Hallac-ı Mansur: Aşkın ve Hakikatin Sınırında Bir Dervişin Portresi

I. Dünü ve Bugünüyle Hallac-ı Mansur’a Çok Yönlü Bir Bakış

Hallac-ı Mansur, İslam düşünce ve tasavvuf tarihinde, hayatı, öğretileri ve trajik ölümüyle daima tartışma konusu olmuş, paradoksal bir figür olarak yer almaktadır. Popüler tahayyülde, o, mutlak aşkın şehidi, ilahi hakikatin sırrını ifşa ettiği için can veren bir derviştir. Ancak bu romantik anlatının ötesinde, Hallac-ı Mansur, yaşadığı dönemin karmaşık dini, siyasi ve entelektüel dinamiklerinin kesişim noktasında duran, çok yönlü bir şahsiyettir. Bu yazı, Hallac’ın sadece meşhur “Enel Hak” sözüyle sınırlı bir imgeden ibaret olmadığını, aksine hem dönemin dini otoritelerini hem de devlet erkânını tedirgin eden, halk arasında geniş bir etki alanına sahip bir devrimci olduğunu ortaya koymaktadır. Yazının amacı, onu bir menkıbe figürü olarak değil, tarihsel bağlamı içinde derinlemesine anlaşılan, düşünceleriyle çağdaş ve sonraki dönemleri derinden etkilemiş bir entelektüel olarak sunmaktır. Bu çalışma, kronolojik ve tematik bir yaklaşımla, onun hayatının, felsefesinin, yargılanma sürecinin ve kalıcı mirasının katmanlarını açığa çıkarmayı hedeflemektedir.

II. Bir Sûfînin Biyografik İzleri: Hayatı, Seyahatleri ve Yetiştiği Ortam

Hallac-ı Mansur, Ebü’l-Muğis el-Hüseyn bin Mansur el-Hallâc adıyla bilinir. Doğum yeri ve tarihi konusunda kaynaklarda farklı rivayetler bulunmaktadır. Bazı kaynaklar onun 858 yılında İran’ın Fars bölgesindeki Beyza şehrinde doğduğunu belirtirken 1, diğerleri günümüz Güney Horasan Eyaleti’ne bağlı Meyghan Kırsalı’ndaki “Tûr” köyünü işaret etmektedir.3 Bu farklılıklar, daha onun hayatının başlangıcından itibaren tarihsel bir figürün menkıbevi bir karaktere dönüşümünün ilk işaretleri olarak değerlendirilebilir. Aile geçmişi de bu çeşitliliği yansıtır. Babası Mansur’un pamuk çırpıcılığı (

hallâc) mesleğinden dolayı bu lakabı alan Hallac, aynı zamanda bu unvanın manevi bir sembolünü de taşımıştır. “Gönülleri çırpıp içlerindeki sırları açığa çıkaran” anlamında “Hallâc-ı Esrâr” (Sırların Hallacı) olarak tanınması, onun mesleki kökeniyle mistik kişiliği arasındaki derin bağı göstermektedir.3 Dedesinin Mecusî (Zerdüştçü) veya Mezdek inancına sahip olması, onun Sünni-İslam bir ortamda yetişmiş olmasına rağmen farklı kültürel ve dini köklerden beslenmiş olabileceği yönündeki düşüncelere zemin hazırlamaktadır.2 Bu çok katmanlı kimlik, onun öğretilerindeki evrenselci yaklaşımlara da ışık tutmaktadır.

Hallac, on iki yaşında Kur’an’ı ezberleyerek hafız olmuş ve dini eğitimine dönemin önemli âlimlerinden ders alarak başlamıştır.1 Tasavvuf yolculuğu, Zünnûn-ı Mısrî’nin öğrencisi Sehl et-Tustarî’nin müridi olmasıyla başlamıştır. Sonrasında Basra’da Amr el-Mekkî’den, ardından Bağdat’ta Cüneyd-i Bağdâdî gibi tanınmış sûfîlerden dersler almıştır.1 Ancak Cüneyd-i Bağdâdî ile aralarındaki fikir ayrılığı, tasavvufun iki ana ekolü arasındaki gerilimin somut bir örneğidir. Cüneyd, manevi sarhoşluk (

sekr) halini aşarak mutlak ayıklık (sahv) makamına ulaşmayı esas alırken, Hallac’ın coşkun halleri ve “iddialı” sözleri Cüneyd’in eleştirisine hedef olmuştur. Cüneyd’in onu “iddiâ ve bid’at ehli” olmakla itham etmesi, Hallac’ın tasavvuf çevreleri içinde de tam olarak kabul görmediğini ortaya koymaktadır.6

Hallac’ın manevi ve düşünsel gelişimi, yaptığı uzun ve meşakkatli seyahatlerle de şekillenmiştir. İlk haccını 896 yılında gerçekleştiren Hallac, Bağdat’a döndüğünde hocalarıyla fikir ayrılığına düşmüş ve Tüster’e çekilmiştir. Buradan beş yıl sürecek bir yolculuğa çıkarak Horasan, Maveraünnehir, Sicistan ve Kirman bölgelerini dolaşmış, halka vaazlar vermiş ve eserler yazmıştır.3 Daha sonra ailesini Ahvaz’a getirmiş ve burada “Hallâc-ı Esrâr” lakabıyla büyük bir halk kitlesine hitap etmeye başlamıştır.3 İkinci haccını dört yüz müridiyle gerçekleştirmesi ve ardından Hindistan, Türkistan ve Keşmir gibi İslam coğrafyasının çok uzak noktalarına seyahat etmesi, onun düşünce dünyasını genişletmiş ve farklı dinleri ve kültürleri anlamasına yardımcı olmuştur.3 Bu seyahatler sırasında halka vaaz vererek ve eserler yazarak İslam’a girmelerinde etkili olmuş, onun tesiriyle Müslüman olanlara “Mansûrî” denilmesi, kendisini büyük bir üne kavuşturmuştur.3 Hallac’ın tasavvufi öğretilerini elit bir çevrede değil, doğrudan halka anlatma çabası, onun geleneksel sûfî pratiklerinin dışına çıktığını ve bu nedenle dönemin uleması ve bazı mutasavvıfları arasında huzursuzluk yarattığını göstermektedir.8 Hallac’ın halkın “sırları” anlamaya hazır olup olmadığına dair geleneksel ilke olan “ezoterizm”e uymaması, toplumsal gerilimlere yol açan ana dinamiklerden biri olarak değerlendirilmektedir.9 Onun popülerliği, dini-felsefi bir konunun nasıl sosyal-siyasi bir meseleye dönüştüğünü ve akıbetini belirlediğini göstermektedir.

III. “Enel Hak” Sırrının Anlamı ve Hallac’ın Felsefesi

Hallac-ı Mansur’un İslam düşünce tarihindeki en belirleyici konumu, “Enel Hak” (Ben Hakk’ım) sözüyle ilişkilidir.1 Bu ifade, kendisinin tutuklanmasına ve idam edilmesine yol açan temel neden olarak gösterilse de, derin bir felsefi ve mistik bağlama sahiptir. Tasavvufta bu tür coşkun sözler

şathiyyat olarak adlandırılır.11 Şathiyyat, bir sûfînin vecd veya manevi sarhoşluk (

sekr) halindeyken, normal idrakin ötesindeki hakikatleri ifade etmek için kullandığı, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında şeriata aykırı veya anlamsız görünen sözlerdir.11

Hallac’ın “Enel Hak” sözü, bu bağlamda birçok farklı şekilde yorumlanmıştır. Bu yorumların çeşitliliği, sözün kendisinin değil, dönemin entelektüel ve toplumsal ortamının bir yansımasıdır.

“Enel Hak”ın Farklı Yorumları ve Temsilcileri

Yorum TürüTemel AnlamıTemsilcileri ve Bakış Açısı
Hukuki-Kelamîİlahlık İddiası (Hulûl, İttihad)Fakihler ve Siyasi Otorite (Kadı Ebû Ömer, Vezir Hamid b. Abbas).8 Onlara göre bu söz, Allah’ın bir insana hulûl ettiği veya kul ile Allah’ın birleştiği (ittihad) sapkın bir inancın ifadesidir. Bu yorum, sözü zındıklık gibi ciddi bir suçlamaya dayanak yapmıştır.8
Tasavvufi (İçselleştirilmiş)Fenâ ve Tevhid (Egonun Yokluğu)Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Feridüddin Attar, Rûzbihân-ı Baklî.10 Bu ekole göre, “Enel Hak” mutlak bir tevazu ifadesidir. Mevlânâ, “Ben kulum” demenin bile iki varlık (ben ve Allah) iddia etmek olduğunu, oysa “Enel Hak” demenin benin yokluğunu (fenâ) ilan ederek her şeyin sadece “O” olduğunu söylemek olduğunu belirtmiştir. “Ben yokluktan ibâretim, hiçim” anlamı, sözün batınî derinliğini ortaya koyar.10
Edebi-SembolikHak Aşığı ve ŞehadetiYunus Emre, Nesimi ve Fars divan şairleri.17 Şiirlerinde “Mansur” figürü, ilahi aşk uğruna can veren, darağacını sevgiliye kavuşma mekânı olarak gören bir sembole dönüşmüştür. Bu bağlamda, “Enel Hak” ilahi aşkın en üst düzeydeki cesurca ilanıdır.17
Modern-FelsefiVarlığın Birliği ve Holistik EvrenKevser Yeşiltaş ve bazı modern yazarlar.9 Hallac’ın fikirleri, modern kuantum fiziği ve izafiyet teorisi gibi alanlarla ilişkilendirilmiştir. “Parça bütüne aittir ve bütünün bilgisini taşır” ya da “Hem kâinat insanın içindedir, hem de insan kâinatın içinde” gibi ifadelerle, onun felsefesi holistik bir bakış açısıyla yorumlanmaktadır.9 Ancak bu yaklaşımlar, bazı akademik çevrelerce yüzeysel ve spekülatif bulunarak eleştirilmiştir.9

Hallac’ın tasavvufi düşüncesi, sadece “Enel Hak” sözüyle sınırlı değildir. Onun felsefesi, Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği) anlayışının öncüsü olarak görülmektedir.4 Hallac’a göre, mutlak varlık yalnızca Allah’tır ve evrendeki çokluk, bu Bir’in değişik biçim ve nitelikteki yansımalarından ibarettir.4 Bu, Mevlânâ’daki

Vahdet-i Şuhud (Görmede Birlik) anlayışından farklıdır; Vahdet-i Şuhud’da, kulun manevi coşku anında her yerde sadece Bir’i müşahede etmesi, ancak bu hal geçtikten sonra Hak ile halkın ayrımını yapması söz konusudur.20

Hallac’ın kendi savunması, onun felsefesinin derinliğini ortaya koymaktadır. Mahkemede kendisine ilahlık veya peygamberlik iddiasında bulunduğu sorulduğunda, “Allahlık veya peygamberlik iddiasından Allah’a sığınırım. Ben, Allah’a çokça ibadet eden, oruç tutan, onu her an anan birisiyim. Hepsi bu” demiştir.4 Bu söz, onun kendisine yönelik suçlamaları reddettiğini ve mistik deneyiminin, bir ilahlık iddiası olmadığını göstermektedir. Ayrıca,

Kitâbü’t-Tavâsîn gibi eserlerinde dile getirdiği Nur-ı Muhammedi kavramı ve İblis kıssalarıyla, ilahi tecrübenin dışavurumunu aydınlatmaya çalışmıştır.21

Hallac’ın felsefesinin derinliği, dönemin mutasavvıfları arasındaki farklı yaklaşımlarla daha iyi anlaşılabilir. Sahv (manevi ayıklık) ekolünden Yusuf-ı Hemedânî’ye atfedilen bir ifade, Hallac’ın marifeti tam olarak bilseydi “Ene’t-Türâb” (Ben toprağım) diyeceği şeklindedir.21 Bu eleştiri, Hallac’ın

sekr halinin, sahv makamındaki mutasavvıflarca nasıl değerlendirildiğini göstermektedir. Sahv ehli için, Allah’la bir olma hali bile “toprak” misali bir tevazuyla ifade edilmeli, varlık iddia etme potansiyeli taşıyan “Enel Hak” gibi bir ifade kullanılmamalıydı. Bu durum, Hallac’ın sadece dışarıdaki ulema ile değil, aynı zamanda tasavvufun kendi içindeki farklı metodolojik yaklaşımlarla da bir gerilim yaşadığını göstermektedir.

Sözün kendisinin hukuki ve siyasi olarak yorumlanması, Hallac’ın akıbetini belirleyen en önemli faktörlerden biri olmuştur. Hukuki açıdan yoruma açık olan “Enel Hak” sözü, siyasi iktidarın halkı kolayca manipüle edebileceği bir araca dönüşmüştür. Hallac’ın büyük bir takipçi kitlesine sahip olması ve Abbasi halifeliğinin siyasi olarak zayıfladığı bir dönemde yaşaması, bu dini-hukuki meselenin bir iktidar ve popülerlik mücadelesine evrildiğini göstermektedir. Sözün hukuki yorumu, siyasi iktidarın eline halkı kolayca manipüle edebileceği bir araç vermiş; bu durum, Hallac’ın ölümünün ne sadece dini ne de sadece siyasi nedenlere dayandığını, her iki alanın da birbirini destekleyerek bu trajediyi hazırladığını ortaya koymaktadır.

IV. Darağacına Giden Yol: Siyasî, Hukukî ve Dini Gerilimler

Hallac-ı Mansur’un idamı, sadece dini bir sapkınlık suçlamasının sonucu olmayıp, aksine Abbasi İmparatorluğu’nun çalkantılı siyasi ve sosyal ortamının bir ürünü olarak değerlendirilmelidir. Hallac’ın yaşadığı dönem, Halife Muktedir Billah’ın vezirleri ve farklı saray grupları arasındaki yoğun iktidar mücadeleleriyle karakterize edilmektedir.7 Halk arasında geniş bir etki alanına sahip olan Hallac, dönemin olayları nedeniyle “teyakkuzda olan devlet erkânı” için potansiyel bir tehdit olarak görülmüştür.8

Onun idamına giden süreç, teolojik ve hukuki tartışmaların ötesinde, siyasi kaygılarla doludur. Hallac’a yöneltilen “Karmatî casusu” suçlaması, bu kaygıların en somut göstergelerinden biridir.23 O dönemde Karmatîler, Mekke’yi işgal edip hacıları katletmek ve Hacerü’l-Esved’i çalmak gibi radikal eylemleriyle biliniyordu.24 Hallac’ın bu tür bir hareketle ilişkilendirilmesi, onun “Enel Hak” gibi tartışmalı bir ifadesinden çok daha etkili ve halkın gözünde kesinlikle kabul edilemez bir ithamdır.25 Bu suçlama, davayı teolojik boyutundan çıkararak onu politik bir hain olarak damgalamış ve iktidarın bir halk figürünü etkisiz hale getirmek için dini gerekçeleri siyasi karalama kampanyasıyla nasıl harmanladığının bir örneğini sunmuştur.

Hallac’ın yargılanma süreci, adil bir hukuki süreçten çok, siyasi bir gösteri olarak okunabilir. H. 301 (m. 913) yılında tutuklanarak sekiz yıl boyunca hapiste tutulmuştur.8 Sonunda, dönemin veziri Hamid b. Abbas tarafından yeni bir mahkeme kurulmuş ve bu mahkemeye Maliki Kadı Ebû Ömer başkanlık etmiştir.8 Vezir Hamid b. Abbas, Hallac’ın aleyhtarlarından biri olarak bilinmekte ve onu mahkûm etmek için bahane aramıştır.13 Dava, dini ve siyasi otoritelerin iş birliğiyle yürütülmüştür. Bir din hukuku uzmanı olan kadı tarafından idam fetvasının verilmesi, siyasi bir karara dini bir meşruiyet kazandırma çabası olarak görülmektedir.8 Yargılama süreci, Hallac’ın dini görüşlerinden ziyade, onun büyük bir takipçi kitlesine sahip olmasının yönetici sınıfı için bir tehdit olarak değerlendirilmesinin bir sonucudur.26

Hallac’ın idam şekli de bu siyasi amacın bir parçası olmuştur. 26 Mart 922 tarihinde Bağdat’ta önce kırbaçlanmış, ardından uzuvları kesilmiş, asılmış, nihayetinde bedeni yakılarak külleri Dicle nehrine savrulmuştur.10 Bu vahşi idam şekli, devleti tehdit edenlere karşı bir ibret dersi niteliği taşıyordu. Bu ölüm, tasavvufi bir bakış açısıyla, Hallac’ın felsefesinin nihai tezahürü olarak yorumlanmıştır. Onun bedeni parçalara ayrılmış ve yok edilmiş, ancak “içindeki Hak” ölmemiştir. Küllerinin Dicle’ye savrulması, parçanın bütüne (okyanusa) dönüştüğü, yani

fenânın (yokluğun) bekâya (ebediyete) ulaştığı bir sembol haline gelmiştir. Bu durum, onun ölümünü sadece bir cezalandırma değil, aynı zamanda felsefesinin en yüksek mertebesi olarak yorumlamamızı sağlamaktadır.4 Onun davası, din ve siyasetin iç içe geçtiği bir dönemin mükemmel bir örneğidir; bir halk figürünün öldürülmesinin ardındaki temel motivasyon politikken, karara dini meşruiyet kazandırmak için bir fakihler heyetinin kurulması, dönemin iktidar mekanizmasının karmaşık yapısını ortaya koymaktadır.

V. Hallac-ı Mansur’un Kalıcı Mirası: Tasavvuf, Edebiyat ve Modern Dünya

Hallac-ı Mansur’un trajik ölümü, onun etkisinin sonu değil, aksine bir efsaneye dönüşmesinin başlangıcı olmuştur. Ölümünden sonra hakkında yapılan tartışmalar, fakihlerin çoğunluğunun idam kararını doğru bulmasına karşın, sûfîlerin bu kararı haksız bulmasıyla daha da alevlenmiştir.8 Bu tartışmalar, sonraki nesil mutasavvıflar ve şairler üzerinde derin izler bırakmıştır.

Hallac, özellikle Fars ve Türk edebiyatında “aşk şehidi” ve Hak aşığı sembolü olarak kalıcı bir yer edinmiştir. Şiirlerde “darağacı”, “Enel Hak” ve “Mansur” isimleri, ilahi aşk uğruna kendi varlığından geçen âşığın sembolü olarak kullanılmıştır.17 Bu semboller, ölümün ölümsüzlüğe ve ayrılığın vuslata dönüştüğü tasavvufi aşk felsefesini yansıtmaktadır.4 Türk edebiyatında, onun hayatını ve kerametlerini işleyen “Mansur-name” adı verilen bir türün oluşması da bu etkiyi göstermektedir.13

Hallac’ın tasavvuf felsefesi üzerindeki etkisi yadsınamaz. Onun fikirleri, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî’nin düşünce dünyasını derinden etkilemiştir.27 Mevlânâ,

Mesnevîde Hallac’ın fikirlerini temele alarak Bir’lenme ve tüm inançları aşk etrafında birleştiren aşk şeriatı doktrinlerini işlemiştir.27 Mevlânâ’nın “Mansur şarabı” ifadesiyle Hallac’ın cezbe halini yüceltmesi ve onun “Ey güvendiklerim, beni öldürün…” sözünü Mesnevî’ye taşıması, Hallac’a duyduğu saygının bir göstergesidir.27

Hallac’ın mirası, yalnızca geleneksel tasavvuf ve edebiyatla sınırlı kalmamıştır. Günümüze ulaşan en önemli eseri Kitâbü’t-Tavâsîn, onun düşünce dünyasını anlamada kritik bir kaynaktır.3 Bu eserdeki

Nur-ı Muhammedi ve İblis kıssaları gibi allegoriler, onun ilahi hakikat anlayışını ortaya koymaktadır.21 Ayrıca, 49 adet kayıp risalesinin olduğu rivayeti 3, bu “kayıp bilgi” mitini yaratarak modern dönem romanlarına ve eserlerine ilham kaynağı olmuştur.29 Bu durum, tarihi figürün zamanla efsanevi bir karaktere dönüşümünü pekiştirmektedir.

Modern düşünürler ve yazarlar, Hallac’ın evrensel ve mistik figürünü modern çağa taşımak için farklı alanlarla ilişkilendirme çabasına girmiştir. Hallac’ın “Parça bütüne aittir ve bütünün bilgisini taşır” veya “Hem kâinat insanın içindedir, hem de insan kâinatın içinde” gibi ifadeleri, kuantum fiziği ve modern bilinç teorileriyle bağlantı kurmak için kullanılmıştır.9 Bu bağlantılar her ne kadar spekülatif ve yüzeysel olsa da, Hallac’ın düşüncelerinin farklı disiplinlerden insanlar için hala ilham verici olduğunu göstermektedir.9 Ancak bazı eleştirmenler, bu modern yorumların Hallac’ın felsefesini sığlaştırdığını ve yazarın kendi fikirlerini Hallac’ın üzerine giydirdiğini ileri sürmektedir.9

VI. Hallac-ı Mansur Figürünün Kalıcı Etkisi

Hallac-ı Mansur’un hayatı, ölümü ve mirası, “sapkın” ve “velî” tanımlamaları arasındaki ince çizgide duran karmaşık bir portre çizmektedir. Onun trajedisi, bir yandan manevi deneyimin en uç noktasında Hakk’ı ifşa etme cüretini gösteren bir mistiğin hikayesiyken, diğer yandan da dini otoritenin ve siyasi iktidarın kendi meşruiyetini korumak için bir muhalifi nasıl etkisiz hale getirdiğinin de tarihsel bir kaydıdır. Hallac’ın darağacına giden yolu, dini-hukuki bir mesele gibi görünse de, özünde halkın gönlüne girmeyi başarmış bir dervişin, iktidar ve ulema tarafından bir tehdit olarak algılanmasının sonucudur.

Hallac’ın trajik ölüm şekli, onun felsefesinin nihai bir tezahürü olarak yorumlanmıştır. Fiziksel varlığının parçalanması ve küllerinin Dicle’ye savrulması, tasavvufi fenâ halinin sembolik bir gösterimi olmuştur. Ancak bedeni yok olurken, düşünceleri ve mirası varlığını sürdürmüştür (bekâ). Bu durum, onun ölümünü sadece bir cezalandırma değil, aynı zamanda felsefesinin en yüksek mertebesi ve ilahi aşk yolunda bir vuslat olarak yorumlamamızı sağlamıştır.

Hallac’ın mirası, onun ölümünden sonra gelen nesilleri derinden etkilemeye devam etmiştir. Mevlânâ gibi büyük mutasavvıflar tarafından sahiplenilen fikirleri, İslam düşünce tarihini şekillendirmiştir. Şiir ve edebiyatta bir aşk şehidi sembolü haline gelmesi, onun evrensel bir figüre dönüşmesini sağlamıştır. Modern dönemde ise kuantum fiziği gibi farklı alanlarla ilişkilendirilmesi, onun düşüncelerinin güncelliğini ve evrensel çekimini kanıtlamaktadır. Hallac-ı Mansur, modern öncesi İslam dünyasında düşünce özgürlüğünün ve manevi deneyimin sınırlarını zorlayan bir entelektüel olarak, bugün bile ilham vermeye ve tartışılmaya devam etmektedir.

Alıntılanan çalışmalar

  1. Hallacı Mansur kimdir, nasıl öldü? Kısaca hayatı ve sözleri! – Hürriyet, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.hurriyet.com.tr/guncel/hallaci-mansur-kimdir-nasil-oldu-kisaca-hayati-ve-sozleri-42474630
  2. HALLÂC-I MANSÛR Hayatı – Evliyalar Ansiklopedisi – ehlisunnetbuyukleri.com | İslam Alimleri | Evliya Hayatları, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-Ansiklopedisi/Detay/Irak-Bagdat-HALLAC-I-MANSUR/857
  3. Hallâc-ı Mansûr – Vikipedi, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://tr.wikipedia.org/wiki/Hall%C3%A2c-%C4%B1_Mans%C3%BBr
  4. Hallac-ı Mansur – YolPedia | Kütüphâne, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://yolpedia.eu/hallac/
  5. al-Hallaj – Wikipedia, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Hallaj
  6. hallâc’ın mahkeme süreci ve katline fetvâ verenler – DergiPark, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1107551
  7. Başak Sayan: “Öğretisi beni müthiş etkiledi ve Hallâc-ı Mansûr’u anlatmaya karar verdim.”, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.edebiyathaber.net/basak-sayan-ogretisi-beni-muthis-etkiledi-ve-hallac-i-mansuru-anlatmaya-karar-verdim/
  8. AKADEMİAR Akademik İslam Araştırmaları Dergisi » Makale …, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://dergipark.org.tr/tr/pub/akademiar/issue/55296/688060
  9. En-El Hak Yorumları ve İncelemeleri – 1000Kitap, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://1000kitap.com/kitap/en-el-hak–15684/incelemeler
  10. Aşkın Zirvesinde Bir Sûfî Hallâc-ı Mansûr – Yeni Dünya Dergisi, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://yenidunyadergisi.com/blog/askin-zirvesinde-bir-sufi-hallac-i-mansur
  11. Tasavvufî Tecrübenin Tezahürü: Tasavvufta Şathiye Meselesi ve Harakānî’nin Şathiyeleri – DergiPark, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1573651
  12. Şathiye – Vikipedi, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eathiye
  13. TAHİRÜ’L-MEVLEVİ’NİN HALLÂC-I MANSÛR’A DAİR RİSALESİ Kaynak, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://acikders.ankara.edu.tr/mod/resource/view.php?id=29321
  14. Hallac-ı Mansur’un Vasiyeti – Alevilikte Inanç – Seyyid Hakkı, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.uludivan.de/14_-Hallac_%26%23305%3B-Mansur%26%238217%3Bun-Vasiyeti.htm
  15. Kudret Denizinde Bir Su Kuşu: Hallâc-ı Mansûr’a Dair – Düşünce – Enes CAN – KitapHaber, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.kitaphaber.com.tr/kudret-denizinde-bir-su-kusu-hallac-i-mansura-dair-k6416.html
  16. klasik fars şiirinde hallâc-ı mansûr – DergiPark, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1751321
  17. KLASİK FARS ŞİİRİNDE HALLÂC I MANSÛR (MANSUR AL HALLAJ IN CLASSICAL PERSIAN POETRY) – Deniz ERÇAVUŞ – | Kesit Akademi, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&makale_id=49497
  18. Hallacı Mansur Hakkındaki Yorumlar – 1 – Kitapyurdu.com, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.kitapyurdu.com/index.php?route=product/product/reviewAll&product_id=34517
  19. Hallacı Mansur-Ene’l Hakk Gizli Öğretisi – Demos Yayinlari, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.demosyayinlari.com.tr/hallaci-mansur-enel-hakk-gizli-ogretisi
  20. Mevlânâ’nın Vahdet Anlayışı ve Paradoksal Söylemi – Erdem, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://erdem.gov.tr/tam-metin-pdf/280/tur
  21. Hallâc-ı Mansûr’un Düşünce Dünyasında Ene’l- Hak Şiirinin Arka Planı – DergiPark, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3709129
  22. Tawasin of al-Hallaj, erişim tarihi Eylül 17, 2025, http://facweb.furman.edu/~ateipen/tawasin.html
  23. En-el Hak Nedir? Hallac-ı Mansur Kimdir? – Dr. Nurullah GÜNGÖR, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://www.nurullahgungor.com.tr/en-el-hak-nedir-hallac-i-mansur-kimdir/
  24. İslam’da ilk komün hareketi KARMATİLİK – KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://kafkassam.com/islamda-ilk-komun-hareketi-karmatilik.html
  25. HALLÂC-ı MANSÛR – TDV İslâm Ansiklopedisi, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://islamansiklopedisi.org.tr/hallac-i-mansur
  26. Hallâc-ı Mansûr – İslam Düşünce Atlası, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://islamdusunceatlasi.org/hallac-i-mansur/135
  27. hallâc-ı mansur’un mesnevî üzerindeki etkisi – DergiPark, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1902409
  28. Littera Turca Journal of Turkish Language and Literature » Makale » HALLÂC-I MANSUR’UN MESNEVÎ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ – DergiPark, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://dergipark.org.tr/en/pub/littera/issue/64343/954933
  29. Dünyayı Değiştirecek Sır: Nigâhdar – Son Haber, erişim tarihi Eylül 17, 2025, https://sonhaber.ch/dunyayi-degistirecek-sir-nigahdar/

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top