Feray gezgin olmanın hevesiyle geziyordu şehirde. Gezgin kelimesi daha kallavi bir kelimeydi yaptığı şeylere nazaran. O da kelimenin hakkını vermek için açık mavi bir vosvos alıp üzerine eşyalarını bağlayıp gezmek istiyordu. Severdi vosvosu. Üniversite döneminde hem garsonluk yapmıştı hemde okumuştu. Birazcık parası vardı. Üzerini babası tamamladı, abisi ile beraber çok sorun çıkarmamasını umdukları bir su soğutmalı bir vosvos aldılar.
İlk hedef Karadeniz turuydu. İlk bir hafta vazgeçirmeye çalıştılar Feray’ı. Feray inattı. Sonra iki gün ev gerildi. Gerilim Feray’ın inatlığında bir gevşeme yaratmadı. Gerilim gererdi zaten.
Hedefi Ankara üzerinden Düzeye ulaşıp, Artvin Porta Manastırına kadar ilerlemekti geze geze. Yol güzel gitti. Durduğu petrollerde arabada uyudu. Arabanın kapıları hep kitliydi. Düzceye kadar babası 6, annesi 4, abisi 3 defa aradı. Arabayı çok zorlamadan minik minik gidiyordu. Düzcede geldi sonunda.
Gezdi, gezdi gezdi devam etti, gezdi gezdi gezdi devam etti. Ama bjr problem vardı. Deniz ürünlerini çok midesini kaldırıyordu. Marketten hazır ürünler alıp ya yol kenarından pişiriyordu ya da restoranta gidiyordu. Uzun süre yemek işini böyle hallettikten sonra Giresun’da araba hararet yaptı.
Boru patlamıştı, aslında iyi bile dayadı müstehak demek geliyor içten ama yinede Feray’dan taraf olalım. Telefondan bir tamirci bulup arabayı çektirdi. Tamirci akşama doğru hazır olur deyip Feray’ın numarasını aldı. Kaldığı yerde market tarzı yerler çok yoktu. Olsada tüp arabada kalmıştı. Restorant tarzı bir yer arıyordu ama bir türlü balık kokmayan bir yer bulamamıştı. Aç yalavaç geziyordu.
En son “Sever Kebap ve Lahmacun Salonu” diye bjr yer buldu. İçeri heyecan ile girdi. Artık çok açtı ve yorgundu. Adamın üstünde takım vardı ve kravat takıyordu. Elindeki anahtar ile döndü ve “Kapatıyoruz kardeşim.” dedi. Feray olayın şokunu üstlenirken kasanın kenarında tahataya tebeşir ile yazılmış menühü ve fiyat listesini gördü. En altta “Deniz ürünü yoktur, lütfen sormayınız.” yazıyordu. Feray maden bulmuştu ama kapı kapanıyordu.
“Amcacım çok açım lütfen, iki dakika bir şey hazırlayamaz mısınız, lütfen” diye ısrar edince adamın kızının düğününe yetişmek üzere olduğunü öğrendi. Ama inattı Feray. Feray inattı ama karadeniz bölgesinde olduğunuda biliyordu. Rakibi güçlüydü. Uzun cümlelerle ama seri bkr şekilde ilerlediler, Feray söyledi, amca söyledi, Feray söyledi amca söyledi, Feray en son ” Senin kızın var, en iyi senin anlaman lazım beni. Aç acına mı bırakacaksın burada beni, balık malım burnuma kokuyor diyorum anlamıyor musun amcacım ya. Tek çarem burası!” diye ortalığı yirmi saniyeliğine sessizleştirdi. Açtı, bu yarışı kazanmalıydı. Adam elideki anahtarı cebine koyup telefonunu çıkardı; “Sait ne yapayısun? Geldin mi? He. Verdin mi hepsinu? Ya onu demiyorum, dükkandan götürdün ya! Yav ne parası ben gönderdim Sait sen kafayı mı oynattin. He, simdi ben oraya fazla bıraktım. Ayır birini. Tamam. Yav koy bir poşete kenara ayır, yanına yesillik filan da koy boş boş ayırma. Tamam. Ayran kaldı mı? Yok mu tamam, annene söyle küçük pet şişeye ayran yapsın. He, ama söyle tuzu çok atmasın. Çok atıyor tuzu hasta etti bizi. Yarım saate oradayım. He? Yok yok. Tamam hadi ayarla.” dedi ve kapattı.
Feray hiçbir şey anlamadı. Daha doğrusu 5-6 şey anlamıştı ama ihtimal verdiklerinden biri değildi sonuç. ” Şu yeşil pikap benim, gidelim düğün salonuna, ben fazla yemek gönderdim. Misafir gelmeden açsa yesin damatla bizim kız diye. Birini ayırttım gel” dedi.
Feray hayır diyemeyecek kadar açtı. Düğünde horon çekerken tamirci arayıp arabanın hazır olduğunu söyledi.
Artvin’e kadar annesi 9, babası 6, abisi de 7 kere aradı. Nasıl olduklarını merak ediyorlardı gezginin. Feray iyiydi, karnı tok, sırtı pekti şimdilik. Ancak manastırın dönüşünde tekeri patlamışti minik tatlı vosvosunun.

Bir yanıt yazın