ve,
    İsa bu (satırlar) ı yazana dönüp dedi: «Bak Barnabas, benim dünyada kalışım
    süresince tüm olup bitenlerle ilgili olarak benim İncil’imi elbette yazmalısın.
    Ve, aynı şekilde Yehuda’nın başına gelenleri de yaz ki, mü’minler aldanmasın ve
    herkes gerçeğe inansın.»

     

    O
    zaman, yazan cevap verdi: «Înşallah her dileği yaparım ey muallim, ama
    Yehuda’nın başına gelenler nasıl oldu bilmiyorum, çünkü hepsini görmedim.»

     

    İsa
    cevap verdi: «işte her şeyi gören Yuhanna ve Petrus, olup bitenlerin hepsini
    sana söylerler.»

     

    Ve,
    sonra îsa kendisini görmeleri için bize, imanlı şakirtlerini çağırmamızı
    emretti. O zaman Yakup ve Yuhanna, Nikodemus ve Yusuf’la birlikte yedi havari
    ve yetmişikiden başka daha pek çoklarını topladılar ve hepsi İsa ile birlikte
    yemek yediler.

     

    Üçüncü
    gün İsa dedi; «Annemle birlikte Zeytinlik Dağı’na gidin, çünkü, oradan yeniden
    göğe çıkacağım, beni kimin götürdüğünü görürsünüz.»

     

    Korkularından
    Şam’a kaçmış bulunan yetmişiki şakirdin yirmi beşi dışında herkes oraya gitti.
    Ve, hepsi ibadet halindeyken, îsa öğleyin Allah’a senada bulunan çok sayıda
    melekle geldi; ve, yüzünün nuru herkesi korkudan sararttı ve yüz üstü yere
    düştüler. Ama, İsa kendilerini kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Korkmayın, ben
    mualliminizim.» Ve, kendisinin ölüp yeniden dirildiğine inananları uyararak
    dedi: «Şimdi siz beni ve Allah’ı yalancılar yerine mi koyuyorsunuz? Çünkü Allah
    bana, size söylediğim gibi hemen hemen dünyanın sonuna kadar yaşamayı
    bahsetmiştir. «Bakın size diyorum ki, ben değil, hain Yehuda öldü. Dikkat edin,
    çünkü şeytan sizi aldatmak için her çabayı gösterecektir, ama siz tüm İsrail’de
    ve dünyanın her yanında duyduğunuz ve gördüğünüz bütün şeyler için benim
    şahitlerim olun.»

     

    Ve îsa böyle konuşup,
    mü’minlerin kurtuluşu ve günahkârların hidayeti için Allah’a dua etti. Ve duası
    sona erdi, annesini kucaklayıp dedi: «Selam sana anneciğim, seni ve beni
    yaratan Allah’a dayan.» Ve, böyle söyleyip, şakirtlerine dönerek dedi:
    «Allah’ın lûtfu ve rahmeti sizinle olsun.»

     

    Sonra, orada bulunanların gözleri
    Önünde dört melek onu göğe çıkardılar.

     

    222.

     

    İsa
    ayrıldıktan sonra, şakirtler İsrail’in ve dünyanın değişik bölgelerine
    dağıldılar ve şeytan’ın nefret ettiği Hak, her zaman olduğu gibi, Batılın
    işkencelerine uğradı. Çünkü, şakirtmiş gibi görünen birtakım şerli insanlar
    İsa’nın öldüğünü ve tekrar dirilmediğini yazdılar. Diğer bazıları, onun
    gerçekten öldüğünü, ama tekrar dirildiğini yazdılar. Bir diğerleri ise İsa’nın
    Allah’ın oğlu olduğunu yazdılar ve yazıyorlar; aralarında aldatılmış


     

    olan
    Pavlus da vardır. Ama biz, yazabildiğimiz kadarını Allah’tan korkanlara
    anlatıyoruz ki, Allah’ın son Hüküm Günü’nde kurtulabilsinler.

     

     

     

     

     

     

    İNCİLİN SONU

  • Microsoft&#39;un Dönüşüm Hikayesi: Teknolojideki Liderliğin Sırları

    Microsoft, teknoloji dünyasında önemli bir dönüşüm geçirerek liderlik konumunu sürdürmeyi başaran bir şirkettir. İşte Microsoft’un dönüşüm hikayesini şekillendiren ve teknolojideki liderliğin sırlarını ortaya çıkaran unsurlar:

    **1. Yenilikçi Ürün Portföyü:** Microsoft, ürün portföyünü sürekli olarak yenileyerek ve genişleterek rekabetçi kalır. Windows işletim sistemi, Office yazılımları, Azure bulut hizmetleri ve Surface cihazları gibi çeşitli ürünler, şirketin başarısının temelini oluşturur.

    **2. Yenilikçi Liderlik:** Microsoft’un CEO’su Satya Nadella’nın liderliği, şirketin dönüşümünde kritik bir rol oynamıştır. Nadella, şirketi bulut bilişim ve yapay zeka gibi yeni teknolojilere odaklanmaya yönlendirerek Microsoft’u daha esnek, yenilikçi ve müşteri odaklı bir şirket haline getirmiştir.

    **3. Bulut Hizmetlerine Odaklanma:** Microsoft, geleneksel masaüstü yazılımlarının yanı sıra bulut tabanlı hizmetlere de odaklanarak rekabet avantajı elde etmiştir. Azure bulut platformu, şirketin gelirlerinde önemli bir artış sağlamış ve müşterilere daha esnek ve ölçeklenebilir bir hizmet sunmuştur.

    **4. İşbirlikçi Yaklaşım:** Microsoft, iş ortaklarıyla olan işbirliğini artırarak daha geniş bir ekosistem oluşturmuştur. Yazılım geliştiricileri, işletmeler ve diğer teknoloji şirketleriyle yapılan ortaklıklar, Microsoft’un ürünlerini daha erişilebilir hale getirmiş ve yenilikçi çözümler sunmuştur.

    **5. Kullanıcı Odaklı Tasarım:** Microsoft, kullanıcıların ihtiyaçlarına ve geri bildirimlerine dayalı olarak ürünlerini sürekli olarak geliştirir. Kullanıcı dostu arayüzler, güvenlik ve verimlilik için yapılan iyileştirmeler, Microsoft’un müşterileriyle güçlü bir bağ kurmasını sağlar.

    Microsoft’un dönüşüm hikayesi, yenilikçi ürünler, liderlik, bulut odaklı strateji, işbirlikçi yaklaşım ve kullanıcı odaklı tasarım gibi bir dizi faktörün birleşimiyle şekillenmiştir. Bu sırlar, Microsoft’un teknolojideki liderliğini sürdürmesini sağlamış ve gelecekte de başarılı olmasına katkıda bulunacaktır.

  • Google: Dijital Evrenin Hakimiyet Tahtası

    Google, günümüzün dijital çağında adeta bir kılavuz, bir rehber olarak hayatımızda yer edinmiş dev bir teknoloji şirketidir. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte doğan ve hızla büyüyen bu devasa platform, arama motoru, e-posta hizmeti, harita servisi, bulut depolama, mobil işl
    etim sistemi ve daha birçok alanda sunduğu hizmetlerle milyarlarca insanın günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

    Google’ın Kökenleri ve Başarısı

    Google’ın hikayesi, iki Stanford Üniversitesi öğrencisi Larry Page ve Sergey Brin’in 1996 yılında arama motoru geliştirme konusundaki çalışmalarıyla başlar. Arama sonuçlarının daha etkili bir şekilde sıralanması için bir çözüm arayışı içinde olan bu genç girişimciler, Page’in “PageRank” adını verdiği bir algoritma üzerinde çalışmaya başlar. Bu algoritma, web sitelerinin önemini ölçmek için geri dönüş bağlantılarına dayanıyordu ve bugün hala Google’ın temel algoritması olarak kullanılmaktadır.

    1998’de Page ve Brin, Google’ı resmen kurarak arama motorlarının yeni devi olma yolunda önemli bir adım atmışlardır. Google’ın başarısının ardındaki anahtar unsurlardan biri, kullanıcı odaklı bir yaklaşım benimsemesidir. Google, kullanıcıların aradıkları bilgilere hızlı ve etkili bir şekilde erişmelerini sağlamak için sürekli olarak algoritmalarını ve hizmetlerini geliştirmiştir. Bu, şirketin zaman içinde milyarlarca kullanıcıyı çekmesini sağlayan temel bir faktördür.

    Google’ın Hizmetleri ve Etkileri

    Google, arama motoruyla başladığı serüveninde giderek genişleyen bir yelpazede hizmet sunmaya devam etmiştir. Bugün, Google’ın hizmetleri internet kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırmak için birçok farklı alanda hizmet vermektedir. Gmail gibi e-posta hizmetleri, Google Haritalar ile yol tarifi ve navigasyon, Google Drive ile bulut depolama, YouTube ile video paylaşımı ve daha birçok servis Google’ın sunduğu hizmetler arasındadır.

    Bununla birlikte, Google’ın etkisi sadece çevrimiçi dünyayla sınırlı değildir. Google’ın mobil işletim sistemi Android, dünya genelinde birçok akıllı telefon ve tablet cihazında kullanılmaktadır. Google’ın reklam hizmetleri, internet üzerindeki ticaretin büyük bir bölümünü yönlendirmekte ve şirketin gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Ayrıca Google, yapay zeka ve makine öğrenimi gibi alanlarda da öncü çalışmalar yapmaktadır ve bu teknolojileri günlük hayata entegre etme konusunda önemli adımlar atmıştır.

    Google’ın Eleştirileri ve Zorlukları

    Ancak, Google’ın başarısı ve etkisiyle birlikte, şirket aynı zamanda çeşitli eleştirilere ve zorluklara da maruz kalmıştır. Google’ın pazar hakimiyeti, rekabet kurallarıyla ilgili endişelere yol açmış ve antitröst davalarıyla karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Ayrıca, kullanıcı verilerinin gizliliği konusundaki endişeler ve reklam politikalarıyla ilgili tartışmalar da şirketin karşılaştığı zorluklar arasındadır.

    Bununla birlikte, Google’ın bu zorluklara rağmen inovasyon ve kullanıcı odaklı yaklaşımı, şirketin hala dünya çapında birçok insan için birincil internet hizmet sağlayıcısı olmasını sağlamaktadır. Google, dijital dünyanın hakimiyet tahtasında oturmayı sürdürüyor ve gelecekte de teknoloji ve inovasyon alanındaki liderliğini koruyacak gibi görünüyor.

  • Elektrikli Araçlar: Sürdürülebilir Geleceğin Yol Haritası

     

    Otomotiv endüstrisi, günümüzde sürdürülebilirlik ve çevresel bilincin artmasıyla birlikte önemli bir dönüşüm yaşıyor. Bu yazıda, özellikle elektrikli araçların öne çıktığı oto sektöründeki son gelişmeleri inceleyerek, sürdürülebilir geleceğin yol haritasını çıkarmaya çalışacağız.

    1. **Elektrikli Araçların Yükselişi:**

       Elektrikli araçlar, çevre dostu teknolojileri ve düşük karbon ayak izleriyle dikkat çekiyor. Otomobil üreticileri, elektrikli modelleri portföylerine ekleyerek ve şarj altyapısını geliştirerek, sürdürülebilir ulaşımın önünü açıyor.

    2. **Otomotivde Yapay Zeka ve Otonom Sürüş:**

       Yapay zeka ve otonom sürüş teknolojileri, güvenlik, konfor ve verimlilik açısından otomotiv endüstrisinde devrim yaratıyor. Bu teknolojiler, gelecekteki araçların daha akıllı ve bağlantılı olmasına olanak tanıyor.

    3. **Şarj Altyapısının Genişlemesi:**

       Elektrikli araç kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, şarj altyapısı da hızla genişliyor. Hükümetler, şirketler ve enerji sektörü, daha fazla halka açık şarj istasyonu ve ev şarj çözümleri sunarak elektrikli araçların kullanımını destekliyor.

    4. **Yeşil Üretim ve Malzeme Yenilikleri:**

       Otomobil üreticileri, üretim süreçlerini daha sürdürülebilir hale getirmek için çeşitli önlemler alıyor. Geri dönüştürülebilir malzemelerin kullanımı, karbon ayak izini azaltan önemli bir adımdır.

    5. **Otomotiv ve Hizmet Abonelik Modelleri:**

       Satın alma yerine araç paylaşım ve abonelik modelleri, kullanıcıların ihtiyaca göre araç kullanmalarını sağlayarak sürdürülebilir ulaşım anlayışını destekliyor.

    Elektrikli araçlar, otomotiv sektöründe sürdürülebilirliği ön plana çıkararak geleceğin ulaşımını şekillendiriyor. Yenilikçi teknolojiler ve çevre dostu yaklaşımlar, oto sektörünü daha temiz, akıllı ve etkileşimli bir geleceğe taşıyor.

  • Chat GPT ile Yüksek Lisans Tezi Yazılabilir Mi?

    ChatGPT gibi doğal dil işleme modelleri, yüksek lisans tezi yazımında kullanılabilir. Ancak, bu konuyu ayrıntılı bir şekilde ele almak önemlidir. Yüksek lisans tezi yazımında bir yapay zeka modelini kullanmanın bazı avantajları ve dezavantajları vardır.

    **Avantajlar:**

    1. **Hız ve Verimlilik:** ChatGPT ve benzeri modeller, hızlı ve verimli bir şekilde metin üretebilir. Bu, tez yazım sürecini hızlandırabilir.

    2. **Öneri ve İpuçları:** ChatGPT, tez başlıkları, argümanlar, giriş ve sonuç paragrafları gibi metin öğelerini oluşturmak için önerilerde bulunabilir. Bu, yazarın yazma sürecini kolaylaştırabilir.

    3. **Kaynak İncelemesi:** ChatGPT, ilgili literatürü ve kaynakları otomatik olarak inceleyebilir, böylece tezinizi destekleyen makaleleri veya çalışmaları önerir.

    4. **Dil Desteği:** ChatGPT, çok sayıda dilde yazabilir ve tercüme edebilir. Bu, yüksek lisans tezinin uluslararası bir kitleye ulaşmasına yardımcı olabilir.

    **Dezavantajlar:**

    1. **Doğruluk ve Güvenilirlik:** ChatGPT, yanlış bilgilere veya eksik argümanlara yol açabileceği için tez yazımında dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. Tez yazarken hala insan denetimi gereklidir.

    2. **Özgünlük Sorunları:** ChatGPT, başka yerden alınmış metinleri yeniden üretebilir ve bu, özgünlük sorunlarına yol açabilir. Tezinizin özgün olmasına dikkat etmelisiniz.

    3. **Konu Bilgisi:** ChatGPT, belirli bir konu hakkında detaylı bilgi sahibi değildir. Tezinizin uzmanlık gerektiren bir alanda olması durumunda, konu bilgisine sahip olmanız ve metinleri kontrol etmeniz gerekebilir.

    4. **Çıkarsama ve Analiz:** Tezinizde verileri çıkarmak, analiz etmek ve sonuçlara ulaşmak için genellikle insan becerisi gereklidir. ChatGPT bu tür karmaşık görevlerde sınırlıdır.

    **Kullanım Önerileri:**

    – ChatGPT’yi metin üretimi ve kaynak incelemesi için yardımcı araç olarak kullanabilirsiniz, ancak metni tez olarak sunmadan önce insan düzenlemesi ve kontrolü yapmalısınız.

    – Kaynakları ve alıntıları doğru bir şekilde belirtmelisiniz. Plagiyat sorunlarından kaçınmak için dikkatli olmalısınız.

    – ChatGPT’yi argümanların oluşturulması ve taslağın hazırlanması için kullanabilirsiniz, ancak analiz ve sonuç bölümleri için daha fazla insan müdahalesi gerekebilir.

    – Tez danışmanınız veya akademik danışmanınızla işbirliği yaparak, ChatGPT’nin tez yazma sürecinizde nasıl kullanılacağına dair rehberlik alabilirsiniz.

    ChatGPT gibi yapay zeka modelleri, yüksek lisans tezi yazımında yardımcı araçlar olarak kullanılabilir, ancak dikkatli bir şekilde kullanılmalı ve insan denetiminden geçmelidir. Yüksek lisans tezi, genellikle özgünlük, derinlemesine analiz ve uzmanlık gerektiren bir çalışma olduğundan, yapay zeka modelleri, yazarların çabalarını desteklemek için kullanılmalı, ancak tamamen onun yerine geçmemelidir.