Etiket: sinema

  • 3-2-1-Kayıt: Yeraltı (2012)

     

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=yQw7baa2n_c?feature=oembed]

    Yönetmen ve Senaryo: Zeki Demirkubuz
    Oyuncular: Engin Günaydın, Nergis Öztürk, Serhat Tutumluer, Nihal Yalçın, Murat Cemcir, Feridun Koç, Serkan Keskin, Sarp Apak
    Yürütücü Yapımcı: Başak Emre
    Yapım sorumlusu: Ahmet Boyacıoğlu
    Yönetmen Yardımcısı: Rezan Yeşilbaş

    Görüntü Yönetmeni: Türksoy Gölebeyi

    Ses Kayıt: Furkan Atlı
    Miksaj: Serdar Öngören
    Işık: Hatip Karabudak
    Kostüm: Nihan Güneş

    Yapım: Türkiye
    Yapımcı: Zeki Demirkubuz, Mavi Film
    Yapım Yılı: 2012

    HD-35 mm / Renkli / 110 dakika / Format: 2.35
    Makara Sayısı: 6
    Footage: 2996 m.
    Ses: Dolby Digital

    Table of Contents

    Öykü

    “Akıllı bir adam, kendine karşı acımasız değilse gururlu da olamaz.”

    Muharrem, nefret ettiği ve edildiğini halde eski arkadaşlarının yemeğine kendisini zorla davet ettirir.

    Masum didişmeler, ufak kişilik gösterileri ile başlayan yemek, giderek dumanlanan kafaların etkisiyle utanç dolu geçmişe doğru yol almaya başlar. Defterler açılır, hesaplar ortaya dökülür.

    Gece pişmanlık, gözyaşları ve öfkeyle dolarken, rezillik, karanlık sokaklara, fuhuş kokan otel odalarına taşar.

    Onlar hep birlikte, Muharrem tek başına olsa da kararlıdır. Pislik ya o gece temizlenecek, ya da geberip gidecektir. Yoksa sonsuza kadar kurtulamayacaktır bu utançtan.

    Festivaller

    • New Horizons Film Festival (Wroclaw, Polonya)
    • Osians’ Cinefan Film Festivali (Hindistan)
    • Films by the Sea Vlissingen (Hollanda)
    • Hamburg Film Festival (Almanya)
    • Selanik Film Festivali (Yunanistan)
    • Ljubljana Film Festival (Slovenya)

    Ödüller

    • 2012 İstanbul Film Festivali: En iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu, Radikal Halk Ödülü, En iyi Görüntü yönetmeni En iyi kurgu ödülleri.
    • 2012 Osians’ Cinefan Film Festivali (Hindistan): En iyi Film ödülü.
    • 2012 Adana Film Festivali: En iyi Erkek oyuncu, En iyi yardımcı kadın oyuncu ödülleri.
    • 2012 St.Petersburg Film Festivali: Halk ödülü.
    • 2012 9. Dubai İnternational Film Festivali: En iyi Film-En iyi Erkek oyuncu ödülü.

    Basın

    Sinema ve edebiyat ilişkisine dair temel tartışmanın, uyarlamanın romanın aslına sadık kalıp kalmaması üzerinden yapılmasının hem edebiyat hem de sinema eleştirisine getirdiği sınırlılıklar konusunda pek çok araştırmacı hemfkirdir (Stam & Raengo, 2005; Casetti, 2005). Sinema ve edebiyat arasında bir hiyerarşi yaratarak sinemayı ikincilleştiren, üretim modundaki farklılıkları ve sinema dilinin olanaklarını dikkate almayan bu anlayış bütün metinlerin metinlerarası alandan beslendiğini göz ardı eden özcü bir bakış açısına dayanmaktadır.

    Sinema edebiyat eserlerini yeniden yaratırken metinlerarası bir alandan beslenir ve metnin özüne ilişkin bir yaklaşım postyapısalcılığın getirdiği yeni tartışmalar ışığında anlamsızlaşır (Stam & Raengo, 2005). Robert Stam’e göre Bakhtin’in diyalojizm kavramından yararlanan ve metne sadakattense metinsel işaretlerin sonsuz olasılığını vurgulayan Kristeva’nın metinlerarasılık teorisi, Foucault’nun yazarın işlevini önemsizleştiren “söylemin nüfuz eden anonimliği” kavrayışı ve Bakhtin’in yazarın var olan söylemlerin orkestra şef olduğu düşüncesi bütün sanat dalları için orijinalin önemini azaltmaktadır (Stam, 2005, s. 4).

    Bakhtin’in bir sözcenin diğer sözceyle zorunlu ilişkisi olarak tanımladığı ve romanın belirleyici özelliği olarak nitelendirdiği diyalojizm daha geniş, metinlerarasılıkla ilişkili bir bağlamda kültürün bütün söylemsel pratikleri tarafından yaratılan sonsuz ve sınırsız olasılığa, sanatsal metnin içinde konumlandırıldığı ve sadece ayırt edilebilir etkilerle değil aynı zamanda yayılma süreci aracılığıyla metne ulaşan iletişimsel sözler matrisine göndermede bulunmaktadır (Stam, 1992, s. 15).

    Bu kapsamda orijinal ve kopya arasındaki hiyerarşinin geçersizleştiği ve Bakhtin’in hibrit inşa olarak adlandırdığı artistik ifadenin daima birinin sözcüğünü diğerinin sözcüğüyle karıştırdığı söylenebilir. Bu bakış açısına göre adaptasyon da söylemler, beceriler ve izlere ilişkin bir orkestrasyon, farklı medya ve söylemleri bir araya getiren hibrit inşa olarak değerlendirilmelidir (Stam & Raengo, 2005, s. 9). Robert Stam ve Alessandra Raengo’nun da belirttiği gibi artık söz konusu olan metindeki çelişkiler, aşırılıklar ve çatlaklardır.

    Önemli olan flmin romanın ruhunu yansıtıp yansıtmamasından çok metni yaratıcı bir gözle değerlendirip değerlendiremediği olmalıdır (2005, s. 9).2 Dolayısıyla anlatı biliminin temel kavramlarından yararlanarak flmin anlatısal, biçimsel (mizansen, bakış açısı, ses ve müzik kullanımı) ve tematik özelliklerini belirlemek ve bunları toplumsal ve kültürel bir bağlamla ilişkilendirmek sinema ve edebiyat ilişkisini özcü bir bakış açısından kurtarmak açısından daha doğru bir yaklaşım gibi görünmektedir. Bu çalışma da bu doğrultuda bir çaba ortaya koymayı amaçlamaktadır.

    Zeki Demirkubuz’un Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar (2012/1864) adlı romanından uyarladığı Yeraltı flmini Bakhtin’in diyalojizm, kronotop, karnaval ve metinlerarasılık gibi kavramlarından yola çıkarak değerlendirecek olan çalışma, romanın flme aktarılması sırasında yönetmenin tercih ettiği anlatısal, biçimsel ve tematik değişikliklere odaklanacak ve bunların toplumsal iktidar ilişkileri, ahlaki otorite ve toplum-birey ilişkisi bakımından ne anlama geldiğini araştıracaktır.

    Bu doğrultuda çalışmanın temel varsayımı, Demirkubuz’un romanı kendi tematik ve biçimsel yönelimi çerçevesinde gözden geçirirken, romanın bireycilik eleştirisini ve sunduğu çokseslilik boyutunu sınırlandırmış olduğudur. Filmde varoluşçu izlekler temel alınırken sınıfsal çelişkiler belirsizleştirilmekte ve iktidar eleştirisi geri plana atılmaktadır.

    Yeraltından Notlar

    Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı romanı 19. yy’da ilerleme, modernleşme gibi doktrinlerin ve akıl ve bilime dair inancın üstünlük kazandığı Rusya’da yaşayan 40 yaşlarındaki bir entelektüelin hem dönemin sınıfsal açıdan hiyerarşik, katmanlaşmış Rus toplumuna yönelik gözlemlerini hem de çeşitli felsef doktrinler üzerine düşüncelerini, yaşamından seçtiği kimi örnek olaylar etrafında sorgulaması üzerine kurulmuştur.

    Bu sorgulama Aydınlanma teorisyenlerinin iddia ettiğinin aksine,4 medenileşmenin bireyin iyi ve güzel şeyleri arzulamasını gerektirmediğiyle ilişkilidir.5 Anı, otobiyograf gibi çeşitli türleri içine alan ve itirafar biçiminde kaleme alınan roman iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, romanın hem anlatıcısı hem de kahramanı olan yeraltı insanının akıl, bilim, aydınlanma, romantizm ve insan doğası üzerine görüşlerini dile getirmesi üzerinden kurgulanırken, ikinci bölüm kahramanın eski okul arkadaşları, meyhanede karşılaştığı subay, “fahişe” Liza ve uşağı Apollon’la geçmişte yaşadığı olayları anlatmaktadır.

    İnsanın yalnızca rasyonel bir varlık olmadığının, kendi çıkarına ve yararına olmayan şeyleri de arzulayabileceğinin ifade edildiği romanda kötülük, kıskançlık, haset, hınç, kin, zaaf gibi insan ruhunun karanlık yönlerine dikkat çekilmekte ve insan doğasının anlaşılmaz karakteri vurgulanmaktadır. Bu bağlamda kahramanın acı çekmeye, aşağılanmaya ve küçük düşürülmeye yönelik eğilimleri, Terry Eagleton’ın Dostoyevski romanlarının çoğunda karşımıza çıktığını belirttiği sado-mazoşizm6 dinamiği tarafından belirlenmektedir.

    Eagleton’ın da ifade ettiği üzere, Dostoyevski’nin romanlarında ister memur isterse toprak sahibi, soylu rolünde sunulsunlar kendi yozlaşmalarını hem başkalarına saldırarak hem de kendilerini şiddetli bir cezalandırmaya tabi tutarak gösteren karakterler, tuhaf ve gülünç bir şekilde davranmakta, sıklıkla “acılı bir alçalma deneyimi” yaşamaktadırlar (2012, s. 231). İnsanlarla tahakküm içeren ilişkiler kuran yeraltı insanı da, ya kendisini küçük düşürecek eylemlere girişmekte, insanlara boyun eğmiş gibi görünerek içten içe bir hınç beslemekte ya da onları kendi otoritesine tabi kılmaya çabalamaktadır.

    Öteki insanların yüksek mevki sahibi olmaya, para kazanmaya ve şöhretli olmaya yönelik hırslarını küçümserken eş zamanlı olarak kendisinin de en az onlar kadar hatta onlardan daha kötü, aşağılık ve ahlaksız olduğunu ifade etmektedir. Kahramanın yeraltında yaşamasının nedeninin yalnızca toplum tarafından dışlanmasıyla değil, aynı zamanda topluma yabancılaşmasıyla ilgili olduğu açığa çıkmaktadır. Bu bağlamda, romanın Rene Girard’ın da belirttiği üzere romantik eleştirmenlerin nitelendirdiği biçimde varoluşçu özgürlük ve isyanın bir örneği olarak görülemeyeceği , Dostoyevski’nin kahramanıyla alay ettiği, bireyci iddiaları yerle bir ettiği ve romanı acı ama aynı zamanda gülünçlükler içeren bir hiciv metni olarak kurguladığı söylenebilir (2001, s. 210-211).

    Girard’ın deyişiyle; “Akılcı, romantik ve ‘varoluşla ilgili’ soyutlamaların ardında saklanan hakikattir yeraltı. Yeraltı zaten var olan bir hastalığın ağırlaşması, ortadan kalktığı sanılan bir metafziğin kanserli hücreler gibi çoğalmasıdır. Yeraltı, kişinin soğuk akılcı mekanizmalardan aldığı öç değildir. Bize kurtuluşu getirecekmişçesine dalmamak gerekir ona” (2001, s. 210). Benzer biçimde Dostoyevski’nin romanda modern burjuva insanının yalnızlığını konu aldığını belirten Georg Lukács da romanın bu durumu idealize etmek yerine çıkmaz bir yol olarak sunduğunu vurgulamaktadır (1986, s. 71). Romanda karakterin arzuları ve hedeferi net bir biçimde tanımlanmamaktadır.

    Yeraltı insanı geçmişiyle ilgili bazı itirafarda bulunacağını söylese de, kendisiyle ve yaşadığı olaylarla ilgili çelişkili yorumlarda bulunarak, aynı cümle içinde iki karşıt fkri dile getirerek ve sıklıkla yalan söylediğini ifade ederek okuyucunun hem onun hakkında hem de anlatı hakkında sabit bir yargıya varmasını güçleştirmektedir. Bu durum da hem romanın karşıt seslerden oluşan çoğulcu bir yapıya kavuşmasını sağlamakta hem de anlatıcının güvenilirliğini zayıfatmaktadır. Bu kapsamda karakterin bir subay tarafından küçük düşürülmesine dair anlattığı öykünün, anlatıcının güvenilmezliğine dikkat çeken önemli örneklerden biri olduğu ifade edilebilir (Stam, 2005, s. 198).

    Karakter intikamını planlı biçimde kurguladığı çarpışma gösterisiyle aldığını ve subayla eşit hale geldiğini söylese de, romanda subayın onu gördüğüne ve varlığının farkına vardığına ilişkin hiçbir geçerli kanıt sunulmamaktadır. Okuyucuyla karşılıklı konuşma üslubuna yaslanan roman hem anlatıcının kendi düşüncelerini hem de kendisini öteki insanların yerine koyarak onların cevaplarını dile getirmesi bağlamında Bakhtin’in diyalojik ve çokseslilik olarak adlandırdığı bir yapıya karşılık gelmektedir.

    Bakhtin’in Dostoyevski’nin romanlarına dair saptamaları Yeraltından Notlar özelinde de geçerlidir. Dostoyevski’nin romanlarının çok katmanlı olduğunu ifade eden Bakhtin, her seste rekabet halindeki çelişkili öteki sesin duyulabileceğini belirterek, her ifadede bir çatlağın ve başka çelişkili bir ifadeye geçme hazırlığının söz konusu olduğunu vurgulamaktadır (2004, s. 79). Bakhtin’in deyişiyle; “Bir karakterin her deneyimi, her düşüncesi içsel olarak diyalojiktir, polemikle yüklüdür, mücadeleyle doludur ya da aksine kendi dışından gelecek esinlere açıktır -ama hiçbir durumda yalnızca kendi nesnesi üzerinde yoğunlaşmış değildir; sürekli başka bir kişiye bir yan-bakış eşlik eder ona.

    Dostoyevski’nin sanat biçimine bürünmüş bir bilinçler sosyolojisi sunduğu söylenebilir” (2004, s. 81). Son olarak romanın tematik yapısına bakıldığında ise üç temel izleğin ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Bunlardan ilki “Tek başınayım, ama onlar hep birlik” biçiminde sunulan toplum karşısındaki bireydir. İkincisi akıl ve bilime duyulan inançla arzular arasındaki karşıtlıktır. Sonuncusu ise bununla da bağlantılı olarak sunulan ahlaki doğru ve yücelik karşısında duyulan öfke ve bilinçli biçimde onu tahrip etme isteğidir.

    Yeraltı Filminde Metinlerarasılık ve Diyalojik Söylem

    Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanından uyarlanan flmin pek çok noktada romandan farklılaştığı görülmektedir. Filmin olay örgüsü memurluk yapan ve ailesinden kalan bir apartman dairesinde tek başına yaşamını sürdüren Muharrem’in eski okul arkadaşlarıyla, karşılaştığı “fahişeyle” ve gündelikçi Türkan’la ilişkisi üzerinden yapılandırılmaktadır. Bu bağlamda yeraltı insanının intikam almayı planladığı, kendisinden daha üst bir sınıfa mensup subay anlatıdan çıkarılmış ve uşak Apollon’un yerine de anlatıya gündelikçi Türkan karakteri ilave edilmiştir.

    Ayrıca 19. yy.’da St. Petersburg’ta geçen roman 2000’ler Türkiyesi’ne uyarlanmış, dolayısıyla anlatıcının Rus toplumuna yönelik gözlemlerinin yerini Türkiye’nin toplumsal hafızasına kayıtlı bazı kültürel, politik ve toplumsal olaylar almıştır. Bunları metinlerarasılık kavramıyla da değerlendirmek mümkündür. Film hem kaynak roman hem de yönetmen ve oyuncu gibi dinamiklerle bağlantılı birçok farklı metni aynı anda düşünmeyi gerektirmektedir.

    Uyarlamada Yeraltından Notlar romanının yanı sıra, Dostoyevski ve Nietszche9 gibi düşünür ve edebiyatçıların fkirlerine, eserlerine göndermede bulunulmakta ve Demirkubuz’un önceki flmlerinden itibaren takipçisi olduğu varoluşçu izlek derinleştirilmektedir. Ayrıca auteur yönetmenlerden biri olarak görülebilecek Demirkubuz’un önceki flmlerinden sahneler alıntılanmasının yanı sıra kullandığı bazı tematik ve biçimsel unsurlar tekrarlanmaktadır. Muharrem ağlayarak Masumiyet (1997) flminden bir sahneyi izlemekte, Üçüncü Sayfa (1999) ve Yazgı’da (2001) olduğu gibi bir cinayet planı yapılmakta, açık kalan kapı, televizyon ve sessiz çocuk gibi bazı motifer kullanılmaktadır.

    Bu flmlerde olduğu gibi yoksulluktan kurtulmak için cinayeti göze alan bir kadın karakter karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak uzun, sabit planlardan yararlanılması ve ölü zamanların kullanılması flmin temposunu yavaşlatmakta ve yaşanılan anın uzatılmasını sağlamaktadır. Kapı eşiklerinin flmdeki çerçevelemelere dahil edilmesiyle ve iç mekân çekimlerinde kimi zaman üst açının kullanılmasıyla ise karakterin var olan mekâna sıkıştırılması mümkün kılınmaktadır.

    Ayrıca Muharrem yönetmenin diğer flmlerindeki zayıf iradeli erkek karakterlerin yanı sıra Türkiye sinemasındaki kaybeden ya da tutunamayan pek çok erkek karakterle ortaklık taşımaktadır. Örneğin Muharrem de Anayurt Oteli’ndeki 10 (Ömer Kavur, 1986) Zebercet gibi ailesinin ölümüyle birlikte yalnız kalmıştır ve varoluşsal bunalımlar yaşamaktadır.11 Ancak, Muharrem’in Zebercet’ten farklı olarak, toplumdan onay görme arzusundan sıyrıldığı ve kötülükle ilişkisini farklılaştırdığı görülmektedir (Ökten, 2012, s. 74; Yücel, 2012, s. 84).

    Türkiye’deki sinema ortamı ve başarının ödülle eşitlenmesi ise Zeki Demirkubuz’un ironik söylemi aracılığıyla dile getirilmektedir. Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde aldığı ödül bir edebiyat ödülüne, Mayıs Sıkıntısı (1999) flmi ise Ankara Sıkıntısı romanına dönüştürülmüştür. Ayrıca Cevat’ın ödül konuşmasıyla Nuri Bilge Ceylan’ın ödülünü Türkiye’ye adadığı Cannes’daki konuşması hatırlatılmakta ve bir tür ikirciklik/sahtelik duygusu yaratılmaktadır. Bunların yanı sıra esprili bir dille dönemin toplumsal ve siyasal kimi olaylarına da göndermeler yapılmaktadır.

    Politikacılara karşı düzenlenen ve toplumsal muhalefeti ifade eden yumurtalı protesto Muharrem’in kendisini rahatsız eden komşularının camına yumurta ve patates atıp kaçması biçiminde kendisine yer bulmaktadır. Yine Reha Erdem’in Kosmos (2010) flmindeki kuş sesi çıkaran insanlar flmde Muharrem’in apartmanda, otel odasında ya da otobüste ulumasıyla ve hırlamasıyla kesişmektedir. Son olarak ise Engin Günaydın’ın daha önce canlandırdığı rollere göndermede bulunulduğu söylenebilir. İzleyici Muharrem’i daha önce hesapçı, kurnaz, tekinsiz olmak üzere pek çok karaktere bürünen Günaydın’ın önceki karakterleriyle birlikte okumaktadır.

    Muharrem’in temizlikçi kadına yaşlı adamı öldürmesi için akıl vermesi, Vavien (Yağmur Taylan & Durul Taylan, 2009) flminde karısını öldürme planları yapan Celal’i akla getirmektedir. Ancak Demirkubuz’un bu flminde bütün bu alıntıları, daha önceki flmlerinden farklı olarak esprili bir dille ele aldığı, insan ilişkilerindeki ikiyüzlülük ve acımasızlığı trajediden daha çok absürd bir anlatım ve parodi çerçevesinde değerlendirdiği görülmektedir. Yeraltından Notlar’ın flme uyarlanması sırasında karşımıza çıkan önemli değişikliklerden bir diğeri, romanın diyalojik yapısıyla ilişkilidir.

    Robert Stam’e göre Yeraltından Notlar’ı adapte etmenin zorluklarından biri nevrotik anlatıcının/kahramanın içsel diyalojik söyleminin temsil edilmesinden kaynaklanmaktadır. Yazar romandaki olayların çoğunun ruhsal ve söylemsel nitelikli olmasının adaptasyonu güçleştirdiğini ifade etmektedir (2005, s. 201). Stam’in bu düşüncesine paralel olarak, flmde romandaki diyalojik söylemin bir ölçüde kesintiye uğratıldığı görülmektedir. Romanda anlatıcının gerçekleri söyleyip söylemediğine ilişkin sıklıkla şüpheye düşülmesine karşın, filmde Muharrem’in hayalleri/arzuları/ fantezileri ve gerçekler arasında daha net ayrım yapılması flmin diyalojik yapısını zayıfatmaktadır.

    Karakterin diğer görüşlerle çok fazla hesaplaşmaya girdiği görülmemekte, anlatıcının düşüncelerine ya da hayallerine erişim olanağımız, anlatının absürd niteliğini pekiştiren birkaç sahne dışında üst ses kullanımıyla ve diğer karakterlerle olan diyaloglarıyla sınırlandırılmaktadır. Ancak zaman zaman sunulan görsel kompozisyonlar ve mizansen, karakterin içsel çatışmalarının ve çelişkilerinin dile getirilmesini sağlamaktadır.

    Örneğin eski okul arkadaşlarıyla yemek yediği lokanta sahnesinde karakterin düşündükleri ve söyledikleri arasındaki ikilem, tek planda çekilen sahnenin iki farklı (önce hayali ve sonra gerçek) versiyonunun sunulması aracılığıyla vurgulanmaktadır. Gerçeklik algısı karakterin söylediği bazı şeylerin zihninin bir dışavurumu olduğunun anlaşılmasıyla bozulmaktadır. 13 Ayrıca karakterin uyuduğu sırada tıkırtı sesi işitilmesi, genellikle baş aşağı yatması, aniden korkuyla uyanıp gözlerini açması ve derin derin nefes alıp vermesi gibi eylemleri huzursuz dünyası hakkında bilgi vermektedir.

    Onu çevresindeki topluluk yaşamından yalıtan ve genelde diğer karakterlerle arasında hep bir mesafe olduğu izlenimi yaratan yakın çekimlerine zaman zaman eşlik eden geniş açılı objektif, karakterin net, çevresindeki fgürlerin/nesnelerin fu olduğu (ya da bunun tam tersinin geçerli olduğu) görüntü kompozisyonları, sıklıkla baş aşağı yatarken üst açıdan çekilmesi, kimi zaman ayna ve penceredeki yansımalar aracılığıyla imgesinin çift hale getirilmesi karakterin grotesk bir görünüm kazanmasına neden olmaktadır. Kusarken, hırlarken, ulurken, kendini koklarken ve mastürbasyon yaparken görüntülenmesi de bu grotesk görünümü pekiştirmektedir.

    Bakhtin’in karnaval yaşamının özellikleri arasında saydığı altüst edici bedensel işlevler14 flmde toplumsal normların ve ahlak kurallarının bilinçli biçimde dışına çıkılmasıyla karşılığını bulmaktadır. Tuhaf ve gülünç davranışlarda bulunmak, kendisini küçük düşürmek toplum dışı kalan karakterin gösterisine dönüşmektedir. Ayrıca flmde her tür resmi konum ve ciddiyete yönelik alay, davranış kurallarının küfür, müstehcenlik, aşağılama ve kabalıkla ihlali ve yüksek kültür ile aşağı kültürün iç içe geçmesi gibi karnavaleskin diğer özellikleri de (Bakhtin, 2005) cisimleşmektedir.

    Ancak karnaval yaşamı Bakhtin’in düşüncesinde daha çok alt sınıfarın üst sınıfar karşısındaki direnişi ve iktidara yönelik başkaldırısı çerçevesinde değerlendirilmesine karşın -bütün hiyerarşilerin tepetaklak edildiği ve tersine çevrildiği karnaval ortamında herkes eşit statüdedir- burada sınıfsal bakış açısından ve otoriteye yönelik doğrudan bir eleştiriden farklı olarak, genel anlamda toplumsal düzenin yıkımını temel alan anarşist, bireyci bir yönelimin benimsendiği görülmektedir.

    Bu bağlamda groteskin de tam olarak halk kültürü unsurlarıyla şekillenen, topluluk yaşamını ve gülmenin yaşamı yenileme özelliğini temel alan Ortaçağ ve Rönesans dönemindeki işleviyle karşımıza çıkmadığı, “tüm derinliği, karmaşıklığı, tüketilemez kaynaklarıyla öznel insanın içselliği(ni)” keşfeden, bedensel hayatın yeme içme, çiftleşme ve dışkılama gibi imgelerinin yeniden hayat veren güçlerini yitirerek tüm kabalığıyla ele alındığı romantizm dönemindeki grotesk anlayışına yaklaştığı ifade edilmelidir (Bakhtin, 2005, s. 67, 72).

    Filmde de Dostoyevski’nin romanında olduğu gibi her şey birbirinin zıddının sınırında bulunmakta (Bakhtin, 2004, s. 249; Hauser, 2006, s. 311), komedi ve trajedi, iyilik ve kötülük, deha ve delilik, vicdan ve vicdansızlık, yüceltme ve aşağılama, utanç ve kibir, mazoşizm ve sadizm, felsefe ve popüler kültür gibi karşıtlıkların iç içe geçmesi çokanlamlılığa zemin hazırlamaktadır. Bu tarz bir araya gelişler ve çelişkili kodlamalar daha önce de belirtildiği üzere flmin karnavalesk yapısının bir özelliği diyebileceğimiz her türlü resmi konum ve ciddiyete yönelik alayı, görgü kurallarının/ahlaki kuralların dışına çıkılmasını mümkün kılmakta ve anlatının absürd niteliğini pekiştirmek için kullanılmaktadır.

    Romanda karakterin eve kapanıp günlerce okuması ve hayal kurması gibi entelektüel kimliğinin dışavurumu olan eylemler, flmde karakterin önce Nietszche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabını okuması, ardından Masumiyet’i izlerken ağlaması ancak hemen arkasından gözlük takarak vurdulu kırdılı üç boyutlu bir aksiyon flmi izlemesi ve spor salonuna giderek kadınları dikizlemesi biçiminde peş peşe tutarsız, bir duygudan diğerine hızla salındığı çelişkili eylemleriyle yer değiştirmektedir. Yüksek kültür ve aşağı kültürün bir araya getirilmesini mümkün kılan bu tarz sunumlar, ciddi olan şeylerin gülünçleştirilmesini cisimleştirmektedir (Bakhtin, 2001).

    Yine Bakhtin’in Dostoyevski’nin yapıtlarının neredeyse tümünde etkili olduğunu belirttiği, karnavallaşmış edebiyatın örneklerinden biri olarak nitelendirdiği Menippos Yergisi’nin (2001, s. 258-259) tuhaf davranış, sefalet doğalcılığı gibi kimi özelliklerinin de karşımıza çıktığı görülmektedir.

    Bakhtin’in hakikatin serüveninin batakhanelerde, genelevlerde, meyhanelerde gerçekleşmesi ve fkir kişisinin dünyevi kötülük ve ahlaksızlıkla, bayağılıkla karşılaşması çerçevesinde yorumladığı sefalet doğalcılığı (2001, s. 228) Muharrem’in “Birbirinden karanlık yerlerde dolaşıyor, çirkin ve utanç verici şeylere karşı dayanılmaz istek duyuyordum”, “Ufak çaplı fuhuş alemi yarattım”, “Başımda krallığımın tacı yeraltına dönüyordum” ve “Çamura batmanın bile bir anlamı olmalıydı” gibi sözleri aracılığıyla ve gece, geç saatlerde gezindiği karanlık, izbe mekânlar ve birlikte olduğu seks işçileriyle görünür kılınmaktadır.

    Ayrıca romanda evinden çıkmayarak kendisini topluluk yaşamından izole eden karakterin, flmde kimi zaman insanlarla iletişim kurmaktan kaçındığı, kimi zamansa teklifsizlikle onların mahremiyetini ihlal ettiği, görgü kurallarının dışına çıktığı; örneğin bir partideki yüksek sesli müzikten rahatsız olup komşularının camına yumurta ve patates attığı, otobüste başkalarının tuhaf bakışlarına aldırmadan uluduğu ya da gözlerini kendisiyle alay ettiğini düşündüğü ofsteki diğer memurların üzerine diktiği görülmektedir.

    Robert Stam’in, Nicolas Sarquis’in yönetmenliğini üstlendiği bir başka Yeraltından Notlar uyarlamasındaki (The Underground Man, 1981) kahraman için yaptığı tespit, Muharrem’le de ortaklık taşımaktadır. Zeki Demirkubuz’un flminde de yeraltı insanı sinik numarası yapan, hayal kırıklığına uğramış bir idealistten çok ıslah olmaz bir sinik olarak sunulmaktadır (Stam, 2005, s. 201).

    Filmdeki anlatıcı güvenilirlik bakımından romandaki anlatıcıdan farklılaşmaktadır. Romanda anlatıcının gerçekleri söyleyip söylemediğine, kendi paranoyalarını dile getirip getirmediğine ilişkin bir belirsizlik yaratılırken (Stam, 2005, s. 194)15 flmde hem yakın ve ayrıntı çekimler hem üst ses kullanımı aracılığıyla karakterin her tür eyleminin, düşüncesinin ve hayalinin tanığı olan izleyicinin onun, etrafındaki olaylara ya da kişilere ilişkin yargılarını paylaşması sağlanmaktadır.

    Gündelikçinin daha önce öldürmeye çalıştığı yaşlı ev sahibiyle servetine konmak için evlendiğinin, ödül alan Cevat’ın aslında bir fkir hırsızı ve arkadaşlarının “başarıya tapınan yalakalar” olduğunun vurgulandığı sahnelerde olay örgüsü ve mizansen aracılığıyla izleyicinin Muharrem’le özdeşleşmesi mümkün kılınmaktadır.

    Söz konusu sahnelerde ödül alan Cevat’ın topluluk adına konuşurken diğerlerinin onun her söylediğini onaylaması, arkadaşlarının Muharrem’i dışlaması, karakterin entelektüel birikiminin onlardan üstün kılınması iç sesi duyulan Muharrem’in onlar üzerinde bir tür ahlaki ve entelektüel otorite kazanmasını sağlamakta ve flmin diyalojik yapısını zayıfatmaktadır.

    Yeraltı Filminde Zaman-Mekân İlişkisi

    Roman ve flm arasındaki farklılıkları ele alırken üzerinde durulması gereken bir diğer nokta da Bakhtin’in kronotop kavramı aracılığıyla değerlendirilebilecek zaman ve mekân arasındaki ilişkidir. Bakhtin’in kavramlarının çoğunlukla romanla ilişkili geliştirilmesine karşın uyarlamaları aydınlatmaya da yardımcı olduğunu ifade eden Robert Stam ve Alessandra Raengo’nun belirttiği üzere kronotop, roman ve flmdeki yer ve zamana ilişkin özellikleri tarihselleştirmeye imkan sağlamakta, zaman ya da yer arasında herhangi bir tercihten kaçınmaktadır (2005, s. 26).

    Kısaca zaman ve uzam arasındaki içkin ilişki olarak tanımlanabilecek kronotop, hem mekân zamanının maddileştirilmesini mümkün kılmakta hem de anlatının temel örgütlenmesini gerçekleştirmektedir (Bakhtin, 2001, s. 315-316). Ayrıca anlamın biçimlendirilmesi, romanın anlatısal olaylarının örgütlenmesi, karakterin şekillendirilmesi ve anlatı düğümlerinin birleştirilmesi hususunda önemli iş gören kavram karşılaşma, yol ve eşik gibi çeşitlere ayrılmaktadır.

    Karşılaşma kronotopunda zamansallık, duygu ve değerin yoğunluğu etkili olurken, karşılaşmayla bağlantılı ve daha düşük dereceli duygu yoğunluğuyla karakterize olan yol kronotopunda hem aralarında mesafe olan hem de toplumsal olarak ayrışan insanların bir araya geldiği, yeni başlangıçların ya da bitişlerin hayata geçtiği ya da zıtlıkların, çelişkilerin iç içe geçtiği görülmektedir (Bakhtin, 2001, s. 316-317). Eşik kronotopu ise daha çok eğretilemeli ve simgesel şeylerle ilgilidir; yaşamdaki dönüm noktaları ve kopuşlarla, karar anlarıyla, krizlerle ve hatta “bir yaşamı değiştirmede başarısızlığa uğrayan kararsızlıkla, eşiğin ötesine adım atma korkusuyla” bağlantılandırılmaktadır.

    Bakhtin’in deyişiyle, bu kronotopta “zaman temelde ansaldır; sanki hiç süresi (duration) yokmuş ve biyografk zamanın normal seyrinin dışına çıkmış gibidir” (2001, s. 322). Stam vd. Bakhtin’in sinemaya referansta bulunmasa bile onun kategorilerinin mekânsal ve zamansal göstergelerin tek bir bütünde kaynaştığı sinema için de uygun olduğunu ifade etmektedir. Yazarlara göre Bakhtin’in “zamanın yoğunlaştığı, ete kemiğe büründüğü, sanatsal olarak görünür olduğu” bir yer ve “mekânın sorumlu ve zamanın, hikâyenin ve tarihin hareketlerine duyarlı olduğu” bir yer olarak roman tanımlaması bazı açılardan edebiyattan daha fazla sinemaya uygundur (2008, s. 217-218).

    Stam ve Raengo da flmsel analiz için kronotopun kapsamının genişletilebileceğini ve sinemada üç unsur arasındaki etkileşime göndermede bulunulabileceğini belirtmektedir. Bunlar flmdeki dekor, zaman ve mekâna ilişkin düzenlemeler olarak sıralanabilir. Örneğin kara flmdeki barlar, salonlar ve şehrin caddeleri dekoru ifade ederken, Ray’in sinemasındaki yavaş ritim zamana ve Welles’in eğik (oblique) açısı ya da Godard’ın düzleştirilmiş (fattened) perspektif uzamsal artikülasyona karşılık gelmektedir (2005, s. 27). Vivian Sobchack de kronotopu kara flme uyarladığı “Lounge Time: Post-War Crises and Chronotope of Film Noir” başlıklı yazısında, kara flmdeki kronotopun,17 savaş sonrasındaki değerlerin krizini ifade eden zaman-mekân olarak ortaya çıktığını ifade etmektedir.

    Sobchack’e göre bu flmlerde kokteyl salonu, gece kulübü, otel ve yol üstü kafenin kiralık mekânı ile evcimen, güvenli ev dünyası arasında karşıtlık kurulmaktadır. Kara-flmdeki kronotop, ekonomik tutarlılık ve evcimenliğin parçalandığı savaş sonrası bastırılmış histeriyi sapkın biçimde kutsamaktadır (aktaran Stam vd., 2008, s. 218).

    Bu bağlamda Yeraltı flminin uzamı, karakterin yalnızlığını, tekdüze, sıkıcı, izole yaşamını ifade etmek üzere tasarlanan apartman dairesi; saatin geçmek bilmediği, demir parmaklı pencereleriyle kıstırılmışlık ve hapsedilmişlik hissi uyandıran memuriyet yaptığı ofsi; kâh mum ışığıyla kâh forasanla aydınlatılan ikinci sınıf bir otel odası; arkadaşlarıyla buluştuğu şık ve nezih bir restoran; yanlışlıkla gittiği ve rezalet çıkardığı lüks bir otel; üst açıdan çekilen ve sarmal şeklinde sunulan, ofse gidip gelirken kullandığı merdivenler ve flmin tamamına hâkim olan yavaş ritmin aksine kısa kesmelerle, yanıp sönen ışıklarla görüntülenen, kapı açılma/kapanma sesinin hatta kapının gıcırdaması gibi rahatsız edici seslerin işitildiği geceleri gizlice gezdiği karanlık, kuytu sokaklar ve pavyon, gece kulübü gibi tekinsiz ortamlar olarak sunulmaktadır.

    Ayrıca flmde karşılaşma kronotopu ve eşik kronotopu gibi zaman-mekânların önem kazandığı görülmektedir. Karşılaşma kronotopu anlatının düğüm noktalarını belirlerken, olayların esas olarak romandaki gibi epik zamanın ve biyografk zamanın üstünden atlandığı kriz anları ve felaketin patlak verdiği eşik kronotopunda ve ikamesi yemek odası olan kamusal alanda (Bakhtin, 2001, s. 275) yoğunlaştığı görülmektedir. Filmin zaman-uzamında sürekli tekrar eden olaylar -kahraman belgesel izler, yumurta yer, uyur, uyanır, temizlikçi gelir, kahvaltı yapar, daireye gider- kahramanının rutin yaşamının dengesini sarsan karşılaşmalarla bozulmaktadır.

    Karakterin eski bir okul arkadaşına uğraması kendisini arka arkaya, hem başlangıç hem de bitiş olarak nitelendirilebilecek, yıkımla sonuçlanan bir sürü krizin içinde bulmasıyla sonuçlanmaktadır. Çağrılmadığı halde yemeğe gitmekte, arkadaşları tarafından aşağılanacağı ve kendisini gülünç duruma düşüreceği eylemlerde bulunmakta, gündelikçi kadınla kavga etmekte ve tanıştığı “fahişeye” kötü davranıp evini tahrip etmektedir. Ayrıca kamera çerçevelemelerinin genellikle daha önce de belirtildiği gibi kapı ve pencere gibi düzlemlerin dışından, eşikten yapıldığı görülmekte ve karakterin sıklıkla apartman dairesine sıkıştırılması mümkün kılınmaktadır.

    Demirkubuz’un flmlerinden aşina olduğumuz açık kalan kapıyla biten son sekans ise eşikte olma halinin ana sahnesi haline dönüşmektedir. Bu kronotop bir yandan sınırların bertaraf edilmesini, içerisidışarısı, mahremiyet alanı-kamusal alan karşıtlığının bozguna uğratılmasını ifade ederken diğer yandan Bakhtin’in de belirttiği gibi yaşamı değiştirme kararsızlığının, eşiğin ötesine adım atma korkusunun altını çizmektedir (2001, s. 322). Bunlara ek olarak, bu zaman-uzamın anlatısal açıdan önemli bir işlevi karşıladığı, “fahişenin” eşikten Muharrem’in dairesine adım atmasıyla birlikte karakterin sunumuna ve tematik yapıya dair anlatının döngüselliğini ortaya çıkardığı görülmektedir.

    Çünkü kadın karakterin içeri girmesiyle birlikte kahramana dair sado-mazoşizm vurgusu yeniden işlerlik kazanmaktadır. Bir yandan “fahişenin” dizine yatıp, iyi olmak istediğini söyleyerek kendisini kurbanlaştırmakta diğer yandan kurt taklidi yaparak kadını korkutmakta ve onun üzerinde bir tür sadizm uygulamaktadır. Ayrıca bu sahnelerde açık kalan kapının ikinci bir işlevi de karanlık iç mekân ve aydınlık dış mekân karşıtlığından hareketle karakterin değişme olasılığına ilişkin yorumlar yapılmasına imkan sağlamasıdır.

    Apartmandaki ışığın kapı aralığından daireye süzülmesi, karakterin değişme olasılığına dair bir tür umudu akla getirirken, “fahişenin” evden ayrılmasının ardından Muharrem’in acıdan haz aldığını keşfetmesiyle birlikte apartmandaki ışık sönmekte, pencereden sızan ışık dışında daire tamamen karanlığa gömülmekte ve kapının kapanma sesinin duyulması ve ekranın kararmasıyla birlikte değişim umudu yitirilmektedir. Ancak hem romanda hem de flmde olaylar kriz anlarında ve eşiklerde cereyan etse de olayların kapsamı, düzenlenişi ve süresi bakımından her iki anlatı türü arasında birtakım farklılıklar bulunmaktadır. Romanda olaylar sondan başa doğru anlatılmakta; karakter şimdiki düşünceleri ve gözlemleri doğrultusunda geçmişteki olayları yorumlamaktadır.

    Roman felsef ilk bölümün ardından karakterin subayla birkaç yıla yayılan kavgasını, eski okul arkadaşlarıyla yaşadığı tatsız buluşmayı ve “fahişe” Liza’yla tanışmasını anlatmaktadır. Film ise hem romanda geçen kimi olayları güncelleştirmekte hem de romanın tematik bütünlüğüne uygun olarak yeni olaylar eklemektedir. Karakterin memuriyet yaptığı dönemde başından geçenleri kısmen kronolojik sıranın dışına çıkarak aktarmaktadır. Muharrem’in gündelikçiyle yaptığı cinayet planı, arkadaşlarıyla buluşması ve “fahişeyle” tanışması gibi olaylardan oluşan uzun bir sekans geriye dönüş biçiminde yapılandırılmaktadır.

    Muharrem’in gece aniden uykusundan uyanması çekimiyle başlayan ve anımsama olarak sunulan sekans, aynı çekimin tekrarlanmasıyla sonlandırılmakta ve olayların devamını görmemizi sağlayan şimdiki zamana geçilmektedir. Ancak anımsama olarak sunulan arkadaşlarla buluşma ve şimdiki zamana ait “fahişenin” eve gelişi arasında hem romanda olmayan ek olaylara yer verilmesi hem de anımsanan olayların ne kadar süre önce olduğuna dair herhangi bir bilgi sunulmaması olaylar arasında geçen süreye ilişkin çıkarım yapmayı güçleştirmektedir.

    Bu doğrultuda flmin geriye dönüş biçiminde sunulan ilk sekansında her şeyi bilen anlatıcının kullanıldığı, şimdiki zamanda geçen sekansta ise anlatılan öykü ve olaylar arasında eşzamanlılığın söz konusu olduğu görülmektedir. Olaylara karakterle aynı anda tanıklık edilmekte, karakterin izleyiciden daha fazlasını bildiğine ilişkin herhangi bir kanıt sunulmamaktadır. Romanda ise olaylar arasında ne kadar süre olduğuna ilişkin çıkarım yapmak daha kolaydır. Romanda karakterin Liza’yla tanışması ve Liza’nın eve gelişi arasında yalnızca uşağıyla yaptığı tartışma yer almakta, iki olay arasında dört gün olduğu ifade edilmektedir.

    Yeraltı Filminde Tematik Yapı

    Yeraltından Notlar flme aktarılırken tarihsel, toplumsal bağlam ve yönetmenin kişisel üslubu çerçevesinde romandaki tematik yapının da birtakım değişikliklere uğratıldığı görülmektedir. Söz konusu değişikliklerin en önemlilerinden biri, flmde romanın ilk bölümüne yer verilmemesi nedeniyle Aydınlanma eleştirisinin zayıfatılmasıdır. Akıl ve arzu arasında bir karşıtlık kuran ve 19. yy. Rus toplumuna eleştiriler sunan romanın aksine, flmde toplumsal ve siyasal bağlam arka planda kalmakta, varoluşçu izlekler belirginleştirilmekte; karakterin itirafarı aracılığıyla yabancılaşması, topluluk dışı kalması ve mazoşizmi vurgulanmaktadır.

    Ayrıca Muharrem’in iletişim kurduğu insanların hepsinin başarı, para, güce ya da üne tapınan olumsuz fgürlere dönüştürülmesi ve Muharrem’in onlarla ilişkili yargılarının doğrulanması sonucunda romandaki ironik tutumdan farklı olarak yeraltı yaşamı bir tür seçenek haline dönüştürülmektedir. Filmin karnavalesk ve diyalojik boyutunun zayıfamasına neden olan bu tutum ahlaki ve siyasi otoritenin sorgulanma olasılığını azaltmaktadır. Fırat Yücel’in de belirttiği üzere Demirkubuz’un herhangi bir ahlaki otoriteyle ya da tahakküm aygıtıyla hesaplaşmaksızın, insan doğasına ilişkin itirafarı bir tür özgürleşme eylemi olarak sunması kendi içinde bir tür kapanma yaratmakta, kişinin insani kötülüğün itirafıyla yeraltına çekilişi adeta zorunlu kılınmaktadır.

    Yücel’in deyişiyle; “Bu tür bir içe bakış ve itiraf pratiğinin […] bir başkaldırı niteliği taşıması çok zor, kayıtsızlığa ve sinizme yönelmesi ise çok muhtemeldir, dahası kendi içinde kapanan bir yapıya sahip olduğu için […] kibirli bir tekbenci dünya görüşünde sıkışıp kalma riski taşı(maktadır)” (2012, s. 84- 85). Dolayısıyla Demirkubuz’un önceki flmlerinde olduğu gibi toplumcu gerçekçiliği temel alan muhalif bir tutum yerine, insanın akılla açıklanamayan yönlerini ve özyıkıcılığı temel alan bir gerçekçilik anlayışından yana konum aldığı görülmektedir (Suner, 2006, s. 168, 214). Bu çerçevede romandaki Rus toplumunun sınıfsal açıdan katmanlaşmış olmasına yönelik eleştirel vurgunun, karakteri anlamamız bakımından önem kazanan sınıfsal çelişkilerin ve bunun yarattığı gurur yarasının da yönetmenin tematik yönelimine uygun olarak belirsizleştirildiği söylenebilir.

    Romanda Rus toplumunun sınıfsal açıdan hiyerarşik bir toplum olduğuna dikkat çekilirken temel değerlerin statü, servet ve başarı olmasına yönelik bir sorgulama yer almaktadır. Kahraman sürekli olarak yoksulluğunun fark edilmesinden endişe etmektedir. Hatta Lentricchia ve McAuliffe yeraltı insanının kibrini yaratan şeyin yoksulluk olduğunu ifade ederken (2004, s. 83), Hauser Dostoyevski romanlarında “yoksulluğun soyluluğuna değinen bir hava sezil(diğini)” belirtmekte (2006, s. 312), Nurdan Gürbilek ise Dostoyevski romanlarında yoksulluğun başkalarına anlatılır hale gelmesinin yarattığı gurur yarasından bahsetmektedir (2013, s. 27).

    Yeraltından Notlar’da da kişinin toplum içindeki değerinin sınıfsal konumuna ya da görünümüne bağlı olmasından dolayı hissedilen dışlanmışlık, yoksunluk hissi, görünmezlik duygusu ve hınç belirgindir. Örneğin karakterin eski okul arkadaşlarıyla yemek yediği sahnede maaşı ve işi hakkında sorular sorulması aşağılanmış hissetmesine neden olmaktadır. Bunda her ne kadar çekidüzen vermeye çalışsa da hırpani kıyafeti de etkilidir. Uzun uzun kıyafetin, hatta yaka kürklerinin kişinin toplumsal statüsünü belirlediği anlatılmaktadır. Ayrıca romanda kahramanın Liza’yla yeniden karşılaşmak istememesinin önemli nedenlerinden biri de Liza’nın onun yoksulluğunu görecek olmasıyla ve yarattığı kahraman imajının yıkılmasıyla ilişkilendirilmektedir.

    Yeraltı insanı kılıksız, perişan bir vaziyette Liza’ya yakalanmaktan ve onun karşısında aşağılanmış olmaktan mutsuz olmaktadır. Yine aristokrat subayla yoksul memurun karşı karşıya geldiği meyhane sahnesinde toplumsal eşitsizlik vurgusuyla birlikte otorite tarafından görülme arzusu ancak eylemde bulunma yetersizliği öne çıkmaktadır. Marshall Berman’ın da belirttiği gibi, yeraltı insanı, meyhanede subay tarafından görmezden gelinmesinin ve hakarete uğramasının yarattığı “Hamlet tarzı bir içe dönük çileden sonra” birkaç yıla yayılan intikam planı tasarlayacak, feodal Rusya’nın kast yapısına ilişkin yazılı olmayan kuralların hüküm sürdüğü Nevski Bulvarı’ndaki çarpışma eylemiyle sokakta hakları için savaşacak ve subayla eşitlik talebinde bulunacaktır.

    Berman’a göre yeraltı insanı “yeni insandır”. Onu “altmışların insanı” olarak öne çıkaran şey, subay sınıfıyla “bir çarpışma, sarsıcı bir karşılaşma arzusudur -kendisi bu karşılaşmanın kurbanı olsa bile” (2016, s. 298, 301-302). Ancak “(m)emur sınıfından birinin subay sınıfının adamları için dert olması mümkün değildir. Çünkü bu sınıf -19 Şubat’tan sonra da hala Rusya’yı yöneten soylu sınıfı- diğer sınıfın, Petersburg’un eğitimli ve kendini eğitmiş proleterlerinin varlığından bile habersizdir” (Berman, 2016, s. 298-299). Filmdeyse karakterler arasında bu tarz bir çatışma yaratacak sınıfsal karşılaşma ya da önemli bir sınıfsal farklılaşma yoktur.

    Muharrem’in yoksul olduğuna ya da bu yoksulluğundan utandığına dair herhangi bir belirti sunulmamaktadır. Orta halli bir memur olan ve kendine ait bir evi olan Muharrem, ne roman kahramanı gibi arkadaşlarıyla bir araya geleceği yemekte ne giyeceğini ne de yanındaki gündelikçinin maaşını nasıl ödeyeceğini düşünmektedir. Bu bağlamda auteur yönetmenin, romanı kendi temaları ve motiferi etrafında dönüştürdüğü söylenebilir.

    Örneğin alt sınıftan gündelikçinin flme dâhil edilme biçimi sınıfsal bir sorgulamadan çok kadınlarla ilgili cinsiyetçi klişeleri ve kodlamaları pekiştirme işlevi görmektedir. Romandaki insanlara tepeden baktığı söylenen erkek uşağın yerine Demirkubuz’un Üçüncü Sayfa (1999), Yazgı (2001) gibi flmlerinde de karşımıza çıkan cinayet işleyebilecek kadar gözü kara, hesapçı, fırsatçı, etrafındaki erkekleri kullanan, yoksulluktan kurtulma/sınıf atlama arzusundaki kadın karakter geçirilmektedir.

    Romanda yeraltı insanının kendisinden alt sınıfta yer alanlara karşı yürüttüğü kavga daha çok bir paranoyaya göndermede bulunurken, flmde Muharrem’in Türkan hakkındaki olumsuz görüşlerinin haklılaştırıldığı görülmektedir. İlk sahnelerde üç çocuğuyla sokağa atıldığı, çeşitli hakaretlere maruz kaldığı, insan onuru, haysiyeti gibi namus kodlarını kullandığı ve patronu tarafından neredeyse bir kölelik sözleşmesi imzalamaya zorlandığı için kurbanlaştırılan kadın karakter sonradan erkek karaktere ihanet eden bir tür femme fatale’e dönüştürülmektedir.

    Türkan’ın cinayet girişiminde bulunması, Muharrem’le işbirliğini inkâr edip öldürmeye çalıştığı yaşlı adamla evlenmesi ve daha önce yaşlı adam için söylediği kötü sözleri yok sayarak Muharrem’e sırtını çevirmesi, Türkan’ı erkekler için bir tür tehlike/sınır haline getirmektedir. Kadın karakterin bir başka erkeğin parasal olanaklarından yararlanarak Muharrem’in daha önce onun için üstlendiği “kurtarıcı rolü” sarsıntıya uğratması “orospu” kelimesiyle damgalanmasıyla sonuçlanmaktadır. Kadın karakterin en az Muharrem kadar hatta ondan daha fazla kötülük yapma potansiyeli taşıdığı vurgulanmakta, Muharrem’in yaşlı adamı öldürme planları gülünçleştirilirken kadın karakterle ilişkili olarak tekinsizlik duygusu yaratılmaktadır.

    Romanda yeraltı insanının kendisinin üstünde ya da altında yer alan sınıfara karşı düşmanlığı flmde orta sınıf ahlakının, değerlerinin ve ikiyüzlülüğünün sorgulanması kapsamında genel olarak başarıya, statüye, üne ve güce tapınan insanlara yöneltilmektedir. Taşraya atanan bir subay olan Zverkov flmde ünlü bir edebiyatçıya dönüştürülmüş ve bu kişinin yeterli edebiyat bilgisine sahip olmayan ve başkalarının fkirlerini çalan bir hırsız olduğu vurgulanmıştır.

    Dolayısıyla her iki anlatıda da başarı, güç ve üstünlüğün toplumda yükselen değerler olduğunun ifade edilmesine karşın, bu başarının nedenleri farklılaşmaktadır. 19. yy.’da geçen romanda para, unvan, sınıfsal statü ve kadınlarla yaşanan ilişkilerin üstünlük göstergesi olması tenkit edilirken, 2000’ler Türkiyesi’nde geçen flmde nasıl elde edildiğine bakılmaksızın ödül kazanmanın başarı ölçütü olarak sunulmasının sorgulandığı görülmektedir. Zeki Demirkubuz da bir söyleşisinde flmin “bu ülkenin başarı ahlakına bir cevap” olarak okunmasını istemektedir (Aytaç vd., 2012, s. 32).

    Ancak roman ve flm arasında bazı tematik ortaklıklar olduğu görülebilir. Her iki anlatıda da karakterin eski okul arkadaşlarıyla buluştuğu yemekte karşılaştığı dışlamacı tutum ve buna rağmen aralarında olmak için sarf ettiği çaba öne çıkmaktadır. Muharrem’in ya tek başına, belirli bir mesafeden arkadaşlarını izlediği ya da dikkati kendi üzerine çekmek için tuhaf ve gülünç davranışlarda bulunduğu görülmektedir. Romandaki “ben tek başınayım, onlarsa herkes” ifadesi (Girard, 2001, s. 210) flmde de öne çıkmakta ve karakterin gerçek dostluk üzerine sözleri onun başkalarına olan bağımlılığını ve yalnızlığını somutlaştırmaktadır.

    Ayrıca romanda karakterin aşağılanmasına ya da küçük düşürülmesine neden olan davranışlarının temel nedeninin mazoşizmden kaynaklandığı belirtilirken, flmde mazoşizm anlatının sonunda karakterin kendisiyle ilgili keşf olarak nitelendirilmektedir. Karakter kendisini gülünç duruma düşürmekten, acı çekmekten ya da aşağılanmaktan haz aldığını itiraf etmektedir. Ancak karakter ne romanda ne de flmde sadece bir mazoşist olarak sunulmaktadır. “Fahişeye” yaptığı fziksel ve psikolojik işkenceden de görüldüğü üzere aynı zamanda bir sadist olarak konumlandırılmaktadır. Romanda karakterin Liza’ya kötü davranmasının nedeni yalnızca arkadaşlarına yöneltemediği öfkesini Liza’dan çıkarmasıyla değil, aynı zamanda kahramanın yüce ve güzel şeyler karşısında hınç duymasıyla ilgilidir.

    Kadını kurtarmak istediği yalanının arkasında onu dibe doğru sürükleme isteği yatmaktadır. Bu kapsamda kurbanlaştırılan “fahişe” fgürünün yeraltı insanının ruhundaki kötülükle karşıtlık oluşturulması için anlatıya ilave edildiği görülmektedir. Romanda “fahişenin” oldukça saf, neredeyse bir melek olarak sunulması, cinsel açıdan aktif olan ancak “ruhu temiz kalan fahişe” klişesine göndermede bulunmakta ve dönemin kadın cinselliği konusundaki muhafazakar tutumunu yansıtmaktadır. Filmde ise Muharrem’in “fahişeyle” ilişkisi belirsiz bırakılmıştır.

    Filmde ismi bile telaffuz edilmeyen fahişe karakterinin arzuları, düşünceleri ve istekleriyle ilgili olarak sınırlı bir bakış açısı sunulmuştur. Arkadaşlarını bulmaya çalışırken tesadüf eseri “fahişeye” rastlayan ve arkadaşlarına olan hıncını “fahişeden” çıkaran Muharrem, bu durumu kurt taklidi yapıp onu korkutmaya ve fiziksel saldırıya kadar vardırmaktadır. Bir yandan eliyle duvarda kurt işareti yaparken diğer yandan onun yüzüne doğru hırlamaktadır.

    Nazlı Ökten, bu sahnenin sadece insan ve hayvan arasındaki kesişimi göstermediğini aynı zamanda kadın ve erkek arasındaki tahakküm ilişkisine indirgenmiş cinsellik üzerine düşünmeyi sağladığını ifade etmektedir (2012, s. 74). Ancak flmin özellikle son sahnesinde “fahişeye” uygulanan şiddetin bu tarz bir eleştirel bakışı geçersizleştirdiği, otel odasında Muharrem’i iterek kendisini koruyan kadın karakterin evde geçen sahnede edilgenleştirildiği, romandan farklı olarak Muharrem’in “fahişeyle” ilgili içsel hesaplaşmalarının, vicdan azaplarının geri planda tutulduğu ve Muharrem’in üst sesi aracılığıyla dile getirilen “Acı en üst sınırına ulaştığında alçakçasına zayıfamaya, yerini hiç tatmadığım cinsten başka bir duyguya bırakmaya başladı. Kendini olanca şiddetiyle hissettiren, diş ağrısına benzeyen zevkli bir duygu.

    Birden başıma gelen bütün felaketlerin nedeninin bu olduğunu anladım. Artık değişemeyeceğimi, bunu kendimin de istemediğini, başka bir adam olamayacağımı söylüyordum” ifadesiyle birlikte vurgunun kadının rızası dışında gerçekleştiğini düşündüğümüz sevişme eyleminden çok Muharrem’in mazoşizmine ve insan doğasının karmaşık yapısına kaydırıldığı görülmektedir.

    Sonuç

    Sonuç olarak Zeki Demirkubuz’un Yeraltından Notlar romanını kendi tematik yönelimine uygun biçimde gözden geçirdiği, yönetmenin kendi flmleri başta olmak üzere Kosmos, Mayıs Sıkıntısı gibi pek çok flme, Nuri Bilge Ceylan’a, dönemin kimi politik ve toplumsal olaylarına göndermelerde bulunduğu; yakın çekim ve bakış açısı çekimleri, uzun planlar, netlik kaydırmaları, mizansen ve ses efektleri gibi sinema dilinin sağladığı olanaklar aracılığıyla romanı yeniden değerlendirdiği görülmektedir.

    19. yy.’da geçen öyküyü 21. yy.’a taşıyan Demirkubuz, romanın kimi bölümlerinde öne çıkarılan yoksulluğa ya da sınıfsal çelişkilere ilişkin vurguyu göz ardı etmekte, romandaki hem topluluk içine kabul edilmeme hem de sınıfsal karşılaşmalar nedeniyle yaşanılan hınç duygusunu sadece topluluk dışında bırakılmışlıkla ilişkilendirmekte ve subay Zverkov’un en iyi roman ödülü kazanan bir edebiyatçıya dönüştürülmesinin de gösterdiği üzere, ağırlıklı olarak “gösteriş budalalığı”, “gösterişli lafar”, “kendini beğenmişlik”, “süslü kişilik” ve “yalakalık” gibi kelimeler çerçevesinde kendi döneminin sanatçılarını ve aydınlarını hicvetmektedir.

    Ayrıca gurur yarası, aşağılanmanın ve acı çekmenin yarattığı hazlar ve insanın akılla açıklanamayacak yönleri iki yapıt arasındaki ortak noktalar olarak belirirken, romandaki ironik bireycilik eleştirisinden farklı olarak flmde bireycilikten yana bir tutum benimsendiği görülmektedir.

    Kaynak: http://zekidemirkubuz.com/Movie.aspx?MovieID=9
    BİR UYARLAMA ÖRNEĞİ OLARAK YERALTI FİLMİ Eren Yüksel Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi

  • Bu Rap Değil Trap Muhabbetindeki “Trap”

     

    Hip-hop bir tür olarak gelişmeye devam ederken, alt türleri ses veya konuma göre sınıflandırmak giderek daha zor bir iş haline geliyor. Bununla birlikte, insanları farklı şekillerde nasıl etkileyebileceğini tam olarak anlayabilmek için farklı hip-hop türlerini tanımlayabilmek önemlidir.

    Bağımsız sanatçıların müziği yelpazenin her tarafından beğenilme eğilimindeyken, belirli alt türler anaakım alanında diğerlerinden daha fazla çekiciliğe sahiptir. Tüm temellerinizin kapsanması için, işte bir bütün olarak türü tam olarak anlamak istiyorsanız bilmeniz gereken en iyi beş hip-hop alt türü.

    1. Boom-bap

    New York’ta ortaya çıkan boom-bap, 1990’ların başından ortasına kadar en popüler hip-hop biçimlerinden biriydi. Sokak odaklı tekerlemeler ve cesur davullardan oluşan sert vuruşlar kullanan boom-bap müzik, sunucudan gelen lirizme büyük bir vurgu yapıyor. Hikaye anlatımı ve güçlü teknik yetenek, boom-bap rapçiler için son derece önemlidir ve alt tür artık hip-hop gıda zincirinin en üstünde yer almasa da, adanmış hayran kitlesi her zamanki gibi sadık kalır.

    2. Trap (Tuzak)

    Trap müziği, günümüzde hip-hop’un baskın güçlerinden biridir. 1990’ların başında Güney hip-hop’unda kök salmış olan trap müziği, 808 odaklı prodüksiyonu ve agresif sözleriyle tanınır. Trap müziğinin içeriğinin çoğu, esas olarak şehir içi topluluklarda büyüyen uyuşturucu, şiddet ve sert deneyimlerden oluşan “trap” (dolayısıyla adı) yaşamın etrafında toplanmıştır. Trap müziği akılda kalıcı sesi sayesinde hip-hop radyo listelerine hakim olabilirken, daha ileri incelemeler şöhretten acıya kadar her şeyin dürüst tasvirleriyle dolu olduğunu kanıtlıyor.

    3. Gangsta rap

    Son zamanlarda Straight Outta Compton gibi filmlerde popüler olan gangsta rap, California’da doğdu ve 1990’larda oldukça etkili bir hip-hop alt türü oldu. Gangsta rap’in ilk ticari çekiciliği, şiddete ve LA’da çok yaygın olan çete yaşam tarzına güçlü bir şekilde odaklanması nedeniyle büyük tartışmalara da yol açtı. Gangsta rap, eskiden olduğu gibi güç merkezi olmasa da, Dr. Dre gibi sanatçıların öncülüğünü yaptığı West Coast sound (G-funk gibi) hip-hop üzerinde güçlü bir etki bıraktı ve temeli sonsuza kadar Tür.

    4. Alternatif / bilinçli rap

    Hip-hop’ta tartışmalı bir terim olan birçok “bilinçli rapçi” bu şekilde etiketlenmekten hoşlanmaz. Bununla birlikte, benlik bilgisi ve geniş kapsamlı sosyal konular hakkında farkındalık gibi kavramları teşvik eden bu alt türün önemini inkar etmek mümkün değil. Diğer pek çok alt tür aynı şeyi başarır, ancak alternatif rap (daha iyi bir ifade), daha yumuşak, daha rahat üretim tarzı nedeniyle bu şekilde etiketlenir.

    Genellikle iyi araştırılmış tarihsel içeriğe odaklanan ve ana akım etkisi çok az olan veya hiç olmayan ileri lirizm içeren bilinçli rap birçok biçimde mevcuttur. Terim güncelliğini yitirmiş olsa da, hip-hop kültüründe yerleşik bir unsur olarak önemini anlamak hala önemlidir.

    5. Melodik rap

    Henüz resmi olarak hip-hop’un bir alt türü olarak tanınmasa da, melodik rap, son birkaç yılda son derece etkili oldu. Drake gibi sanatçıların başarısından ders alan birçok rapçi, artık ses yeteneklerini kullanıyor ve bas ağırlıklı, fütüristik prodüksiyonlu parçalar üzerinde şarkı söylüyor. Bu, SoundCloud’da gelişen ve bağımsız hip-hop dünyasında önemli bir rol oynayan hip-hop türüdür.

    Şarkı söyleyen rapçiler hip-hop için yeni değiller, ancak bu alt tür, birçok hayranın en sevdikleri müzik türü olduğunu düşündüğü noktaya hızla gelişti. Melodik rap’in ilerici yönleri hala gelişiyor ve bugün hip-hop alt türlerinin şu anki meşalesi.

    Detaylı Trap Analizi

    Trap , 1990’ların başında Güney Amerika’da ortaya çıkan bir hip hop müziği alt türüdür . Tür, adını uyuşturucuların yasadışı olarak satıldığı bir yere atıfta bulunan Atlanta’nın argosu “trap” kelimesinden alır . [2] Trap müziği sentezlenmiş davulları kullanır ve karmaşık hi-hat desenleri, uzun çürümeye sahip ayarlanmış kick davulları (orijinal Roland TR-808 davul makinesinden ), atmosferik sentezler kime göre? ] ve genellikle uyuşturucu kullanımına ve kentsel şiddete odaklanan lirik içerik. [3] [4] [5] [6] Çok az enstrüman kullanır ve neredeyse yalnızca trampet davullarına ve iki veya üç zamanlı hi- hatlara odaklanır. Bu, trap müziğinin imza sesidir. [7] [8]

    Türün Öncüleri üreticileri dahil Kurtis Mantronik , Mannie Fresh , Shawty REDD , Zaytoven ve Toomp rapçiler birlikte Young Jeezy , Dram , Gucci Mane ve TI (onun 2003 albümü ile terimini Trap Muzik ). Bununla birlikte, modern trap sesi, 2010 yılında etkili Waka Flocka Flame albümü Flockaveli’yi üreten ve üretken hip-hop yapım ekibi 808 Mafia’yı kuran yapımcı Lex Luger tarafından popüler hale getirildi . [2]

    2010’larda ana akıma geçtiğinden beri, trap Amerikan müziğinin en popüler biçimlerinden biri haline geldi ve on yıl boyunca Drake , Pop Smoke , Quavo , Cardi B , Migos , Future gibi sanatçılarla birlikte Billboard Hot 100’e sürekli hakim oldu. , Lil Uzi Vert , 2 Chainz , Post Malone , XXXTentacion ve Travis Scott (diğerleri arasında) trap alt türüne ait şarkılarla listede 1 numaraya ulaştı. [9] [10] [11] [12]Ariana Grande , Beyoncé , Miley Cyrus , Demi Lovato , Rihanna , Taylor Swift ve Selena Gomez gibi birçok pop sanatçısının müziğini etkilemiştir . [2] [13] 

    Etkisi reggaetón ve K- pop’ta da duyulabilir . [13] 2018’de, hip-hop ilk kez ( Nielsen Data’ya göre ) en popüler müzik türü haline geldi ve trap’in popülaritesinin artmaya devam etmesiyle aynı zamana denk geldi. [14] 2019’da, traptan ilham alan ülke / rap geçişi ” Old Town Road“Tarafından Lil Nas X (featuring Billy Ray Cyrus ) üzerinde 1 numarasında en çok hafta (19 hafta) harcama rekorunu kırdı Billboard Hot 100 listesinde, hem de bir ulaşmanın en hızlı şarkı haline Elmas Sertifikasyon . [15] [16]

    Young Jeezy’nin 2006 albümü The Inspiration’dan “U Know What It Is” adlı şarkısının enstrümantal bir örneği, Shawty Redd’in 2000’lerin ortalarından sonlarına kadar öne çıkan imzalı trap sesinin bir örneğini sergiliyor .

    Trap müziğinde lirik temalar, “trapta” veya narkotiklerin satıldığı gerçek güney “trap evinde” genel yaşam ve kültür etrafında dönmelidir. “Trap” terimi, uyuşturucu ticaretinin gerçekleştiği yerleri ifade eder. Diğer konular arasında sokak hayatı, zenginlik elde etme, şiddet, Amerikan araçları ve sanatçıların Güney Amerika çevrelerinde karşılaştıkları yaşam deneyimleri de var. Tanımı gereği, şarkıda “trap” tartışılmamışsa, “trap” müziği değildir.

    Trap müziği , bazen sentezleyicilerle ifade edilen melodik bir eşlik ile çok katmanlı ince veya kalın dokulu monofonik dronlar kullanır ; Keskin, kirli ve ritmik traplar, derin 808 kick davulları, çift zamanlı, üç zamanlı ve benzer şekilde bölünmüş hi- hatlar ve enerjik, sert bir ses yaratmak için tel, pirinç, nefesli ve klavye enstrümanlarının sinematik ve senfonik kullanımı – vurma, derin ve değişken atmosfer. [5] [6] [17] [18] Bu temel özellikler, trap müziğinin imza sesi, yapımcı Shawty Redd’den geldi . Trap bir dizi tempo kullanabilir, 50 BPM’den (daha ince hi-hat alt bölümü elde etmek için 100 BPM’de programlanmıştır) 88 (176) BPM’ye kadar, ancak tipik bir trap atımının temposu yaklaşık 70 (140) BPM’dir. [19]

    Tarih

    1990’lar – 2003: Kökenler 

    Trap müzik yapmaktan Erken üreticileri dahil Lil Jon dan Atlanta, Georgia terim ile birlikte ilaç fiyatları yapılır yerlere bir referans olarak kökenli, Mannie Fresh dan New Orleans ve DJ Paul dan Memphis, Tennessee de dahil olmak üzere Atlanta’da yerel eylemlerinin ile çalıştı Dungeon Family , Outkast , Goodie Mob ve Ghetto Mafia . [20] 1992’de piyasaya sürülen en eski kayıtlardan biri, UGK’nin ilk EP’leri ” The Southern Way’den ” Cocaine In The Back of the Ride “idi.”. Daha sonra 1992’de, büyük plak şirketlerinden çıkış albümleri Too Hard to Swallow’dan popüler” Pocket Full of Stones “u çıkardılar . 1993 yapımı Menace II Society filminde de yer aldı .

    1996’da Master P,” Mr “single’ını çıkardı. . Dondurma Adam “adlı beşinci stüdyo albümünden Dondurma Adam . Fanlar ve eleştirmenler, temel lirik konu oldu rapçiler atıfta bulunmaya başlamışlardır uğraşan uyuşturucu trapirapçiler olarak ”. [5] In TI ‘nın 2001 şarkısı‘Dope Boyz’dan ilk albümü I’m Serious , “the dope boyz in the trap nigga / the thug nigga, uyuşturucu satıcısı nerde olduğun” sözlerini içeriyor. [21] David Drake Complex’den“2000’lerin başındaki trapinbir tür olmadığını, gerçek bir yer olduğunu” yazdı ve terim daha sonra “o yer hakkında yapılan müzik” olarak tanımlandı. [22]

    2003–2015: Ana akım popülaritesinde artış 

    2000’lerin başından ortalarına kadar, trap müziği, “trap”, uyuşturucu ticareti ve başarı mücadelesi hayatını kapsayan bir dizi albüm ve single’ın ana akım başarısından sonra tanınan bir tür olarak ortaya çıkmaya başladı . [6] TI , Young Jeezy , Gucci Mane , Boosie Badazz , Yo Gotti , Lil Wayne ve Rick Ross gibi uyuşturucu satıcısı kişilikleri olan birkaç Güneyli rapçi, çapraz vuruşlar üretti ve trap kayıtları görünmeye başlamasıyla türün popülerliğini artırmaya yardımcı oldu daha çok Güney’in dışındaki mixtape ve radyo istasyonlarında. [8]

    Trap sanatçıları prodüksiyon tarzlarında biraz farklı olsalar da, Atlanta’da geliştirilen türle ilişkilendirilecek olan imzalı ve özlü trap sesi (tipik olarak synth, orkestra ve sıkı, bas ağırlıklı 808 kick davullarıyla yaylı kabarmalara dayanır) Trap’in 2000’lerin ortasındaki atılımı sırasında. 2000’li yılların ortalarından sonlarına kadar önemli trap üreticilerinden bazıları arasında DJ Toomp , Fatboi , Drumma Boy , Shawty Redd, D. Rich ve Zaytoven yer alıyor . Trap sesinin ilk dalgası Lil Jon , Mannie Fresh ve DJ Paul gibi daha önceki Güneyli yapımcılardan etkilendi .

    Outkast haricinde, bir düşüneyim, Goodie Mob … bunun dışında, ben oyuna gelmeden önce, Lil Jon, Outkast, Goodie Mob, tamam, yani crunk müzik dinlediniz ve Organized Noize vardı . Trap müziği diye bir şey yoktu, onu ben yarattım, onu ben yarattım. Terimi ben icat ettim, ikinci albümüm Trap Müzik’ti , 2003’te çıkardı . Ondan sonra yepyeni bir müzik türü yaratıldı. Her birinizin yaptığınız şeyi yapmanız ve hayatlarınızı televizyonda yaşaması ve kitleler tarafından kabul görmeniz için açık bir şerit. Kitleler seni kabul etti çünkü ben kapıyı açtım ve sen içeri girdin. Kapıyı kimin açtığını unutma, kuzen.

    -  Atlanta merkezli rapçi TI , Aralık 2012 röportajında [23]

    Trap rapçisi Waka Flocka Flame , 2010’da.

    On yılın sonunda, ikinci bir trap sanatçıları dalgası ivme kazandı ve sık sık Billboard hip hop listelerinde zirveye ulaştı. [8] Trap yapımcısı Lex Luger büyük bir popülerlik kazandı ve 2010 ve 2011’de Rick Ross’un ” BMF (Blowin ‘Money Fast) ” gibi ana akım rap sanatçıları için bir dizi single da dahil olmak üzere 200’den fazla şarkı üretti . Luger’ın yükselişinden bu yana, kendine özgü trap sesi, 808’lerin, keskin trapların, hızlı hihatların, synth tuşlarının ve pirinç, yaylılar, nefesli ve klavyelerin orkestrasyonunun yoğun kullanımı olmuştur. [18] 

    Seslerinin çoğu, başarısını taklit etmeye çalışan diğer hip hop yapımcıları tarafından benimsenmiştir. Bu nedenle, Luger genellikle modern trap sesini popüler hale getirmekle anılır. [24]2010’lardan bu yana, bir dizi modern trap üreticisi, özellikle 808 Mafia ‘s Southside ve TM88 , Sonny Digital , Young Chop , DJ Spinz , Tay Keith ve Metro Boomin olmak üzere sektörde popülerlik kazandı . Bazı yapımcılar, yelpazelerini çağdaş R&B ( Mike WiLL Made It ) ve elektronik müzik ( AraabMuzik ) gibi diğer türlere genişletti . [3]

    2011 ve 2012 boyunca, trap müziği , Young Jeezy, Şef Keef ve Future gibi rapçiler tarafından yayınlanan bir dizi kayıtla ana akım Billboard müzik listelerinde güçlü bir varlığını sürdürdü . [8] Jeezy’nin single’ı ” Ballin “, Billboard listelerinde 57 numaraya ulaştı ve bir süredir Jeezy’nin en iyi parçalarından biri olarak kabul edildi. [25] Future’ın single’ı ” Turn On the Lights ” altın sertifika aldı ve Billboard Hot 100 ve Keef’in ” I Don’t Like ” ve ” Love Sosa ” listesine 50 numaradan girdi., Trap içinde yeni alttürlerini yumurtlama denilen matkap . 

    Müzik eleştirmenleri matkap yapım tarzını “ürkek ayak hareketinin sonik kuzeni , güneyde kızarmış hip-hop ve trapin 808 tetik parmağı” olarak adlandırdı. Young Chop, eleştirmenler tarafından türün en karakteristik yapımcısı olarak sıklıkla tanımlanır. [26] [27] [28] Trap yapımcısı Lex Luger’in müziğinin sesi tatbikat üzerinde büyük bir etkiye sahip, [27] [29] ve Young Chop, Shawty Redd, Drumma Boy ve Zaytoven’i matkap hareketinin önemli habercileri olarak tanımladı . [28]“I Don’t Like”, Chicago yerlisi, tanınmış hip hop yapımcısı ve rapçi Kanye West’e, GOOD Music’in derleme albümü Cruel Summer’da yer alan şarkının remiksini yaratması için ilham verdi . Stelios Phili ait GQ “2012 yılında hip hop ses” trap müziği aradı. [30]

    Ana akım müzik listelerinde güçlü bir varlığını sürdürdüğünden beri, trap müziği hip hop dışındaki sanatçılar için etkili olmuştur. R&B şarkıcısı Beyoncé’nin 2013 albümü Beyoncé’den ” Drunk in Love “, ” Flawless ” ve ” 7/11 ” şarkıları da trap etkileri içeriyordu. Amerikalı dans-pop şarkıcısı Lady Gaga , 2013 albümü Artpop için TI, Too Short ve Twista gibi rapçilerin yer aldığı “Jewels ‘n Drugs” adlı traptan ilham alan bir şarkı kaydetti . Pop ve trap müziğinin birleşimi, eleştirmenlerden karışık tepkilerle karşılandı. [31] [32] Eylül 2013’te,2013 albümü Prism’den rapçi Juicy J’nin yer aldığı ve trap öğeleri içeren ” Dark Horse ” adlı bir şarkı yayınladı . [33] [34] Şarkı , Ocak 2014’ün sonunda Billboard Hot 100’de bir numaraya ulaştı . [35]

    2015’ten günümüze: Genişleme ve yaygın olarak aynı yerde olma 

    Bu bölüm Trap müziğinin (EDM) bir özetini içermelidir . Bu makalenin ana metnine nasıl dahil edileceğiyle ilgili bilgi için Wikipedia: Özet stiline bakın . ( Nisan 2018 )

    Ağustos 2015’te Fetty Wap

    Mayıs 2015’te, New Jersey’li rapçi Fetty Wap’ın hit single’ı ” Trap Queen ” ABD Billboard Hot 100 listesinde ikinci sıraya yükselirken , trap müziği bir kez daha ana akım müzik listelerinin zirvesine çıktı. [36] Fetty Wap’in sonraki single’ları ” My Way ” ve ” 679 ” da Billboard Hot 100 listesinde ilk 10’a ulaştı. [37] Brooklyn merkezli rapçi Desiigner , 2016 yılında ABD Billboard Hot 100 listesinde zirveye çıkan ilk mixtape single’ı olarak ” Panda ” nın piyasaya sürülmesiyle büyük beğeni topladı . [38]Trap şarkılarının ticari başarısı, Rae Sremmurd ve Gucci Mane’nin ” Mannequin Challenge ” ile gösterildikten sonra Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya ulaşan ” Black Beatles ” filminde olduğu gibi, İnternet memeleri tarafından da desteklenmeye başlandı. internet fenomeni. [39] Benzer şekilde, 2017’de Migos ve Lil Uzi Vert ” Bad and Boujee ” arasındaki iş birliği , artık popüler olan “Raindrop (Drip), Drop top (Drop Top)” [40] şarkı sözleriyle internet memesinden sonra bir numaraya ulaştı maruziyet. [41] [42] 2 Chainz Dördüncü stüdyo albümü Pretty Girls Like Trap Music’i Haziran 2017’de yayınladı . Rapper Cardi B , 2017’de Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya yükselen ” Bodak Yellow ” adlı şarkısıyla son derece popüler oldu . [43] [44]

    Biz pop yıldızlarıyız . Trap rap pop şimdi. İnsanların kulakları, ne söylememiz gerektiğine ve nasıl söylediğimize göre ayarlandı.

    – 2 Chainz , Rolling Stone ile Haziran 2017 röportajında . [45]

    2013 yılında, traptan etkilenen EDM, yapımcı DJ Snake tarafından popüler hale getirilerek ana akıma geldi .

    2015 yılında ” Latin Trap ” adında yeni bir trap müziği füzyonu ortaya çıkmaya başladı. [46] Latin trapi, ” la calle” yi veya sokakları – koşuşturma, seks ve uyuşturucuları ayrıntılarıyla anlatan ana akım trape benzer . [47] Latin trapinin önde gelen sanatçıları arasında Bryant Myers, Anuel AA , Miky Woodz ve Bad Bunny yer alır. . [48] In Temmuz 2017, Fader “yazdı Reggaetoneros dan Porto Riko trap-lurching bas hatlarının unsurlarını, titreşimi 808S ve gözler yarı kapalı almış havası-ve banger sonra banger içine infüze.” [48] 

    Billboard için Ağustos 2017 tarihli bir makalede ‘”A Brief History Of” adlı dizisinde, tür hakkında kısa bir hikaye anlatmak için Latin trapininönemli sanatçılarından bazılarını ( Ozuna , De La Ghetto , Bad Bunny , Farruko ve Arcangel dahil) seçtiler . [46] [49] Elias Leight Rolling Stone kaydetti “[Jorge] Fonseca Anuel AA gibi Portorikolu sanatçıları yer Bryant Myers ve Noriel derleme üzerinde : Sezon 1 Trap kaposlarının Latince trap ” ilk oldu” LP reach numarasına üzerinde bir Billboard ‘ ın Latin Ritim Albüm grafiği.” [50]

    Bir remix (daha önce ABD sayı birini ulaşmıştı Cardi B’nin tek “Bodak Sarı” sürümü Billboard “Latin Trap Remix” adlı Hot 100 listesinde), resmen 18 Ağustos 2017 tarihinde yayımlanan ve Cardi B özellikleri edildi rap içinde İspanyolca ile Dominik hip hop şarkıcı Mesih bir katkı konuk ayet . [51] [52] Kasım 2017’de Rolling Stone , “yükselen bir Latin trap sesinin Reggaeton ile kaynaşarak daha yeni gelişmelere yanıt verdiğini, yavaş yuvarlanan ritimleri ve Güney hip-hop tarafından popüler hale getirilen aşırı vokal sunumunu kucakladığını” yazdı. [50]

    “Bubblegum rap”, “lezzetli” öğeler ve mırıltılı rap içeren “patlayan, trap yüklü” bir ritimden oluşur . [53] Aynı zamanda ” İnternette doğan müzik yıldızlarının yeni bir dalgasının öncüsü” olarak da tanımlanıyor . [54]

    5 Mayıs 2018’de rapçi ve müzisyen Childish Gambino , “neşeli, senkretik melodiler ve tehditkar trap kadansları arasındaki keskin kontrast üzerine inşa edilen” ” This Is America ”  yayınladı . [55] Billboard Charts’a 1 numaradan giriş yaptı ve yayınlandığı ilk hafta 65 milyondan fazla kez izlendi. [56]

    TI , 2018’de Dime Trap albümünün tanıtımında Atlanta’da bir pop-up TrapMusic Museum açtı : [57] ” Konseptinden itibaren küratörlüğünü yaptık. Amacı, kültüre en önemli katkıda bulunanları takdir etmekti. İkincisi, bilgilendirmek tür hakkında en az bilgiye sahip olanlar. Ve türe ilham veren çevrede bulunanlara ilham verin. ” [58] Müzede ayrıca ‘Traptan Kaçış’ adlı bir kaçış odası bulunmaktadır . [59] [60]

    2019’da Lil Nas X’in ” Eski Şehir Yolu ” Batı ve country müziğiyle trap kurdu . [61] Mart 2019’da şarkı Hot Country Songs listesine 19 numaradan giriş yaptı ve bir hafta sonra listeden kaldırıldı. [62] Bir Klip ile Billy Ray Cyrus , 5 Nisan 2019 tarihinde yayınlanan ve daha sonra bir bütün zaman tek hip hop uzun soluklu numarası oldu ve tüm zaman tek bir genel uzun numaralı edildi Pano 19 de, Hot 100 Haftalar, Mariah Carey ve Boyz II Men ‘s ” One Sweet Day ” tarafından belirlenen rekoru aşarak”ve Luis Fonsi ve Daddy Yankee’nin ” Despacito ” filminde Justin Bieber rol aldı . [63]

    Pop-R & B şarkıcısı Ariana Grande’nin 2019 albümü Thank U, ” 7 Rings “, ” Break Up with Your Girlfriend, I’m Bored “, ” Bad Idea ” ve ” In ” gibi birden fazla şarkıda sonraki deneyler Kafam “.

    Kaynakhttps://en.wikipedia.org/wiki/Trap_music
    https://blog.sonicbids.com/sub-genres-of-hip-hop-explained

  • Netflix: Bir Başkadır (Tüm Detaylar)

     Bir BaşkadırNetflix‘te 12 Kasım 2020’de gösterime giren, Berkun Oya‘nın yazıp yönettiği Türk dizisi.

    Yapımcılığını Krek Film adına Ali Farkhonde ve Nisan Ceren Göçen‘in üstlendiği dizinin kurgusu Ali Aga‘ya ait. 8 bölümden oluşan dizinin oyuncu kadrosunda ise Öykü KarayelFatih ArtmanFunda EryiğitDefne KayalarTülin ÖzenAlican YücesoyNesrin CavadzadeDerya KaradaşBige ÖnalSettar TanrıöğenÖner Erkan ve Gökhan Yıkılkan gibi isimler yer alıyor.[1]

    Konu

    12 Kasım’da yayınlanan Netflix’in yeni Türk dizisi Bir Başkadır gerçekçi konusu ile izleyenleri sürüklemeyi ve etkilemeyi başardı. Kısa sürede popüler olan ve sosyal medyada çok konuşulan dizinin konusu ise şöyle;

    Dizi, birbirlerinden çok farklı kişiliklere ve bambaşka hayatlara sahip olan bir grup insanın yollarının birbirleri ile kesişmesi ile yaşadıklarını konu alıyor. Bu karakterler, yollarının birbirleri ile kesişmeleri sonucunda ya yeni bir yolda yürümek ya da kaotik bir geçmiş ile hesaplaşmak zorunda kalacaklar.

    Dizinin Netflix açıklaması ise şöyle: “Hayatları farklı, hayalleri farklı, korkuları farklı. Birbirlerine zıt görünseler de yolları kesiştiğinde sınırlar ortadan kalkacak ve hepsi birbirinin hayatına dokunacak.”

    Oyuncu kadrosu ve karakterler

    Oyuncu Karakter Hakkında
    Öykü Karayel Meryem Yasin’in kardeşi
    Fatih Artman Yasin Meryem’in abisi, Ruhiye’nin eşi
    Funda Eryiğit Ruhiye Yasin’in eşi
    Defne Kayalar Peri Meryem’in gittiği psikiyatr
    Settar Tanrıöğen Ali Sadi Hoca Hayrunnisa’nın babası, Mesude’nin eşi
    Tülin Özen Gülbin Gülan’ın kardeşi, Rezan’ın ablası
    Derya Karadaş Gülan Gülbin ve Rezan’ın ablası
    Alican Yücesoy Sinan
    Bige Önal Hayrunnisa Ali Sadi Hoca ve Mesude’nin kızı
    Öner Erkan Rezan Gülbin ve Gülan’ın kardeşi
    Nesrin Cavadzade Melisa Peri’nin yakın arkadaşı ve aktris
    Gökhan Yıkılkan Hilmi
    Gülçin Kültür Şahin Mesude Ali Sadi Hoca’nın eşi, Hayrunnisa’nın annesi
    Esme Madra Burcu Hayrunnisa’nın kız arkadaşı
    Nazmi Kırık Civan Gülan’ın eşi
    Nur Sürer Feray Peri’nin annesi
    Taner Birsel Orhan Peri’nin babası
    Nihal Koldaş Sinan’ın annesi
    Sinan Tuzcu Konuk oyuncu

    ,

    Eleştiriler

    Şenay Akdemir Evrensel Gazetesi’ndeki yazısında, Bir Başkadır’dan övgü dolu sözlerle bahsetti. Dizinin fazlasıyla “yerli ve milli” olduğunu söyledi. Ayrıca diziyi Türkiye için uluslararası bir proje olarak adlandırdı. Bununla birlikte Bir Başkadır’ın Türkiye sınırları içerisinde üretilmiş en iyi Netflix yapımı olduğunu ekledi.

    Ekranella yazarı Yiğit Karaahmet çoğunluğun aksine diziyi başarısız buldu. Yiğit Karaahmet eleştirisinde dizide çok fazla “boşluk” olduğunu belirtti. Ayrıca dizinin “Türk standartlarının üstünde olduğu” gibi yorumlara da katılmadığını söyledi.

    Akit: Netflix’in ‘Bir Başkadır’ adlı skandal dizisinden büyük alçaklık! “Böyle şerefsizlik görülmedi”

    İNCELEME

    Berkun Oya’nın yazdığı ve sekiz bölümünü de kendi yönettiği Netflix dizisi Bir Başkadır, diğer birçok özelliğiyle birlikte bölümlerinin kapanış jeneriğinde kullanılan görüntülerle de anılacak muhtemelen.

    Dizisinin ne kadar detaylı bir şekilde tasarlandığının, üzerinde ne denli kafa yorulduğunun birer kanıtı da olan bu jeneriklerin birinde, Fransız sinemasının en önemli yönetmenlerden Maurice Pialat’nın Bosphore isimli kısa filminden kesitler yer alıyor. Yönetmenin 1964 yılında Türkiye’ye gelerek çektiği altı belgeselden biri olan bu film, dönemin İstanbul’una dair önemli görüntüler içermesinin yanında bu şehrin gelenekler ve çağdaş olan arasında kalmış yapısına da vurgu yapıyor; hatta Türkiye’ye dair şöyle bir tanım sunuyor: “Türkiye, geleneklerini terk etmeden geleceğe dair yeni bir anlam ararken karşısında talihsizlikler buldu.” Kapanış jeneriklerinde tekrar tekrar karşımıza çıkan ve dolayısıyla bu arşiv görüntülerinin kullanılmasının tesadüf olmadığının altını çizen isim ise yabancı bestelerin üzerine yazdığı Türkçe sözleri, batı ve doğu müziğinin unsurlarını bir araya getiren tarzıyla seslendiren Ferdi Özbeğen.

    Söz konusu arşiv görüntülerinin birinde, sanatçı sahneye çıkmadan önce, Derya Baykal tarafından şu şekilde anons ediliyor: “Hem Türkçe sözlü hafif müziğimize bir anahtar hem de yeni yeni geniş bir şekilde uygulanmaya başlayan çok sesli sanat müziğimize ta o yıllarda adım atmış oldu.” Aynı zamanda dizinin adı her ilk anda Ayten Alpman’ın yorumuyla duymaya alışık olduğumuz “Bir Başkadır Benim Memleketim” şarkısını anımsatıyor olsa da Özbeğen’in de 1993 yılında yayınlanmış “Bir Başkadır Ferdi Özbeğen” adını taşıyan derleme bir albümü bulunuyor.

    Bölüm sonlarında tamamlayıcı etki yapan bu arşiv görüntülerinin arasındaki paralellikler ve bölümler ilerledikçe, dizinin çatısı oluşunca kazandıkları yeni anlamlar Bir Başkadır’ın, Türkiye’nin bu çift kutuplu, gelenek ve modern arasında sıkışmış yapısıyla bir derdi olduğunu görünür kılıyor. Kaldı ki dizi uluslararası alanda; kabaca “bir toplumun ahlak değerleriyle şekillenen ortak eğilimi” anlamına gelen Ethos adıyla anılıyor. Daha çok tiyatro alanındaki çalışmalarıyla ve dizi senaryolarıyla tanınan, 2007 yılında İyi Seneler Londra filmini yazıp yöneten Berkun Oya’nın ikinci kez kamera arkasına geçtiği dizi, bu ikiliği hem metin hem de reji anlamında oldukça iyi kotarılmış bölümlerle ekrana yansıtıyor.

    Bir Başkadır, anlatısını özellikle birkaç karakter üzerine yoğunlaştıran bir dizi değil. Aksine, ekran süreleri birbirlerinden farklı olsa da her biri çizilen Türkiye portresine ve anlatılan hikâyeye benzer düzeylerde katkılar sunan karakterleri bir araya getiriyor. Anlatı, Öykü Karayel’in hayat verdiği Meryem’in gündelikçilik yaptığı evde bayılmasıyla açılıyor ve devamında bir yıl önceye atlama yapıyor. Bu kez aynı karakteri ilk anda tam olarak neresi olduğunu anlamlandırmakta zorlandığımız bir bölgede görüyoruz. İstanbul gibi bir metropolün parçası olduğuna inanmanın güç olduğu köyvari yerleşim yerindeki evinden çıkan Meryem, bu koca şehrin keşmekeşi içinde göründüğünde dizinin mekânsal algısı da genişlemeye başlıyor. Genç kadının yolculuğu şehrin “orta” yerindeki bir devlet hastanesinin mütevazi şekilde döşenmiş psikiyatri kliğine varıyor. Burası Peri’nin (Defne Kayalar) kliğini.

    Devamında tam anlamıyla “Beyaz Türk” etiketine uyacak bir ailenin yurtdışında okumuş kızı olduğunu öğreniyoruz Peri’nin. Yetiştirilme tarzından kaynaklanan şekilde başörtülü, yaşadığı mahallenin en saygın kişisi konumundaki “hoca efendinin” sözünden çıkmayan Meryem’e hasta-doktor ilişkisinin sınırlarını aşacak bir önyargıyla yaklaşıyor.

    Bunun sorunlu bir yaklaşım olduğunun farkında ve çareyi gayet şık dekore edilmiş, arkadaşına ait bir psikolog ofisinde arıyor. Birbirinin ardısıra gelen bu sahnelerle Bir Başkadır’ın mekânsal kapsamı şehrin farklı gelir gruplarına mensup insanları içine almaya başlıyor. Hikâye; Meryem, Peri, Peri’nin psikolog arkadaşı Gülbin (Tülin Özen), Meryem’in bir gece kulübünde güvenlik görevlisi olarak çalışan abisi Yasin (Fatih Artman), Yasin’in geçmişte yaşadığı travmatik olay sebebiyle psikolojik problemler yaşayan eşi Ruhiye (Funda Eryiğit), Meryem’in evine gündeliğe gittiği Sinan (Alican Yücesoy), Meryem’in yol göstericisi konumundaki hocanın elektronik müzik dinleyen kızı Hayrunnisa (Bige Önal) ve diğer karakterin birbirleriyle bir şekilde temas hâlindeki hayatlarının detaylarının ortaya çıkmasıyla açılıyor.

    İstanbul’ın çeperlerindeki bir köy evinde başlayan anlatı, ülkenin doğusundan bu şehre göç etmek durumunda kalmış, orta sınıf mensubu bir Kürt ailesinin evine, oradan da Sinan’ın rezidansına, Peri’nin ailesinin boğaza nazır evine doğru genişliyor. Bu farklı mekânların arası, bu çok geniş bir yelpazeye yayılmış karakterler ve onların birbirleriyle girdikleri büyükçe bir ağ gibi örülmüş ilişki zinciriyle kaplanıyor. Berkun Oya önce, bu çok karakterli, çok mekânlı yapıyı kurarken, toplumun birbirinden ayrılmış, farklı etiketlerle arketipleştirilmiş karakterlerin arasındaki görünmez duvarları hissettiriyor.

    Peri, Meryem ve onun çevresine yukarıdan bakıyor; Meryem, Sinan’ın evinde yaşananları ayıplıyor; Gülbin, ailesiyle iletişim kurmaya çalıştığında resmi ideolojinin çizdiği sınırlara takılıyor. Böylelikle tarihsel olarak geçmişle bağ kurulmasını da sağlayan Pialat’nın belgeseli ve Özbeğen’in müziğiyle yansıtılan arada kalmışlığın, çift kutuplu yapının, içinde yaşadığımız toplumum kolektif bilinçaltına işlediği ve bunların sosyopolitik yapının dizaynında nasıl kullanıldığı, izlediğimiz sert olaylar silsilesinin bazını teşkil eder hâle geliyor.

    Bir Başkadır bu farklı düşünce yapılarına, ekonomik şartlara sahip karakterlerine hiçbir noktada yargılayıcı bir tonda yaklaşmıyor, parmak sallamıyor. Onları çizdiği çerçevenin içine, Oya’nın yazarlık hünerlerini sergilediği gelişmeler dâhilinde yerleştiriyor ve bu görünmez duvarların nasıl aşabileceğine -en azından öteki tarafına nasıl bakılabileceğine- dair fikir teatisi yapıyor. Bunun sonucunda yavaş yavaş ortaya çıkan duygusal yükseliş, empatinin, diğerine kulak kabartmanın öneminin altını çiziyor, kazandırılmış önyargıların, altında yaşamaya zorlandığımız şartları nasıl daha çekilmez hâle getirdiğini seyircinin yüzüne insani ve anlayışlı bir noktadan çarpıyor.

    Anlatı şekli olarak son derece modern bir yerde duran, güncel dizi formunun imkânlarını oldukça etkili şekilde kullanan bir yapım Bir Başkadır. Ama bir yandan da odaklandığı ülkenin gelenekleşmiş ya da kemikleşmiş lokal unsurlarıyla arasına mesafe koymuyor. Örneğin dizinin adının yazımında kullanılan tipografi ya da açılışlarda duyduğumuz müzikler, bu ülkenin sinematik geçmişini fazlasıyla çağrıştırıyor. Benzer şekilde diyalogların ve olayların arasına yerleştirilmiş, Esra Erol ya da fenomen hâline gelen dizi Çukur’u izlemek gibi detaylar Bir Başkadır’a “buralı” bir ton kazandırıyor, izlediklerimizi daha gerçek ve esaslı kılıyor; hikâyenin ayakları yere daha sağlam basıyor böylelikle.

    Tabii bu noktada oyunculukların da bu hissiyatın tahsis edilmesinde çok önemli bir noktada durduğunu söylemekte fayda var. Hemen hemen tüm oyuncuların çok başarılı işler çıkardığı dizide, Öykü Karayel ve Fatih Artman kilit konumda olan karakterlerini canlandırırken kusursuza yakın oyunlarıyla Bir Başkadır’ı daha da güçlü kılıyorlar. Fakat dizinin çok karakterli yapısını kurarken kullandığı matematiğin bu gerçekliğe zaman zaman zarar verdiğini de söylemek gerek. Genel olarak bu “temas” durumu iyi kurulmuşken, özellikle Nesrin Cavadzade’nin canlandırdığı dizi oyuncusu Melisa’nin bu ağa dâhil oluşu ve devamında yaşadıkları biraz fazla tasarlanmış görünüyor.

    Bir Başkadır, üzerinde yaşadığımız ülkenin kolektif bilinçaltını ve problematik yapısını dert edinen bir dizi. Ama bu konulara eğilirken didaktik olmadığı gibi, bu kavramları anlattığı hikâyenin lokomotifi gibi kullanmak konusunda oldukça başarılı. Bu da tabii Berkun Oya’nın hem senarist hem de yönetmen olarak üst düzey bir iş çıkarmasından ileri geliyor öncelikle. Senaryosunu yazdığı Masum‘la dijital platformlarda yapılabilecekler adına umut veren Oya, Bir Başkadır’la seviyeyi çok daha yukarı çekerek bu alanda Türkiye’de yapılmış en kayda değer çalışmaya imza atıyor. Ufak tefek birtakım olumsuzluklarına rağmen gerek hikâyesi, gerekse bu hikâyeyi anlatma ve yan unsurlarla derinleştirme biçimiyle iyi tasarlanmış, kompleks bir dizi Bir Başkadır.

    Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Bir_Ba%C5%9Fkad%C4%B1r
    https://listelist.com/bir-baskadir-dizisi/
    https://filmloverss.com/bir-baskadir-gorunmez-duvarlar/

  • The Fountain: Darren Aronofsky Mistisizmi

     

    KONU

    Filmin 21. yüzyıldaki diliminde bilim adamı olan Tommy Creo, ölmek üzere olan kanser hastası eşi Izzi’yi kurtarabilmek için umutsuzca hastalığa çare bulmaya çalışmaktadır.

    Bu sırada Izzi 16. yüzyıl İspanya ‘sında geçen bir hikâye yazmaktadır. Hikâyede Engizisyon tarafından toprakları elinden alınmakla tehdit edilen Kraliçe Isabella, sadık konkistador Tomás’ı İspanya ‘yı kölelikten kurtarabilmenin tek yolu olduğuna inandığı Hayat Ağacını araması için Maya ormanlarına gönderir. Hikâye İspanya ‘da başlayıp Xibalba denilen Nebula‘da bitecektir ancak Izzi’nin hikâyeyi bitirecek kadar zamanı olmadığı için Tommy’den hikâyeyi bitirmesini ister.

    26. yüzyılda ise uzay gezgini olan Tom uzaydaki gezintisi sırasında kendisini çok uzun sürelerdir rahatsız eden olayların arkasındaki gerçekleri keşfeder. Bu üç adamın hikâyesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.


    https://youtu.be/7YPLpxv1LtQ

    ALINTILAR

    “Ölüm huzura giden yoldur.”

    “Ölüm yaradılışın bir parçasıdır.”

    “Her gölge, ne kadar koyu olursa olsun, sabah güneşi tarafından tehdit edilir.”

    “Ölüm bir hastalıktır. Aynı diğerleri gibi. Ve bir tedavisi vardır.”

    “Bedenlerimiz ruhlarımızın hapishaneleridir. Derimiz ve kanımız,
    tutsaklığımızın demir parmaklıklarıdır. Yine de korkmayın. Et çürür. Ölüm her şeyi küle çevirir ve,
    böylece, ölüm her ruhu serbest bırakır.”

    “Kraliçeniz Dünya’da ölümsüzlük arıyor… Sahte bir cennet. Bu, delalettir.
    O sizi kibirliliğe sürüklüyor ve ruhtan uzaklaştırıyor. Ama bu aptallıktır,
    çünkü, o da ölecek. Kıyamet Günü kaçınılmazdır. Her yaşayan ruh yargılanmalıdır.”

    “Utancım büyük. Ülkemi koruyamadım.”

    “Eski Ahit’e göre, Cennet Bahçesi’nde iki ağaç vardı. Bilgi Ağacı ve Hayat Ağacı.
    Adem ve Havva, Bilgi Ağacı’nın meyvelerinden yiyince, Tanrı bahçeyi onlara yasakladı
    ve Hayat Ağacı’nı sakladı.”

    “Hepimiz hayatımız boyunca bütünün bir parçası olmak için çabaladık. Öldüğümüzde tam olmak isteriz, güzelliğe ulaşabilmek için. Çok azımız başarabiliriz. Çoğumuz geldiğimiz gibi gideriz, tekmeleyerek ve bağırarak.”



    Darren Aronofsky’nin altı yıl sinemadan uzak kalmasına sebep olan üçüncü uzun metraj filmi The Fountain’a, Pi ve Requiem for a Dream ile kendini kanıtlayan ve özgüven kazanan yönetmenin meydan okuması olarak bakılabilir. The Matrix’i izlediğinde bilimkurgu sinemasında daha ne kadar ileri gidilebileceğini, bir sonraki aşamanın ne olacağını kendisine soran Aronofsky’nin, aradığı cevabı bulmak için çıktığı uzun ve sancılı yolculuk, The Fountain gibi eşsiz bir bilimkurgu filminin yaratılmasıyla tamamlandı.

    İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde yapılan ve yuhalanan, eleştirilen ve gişede zarar eden The Fountain; içeriği, anlatısı ve özellikle de görselliğiyle gerçekten de daha ne kadar ileri gidilebilir sorusuna verilmiş tatmin edici bir cevap olarak, bilimkurgu sineması tarihindeki yerini aldı. Her izleyenin farklı algıladığı ve anlamakta zorlandığı The Fountain, tam da Aronofsky’nin istediği gibi çeşitli tartışmalar yarattı. Aronofsky, her izleyenin kendi cevaplarını bulmasını istediğinden, haklı olarak filmin hangi gerçeklikte olduğunu açıklamaktan kaçındı. Bu gerçeği bulmak bize düştüğünden, parçaları birleştirerek filmin yarattığı karmaşayı çözmek istedim ve filmi, hikâyeyi mantıklı ve gerçekçi bir zemine oturttuğumu düşündüğüm iki farklı biçimde çözümlemeye çalıştım.

    FİLM ANALİZİ

    ***Yazının bundan sonraki bölümü The Fountain ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

    The Fountain’ın Çözümüne Dair: Filmde Kaç Farklı Zaman Dilimi Var?

    Girişte bahsettiğim gibi filmi çözümleyebilmek için öncelikle bu soruya net bir cevap verebilmek gerekiyor. The Fountain’da iki farklı zaman dilimi olduğu söyleyeyim. 16. yüzyılda geçen kısmın Izzi’nin kitabı ve dolayısıyla da sadece kurgudan ibaret olduğu düşünüldüğünde geriye iki seçenek kalıyor. Film, ya 21. yüzyıldaki gerçekliğin dışına çıkmıyor ya da 26. yüzyıl, 21. yüzyıldaki hikâyenin devamı.

    Hikâyenin yalnızca 21. yüzyılda geçtiği bir gerçeklik kurduğumuzda, 26. yüzyılı Tommy’nin içsel yolculuğu olduğunu varsayabilir veya bu bölümü 16. yüzyıldaki kurgusal hikâyenin devamı olarak düşünebiliriz. Sonuçta Izzi, kitabının İspanya’da başlayıp Xibalba’da son bulacağını söylemiş ve ölmeden önce son bölümü Tommy’nin yazması için ısrarcı olmuştu. Tommy de Izzi’nin son dileğini, onun istediği şekilde yerine getirmiş olabilir. Ne var ki, sözünü ettiğimiz kurgularda havada kalan çok fazla detay olduğunu ve taşların tam olarak yerine oturmadığını düşünüyorum.

    Çözüm 1: İçsel Yolculuk

    Izzi’yi kaybeden Tommy, ölümü alt etmek için çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Guatemala’daki ağaçtan elde ettiği karışımın Donovan’ın tümörünü yok etmesi ve becerilerini geliştirmesi sebebiyle ağaçla ilgili her şeyi öğrenmek isteyen Tommy, ekibini seferber ediyor. Ancak tıpta çığır açtığını düşünebileceğimiz bu tedaviyi daha ileri götüremiyor, ölüme çare bulamıyor. Izzi’yi kurtaramaması, hastalık olduğunu düşündüğü ölümün tedavisini bulamaması ve Izzi’nin son isteğini yerine getirememesi, Tommy’yi farklı arayışlara yönlendiriyor. Yaşamaya devam edebilmesi, bu yenilgilerin üstesinden gelebilmesi için bakış açısını değiştirmesi gerektiğinin farkına varıyor. Arayışa giren Tommy, kurtuluşu Budizm’de buluyor.

    Zen Budizm’ini öğrenen Tommy’yi Lotus duruşuyla meditasyon yaparken görüyoruz. Bu noktada, filmin üç parçalı anlatısında 26. yüzyılda geçtiği varsayılan bölümün, Tommy’nin içsel yolculuğu olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Zen Budizm’i ile içine yönelen Tommy, bu meditasyon tekniğiyle egosu ve kişiliğiyle mücadele ediyor. Ne kadar olduğunu bilemesek de uzun bir sürecin sonunda kişiliğinde keskin bir dönüşüm meydana geliyor. Hayat ve varoluş hakkında yeni bir perspektif kazanıyor ve bir tür aydınlanma yaşıyor.

    Filmin üçüncü kısmının Tommy’nin iç dünyası olduğunu söyledik. Peki, Aronofsky, Tommy’nin iç dünyasını, neden onu şeffaf bir kürenin içerisine yerleştirerek görselleştiriyor? Bunun tek bir sebebi yok. Filmin farklı okumalara açık olabilmesi için, seyircinin Tommy’nin yolculuğunu içsel ve dışsal bir yolculuk olarak değerlendirebilmesi gerekiyor. Dışsal bir yolculuk olabilmesi için de bu uzay yolculuğunun şartlarının yerine getirilmesi gerekiyor. Şeffaf küre, aynı zamanda meditasyon halindeki Tommy’nin dış dünyadan kopuşunun, kendi iç dünyasını yönelişinin bir simgesi.

    Kürede Tommy’nin bir türlü kaçamadığı anılarını ve içinde filizlenen yeni inancı görmekteyiz. Bu inanç, Moses Morales adlı rehberin Izzi’ye anlattığı mezara dikilen tohum ile ağaca dönüşme ve bu dönüşümün form değiştirerek devam ettiği bir hikâyeden ibaretti. Moses Morales’in babasının gerçekten bu döngüye girdiğine inandığı gerçek bir hikâye… Tommy, başta inanmasa da Izzi’nin mezarına bir tohum ekmişti. İnanmaya başlamasının sebebi Budizm’e yöneldiğinde aynı inancı görmesidir. Budizm’de de benzer bir yaşam döngüsü ve dönüşüm vardır. Aronofsky de zaten farklı kültürlerdeki ve mitlerdeki benzer hikâye ve inançları filmin tamamında iç içe geçirerek, sentezleyerek farklı bir yapı kuruyor.

    Ölümün bir hastalık olduğunu iddia eden bilim insanı Tommy, Zen Budizm’i ile bu iddiasından vazgeçiyor. Ölümün hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olduğuna ve bununla birlikte ölümün bir son olmadığına inanmaya başlıyor. Tommy, ölümün yaklaştığını biliyor ve korkmaya başlıyor. Ölmeden önce Izzi’nin kitabını bitirmesi gerekiyor ama sonunu bilmiyor. Tommy, kitabı Nirvana’ya ulaştığında bitiriyor. Xibalba’ya ulaşması, esasında Nirvana’ya ulaştığını gösteriyor. Çünkü Tommy’nin içsel yolculuğu, Nirvana’ya ulaştığı takdirde anlam kazanabilecektir. Burada önemli bir husus daha var.

    O da Tommy’nin, Izzi’nin kitabını bitiriş şekli. Thomas, Hayat Ağacı’na buluyor, ölümsüzlük veren reçinesinden içiyor ama kendisinin ve kraliçesinin hayal ettiği gibi ölümsüzlüğe ulaşamıyor. Tommy’nin Izzi’yi kurtaramaması ve ölümsüzlüğe erişememesi gibi Thomas da kraliçeyi kurtaramıyor ve ölümsüzlüğe erişemiyor. Thomas, ölümsüzlük verdiğine inanılan reçineden kana kana içtiğinde çiçeğe dönüşüyor. Çünkü Tommy artık buna inanıyor.

    Çözümü 2: İçsel Ve Dışsal Bir Yolculuk

    21. yüzyıldaki hikâyenin sonunda Tommy’yi ölüme çare bulabilmek için Guatemala’daki ağaçla ilgili her şeyi bilmek istediğini söylediği ve kendisini bilime adadığı anda bırakmıştık. 26. yüzyılda dev bir küre veya baloncuk içerisinde Xibalba’ya yolculuk eden Tom’un, 21. yüzyılda bıraktığımız Tommy olduğunu düşünmek zorundayız. Sebeplerine geçmeden önce şunu söyleyelim: böyle düşündüğümüzde Tommy’nin bir hastalık olduğunu düşündüğü ölüme çare bulduğunu, ölümsüzlüğü keşfettiğini kabul etmiş oluyoruz. Şimdi bu sonuca nasıl vardığımızı en başa dönerek açıklamaya çalışalım. Hastalığı sebebiyle kriz geçiren Izzi, son günlerinde Tommy’ye gerçekliğine inandığı bir hikâye anlatıyor.

    Çıktığı bir seyahatte, Moses Morales adlı Mayalı bir rehber, Izzi’ye ölen babasından bahsediyor. Moses, babasının öldüğüne inanmıyor. Mezarı kazarlarsa babasını orada bulamayacaklarını söylüyor. Babasının mezarının üzerine bir tohum ekmişler. Tohum ağaç olmuş. Moses, babasının o ağacın bir parçası olduğuna inanmış. Bir bilim insanı olan Tommy, bu hikâyeyi dinlediğinde doğal olarak inanmıyor ve saçmalık olduğunu düşünüyor. Ancak Izzi öldükten sonra mezarını kazıp bir tohum dikiyor. 21. yüzyıl ile 26. yüzyıl arasında, elimizdeki tüm bilgileri kullanarak -Tommy özelinde- neler olduğunu düşünmek ve boşlukları doldurmak bize düşüyor.

    Hayattaki nihai amacına -ölümsüzlüğe- ulaşan Tommy’nin hikâyenin önceki çözümünde olduğu gibi Zen Budizm’ine yöneldiğini burada da söyleyeceğiz. Tommy’nin Zen Budizm’ine yönelme sebepleri de aynı. Xibalba’ya yaptığı yolculuk esnasında da meditasyon yapmaya devam eden Tommy, Izzi’nin son isteğini yerine getirememenin ve onsuz yaşamanın verdiği ıstırabın üstesinden gelmeye çalışıyor. O, 21. yüzyılda bıraktığımız, sadece bilime ve bilimsel gerçeklere inanan Tommy değil artık. Beş yüz yıldan uzun bir süredir yaşayan, içgörüsü kuvvetli, ruhani tarafını keşfetmiş bilge bir insan…

    Tommy, neden bir ağaçla yolculuk etmektedir, ağaçla konuşmasının, ona sarılmasından nasıl bir sonuç çıkarmalıyız? Tommy, ağacın Izzi olduğuna inanıyor. Beş yüz yıl önce Izzi’nin mezarına diktiği tohum ağaç oldu. Izzi anlattığında, Tommy’ye safsata gibi gelse de zamanla kişisel olarak bilimde daha ileriye gidemeyeceği bir noktaya ulaştığında, kendisini aştığında, alternatif inançlar alternatif olmaktan çıkıverdi onun için. Yine de ölümsüzlüğe erişmiş bir insan olarak, Izzi’nin anlattığı ve inandığı biçimiyle ebediyen var olma fikrini, alternatif bir ölümsüzlük fikrini benimsemesi oldukça zordu.

    Kırılma noktası Tommy’nin Budizm felsefesiyle hayatına yeni bir yön verdiğinde gerçekleşti. Çünkü aynı inancı, aynı döngüyü Budizm’de de gördü ve koşulsuzca bağlandı. Bir ağacın bedeninde de olsa Izzi’nin var olduğu bir dünyada yaşayan Tommy, Izzzi’yi ikinci kez kaybetmeden evvel (Ağacın yaşlanması ve ölümünün yaklaşması) Xibalba’ya gitmesini sağlayacak imkânların da oluşmasıyla ağacı küresine alarak son yolculuğuna çıkıyor. Bu noktada, Tommy, neden Xibalba’ya gidiyor sorusunu cevaplamak gerekiyor.

    Ağacın yaşlanması ve ölmesinin, Izzi’yi yeniden kaybetmek anlamına geldiğini söylemiştik. Tommy, bu dünyadaki ölümsüzlüğün Izzi olmadan bir anlamı olmayacağını fark ediyor ve Izzi ile sonsuza kadar birlikte olabilecekleri Xibalba’da yeniden doğuş inancına tutunurken buluyor kendini. Tommy’nin yolculuğu bu motivasyonla başlıyor.

    26. yüzyıldaki kısmın 21. yüzyıldaki hikâyenin devamı olduğunu işaret eden çok önemli başka veriler de var. Bunların biri Tommy’nin sağ koluna mürekkeple işlediği ince ve kalın halkaların, kendi deyimiyle aradan geçen zamanı gösteriyor oluşudur. 21. yüzyılda evlilik yüzüğünü kaybeden Tommy, Izzi’ye olan bağlılığının simgesi olan yüzüğü bulamadığı için acı çekiyor. Izzi öldükten sonra, Izzi’nin kitabını tamamlaması için hediye ettiği kalemle mürekkebi parmağına işliyor Tommy. Parmağında mürekkeple oluşturduğu halkayı 26. yüzyılda da görüyoruz. Hatta yılları koluna işleme fikri de buradan çıkıyor. Tommy’nin kolundaki halkalardan bahsederken, “Bütün bu yıllar, bu anlılar, hep sen vardın” dediğini duyuyoruz. Izzi, öldükten sonra da hep yanında; ruhuyla, anılarıyla ve yeni yaşam formuyla… Tommy’nin “bütün bu yıllar”dan kastı şüphesiz ki, aradan geçen beş yüz yıl.

    Tommy’nin yolculuğu sırasında Izzi ile olan anılarının onu yalnız bırakmadığını görüyoruz.. Hasta yatağında Izzi, ilk kar yağdığı için Tommy ile yürüyüş yapmak isteyen Izzi ve kitabının bitirilmesini isteyen Izzi… Aronofsky, Tommy’ye acı veren anıları yerleştiriyor küreye. Yüzyıllar geçse de unutamadığı, üstesinden gelemediği anılar… Adına Tom denen 26. yüzyıldaki karakterin anılarının 21. yüzyıldaki Tommy’nin anıları olması ikisini birbirine bağlayan en önemli ayrıntı diyebiliriz. Çünkü anılarımız geçmişimizdir, yaşanmışlıklarımızdır.

    En büyük korkusunu, ölümü yenmeyi başaran Tommy, Xibalba’ya vardığında ölüp yeniden doğacağına inansa da korktuğunu söylüyor. Ancak Izzi ile sonsuza kadar yaşama fikrine sıkıca sarılarak küresinden ayrılıyor. Vicdan azabını dindirmek ve huzur bulabilmek içinse yapması gereken son şeyi yerine getiriyor: Izzi’nin kitabını bitiriyor.

    Sonuç

    Filmin yazarı, yönetmeni, her şeyi Darren Aronofsky, The Fountain’ın bir bilimkurgu filmi olduğunu söylüyor. En başta The Matrix’i izlerken bilimkurgu filmi yapmayı kafasına koyan Aronofsky, “Uzayı dıştan çok, içten ele alan bir film çekmeyi karar verdik. Uzayın dışı, teknoloji delisi filmler tarafından esir alınmıştı çoktan. Daha canlı, farklı ve minimalist bir bilimkurgu filmi yapmanın mutlaka bir yolu olmalıydı.” diyor. Bu sebeple ikinci çözümü daha olası buluyorum. The Fountain’ın bir bilimkurgu olabilmesi için Tommy’nin ölümsüzlüğü bulması şart.

    Ölümsüzlüğü bulduğunu kabul ettiğimizde de 26. yüzyıla kadar yaşadığını ve Xibalba’ya doğru o uzay yolculuğunu yaptığını doğal olarak kabul etmiş oluyoruz. 26. yüzyılı Tommy’nin içsel yolculuğu olarak okuduğumuzda Aronofsky’nin “Minimalist bilimkurgu yapmak için yola çıktık” söylemiyle çelişiyoruz. Minimalist bilimkurgu söyleminin The Fountain çözümlemesinde anahtarımız olduğunu düşünüyorum. Şüphesiz ki, çelişkilere rağmen birinci çözümün de yabana atılmaması gerekiyor. Bu iki çözüm dışında The Fountain’ı bir paralel evren bilimkurgusu olarak okuyabilir veya üç hikâyeyi birbirinden bağımsız olarak da değerlendirebilirsiniz. Karar sizin.


    FOTOĞRAFÇI ANALİZİ

    Yani merak ediyor olabilirsiniz… ama Çeşme bir film… filmler filmdir, fotoğraf değil !!

    Bu doğru. Ancak en akılda kalan filmleri parçalara ayırarak, en iyi sahnelerin bazıları tek bir görüntüde özetlenebilir. Sinematografi ve bir video kamera ile zamanın hareketini yakalama yeteneği mükemmel ve kendi başına sanatsal bir yetenek olsa da, uzun çekimler şeklinde ekrana gelenler gibi bazı anları analiz etmek gerçekten büyüleyici olabilir. tam uzunlukları.

    Amaçlarımız için, Çeşme’yi fotoğrafçılar olarak analiz etmek, bir adım geri çekilip filmden bağımsız ve hareketsiz görüntülere bakmayı gerektirir. Sanatsal bir bakış açısıyla fotoğrafçılık hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, bunlar oldukça faydalı olabilir ve bu şeylerin aklımızda yer almasına neden olan bazı unsurları vurgulayacağız.

    Bununla birlikte, Çeşme’den birkaç fotoğrafı vurgulayalım ve bunları bir fotoğraf merceğinden tartışalım:

    1). Uzay gemisi”

    Çeşme’nin en akılda kalan bölümlerinden biri, etrafta süzülen “uzay gemisi” tasviridir. Temelde bir adam, ölen bir ağaç ve anılarını içeren bir küre.

    Bir fotoğraf olarak bu gerçekten çok etkileyici. Masaüstümüzde ara sıra duvar kağıdı olarak görünmesinin bir nedeni var. Hemen çekici olan ilk şey renk paleti. Hem yumuşak hem de yoğun olmayı başarırken, aynı zamanda bunun uzayda dolaşan bir şey olduğu hissini iletiyor. Belki bazı bulutsuların yanından geçerek. Kim bilir ? İnsanların keşfetmeye devam ettiği en büyük gizemlerden biri – dışarıda ne tür görünmeyen şeyler var? Kehribar rengi tonları tam olarak Dünya’ya bağlı değil, kesinlikle burada tasvir edilen şekillerde değil ve şüphesiz bu hayranlık uyandırıyor.

    Kompozisyon açısından bakıldığında, görüntü de oldukça olağanüstü. Kürenin dış sol kenarı, gözünüzün izlediği ve çerçevenin sağ tarafına geri döndüğü görüntü çerçevesinin üst ve alt kısmına giden ön çizgiler oluşturur. Bununla birlikte, görüntü, karenin en sol bölümünü oluşturan negatif boşluk, filmin ön ve merkezini oluşturan (kameraya diğer konudan biraz daha yakın olsa bile) ve çerçevenin en sağındaki kadın ve ağaç.

    Görüntüyü bizim için bir araya getiren şey, hem sahnenin izleyici için gerekli olmayan kısımlarını küçültmek hem de diğer şeylerin önemini artırmak için gölgelerin ve vurguların kullanılmasıdır. Ön planda, neredeyse tamamen karanlık olan siyah bir kütle (belki kurutulmuş odun veya çimen veya başka bir şey) var. Bunun görüntünün yalnızca sağ yarısını oluşturması, solda ise ön plandaki bir nesneden yoksun olması oldukça ilginç – negatif alanı güçlendiriyor ve bu uzay küresinin uzayda kelimenin tam anlamıyla kendi başına dolaştığı hissini artırıyor .

    Parlak noktalar gözlerimizi hem erkeğe, hem kadına hem de ağaca çeker. Konumun bağlamını bilmek kesinlikle değerli olsa da, insanlar ve belirli nesne görüntünün temel konularını oluşturur. Hikayenin daha geniş bağlamı göz önüne alındığında – bu insanların bulunduğu yer, duygularını iletmek için mükemmeldir.

    Filmi görmediyseniz, anında net olmayabilir, ancak tıpkı düğünleri fotoğrafladığımız zamanki gibi – gördüğünüz görüntüler, daha iyi bir hale getirilmesi için genellikle bağlam bilgisi gerektirir.

    2). Hayat Ağacı

    Filmin sonlarına doğru, Hayat Ağacı’nın bu görüntüsünü görüyoruz. Bu, birçok filmde, dini metinlerde ve öfkeli kolej çocuklarının dövmelerinde tekrar tekrar tasvir edilen bir sembol olmuştur. Bir Maya harabesinin tepesinde olması beklenebilecek şeyden ağır bir ipucu alarak, hemen güzel ve basit bir tasarıma sahiptir. Arka plan manzarası çok güzel ve Meksika’dayken Coba’daki Maya harabelerinin tepesinden kendimizi gördüklerimizle paralellik gösteriyor.

    Maya uygarlığıyla ilgili geçmiş, aslında bu görüntüyü bizim için daha ilginç kılıyor. Ağaçlarla dolu yoğun ormanlar ve çok sayıda hayvan, bugüne kadar bile sırları saklar. Böyle etkileyici bir fantezi toteminin böyle bir yerde var olduğunu hayal etmek çok kolay.

    Fotoğrafçılar olarak bu görüntü hakkında ilk fark ettiğimiz şey, fotoğrafın çekildiği zamandır. Sabahın erken saatlerinde altın saat, en güzel saatlerden biridir ve bizi öğlen güneşi sırasında çoğaltılması imkansız olan bir drama ekleyen bir dizi doğal ışık ve renkle tedavi eder. Renk, gölge, açık tonlar vb. Katmanları buna önemli ölçüde katkıda bulunur. Şüphesiz, böyle çekimlerin çok daha kolay olmasını sağlar.

    Önceki görüntüde olduğu gibi, bu fotoğraf üçte bir kuralından ve merkez odaklı bir konudan (ağaç) belirgin bir şekilde yararlanıyor. Güçlü yön çizgileri (su havuzunun kenarları) gözü tekrar tekrar ağaca çeker. Çerçevenin ortasındaki güneşin parlak parlamaları da dikkatinizi ona daha da çekiyor. Hikayenin içeriğini bilmeseniz bile, bu nesne hakkında bir şeyin önemli olduğunu belirtir .

    Elbette gölgeli figürün ön plana dahil edilmesiyle görüntü daha iyi geliştirilir. Göz kırpın ve onu özlemiş olabilirsiniz, ancak fotoğraftaki varlığı gerçekten önemli. Hikayenin bağlamından, bu kişinin Hayat Ağacı’na gelişini ortaya çıkarır (oldukça büyük bir olay). 

    Kompozisyonel bir numara olarak, “ölçek için insan” aslında bir şeyin boyutunu diğer insanlara göstermenin gerçekten kolay bir yoludur. Ağaca kıyasla ne kadar küçük göründüğü düşünüldüğünde, ağacın daha büyük önemi olduğu açıktır. Kameraya çok daha yakın olsaydı, tam tersini iletmek mümkün olabilirdi.

    3). Xibalba

    Görsel efektler açısından, Çeşme’de sergilenen mekanın görüntüleri oldukça çığır açıcı. Bunun sadece CGI olduğunu düşünmeye meyilli olsanız da, gerçek çok daha havalı. Görsellerin nasıl oluşturulduğuna dair biraz arka plan istiyorsanız , bu sekansların bir makro fotoğrafçı tarafından görüntü ve video çekimi olarak nasıl başladığını açıklayan Çeşme’deki bu hızlı belgesele göz atmanızı öneririz .

    Oradan, daha büyük bir kompozit görüntü oluşturmak için başka öğeler ve görüntüler istiflendi. İlginçtir ki, bu son derece yaygın bir tekniktir – sadece sinemada değil, bizim gibi daha basit fotoğrafçılar tarafından bile kullanılır. Bu, Photoshop gibi bir programda elde edilmesi oldukça kolay olan bir efekttir ve bazı teknik becerilerle, bir kamera içi çift pozlama yakalamak da tamamen mümkündür.

    Bu özel görüntü için bu, ana kahramanın aşkınlığa doğru ilerlediği filmin bir bölümünü ortaya koyuyor. Ön planda, öznenin kendisi var, çok farklı ama tamamen kontrast. Gölgeli figürü, sadece önde ve merkezde olduğu için değil, aynı zamanda içinde bulunduğu arkadan aydınlatmalı ve çok daha açık renkli daireyle güçlü bir şekilde yan yana geldiği için gözümüze çok güçlü geliyor.

    Arka planı oluşturan makro fotoğrafçılık çekimi kendi alanında ve yanlardaki doğal fraktal benzeri formlar ve görüntünün çekirdek çemberlerini oluşturan yapılandırılmış bulut benzeri halkalar nedeniyle – nasıl olduğunu hayal etmek zor. bu gerçekten yaratıldı. Bir petri kabında belirli bir kimyasal karışımı kullanmak, iyi zamanlama ve muhtemelen biraz şans, sonuç budur. Dijital sanat eserine benzeyen şaşırtıcı derecede doğal ve organik bir şey.

    Bu basit ve mükemmel bir görüntü. İzlerken film müziğinden “Death is the Road to Awe” ı çalarsanız, muhtemelen daha çok seveceksiniz.

    4). Fatih

    Bu noktada, Çeşme’yi henüz görmediyseniz , muhtemelen merak ediyorsunuzdur… ”neler oluyor?” Maya mitinin bu hikayeye dahil olması tartıştığımız gibi oldukça ilginçtir ve zaman zaman bunun görsel temsillerini görüyoruz.

    Hala filmden çekilmiş olan bu filmde pek çok ilginç şey oluyor. Sağdaki kişinin sade siyah giysisinden sağdaki adamın daha ayrıntılı giysisine kadar kıyafet seçimi – fotoğrafçılar olarak kesinlikle aklımızda tuttuğumuz bir şey bu. Basit portre çekimleri bile uygun kıyafet seçimiyle yapılabilir veya kırılabilir ve bu, daha fazla insanın kolektif olarak çalışan kıyafetler giydikleri çerçeveye getirilmesiyle giderek daha önemli hale geliyor.

    Nesnelerin işlem sonrası yönünden, bu sahnede (ve açıkçası filmin çoğunda) kullanılan belirli estetiği görmek oldukça ilginçtir; bu, görüntüden dikkati dağılmış olabilecek renklere, örneğin kırmızılarda ve mavilerde. Ayrıca, cilt tonlarını cesaretlendiren ve hatta arka duvarı daha da patlatan çok sayıda artırılmış portakal ile çok fazla sıcaklığın girişini görebilirsiniz.

    Gerçek görüntü kompozisyonu dengelidir, ancak yine üçte bir kuralı çok ciddiye alır ve izleyiciyi harekete geçirmek için alevli kılıcı büyük bir etkiyle kullanır. Bizi Maya rahipinden baş kahramana götüren öncü bir çizgi işlevi görür ve daha sonra ne olacağına dair bir karar vermek için kolayca okuyabileceğiniz çok miktarda ham enerji içerir. Bu, sadece birkaç kare sonra gelen bir şeyin habercisidir.

    5). Aydınlanma Arayışı

    The Fountain’da öne çıkan birçok mükemmel geniş çekime rağmen, duyguları sergilemek için yakın çekimlere de önemli bir vurgu var. Oyuncuların yüzüne bakıldığında alınabilecek çok şey var – özellikle de gözler.

    Tüm sahneyi sarı renk tonuyla yıkamak da ilginçtir ve çoğu durumda muhtemelen işe yaramayacak olsa da , film dünyasındaki başka bir kaynaktan gelen ışığın nasıl bir etkisi olduğunu hissedebildiğiniz için burada işlev görür . Belki de güneşin parlak kör edici ışığı?

    Görüntünün kendisi de şimdiye kadar gördüklerimize kıyasla benzersizdir, çünkü adamın yüzünü vurgulamak için geniş bir diyafram açıklığından yararlanır. Vücudunun geri kalanının omuzlarından ve sırtının aşağısında bulanık göründüğünü görebilirsiniz – bu, odak noktasının yalnızca gözlerin ve yüzün üzerine yerleştirildiğini temsil eder ve bu görüş düzleminin dışındaki herhangi bir şey sonuç olarak bulanıklaşır.

    6). Yakınlık

    Bu, aslında oldukça benzersiz olan güçlü bir görüntüdür, çünkü kendi içinde sadece gerçekten bedensiz başlara muamele edilir. Bir bakıma, daha geniş bağlam olmadan biraz ürkütücü, ama neyse ki, burada gerçekte neler olup bittiğini bilmemize izin vermek için sadece ince görsel kuyruklara ihtiyaç var. Ya da belki o kadar ince değiller …

    Arka planın çoğu, sahnenin solunu kaplayan neredeyse baskıcı bir biçim olan gölgeye bürünürken, bunun düz bir yatak olduğunu ve doğal ışığın bir pencereden görüş alanımızın sağına doğru yayıldığını anlayabiliyoruz. . Bunu yüzlerinin nasıl aydınlatıldığına ve gölgelerin üzerlerine nasıl yansıtıldığına bağlı olarak söyleyebiliriz.

    Kompozisyon için üçte bir kuralını vurgulayan çoğu görüntünün aksine, bu görüntü, çerçeve içinde kabaca eşit olarak dengelenmiş dört çekirdek bileşenli bir ızgaradan yararlanıyor gibi görünüyor. Bu, standarttan kopma yeteneğini gösterdiği için son derece önemlidir, ancak bu kadar basit ve belki de daha az önemli bir sahnede bile görüntü yapısını korumaya devam eder. Çerçevenin en sol ve en sağ bileşenleri sadece basit renklerden oluşurken, iki kişi çerçevede kendi bireysel, ancak tecavüz eden boşlukları oluşturuyor.

    7). Uyanış

    Muhtemelen, Çeşme’den çekebileceğimiz en az gurur verici kare , filmdeki konumu nedeniyle de bizim için ilginç. Genel olarak konuşursak, sert beyaz ışıkta parlayan yüzler tam olarak çekici bir görünüm değildir. Bir düğün çekimi sırasında böyle bir çekim yapılsaydı, muhtemelen bir adım geri çekilir ve flaş ayarlarımızı yeniden kontrol ederdik.

    Aslında gözlemlediğimiz şey, bu karakterin konuşması ile beyaza dönüş arasındaki anlar bizi başka bir sekansa götürüyor. Bunun gerçekleştiği tekil anda, görüntünün kendisi diğer sahnelerin çoğundan farklı bir şeyi aktarmayı başarır – oyunda eterik, hatta meleksi bir oluşum var. Bu film boyunca çok az kez bu kadar sert beyazlar görüyoruz, ancak az miktarda kullanıldığında, renk sarsıntısı psikolojik olarak onu anılarımızda yankılanmaya zorlamak için bize hizmet edebilir.

    Bu önemlidir, çünkü katıldığımız fotoğraf bağlamında, sadece tek bir anı değil, uzun bir süreyi belgeleme yeteneği önemlidir. Düğün günü fotoğrafçılığında, bir müşteri birkaç yüz resimden oluşan bir galeri aldığında, bunlar kronolojik olarak görüntülendiğinde müşteri aklında günü sanal olarak oynatabilecek şekilde düzenlenir. İyileştirme süreci boyunca, en önemli anları veya hatırlamaya değer önemli bir şeyi gösteren anları tespit ederiz.

    Bu görüntü ile, kendi başına o kadar da ilginç değil, ancak bağlamda dikkate alınması gereken çok şey sunuyor.

    8). Maya

    Hayat Ağacı resmini bu yazının başlarında görmüştük ve bu manzara bakmamız için daha da fazlasını sağlıyor. Birden çok perspektiften yakalandığı bir anın önemini anlayabilirsiniz. Bu, ölçeği ve hatta bu durumda gerçeküstü konumu daha fazla göstermeye yardımcı olur.

    Özünde, bu, filmde önemli bir olayın meydana geleceği konumu sergilemek için belirleyici bir çekimdir.

    Sonuç olarak, “çerçeveyi doldurmanın” fotoğrafçılıkla ilgili ipucu basit ve etkilidir ve bakılması gereken şeylerin yoğun olduğu bu tür bir yerde ve güzel bir altın ışık rengi dizisinde yapılması oldukça kolaydır. Bizim için en ilginç olanı, ağacın kalıntılarla yan yana gelmesidir. Görüntüye sağdan sola baktığımızda, güneş ışığının ağacı aydınlattığını görebiliriz (bu, sahnenin en önemli kısmı olduğu için kasıtlı olarak yapılır – ve gözünüz hemen önce buraya çekilir) ve görüntü sola doğru hareket ettikçe çok daha karanlık. Harabelerin kendisi bağlam açısından önemlidir, ancak ağaçtan daha az önemlidir. Kesinlikle arka plana karşı öne çıkıyorlar, ancak iyi aydınlatılmış ağaçtan çok daha az.

    9). Sessiz

    The Fountain boyunca çok güzel ve gerçeküstü görüntüler varken , bu aslında çok ham ve insani olduğu için erişilebilir en güzel sahnelerden biri. Sahne, belirli bir duygusallığı iletme amacına hizmet ederken, bunu zevkli bir şekilde ve varoluşsal bir krize rağmen bir sevgi ve özlem duygusu iletme bağlamında yapar.

    Gerçek görüntü pek çok yönden güçlüdür çünkü onunla birlikte hem amaçlanan amaç (yani: belirli öğelerin ve çerçeve içinde nasıl konumlandırıldığı) hem de bunun doğal olarak ortaya çıkan ve yakalanan samimi bir an olduğu hissini taşır. Filmde, bu bireylerin birbirleriyle doğal bir kimyası olduğu için bunu çok iyi bir oyunculuk becerisine bağlayabiliriz. Hareketsiz çerçevede gördüğümüz şey şu:

    İlk bakışta aklımız küvetteki kadın tarafından yakalanır. Bir video ışığı ile yumuşak bir şekilde aydınlatılır ve çerçevenin odak noktasıdır. Bir fotoğrafçı olarak, odağımızı doğrudan onun gözlerinin etrafındaki yüzüne yerleştirirdik.

    Daha sonra, küvetin kendisini ve çerçevenin etrafında bir daire içinde giden oldukça ilginç bir yön çizgisi olduğunu gözlemliyoruz – daha fazla derinlik sağlıyor. Küvetin özellikle sağ tarafı bizi sahnedeki erkek özneye götürüyor, burada iki bireyin ellerinin buluştuğu yerde duruyoruz. Bu çizgiyi takip etmeye devam ederken, görüntünün ön planına geri dönüyoruz, burada sahnenin solunda hafif bulanık ön plandaki nesneleri görebiliyoruz – belki bir mum veya sabunluk? Bu etki nedeniyle, bir izleyici olarak, neredeyse olmamamız gereken bir şeyi gözlemliyormuşuz gibi, bize daha röntgenci bir rol veriliyor.

    Üçte bir kuralı nihayetinde burada tam olarak sergileniyor, ancak bunun üç bölüme ayrılması aslında her bölümü oluşturan ana konuların yerleştirilmesi nedeniyle oldukça ilginç olduğu için biraz daha yanıltıcı. Solda mum / sabunluk görüyoruz ve bu gerçekten sahnenin izleyicisi olarak yerimizi sağlamlaştırıyor. Ortada ve sahneye geri çekilirken odak noktası erkek ve kadın oluyor – kasıtlı olarak ana odak noktası olacak şekilde merkezleniyoratış. Son olarak, görüntünün sağ tarafında, arka plandaki yağmurlu bir pencerenin üzerindeki ışık desenine gözlerimiz çekilir. Daha geniş film bağlamında, bu amorf desen, gelecekteki bir varoluşta gerçekleşen gerçeküstü “uzay gemisi” sahneleri ile rezonansa giriyor – yine de bu tekil anda, başka türlü yumuşak ve donuk bir renk şemasına derinlik katan basit bir renk noktası gibi davranıyor.

    10). Kapıların Önünde Durmak

    Bakacağımız son sahne şudur – Maya rahibini bir tapınağın girişinde duran kontrastlı bir figür olarak ortaya çıkarır. Burada sevilecek çok şey var – güneşin kullanımından öznenin arka planını aydınlatmak için, pozlama, kişinin gölgede kalmasıyla sonuçlanan ortam ışığını yakalamak için ayarlanmış. Bu kesinlikle kasıtlı olarak yapılan bir şeydir ve gerçekte bir fotoğrafçı olarak, uygun flaş kurulumuyla, hem bireysel hem de arka planı birlikte pozlamak için yüksek hızlı senkronizasyon (HSS) kullanılabilir.

    Yine de bu çok daha az zorlayıcı bir çekim olur. Siluetten gelen belli bir drama ve bu kişinin kim olduğuna dair bir belirsizlik var. Güneşin keskin aydınlatması, ona tanrısal nitelikler kazandırmak için bu karakterin yararına çalışıyor.

    Görsel olarak, fark ettiğimiz ilk şey, bu karakterin duvarlar ve giriş yolu ile çok belirgin bir şekilde nasıl çerçevelendiğidir. Odaklanmak onun üzerindedir çünkü odaklanmak isteyebileceğimiz çok az şey vardır. Oradan, görüntünün geri kalanı oldukça basit bir şekilde üçte bir kuralından yararlanıyor ve çok sınırlı bir renk şeması kullanıyor.


    RÖPORTAJ

    Paul Fischer The Fountain için Los Angeles’ta.

    Darren Aronofsky için The Fountain, birkaç yıldır bir aşk emeği olmuştur. Bu oldukça karmaşık ve özgün romantik drama, gençliğin pınarını, sevginin gücünü ve yoğunluğunu ve takıntıların doğasını keşfediyor. Başlangıçta Brad Pitt ve Cate Blanchett’in başrollerini üstlendiği filmde Hugh Jackman, Rachel Weisz’e aşık bir karakterin orta çağlarda, günümüzde ve gelecekte üç dönem enkarnasyonu olarak rol alıyor. Yönetmenin medyaya son konuşmasının üzerinden beş yıl geçti. Paul Fischer ile konuştu.

    Paul Fischer: Sonunda bunu yapma sürecinden ve sizin için ne kadar sinir bozucu olduğundan bahsedebilir misiniz?

    Darren Aronofsky: Çok uzun bir süreçti ve tüm projelerimin gerçekten zor olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse Tanrı ve matematik hakkında siyah beyaz bir film yapmak istemiyordu. Ve sonra Pi’den sonra herkes “Ne yapmak istiyorsun? Sonra ne yapmak istiyorsun?” Diye sordu ve onlara Requiem for a Dream’in bir kopyasını gönderdim ve sadece sessiz kaldılar ve neredeyse hiç kimse aramadı ben döndüm. Bazı nedenlerden dolayı, ilginç ve havalı olduğunu düşündüğümüz filmleri seçtik ve bunlar kutunun biraz dışında kaldı, bu yüzden her zaman büyük bir zorluk. 

    Brad [Pitt] başlangıçta gerçekten ilgilendi ve bu ona çok fazla yakıt verdi. Bunun için her zaman büyük bir film yıldızı istemiştim çünkü bu filme başladığımda, bilim kurgu romanlarından ve grafik romanlardan gerçekten ilham aldığımı biliyordum, bir bilim kurgu romanı okuyacaksın ve ilk 100 sayfa için, gerçekten neler olup bittiğini bilmiyorsunuz ve sonra birdenbire birkaç kelime beliriyor ve tüm bu ipuçları ve dünya açılıyor ve Neal Stephens dünyasının tam ortasında bir şaplak oluyorsunuz ve birden bire hepsi mantıklı. 

    The Fountain ile benzer bir deneyim yaşatmak istedim, yani filmin ilk 20 dakikasında yüzüyorsunuz ve sonra birden Rachel ile tanışıyorsunuz ve dünya bir araya gelmeye başlıyor ve tüm bu sahnelerin aslında bir anlam ifade ettiğini fark ediyorsunuz. ve bir şey ifade ediyor. Umudum, içine bir film yıldızı ekleyerek seyircinin ilgisini çekebilir ve 20 dakikayı atlatmalarına yardımcı olabilirdi. Yani, Brad ilgilendiğini ifade ettiğinde, harikaydı. Her şeyi başlattı. Ve sonra, gerçekten yaklaştık ve sonra çokça duyurulan sakal traşı oldu ve sonra temelde dağıldı. Karşısında 18 milyon dolar vardı ve çok fazla kan döküldü. Bir şeyin olma ihtimali gerçekten yoktu. Paletimi temizlemek ve yeni bir şeye başlamak için gerçekten çok uğraştım. 

    Aslında yeni başlattığımız her şey, muhtemelen bir sonraki adımda yapacağımız şeydi, bu yüzden zaman boşa gitmedi. Ama sonra, bir gece, onu sistemimden çıkaramadım ve yeniden yazmaya başladım. Bir stüdyo ya da oyuncu için yazmak zorunda kalmamak, beni gerçekten önemli olana geri dönmem için özgürleştirdi. Sadece sistemimden çıkaramadım ve yeniden yazmaya başladım. Bir stüdyo ya da oyuncu için yazmak zorunda kalmamak, beni gerçekten önemli olana dönmem için özgür kıldı. Sadece sistemimden çıkaramadım ve yeniden yazmaya başladım. Bir stüdyo ya da oyuncu için yazmak zorunda kalmamak, beni gerçekten önemli olana dönmem için özgür kıldı.

    Paul Fischer: Film için Brad’in sahip olduğu sakal görünümünü traşlı kafa için mi takas ettin?

    Darren Aronofsky: O bakış filmde. Conquistador sekansları için sakal uzatıyordu. Yerleşmesi uzun zaman aldı. Savaş sahnesinin Hughs sakalından ne kadar uzun olduğunu bilmiyorum. Muhtemelen oldukça benzer olduğunu düşünüyorum. Hugh’un büyük bir şeyi vardı. Brad’in protez sakallarla ilgili büyük bir sorunu vardı. Onu büyütmek istedi.

    Paul Fischer: Her zaman çizelgesinin her öğesi diğer tüm zaman çizelgesinde bulunur. Çok fraktal bir resim. Her şey ilişkilidir. Bunu nasıl inşa ettin? Bu senaryo aşamasında mı geldi? Çekim yaparken bunu düzenledin mi?

    Darren Aronofsky: Hepsi önceden planlanmıştır. Böyle bir şeyi yapmak için son derece düşük olan bütçe ve son derece kısa olan sınırlı zamanımızla, her şey ev ödeviyle ilgiliydi. Yani, tüm bu bağlantılar önceden yapıldı. Tabii ki, “Hey, bunu buraya yapıştırabiliriz.” Olaylar sette oldu, ancak id, tüm kararların% 95’inin önceden olduğunu söylüyor. Hazır olduğunuzda, ne kadar iki boyutlu iş yaparsanız yapın – hikaye tahtaları, çekim listeleri, senaryo çalışması – gerçek canlı oyuncular ve gerçek fiziksel ekipmanlarla üç boyutlu bir alana girdiğiniz anda, hiçbir şey işe yarıyor, bu yüzden adapte olabilmelisin. 

    Ancak, tüm bu ödevleri yapmış olmak, kesinlikle neye ihtiyacınız olduğunu bilmenizi sağlar, böylece istediğiniz her şeyi elde etmeye oldukça yaklaşabilirsiniz. Ancak tüm çekimler önceden planlandı. Film boyunca devam eden tüm yıldız alanları – tabii ki uzayda ve sonra tüm mumların aşağıya doğru sarkması, onları odak dışına attığınızda bir yıldız alanı, çatıda Rachel’ın arkasındaki Noel ışıkları yıldız. alanlar. 

    Aynı şekilde karanlık ve ışıkla da çalıştık, Hughs karakteri siyah, Rachels karakteri ise ışıkta. Hughs, filmin sonuna kadar hiçbir zaman tam olarak yanmadı ve Rachels her zaman yanardı. Bu her zaman planlanmıştı, biz kurulmadan 10 ay önce. Hughs karakteri siyah, Rachels karakteri ise ışıkta. Hughs, filmin sonuna kadar hiçbir zaman tam olarak yanmadı ve Rachels her zaman yaktı. Bu her zaman planlanmıştı, biz kurulmadan 10 ay önce. Hughs karakteri siyah, Rachels karakteri ise ışıkta. Hughs, filmin sonuna kadar asla tam olarak yanmadı ve Rachels her zaman yaktı. Bu her zaman planlanmıştı, biz kurulmadan 10 ay önce.

    Paul Fischer: Bunun için Rachel’ı gerçekten öneren Hugh muydu?

    Darren Aronofsky: Evet. Bu fikre dahil değildim çünkü Rachel ile kişisel bir ilişkim vardı ve bu bir kumar. Ya ilişki bitecekti ya da ilişki iyi olacaktı, öyleyse neden böyle bir şeyi riske atalım? Hugh fikri önerdi. Ona açık değildim. “En azından buluşalım” dedi. Ve böylece vegan bir restoranda yemek yedik. Aslında vegan değildi, makrobiyotikti, ama farkı bilmiyorum. Ve tamamen bağlandılar ve elektrikseldi. Bu şeylerden biriydi, bir yönetmen olarak, iki oyuncunun birbirine baktığını ve birbirini anladığını gördüğünüz, nadiren gerçekleşen bir oyuncu odasında olmasını umuyorsunuz. Ve Hugh ve Rachel’la ilgili olan şey, o zamanlar ikisinin de aşırı derecede aç oyuncular olmasıydı. Şimdi, onlar büyük film yıldızları. Şimdi, onlarla çalışmayı bilmiyorum. Sahne aktörleri ve inanılmaz derecede iyi eğitilmişler ve her ikisi de ne yapabileceklerini gerçekten gösterme fırsatı bulamamışlardı. Bu benim için en heyecan verici. Ellen Burstyn harika şeyler yaptı ama uzun zaman olmuştu. Jennifer Connelly ve Marlon Wayans’ın ortaya çıkmak için bir nedeni vardı.

    Paul Fischer: Rachel’ı yönetmek beklentilerinizi aştı mı?

    Darren Aronofsky: O müthiş. Onu bir duygu kazanı olarak tanımlıyorum. Sadece ısıyı artırıyorsun ve işler kaynamaya başlıyor. Tek bir seçimle dört veya beş farklı duygu alabileceğiniz oyunculardan biri. Bana göre bu harika. Gömülmüş ve ağacın içinde büyüyen adam Moses Morales hakkında konuştuğunda, bu tek bir şeydi. Çok, çok az sayıda oyuncu 40 saniye boyunca aşırı yakın çekim yapabiliyor. Başlangıçta deli gibi kestim. Filmi birlikte ilk kestiğimizde parçalar halindeydi. Buradan en iyiyi ve oradan en iyiyi aldım ve işe yaradı, ama sonra, “Malzemeyi bir kez daha gözden geçirmeliyiz” dedim ve sonra o parçaya tökezledik. Bir aktörün böyle bir şey yaptığında parlamasına izin vermelisin.

    Paul Fischer: The Last Man’den The Fountain 1.0’dan The Fountain 2.0’a ne değişti?

    Darren Aronofsky: The Last Man her zaman The Fountain 1.0’dı. Bu sadece gizli bir başlıktı. Oldukça paranoyak bir adamım, bu yüzden ona Son Adam dedik. Her zaman The Fountaindeniyordu. Bu sadece yanlış bir başlıktı. Her nasılsa senaryo oraya çıktı ve sızdırıldı ve The Last Man oldu ama asla The Last Man olmadı. Aslında başlangıçta bizim için bir çalışma başlığıydı. Filmin en büyük ilham kaynaklarından biri, Latin Amerika’da bir kasabada bu yepyeni hapishanede bulunan ve bir yanardağ vardı ve kasabada hayatta kalan adam dışında herkes yok edildi. yeni hapishane hücresi. 

    Ölümsüzlük ve yalnız kalmakla ilgili, istediğimiz şeyi yakalayan bir şey vardı. Temelde yaptığımız şeye dönüşen bu, Bir fikrin küçük bir tohumunun başka bir şey haline gelmesi ilginçtir. Yani The Fountain 1.0 ‘mevcut. Bunu, şu anda mevcut olan DC Vertigo’nun ciltli ve yumuşak kapaklı grafik romanında görebilirsiniz. Çok çok benzer. Birkaç farklılık var. The Fountain 1.0’ın başlangıcında büyük bir savaş sahnesi vardı, ancak Gladyatör sonrası, Peter Jackson öncesi bir manzaraydı. Ridley’in [Scott] Gladyatör’de yaptıklarından çok heyecanlandım. “Vay canına, bu heyecan verici. Gerçekten heyecan verici bir savaş sahnesi yapabiliriz.” Dedim. 

    Ama sonra, denemelerimi ve sıkıntılarımı yaşadım ve Yüzüklerin Efendisi çıktı ve “Maya Conquistador savaşımız asla bu fantezi ve aşırılık seviyesine gitmeyecek, öyleyse neden yapalım?” Dedim. Ve sonra tabii ki Troy çıktı ve Kral Arthur. Bütün bu devasa savaş sahneleri olmuştu. Hollywood başardı. Seyircilerin gördüklerinde esnediklerini fark ettim, bu yüzden “Bu sahne Tommy tarafından Izzi için yazılmıştır. Hikaye nedir?” Hikaye inanılmaz olasılıkların üstesinden gelen bir adam, bu yüzden sonunda Maya ordusuna karşı Hugh Jackman’a inandı ve gerçekten ihtiyacım olan tek şey buydu. 

    Bunun basitliği beni özgürleştirdi çünkü sonra aniden onu çekmek için 20 milyon dolara ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bunu çok daha azına yapabilirim. Bu bir bütçe meselesiydi. Hugh Jackman, Maya ordusuna karşı ve gerçekten ihtiyacım olan tek şey bu. Bunun basitliği beni özgürleştirdi çünkü sonra aniden onu çekmek için 20 milyon dolara ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bunu çok daha azına yapabilirim. Bu bir bütçe meselesiydi. Hugh Jackman, Maya ordusuna karşı ve gerçekten ihtiyacım olan tek şey bu. Bunun basitliği beni özgürleştirdi çünkü sonra aniden onu çekmek için 20 milyon dolara ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bunu çok daha azına yapabilirim. Bu bir bütçe meselesiydi.

    Paul Fischer: Hugh Jackman’ı bu kadar duygusal bir rol oynayabileceğine sizi inandıran bir şeyde görmüş müydünüz?

    Darren Aronofsky: Gerçekten böyle duygusal işler yapan kaç erkek oyuncu gördünüz? Son iki ya da üç haftada 15 şehirde bulundum ve birçok kadın bana “Ekranda veya ekran dışında hiç bu kadar savunmasız bir adam görmedim” dedi. Ne yapabileceğini gerçekten bilmiyordum. Buna ilk başladığımda, listemde değildi çünkü o harika olduğu ve yıldızı olduğu Wolverine’i yeni yapmıştı, bu da hayranıysanız yapılması gereken inanılmaz, zor bir şey. Sadece o role adım atmak ve onu gerçekten başarmak büyük bir başarıydı. Ama başka hiçbir şey görmemiştim. Sonra Oz’dan Çocuk’u gördüğümde inanılmaz miktarda yetenek gördüm. İnkar edilemezdi. The Fountain’da yaptıklarının dışında, adam şarkı söyleyebilir ve dans edebilir. [Gülüyor] Gerçekten üzücü. 

    Bu filmde yaptığı şey olağanüstü ve bir şekilde gözden kaçtı. Hugh ile rastgele bir barda veya başka bir yerde arkadaşlarından bazılarıyla tanıştım. Sadece merhaba dedik. Ve sonra, aynı otelde kalıyorduk ve ben orada oturup 20 kiloluk buklelerimi yapıyordum ve bu adam odanın diğer tarafına bir makineyi hareket ettiriyor. Bu şeyi çekiyordu ve makine zıplıyordu ve ben de “Ne oluyor? O ucube kim?” Dedim. Ve, X-Men 2 için antrenman yapan Hugh Jackman’dı ve ben gidip “Hey, nasılsın?” Dedim. Sonra, Hugh bu türden bir boyuttan 12 ay içinde tam Lotus pozisyonuna geçmeyi başardı. Yedi sekiz yıldır yoga yapıyorum ve Lotus pozisyonuna giremiyorum. Ancak, tam bir Lotus’a girdi ve tüm o sahneleri, Lotus’ta, kendini yüzdürmek için su altında, bir barbekü teçhizatına bağlı olarak gerçekleştirdi. 

    Böylece, ters döndüğünde ve baş aşağı gittiğinde, teçhizat onu temelde döndürdü, 10 saniye boyunca baş aşağı tuttu ve sonra, balonun o büyük açıklayıcı görüntüsü için ineceği yere geri getirdi. Su altında ve karakterde yaptığı çekimlerden biriydi. Fiziksel olarak, gezegende onun gibi bir örnek bulamazsınız. Bu, pek çok farklı spor dalında Olimpik altın madalya sporcusu olabilecek türden bir adam. Yani, bu inanılmazdı. Dublörümüz vardı – ve bütün dublörlerini yaptığı gibi bir tür klişe olduğunu biliyorum – ama her şeyde dublör dublöründen daha iyiydi. Yani, bu onun ağaca tırmanması, kavgalar yapması, her şeyi. Bunun dışında duygusal olarak serbest bıraktı. Bir sahneyi çekmenin geleneksel yolu, geniş açıyla başlamaktır çünkü bu ışıklandırmayı oluşturur ve ardından yakın çekimler için içeri girersiniz. Kamerayı aldık ve aniden bu musluklar açılmaya başladı ve “Tamam, kes! Kamerayı olabildiğince çabuk içeri sok!” 

    Kamerayı uçurduk ve gittik ve kuruyana kadar gidecekti. Sonra 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik. Biraz tacizciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Çok hoşumuza gitti. Bu yüzden düzenleme çok uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notayla oynadılar. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür yorumda bulunur, ama sonra ben “Biliyor musun? Onu Tomas olarak çal, Tom olarak oyna, üzgün oyna, kızgın oyna, biraz daha öfkeli oyna” dedim. gerçekten mutlu oyna. ” Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. kesmek! Kamerayı olabildiğince çabuk içeri alın! “Kamerayı uçurduk ve gittik ve kuruyana kadar gidecekti. Sonra 10 dakika ara verdik ve kuruyana kadar tekrar gidecektik .

    Biraz taciz ediciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Bundan hoşlandık. Kurgu bu yüzden bu kadar uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notada oynadı. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür üstesinden geldim, ama sonra “Biliyor musun? Tomas olarak oynayın, Tom olarak oynayın, üzün, öfkeli oynayın, biraz daha öfkeli oynayın, gerçekten mutlu oynayın. “Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. kesmek! Kamerayı olabildiğince çabuk içeri alın! “Kamerayı uçurduk ve gittik ve o kuruyana kadar giderdi. Sonra 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik .

    Biraz taciz ediciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Bundan hoşlandık. Kurgu bu yüzden bu kadar uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notada oynadı. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür üstesinden geldim, ama sonra “Biliyor musun? Tomas olarak oynayın, Tom olarak oynayın, üzün, öfkeli oynayın, biraz daha öfkeli oynayın, gerçekten mutlu oynayın. “Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik. Biraz tacizciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Biz zevk aldık. Bu yüzden düzenleme çok uzun sürdü. 

    O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notayla oynadılar. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür yorumda bulunur, ama sonra ben “Biliyor musun? Tomas olarak oyna, Tom olarak oyna, üzgün oyna, kızgın oyna, biraz daha öfkeli oyna” dedim. gerçekten mutlu oyna. ” Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti. 10 dakika ara verirdik ve kuruyana kadar tekrar giderdik. Biraz tacizciydi, ama onu sevdi. [Gülüyor] Biz zevk aldık. Bu yüzden düzenleme çok uzun sürdü. O ve Rachel, her sahneyi akla gelebilecek her notada oynadılar. Genellikle, oyuncu size sadece bir tür yorumda bulunur, ama sonra ben “Biliyor musun? Onu Tomas olarak oyna, Tom olarak oyna, üzgün oyna, kızgın oyna, biraz daha kızgın oyna” dedim. gerçekten mutlu oyna. ” Sadece zıpladık ve farklı şeyler denedik ve bu bir zevkti.

    Paul Fischer: Şimdiye kadar, üç filminiz de biraz yoruma açıktı. Bir noktada, bir Batman yapmaya bağlıydın. .

    .Darren Aronofsky: Batman’e hiç bağlı değildim. Batman bir yazı işiydi. Requiem for a Dream’den çıkmak, The Fountain yapmayı hayal etmek, bunun makul miktarda kuruşa mal olacağını fark etmek ve stüdyonun beni 4 milyon dolarlık uyuşturucu filmi yapan adam olarak nasıl algıladığını görmekle ilgiliydi bana Batman hakkında bir şeyler yapma şansı verdiler ve kahramanlarımdan biri olan Frank Miller ile çalışabileceğimi fark ettim, “Bunu geliştirirsem, aslında The Fountain’i yapmam için bana yönelik algılarını açabilir. ” Ama son altı yıldır gerçekten The Fountain’i yapmaya çalışıyordum.

    Paul Fischer: Bunun gibi daha doğrusal bir şey yapar mıydınız yoksa filmleriniz için bu tür bir vizyona sahip olmaya devam edecek misiniz?

    Darren Aronofsky: Onları daha tuhaf, daha tuhaf ve daha tuhaf yapacağım. Sinemada yapabileceklerinizin sınırlarını hep zorlamaya çalışıyorduk. DP’m Matty, her zaman Wild Style film yapımcıları olduğunu söyler. Wild Style o çılgınca, grafiti yazı stiliydi, ama kimin her zaman ne yazdığını harflerin tarzından tanıyabilirdiniz. Ve bence her zaman yaptığınız hikayeyi anlatmaya yardımcı olacak, ancak inanılmaz derecede benzersiz ve umarım insanlar için ilginç olan bir görsel dilini bir filme yerleştirmeye çalıştık.

    Paul Fischer: The Fountain beklemeye alındığında, muhtemelen bir sonraki projeniz olacak şeyin tohumunu oluşturan başka şeyler üzerinde çalıştığınızı söylediniz. Bunun ne olduğu hakkında konuşabilir misin?

    Darren Aronofsky: Hayır. [Gülüyor]

    Paul Fischer: Bir sonraki filminizin İncil’e ait olacağını söylediniz, ilk filminiz Tanrı ve matematik hakkındaydı ve bu film agnostik bir şekilde spiritüeldir. Tanrı hakkında ne düşünüyorsunuz? Dindar mısın? Tanrı’ya inanır mısın?

    Darren Aronofsky: Bence The Fountain’ın temaları, bu sonsuz enerji ve madde döngüsü, Big Bang’e kadar uzanıyor. . . Büyük Patlama oldu ve tüm bu yıldız maddeleri yıldızlara, yıldızlar gezegenlere ve gezegenler hayata dönüştü. Buradayken, her şey geri dönene kadar bu maddeyi ve enerjiyi biraz ödünç alıyorlardı ve bu hepimizi birbirine bağlar. Dışarıdaki alaycılar bu saçmalığa gülüyor, ama bu doğru. [Gülüyor] Dağınık olan şey, dikkatimizin ne kadar dağınık ve bu bağlantıdan kopuk olduğumuz ve bunun sonucu da bu gezegene ve kendimize yaptığımız şeydi. 

    Sadece birbirimizi ve gezegeni öldürüyorduk ve şu anda bu bir acil durum, bence. Tüm hayır işim her zaman çevre ile ilgiliydi. Nesli tükenmekte olan türler listesinde 15.000 tür var. Cıva zehirlenmesi benim yeni işim. [Gülüyor] Bunu kendimize yapıyorduk. Kuzey Kuzey Kutbu’ndaki yerli halkın anne sütünde cıva zehirlenmesi olduğu gerçeği bizden geliyor ve Alzheimer artıyor. Kendimize ne yapıyoruz? Tam bir kopukluk. 

    Bana göre, maneviyat burada. Bu bağlantıya ne derseniz deyin – bazı insanlar bu Tanrı terimini kullanır. Benim için kutsal olduğunu düşündüğüm şey bu. Bu bağlantıya ne derseniz deyin – bazı insanlar bu Tanrı terimini kullanır. Benim için kutsal olduğunu düşündüğüm şey bu. Bu bağlantıya ne derseniz deyin – bazı insanlar bu Tanrı terimini kullanır. Benim için kutsal olduğunu düşündüğüm şey bu.

    Paul Fischer: PG-13 için herhangi bir değişiklik yaptınız mı?

    Darren Aronofsky: Fragmanda eklenmiş bir satır var ama filmde yoktu, “Ölüm bir hastalıktır ve bir çare var ve onu bulacağım.” Bu, Hugh’nun istediği, yer bulamadığım bir satırdı ve onu düzeltmek zorunda kaldım.

    Paul Fischer: Şiddeti kesmediniz mi?

    Darren Aronofsky: Hayır hayır. Şiddet hepsi aynı.

    Paul Fischer: O halde bunu R’den PG-13’e nasıl değiştirdiniz?

    Darren Aronofsky: Müzakere!


    XİBALBA

    “Sonra Bir Hunahpu ve Yedi Hunahpu gitti, gui-Yol boyunca alçalırken haberciler tarafından tespit edildiXibalba’ya. Gelene kadar dik basamaklardan aşağı indileryeniden çalkantılı nehir kanyonlarının kıyısında.

    Popol Vuh 1 (Maya Kutsal Kitabı)

    Antik Maya halkı, dünyalarını üç aşamalı bir evren olarak tasarladılar. Göklerin kubbesini oluşturan bir gökten, dört kenarlı yeryüzü olan İnsanların ve yeryüzünün altındaki dünyanın – cehennem dünyasının 2 . Dünyanın kendisi genellikle yeraltı dünyasıyla ilişkilendirilen sulu bir üssün üzerinde yüzer. Üçünü birleştirmek düzeyler eksen mundi veya evrenin merkezidir ve genellikle bir ağaçla temsil edilir. Dalları gövdesi yerden yükselen ve kökleri yayılan gökyüzünde yeraltı dünyasından. Quiché Maya dilinde cehennem dünyasına atıfta bulunulduXibalba olarak, “korku yeri” 3 veya ” korkunun yeri” 4 , Yucatan’daki Maya halkları yarımada yeraltı dünyasına Metnal veya “ölülerin yeri” olarak atıfta bulunur.

    Bu yüzden yeraltı dünyası, yalnızca yeryüzünün altında sulu bir yer olarak nitelendirilir korku ve ölümle, ancak topraktan fışkıran bitkilerin hayat veren özellikleri kendisi, dünya ağacı gibi.Gökyüzü, yeryüzü ve yeraltı dünyası tanrıların yuvalarıydı. Atalar gökyüzünde yaşadı. Yaratmada yaşayan hayırsever tanrılar, yaramaz veya tehlikeli ruhlar ahlaksızlıklar ve kanyonlar ve yeraltı dünyası korkunç Lordların eviydi.Antik çağda tanımlanan ölüm ve hastalığın getiricileri olan yeraltı dünyası Maya yaratılış efsanesi, Popol Vuh . Postclassic bir belge olarak görülse dePrelassic Maya ikonografisi, efsanevi yaratılış anlatılarının metin 100 MÖ 6’ya kadar uzanıyor ve kanıtlandığı gibi daha derin antik çağa sahip olabilir Guatemala’nın piedmont bölgesindeki Izapa’daki anıtlarda

    Bilinen en eski hiyeroglif versiyonu ilk olarak 16. yüzyılda İspanyol yazımına çevrildi.tury, muhtemelen en geç CE 1558. CE 1701 ve 1703 arasında, bir İspanyol rahip, Francisco Ximénez, metni kopyaladı ve İspanyolca çevirisini ekledi 8 .Dayanarak Popol Vuh yanı sıra etnografik hesaplarda J. Eric tarafından bildirilen Thomson 9 , arkeologlar B. MacLeod ve D.Puleston, Antik Maya, mağaraları yeraltı dünyasına girişler olarak kavramsallaştırdı.

    Efsanevi Popol Vuh’un sayfalarında iki çift Hero Twins ve onların des-Muhtemelen bir mağaranın ağzından Xibalba’ya kadar. İlk set bir adam ve onun erkek kardeşi ve ikinci set ikiz oğullarıdır. Hikayede ikizler çağırılıyor yeraltı dünyası kötü ölüm ve hastalık efendileri ile top oynamak için. Lordların isimleri varBir ve Yedi Ölüm, Toplanan Kan, Pus Demon, Sarılık Şeytanı, Kafatası gibi Staff and Bloody Teeth bir kaç isim. İlk ikiz grubu oyunu kaybeder ve sa-kötü lordlar tarafından eleştirildi, ancak birçok deneme ve testten sonra, ikinci ikiz grubu yenilgiye uğradı lordlar ve insanlar üzerindeki güçlerini yok edin.

    Ortaya çıkan babalarını diriltirler Maya mısır tanrısı olarak, ancak yeraltı dünyasında yaşamaya devam ediyor. Eylemleri temizliyor evrenin harekete geçmesi, güneşin doğması ve yıldızların gökyüzünde yolculuk. Bu yazıda, antik Mayalar arasında mağaraların düşünüldüğünü gösteriyorum. Yeraltı yerleri ve dünyanın altındaki geçiş alanları olarak ve birçok geleneksel toplulukta bugün hala en çok doğal peyzajın kutsal özellikleri. Arkeolojik araştırma yanı sıra etno-grafik hesaplar mağaraların uzaktan saygı duyulacak alanlar olmadığını, İnsanların hem yararlı hem de tehlikeli olabileceği ve yatıştırabileceği yerler tanrılar. Arkeolojik kayıt, bunların antik Mayalar arasında kullanıldığını kanıtlıyor ve Bazı sitelerdeki ayrıntılı mimari değişiklikler, bunların göze çarpan büyük halka açık törenler için arka planlar.


    Kaynakhttps://www.female.com.au/darren-aronofsky-the-fountain-interview.htm
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Kaynak_(film)
    https://replikler.net/replik/the-fountain-kaynak-replikleri-2006/
    https://medium.com/@formedfromlight/a-photographers-analysis-of-the-fountain-2006-film-fe5c88c70f89
    https://www.filmloverss.com/the-fountainin-cozumune-dair/
    Xibalba, Korkunun Yeri: Mağaralar ve Antik Maya Yeraltı Dünyası / Holley Moyes University of California, Merced

  • Subliminal Mesaj Hakkında Her Şey

     

    SUBLİMİNAL MESAJ NEDİR?

    Subliminal sözlükte “Psik, bilinçaltı, bilinçdışı, bilinçaltı ile algılanan” anlamına gelmektedir.

    Subliminal mesaj; Bilinçaltı mesajı olarak tanımlanır. Reklamcılıkta kullanılan bir yöntem olan subliminal mesaj başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır.

    Bir bilinçaltı mesaj, bilinçli algılamanın çok üstünde olan ve bilinçli bir şekilde eleştirisel olarak filtreleyemediğimiz görsel veya işitsel mesajların hepsine subliminal mesaj denir.

    Subliminal mesajlar esasen 5 duyumuza yönelik olarak da hazırlanabilir ancak uygulamada daha çok görsel ve işitsel olanlar kullanılmaktadır.

    Bilinçaltı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavram. Bu kavram bilincimizin farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor.

    Subliminal mesajlar reklamlarda sıkça kullanılır fakat insanlar bunu fark etmezler bazılarına teknik açıyla bakılması gerekebilir.

    Bilinçaltının en önemli özelliği ise bilicimizin farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesi. Siz beş katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama bilinçaltınızda bu sayıyı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair anlıları bilinçaltı kayıtlarının arasında bulmak pekala mümkün. Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor?

    Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” isimlendirilen hareketler bulunuyor. Bu hareketler sayesinde göz devamlı çevremizi tarıyor ve aldığı bilgileri bilinçaltına atıyor. Bizler bu bilinçaltına gönderilen verilerin çok ama çok az bir kısmını hatırlayabiliyoruz. Burada önemli olan nokta bilinçaltına gönderilen verilerin karar verme ya da eyleme geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı direkt olarak etkilemesi.

    Amerika’da bu yöntemin bazı reklam firmalarınca kullanıldığı tespit edildi ve daha sonra reklamlarda kullanılması yasaklandı. Subliminal mesajların en çok kullanıldığı ülkelerden biri Rusya. Sırf Subliminal mesajları tespit edebilmek için, mesajları frekanslarına göre analiz ederek ortaya çıkaran yazılımlar ve özel detektörler var.

    Beyin, gün içinde karşılaştığı binlerce mesajı hızla unutur. İki tür mesajı ise unutmaz ve bunlar bilinçaltına yerleşir. Doğum ve ölüm.

    Ölümü çağrıştırmak için kullanılan sembol, kafatası siluetidir.

    Seksi çağrıştırmak için yerleştirilen görüntüler ise penis silueti, çıplak vücutlar ve çeşitli şekillerde yazılmış seks yazılarıdır.

    Subliminal mesajlar 3 amaçla bilinçaltına gönderilir. Bu amaçları şunlar:

    • Kişi fark etmeden bilinçaltındaki cinsellik faktörlerini tetiklemek amaçlı yapılır.
    • Kişinin dini inançları ve ideolojik fikirlerine müdahale etmek amacıyla yapılır.
    • Reklamlar ile ürün satışlarını artırmak.

    SUBLİMİNAL ALGININ TARİHÇESİ

    Tarihçe oldukça eskilere dayanmaktadır. Eski Mısır, ve Mezopotamya kültüründe çagında da ele alınmıs olabileceği tahminleri mevcuttur. Ancak Antik Yunan’da Demokritos’un (M.Ö. 460-370), bilinçaltı algılama olgusundan söz eden ilk kisi olabileceği öne sürülmüştür.

    Platon Timaeus, Aristotle “Parva Naturalia” isimli kitaplarında konuyu daha ayrıntılı ele alarak islemistir. Aristotles 2200 yıl önce uyanıkken algılanamayacak uyarıların, uyurken rüyalarda kendini gösterecegini ileri sürmektedir.

    Farabi ve İbni Sina ise “Gündüz vakti olan ve aynı zamanda gündüzleri daha fazla uyarı olduğu için bilinçli olarak algılanamayan uyarıların, daha sonra algılandıgını gösteren bazı ipuçları olabileceğini” belirtmişlerdir.

    Montaigne ve G. W. Leibniz de çok az algılanan veya hiç algılanamayan uyarıların daha sonra bilinç düzeyine nasıl çıktıklarını araştırmışlardır.

    20. yy başında yapılan ilk psikoloji deneyleri bu konuya modern zamanlarda ilgiyi oluşturmuştur. Bu çalışmalarda kişilere basitçe verilen uyarının farkında olup olmadığı sorulmuştur.

    Örneğin harfler, sayılar ya da geometrik şekiller gibi vizüel uyaranlar deneklerin göremeyeceği ya da bir nokta gibi görebileceği uzaklığa konmuş; birdenbire

    konup/kaldırılan görüntüler ve görüp görmedikleri sorulmuş; benzer şekilde oldukça düşük, duyulamayacak şiddette harfler fısıldanmış ancak tüm bu görsel ve işitsel uyaranların algılanabilir olduğunu sınamak için deneklerden uyarılara ilişkin tahminlerde bulunmaları istenmiş, istatistiki analizler ışığında doğruyu bilme oranının tahmin şansından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    Kullanım Alanları

    Subliminal mesajların kullanım alanları geniştir. Eğitim, Ordular, pazarlama ve reklam, psikoloji bilimi ve kişisel gelişim dönüşüm alanları bilinçaltı mesaj tekniğini en yoğun kullanıldığı alanlardır.

    Subliminal mesajın iyi alanlarda kullanımı da A.B.D ve Avrupa ülkelerinde oldukça yaygındır. Sigarayı bırakmak ve kötü alışkanlıkları terk etmek isteyen kişilere bilinçaltı mesaj seansları uygulanmaktadır. İnternet üzerinen kendine güven arttırıcı, kilo verme kolaylaştırıcı, sigara bırakma  gibi birçok ”Subliminal mp3’’ ler dağıtılıyor.

    Subliminal Mesaj İlk Olarak Nasıl Kullanıldı?

    1920′ li yıllarda , BBC isimli radyo kanalı ilk yayınını yaptı. Ancak, bu radyo yayına başladığı tarihten itibaren hiçbir yükselme gösteremedi ve üstelik halk arasında da “ŞEYTANIN SESİ” olarak yayılmaya başladı.Bu düşüşü engellemek isteyen BBC, hemen bir kurul oluşturdu ve kendince yöntemlerle radyoyu toparlamaya çalışıyordu.

    Ve kendilerince bir teknik üretmişlerdi. Radyo yayına girdiği anda, haberler ve müzikler çalınırken, arka planda farkına varmayacağınız derecede az ses dalgaları ile, bilinç altına hitap ederek radyonun en yararlı, en iyi araç olduğunu belirten mesajlar verildi. Teknik işe yaradı. Radyo, inanılmaz biz artış gösterdi ve ŞEYTANIN SESİ adlı sıfat ortadan kalkmıştı. Şu yıllarda bile bazı MP3 ve CD çalar firmalarının bu teknikleri kullandığı söylenmektedir.

    Kişinin bilinçaltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.

    Bunlardan En Çok Kullanılanları :

    1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yollar. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz
    2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.
    3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar. Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (bilinçli) algılananlar değil; bilinçaltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.

    İşitsel Subliminal Mesajlar

    Üst öğenin yani farklı bir müziğin, altına ikinci bir öğe yani bilinçaltı mesajları yerleştirilir. İnsan kulağı, birinci öğe olan doğal müziği algılar iken, gizlenmiş ikinci öğe olumlama mesajlarını bilinçlice algılayamaz ve bu mesajlar doğrudan bilinçaltına ulaştırılır.

    İşitsel Subliminal mesajlarda, en çok kullanılan yöntem dijital ses dosyalarına gizlenen mesajlardır. Üzerinde oynanabilmesi, işlenilmesi ve yayılması çok kolay olduğu için MP3 dosyaları subliminal mesaj yöntemi olarak çok kullanılır.

    İnsan kulağı belirli frekans aralığındaki sesleri duyar. Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli mesaj beyninize işlenir. Duyabilmek başkadır, algılayabilmek başka.

    Bu MP3’ler internette, mail gruplarında her yerde hatta sizin MP3 müziklerinizin arka planında bile olabilir. Bu MP3‘leri dinlediğinizde sadece müzik duyduğunuzu sanıyorsunuz. Bilinçaltı mesajlar ise, müziğin gerisinde onları duyamıyorsunuz. Çünkü duyabileceğiniz frekansta değiller ve bilinçaltı direk olarak bu mesajları kayıt ediyor, siz de doğal olarak bilinçaltınız ne aldıysa, farkına bile varamadan onu yaşamaya başlıyorsunuz. Kısacası istem dışı bir şekilde hipnoz oluyorsunuz.

    Bazı süper marketlerde çalınan hızlı müziklerin altına “daha çok al, daha çok al” mesajının yerleştiriliyor.

    Örneğin Amerika’nın Irak’ı işgali esnasında radyoda yapılan yayınların altında ve dağıtılan Kur’an CD’lerin Iraklıların bilinçaltına direnmeniz faydasız, Amerikalılar yenilemez, İsa Allah’ın oğlu gibi Subliminal mesajlar verilmiştir.

    Bir başka örnek ise Rusya’da 1972 yılında büyük bir buğday kıtlığı olur ve Rusya ilk kez buğday almak için ABD’ye başvurur. ABD ise şu cevabı verir: ABD’nin Sesi Radyosunun yayınlarını parazitlemeyi bırakırsanız, size buğday veririz. Rusya mecburen kabul eder ve parazitletmeyi keser. 10 yıl sonra Rusya’da rejime karşı hoşnutsuzluk başlar. Halk ‘Bizim de rejimimiz ABD gibi olmalı. ABD büyük bir devlet, özgürlükler ülkesi, Rusya ise büyük bir cehennem.’ diye söylenmeye başlar.

    İlginç bir anekdot daha; 1972’de buğday alımında Tarım Bakanı Gorbaçov. 1982’de Glasnost ve Perestroyka ile Başkan Gorbaçov. Gorbaçov anılarında diyor ki, ‘ABD gibi bir düzen kurmamızın dönüm noktası, Voice of ABD Radyosu’nun Rusça yayınlarındaki parazitlemeyi kaldırmamızla başlamıştır. Bu yayınlar etkisiyle, Rus halkı kendi rejimine düşman, ABD rejimine hayran bir halk haline gelmiştir.

    Görsel Subliminal Mesajlar

    Görsel bilinçaltı mesajlar yoğunlukla reklam, logo, film ve dizilerde farklı visual teknikler kulanılarak oluşturulmaktadır. Görsel subliminal öğelerde genelde, insan gözünün ilk bakışta bilinçli olarak algılayamayacağı, ana resmin içine ikinci bir resim gizlenmiştir.

    Görsel öğeye bakan birey, gözün ilk bakışta algılayamadığı ikinci resmin mesajını bilinçlice işleyip, sorgulamamaktadır. Buna karşın, bilinçaltı ikinci resmi algılayarak kayıt eder.

    Böylece “bilincin” sorgulama fonksiyonundan kurtulan ikinci resim doğrudan bilinçaltına yerleştiriliş olur.

    Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar? Cevabı çok basit; Çünkü gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü kişi, bilinçli bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya reddediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor. Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut reddetme gibi bir olanağımız var mı? Elbette hayır.

    HARRY POTTER

    Aşağıda ki örnekte Harry Potter filminden bir sahne yer almaktadır. Görüntüde ki haberde büyük harfle yazılmış harfler ”PORN” kelimesini ortaya çıkarıyor.

    MİCKEY MOUSE

    Masum çocukların izlediği çizgi filmlerde bile bu yöntem kullanılıyor. Afişe bir cinsel organ yerleştirilmiştir.

    FACEBOOK

    Facebook görmüş olduğunuz kapağı koyduğu anda bilinç altına gönderilen sex mesajı ile kullanıcı sayısını epey arttırmış.Peki soruyorum size.Siteye tıklanma ile sex’in ne alakası var.Bilirsinizki bilinç altınız aynı şekilde idinizi yönetiyor.İd ise sex’i ve hormonları

    yönetiyor.Aslında bunlar üzerinden tüketim arttırmayı hedefliyorlar.

    KUZULARIN SESSİZLİĞİ

    En ilginç örneklerden biri Kuzuların sessizliği filminin afişidir. Film afişinde hem ölüm hem de doğum (ve bununla bağlantılı cinsellik) arketipleri görsel olarak birlikte işlenmiştir. Afişte yer alan kelebek figüründeki iskelet kafasına bu iskelet kafasının içindeki 7 çıplak kadın resmine dikkat edin.

    ACAYİP HİKAYELER DİZİSİ

    Film ve dizilerde kullanılan subliminal mesajlar genellikle saklanmak için çok çaba gösterilir ve mümkün olduğunca hızlı üzerinden geçilir. Acayip Hikayeler bunun tersine aşağıda gördüğünüz imgeleri 20-30 saniyeye yakın kullanıyor. Hatta kullandığı imgede subliminal mesaj denilince ilk akla gelen sex yazısı gizlenmiş çiçek motifi. Bu motif subliminal mesajın tanımını yapmak için her noktada kullanılır.

    FIRILDAK AİLESİ

    Doktorun alnındaki açıklık bir kadının göğüs ve baş kısmını oluştururken kaş ve gözü de cinsel organı olarak dikkat çekti.

    Yine Fırıldak Ailesi’nden bir örnek. Burada çeşmenin erkek cinsel organına benzetildiği açık ve net ortada.

    PEPSİ

    1990 yılında

    Bir zamanlar pepsi özel seri üretmeye başlamıştı.Bu kutuları birleştirdiğinizde yine malum yazı çıkıyordu ortaya.Markette dizilirken tesadüf bir tüketici farkedip pepsiye dava açmıştı.Davayı kazanan tüketici sayesinde bu seri yasaklanmıştı.

    ASLAN KRAL

    Ayrıca filmin afişinde gördüğümüzü sandığımız aslan yüzü aslında iç çamaşırları giymiş bir kadının sırtına bakıyormuşuz intibası yaratıyor.

    KÜÇÜK DENİZ KIZI

    Küçük Denizkızı (The Little Mermaid) çizgi filminin kapağında erkek cinsel organı gizli bir şekilde resmediliyor

    DİĞER YARIM DİZİSİ

    ATV’de ekrana gelen “Diğer Yarım” dizisinde yayınlanan ve tesettürlü bir kadının yer aldığı sahnede sübliminal mesaj verildi. Dizinin 3. bölümünün 23. dakikasında telefonla konuşanmütedeyyin kadının arkasında bulunan tabelaya işlenen “sex” yazısı izleyicilerden büyük tepki çekti.

    HEİNEKEN

    Bir sexual mesajda Heineken’den geliyor. Ters çevrildiğinde bir kadın kalçası ve bacakları olarak dikkat çekiyor.

    AXE

    AXE Deodorantının üzerindeki subliminal mesaj açıkça belli oluyor. Zihinlerde cinsel arzuyu uyandırmak için verilen bir mesaj.

    SUBLİMİNAL LOGOLAR

    Bir şirket logosuna karşı farkında olmadan sempati duyulmasını sağlamak, söz konusu logoya karşı olumlu duygular besletmek ve nihayetinde ilgili şirketin marka değerini ve bilinirliliğini arttırmak gibi bir hedef bilinçaltı görsel mesajın kullanılma alanına girmektedir.

    1.AMAZON

    En Büyük e-ticaret sitelerinden biri olan amazon.com’un logosunun alt kısmında bulunan hız ve müşteri memnuniyeti (gülen yüz) algısı yaratırken aynı zamanda “a” harfinden başlayıp “z” harfinede kadar ilerleyen yapısı ile a’dan z’ye anlamını da içende barındırıyor…

    2.CARREFOUR

    Adını Fransızca “Yol Kavşağı” kelimesinden alan Fransız Marketler zinciri sağa ve sola oklarla kavşak noktasını andırırken aynı zamanda arada kalan boşluk kısma bakıldığında da “C” harfini görmek zor olmayacaktır. Ayrıca logoyu meydana getiren mavi-beyaz ve kırmızı renklerin de Fransız bayrağının renkleri olduğunu da hatırlatmakta fayda var…

    3.CONTINENTAL

    Alman Lastik üreticisi Firmanın Logosu oluşturulurken ilk iki harf iç içe geçmiş durumda. Bu birleşmeye biraz daha dikkatli baktığımızda iki harfin birleşmesinde bir lastiğin ortaya çıktığını görmekteyiz…

    4.  T.C. ZİRAAT BANKASI

    20 Kasım 1863 yılından günümüze kadar faaliyetlerine devam eden Ziraat Bankasının Logosu Türkiye (T) Cumhuriyet (C) Ziraat (Z) Bankası (B) kelimelerinin baş harfleri olan TCZB harflerinin bir araya gelmesi ile oluşturulmuş logo. Logoya dikkatli bakıldığında logonun bir Buğday Başağı şeklinde dizayn edildiğini görebilmekteyiz.

    5.CAMEL

    Diğer bir örnek ise Camel. Camel’ın bu reklamı satışlarını yüzde 5’ten yüzde 32’ye çıkarmıştı. Smooth character adındaki reklam kampanyasıyla Camel 1990’da sigara içmeye başlayan gençler arasında tercih edilme oranını 1.5 yıl içinde yüzde 32’ye çıkardı.

    6.  FORMULA 1

    İlk bakıldığında siyah bir F ve kırmızı bir “1”in bir araya gelmesi ile ortaya çıkmış gibi görünen logoya dikkatli bakıldığında “F” harfine hızla yaklaşmakta olan beyaz renkli “1” görübiliyor. Kırmızı bölge ise Formula araçlarının hızını göstermek açısından logoya eklenmiş gibi duruyor.

    7.  TOBLERONE

    İsvirçe’nin BERN kentinde üretilen TO(B)L(ER)O(N)E markasının içerisindeki harflerden sıralı şekilde BERN kelimesini çıkartmak gayet mümkün. Ayrıca ilk bakıldığında bir Dağ görseli olarak karşımıza çıkan görsel incelendiğinde içerisine gizlenmiş AYI figürünü görüyoruz. AYI aynı zamanda BERN şehrinin armasında da yer almaktadır.

    25.Kare Tekniği

    Gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control-track” denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25. kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25’e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır.

    Örnek vermek gerekirse; Günlük hayatımızda o kadar çok anket yapılıyor ki, “ne işe yarar bu anketler” diyecek olursanız, bu anketler toplumun nabzını ölçmeye yöneliktir.

    En çok sevdiğiniz lider kimdir sorusunun cevabı %90 Fatih Sultan Mehmed ise Obama ekranlarda konuşmasını yaparken 25.karede Fatih Sultan Mehmed’in resmi eklenir.

    Böylelikle beyin Fatih Sultan Mehmed ile Obama arasında bir bağ kurar ve siz Obama’yı eskisinden daha sevimli bulursunuz.

    25. Kare Ve Çizgi Filmler

    Bu metot çocuklarımızın izlediği birçok çizgi filmde de karşımıza çıkmaktadır. Çocukların seyrettiği masum çizgi filmlere 25. kare tekniği ile cinsellik ve şiddet içeren subliminal mesajlar yerleştiriliyor.

    Yetişmekte olan soyların yönlendirilmesi konusunda kolay ve pratik yol gibi görünüyor. Ayrıca bu sayede her kesimden birçok çocuğa da hızla ulaşabiliyorsunuz. Dikkatle izlerseniz bu tür mesajların birçoğunu siz de yakalayabilirsiniz.

    Çizgi filmde ve evinizde seyir ettiğiniz dizi ve filmlerdeki 25. kareleri anlayabilmek için ağır çekimde izleyebilirsiniz. Evinizde uygulayabileceğiniz en basit, en uygulanabilir yöntem bu.

    25.KARE NE ZAMAN VE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

    Bilinçaltının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır. James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, saliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda : “patlamış mısır ye” ve “kola iç” sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları bilinçle algılayamadığı hâlde, bilinçaltına hitap eden bu sloganlar neticesinde kola satışlarının yüzde 18.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.

    ASLAN KRAL

    En önemli örneklerden birisi Aslan Kral filmidir. Yıldızlarla ”sex” kelimesi yazılıyor.

    Maliyet: 45 milyon dolar

    Dünya sinema hasılatı: 987 milyon dolar

    THE SİMPSONS

    Sadece yasal haklarından 3 milyar dolar kar edilirken, ticari kazancı bir yılda 1.65 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

    CLONE HİGH

    Sigara dumanından oluşan sex yazısı burada da karşımıza çıkıyor.

    COCA COLA

    Coca Cola’nın verdiği subliminal mesaj reklamlarında kullandığı cinsel içerikli görüntüleri bilinçaltına yollamaktır. Amaçları ise çok satmaktır. Marketlerde o markayı gördüğümüzde beynimiz bilinçaltımıza işlenen mesajı cinsel dürtü olarak çıkarır ve biz bu dürtüye o markayı satın alarak cevap veririz.

    HARRY POTTER VE MELEZ PRENS

    Arkadaki duvarda ”sex” kelimesi beliriyor.

    Maliyet: 250 milyon dolar

    Dünya sinema hasılatı: 934 milyon dolar

    SÜTAŞ

    Yukarıdan dökülen ayranın hiçbir şekilde bulaşmadığı bölgede bir suret seçiliyor. Hatta daha yakından bakınca bir cinsel uzuv ve ona bakan bir yüz görülebiliyor.

    Yukarıdan dökülen ayranın hiçbir şekilde bulaşmadığı bölgede bir suret seçiliyor. Hatta daha yakından bakınca bir cinsel uzuv ve ona bakan bir yüz görülebiliyor.

    THE RESCUERS

    Bir ara cok kısa bir sureliğine açık bir camdan üstü çırılçıplak bir kadın resmi görülüyor.

    Etkilenme Dereceleri

    İnsanlar sübliminal mesajlardan etkileniyorlar evet, ama bu onları hiç ihtiyaç duymadıkları bir şeyi almaya zorlamıyor. Bir diğer deyişle, kimse sübliminal mesajlarla bir kamyon lastiği almıyor ya da karşıtı olduğu bir partiye oy vermiyor. Bu nedenle, bu reklamların “satır aralarını okuyacak” hedef kitlesi çok önemli.

    Örneğin, susamış bir insan grubuna susuzlukla ilgili birtakım mesajlar fark ettirilmeden verildiğinde bu insanlar daha çok su içiyorlar, fakat susamışlıklarının arttığını düşünmüyorlar. Bir diğer araştırma da, Almanca müzik çalınan bir içki dükkanında daha çok Alman şarabı, İtalyanca müzik çalınanda ise daha çok İtalyan şarabı satıldığını; müşterilerin müziği duymalarına rağmen (yani bu kez etken olan müziği fark etmelerine rağmen), bunun kararlarına olan etkisini ayırt edemediklerini gösteriyor. Buna benzer şekilde, dondurma yiyen birini gören insanların çoğunun, bu gördükleri kişinin yediği kadar dondurma yediklerini ortaya koyan bir çalışma mevcut.

    Bilinçaltı mesajlarından etkilenme oranı ise kişinin karakteristik yapısına ve çevre  şartlarına göre değişim gösterir. Örneğin içe dönük ve asosyal yapıdaki kişiler bu  mesajlara karşı daha fazla alıcılık gösterirler. Hatta bu kişilere uzun süreli ve kötü amaçlı mesajların gönderilmesi kişiyi ağır depresyona ve intihara kadar götürebilir.

    SUBLİMİNAL MESAJ YASAĞI

    Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bu tarz mesajların verilmesi hukuken yasaktır. Ancak uygulama istenildiği veya beklenildiği kadar etkili olamamaktadır. Söz konusu yasal düzenlemeleri incelemek gerekirse;

    Düzenleme olarak ilk olarak Anayasanın 58. maddesinde “gençliğin korunması” ile ilgili düzenleme gösterilebilir. Bu düzenleme ile yarınlarımızın teminatı olan gençlerimizin düzgün bir şekilde yetişmesi ve zararlı alışkanlıklara kapılmaması amaçlanmıştır. Bu düzenleme ile gençlerimizi olumsuz yönlendirme olarak nitelenebilecek subliminal mesajlarda korunması gerekecektir.

    6112 sayılı RTÜK kanunun 9.maddesinde bu hususa ilişkin düzenleme getirilmiştir. Söz konusu düzenleme ile yapılacak yayımların genel esasları belirlenmiştir.

    MADDE 9 –

    1. Ticarî iletişim, yayın hizmetinin diğer unsurlarından görsel ve işitsel olarak kolayca ayırt edilebilir olmak zorundadır.
    2. Ticari iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz. 3.Gizli ticari iletişime izin verilemez.

    Madde düzenlemesi ile açık bir şekilde bilinçaltı teknikleri uygulanamayacağını belirtmiştir.

    MADDE 10 –

    Televizyon ve radyo yayın hizmetlerinde reklamlar ile tele-alışveriş, sesli ve/veya görüntülü bir uyarıyla açıkça fark edilebilecek ve program hizmetinin diğer unsurlarından kolaylıkla ayırt edilebilecek biçimde düzenlenir.

    MADDE 32 (1) Bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (g), (n), (s) ve (ş) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin

    tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir.

    Sonuç olarak Türkiye’de reklamlarda bilinçaltı mesaj verilmesi yasaktır. Ancak bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri bilinçaltı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulmamıştır.

    Subliminal mesajların gerçekten etkili olup olmadığı hala tartışılmakta, yasak olmasına rağmen reklam ve diğer sektörlerde kullanılmaya devam etmektedir.

    KAYNAKÇA

  • Yerli-Psikolojik Fİlm Üçlemesi: 8 Gün

     

    Yönetmen ve Senarist Cemal ŞAN; “Dilber’in Sekiz Günü“, “Zeynep’in Sekiz Günü” ve “Ali’nin Sekiz Günü” filmleri ile Aşk Üçlemesini (ruh-kalp-akıl) tamamladı. İşte bir kaç detay.

    Bir Sana Bir de Bana – BaBa ZuLa (Zeynep’in Sekiz Günü Film Müziği)

    Zeynep’in Sekiz Günü kalbi, Ali’nin Sekiz Günü aklı, Dilber’in Sekiz Günü de ruhu temsil ediyor. Zaten aşk da kalpte başlıyor. Daha sonra akıl onu tartıyor. Eğer ruhuna uygunsa devam ediyor veya etmiyor.

    Niye sekiz gün? Çünkü bir hafta yedi gün ve genelde insanların çoğu pazartesiden nefret eder. İşte bu yüzden sekizinci günde ya yeniden başladığın noktaya dönüp devam edersin ya da bitersin


    Zeynep’in sekiz günü

    Yıl: 2007
    Tür: Dram
    IMDB5,3/10
    ÖDÜLLER:
    (Alexandria International Film Festival-2008)
    1) En İyi Sanatsal Başarı
    (Ankara Uluslararası Film Festivali-2008)
    2) En İyi Kadın Oyuncu
    (Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Ödülleri-2008)
    3) Sadri Alışık Sinema Ödülü

    Konusu: Obsesiflik seviyesinde düzenli bir hayat süren, kendine ait bir dünya kurmuş ve dışarıya kendini tamamen kapatmış, tek başına yaşadığı her günü birbirinin aynı olan Zeynep, bir akşam arkadaşının doğum günü için gittiği barda otururken, bara gelen ve müziğe kendisini kaptırıp dans eden Ali adında bir gençle tanışır ve bu andan itibaren Zeynep’in hayatında beklenmedik değişikler olmaya başlar.


    Bahçelerinde dolaşamıyorsam, salonlarında, koridorlarında gezemiyorsam, odalarında oturamıyor, balkonlarında kendimi bulamıyorsam, dehlizlerinde saklanamıyor, burçlarında ağlayamıyorsam, mahzenlerinde sarhoş olamıyor, mutfaklarında dolaşamıyorsam, yorulduğumda sırtımı yaslayamıyorsam, mutluluğumu tavan aralarına fısıldayamıyorsam, nasıl fethetmiş olurum o kaleyi, söyler misin, nasıl fethetmiş olurum o kaleyi ben ?

    .


    Dilber’in sekiz günü

    Yıl: 2008
    Tür: Dram
    IMDB: 7,1/10
    ÖDÜLLER:
    (Adana Film Festivali)
    1) Ulusal Uzun Metraj Film Altın Koza
    (Ankara Uluslararası Film Festivali 2009)
    2) En İyi Erkek Oyuncu
    3) En İyi Kadın Oyuncu
    4) En İyi Senaryo
    5) Jüri Özel Ödülü
    6) En iyi Film

    Konusu: Doğu’nun kıraç topraklarında, fakir bir köyde annesi, babası ve kardeşleriyle yaşayan Dilber, çocukluk aşkı Ali ile evlenme hayalleri kurmaktadır. Dilber ile Ali birbirlerine aşıktırlar ama Ali’nin babası, oğlunu bir başka kızla evlendirmek için arkadaşına söz vermiştir. Dilber bunu kabûllenemez, ilk talibiyle evlenmeye karar verir. Bu arada, topal bir adam ağır aksak yürüyerek köye yaklaşmaktadır.


    “Günaydın, ruhumun prensesi!”


    Ali’nin sekiz günü

    Yıl: 2009
    Tür: Dram
    IMDB: 6,3/10
    ÖDÜLLER:
    (Ankara Uluslararası Film Festivali)
    1) Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü
    (İstanbul Uluslararası Film Festivali)
    2) Altın Lale

    Konusu: Ali’nin hayatı, evi ve bakkal dükkânı arasında geçmektedir. Mahalleye gelen Zeynep’e duyduğu platonik aşk, hayatına beklenmedik bir heyecan katar. Ali, Zeynep’i takip etmeye başlar ve hayatında Mehmet adında birisinin olduğunu öğrenir. Bir bar çıkışında Mehmet, Zeynep’i dövmeye başlar. Onları takip etmekte olan Ali sevdiği kızı korumak için saldırır. Ama Zeynep, Mehmet’i çok sevdiğini ve vurmamasını söyleyince Ali yıkılır.


    Özür dilerim , size bir şey sorabilir miyim? Hayat neden bu kadar zalim? İnsanlar , insanlar neden bu kadar zalim? Yaşamak neden bu kadar zor ve bu kadar güzel ve vazgeçilmez? Peki insanların birbirlerini anlamamak için bu büyük çabası neden? Karım… Karım bana çok kızıyor. Ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. İstediği gibi bir adam olamadığım için. Çocuklarım, çocuklarım da bana çok kızıyor. Onlara bilgisayar , elbise , ayakkabı, araba alamadığım için. Patronum, patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. O da bana çok kızıyor çünkü ona çok para kazandıramadığım için. 

    Dostlarım, arkadaşlarım , akrabalarım beni adam yerine bile koymuyorlar. Onlar da bana kızıyor. Onların istediği bir adam olmadığım için. Onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç veremediğim için , onlara ayak bağı olduğum için, onların eğlendiği gibi eğlenemediğim için. Devlet, devlet de bana kızıyor. Daha çok vergi veremediğim için, arada bi ‘noluyo’ diye sorduğum için , yanlış partiye oy verdiğim için. Biliyor musun her tarafım kanıyor. Acılar içindeyim. Çürüyorum. Onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum ama beceremiyorum. Dostlarıma ,akrabalarıma, patronuma , karıma , çocuklarıma üzgünüm diyorum. Sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için özür dilerim diyorum, duymuyorlar. Acılarımı , kederlerimi , sıkıntılarımı anlatıyorum dinlemiyorlar. Ben , ben.. Bana yardım edin diyorum, kaçıyorlar. 

    Gelin biraz konuşalım diyorum, masayı terk ediyorlar. Ölüyorum ben diyorum, ne zaman öleceksin diye soruyorlar. Lütfen bana söyler misin , ne oldu ? Bize ne oldu? Eskiden böyle değildi. Şimdi ne oldu? Neden insanların artık birtakım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanları yok? Neden bu kadar hızla koşuyorlar? Neden bir an bile olsa durup hayatın , insanın , evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar? Ben acılarımı , sıkıntılarımı , kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? Benim bütün bu düşlerim , arzularım, hayata dair imdat çığlığım onlara neden sahte geliyor? Sahici gelmiyor, samimi gelmiyor? Neden? Neden? Neden? Söyle bana neden? Neden?.. N’olur bana yardım et , yardım et bana. Lütfen , lütfen… Neden beni bu halimle kabul edip aralarına almıyorlar ? 

    Neden beni sevmeleri için sürekli , inanmadığım halde onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım , ha? Neden egom olmak zorunda? Neden onların arasında bencil olmak durumundayım ? Neden var olabilmek için rekabet etmek zorundayım , ha ? Lütfen , lütfen bana yardım et. Bana hayatta yaşamamı söyle. Bak biliyosan eğer bana o yolu göster , lütfen.  Çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. Bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. Neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum? Lütfen bana yardım et , lütfen… Özür dilerim ,özür dilerim. Beni bağışlayın. Kendi derdimle sizi üzdüm özür dilerim ,özür dilerim. Özür dilerim…

    Ali’nin Sekiz Günü Repliği


    Kaynaklar:
    1) sadibey.com
    2) www.imdb.com
    3) on5yirmi5.com

  • Çiğ Köfte Sorunu (Senaryo)

     “Çiğ Köfte Sorunu” Alper Murat Kirpik’in ücretsiz olarak okuyucuya sunduğu senaryosudur. Filmleştirme aşaması için alpermuratkirpik@gmail.com  adresine başvurabilirsiniz.

    Konu: Alper bir gün koferans için yola çıkmıştır ancak çiğ köfteci arkadaşına yol üstü uğraması onu acı heyecanlarla karşı karşıya bırakacaktır.

    Madde 8 – (Değişik: 7/6/1995 – 4110/4 md.) Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir. Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserlerin mali hak sahipleri bunları çalıştıran veya tayin edenlerdir. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır. Bir işlenmenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla, onu işleyendir. Bir eserin yapımcısı veya yayımlayıcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre mali hakları kullanabilir. Sinematografik eserlerde; yönetmen özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Eserin birlikte sahipleri, mali hakları, yapacakları bir sözleşmeyle ve uygun bir bedel karşılığında yapımcıya devredebilirler. Sinematografik eserin birlikte sahipleri mali haklarını devrettikten sonra, aksine ya da özel bir hüküm bulunmadığı taktirde yapımcı tarafından eserin çoğaltımına, dağıtımına, kamuya arzına, kablolu iletimine, televizyon ya da başka araçlarla yayımına, alt yazı yazılmasına ya da dublajına itiraz edemezler.

    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu


    “Çiğ Köfte Sorunu”
    YazarAlper Murat Kirpik

    SENARYO

    SAHNE 1- İÇ/GÜN- DÜKKAN

    SERKAN çiğköfte yoğuruyordur.  Kamera açıları marulları, ekşileri ve şalgamları çeker. Kamera Şalgamlara odaklarken. İçeri ALPER girer.

    ALPER – Selamunaleyküm..

    SERKAN – Aleykümselam hocam. Oo sen buralara gelir miydin ya?

    ALPER – Buralarda bir işim vardı bende bir uğruyayım dedim.

    SERKAN – İyi ettin hocam, hemen bir çiğköfte yapıyorum.

    ALPER – Eyvallah çok sağol, daha yeni yemek yedim.

    SERKAN – Bir şey olmaz hocam tadımlık yapıyorum, beraber yeriz ya. Taze yoğrulmuş daha hemde.

    ALPER – E hadi öyle olsun.

    SERKAN – Hayırdır hocam bir sıkıntı yok inşallah.

    ALPER –Bu iklim değişikliği ile ilgili bir seminer varmış. Ona geldim de. Daha bir saat var. Bir yanına uğrayayım dedim.

    SERKAN – İyi ettin hocam. Acı ister misin?

    ALPER – Acıya alışkınız biz.

    SERKAN – Tamamdır hocam. (Gülerek)

    ALPER masaya oturur, SERKAN iki tane şalgam koyar. Çiğköfteleri almak için gider. Masaya birden ayakkabı gelir, dışarıda bağırmalar başlar. ALPER ve SERKAN birden dışarıya çıkar.

    SERKAN – Noluyor ya!

    SAHNE 2- DIŞ/GÜN- DÜKKAN ÖNÜ

    İki tane Suriyeli çocuk arapça kavga ediyorlardır. SERKAN çocuklara elini kaldırır. ALPER SERKAN’ı tutar. Çocuklar yerde kavga ederken ALPER ikisini tutar. İKİNCİ ÇOCUĞUN gözlerine bakar.

    ALPER – Dur oğlum ne yapıyorsunuz ya! Niye vuruyorsun arkadaşına!

    İKİNCİ ÇOCUK hızlı hızlı arapça konuşur. ALPER hiçbir şey anlamaz.

    ALPER – Oğlum Türkçe bilmiyor musun sen?

    SERKAN – Hocam bunlar Suriyeli.

    BİRİNCİ ÇOCUK –Abi o bilmiyor Türkçe.

    ALPER İKİNCİ ÇOCUĞA döner.

    ALPER –E oğlum anlat ne bu kavga.

    İKİNCİ ÇOCUĞA eliyle dükkanı gösterir.

    ALPER –Bak ben yemek yiyordum masama ayakkabın geldi. Ayıp değil mi bu kadar insanları rahatsız ediyorsunuz.

    İKİNCİ ÇOCUK birden arapça hızlı ve sinirli konuşur.

    ALPER –Oğlum sende bir dur daha türkçen yok, dert anlatıyorsun.

    BİRİNCİ ÇOCUK – Abi o sinirli. (der ve güler.)

    ALPER – Nedeni de belli sanırım. Ne yaptın çocuğa?

    SERKAN – Hocam boşver uğraşma şimdi annesi babası gelir bir de onlarla uğraşırız.

    ALPER – Abi ben kötü bir şey yapmıyorum ki. Eskiden büyükler dövüşen çocukları ayırmaz mıydı? Eskiden güzeldi gerçi. Çocukluğum dışarda geçti. Ağaç dallarında, sokak oyunlarıda. Korona yoktu, herkes Türkçe anlatırdı. Hava bile yerli yerindeydi. Hatta..

    Birden BİRİNCİ ÇOCUK, ALPER’in yüzüne hapşurur. İKİNCİ ÇOCUK eliyle gösterir. Arapça hızlı hızlı konuşur.

    SERKAN – Dur dezenfektan getireyim hocam, ortalık sıkıntı zaten.

    ALPER sinirli bir şekilde İKİNCİ ÇOCUĞU göstererek BİRİNCİ ÇOCUĞA konuşur.

    ALPER – Ona da mı bunu yaptın?

    BİRİNCİ ÇOCUK –Evet. (Korkarak)

    ALPER – Söyle seni annen doktora götürsün, hadi bir daha da kavga etmeyin.

    ALPER çocuğun elini bırakır. Çocuk koşmaya başlar. Çocuk koşarken ALPER’e bağırır.

    BİRİNCİ ÇOCUK –Götürdü zaten koronaymışım.

  • Eksik Hacet Dileme (Beta-Senaryo)

     “Eksik Hacet Dileme” Alper Murat Kirpik’in ücretsiz olarak okuyucuya sunduğu senaryosudur. Filmleştirme aşaması için alpermuratkirpik@gmail.com adresine başvurabilirsiniz.

    Konu: Senaryo beta aşamasındadır.

    Madde 8 – (Değişik: 7/6/1995 – 4110/4 md.) Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir. Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserlerin mali hak sahipleri bunları çalıştıran veya tayin edenlerdir. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır. Bir işlenmenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla, onu işleyendir. Bir eserin yapımcısı veya yayımlayıcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre mali hakları kullanabilir. Sinematografik eserlerde; yönetmen özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Eserin birlikte sahipleri, mali hakları, yapacakları bir sözleşmeyle ve uygun bir bedel karşılığında yapımcıya devredebilirler. Sinematografik eserin birlikte sahipleri mali haklarını devrettikten sonra, aksine ya da özel bir hüküm bulunmadığı taktirde yapımcı tarafından eserin çoğaltımına, dağıtımına, kamuya arzına, kablolu iletimine, televizyon ya da başka araçlarla yayımına, alt yazı yazılmasına ya da dublajına itiraz edemezler.

    Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu


    “Eksik Hacet Dileme”
    YazarAlper Murat Kirpik

    SAHNE 1- İÇ/GÜN- EV

    Kurtuluş ağzındaki sigarayı yakmak için kibriti yakar. Üzerinde siyah kolsuz bir tişört vardır. Sigara dumanıyla kibriti söndürür ve yere atar. O sırada nenesi bağırır.

    LEYLA: Kurtuluş, bir daha onu yere atarsan, gece yatağını yakarım. Bu kafayı yemiş bak yaşlı derler hapsede atmazlar beni. Delirtme beni yavrum, abuk sabuk konuşuyorum artık senin yüzünden ya.

    KURTULUŞ: Ne abuk subuğu gayet yerinde konuşan bir hanfendisin leylacağım.

    LEYLA: Höşt.

    KURTULUŞ: Neneciğim.

    LEYLA: İş buldun mu? Bak Aslı senin için çırpınıyor, ben durduruyorum kızı, iş bulsun sonra kızım diyorum.

    KURTULUŞ:  İş var da biz istemiyoruz sanki, açma bu konuyu da, açma.

    LEYLA: Sana mı iş yok? Ahmet abin taksicilik buldu sana.

    KURTULUŞ: Gece işi, nasıl yapayım ben?

    LEYLA: Aslı’nın abisinin kahvesinde çalış, rica ederiz.

    KURTULUŞ: Günlük çocuk gibi 50 liraya mı çalışayım, sigarama yetmez.

    LEYLA: Bok iç. Dedenin emeklisi olmasa eve beş kuruş girdiği yok. Çabala biraz nolur yani.

    KURTULUŞ: İş buldum aslında da sana söylemek istemiyorum.

    LEYLA: Sen buldun. Peh! Git başkasıyla eğlen. Ne buldun? Kevaşelik mi yapacaksın?

    KURTULUŞ: Heh üstüne bastın. (Pis pis güler)

    LEYLA: Gavurun dölü! (Değneği ile bir tane koluna vurur ve oradan kalkar.) Babası kılıklı, avare avare gez anca. Son gülen iyi güler gez. Pis Kevaşe.