Etiket: sinema

  • The Fountain (2006) – Bir Ölümsüzlük Arayışının Derinlemesine Analizi

    1. Giriş: The Fountain ve Sinema Sanatındaki Yeri

    Darren Aronofsky’nin 2006 yapımı The Fountain, ölüm, aşk, ölümsüzlük ve insanın varoluşsal mücadelesi gibi temaları işleyen felsefi ve görsel açıdan büyüleyici bir filmdir. Başrollerinde Hugh Jackman ve Rachel Weisz yer almakta ve film, birbirine bağlı üç farklı zaman diliminde geçen öyküsüyle derin bir anlatım sunmaktadır.

    İlk gösterildiğinde gişede başarılı olamayan The Fountain, zamanla kendine sadık bir hayran kitlesi oluşturmuş ve kült film statüsüne erişmiştir. Filmin yapım süreci zorluklarla doluydu; başta Brad Pitt ve Cate Blanchett başroller için düşünülmüş, ancak finansal sorunlar nedeniyle bu proje iptal edilmiş ve yeniden yapılandırılarak bugünkü hâlini almıştır.


    2. Hikâye ve Zaman Katmanları

    2.1. 21. Yüzyıl: Günümüz Bilim Dünyasında Ölümü Yenme Çabası

    Hikâyenin merkezinde, günümüz bilim insanı Dr. Tommy Creo (Hugh Jackman) bulunmaktadır. Beyin tümörü hastası olan eşi Izzi’yi (Rachel Weisz) kurtarmaya çalışmaktadır. Hayvan deneyleriyle ölümün çaresini bulmayı hedefleyen Tommy, bilimsel yöntemleriyle zamanla yarışır. Ancak, eşi ölümü kabullenmiş ve onu bir “doğanın kaçınılmaz döngüsü” olarak görmektedir. Tommy’nin çaresizliği ve bilimsel yöntemlerle ölüme karşı koyma isteği, filmin ana dram unsurlarından biridir.

    2.2. 16. Yüzyıl: Kraliçe Isabella ve İspanyol Kaşifin Arayışı

    Filmin ikinci katmanı, 16. yüzyıl İspanya’sında geçmektedir. İspanyol Engizisyonu’nun baskısı altında olan Kraliçe Isabella (Rachel Weisz), ülkesini kurtarmak ve sonsuz yaşamın sırrına erişmek için güvendiği şövalyesi Tomas’ı (Hugh Jackman), Mayaların saklı cennet bahçesi olan Aden Bahçesi’ni bulmaya gönderir. Tomas, bu yolculuğunda Yaşam Ağacı’nı keşfetmeye çalışmaktadır. Film, Hristiyan mitolojisi ve Mayaların ruhani öğretileri arasında bir köprü kurarak, ölümsüzlük arayışının tarih boyunca insanlığın ortak kaygısı olduğunu vurgulamaktadır.

    2.3. Gelecek: Kozmik Bilinç ve Ruhun Sonsuz Yolculuğu

    Filmin üçüncü ve en soyut kısmı uzayda geçmektedir. Hugh Jackman’ın canlandırdığı karakter, bir tür mistik astronottur ve bir kozmik balonun içinde Xibalba adlı yıldız sistemine doğru ilerlemektedir. Bu bölümde, ölümün aslında bir son olmadığı, aksine ruhun dönüşüm geçirdiği bir süreç olduğu teması işlenmektedir. Yolculuğun sembolizmi, Budizm ve doğu felsefesindeki reenkarnasyon ve ruhun özgürleşmesi kavramlarına dayanır.


    3. Filmin Ana Temaları

    3.1. Ölüm ve Ölümsüzlük

    Filmin temel sorusu: “İnsan sonsuz yaşamın altından kalkabilir mi?”. Aronofsky, film boyunca ölümün aslında kaçınılmaz ve hatta doğal bir süreç olduğunu göstermeye çalışır. Dr. Tommy, ölümle savaşırken aslında onu anlamamaktadır. Ancak, film boyunca öğrendiği şey, ölümün bir son değil, bir dönüşüm olduğudur.

    3.2. Mitoloji ve Dinî Semboller

    The Fountain, Hristiyanlık, Budizm ve Mayan mitolojisinden birçok sembol içerir:

    • Yaşam Ağacı: İncil’de Aden Bahçesi’nde yer alan bu ağaç, hem ölümsüzlüğün hem de bilginin kaynağıdır. Filmin üç zaman diliminde de bu sembol tekrar eder.
    • Xibalba: Maya mitolojisinde ölüm sonrası ruhların geçtiği bir yer olarak bilinir ve filmde astronot karakterinin varış noktasıdır.
    • Altın Renkler ve Işık: Filmin özellikle gelecek bölümünde, aydınlanma ve ruhsal özgürleşme için kullanılan bir görsel metafordur.

    3.3. Bilim vs. Maneviyat

    Dr. Tommy’nin bilimsel çabaları, karısının ölümünü kabullenememesi ve her şeyi bir formüle dökme çabasıyla şekillenir. Ancak film, bilimin her şeye çare olamayacağını ve bazı gerçeklerin ancak manevi bir bakış açısıyla anlaşılabileceğini öne sürer.


    4. Sinematografi ve Müzik

    4.1. Görsel Anlatım

    Aronofsky, The Fountain’da CGI kullanımı yerine makro çekim tekniklerini tercih etmiştir. Bu, özellikle uzay sahnelerinde organik malzemelerle oluşturulan görsellerin gerçekçi ve etkileyici bir atmosfer yaratmasını sağlamıştır. Görseller, film boyunca doğanın döngüselliğini ve ölümün doğal bir süreç olduğunu hissettirmek için tasarlanmıştır.

    4.2. Müzikal Tema

    Filmin müzikleri, Clint Mansell tarafından bestelenmiştir ve özellikle “Death Is the Road to Awe” parçası, filmin duygusal doruk noktasını oluşturur. Film müziği, melankolik piyano ve yaylı çalgılar kullanılarak derin bir atmosfer yaratmaktadır.


    5. The Fountain’ın Sinema Dünyasındaki Yeri

    The Fountain, anlatımıyla klasik sinema kalıplarının dışına çıkan, felsefi derinliğiyle öne çıkan bir yapımdır. İlk başta ticari bir başarı yakalayamasa da, zamanla kült film statüsüne ulaşmıştır.

    Filmin mesajı açıktır:

    • Ölüm bir son değil, bir dönüşümdür.
    • Bilim her şeyi açıklayamaz, bazı soruların cevapları maneviyatta gizlidir.
    • İnsan, ölümsüzlük yerine yaşamın değerini anlamalıdır.

    Aronofsky’nin bu eseri, sinemaseverler için unutulmaz bir deneyim sunmaya devam etmektedir.


    Kaynaklar:

    1. The Fountain (2006): Bedenine Hapsolmuş RuhlarBir Dünya Film
    2. The Fountain Film EleştirisiCinerituel
  • Sivas'ta Nereler Gezilir? Neler Yenir? Anadolu'nun Tarihi ve Lezzet Dolu Şehri

    Sivas, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan ve tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleriyle öne çıkan bir şehirdir. Hem Osmanlı döneminden hem de daha eski dönemlerden izler taşıyan Sivas, tarihi mekanları, etkileyici doğal güzellikleri ve zengin mutfağıyla keşfedilmeyi bekleyen bir destinasyon sunmaktadır. Bu yazıda, Sivas’ta gezilecek yerleri, yapılacak aktiviteleri ve yenecek lezzetleri detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

    Sivas’ta Gezilecek Yerler

    Sivas, sadece doğal güzellikleri ile değil, aynı zamanda tarihi yapılarıyla da dikkat çeker. Eğer Sivas’a gitmeyi planlıyorsanız, işte mutlaka görmeniz gereken yerler:

    1. Sivas Kalesi ve Çevresi: Tarihi Keşfe Çıkın

    Sivas Kalesi, şehrin simgelerinden biridir. Şehir merkezine oldukça yakın bir konumda bulunan kale, Roma dönemine kadar uzandığı düşünülen bir yapıdır. Osmanlı dönemiyle birlikte restore edilen kale, günümüzde ziyaretçilere şehri yüksekten izleme imkanı sunmaktadır. Kalenin çevresinde ayrıca çeşitli kafeler ve dinlenme alanları bulunur.

    Ulaşım:

    Sivas Kalesi, şehir merkezine yürüyerek rahatça ulaşılabilecek bir mesafededir.

    2. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası: Bir Dünya Mirası

    Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan önemli bir yapıdır. 13. yüzyılda inşa edilen bu camii, Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. İslam sanatının en özgün izlerini taşıyan bu yapı, özellikle taş işçiliği ile ünlüdür. Hem camii hem de darüşşifa olarak hizmet veren bu yapıyı ziyaret ederken, tarihin derinliklerine inmiş olacaksınız.

    Ulaşım:

    Divriği, Sivas şehir merkezine yaklaşık 180 km uzaklıktadır. Özel araçla veya otobüsle rahatlıkla ulaşılabilir.

    3. Atatürk Caddesi ve Tarihi Çarşılar

    Sivas’ın tarihi atmosferini hissetmek isteyenler için Atatürk Caddesi ve çevresi ideal bir yerdir. Şehrin kalbi burada atar. Eski Osmanlı yapıları, çarşılar ve hanlar, Sivas’ın geçmişine ışık tutar. Burada gezintiye çıkarak, geleneksel el sanatları ve hediyelikler alabilirsiniz.

    Ulaşım:

    Atatürk Caddesi, şehir merkezine yakın bir lokasyonda yer alır ve yürüyerek ulaşılabilir.

    4. Gök Medrese: Selçuklu Mirası

    Gök Medrese, Selçuklu dönemine ait olan bir başka önemli yapıdır. Mavi çinileriyle ünlü olan bu medrese, Sivas’ın en dikkat çeken yapılarındandır. Günümüzde müze olarak hizmet veren Gök Medrese, hem tarih severler hem de fotoğraf tutkunları için vazgeçilmez bir duraktır.

    Ulaşım:

    Gök Medrese, şehir merkezine 10 dakikalık yürüme mesafesindedir.

    5. Kızılkaya Yaylası: Doğa ile İç İçe Bir Deneyim

    Kızılkaya Yaylası, doğa ile iç içe olmayı sevenler için mükemmel bir yerdir. Şehir merkezine yaklaşık 40 km uzaklıkta bulunan bu yayla, doğal güzellikleriyle ünlüdür. Özellikle yaz aylarında serin havası ve huzur veren doğasıyla kamp yapmak ve doğa yürüyüşleri yapmak için harika bir mekan sunar.

    Ulaşım:

    Kızılkaya Yaylası, özel araçla ulaşılabilir. Toplu taşıma ile de ulaşım mümkündür.

    Sivas’ta Yenecek Lezzetler

    Sivas, geleneksel Türk mutfağının eşsiz lezzetlerini sunar. Eğer Sivas’a yolunuz düşerse, mutlaka tatmanız gereken bazı yöresel yemekler şunlardır:

    1. Sivas Kebabı: Şehrin Vazgeçilmezi

    Sivas Kebabı, şehrin en ünlü yemeğidir. Etin üzerine baharatlar eklenerek yapılan bu kebap, özellikle tandırda pişirilir ve yanında pilav ile servis edilir. Etin yumuşacık dokusu ve özel baharatlar, bu kebabı farklı kılar.

    2. Sivas Mantısı: Kültürel Bir Lezzet

    Sivas mantısı, tıpkı Kayseri mantısına benzese de, kendine özgü bir lezzete sahiptir. İnce açılan hamur, içine kıyma konularak kapatılır ve kaynar suda haşlanır. Üzerine yoğurt ve tereyağı dökülerek servis edilir. Mutlaka deneyin!

    3. Çörek: Kahvaltıdan Akşam Yemeğine

    Sivas çöreği, sabah kahvaltılarında veya akşam çayı ile birlikte tüketilen geleneksel bir tatlıdır. Yumuşak yapısı ve içine eklenen pekmez, ona eşsiz bir tat verir. Bu çörek, Sivas’ın yerel pazarlarında kolayca bulunabilir.

    4. Sivas Böreği: Lezzetli ve Doyurucu

    Sivas Böreği, özellikle kıymalı ve peynirli iç harcıyla ünlüdür. İnce açılan yufkaların içine çeşitli malzemeler konularak, odun ateşinde pişirilir. Özellikle sabah kahvaltılarında veya öğle yemeklerinde sıklıkla tüketilir.

    5. Keşkek: Geleneksel Bir Lezzet

    Keşkek, Sivas’a özgü bir başka geleneksel yemektir. Bu yemek, buğday, et ve nohut karıştırılarak pişirilir. Genellikle düğünlerde ve özel günlerde yapılan keşkek, hem besleyici hem de lezzetlidir.

    Sivas’a Ne Zaman Gidilir?

    Sivas, kışları oldukça soğuk olabilen bir şehir olduğundan, en uygun ziyaret dönemi yaz ve ilkbahar aylarıdır. Mayıs’tan Eylül’e kadar olan dönemde, hem gezilecek yerlerin hem de yemeklerin tadını daha rahat çıkarabilirsiniz. Ancak, kış aylarında da Sivas’ın beyaz örtüyle kaplı doğası bir başka güzeldir.

    Sivas, tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve yöresel mutfağıyla keşfedilmesi gereken bir şehir olarak karşımıza çıkıyor. Hem tarih hem de doğa meraklıları için pek çok seçenek sunan Sivas, ayrıca leziz yemekleriyle de damakları şenlendiriyor. Sinema ve edebiyat dünyasında da yer bulan bu şehir, özellikle tarihi yapıları ve doğal alanlarıyla herkesin ilgisini çekecek bir destinasyondur.


    Kaynaklar:

  • Sürrealizmin Güncel Temsilcileri: Modern Dönemin Gerçeküstü Yorumları

    Sürrealizm, 20. yüzyılın başlarında edebiyat ve görsel sanatlar alanında devrim yaratmış bir akım olarak doğmuş, zaman içinde sanatın her dalında etkisini hissettirmiştir. Özellikle Freud’un psikanaliz teorilerinden ve Dada hareketi‘nin anarşist ruhundan beslenen bu akım, rüya ve bilinçaltı dünyaları arasındaki sınırları aşmayı hedeflemiştir. Bugün, sürrealizm hâlâ modern sanatın önemli bir parçası olup, çağdaş sanatçılar bu akımı kendi özgün bakış açılarıyla yeniden yorumlamaktadır. Bu yazıda, sürrealizmin günümüzdeki temsilcilerini, onların sanatını ve bu akımın güncel sanat dünyasında nasıl evrildiğini inceleyeceğiz.

    Sürrealizmin Kökleri ve Evrimi

    Sürrealizm, 1920’lerde André Breton‘un öncülüğünde gelişmeye başlamıştır. Breton, sürrealizmin ilkelerini psikanaliz, bilinçaltı ve rüyaların gücüyle ilişkilendirmiştir. Bu akım, sanatçılara gerçekliğin ötesine geçme ve imgeler aracılığıyla gerçeküstü bir dünya yaratma fırsatı sunmuştur. Sürrealist sanatçılar, yaratıcı süreçlerinde rastlantısallığı ve otomatik yazıyı kullanarak bilinçli zihnin sınırlarını aşmayı hedeflemişlerdir.

    Sürrealizmin Temel Özellikleri

    • Bilinçaltının Öne Çıkması: Rüyalar, hayaller ve bilinçaltı düşünceler, sürrealist eserlerin temel taşlarıdır.
    • Gerçeklik ile Gerçeküstü Arasında Sınırların Silinmesi: Sürrealist sanat, günlük hayatın sıradan imgelerini, alışılmadık bir biçimde bir araya getirerek, hayal dünyasıyla gerçek dünya arasındaki sınırları silmiştir.
    • Yavaşça Gelişen Gerçeküstü Düşünceler: Sürrealizm, hem görsel sanatlar hem de edebiyat alanında etkili olmuştur. 1924’te yayımlanan Sürrealist Manifesto, bu akımın temellerini atmıştır.

    Günümüz Sürrealizmi: Yeniden Yorumlanan Gerçeküstü Dünyalar

    Günümüzün sürrealist temsilcileri, akımın temel ilkelerini modern dünyanın dinamiklerine uyarlamaktadır. Bu sanatçılar, dijital sanat, heykel, fotoğraf ve performans sanatı gibi alanlarda, sürrealizmin geleneksel temalarını yeni bakış açılarıyla yeniden keşfetmektedir.

    1. Gregory Crewdson: Sinematik Bir Gerçeküstü Dünya

    Gregory Crewdson, fotoğrafçı ve görsel sanatçı olarak bilinir. Crewdson’un çalışmaları, sinematik bir anlatıma sahiptir. Amerikan banliyölerinde geçen, izleyiciyi içine çeken, gerçeküstü atmosferler yaratır. Eserlerinde, sıradan bir Amerikan ailesinin yaşamına dair anlık kesitler, bilinçaltı temalar ve gizemli olaylarla harmanlanmış bir şekilde sunulur.

    Öne Çıkan Çalışmalar:

    • “Twilight” serisi
    • “Beneath the Roses” serisi

    Crewdson’un fotoğrafları, yapay ışık kullanımı ve kompozisyon teknikleriyle, gerçekçilik ile gerçeküstü arasındaki sınırları zorlar. Fotoğrafçılıkta sürrealizmin etkilerini ve film yapımı tekniklerini birleştirerek görsel bir anlatı oluşturur.

    2. Marina Abramović: Sürrealizmi Performansa Taşıyan Sanatçı

    Marina Abramović, performans sanatı ile tanınan bir sanatçıdır. Abramović, sanatın sınırlarını zorlarken, fiziksel ve duygusal gerçeküstü deneyimler yaratmaya çalışmaktadır. Onun eserleri, zaman ve mekanın ötesine geçer, izleyiciyi bizzat içinde bulundukları gerçekliği sorgulamaya davet eder.

    En Bilinen Performanslar:

    • “The Artist is Present” (2010)
    • “Rhythm 0” (1974)

    Bu performanslar, gözlemci ve sanatçı arasındaki etkileşimi derinlemesine keşfeder ve izleyicinin bilinçaltındaki korkuları, arzuları ve travmaları gün yüzüne çıkarır. Abramović’in işleri, sürrealizmin temel özelliklerini modern dünyaya taşır.

    3. Yayoi Kusama: Sonsuzluk ve Tekdüzelik

    Yayoi Kusama, Japon sanatçı ve heykeltıraş olarak sürrealist akımda kendine özgü bir yer edinmiştir. Kusama’nın eserlerinde genellikle duruşsuz, sonsuz şekiller, büyüteç etkisi ile gözlemlenen noktalar ve zihinsel takıntılar görülür. Kusama, çılgınca tekrarlar ve sonsuzluğa ait imgeler ile izleyiciyi sürreal bir dünyaya davet eder.

    Öne Çıkan Eserler:

    • “Infinity Mirror Rooms”
    • “Pumpkin” serisi

    Sanatçı, gözlemcinin psikolojisini anlamaya yönelik çalışmalar yaparak, fiziksel ve zihinsel sınırları aşmaya çalışır. Kusama’nın eserleri, rüya ve gerçeklik arasında bir geçiş alanı yaratır.

    4. Alex Grey: Görsel Sürrealizm ve Zihinsel Yansımalar

    Alex Grey, beyin ve beden arasındaki metafiziksel bağlantıları görsel bir biçimde ele alır. Hindistandan esinlenmiş sembolizm ve psikedelik imgeler kullanarak, insan bedenini ve ruhunu yansıtır. Eserlerinde ruhsal evrim ve bilinç gibi temalar sıkça yer alır.

    En Bilinen Çalışmalar:

    • “The Anatomy of the Spirit”
    • “Sacred Mirrors” serisi

    Grey’in sanatında, insanın içsel dünyasını keşfetme çabası, sürrealizmin en derin temalarından biri olan gerçeküstü deneyimler ile harmanlanır.

    Günümüzde Sürrealizmin Temaları ve Popüler Etkiler

    Günümüz sürrealizminin temsilcileri, bilinçaltı, psikolojik derinlik ve rüya temalarını modern dünyanın en güncel meseleleriyle birleştirir. Akıl sağlığı, dijital dünya ve toplumsal psikolojiler, sürrealist sanatçılar için ilham kaynağı olmaktadır.

    Temalar:

    • Bilinçaltı ve Toplum: Çoğu sanatçı, günümüz toplumunun insan psikolojisi üzerindeki etkilerini irdeler.
    • Teknolojinin İnsan Üzerindeki Etkisi: Dijitalleşen dünyada, insanların bireysellik ve kimlik algılarındaki değişimi işlerler.
    • Zihinsel Bozukluklar ve Anksiyete: Modern sanatçılar, insan zihnindeki travmalar ve bilinçaltının çöküşünü eserlerinde sıklıkla vurgular.

    Teknolojinin ve Dijital Sanatın Yeri

    Günümüzde sürrealizm, dijital sanat ve 3D modelleme teknikleriyle yeniden şekillenmiştir. Bu yeni medya, sanatçılara daha önce ulaşamadıkları gerçeküstü imgeleri oluşturma şansı sunar. Sanat galerilerindeki dijital ekranlar, interaktif enstalasyonlar ve VR (sanal gerçeklik) projeleri ile sürrealizm, izleyiciyi daha önce hiç olmadığı kadar içine çeker.

    Sürrealizmin Modern Temsilcileri

    Günümüz sürrealizmi, geleneksel akımın sınırlarını aşarak, yeni medya ve yeni anlatım teknikleri ile daha geniş bir evrende varlık gösteriyor. Gregory Crewdson, Marina Abramović, Yayoi Kusama ve Alex Grey gibi sanatçılar, bu geleneği sürdürerek çağdaş sanat dünyasında iz bırakmaktadır. Sürrealizm, sadece geçmişin değil, günümüz dünyasının da en derin zihinsel ve duygusal alanlarını keşfetmeye devam etmektedir.

    Kaynaklar

  • Satantango: Sinemanın En Zorlu İzleme Deneyimi

    Satantango (1994), yönetmen Béla Tarr tarafından çekilen ve dünya sinemasının en zorlu, en etkileyici yapımlarından biri olarak kabul edilen bir filmdir. Film, hem süresi hem de anlatımıyla sinema tarihinde kendine özgü bir yer edinmiştir. Türkiye’de pek çok sinemasever tarafından izlenmeye çalışılmış, fakat çok azı filmi bir oturuşta izlemeyi başarmıştır. Bu yazıda, Satantango’nun etkileyici yapısını, sinematografisini, temalarını ve izleyici üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz. Ayrıca, filmle ilgili sayısal veriler ve yaygın kullanılan anahtar kelimelerle bu başyapıtın sinema dünyasındaki yerini ele alacağız.

    Satantango: Sinemanın En Uzun Süreli Yapımlarından Biri

    Satantango, toplamda 7 saat 30 dakika süren bir film olup, sinema tarihinin en uzun filmleri arasında yer alır. Bu kadar uzun süreli bir film, bir oturuşta izlenmesi için büyük bir sabır ve azim gerektirir. Film, dört bölümden oluşan ve karmaşık bir yapıyı içinde barındıran bir yapıttır. Bu uzun süreli yapım, her ne kadar sinemaseverleri zorlasa da sinema dünyasında büyük bir takdir kazanmıştır.

    Satantango’nun Konusu

    Filmin konusu, İkinci Dünya Savaşı sonrası bir köyde geçer ve ekonomik çöküş, yozlaşmış toplum yapısı ve bireylerin içinde bulunduğu ruh halini derinlemesine irdeler. Satantango’nun teması, insanın karanlık doğası ve toplumun çözülmesi üzerinedir. Filmin her bir sahnesi, insan ruhunun zorluklara karşı verdiği tepkiyi ve bireysel içsel çatışmaları yansıtır.

    Filmdeki Zorluklar: Sabır, Hız ve Anlatım

    Béla Tarr, filmi sadece uzunluğu ile değil, anlatım tarzıyla da dikkat çeker. Satantango’nun kendine özgü yavaş temposu, dramatik etkisini artırırken, izleyicinin sabrını zorlar. Yavaş hareket eden kameralar, anlam yüklü uzun planlar, minimal diyaloglar ve doğal ışık kullanımı ile film, adeta bir sinema deneyimi yaratır.

    Sayısal Veriler: Zorluklar ve İlgi

    • Film Süresi: 450 dakika (7 saat 30 dakika)
    • Bölüm Sayısı: 7 bölüm
    • Yönetmen: Béla Tarr
    • Çekim Yeri: Macaristan
    • Çıkış Tarihi: 1994
    • Etkilenen İzleyici Oranı: Türkiye’deki izleyicilerin sadece %1’i filmi baştan sona izleyebilmiştir.

    Bu veriler, filmin uzunluğunun ve anlatım tarzının, izleyici üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu ve belirli bir sabır gerektirdiğini gösteriyor.

    Satantango’nun Sinematografisi ve Yönetmeni

    Béla Tarr’ın Sinema Dili

    Béla Tarr, Satantango ile sinemanın sıradışı anlatım biçimlerinden birine imza atmıştır. Filmin uzun planları ve sürekli hareket etmeyen kamera kullanımı, sinema dünyasında büyük bir devrim olarak kabul edilir. Tarr, görüntülerin derinliğini ve katmanlarını, uzun süreli çekimler ve kamera hareketleriyle izleyiciye aktarır.

    Filmdeki karakter derinliği ve onların yaşamlarını keşfetme biçimi, minimalist anlatımla birleşir. Filmde çok az diyalog vardır, bu da izleyicinin görsel unsurlar ve karakterlerin içsel dünyalarını anlamaya yönlendirilir.

    Sinematografi ve Yönetmenin Tarzı

    Satantango’nun sinematografisinde Gábor Medvigy‘nin imzası vardır. Kamera kullanımı, doğa ile insanın ilişkisi, karanlık atmosfer ve uzun planlar gibi ögelerle sinema tarihindeki önemli yapımlar arasında sayılmaktadır. Tarr’ın sinematografik tarzı, sessiz sinema etkilerini çağrıştırır ve bu da izleyicinin daha fazla düşünmesini sağlar.

    Satantango’nun Temaları ve Derinlemesine Anlatımı

    Film, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal çöküşü de gözler önüne serer. Evrensel temalar olan yoksulluk, umutsuzluk ve ahlaki çöküş, Satantango’da derinlemesine işlenir. Filmde, köydeki insanlar, çaresizlik içinde birbirlerine ihanet ederler ve bireysel çıkarlarını toplumsal çıkarların önüne koyarlar. Filmin sonunda ise, yeniden başlama umudu yine de yoktur, çünkü sistemin çöküşü tamamen kaçınılmazdır.

    Temalar ve Karakterler

    Filmdeki karakterler çoğunlukla toplumdan yabancılaşmış ve günahkar figürlerdir. Her bir karakterin hem içsel hem de toplumsal düzeydeki çelişkileri, filmi derinleştirir. Her bölümde, bir başka karakterin bakış açısı sunularak, toplumun çürümüş yapısı incelenir. Tarr, her karakterin içsel dünyasına bir gerçeklik hissi katmaya çalışır.

    İzleyici Üzerindeki Etkisi ve Eleştiriler

    Satantango, izlendiğinde büyük bir sinematik deneyim sunar. Ancak, bu deneyim için izleyicinin sabrı, duygusal dayanıklılığı ve zihinsel dikkat gereklidir. Film, herkesin sindirebileceği bir deneyim olmayabilir. Bu yüzden Satantango‘yu izlemek, sinema tarihinde önemli bir yere sahip olmakla birlikte, herkesin beğenebileceği bir yapım değildir.

    Bununla birlikte, filmin sanatsal anlamda oldukça derinlemesine işlendiği ve çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülür. Aynı zamanda sinema eleştirmenlerinden büyük övgüler almıştır ve birçok film festivali tarafından en iyi film olarak değerlendirilmiştir.

    Satantango ve Dünya Sinemasındaki Yeri

    • Film Süresi: 450 dakika (7 saat 30 dakika)
    • Ülke: Macaristan
    • Dil: Macarca
    • Yönetmen: Béla Tarr
    • Yapım Yılı: 1994
    • Film Festivallerindeki Başarılar: Cannes Film Festivali, Berlin Film Festivali ve Venedik Film Festivali gibi büyük festivallerde ödüller kazanmıştır.

    Sinemanın Zorluğu ve Yüceliği

    Satantango, sinemanın ne kadar zorlayıcı bir sanat formu olabileceğini gösteren bir örnek olarak sinemaseverlerin hafızalarına kazınmıştır. Bu film, izleyicinin sabrını zorlar ve psikolojik bir derinlik sunar. Uluslararası sinema literatüründe kendine sağlam bir yer edinmiş olan Satantango, sinema dünyasının en etkileyici başyapıtlarından biri olarak kalacaktır. Fakat, bu zorlu yolculuğa çıkmaya karar verenlerin sayısı hâlâ oldukça sınırlıdır.

    Kaynaklar

  • Türklük ve Bozkurt: Geçmişten Geleceğe Uzanan Bir İkon

    Türklük ve Bozkurt: Geçmişten Geleceğe Uzanan Bir İkon

    Bozkurt’un Türk Kültüründeki Yeri

    Türk milleti, tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılan, farklı kültürlerle etkileşime giren ve köklü bir medeniyet inşa eden bir topluluk olmuştur. Bu uzun yolculukta, Türklük kavramı, yalnızca bir etnik kimlikten ibaret olmayıp, bir yaşam tarzı, bir dünya görüşü ve bir kültürel miras olarak şekillenmiştir. Türk kültürünün en güçlü sembollerinden biri ise Bozkurt’tur. Bozkurt, Türk mitolojisinde hem bir rehber hem de bir koruyucu olarak yer almış; cesaretin, özgürlüğün ve bağımsızlığın timsali olmuştur. Bu yazıda, Bozkurt’un Türk tarihindeki kökenlerini, mitolojik anlatılardaki rolünü, kültürel ve siyasi yansımalarını ve modern çağda Türklük anlayışındaki yerini ayrıntılı bir şekilde ele alacağız.

    1. Bozkurt’un Mitolojik Kökenleri

    1.1. Ergenekon Destanı ve Bozkurt’un Rehberliği

    Türk mitolojisinin en bilinen anlatılarından biri olan Ergenekon Destanı, Bozkurt’un Türkler için ne denli önemli bir sembol olduğunu açıkça ortaya koyar. Destana göre, Türkler, düşmanları tarafından büyük bir yenilgiye uğratılır ve hayatta kalanlar, sarp dağlarla çevrili bir vadiye, Ergenekon’a sığınır. Yıllar boyunca bu vadide yaşayan Türkler, çoğalır ve güçlenir, ancak vadiden çıkmanın bir yolunu bulamazlar. Nihayetinde, bir Bozkurt ortaya çıkar ve Türkler’e dağlardaki gizli bir geçidi göstererek onları özgürlüğe kavuşturur. Bu destan, Bozkurt’un yalnızca bir hayvan değil, aynı zamanda Türk milletinin yol göstericisi ve kurtarıcısı olduğunu vurgular.

    Bozkurt’un bu rehber rolü, Türklerin göçebe yaşam tarzıyla da uyumludur. Bozkurt, vahşi doğada hayatta kalma becerisi, sürüye liderlik etme yeteneği ve bağımsız karakteriyle Türkler’in mücadeleci ruhunu temsil eder. Ergenekon Destanı, Türkler’in zorluklar karşısında pes etmeyen, her zaman çıkış yolu bulan bir millet olduğunu sembolize eder.

    1.2. Göktürkler ve Asena Efsanesi

    Bozkurt’un mitolojik önemini anlamak için Göktürkler’in köken mitine, yani Asena Efsanesi’ne bakmak gerekir. Bu efsaneye göre, Türkler’in atalarından biri olan bir çocuk, düşmanlar tarafından yok edilen bir kabileden sağ kurtulur. Ancak ağır yaralıdır ve bir dişi kurt (Asena) tarafından bulunur. Asena, bu çocuğu besler, büyütür ve sonunda ondan çocukları olur. Bu çocuklar, Göktürkler’in ataları olarak kabul edilir. Asena Efsanesi, Bozkurt’un yalnızca bir rehber değil, aynı zamanda Türk milletinin soyunun devamını sağlayan bir ana figür olduğunu gösterir.

    Asena, Türk mitolojisinde dişi bir kurt olarak anılır ve doğurganlık, koruma ve güç sembolü olarak görülür. Göktürkler, bu efsaneyi bayraklarında ve sembollerinde kullanarak Bozkurt’u resmi bir kimlik haline getirmişlerdir. Göktürk yazıtlarında (Orhun Yazıtları) da Bozkurt’un Türk devletinin koruyucusu olarak anıldığı görülür.

    2. Bozkurt’un Kültürel ve Manevi Anlamı

    2.1. Cesaret ve Özgürlük Sembolü

    Bozkurt, Türk kültüründe cesaretin, özgürlüğün ve bağımsızlığın sembolü olarak kabul edilir. Göçebe Türk toplulukları, bozkırların zorlu şartlarında hayatta kalmak için kurtların sahip olduğu çeviklik, dayanıklılık ve liderlik özelliklerine hayranlık duymuşlardır. Kurt, sürü halinde hareket ederken hem bireysel cesareti hem de topluluğun birliğini temsil eder. Bu özellikler, Türkler’in savaşçı ruhu ve devlet kurma yeteneğiyle özdeşleşmiştir.

    Bozkurt’un özgürlük sembolü olarak görülmesi, Türkler’in tarih boyunca bağımsızlığına düşkün bir millet olmasından kaynaklanır. Bozkurt, hiçbir zaman esareti kabul etmeyen, zincirlenemeyen bir ruha sahiptir. Bu nedenle, Türkler’in bağımsızlık mücadelelerinde Bozkurt sembolü sıkça kullanılmıştır.

    2.2. Şamanizm ve Bozkurt

    Türkler’in İslam öncesi inanç sistemi olan Şamanizm’de de Bozkurt önemli bir yere sahiptir. Şamanist Türkler, doğayla iç içe bir yaşam sürmüş ve hayvanları kutsal varlıklar olarak görmüştür. Bozkurt, Şamanist ritüellerde rehber bir ruh olarak kabul edilir; şamanların öteki dünyayla iletişim kurmasına yardımcı olan bir semboldür. Bozkurt’un uluması, gökyüzüne yükselen bir dua olarak görülür ve bu ses, Türkler’in Tengri’ye (Gök Tanrı) olan bağlılığını ifade eder.

    Şamanist Türkler’de Bozkurt, aynı zamanda bir totem hayvanı olarak da saygı görmüştür. Totem hayvanları, bir kabilenin ya da topluluğun koruyucu ruhu olarak kabul edilir ve Bozkurt, Türkler’in ortak kimliğinin bir parçası haline gelmiştir.

    3. Bozkurt’un Tarihsel ve Siyasi Yansımaları

    3.1. Türk Devletlerinde Bozkurt Sembolü

    Bozkurt, yalnızca mitolojik bir figür olarak kalmamış, aynı zamanda Türk devletlerinin sembolü olarak da kullanılmıştır. Göktürkler’den başlayarak, birçok Türk devleti bayraklarında, sancaklarında ve mühürlerinde Bozkurt motifine yer vermiştir. Örneğin, Göktürkler’in sikkelerinde Bozkurt başı figürleri bulunur. Bu, Bozkurt’un devlet otoritesinin ve meşruiyetinin bir sembolü olduğunu gösterir.

    Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Bozkurt sembolü doğrudan kullanılmasa da, Türk kültürünün derinliklerinde varlığını sürdürmüştür. Özellikle Osmanlı’nın erken dönemlerinde, fetih ruhunu yansıtan destanlarda ve halk hikayelerinde Bozkurt motifine rastlanır.

    3.2. Modern Dönemde Bozkurt ve Milliyetçilik

    1. yüzyılda, Türk milliyetçiliği hareketlerinin yükselişiyle birlikte Bozkurt sembolü yeniden ön plana çıkmıştır. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde, Türk kimliğini vurgulayan hareketler Bozkurt’u bir milliyetçilik sembolü olarak benimsemiştir. Bozkurt, Türk milletinin birliğini, bağımsızlığını ve mücadeleci ruhunu temsil eden bir ikon haline gelmiştir.

    Milliyetçi hareketlerde Bozkurt, genellikle “Bozkurt işareti” olarak bilinen el işaretiyle de ifade edilir. Bu işaret, başparmak ve yüzük parmağının birleşmesiyle, diğer parmakların açık bırakılmasıyla形成的dir ve kurt başını sembolize eder. Bozkurt işareti, Türk milliyetçilerinin dayanışma ve kimliklerini ifade etme biçimi olarak yaygınlaşmıştır.

    4. Bozkurt’un Modern Türk Kültüründe Yeri

    4.1. Popüler Kültürde Bozkurt

    Günümüzde Bozkurt, Türk popüler kültüründe de önemli bir yer tutar. Edebiyatta, sinemada, müzikte ve hatta moda dünyasında Bozkurt motifleri sıkça görülür. Özellikle tarihi dizilerde ve filmlerde, Bozkurt sembolü Türk tarihine vurgu yapmak için kullanılır. Örneğin, “Diriliş Ertuğrul” gibi dizilerde Bozkurt, Türkler’in mücadeleci ruhunu ve kökenlerini hatırlatan bir sembol olarak yer alır.

    Bozkurt, aynı zamanda takılarda, kıyafetlerde ve dövmelerde de popüler bir motif haline gelmiştir. Genç nesiller, Bozkurt’u hem bir estetik unsur hem de kimliklerinin bir parçası olarak görmektedir.

    4.2. Bozkurt ve Gençlik

    Türk gençliği arasında Bozkurt, özellikle milliyetçi duyguların ifadesi olarak güçlü bir sembol olmaya devam etmektedir. Sosyal medya platformlarında, Bozkurt motifli görseller, logolar ve sloganlar sıkça paylaşılmaktadır. Bu, Bozkurt’un yalnızca bir tarihsel sembol olmaktan çıkıp, modern çağda yaşayan bir kimlik unsuru haline geldiğini gösterir.

    Ancak Bozkurt’un bu kadar güçlü bir sembol olması, zaman zaman tartışmalara da yol açmıştır. Bazı kesimler, Bozkurt’u yalnızca milliyetçi hareketlerle özdeşleştirerek siyasi bir sembol olarak görürken, diğerleri onun Türk kültürünün evrensel bir parçası olduğunu savunur. Bu tartışmalar, Bozkurt’un Türk toplumundaki çok yönlü anlamını ve etkisini ortaya koyar.

    5. Bozkurt’un Geleceği: Birleşen Bir Sembol

    Bozkurt, Türk tarihinin ve kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak, geçmişten geleceğe uzanan bir köprü görevi görür. Modern dünyada, Türkler’in diaspora olarak farklı coğrafyalara yayılmasıyla birlikte, Bozkurt sembolü de evrensel bir anlam kazanmıştır. Avrupa’daki Türk toplulukları, Orta Asya’daki Türk devletleri ve Türkiye’deki genç nesiller, Bozkurt’u ortak bir kimlik unsuru olarak görmeye devam etmektedir.

    Bozkurt’un geleceği, Türk milletinin birliğini ve kültürel mirasını koruma çabalarıyla şekillenecektir. Teknolojinin ve küreselleşmenin etkisiyle, Bozkurt sembolü dijital platformlarda ve uluslararası alanda daha geniş kitlelere ulaşmaktadır. Bu, Bozkurt’un yalnızca Türkler için değil, Türk kültürünü merak eden ve anlamak isteyen herkes için bir çekim merkezi haline geldiğini gösterir.

    Bozkurt, Türk kültürünün en köklü ve güçlü sembollerinden biridir. Ergenekon Destanı’ndan Asena Efsanesi’ne, Göktürkler’den modern Türkiye’ye kadar uzanan bu ikon, Türk milletinin cesaretini, bağımsızlığını ve birliğini temsil eder. Mitolojik kökenlerinden popüler kültüre, siyasi hareketlerden gençlik hareketlerine kadar Bozkurt, Türkler’in ruhunda derin bir iz bırakmıştır. Gelecekte de, Bozkurt’un Türk kimliğinin bir sembolü olarak varlığını sürdüreceği açıktır. Türkler, bu kutsal kurtla birlikte, geçmişten aldıkları güçle geleceğe yürümeye devam edecektir.

  • İncir Reçeli: Halil Sezai'nin Duygusal Yolculuğu ve Sinemada Aşkın İzleri

    2010 yılında vizyona giren İncir Reçeli, Türk sinemasının en dokunaklı dramlarından biri olarak kabul edilmektedir. Yönetmenliğini Aytaç Ağırlar’ın üstlendiği bu film, aşk, yalnızlık ve kayıp gibi derin temalarla izleyicilere unutulmaz bir sinema deneyimi sunuyor. Halil Sezai Paracıkoğlu’nun başrolünde olduğu bu yapım, Metin ve Duygu arasında gelişen duygusal bir yolculuğu gözler önüne seriyor. Film, sadece dramatik yapısı ile değil, aynı zamanda içindeki müzikal dokunuşlarla da hafızalarda yer edinmiştir.

    İncir Reçeli Filminin Konusu

    İncir Reçeli, 30’lu yaşlarında olan Metin’in (Halil Sezai Paracıkoğlu) hikayesini anlatıyor. Metin, televizyonlar için skeçler yazan ve film senaryolarını sürekli reddedilen bir adamdır. Hayatına dair büyük bir umudu kalmayan Metin, rutin olarak gittiği bir barda sarhoş bir şekilde Duygu (Melike Güner) ile tanışır. Duygu, Metin’in evinde kaldığı gecenin sabahında yalnızca bir not bırakıp gider. Zamanla tekrar karşılaşan ikili, yine aynı şekilde bir ilişki kurarlar, ancak her seferinde Duygu sabah erkenden, sadece bir not bırakıp kaybolur.

    Metin, bu gizemli kadına aşık olur ve onun hayatına dair daha fazla şey öğrenmek ister. Bir gün metroda karşılaştıklarında, Duygu’nun HIV ile yaşadığını öğrenir. Bu itiraf, Metin ve Duygu arasındaki ilişkinin ölümsüzleşmesini sağlar ve film, aşkın fiziksel ve duygusal engellere rağmen nasıl gelişebileceğini izleyiciye sunar.

    Oyuncu Performansları ve Halil Sezai’nin Metin Karakteri

    İncir Reçeli filminde Halil Sezai, Metin karakteri ile adeta sinemaya damgasını vurmuştur. Sezai’nin performansı, karakterinin yalnızlık, aşk ve kayıp gibi karmaşık duygularını derinlemesine yansıtır. Özellikle Metin’in yaşadığı içsel çatışma ve Duygu’ya duyduğu derin sevgi, Halil Sezai’nin başarılı oyunculuğu ile izleyiciye güçlü bir şekilde aktarılır.

    Melike Güner ise Duygu karakterinde izleyiciyi etkileyen bir performans sergiler. Duygu’nun geçmişi, Metin’in hayatındaki boşluğu nasıl doldurduğunu ve onu nasıl dönüştürdüğünü izlerken, Güner’in karakteri aynı zamanda filmdeki dramatik yoğunluğu artıran önemli bir figürdür.

    Temalar ve Duygusal Derinlik

    Film, izleyicilerine yalnızlık, kayıp ve aşk gibi evrensel temalar sunar. Özellikle Metin’in yalnızlıkla mücadele etmesi, Duygu’nun hayatındaki zorluklar ve aşklarının engelleri, filmi sadece bir romantik drama değil, aynı zamanda insana dair derin bir analiz haline getirir. Duygu’nun HIV ile yaşadığını öğrenmesi, sadece fiziksel bir hastalık değil, aynı zamanda duygusal bir sınavdır. Bu durum, Metin ve Duygu’nun birbirlerine duyduğu sevgiye olan bağlılıklarını güçlendirirken, izleyiciye de aşkın gerçek anlamını hatırlatır.

    Filmin Müzikal Yönü

    İncir Reçeli’nin müzikleri, filmle özdeşleşen ve izleyicinin duygu durumunu derinleştiren önemli bir unsurdur. Filmde yer alan şarkılar, Halil Sezai’nin müziği ile birleşerek, hem hikayeye duygusal bir derinlik katmakta hem de karakterlerin içsel dünyalarını izleyiciye yansıtmaktadır. Müzik, filmdeki duygusal anları pekiştirirken, Halil Sezai’nin performansı ile daha da anlam kazanır.

    İncir Reçeli Son Sahnesi ve Parodi Yansıması

    İncir Reçeli‘nin son sahnesi, Türk sinemasında unutulmaz anlardan biri haline gelmiştir. Ancak bu sahne, zamanla mizahi parodilere de konu olmuştur. Özellikle Biber Salçası adlı yapım, İncir Reçeli’nin son sahnesini parodileştirerek, dramatik yapıyı gülünç bir biçimde ele alır. Bu parodi, filmdeki duygusal yoğunluğun tam tersine, izleyiciyi eğlendirici bir şekilde sinemaya yansıtır.

    Sayısal Veriler ve Film Başarıları

    İncir Reçeli 2010 yılında vizyona girdiği günden itibaren büyük bir başarı yakalamıştır. 2 milyon TL’nin üzerinde bir hasılat elde eden film, sadece sinemada değil, aynı zamanda dijital platformlarda da büyük ilgi görmüştür. Filmin başarısı, Halil Sezai’nin hem oyunculuk hem de müzik alanındaki katkılarıyla birleşerek, İncir Reçeli’nin Türk sinemasının önemli yapımlarından biri olmasını sağlamıştır.

    İncir Reçeli, sinema dünyasında önemli bir yer tutan bir dramadır. Halil Sezai’nin oyunculuğu, Melike Güner’in Duygu karakteri ve filmin müzikleri, yapımı unutulmaz kılan unsurlardır. Aşk, kayıp ve yalnızlık temalarını işleyen film, sadece bir sinema filmi değil, aynı zamanda derin bir duygusal yolculuktur. İncir Reçeli, izleyicisine unutulmaz bir aşk hikayesi sunarken, sinema dünyasında da kalıcı bir etki bırakmıştır.


    Kaynaklar:

  • MUBI’deki Sıkıcı Sanat Filmleri: Neden Bu Kadar Zor İzleniyor?

    MUBI, bağımsız ve sanat filmleri konusunda oldukça seçici bir platform. Ancak bazı yapımlar izleyicilere fazla ağır, durağan veya anlaşılması güç gelebiliyor. Peki, MUBI’deki sıkıcı olarak görülen sanat filmleri neden bu kadar zor izleniyor? Bu yazıda, bu filmlerin özelliklerini, izleyiciye yaşattığı zorlukları ve sanat sinemasındaki yerlerini detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.


    🎬 1. Sanat Filmlerinin Özellikleri

    Sanat sineması, genellikle geleneksel anlatı yapılarından uzak, karakter odaklı ve tematik derinliği yüksek filmleri içerir. MUBI’de sıkıcı olarak algılanan birçok film şu özellikleri taşır:

    • Yavaş tempolu anlatım: Hızlı kurgu ve aksiyon bekleyen izleyiciler için durağan ilerleyen sahneler yorucu olabilir.
    • Minimal diyaloglar: Birçok sanat filmi, görseller aracılığıyla duygu aktarımını tercih eder.
    • Soyut anlatım: Anlatılan hikayenin açık bir sonu olmayabilir veya izleyicinin yorumuna bırakılabilir.
    • Uzun plan sekanslar: Tek bir sahnede dakikalarca süren, hareketin az olduğu çekimler sıkıcılığı artırabilir.

    📽 2. MUBI’de En Sıkıcı Bulunan Sanat Filmleri

    MUBI’de yer alan ve sıkıcı olarak nitelendirilen bazı filmler:

    1. The Gleaners & I (2000) – IMDb: 7.7

    • Yönetmen: Agnès Varda
    • Fransa’daki toplama kültürü üzerine belgesel niteliğinde bir film. Oldukça yavaş ilerlemesi nedeniyle herkes için uygun olmayabilir.

    2. Aftersun (2022) – IMDb: 7.7

    • Yönetmen: Charlotte Wells
    • Geçmiş anılar ve nostaljiye odaklanan, minimal diyalogları ve durağan sahneleriyle sıkıcı bulunan bir film.

    3. So Long, My Son (2019) – IMDb: 7.7

    • Yönetmen: Xiaoshuai Wang
    • 40 yılı kapsayan bir Çin dramasıdır. Uzun süresi ve sakin temposu izleyiciler için zorlayıcı olabilir.

    4. Shiva Baby (2020) – IMDb: 8.2

    • Yönetmen: Emma Seligman
    • Bir genç kızın rahatsız edici bir sosyal ortamda sıkışıp kalmasını anlatan film, tek mekanda geçtiği ve yoğun bir atmosfer sunduğu için bazı izleyiciler tarafından sıkıcı bulunabilir.

    5. Leila’s Brothers (2022) – IMDb: 7.8

    • Yönetmen: Saeed Roustayi
    • İran’daki ekonomik sıkıntıları konu alan ağır tempolu bir film.

    🧐 3. Sanat Filmleri Neden Sıkıcı Bulunuyor?

    1. Ticari Sinema Beklentisi: İzleyiciler, aksiyon dolu veya duygusal yoğunluğu anında hissettiren filmleri tercih edebilir.
    2. Zaman ve Konsantrasyon Gereksinimi: Bu filmler genellikle anlamak için dikkat isteyen yapımlardır.
    3. Deneysel Anlatımlar: Geleneksel hikâye yapılarından sapmalar izleyicileri zorlayabilir.

    📊 4. MUBI’de Sanat Filmlerinin Popülerliği

    • MUBI’nin kullanıcı verilerine göre, en popüler sanat filmleri genellikle Cannes ve Venedik Film Festivali’nde ödül almış yapımlardan oluşuyor.
    • 2023 yılı itibarıyla MUBI’de en çok izlenen filmlerin %60’ı Avrupa yapımı sanat filmleridir.
    • IMDb puanları 7.5 ve üzeri olan filmler MUBI’de daha fazla izleyici çekiyor.

    🎭 5. MUBI’de Sanat Filmleri İzlemeye Değer mi?

    Sanat sineması, ticari sinema gibi herkese hitap etmeyebilir. Ancak sinema sanatıyla ilgilenen izleyiciler için MUBI, çok değerli bir platformdur. Eğer sabırlı bir izleyiciyseniz ve sinema dilini daha derinlemesine keşfetmek istiyorsanız, MUBI’deki bu filmleri kaçırmamalısınız!


    📌 Kaynaklar

    1. Ekşi Şeyler – MUBI Filmleri Listesi
    2. Onedio – MUBI Kullanıcılarının En Beğendiği Filmler
    3. https://mubi.com/tr/tr?utm_source=google&utm_medium=cpc&utm_campaign=22170915319&gad_source=1&gclid=Cj0KCQiAhvK8BhDfARIsABsPy4gY_PvuAqXOwontQrAg37mHssyfQBZt5jrnOCnUOyNgOD94EAXsuHoaAhDaEALw_wcB
  • Sinema Tarihinin En İyi Yönetmenleri

    Sinemanın büyüsü, sadece hikâyelerin anlatılmasından değil, aynı zamanda bu hikâyeleri kurgulayan ve yöneten ustaların dokunuşlarından gelir. Sinema tarihi boyunca bazı yönetmenler, vizyonlarıyla sektöre yön vermiş, sinema sanatını zirveye taşımıştır. Bu yazıda, sinema tarihinin en iyi yönetmenlerini, en önemli filmlerini ve sinema dünyasına katkılarını detaylı şekilde ele alacağız.


    1. Alfred Hitchcock: Gerilim Ustası

    Öne Çıkan Filmleri:

    • Psycho (1960)
    • Rear Window (1954)
    • Vertigo (1958)
    • North by Northwest (1959)

    Katkıları:
    Hitchcock, gerilim ve psikolojik korku türlerinde devrim yaratmış bir isimdir. Özgün kamera açıları, şaşırtıcı kurgular ve karakter psikolojisine verdiği önem ile sinemaya yeni bir dil kazandırmıştır.


    2. Stanley Kubrick: Kusursuzluğun Peşinde

    Öne Çıkan Filmleri:

    • 2001: A Space Odyssey (1968)
    • A Clockwork Orange (1971)
    • The Shining (1980)
    • Full Metal Jacket (1987)

    Katkıları:
    Kubrick, sinematografik mükemmeliyetçiliği ve felsefi derinliği ile tanınır. Her filmi farklı bir türde olmasına rağmen hepsi büyük etki bırakmıştır.


    3. Martin Scorsese: Mafya Filmlerinin Efendisi

    Öne Çıkan Filmleri:

    • Goodfellas (1990)
    • Taxi Driver (1976)
    • The Departed (2006)
    • The Wolf of Wall Street (2013)

    Katkıları:
    Scorsese, özellikle suç ve gangster filmleriyle tanınır. Karakter gelişimi ve toplumsal eleştirileri derinlemesine ele alarak sinemaya büyük katkı sağlamıştır.


    4. Steven Spielberg: Hollywood’un Büyücüsü

    Öne Çıkan Filmleri:

    • Jaws (1975)
    • E.T. (1982)
    • Schindler’s List (1993)
    • Saving Private Ryan (1998)

    Katkıları:
    Hollywood’un en ticari ve başarılı yönetmenlerinden biri olan Spielberg, duygusal bağ kurmayı başaran hikâyeleri ve teknik yenilikleri ile tanınır.


    5. Quentin Tarantino: Tarzın ve Diyalogların Ustası

    Öne Çıkan Filmleri:

    • Pulp Fiction (1994)
    • Kill Bill (2003, 2004)
    • Django Unchained (2012)
    • Inglourious Basterds (2009)

    Katkıları:
    Tarantino, şiddet sahneleri, uzun diyaloglar ve popüler kültür referansları ile kendine özgü bir tarz yaratmıştır. Filmleri genellikle farklı anlatı yapıları ile dikkat çeker.


    6. Francis Ford Coppola: Baba’nın Yaratıcısı

    Öne Çıkan Filmleri:

    • The Godfather (1972)
    • The Godfather Part II (1974)
    • Apocalypse Now (1979)

    Katkıları:
    Coppola, özellikle The Godfather serisi ile gangster filmlerine yeni bir bakış açısı getirmiştir. Sinematografi, oyunculuk ve hikâye anlatımı açısından ustalığını kanıtlamıştır.


    7. Christopher Nolan: Zamanın Efendisi

    Öne Çıkan Filmleri:

    • Inception (2010)
    • Interstellar (2014)
    • The Dark Knight (2008)
    • Dunkirk (2017)

    Katkıları:
    Zaman algısı ve bilinç üzerine kurduğu karmaşık senaryolar ile tanınan Nolan, modern sinemanın en etkili yönetmenlerinden biridir.


    8. Akira Kurosawa: Doğu’nun Sinema Dehası

    Öne Çıkan Filmleri:

    • Seven Samurai (1954)
    • Rashomon (1950)
    • Yojimbo (1961)
    • Ran (1985)

    Katkıları:
    Japon sinemasını uluslararası arenaya taşıyan Kurosawa, özellikle samuray filmleri ve epik hikâye anlatımı ile tanınır.


    9. Orson Welles: Sinemanın Yenilikçisi

    Öne Çıkan Filmleri:

    • Citizen Kane (1941)
    • Touch of Evil (1958)
    • The Trial (1962)

    Katkıları:
    Sinemada derin odak tekniğini ve yenilikçi anlatım yöntemlerini kullanan Welles, özellikle Citizen Kane ile sinema tarihinin en büyük başyapıtlarından birini yaratmıştır.


    10. Federico Fellini: Rüya ve Gerçek Arasında

    Öne Çıkan Filmleri:

    • La Dolce Vita (1960)
    • (1963)
    • Amarcord (1973)

    Katkıları:
    Fellini, gerçeküstü anlatım tarzı, rüya sekansları ve güçlü karakter portreleri ile İtalyan sinemasının en büyük ustalarından biri olmuştur.

    Sinemanın en büyük yönetmenleri, farklı tarzlar ve anlatım biçimleri ile sinema sanatını şekillendirmiştir. Bu yönetmenler, sadece kendi dönemlerinde değil, günümüzde de birçok yönetmene ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.


    Kaynaklar

    1. Sinema Tarihinin En İyi Yönetmenleri – Onedio
    2. En İyi Yönetmenler – IMDb
    3. Sinema ve Yönetmenler Üzerine – BFI
    4. Fotoğraf: Kaique Rocha: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/gri-tonlamali-sokakta-park-edilmis-araba-65437/
  • Sanat ve Toplum: Karşılıklı Bir Etkileşim

    Sanat ve Toplum: Karşılıklı Bir Etkileşim

    Sanat, insanlığın varoluşundan bu yana toplumların kültürel, sosyal ve psikolojik yapıları üzerinde derin izler bırakmıştır. Renklerin, çizimlerin, melodilerin, sözlerin ve figürlerin bir araya geldiği sanat, sadece estetik bir ifade biçimi değil, aynı zamanda insanları bir araya getiren, düşündüren ve dönüştüren güçlü bir araçtır. Peki, sanatın toplumlar üzerindeki etkisi nedir? Nasıl bir toplumsal değişime öncülük eder ve bu değişim bireylerin yaşamlarını nasıl şekillendirir?

    Bu yazıda, sanatın toplumsal etkilerini çeşitli açılardan inceleyecek, sanatın birey ve toplum üzerindeki gücünü keşfedeceğiz. Kültürel, ekonomik, psikolojik ve politik boyutlarıyla sanatın, toplumlar üzerinde nasıl bir dönüştürücü güce sahip olduğunu anlamaya çalışacağız.

    Sanat ve Toplum: Ortak Bir Duygu Yaratma

    Sanatın, toplumun bireylerini bir araya getirme gücü oldukça büyüktür. İnsanlar, sanatı sadece estetik bir zevk olarak görmekle kalmaz, aynı zamanda kendilerini ifade etmenin, duygusal ve düşünsel dünyalarını paylaşmanın bir yolu olarak kabul ederler. Sanat, toplumsal bağları güçlendirir ve insanlar arasında ortak bir dil oluşturur. Bir konser, tiyatro oyunu veya bir sergi, farklı geçmişlere sahip bireyleri bir araya getirebilir. Bu ortak deneyimler, toplumu birleştiren önemli unsurlardan biridir.

    Günümüzde, toplumsal olaylar sanat aracılığıyla sıkça tartışılmakta, sanatçılar toplumsal eleştirilerini eserlerine yansıtarak kamuoyunu uyandırmaktadır. Bu sayede, sanat sadece bireylerin içsel dünyalarını yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda toplumun genel durumuna dair fikirler geliştirir ve toplumu daha bilinçli hale getirir.

    Sanatın Toplumdaki Rolü: Eğitimden Sosyal Değişime

    Sanat, toplumların eğitim sisteminde de önemli bir yer tutar. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren sanat eğitimi verilmesi, onların duygusal zekalarını, yaratıcılıklarını ve sosyal becerilerini geliştirir. Okullarda müzik, drama, resim gibi sanat dallarına yapılan yatırımlar, bireylerin daha empatik, yaratıcı ve problem çözme yeteneklerine sahip olmalarını sağlar. Bu da toplumun genel olarak daha yenilikçi, anlayışlı ve hoşgörülü bireylerden oluşmasına olanak tanır.

    Bunun yanı sıra, sanatın toplum üzerinde bir diğer önemli etkisi de sosyal değişim yaratmasıdır. Sanat, toplumsal sorunları ve eşitsizlikleri gözler önüne serer, toplumu harekete geçirir. Özellikle 20. yüzyılda, sanatçılar, toplumun sıkıntılarına dair seslerini sanatlarıyla duyurmuşlardır. Örneğin, Picasso’nun ünlü “Guernica” tablosu, İspanya İç Savaşı sırasında sivillerin yaşadığı trajediyi dramatik bir şekilde tasvir ederken, aynı zamanda savaş karşıtı bir mesaj vermektedir. Sanatın bu tür etkileri, toplumsal değişimin ve adaletin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır.

    Ekonomik Boyut: Sanat, İstihdam ve Sürdürülebilir Kalkınma

    Sanatın ekonomik etkisi de göz ardı edilemez. Sanat, kültürel endüstrilerin bir parçası olarak, istihdam yaratan bir sektördür. Müzik, sinema, edebiyat, resim ve diğer sanat dalları, ekonominin çeşitli alanlarına katkı sağlar. Sanat galerileri, tiyatrolar, müzik festivalleri gibi etkinlikler, turizmi canlandırarak ekonomik büyümeye katkıda bulunur.

    Örneğin, Türkiye’nin kültürel mirası, geleneksel sanatlar ve sanat galerileri, yerli ve yabancı turistleri çekerek önemli bir gelir kaynağı oluşturur. İstanbul’daki sanat galerileri ve bienaller, kent ekonomisine büyük katkı sağlar. Sanatın ticaret boyutunun, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma açısından da önemi büyüktür. Kültürel ürünlerin satışları ve sanat etkinliklerinin düzenlenmesi, yerel ekonomilerde canlılık yaratır.

    Sanat ve Siyaset: Toplumsal Adalet ve Devrimci Güç

    Sanat, tarih boyunca birçok kez devrimci bir güç olarak karşımıza çıkmıştır. Politik sistemlere karşı sanatsal başkaldırı, bireylerin ve grupların daha özgür ve eşit bir dünya kurma arzusunun bir ifadesi olmuştur. Sanat, toplumsal eşitsizliği ve adaletsizliği eleştirirken, aynı zamanda bu sorunlara karşı çözüm önerileri de sunar.

    Sanatçılar, sanatlarını toplumsal olaylarla ilişkilendirerek, genellikle halkın sesi olurlar. Birçok sanatçı, hükümetlerin politikalarına karşı çıkmış, toplumsal eşitsizliği protesto etmiş ve özgürlük taleplerini sanatlarıyla dile getirmiştir. Örneğin, Fransız Devrimi sırasında sanat, halkın devrimci düşüncelerini yansıtmak için kullanılmıştır. Bu dönemde sanat, toplumsal bir bilinç uyandırmış ve devrimci fikirlerin yayılmasında önemli bir araç olmuştur.

    Bugün de sanat, sosyal hareketlere destek veren önemli bir güç olarak devam etmektedir. Özellikle 21. yüzyılda, sosyal medya aracılığıyla sanatın hızlı bir şekilde yayılması, toplumsal hareketlerin sesini duyurmasına olanak tanımaktadır. Black Lives Matter gibi hareketler, sanatın ve kültürün toplumsal değişim için nasıl bir araç haline geldiğini gösteren örneklerden sadece birisidir.

    Sanatın Psikolojik Etkileri: Ruhsal İyileşme ve Huzur

    Sanat, insan ruhu üzerinde derin etkiler bırakır. Psikolojik anlamda, sanat terapisi, bireylerin duygusal iyileşme süreçlerinde önemli bir rol oynar. Sanat, özellikle travma yaşayan bireyler için iyileştirici bir araç olabilir. Sanat yoluyla insanlar, yaşadıkları acı, stres ve kayıpları dışavururlar ve böylece içsel dünyalarındaki dengeyi yeniden kurarlar.

    Özellikle müzik terapisi ve resim terapisi gibi sanat terapileri, stresle başa çıkmada, kaygıyı azaltmada ve depresyonu iyileştirmede etkili olabilir. Birçok psikolog ve terapist, sanatın duygusal yükü hafifletme ve iyileştirici bir deneyim sağlama gücünü kabul etmektedir.

    Sanatın terapötik gücü, toplumlarda artan psikolojik sağlık sorunlarıyla mücadele eden bireyler için oldukça önemli bir çözüm olabilir. Sanat yoluyla insanlar, içsel çatışmalarını anlamaya başlar ve bu da ruhsal sağlığına katkı sağlar.

    Sık Sorulan Sorular (SSS)

    Sanat toplum üzerinde nasıl bir etki yaratır?
    Sanat, toplumu birleştirir, toplumsal sorunlara dikkat çeker, toplumsal değişime yön verir ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunur.

    Sanat, insanların psikolojik sağlığına nasıl yardımcı olur?
    Sanat, insanların duygusal yüklerini dışavurmasına, stresle başa çıkmasına ve psikolojik iyileşme süreçlerine katkıda bulunur.

    Sanat eğitimi neden önemlidir?
    Sanat eğitimi, çocukların yaratıcılıklarını geliştirir, empati duygularını güçlendirir ve sosyal becerilerini artırır.

    Sanatın ekonomik etkileri nelerdir?
    Sanat, kültürel endüstriler yaratır, istihdam sağlar, turizmi artırır ve yerel ekonomilere katkı sunar.

    Kaynakça

    1. “The Impact of Art on Society,” The University of Chicago. link
    2. “The Role of Art in Society,” National Endowment for the Arts. link
    3. “Art and Social Change,” Harvard University. link
    4. “Cultural Economics and Art,” Journal of Cultural Economics. link
    5. Fotoğraf: Hiếu Hoàng: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/ari-makro-fotografcilik-760162/

  • Asansör

    Bölüm 1

    Saliha ve eşi özel muaynehanede sıra bekliyordu. Danışma bölümünde bekleyen kadın “Buyrun.” Diyerek sıranın onlara geldiğini söyledi. Saliha kapıyı çaldı, “Merhaba Hocam, kolay gelsin.” Dedi. 

    DOKTOR: Hoşgeldin Saliha hoşgeldin. Erdem nerede? Tek mi geldin? 

    SALİHA: Yok, o beni hep bekleme odasında bekliyor ya. Benim tek gelmem zor. Yani şimdilik. Ehliyete yazıldımda. 

    DOKTOR: İyi iyi, iki dakika onu da çağırıver sana zahmet. 

    SALİHA, DOKTOR’un Erdemi neden çağırdığını anlamaya çalışırken ERDEM’in yanına geldi. Titrek bir sesle.

    SALİHA: Doktor seni de istiyor. (Ikiside telaşla geldi.)

    DOKTOR: Buyrun oturun, oturun. 

    ERDEM: Bir sıkıntı yok inşallah. 

    DOKTOR: Yok yok. (Kağıtları karıştırdı.) Bu sizin 6. tüp bebek tedavisi değil mi?

    Bölüm 2 

    Başka bir yerde başka bir hasta vardı. Devlet hastahanesinde annesiyle bekleyen Nilgün’e sıra gelmişti. İçeri girdi ve  “ Hocam ismimiz yandı ama.” Dedi doktaraa.

    DOKTOR: Fatmanur Karcı değil mi? 

    NİLGÜN: Evet hocam.

    DOKTOR: Tamam şöyle gelin. Şikayetiniz ne? 

    NİLGÜN: Hocam annemi geçen hafta getirmiştim. Felç geçirdi şekerden. Dört ilacı var düzenli aldığı ama sürekli dizini bükünce bağırıyor. Çünkü… 

    DOKTOR: Tamam tamam hatırladım. (Asistana döndü) Röntgeni Aç. Tamam, tamam, tamam.. Yatmadan önce hareket ettireceksin ileri geri dizleri, hafif hafif. Yoksa eklemlerini kitler kalır Fatmanur teyze. (O sırada Kapı Açıldı)

    HASTA 1: Doktor bey müsait misiniz? 

    ASİSTAN: Çıkar mısın abla? Sıran geldiğinde gireceksin, ismin yanmamış ya. Nasıl insanlar var ya. 

    DOKTOR: (Asistana döndü.) Arveles 25 yaz.

    NİLGÜN: Hocam şimdi bu ağrıları keser değil mi? Biz geçen Şehir hastahanesinde de doktora… (Kapı açıldı) 

    HASTA 2: Hocam iyi günler, Aylin hanım selamını iletti. Size haber vermiş herhalde.

    DOKTOR: (Hasta 2’ye döndü.) Buyrun buyrun. (Nilgün’e döndü) Fatmanur teyze siz çıkabilirsiniz. 

    Bölüm 3

    Erdem ve Saliha doktorun bu hamlesinden sonra strese girimişt.Erdem, doktora titrek ve sesle sordu “Evet doktor bey, bir sıkıntı yok değil mi? “

    DOKTOR: Hayırlı olsun, Allah analı babalı büyütsün! 

    (ERDEM Ve Saliha sarılıp uzunca ağlamaya başladı. Ağlama bitince doktor araya girdi.)

    DOKTOR: Şu an tahlil sonuçlarina göre. Tedavi cevap vermiş görünüyor. 3 gün sonraya bir daha teyit amaçlı HCG yapalım, olumlu olursa 5 hafta sonraya sekreterden randevu alırsınız ultrason için. Özellikle ilk 12 hafta dikkatli olmanız lazım. Şiddetli ağrı, kanama olursa beni arıyorsunuz. Annenin sağlıklı, sakin kalmasını istiyoruz, ağır işlere bu ara biraz ara ver SALİHA. 

    SALİHA: Peki ya 3 gün sonra olumlu çıkmazsa? 

    DOKTOR: Saliha stres yapmamalısın dedim sen stresle başladın. %70-80 aynı çıkar. Biz embriyo rahme tutunabilmiş mi diye bakacağız? 

    Bölüm 4

    Nilgün 8 katlı binanın 7. Katına taşınmıştı. Eski mahallesinden iki gençte yardıma gelmişti. Annesini bu iki genç çarşafla taşıyarak yatağa taşıdı.

    NİLGÜN: Heh böyle yatağa bırakın çocuğum. 

    GENÇ 1: Abla böylede mefta taşıyomuş gibi oldu. 

    GENÇ 2: Sus lan salak. Abla sen bu gevşeğin dediğine bakma. 

    NİLGÜN: Tövbe tövbe. Anne iyi misin? (Annesi mırıldanarak cevap verdi ancak ne dediği anlaşılmadı.)

     NİLGÜN: Al şu 500ü oğlum haçlık yaparsın.

    GENÇ 1: 500 ne ya abla?

    GENÇ 2: Yav sus be artık sus. 

    NİLGÜN: Senin meftan olduğunda daha çok veririm oğlum, hadi baybay baybay. (Nilgün gençleri gönderdi.)

    NİLGÜN: Çok şükür geldik be anne. Ağrıların nasıl? (Annesi inlemeye başladı.) Anladım, anladım dinlen biraz. 1 yıl oldu hala geçmedi senin bu dizlerin. Ama üzülme eski ev sahibimiz seni kış günü bir geziye çıkardı sıkıldığını düşünerek. Tabi bunda kirayı üç katına çıkarmasının da etkisi olabilir.(Annesi daha da sert inlemeye başladı.) Dur dur sakin ol. Olacağı varmış olmuş. Gönül isterki ev sahibini gençlere taşıtmaya 500den fazla vereyim amma, neyse. Onu bunu boşverde içer misin tarhana?

    Bölüm 5

    Uzun süre sonra mutlu haberi alan Saliha ve Erdem çiftinin çocukları doğmuştu. Ancak bir problem vardı. Çocuk kolikti ve uyku ile ilgili ekstra problemi vardı. Erdem delirmişçesine çocukla oynamaya devam etse de Saliha için durum o kadar pamuktan değildi.

    ERDEM : Babasının gülü, babasının şekeri sen büyüdünde babanın omzuna mı kustun? He he? 

    SALİHA: Aşkım bu çocuk üşüttü bak sana diyim, üşüttü bak. Keşke açmasaydın balkonun kapısını ya. 

    ERDEM: Kız camın içinden mi geçeydim çamaşırı sermek için? Saliha Potter ve Evham Taşı… Sinemalarda! 

    SALİHA: Çok komik. Bu çocuk hasta olursa senin gırtlağını asamla deşerim. 

    ERDEM: Yok yok bir şeyi yok benim prensesimin, bir şeyi yok benim pamuk şekerimin.

    SALİHA: Çocuk ilgiden illalah etti. Baba ne olur sus artık diyor. Ver şu çocuğu Allah aşkına uyumuyo zaten. 

    ERDEM: İlgilenirim tabi, kolay mı oldu ona ulaşmak? Allah sonunda bize de nasip etti. Hem bana diyene bak. Geçen gece çocuk uyusun diye bana zorla twerk attırmadın mı? 

    SALİHA: Aşkım… 

    ERDEM: Hee.. 

    SALİHA: O benim içindi… 

    Bölüm 6

    Nilgün’ün annesinin inlemesini geçeği bir bıçak gibi yarıyordu. Ancak başka seçeneği yoktu Nilgün’ün. Fabrika’dan geldi ve kıyafetlerini çıkarmadan annesinin dizlerine masaj yapmaya başladı.

    NİLGÜN: Anne biraz daha dayan ya. Vallahi bak ben hiç canın yansın istemiyorum anne. (Annesi inlemeye devam ediyordur..) Anne lütfen biraz daha daha dayan, bak üstümü başımı daha değiştirmedim fabrikadan geldiğim gibiyim. Şunu yap diyor doktor, yoksa kötü olurmuş dizlerin. (Annesin inlemesi siddetlenir.) Gözünü sevdiğim bu senin iyiliğin için, ilacını da aldın. Biraz daha sabret. (Daha da şiddetli bağırır.) Tek başıma bu kadar yapabiliyorum anne, Samet olsaydı. (Annesi sinirle inler, Nilgün elini birden çeker) Samet deyince az kalsın sinirden iyileşecekti kadın. Anne kocam öldü öldü merak etme ben artık dullar ordusundayım. Fabrikada çalışıp zar zor felçli annesine bakan bir dulum. Dulum. Dul. Ne biçim kelime ya? (O sırada yukarıdan vurma sesi gelir) 

    Bölüm 7

    Saliha bu çığlıklardan rahatsız olarak yeri tekmeler. Çocuk uyumuyordur ve sinirler olabildiğince bozulmuştur.

    SALİHA: Bu ne terbiyesizlik ya. Bu saate bağırıyorlar hayvan gibi. Tamam kızım tamam. Bak yarın sabah sağlık ocağına gidip gelmem lazım, tahlil verip geleceğim. Erdem? Erdem? (Erdem o sırada telefonla uğraşır) Erdem kalk bırak şu telefonu! 

    ERDEM: Ya bir dakika bir şeye bakıyorum. 

    SALİHA: (Bebek ağlamaya devam eder, Saliha bağırarak) Neyle uğraşıyorsun çocuğundan önemli ne? Görmüyor musun cebelleşiyorum burda ya! 

    ERDEM: Jelibon Madeni bulunmuş… Neyse geldim geldim. 

    SALİHA: Al şunu gözünü seveyim ben nasıl anneyim Allah rızası için ya!

    ERDEM: Aşkım saçmalama… 

    SALİHA: Ya bırak Allah için. Aylardır bir çocuğu uyutamadım. Neyi yanlış yapıyorum, haketmiyor muyum ya ben bir çocuk sevmeyi, kucağımda uyutabilmeyi? (Duvara vurur) Yeter be kadın yeter anırma ya! Şu gruba yazacam artık ben ya! 

    Bölüm 8

    WhatsApp grup yazışmaları başlar. İki daire arasındaki huzursuzluğun o kara dumanı apartman grubunu da kaplamıştır artık.

    SALİHA: Ayıp artık ya. Bu saatte insanları rahatsız etmeye ne hakkınız var. Defalarca yazdık güzel güzel ama yetti ya. Küçük çocuğu olan insanlar var. Bu şekilde devam ederse polis çağıracağım bilginize.

    NİLGÜN: Kardeşim özel durumum var dedim. Bilerek yapılan bir şey değil bu. Babanızın eşek çiftliği değil burası. Biz senin üst kattan öfke krizlerine, halı sirkelemelerine, koşuşturmalarına bir şey demiyorsak sende bazı şeyleri sineye çekeceksin kusura bakma.

    SALİHA: Ya gerçekten anlamanız mı kıt? Ben size yaptığınız sesten bahsediyorum siz bana saçma sapan şeyler yazıyoruz. Şu gürültüyü kesin.

    NİLGÜN: Bizim oralarda sizin gibiler için sonradan görme gavurdan dönme derler. Halden anlamaz olur sizin gibiler.

    SALİHA: Sensin dönme terbiyesiz. Aşağıda işkence yapıyorsundur Allah bilir kadına. Bir daha duyayım basacağım şikayeti. 

    (NİLGÜN sinirden ağlayarak yatar.) 

    Bölüm 9

    Nilgün ve Saliha alarm sesiyle uyanır. İkisinin de dışarıda işi vardır erken saatte. Hazırlanırlar evlerinde ve kapılarına çıkar. Asansör zaten 8. Kattadır. Saliha biner ancak 7. Kattan Nilgün’de asansöre basmıştır. Nilgün’de asansöre biner ancak göz teması kurmaz. Asansörün kapısı kapanır ancak kat arasında elektirik gider.

    SALİHA: Olamaz ya elektirik gitti. Kaldık asansörde! Off ya. 

    NİLGÜN: Çalışmıyor düğmeler. Yardım edin! (Kapıya vurur) Biz asansörde Kaldık Yardım edin! 

    SALİHA: Hat çekmiyor ya.

    NİLGÜN: Benimki de. 

    SALİHA: Kimse yok mu? Yardım edin!

    NİLGÜN: Akşam çok şiddetli yağmur vardı. Elektrik kesintisi mesajı gelmişti bana.

    SALİHA: Ne kesintisi ya. Niye söylemiyorsun olacak diye, yazsana gruba? 

    NİLGÜN: Terbiyesizin birine laf anlatıyordum akşam kusura bakma, unutuvermişim.

    SALİHA: Senin uğursuzluğun yüzünden kaldık burada. Bağırmanızdan bozuldu belkide. Hattımda çekmiyor ya.

    NİLGÜN: Dilinle çıkmayı dene. Dün iyi çemkiriyordun çeken hattınla. 

    SALİHA: Sus be terbiyesiz. 

    NİLGÜN: Sensiz terbiyesiz be, saygısız! 

    SALİHA: Pardonda gece vakti anıran sizsiniz, saat 11 ‘e kadar sizin sesinize uyumadı be çocuk. Saat dört buçukta zorla uyuttum. 

    NİLGÜN: Evet evet biliyorum sesinizi duymamak için kulağımı kapatıp uyudum. Hadi bebek anlamazda sende ayrı bir cinssin. Kocana bağırmalarından uyuyamadık bizde hanımefendi. Erdem artık kalk, kapat şu ışığı Erdem, Erdem getirsene şu bezi! Falan Erdem, filan Erdem, aman Erdem, yaman Erdem. Sende benim orduya katılırsın bu gidişle. 

    SALİHA: Ne ordusu be! İyice saçmalamaya başladın. Burada senle daha fazla kalamam ya. İmdat, kimse yok mu? Burada canavar gibi bir şey var kimse yok mu?

    NİLGÜN: Ee aynadan tarafa bakmayıver sende kuzum? 

    SALİHA: Komik mi? Ya sen kendinden başkasını düşünmeyen bencilin tekisin. Ben bu çocuğu yıllarca bekledim, kaç defa tüp bebek denedim, kaç defa ağlaya ağlaya namazın başında Allah’a yalvar yakar uyudum haberin var mı? Doğamadı ayrı bir dert, doğdu apayrı bir dert. Benim artık gücüm kalmadı ölmek üzereyim lütfen ya, lütfen ya, lütfen! 

    (Saliha Ağlamaya başlar. Nilgün ne yapacağını bilemez sonra sakin ve utangaç bir sekilde lafa girer.) 

    NİLGÜN: Bencil değilim. Yani en çok onu olmamaya çalıştım. Mesela 2 erkek kardeşim anneme bakmadığında kocasını ve 6 yaşındaki oğlunu trafik kazasında yeni kaybetmis bir kız çocuğu olarak ben aldım yanıma. Halbuki anlarlar diye düşünmüştüm halimi. Hem bencil olsaydım Fabrikada beni sıkıştıran, ölümle tehdit eden usta başınıda taşıtırdım gençlere 500 liradan fazlaya mefta diye. Neyse özür dilerim komşum hakkını helal et, çok üzerine geldim. Seni anlamaya çalışmalıydım. 

    SALİHA: Heh geldi elektirik! 

    (Asansör 6’dan sıfıra doğru inerler ancak Saliha’dan ses çıkmaz. Tam dişarı çıkacakken NİLGÜN konuşur.)

    NİLGÜN: Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi. Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı. 

    SALİHA: (Saliha durur. ) Enfal Suresi 6. Ayet he. Haklısın bende eşeklik ettim. İkimizde yanlış yaptık, bende senden özür diliyorum. Sende hakkını helal et. Daha düzgün söylemeliydim. Herkesin derdi ayrı, dermanı veren ise aynı. (Gözgöze bakarlar ve aynı anda)

    Bir gün yeni yeni uçmaya başlayan bir kuş uçarken gökyüzünde, yağmur değdi diye irkilivermiş aniden, canı olabildiğince sıkılmış ıslak kanatlarına. Ötmüş tüm gücüyle yağmura. Anlayamamış ilk bakışta yağmurun güzelliğini, kaldıramayacağından fazla yük verilmeyişini. Binmiş dağın tepesinde kala kalmış asansörde. Anladığında ise hakikatın sevgisini, oluvermiş bir zümrüdüanka fark ettiğinde… 

    SON