Ayetel Kürsi Duası, tevhid inancını en net izhar eden dualardandır. Müşriklerin hareketleri, Bakara Suresi içinde yer alan bu sureye sebeb-i nüzul olmuştur. Bu sebeple Ayetel Kürsi okunuşu sık sık tekrarlanmalı, yüce Allah’ın varlığını ve birliğini izah eden bu sure çok iyi bilinmelidir. Ayetel Kürsi anlamı, Türkçe meali ve tefsiri ile kavranmalı, faziletlerinden faydalanmak için bol bol tekrar edilmelidir. Ayetlerin Şahı Ayetül Kursi suresi Arapça yazılışı, okunuşu ve Türkçe anlamı ferdayihayal.com’da. İşte Ayetel Kürsi’nin Türkçe okunuşu ve Arapça yazılışı, fazileti ve meali!
- Ayetel Kürsi, Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 255. ayetidir ve tek bir ayetten oluşur.
- Araştırmalar, bu ayetin Medine döneminde, Allah’ın birliğini vurgulamak için indirildiğini göstermektedir.
- Arapça metni ve Latin alfabesi ile okunuşu, meal ve tefsiri detaylı olarak aşağıda açıklanmıştır.
- Faziletleri arasında şeytandan korunma, şifa ve manevi huzur gibi faydalar yer alır; Hz. Peygamber’in sık okunmasını tavsiye ettiği bilinir.
- Bazı kaynaklar iniş zamanı ve yeri konusunda farklı görüşler sunsa da, genel kabul Medine’dedir.
Ayetel Kürsi Hakkında Genel Bilgi
Ayet Sayısı ve İçerik
Ayetel Kürsi, tek bir ayetten oluşur ve Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 255. ayetidir. Bu ayet, Allah’ın büyüklüğünü, kudretini ve sonsuzluğunu anlatır. Allah’ın hayy (diri), kayyum (kâim), her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten olduğunu, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin O’na ait olduğunu, O’nun izni olmadan hiçbir şeyin olmayacağını ve O’nun kürsüsünün gökleri ve yeri kapladığını, ancak bunların korunması O’na zor gelmediğini ifade eder.
İniş Zamanı ve Yeri
Araştırmalar, Ayetel Kürsi’nin Medine döneminde, İslam’ın erken yıllarında indirildiğini göstermektedir. Tam olarak hangi olay üzerine indiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, genel olarak Allah’ın birliğini ve yüceliğini vurgulamak için, özellikle Mekke’de indirilen tevhid ayetlerinin özetini oluşturmak amacıyla nazil olduğu düşünülmektedir. Bazı kaynaklar iniş zamanı ve yeri konusunda farklı görüşler sunsa da, genel kabul Medine’dedir.
Arapça ve Latin Alfabesi ile Okunuşu
Ayetel Kürsi’nin Arapça metni şöyledir:
اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۖ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِندَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ يَدَيْهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Latin alfabesiyle okunuşu:
Allâhu lâ ilâhe illâ hûvel hayyul kayyûm, lâ te’huzûhû sinetûn ve lâ nevm, lehû mâ fissemâvâti ve mâ fil’ard, men zellezi yeşfeu indehû illâ bi’iznih, ya’lemû mâ beyne eydîhim vemâ halfehûm, velâ yûhîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe, vesia kürsiyyûhûssemâvâti vel’ard, velâ yeûdûhû hıfzuhûmâ, ve hûvel aliyyûl azîm.
Meali (Türkçe Anlamı)
“Allah’tan başka ilâh yoktur. O diridir, beka sahibidir. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmaksızın O’nun katında kim şefaat edebilir? O kullarının önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar O’nun ilminden kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların korunması O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”
Tefsiri (Yorumu)
Ayetel Kürsi, Allah’ın mutlak birliğini, sonsuz kudretini ve her şeyi kuşatan bilgisini vurgular. Bu ayet, Allah’ın her şeyi yaratan, koruyan ve yöneten olduğunu, O’ndan başka hiçbir ilah olmadığını, O’nun her şeye gücü yettiğini ve her şeyi bildiğini anlatır. Ayrıca, Allah’ın kürsüsünün gökleri ve yeri kapladığını, ancak bu korumanın O’na hiçbir zorluk çıkarmadığını belirtir. Ayet, tevhid inancını pekiştiren ve Allah’ın sıfatlarını detaylıca açıklayan bir deklarasyon olarak görülür.
Faziletleri
Ayetel Kürsi, İslam inancında çok önemli bir yere sahiptir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ayeti “Kur’an’ın efendisi” olarak nitelendirmiştir. Hadislerde, bu ayeti düzenli olarak okuyanların çeşitli faydalar elde edeceği belirtilmiştir. Örneğin:
- Sabah namazından sonra okuyan kişi, o gün şeytanın şerrinden korunur.
- Yatmadan önce okuyan kişi, gece boyunca korunur.
- Hasta olanlara okunması şifa sağlar.
- Evden çıkarken okunması, kişiyi kötülüklerden korur.
- Borçlu olanların borçlarının ödenmesine vesile olabilir.
- Hırsızlık, yangın gibi musibetlerden korur.
Ayetel Kürsi, ayrıca nazar, sihir ve şeytani vesveselerden korunmak için okunması tavsiye edilen bir ayettir.
Bilinmesi Gerekenler
- Ayetel Kürsi (Bakara), Kur’an’ın en uzun ayetidir.
- Okunması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar vardır; örneğin, okurken saygılı olmak, abdestli olmak gibi.
- Bu ayet, namazlarda da okunabilir, ancak genellikle namaz dışında da okunması tavsiye edilir.
- Ayetel Kürsi, Felak ve Nas sureleri ile birlikte okunması önerilen dualar arasındadır.
Ayetel Kürsi: Detaylı İnceleme ve Analiz
Bu bölüm, Ayetel Kürsi’nin tüm yönlerini derinlemesine ele alan bir inceleme sunar. Aşağıda, ayetin ayet sayısı, içeriği, iniş sebepleri, okunuşu, anlamı, yorumu, faziletleri ve diğer detayları profesyonel bir üslupla ele alınmıştır.
Genel Bilgiler ve Ayet Sayısı
Ayetel Kürsi, Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 255. ayetidir ve tek bir ayetten oluşur. Bu, Kur’an’ın en uzun ayetlerinden biri olarak bilinir ve İslam dünyasında büyük bir saygıya sahiptir. Ayet, Bakara Suresi’nin 3. cüzünde, 41. sayfada yer alır ve Medine döneminde indirilmiştir.
Anlam ve İçerik
Ayetel Kürsi, Allah’ın sıfatlarını ve tekliğini detaylıca anlatır. Ayet, Allah’ın hayy (diri), kayyum (kâim), her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten olduğunu, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin O’na ait olduğunu, O’nun izni olmadan hiçbir şeyin olmayacağını ve O’nun kürsüsünün gökleri ve yeri kapladığını, ancak bunların korunması O’na zor gelmediğini ifade eder. Bu, tevhid inancının temelini oluşturan bir deklarasyon olarak görülür.
İniş Sebebi ve Kontekst
Ayetel Kürsi’nin inişi, Medine döneminde gerçekleşmiştir. Genel kabul, bu ayetin Allah’ın birliğini ve yüceliğini vurgulamak için, özellikle Mekke’de indirilen tevhid ayetlerinin özetini oluşturmak amacıyla nazil olduğu yönündedir. Bazı kaynaklar, ayetin belirli bir olay üzerine indiğine dair kesin bilgi sunmaz, ancak tefsirlerde, müşriklerin tevhid inancını inkâr eden tutumlarına karşı bir cevap olarak indirildiği belirtilir. Medine dönemi, İslam’ın kurumsallaşma sürecinde olduğu bir dönemdir ve bu ayet, bu bağlamda önemli bir yer tutar.
Arapça ve Latin Alfabesi ile Okunuşu
Ayetel Kürsi’nin Arapça metni şöyledir:
اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۖ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِندَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ يَدَيْهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْsِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Latin alfabesiyle okunuşu:
Allâhu lâ ilâhe illâ hûvel hayyul kayyûm, lâ te’huzûhû sinetûn ve lâ nevm, lehû mâ fissemâvâti ve mâ fil’ard, men zellezi yeşfeu indehû illâ bi’iznih, ya’lemû mâ beyne eydîhim vemâ halfehûm, velâ yûhîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe, vesia kürsiyyûhûssemâvâti vel’ard, velâ yeûdûhû hıfzuhûmâ, ve hûvel aliyyûl azîm.
Meali ve Anlamı
Sure, şu şekilde çevrilmiştir:
“Allah’tan başka ilâh yoktur. O diridir, beka sahibidir. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmaksızın O’nun katında kim şefaat edebilir? O kullarının önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar O’nun ilminden kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların korunması O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”
Tefsiri ve Yorumu
Ayetel Kürsi, tevhid inancının temelini oluşturan bir ayettir. “Hayy” ve “Kayyum” sıfatları, Allah’ın ezelî ve ebedî olduğunu, her şeyin O’na muhtaç olduğunu ifade eder. Ayet, Allah’ın ne uyukladığını ne de uyuduğunu, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin O’na ait olduğunu, O’nun izni olmadan şefaat edilemeyeceğini, O’nun bilgisinin her şeyi kuşattığını ve kürsüsünün gökleri ve yeri kapladığını vurgular. Bu, İslam’ın ana akidesini destekler ve polytheist inançlara karşı bir duruş sergiler. Tefsir kaynaklarında, ayet, Allah’ın sıfatlarını veciz bir şekilde özetler ve tevhid biliminin temelini oluşturur.
Faziletleri ve Manevi Kazançlar
Ayetel Kürsi’nin faziletleri, hadislerle desteklenmiştir:
- Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kur’an’daki en büyük ayet Ayetel Kürsi’dir” buyurmuştur (Tirmizi, Fedâilu’l-Kur’ân 2).
- Sabah namazından sonra okuyan kişi, o gün şeytanın şerrinden korunur.
- Yatmadan önce okuyan kişi, gece boyunca korunur.
- Hasta olanlara okunması şifa sağlar.
- Evden çıkarken okunması, kişiyi kötülüklerden korur.
- Borçlu olanların borçlarının ödenmesine vesile olabilir.
- Hırsızlık, yangın gibi musibetlerden korur.
- Ayetel Kürsi okunan eve şeytan giremez. Büyücü sokulamaz. Ayetel Kürsi okumaya devam kişi; hem dünyada hemde ahirette yüce makamlara ulaşır. Günahlardan sakınmaya başlar. Huzura erer. Mevki ve makamı artar.
- Ayetel Kürsi durak yerlerinin sayısınca 17, kelimeleri sayısınca 50, harfleri sayısınca 170, resuller ve ashabı kiram sayısınca 313 defa okuyan kişinin her arzusu yerine gelir. Cesareti artar. Halk arasında sevgi, saygısı ve itibarı çoğalır. istediği makama ulaşır. Hiç kimse ona zarar veremez. Peygamber Efendimiz in S.A.V. isimleri sayısınca 201 defa okursa dünya ve ahiretle ilgili istekleri geri çevrilmez.
- Ayetel Kürsi; yemek, buğday, pirinç, arpa gibi şeylere 313 defa okunarak, her okunuşta o şeye üflenirse bereketi artar, o şeyde bereketlilik olur.
- Ayetel Kürsiyi hergün okumayı adet haline getiren kişinin Allah geçmiş günahlarını bağışlar. Okuyan hem Tevhid, hemde Tilaveti yerine getirmiş olur. Buda üstün bir zikir olur.
- Ayetel Kürside 34 ilahi isim vardır. 17 acık olarak, 17 de kapalı olarak. Aynı zamanda 17 mim harfi, 17 de vav harfi vardır. Allah’ın en büyük ismi Ayetel Kürside mevcuttur. Bu yüzden Ayetel Kürsi ile dua edilirse kabul görür.
- Ayetel Kürsiyi bir hacet ve arzunun olması için okumak, o işin olmasına vesiledir. Bu ayeti okumaya devam eden devamı nispetinde fayda görür.
Bu ayeti okumaya ancak peygamberler, sıddıklar ve şehidler devam eder. Kişi okumaya devam ederse, ahlakı sehid ve sıddıkların ahlakına ulaşır. - Ayetel Kürsiyi okumaya devam eden kişiye; Allah hayırlı ve faydalı kapılar açar. ilim öğretir. Gizli bilgileri ve tedavi etme yollarını öğretir. Hem Zahiri, hemde Batıni ilim nasip eder.
- Ayetel Kürsi okunur ve sevabı kabir ehline bağışlanırsa, o kabir nurla dolar, kabir genişler ve ölünün derecesi, mevkisi ve makamı yükselir. Okuyanada büyük sevap verilir.
- Ayetel Kürsiyi çok okuyanın anlayışı artar. Düşman şerrinden kurtulur. Allah’ı büyük isimleriyle anmak, zikretmek isteyenler Ayetel Kürsiyi okumalıdırlar. Ayetel Kürsi ilahi rahmet ve nusret kapılarını açar.
Sıkıntılı anlarda Ayetel Kürsi okunursa sıkıntı geçer. Tehlike durumunda okunursa o tehlikeden kurtulunur. - Ayetel Kürsiyi 170 defa okuyana Allah her işinde yardımcı olur. Zorluk çekmez. üzüntü ve kederden uzak olur. Rızkı genişler. Arzularına ve isteklerine kavuşur.
- Bakara Suresinin ilk 4 ayeti, Ayetel Kürsi, Ayetel Kürsiden sonraki 2 ayeti ve Bakara Suresinin son 5 ayetini okuyanın kendisine ve ailesine şeytan ve kötülük yaklaşamaz. Deli üzerine okunmaya devam edilirse şifaya kavuşur.
- Şehvete düşkün, kötü ahlaklı ve kötü kişiler okur ve okumaya devam ederlerse durumları değişir. Ahlakları düzelir ve en iyi hale yönelmiş olurlar.
- Ayetel Kürsiyi okuyan kendini güven içine alır. Cin, şeytan ve insan zarar veremez.
- Gece yatarken okuyan kendini güven içine aldığı gibi, ailesini ve komşusunuda koruyup, güven içine alır.
- Her farz namazını mütakip Ayetel Kürsi okuyan ikinci bir namaza kadar korunmuş olur. Yatarken okuduğunda, 2 melek onu korumakla görevlendirilir.
- Ayetel Kürsiyi her farz namazının arkasından okuyana Cennetin 8 kapısı birden açılır, Dilediğinden içeri girer. Allah, okuyana; şükredenlerin kalblerini, sıddıkların amellerini, Allah’a dost doğru yönelenlerin sevabını verir. ölünce doğruca Cennete girer. Muttakilerin elde edeceği mükafat verilir.
- Evinden çıkarken Ayetel Kürsi okuyan kişinin günahları bağışlanır, şeytanlar ondan uzaklaşır. Cin, şeytan ve insan şerrinden ve korkularından emin olur. Her şeyden muhafaza olunur.
- Gece ve gündüz 10 defa ihlas ve Ayetel Kürsiyi okumaya devam eden kişi; Allah’ın rızasını kazanır. Şeytandan korunur. Mahşerde peygamberlerle birlikte olur.
- Ayetel Kürsi okunan evden şeytanlar 30 gün kovulmuş olur, 40 günde büyücü ve sihirbaz giremez.
- Ayetel Kürsiyi 6 defa okuyup 6 yönüne üfler, 7nci defa okuyup içine çeker ve 8inci de okuyup etrafına daire çizerse, kendisini koruyan manevi bir hisar içine alır. (1inci okuyuşta önüne, 2ncide sağına, 3üncüde soluna, 4üncüde arkasına, 5incide yukarı, 6ıncıda aşağı okuyup üfler. 7incide içine çekip yutar.8incide üfleyerek etrafına daire çizer) Böylece kendini tehlikeli yerden, düşmanlarından, musibetten korumuş olur. Bu uygulama yapıldıktan sonra hiç konuşmadan Ayetel Kürsi okuyarak düşman üzerine yürünürse, düşman onu göremez ve zararda veremez.
- Her namaz sonunda Ayetel Kürsi okuyanı eceli gelince Allah bizzat kendi kudret eliyle ruhunu alır ve o kişi şehidlik sevabına nail olur.
- Ayetel Kürsi; okuyanı kötü ahlaktan kurtarır. Kişiyi Allah’a yöneltir.
- Okuyan kişiyi dinlemek üzere melekler gelip o yerde bulunur, saf tutup dururlar. ihlas suresi okunan eve uğradıklarında secdeye kapanırlar. Haşr suresi okunan evde diz üzeri çöküp dururlar.
- Gece ve gündüz 1000 defa Ayetel Kürsiyi 40 gün okuyana ruhani alem kapısı acılır. Melekler ziyaretine gelir. Tüm sırlara vakıf olmaya başlar. istek ve arzuları gerçekleşir. Resulullah S.A.V. Efendimizi rüyasında görme şerefine erer.
- Ayetel Kürsi ve Amenerrasulü Suresinin okunduğu eve şeytan girmez.
- Ayetel Kürsi bir kaba okunur ve o kabın örttüğünü hiçbir cin ve şeytan açamaz. içindekileri alıp götüremez.
- Ayetel Kürsiyi 170 defa okumaya devam eden; hapisteyse hapisten kurtulur. Borçlu ise borcunu ödeme imkanı bulur. Rızık isterse, geniş bir nimete erişir. Bu sayıda her farz namazının ardından okumaya devam ederse isteğine, arzusuna çabuk kavuşur. Gece kıbleye yönelip okuduğunda da aynı şekilde istekleri kabul görür.
- Ayetel Kürsi günde 50 defa okunursa, okuyan şeytandan korunur.
ihtiyacı ve isteği olan 170 Ayetel Kürsiyi okuduktan sonra 3000 defa Ya Kafi, Ya Ğani, Ya Fettah, Ya Rezzak isimlerini zikredip, ihtiyacını Allah’dan isterse isteği kabul olur. - 170 defa Merih saatinde okursa her türlü günah ve beladan korunur. insanlar arasında itibarlı olur.
- Zuhal saatinde okursa amirler yanında, patronu yanında büyük itibara ve makama erişir.
- Müşteri saatinde okursa dert ve kederi dağılır. Tüm kötülüklerden korunur. Hapisten kurtulmaya sebeb olur.
- Şems saatinde okunursa büyük mertebe ve derecelere yükselir. Halkın dertleriyle ilgilenecek uygun bir mevkiye gelir.
- Zühre saatinde okunursa dostları, arkadaşları arasında ve aile içinde kıymeti artar. Dünya işlerinden istediği olur.
- Utarit saatinde okursa kin ve düşmandan korunur. Düşmanının helakı niyeti ile okursa düşmanından kurtulur.
- Kamer saatinde okursa rızkı genişler, bereketi artar.
- Akıl ve anlayışın artması niyetiyle, Ayetel Kürsi 50 defa yağmur veya zemzem suyuna okunur ve içilirse bu gerçekleşir.
- Ayetel Kürsi 18 defa hergün okunmaya devam edilirse Allah okuyanı tevhid ruhuyla diriltir. Kalbini buna açar, rızkını genişletir. Kıymeti yücelir. Yazıp üzerinde taşıyanı Allah musibet, afet, kaza ve belalardan korur.
- Ayetel Kürsi şer ve kötülükten korunmak niyetiyle okunur ve “vela yeuduhu hıfzuhuma ve hüvel aliyyül azim” kısmı arka arkaya 70 defa tekrar edilerek okunursa tehlike ve kötülük ortadan kalkar. Aynı okuma şekli cin ve şeytandan korunmak içinde uygulanır.
- Ayetel Kürsi ev veya iş yerinin kapısının üst kısmına yazılırsa o yere hırsız giremez, o yerin rızkı artar.
- Ayetel Kürsi yazılıp bir eşya arasına yerleştirilirse o eşya çalınmaz. Zarara uğramaz.
- Ayetel Kürsi bir kaba 3 defa yazılır ve içine su konulup, hastaya içirilir. içirilirken; falan hastalıktan kurtulup şifa bulmaya niyet ettim denilirse, Allah’ın izniyle hasta şifaya kavuşur.
- Sabah yataktan kalkıp, abdestli bir şekilde 3 defa Ayetel Kürsiyi okuyan kişi, akşama kadar; akşam namazının ardından 3 defa okuyan, sabaha kadar şeytan, cin ve insan şerrinden korunur.
- Bir dileği olan gece yarısından sonra, abdestli olarak, kıbleye yönelip, 170 Ayetel Kürsi okuyup, dileğini Allah’dan isterse, isteği olur.
- Cuma günü sabah namazından önce, abdestli olarak, tenha bir yerde, kıbleye yönelip, diz üzerine oturup, 313 defa Ayetel Kürsi okuduktan sonra “Ya Rabbel Azim bu ayeti kerime hürmetine 313 ehli bedir ve 313 ashabı talut hürmetine muradımı ihsan buyur” diye dua edenin maksadı gerçekleşir.
- 7 adet tuz parçasının her birine 7 defa Ayetel Kürsi okuyup, aç karnına besmele ile hergün yutarsa balgamdan kurtulunur.
- Uykuda, rüyasında korkan kişi yattığı zaman Euzu Besmele ile 3 Ayetel Kürsi okuyup, her birinde “vela yeuduhu hıfzuhuma ve hüvel aliyyül azim”i 3 defa tekrar ederek yatarsa korkulu rüyadan kurtulur.
- Sara tutan kişiye 21 Ayetel Kürsi okunursa kendine gelir.
- Bir kağıda 11 defa Ayetel Kürsi; safran, gül suyu, misk karışımı mürekkeple yazılır. üzerinede 101 defa Ayetel Kürsi okunur, öd yada anberle tütsülendikten sonra, bir yerin kapısının üzerine konulursa o haneye; hırsız, düşman girmez,afetlerden korunur. Ticaret haneye asılırsa o yer hem korunur, hemde bereketi, kazancı artar.
- Bir kağıda 3 Ayetel Kürsi yazıp, üzerine 1289 defa Ya Allah, Ya Hayy, Ya Kayyum, Ya Ali, Ya Azim okunur, sonra muşamba veya naylona sararak üzerinde taşıyan kişinin rızkı ve kısmeti açık olur. Düşman şerrinden ve afetlerden muhafaza olur.
- Büyü dolayısıyla bağlı olan kişi için; bir kase içine Ayetel Kürsi yazılır, içine su konulur. üzerine 101 Ayetel Kürsi ve 1289 defa Ya Allah, Ya Hayy, Ya Kayyum, Ya Ali, Ya Azim okunur. O suyu 3 gün sabah aç karnına içilirse bağı çözülür.
- Ayetel Kürsi bir kağıda yazılıp haşerenin bulunduğu yere asılırsa, oradaki haşereler gider.
- Bir kağıda Ayetel Kürsi yazılıp, üzerine 21 Ayetel Kürsi, 3 ihlas, 21 Salatü Selam okunup, bir tarlaya gömülürse, o tarlanın bereketi ve mahsülü artar. Korunur, muhafaza olur.
Aşağıda, faziletlerle ilgili detaylı bir tablo sunulmuştur:
| Okuma Zamanı | Manevi Kazanç | Kaynak |
|---|---|---|
| Sabah namazından sonra | Gün boyu şeytandan korunma | Tirmizi, Fedâilu’l-Kur’ân 2 |
| Yatmadan önce | Gece boyunca korunma | Hadis kaynakları |
| Hasta iken okunursa | Şifa bulma | Hadis kaynakları |
| Evden çıkarken | Kötülüklerden korunma | Hadis kaynakları |
| Borçlu iken | Borçların ödenmesine vesile | Hadis kaynakları |
| Musibet anında | Hırsızlık, yangın gibi belalardan koruma | Hadis kaynakları |
İniş Zamanı ve Yeri
Ayetel Kürsi, Medine döneminde inmiştir ve iniş sırasına göre Medine dönemi ayetlerindendir. Nüzul sebebi, Allah’ın birliğini ve yüceliğini vurgulamak için, özellikle Mekke’de indirilen tevhid ayetlerinin özetini oluşturmak amacıyla olduğu düşünülmektedir. Bazı kaynaklar, ayetin belirli bir olay üzerine indiğine dair kesin bilgi sunmaz, ancak tefsirlerde, müşriklerin tevhid inancını inkâr eden tutumlarına karşı bir cevap olarak indirildiği belirtilir.
Ayetel Kürsi Detaylı Tefsiri – ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR
255- Allah o biricik hak mabuddur ki, gerçekte ondan başka hak mabûd yoktur, çünkyok olmaktan ve ölümlü olmaktan uzak, hayy ve kayyûm (diri ve bütün kâinatın idaresini bizzat yürüten) ancak O’dur. Ezelden ebediyete (sonsuza) kadar bütün hayat ve ebedilik O’nun zatı ile zatından dolayı kaim, vâcibülvücuttur, (varlığı zatının gereğidir) ve her an tüm varlık âlemini idare eden ve herşeyi ayakta tutan ancak O’dur. O olmasaydı ne hayattan eser olurdu, ne de varlık âleminden. ilâhî hayat, ilim ve iradenin başlangıcı olan ezeli bir sıfattır.
KAYYÛM: Kıyamdan “Fey’ul” vezninde (kalıbında) bir mübalağa kipidir ki, kendi kaim, diğerleri mukim (ayakta tutan) ve mukavvim (yöneten) demektir. Ve bunda eşyanın ayakta durmasının ilâhî kıyamda fani olduğuna lafzında bir ima (işaret) vardır. İbni Sina bunun vâcibü’l-vücud kavramına eşit olduğunu söylemiş ise de, buna vâcibü’l-vücud kavramının, kendinden başka, ondan ayrılmaz bir kavramı olan, külli mucid (herşeyi yoktan var eden) külli müdebbir (herşeyi idare eden, yöneten) gibi diğer kemal kavramlarının hepsi de anlam itibariyle dahildir. Âyetin devamı bunun açıklamasıdır. Ve bu isimlerin “İsm-i A ‘zam” olduğu da söylenmiştir. O öyle bir hayy ve kayyumdur ki, O’nu ne gaflet basar, ne uyku; daima âlim, daima habir (her şeyden haberli)dir. Göklerde ve yerde, yukarılarda, aşağıda ne varsa O’nun; görünür, görünmez, bütün varlık O’nun mülküdür. Tüm sebeb O, tüm gaye O, herşeyin maliki olan O; Allah’ın mülkü olan bu yaratıklardan kimin haddi ki Allah’ın izni olmaksızın yüce huzurunda şefaat edebilsin, bu halde hangi budaladır ki Allah’ın emri olmadan bunların birinden şefaat dilenebilsin. Çünkü Allah yukarıların aşağıların, önlerindekini ve arkalarındakini, geçmişlerini, geleceklerini bildiklerini ve bilmediklerini bilir, O’nun ilminden gizli hiçbir şey yoktur. Bunlar ise O’nun bildiklerinden hiçbirini bilemezler. Ancak dilediği kadarını kavrayabilirler. Bu bakımdan bizzat O’nun izni ve emri olmadıkça herkes başından korkmadan nasıl şefaate kalkabilir. Herhangi bir şeyde ister bir parça tasarrufa kimin yetkisi olabilir. Ancak bu, O’nun iznini ve emrini almış sevgililerinden olabilir. Bilindiği üzere şefaat hürmete layık birinin kendinden düşük bir diğeri hesabına rica ve yakarma ile yardım ederek O’na katılması demektir ki, bu bir bilinmezi bildirmek veya bir isteği ortaya çıkarma ile bir beraberlik anlamını kapsar. Bunu da kendini ve kıymetini bilen ve şefaat olunan kimseye şefaat istenenden daha çok bir ilişkisi bulunan ve zarar getirmeyeceğinden emin olan kimseler yapabilir. Oysa Allah’ın mülkü olan şu yaratıklardan herhangi biri ile Allah’tan daha çok birlikte bulunmaya ve O’na bilgiçlik satmaya ve ilerisini gerisini tamamen idrak etmeden ve önünü ardını hesap etmeden ilâhî huzurda kendine bir mertebe verip de şefaate kalkışmak, gerek şefaat eden ve gerek şefaat olunan için ne kadar tehlikelidir? Eğer Allah bildirmemiş ise şefaat edecek olanın hâli, şefaat edilecek olandan daha çok endişeye değer olmadığı nereden bilinir? Bu hâl içinde, isterse melekler ve peygamberler olsun, kimdir o ki Allah’ın izni ve güç vermesi olmadan önünü ardını hesaplamayıp Allah’ın kullarına Allah’tan daha çok sahip çıkma, koruma yetkisini kendinde görsün de şefaate cesaret edebilsin. Ancak Cenab-ı Hak dilerse, özel veya genel şefaate ilâhî irade çıkar da kendilerine bildirilmiş bulunursa o başka… Demek ki yüce Allah’ın ululuğundan şefaat umulamaz değildir. Fakat şefaat da herkesten önce O’nun kendi elindedir ve O’nun izni ve emri ile gerçekleşebilir. O zaman şefaat kapısı açılır. Ve şefaat etmesine izin verilenler kendi dilediklerine değil, yine Allah’ın dilediklerine şefaat imkânını bulabilir. Bundan anlaşılır ki önce, hak tanımayan Allah düşmanlarının kendilerine şefaat etmesi umulan bir Allah dostu bulabilmelerine, bunun gibi müşriklerin putları gibi ilim şanından olmayanların şefaatçı olabilmelerine, asla ihtimal yoktur. Sonra kendisine izin verilebilecek her şefaatçinin şefaat sınırı da Allah katındaki derecesi ve o oranda elde edebileceği izin ve gücün kapsamı ile uyumlu olabilecektir. Bu bakımdan eninde sonunda izin çıktığı zaman en genel biçimde şefaat sahibi, yukarda peygamberlerin makâmları hakkındaki ilâhî açıklamadan anlaşıldığı üzere, hepsinin üstünde “sâhib-i derecât” (dereceler sahibi) olan Resulullah, peygamberlerin en üstünü olabilecektir. Bu konudaki naslara göre, Cenab-ı Hak O’na şefaat için izin isteme yetkisini de bahşetmiş ve en yüksek peygamberlik makamı, “Şefaat-ı uzmâ” en büyük şefâat makâmı olmuştur ki, Makâm-ı Mahmud’a şefaat hadisi gelecektir. Allah öyle bir ilim ve saltanat sahibidir ki, hükmünün tecelli yeri olan kürsüsü bütün gökleri ve yeri geniş geniş tutmuştur. Yerlerde ve göklerdeki bütün varlıklar ve cisimler içinden, dışından hep bu kürsü ile kuşatılmıştır. Herbirinin kıyamı (ayakta durması) onun içindedir. Bu arada hiçbir nokta bulunmaz ki, orada yüce Allah’ın kürsüsünün hükmü geçerli olmasın. Yeryüzünün içinden çıkamayan insanlar onun yerleri, gökleri kuşatmış kürsüsünü nasıl kavrarlar. “Onlar Allah’ı, gereği ve lâyıkı biçimde takdir etmediler. Halbuki kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir”. (Zümer, 39/67)
Gökler ve yeryüzü denince hapsedilmiş birisi gibi bunlarla her taraftan kuşatılmış olan insanlar madde ve kuvvetin, duygunun, hayalin, kuruntunun, aklın, tasavvurun, hükmün ve bütün itibarî belirlemelerin içinden son sınırına dayanır. Bunların ötesi deyince kayıtsız şartsız, kalbî bir merakla sonsuz bir ortama, sınırsız mutlak bir emel sahasına geçmek için çırpınırlar. İnsanlar kendilerince, yerkürenin küçük bir parçası üzerinde bile bir devlet ve hükümet ele geçirip idare ve muhafaza etmenin ne kadar zor bir iş olduğunu ve asırlardan beri gelen nice nice devletlerin, milletlerin bu yüzden memleketlerini koruyamayarak yıkılıp gittiklerini görüp bildiklerinden nihayet tasavvur edemedikleri bu göklerin ve yerin bir kabza-i tasarruf (tasarruf avucun)da vahdet kürsüsünden bir saltanat ile idare olunur bir memleket olduğunu düşündükleri zaman, “koruması ne kadar zor ve ağırdır” gibi bir zanna düşebilirler. Fakat o ilâhî kürsü, bütün gökleri ve yeri tutmuş olmakla birlikte, bu gökleri ve yeri o vahdet (birlik) kürsüsünden tasarruf avucunda tutup muhafaza etmek ve korumak Allah’a ağır da gelmez. O’nun için bu hiçbir şey değildir. O şanı yüce Allah pek yüksek, pek büyüktür. Biricik yüce, biricik ulu olan ancak O’dur. Bu bakımdan bundan başka gerçek bir ilâh nasıl mümkün olur? Ve buna karşı başkalarına tapılıp da şefaatleri nasıl umulur? Ve böyle yapan kâfirler ne kadar bedbahttır!
Bu âyete ” Âyetü’l-Kürsî” denilir ve bundan dolayı bu sureye “Sûretü’l-Kürsî” de denilir. Görüldüğü üzere bu âyet, ilâhî saltanatın ve hükümdarlığın son derece açık ve özet anlatımını ve Allah Teâlâ’nın zatını ve sıfatını hem tarif ve hem gökler ve yeryüzünün ve çevrelerinin yaratılması, ayakta durması ve düzeni, miktar ve genişliğini muhafazası, hayat sırrı, ilim sırrı, hakimiyet sırrı vb. gibi maddî ve manevî kuvvetlerinin son derece açık şahitliği ile isbat ederek bütün ilâhiyat meselelerinin ana noktasını, Allah’ın kürsüsü gibi geniş bir kapsam ile kapsamış bulunduğundan bütün Kur’ân âyetleri arasında konusu ile uygun olmak üzere en yüksek bir şeref ve kıymete sahiptir Nitekim Resulullah (s.a.v.): “Kur’ân’da en büyük âyet, âyetü’l-kürsidir. Bunu her kim okursa, Allah o saat bir melek gönderir, ertesi güne kadar iyiliklerini yazar ve günahlarını siler. Bu âyet bir evde okunsun da şeytanlar onu otuz gün bırakmasın, olmaz ve kırk gün ona ne sihirbaz kadın, ne sihirbaz erkek girmez, ey Ali bunu evladına ve ailene ve komşularına öğret, bundan büyük bir âyet nazil olmadı”; “Her kim farz namazların her birinin arkasında âyetü’l-kürsîyi okursa onu ölümden başka cennete girmekten engelleyecek hiçbir şey kalmaz. Yani ölünce doğru cennete gider ve ona ancak sıddık veya abid olanlar devam eder. Ve bunu her kim yatağına yatarken okursa Allah onu kendisine ve komşusuna ve komşusunun komşusuna ve etrafındaki evlere emin kılar”; “Günlerin efendisi cuma günü, sözlerin efendisi Kur’ân, Kur’ân’ın efendisi, Bakara Sûresi, Bakara Sûresinin efendisi de âyetü’l-kürsîdir.” buyurmuştur.
KÜRSİ: Sözlükte, üzerine tek başına oturulan belli bir şeydir ki, aslında taht ve şerefli ilmin ayni şekilde olan özel ve seçkin makâmı demektir. İlmin kendisine ve âlime de denir. Daha sonra iskemle ve sandalye gibi şeylere de bu isim söylenmiştir. Dilimizde en çok ilim makâmında kullanılmıştır. Herhangi bir şeyin aslına ve toplandığı yere de kürsi denir. Nitekim memleket kürsisi, “başkent” anlamına gelir. Bunun aslı olan “kürs” kelimesinde bir araya toplanıp karışma ile keçe gibi giriftleşip sağlamlaşmak mânâsı vardır. Kısaca gerçek mânâsıyla kürsi, ancak bir kişinin oturabildiği en yüksek bir çeşit sandalyedir. Bundan dolayı, yerleri gökleri kaplamış bir kürsi düşüncesinin, bu bilinen mânânın aynı olmayacağı da şüphesizdir. Aynı zamanda bu kelimenin bize bir hakimiyet (egemenlik) ve saltanat, bir ilim, bir şeref ve büyüklük ve söz geçerliliği anlamı ifade ettiğinde de şüphe yoktur. Biz bir memlekette bir kürsi, bir taht düşündüğümüz zaman, önce bir memleket, ikinci olarak onun içinde bir başkent, üçüncü olarak o başkent içinde bir arş, bir saray, dördüncü olarak o saray içinde bir taht, beşinci olarak o taht üzerinde hükmü elinde bulunduran bir hükümdar, altıncı olarak bu hükümdardan bütün memleketi kapsayan bir nüfuz tasavvur ederiz ki, bunda hükümdar, zarf zarf içinde memleketle tamamen kuşatılmış ve aynı zamanda nüfuzuyla o memleketi kuşatmıştır. Bunda en çok hayrete değer nokta da, bir şeyin hem kuşatan ve hem de kuşatılan olabilmesindeki sırdır ki, ilmin kendisinde de vardır. Ve bu nokta insanlara, Allah’ın birliğini en güzel şekilde telkin edecek olan bir işarettir. Âyetü’l-kürsî, bize bu mânâyı telkin etmekle beraber gösteriyor ki, Allah’ın mülkü göklerle yerdir. Fakat Allah’ın kürsisi, bunlarla kuşatılmış değil, onları kuşatmaktadır. Bizim kürsi düşüncemizin aksinedir. Allah’ı düşünürken hep kuşatılmış olanlardan, kuşatıcıya doğru geçmelidir. Taht veya başkent, göklerle yer memleketini kuşatmış; Arş, tahtı kuşatmış; Rahmân olan Allah, Arşın içinde değil, üzerinde ve Allah hiç kuşatılmış değil, hep kuşatıcı ve yöneticidir ve öbüründeki zıtlığı kaldıran budur. Şu halde Allah’ın kürsisi, bize ancak bir isim ve kuşatılandan kuşatana geçerek, nihayet gökler ve yer tasavvurunun ötesinden, kapalı ve tahayyülü imkânsız bir büyüklük kavramıyla bilinebilir. Bunun gerçek mahiyetini tayin edebilmemize imkan yoktur. Bununla beraber tefsirciler, bunun tarifinde birkaç şekil rivayet etmişlerdir. Şöyle ki:
1- Kürsi, gökleri ve yeri kaplamış büyük bir cisimdir. Buna “Arş’ın kendisi” diyenler de olmuştur. Fakat sahih haberler, “Kürsi, Arşın altında ve göklerin üzerinde bir cisimdir.” diye gelmiştir. Kürsi, iki ayak yeridir. Süddi’den nakledilmiş olduğu üzere, gökler ve yer Kürsi’nin içinde, Kürsi, Arşın altında ve iki ayağının yeridir. Burada iki ayak yerinin, Arş’ın ayağının yeri olduğu açıktır. Bunu en büyük Ruh’un veya hamele-i Arş’tan (Arşı taşıyan meleklerden) büyük bir meleğin iki ayağının yeri diye gösterenler de vardır. İşte bu iki ayak yeri tarifi, Kürsi’nin başkent, yani hükümet karargâhı mânâsıyla ilgili olduğunu açıkça gösteriyor. Gökler ve yer, bilinen bütün cisim âlemlerinin ifadesi olduğuna göre, bunları kaplamış olan Kürsi’nin içinin bir cisim olması, göklerde ve yerde bilinen cisimlerin, cisimliklerinden başka bir cisimlik demek olduğunu da unutmamak gerekir. Yani Kürsi, boşlukta yer tutan bir cisim değil, yerin kendisi olan bir cisim (bir boşluk) demek oluyor ki, bunun cisimliğinin, madde ile değil, mutlak uzunluk, diğer bir deyimle genel olarak yer ve mekân denilen soyut bir uzaklık ve bütün bir boşlukla tasavvur edilmesi mümkündür. Çünkü mutlak mekân denilen soyut uzaklık, feza, madde uzantısının mahiyetini ifade eden soyut bir uzantıdır. Boyut ve uzantı ise cisimliğin en genel mânâsıdır. Fakat maddî cisimler burada yer tuttuğu halde, bu başkaca bir yerde yer tutmuş değildir ve diğer cisimlerle iç içe bulunması mümkündür. Fakat şu madde âleminde görülen maddî güçler ve varlığa ait işlerin ortaya çıktığı yer de budur. Bütün yüksek cisimler burada yerleşmiş ve aralarındaki esirî âleme (fezada gök cisimleri arasında ışık ve sıcaklığı nakleden, havadan daha hafif cisimlere) varıncaya kadar bütün toplu dalgalar burada bulunmaktadır. Hareket ve sakinlik burada meydana gelmektedir. Ancak zaman ve ruhlar âlemi bundan daha geniştir. Bir zamanlar fen bilgilerine sabit bir kıymet isnad eden ve Allah’ın indirdiklerinin sınırının, fen sınırlarından daha geniş bulunduğunu düşünmeyerek, Kur’ân âyetlerini zamanının fen bilgilerine göre açıklayıp yorumlamaktan zevk alanlar, o zaman kâinatın şekli hakkında Batlemyus’un astronomi ilminin, en yüksek fen bilimi yerinde bulunması ve kendilerinin de bu ilmin mütehassıslarından olmaları dolayısıyla gökleri ve yeri ona göre düşünüp yorumladıkları gibi, Kürsi’nin cisimliği hakkındaki haberleri de o fennin teorileriyle (varsayımlarıyla) açıklamaya çalışmışlar ve dolayısıyla “Kürsi, sekizinci gök olan sabit gök cisimlerinin bulunduğu gök, Arş da dokuzuncu gök olan Atlas göğü (en büyük gök) dür.” diye tevil etmişler (yorumlamışlar), “Kürside yedi gök, bir kalkan içine atılmış yedi para gibidir.”, “Arş’ta Kürsi, büyük bir sahraya atılmış demir bir halka gibi bir şeyden ibarettir.” meâlinde rivayet edilmiş olan iki hadisi şerifi de buna delil gibi kabul etmişlerdir. Bugün görüyoruz ki, fennin bu dokuz gök varsayımı gücünü kaybetmiş olduğu halde, Kur’ân âyetleri ve Peygamberimizin hadisleri, gönüllerde yine bugünkü gökler ve yer gibi bütün kıymetiyle ortaya çıkıp durmaktadır. Şu halde bunları, mutlaka kendi bilgilerimizin çerçevesi içine alarak açıklamaya çalışmak, ilmin gereklerine de dinin gereklerine de uygun değildir.
Bu iki hadisi şerif, bize Kürsi’nin, sekizinci gök veya sabit yıldızların bulunduğu gök olduğunu değil, nihayet göklere ve yere göre büyük bir yer, Arş’a göre de pek küçük bir daire olduğunu misal yoluyla anlatmaktadır. Bu yüzden asrımızdaki fen bilimlerine göre buna bir mânâ vermek gerekirse, Kürsi’yi mutlak bir yer mânâsıyla tasavvur etmek, elbette daha uygundur ve bu bizim kendi düşüncemiz değildir. İmam Fahreddin Razi, bu âyette değil, fakat Fatiha tefsirinde Kürsi’yi mekân, Arş’ı da zaman teorileriyle ele almıştır. Çünkü mutlak mekân, gökleri ve yeri içine almış, kaplamıştır. Halbuki bütün mekân uzunlukları, şu andaki bir anlık zamanın içine sığmış, geçmişin ve geleceğin, aralıksız cereyanı içinde bu hâl dairesi (şimdiki zaman çerçevesi) tıpkı büyük bir sahrada küçük bir halka gibi kalmıştır. Bununla birlikte diğer taraftan Kürsi ve Arş’ın manevi değerleri hakkında da rivayetler vardır. İnsan şu görüşleri düşünürken bile farkına varır ki, gökleri ve yeri mekândan başka kuşatan, kuvvet ve kudret, akıl ve ilim ve bunların üzerinde ruh vardır. Ve hatta zaman, mekânı kuşatmış görünürken bunun da ruhta meydana gelen bir durum olduğu ve buna göre ilim ve ruh âleminin, zamanı da kaplayan bir deniz olduğunu takdir eder. Nitekim Kürsi, en büyük Ruh’un veya diğer büyük bir meleğin iki ayağının yeri denilmişti. Şu halde bunların aslı, Arş’ın sınırına dahil ise de, Kürsi’nin Kürsi olması, sırf cisimlikten ve bir uzantıya sahip olmasından değil, bu manevi kuvvetlerin de bir tesellisine sahne olmasındandır. Ve Allah’a nispet edilmesi de bundan olmalıdır. Buna göre:
2- Kürsi, saltanat, kudret ve mülk demektir. Çünkü ilâhlık, ancak kudret ve var etme ile ortaya çıkacağı gibi, dilde de taht ve Kürsi dendiği zaman, doğrudan doğruya egemenlik gücünün kastedildiği vardır.
3- Allah’ın kürsisi, Allah’ın ilmi demektir. Çünkü ilim Kürsisi, taht mânâsından daha çok bilinmektedir ve bu münasebetle ilmin kendisine de mecazî olarak kürsi denilir. Bu rivayet, İbnü Abbas hazretlerinden nakledilmiştir. İbnü Cerir et-Taberi gibi birçok tefsirciler, bunu tercih etmişlerdir.
4- Bu sözden maksat, sırf Allah’ın yücelliğini ve büyüklüğünü anlatmaktır. Cenab-ı Allah, halka zat ve sıfatlarını tarif ederken, insanların hükümdarlar ve büyükler hakkında alışmış oldukları şekillerle hitap buyurmuştur. Nitekim Kâbe’yi kendine ev yapmış, tavaf ve ziyaretini emretmiştir. Çünkü insanlar, hükümdarlarının saraylarını ziyaret ederler. Hacerü’l-esved’in yer yüzünde “yeminüllah” (Allah’ın eli) olduğunu söylemiş ve öpme yeri kılmıştır. Nitekim insanlar, hükümdarlarının ellerini ve eteklerini öperler. Yine bu türden olarak kıyamet günü kullarının hesaba çekilmesi hakkında, meleklerin, peygamberlerin, şehitlerin huzurda bulunacaklarını ve mizanlar konulacağını söylemiştir. İşte bunlar gibi kendisine de Arş isbat etmiş, “Rahmân olan Allah, Arş’ın üzerine hükmetti.” (Tâhâ, 20/5) buyurmuş ve bunu anlatarak, “Meleklerin, Arş’ın etrafını kuşatarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün.” (Zümer, 39/75), “O gün Rabbinin Arş’ını, onların üzerinde sekiz melek taşır.” (Hâkka, 69/17), “Arş’ı taşıyanlar ve onun etrafında bulunanlar…” (Gâfir, 40/7) buyurmuş, sonra kendine Kürsi de isnad etmiş, “O’nun kürsisi gökleri ve yeri kuşatmıştır” (Bakara, 2/255) buyurmuştur. Bundan anlaşılır ki, Arş ve Kürsi gibi, benzetmeyi andıran lafızlar (sözler) Kâbe, tavaf ve Hacerül-esved hakkında daha fazlasıyla mevcuttur. Halbuki bunlar da mesela Kâbe’nin “beytullah” (Allah’ın evi) olmasında, Allah’ın, geceyi orada geçirmesi gibi bir benzetme ve cisim mânâsı kastedilmiş olmadığı hususunda nasıl görüş birliği varsa; Arş ve Kürsi hakkında da maksatın, Allah’ın yücelik ve büyüklüğünü anlatmaktan ibaret olduğunda tereddüt edilmemesi gerekir. “Kaffâl” ve “Keşşaf” tefsircileri gibi araştırmacılar da bunu tercih etmişlerdir. Buna göre Kürsi’den maksat nedir, ve nasıl bir şeydir, diye düşünmeye lüzum yoktur. Bu açıklama Cenab-ı Allah’ı cisim olma şüphelerinden tenzih için pek güzel olmakla beraber, Allah’ın Kürsi’sinin gerçekle delâlet ettiği bir şeyin bulunmadığını kabul etmek de zahire (bu konudaki açık ifadelere) aykırıdır. Evet bilinen gerçek mânâsıyla bir Kürsi, bir taht kastedilmediği yukarda geçtiği üzere muhakkaktır. Bununla birlikte bir beytullah (Allah’ın evi) bulunduğuna iman etmek gerektiği gibi Allah’ın bir Kürsisi bulunduğuna iman etmek de gereklidir. Bunun az çok cisimle ilgili bir kavramı içermesi Cenab-ı Allah’a -haşa- bir cisimlik isnadını gerekli kılmaz. Meselenin ruhu, Kürsi’nin Allah’a nisbetini lâyıkiyle düşünebilmekte, bunun bir “oturma nisbeti” olmayıp bir “Rablık nisbeti” olduğunu anlamaktadır. Âyetten anlaşıldığına göre Allah’ın Kürsisi, bir taraftan maddî cisimler toplamı olan göklerin ve yerin hepsini kaplayıp tutan, cisimleri kuşatan birşeydir. Biz bunun “Kürsi” ismiyle varlığına iman eder ve gerçek mahiyetini idrak edip tam olarak bilemeyeceğimizi anlarız. Diğer taraftan az çok bir tasavvur edinebilme gereğine kanaat getirirsek, Allah’ın Kürsisinde saltanat tahtı ile ilim kürsisi kavramlarındaki mükemmellik içeriklerini bir araya toplama, kısaltma ve fani olma anlamlarını, “Daima diridir, evrenin yöneticisidir.”, “O’nun misli gibi bir şey yoktur.” ifadelerinin delâletleri gereğince dürüp katlayarak onu mutlak bir ilim ve saltanatın tecelli edeceği (ortaya çıkacağı) bir yer olmak üzere ele alıp düşünürüz. Ve bu bakımdan aslında yüce Allah’ın büyüklüğünün soyut bir tasavvuru değil, kudretinin ortaya çıkış biçiminin de bir ifadesini içine almış bulunduğunu tasdik ederiz. Bütün cisimler, yüksek ve alçak kütleler, Kürsi’nin içinde kaldığından, onun üzerinde hüküm yürüten ilim ve saltanat sahibinin, cisim olmanın üzerinde çok yüce bir varlık olduğunu da kesin olarak anlarız. Ve daha açık olması için Kürsi’nin büyüklüğünü anlatan haberlere bakarak diyebiliriz ki, Allah’ın Kürsisi, göklerde ve yerde görünen bütün maddelerin, kuvvetlerin kaynaşıp durduğu mutlak bir boyut, yani ilim, irade ve kuvvetten soyutlanmış olan sadece mücerret feza değil, bunların tecelli ettiği bir ayna bulunması bakımından mekân ve her şeyin yeri olması muhtemeldir.
Burada yerleşmiş olan Allah değil, gökler ve yer denilen cisimler ve yer işgal eden kütleler toplamıdır. Bunun üzerinde daha geniş olarak zaman uzantısı, akıllar ve ruhlar âlemini içeren ve mukarrep (Allah’a yakın) meleklerle kuşatılmış olan Arş vardır. Ve burası mekân üstüdür. Artık burada cisimlik mânâsı yoktur. Ve “Rahmân olan Allah Arş’a hükmetti.” (Tâhâ, 20/5) ifadesinin delâlet ettiği üzere Allah Teâlâ Arş’ın içinde değil, rahmânlık sıfatıyla üzerindedir ve bu üzerinde bulunma, mekânla ilgili olmayan bir üstünlüktür. “Ey Rabbimiz sen her şeyi rahmetinle ve ilminle kuşattın. ” (Gâfir, 40/7) âyeti gereğince de Allah’ın kuşatması, rahmet ve ilim yönüyledir. Kürsi, bu ilim ve rahmetin, bizim âlemimize bir tecelli yeridir. Bu bakımdan ne Kürsi’nin, ne Arş’ın Allah’la ilgisi bir yer tutma şeklinde değildir.
Hükümranlık ve tasarruf, zapt etme ve emre hazır tutma, hüküm ve emir gibi tecellilerle bir rablık ilişkisidir. Bu ilgi, bu tecelli sayesindedir ki, ruhlarla cisimler, zihin ile dış âlem birleşerek gerçekleşme noktalarında Hakk’ın varlığının bir parıltısına ayna olurlar da yerlerin, göklerin, mekânların, zamanların, Kürsi’nin, Arş’ın, kuşatamadığı Allah’ın varlığını, müminin kalbi, eşyanın her zerresinde, mekânın her noktasında, zamanın her anında marifete (Allah’ı tanımaya) yol bulur ve her şeyi anlamayı ancak bununla başarabilir. Hak demeden hiç bir şeyi bilemez ve Hakk’ın zatı ile ilgili en yüksek marifeti (bilgisi) de, “”Seni gerçek bir şekilde tanıyamadık.” ifadesidir. Bunun için de sadece marifeti, iman olamaz. İmanın kapsamı, marifetin kapsamından geniştir. Marifette bir kayıt vardır. İman ise kayıtsız, şartsız bir teslimiyet, ilâhî bir ilgidir ve en büyük temaşa ondadır. Bunun yeri olan müminin kalbi de yerlerden göklerden geniştir. Bunun için mutlak mekânın, tecelli eden kuvvetleriyle beraber gökler ve yer cümlesinde dahil olması daha çok muhtemel bulunduğundan en sağlam iman, Allah’ın Kürsüsüne, Allah’ın açıkladığı şekilde iman edip, marifet taslamamaktır. İşte gökler ve yer ne kadar açık ise, Allah ondan daha açıktır. Onları kuşatmış olan Kürsi ve onun ötesi ne kadar gizli ise, Allah ondan daha gizlidir. Bununla beraber O, diridir, varlığı kendi zatiyle kaim olup her şeyi yönetmektedir; hem evveldir, hem sondur. O halde bundan başka mabud, bundan başka ilâh nasıl düşünülebilir? Seçme yeteneği ve irade gibi ilâhî bir lütfu kötüye kullanıp, o geniş kalbi daraltıp da Allah ve O’nun emirlerini inkâr edenler zalim olmaz da ne olur? Bunlardan çok kendilerine zulmeden nasıl düşünülebilir? Bunlar hep mecburiyet ve zorlamak isterler, dine davet edildikleri zaman, “Allah istiyorsa bizi zorla dindar yapsın.” derler.
Diğer Önemli Bilgiler
- Diğer Adları: Ayetel Kürsi, “Kur’an’ın efendisi” olarak anılır ve İslam dünyasında büyük bir saygıya sahiptir.
- Namazda Kullanımı: Namazlarda, özellikle namaz sonrası tesbihlerde okunabilir.
- Abdestsiz Okunması: Abdestsiz ezbere okunabilir, ancak Kur’an’dan okunacaksa abdestli olmak gerekir. Kadınlar hayızlı iken okuyamaz.
- Koruyucu Özellik: Nazar, sihir ve şeytani vesveselerden korunmak için okunabilir; özellikle sabah-akşam okunması önerilir.
- Ezberleme Yöntemleri: Ayeti ezberlemek için bölümlere ayırmak (örneğin, “Allâhu lâ ilâhe illâ hû” gibi) ve 3-5 kere tekrar etmek, yazarak görsel hafızaya almak, düzenli tekrar etmek önerilir. Ayrıca, sabah-akşam üç kere okumak ezberlemeyi kolaylaştırır.

Bir yanıt yazın