Ağlayarak uyanmak, insanın ruhuna dokunan derin bir hâldir. Gözyaşı bazen bir rüyanın izi, bazen kalbin taşıyamadığı bir yük, bazen de Allah’a ulaşan sessiz bir duadır. İslam’da gözyaşı küçümsenen değil; aksine, yeri geldiğinde kıymet verilen bir hâl olarak görülür.
Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah’tan korkan ve O’nu derin bir idrakle anan kulların gözlerinden yaşlar aktığı bildirilir. Bu, korkunun değil; kalbin yumuşamasının, hakikate temas etmesinin işaretidir. Peygamber Efendimiz ﷺ de Allah korkusuyla dökülen bir damla gözyaşının, nice büyük amellerden daha kıymetli olabileceğini ifade etmiştir. Çünkü o gözyaşı, kalbin diri olduğunun delilidir.
Ağlayarak uyanmak bazen bir ikazdır. Kul, farkında olmadan uzaklaştığı bir hakikate çağrılıyor olabilir. Bazen bir rahmettir; kalpte biriken keder, gözyaşıyla temizlenir. Bazen de bir müjdedir; Allah, kulunun kalbine dokunmuş, onu kendisine yaklaştırmıştır.
İslam’a göre önemli olan ağlamanın sebebidir. Dünya için, nefis için, umutsuzlukla dökülen gözyaşı ile; Allah’a yönelişle, tövbe ile, özlemle dökülen gözyaşı aynı değildir. İlki insanı yorar, ikincisi insanı diriltir. Bu yüzden mümin, ağlayarak uyandığında hemen isyana değil, tefekküre yönelir: “Rabbim, bana neyi hatırlatmak istiyorsun?”
Sonra abdest alınır, iki rekât namaz kılınır, kalp Allah’a açılır. Çünkü bazen gözyaşı, duanın başladığı yerdir. Ve kul anlar ki; Allah, en çok kırık kalplere yakındır.
Ağlayarak uyanmak bir zayıflık değil; doğru okunursa, manevî bir davettir. Bu daveti fark eden kalp, her gözyaşını Allah’a biraz daha yaklaşmanın vesilesi kılar.

Bir yanıt yazın