İnsan sevdiğine benzer. Benzemeye çalışır en azından. Öyle söylenir, öyle öğretilir. Peki “âlemlere rahmet” diye andığımız Hz. Muhammed, yılbaşı vakitleri ne yapardı? Cevabı zor bir soru değil aslında; zor olan, cevabı bilip de görmezden gelmek.
Mesela “ya canım, bugün de içilir” der miydi?
“Bir geceden ne çıkar” diye kendini ikna eder miydi?
Kırmızı temalı kıyafetler alıp, çocuğunu da aynı kostümün minyatürüne sokar mıydı? Beraber ağaç süsler miydi mesela?
Noel Baba şapkalı etkinliklerde poz verir miydi?
Noel Baba, Santa Claus, Aziz Nicholas…
Geriye doğru sayıp, sıfır noktasında bağırarak sarılır mıydı insanlara?
“Tatlı bir eğlence işte” diyerek her şeyi meşrulaştırır mıydı?
Hatta şeyde der miydi? Ya bu noel değil, yılbaşı… Kapitalizmin noeli 1 hafta sonraya alıp aynı ritüelleri gönül rahatlığı ile yaptırmasını normal karşılar mıydı?
Sorular uzar gider. Cevaplar ise garip bir şekilde hep aynı yere çıkar: Hayır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Takvim yaprağı değişince kimliğini de değiştiren bir kalabalık gibiyiz. Yıl boyunca “bize ait olan” ne varsa savunur, bir gece gelince başkasının sembollerine sığınırız. Yılbaşı ikramiyesi bekler, masa ayırtır, gereksiz harcamalarla övünür, havai fişek patlatıp göğe savurduğumuz parayla vicdanımızı sustururuz. DJ çağırırız; gürültü çok olursa, içimizdeki sesi duymayız nasılsa. Post modern cahiliye ritüelleri…
İroni burada başlıyor:
“Peygamberimi çok seviyorum” diyen ağızlar, onun hayatına en çok benzemenin gerektiği yerde sessizleşiyor.
“Bu benim özel hayatım” diyerek her şeyi kapatıyoruz ama iş kutlamaya gelince her şey aleni, her şey gösteri.
Bir yandan “ümmet” diyoruz, öte yandan taklit kültürlere heves ediyoruz…
Peygamberimiz yılbaşında ne yapardı biliyor musunuz?
Muhtemelen hesap yapardı.
Ama geri sayım değil; nefisle hesap.
Muhtemelen şükrederdi, eğlenceyle değil, bilinçle.
Muhtemelen israf etmezdi, çünkü bir lokmanın bile hesabının sorulacağını bilirdi.
Muhtemelen kimliğini korurdu, çünkü kimlik bir gecelik kostüm değildir.
Şimdi asıl soru şu:
Bu rezilliğimizi görse ne yapardı?
Kızar mıydı? Üzülür müydü? Yoksa sadece susup, bakar mıydı?
Belki de en ağır cevap burada gizli:
Hiçbir şey demezdi.
Çünkü bazı manzaralar, uyarıdan çok utanç ister.
Ve insan, sevdiğine benzer…
Ama biz, kime benzemek istediğimize bir gecede karar veriyoruz.

Bir yanıt yazın