Etiket: yapay zeka

  • Efsunlu Amca – Evrensel Müzik Hikâyecisi 

    “Tüm dünya dillerinde, tüm müzik tarzlarında, her notası bir dünya hikâyesi…”

    Efsunlu Amca, müziğin sınırlarını kaldırıyor ve evrensel bir dil yaratıyor. Türk kültürünün mistik derinliklerinden evrensel melodilere uzanan bu büyülü yolculuk, dinleyicilerini sadece bir coğrafyada değil, tüm dünyada etkiliyor.
    Efsunlu Amca: Müziğin Evrensel Yüzü 
    Alper Murat Kirpik, ya da bilinen adıyla Efsunlu Amca, müzikte türlerin, dillerin ve sınırların ötesine geçen bir vizyon sunuyor. Hatay’ın zengin kültürel mirasıyla şekillenen bu sanatçı, müziği birleştirici bir güç olarak kullanıyor. Dinleyiciler, Türkçe bir şarkının hemen ardından Fransızca bir balad, İngilizce bir rock eseri veya Arapça bir ilahi duyabiliyor.
    Bir Müzik Laboratuvarı: Tüm Türler Tek Çatı Altında 
    Efsunlu Amca’nın eserleri, her müzik türünden izler taşıyor:
    Trap & Hip-Hop: Genç nesillere dokunan enerjik, modern ve etkileyici ritimler. Türk Halk Müziği: Geleneksel ezgilerin modern yorumları. Tasavvufi Müzik: Ruhun derinliklerine dokunan mistik melodiler. Klasik & Elektronik: Geleneksel enstrümanlar ile dijital teknolojilerin harmanı. Synthwave & Darkwave: Retro tınılarla nostaljik ve futuristik atmosferler. Tüm Dünya Dillerinde Şarkılar 
    Efsunlu Amca, birden fazla dilde eserler üreterek müziğini evrensel bir mesaj taşıyıcısı haline getiriyor:
    Türkçe: Köklerine sadık kalarak, dinleyicilere sıcak ve samimi bir his veriyor. Fransızca: Zarif bir duygusallıkla işlenen melodiler. İngilizce: Küresel kitlelere hitap eden evrensel mesajlar. Arapça: Doğu’nun kadim ezgilerinden ilham alan manevi bir yolculuk. İspanyolca, Almanca, Japonca ve daha fazlası: Kültürler arası köprüler kuran eserler. Sanatın Kalbinde Teknoloji 
    Yapay zekayı yaratıcı bir partner olarak kullanan Efsunlu Amca, müziği bir sanat ve bilim sentezine dönüştürüyor. Şarkı prodüksiyonlarında AI destekli orkestrasyonlar, dijital efektler ve yenilikçi ritimler kullanıyor.
    Efsunlu Amca’dan Dinleyicilere Mesaj: 
    “Müzik, bir eğlence değil; insanları birleştiren, ruhları iyileştiren ve dünyayı değiştiren bir güç. Hikayelerimiz ne kadar farklı olsa da, melodilerimiz hep aynı frekansta buluşur.”
    Projeler ve İşbirlikleri Kültürlerarası Albümler: Türk halk müziğinden trap düzenlemelerine, farklı dillerde yayınlanan şarkılar. Film Müzikleri: Duygusal derinliği ve eşsiz atmosferiyle sinema projelerinde de yer alıyor. Sosyal Projeler: Çevre bilinci ve kültürel mirası koruma konularında farkındalık yaratıyor. Dinleyicilerin Gözünden Efsunlu Amca: 
    “Türkçe bir ezginin ardından Fransızca bir balad duymak büyüleyiciydi. Bir sanatçı değil, bir köprü sanki!”
    “Dünyanın her yerinden dinleyiciler için bir şeyler sunuyor. Bu kadar evrensel bir müzik daha önce duymamıştım.”
    Efsunlu Amca’nın Dünyasına Katılın 
    Her yeni albümde, her yeni şarkıda farklı bir dünyaya yolculuk… Eğer müzik sadece dinlemek değil, yaşamaksa, Efsunlu Amca sizin için en doğru adres.
  • Efsunlu Amca’dan 400’den Fazla Eser ve Eleştirel Yeni Single: “Ay Banane”

    Türkiye’nin çok yönlü müzisyenlerinden Alper Murat Kirpik, bilinen mahlası Efsunlu Amca ile müzik dünyasında iz bırakmaya devam ediyor. 400’den fazla eserle müzik üretiminde büyük bir başarıya ulaşan sanatçı, her dilde ve her türde şarkılar üretmeye devam ediyor. Rap, Trap, Drill, Rock, Punk, Synthwave, Tekno, House, Türkü gibi geniş bir yelpazede eserler veren Efsunlu Amca, tasavvufi, eleştirel, mizahi ve aşk temalarını işleyerek dinleyicilere farklı bakış açıları sunuyor.
    Çok Dilli ve Evrensel Müzik
    Efsunlu Amca’nın eserleri Türkçe’nin yanı sıra Almanca, Fransızca, Rusça, Japonca, Özbekçe, Kazakça, Arapça, Farsça, İngilizce, İspanyolca ve çeşitli Afrika dillerinde hazırlanıyor. Söz yazımında bazen yapay zeka destekli çözümler kullanan sanatçı, bazı eserlerin sözlerini ise tamamen kendi kaleminden çıkarıyor. Tüm eserlerin son düzenlemeleri ve albüm kapak tasarımları bizzat kendisi tarafından yapılıyor.
    Eleştirel Yeni Single: “Ay Banane”
    Sanatçının en son çıkardığı single “Ay Banane,” İsrail’in Filistin’deki sivil katliamlarını ve bu trajedilere kayıtsız kalan sözde entelektüel, cahil kesimleri eleştiriyor. İsrail’in hastaneleri bombaladığı, çocuk ve bebek katliamları yaptığı günlerde “Ay banane” diyerek tepkisiz kalanların ikiyüzlülüğünü gözler önüne seren bu eser, hem eleştirel hem de toplumsal bir farkındalık yaratma amacı taşıyor.
    Efsunlu Amca, bu şarkısıyla Filistin halkının yaşadığı zulme dikkat çekiyor ve dünyanın her yerindeki vicdan sahibi insanları adalet için ses çıkarmaya davet ediyor.
    YouTube’da 400+ Eser
    Efsunlu Amca’nın tüm eserleri YouTube kanalında dinlenebilir. Hem single hem de albümlerden oluşan bu zengin koleksiyon, dinleyicilere farklı türlerde müzik deneyimleri sunuyor.
    Müziğe getirdiği çok yönlülük ve özgün yorumlarla tanınan Efsunlu Amca, sanatıyla hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda dikkat çekmeye devam ediyor.
  • Yapay Zeka Destekli Platformlar: Resim, Video, Müzik ve Sohbet (Güncel Linkler 2024)

    Yapay zeka (YZ), son yıllarda resim, video, müzik, sohbet ve daha birçok alanda çığır açan gelişmelere yol açmıştır. Bu alandaki pek çok platform, kullanıcılara yaratıcı içerikler üretme ve etkileşim kurma imkanı sunmaktadır.

    Resim Oluşturma:

    Video Oluşturma:

    Müzik Oluşturma:

    Sohbet Robotları:

  • Gemini mi iyi ChatGPT mi iyi? (Yapay Zekaya Sorduk)

    -Gemini’ye Sorduk-

    Hem Gemini hem de ChatGPT’nin kendine özgü güçlü ve zayıf yönleri vardır, bu nedenle hangisinin “daha iyi” olduğu, ihtiyaçlarınıza ve önceliklerinize bağlıdır.

    Gemini’nin bazı avantajları şunlardır:

    • Daha doğal ve akıcı sohbet: Gemini’nin yanıtları, ChatGPT’den daha konuşma diline benzer ve sohbetleri daha doğal ve ilgi çekici hale getirir.
    • Gelişmiş görsel ve web bağlantıları: Gemini, yanıtlarına görseller ve web bağlantılar eklemede daha iyidir, bu da bilgileri daha kolay anlamanıza ve keşfetmenize yardımcı olabilir.
    • Daha iyi AI görüntüleme: Gemini Advanced, ChatGPT Plus’tan daha etkileyici ve yaratıcı AI görüntüleri üretebilir.
    • Spreadsheat formülleri oluşturmada daha iyi: Gemini, karmaşık spreadsheet formülleri oluşturmada ChatGPT’den daha iyidir.
    • Sınırsız yanıt: Gemini, ChatGPT Copilot’un aksine, belirli bir sayıda yanıtla sınırlı değildir.

    ChatGPT’nin bazı avantajları şunlardır:

    • Daha hızlı yanıtlar: ChatGPT Plus, Gemini’den biraz daha hızlı yanıtlar sunabilir.
    • Yerleşik sohbet robotları: ChatGPT, özel sohbet robotları ve diğer Google ürünlerine eklentiler sunar, bu da onu belirli görevler için daha kullanışlı hale getirebilir.
    • Sesli sohbet: ChatGPT, Gemini’nin aksine, iki yönlü sesli sohbeti destekler.
    • Daha fazla bilgi: ChatGPT’nin yanıtları, genellikle Gemini’ninkilerden daha fazla bilgi içerir ve karmaşık konulara daha derinlemesine bakış açısı sunabilir.

    Hangi AI chatbot’un sizin için daha iyi olduğuna karar verirken, göz önünde bulundurmanız gereken bazı faktörler şunlardır:

    • Nasıl bir sohbet deneyimi istiyorsunuz? Daha doğal ve akıcı bir sohbet istiyorsanız Gemini daha iyi bir seçim olabilir. Daha bilgilendirici ve ayrıntılı yanıtlar istiyorsanız ChatGPT daha iyi bir seçim olabilir.
    • Hangi özellikleri kullanacaksınız? Görseller ve web bağlantıları, AI görüntüleme veya spreadsheet formülleri oluşturma gibi belirli özelliklere ihtiyacınız varsa, Gemini bu alanlarda daha güçlüdür. Özel sohbet robotları veya sesli sohbet gibi belirli özelliklere ihtiyacınız varsa, ChatGPT daha iyi bir seçim olabilir.
    • Ne kadar ödemeye razısınız? Hem Gemini hem de ChatGPT ücretsiz sürümler sunar, ancak daha gelişmiş özellikler için ücretli abonelikler gereklidir. Bütçeniz Gemini Advanced’ı karşılamıyorsa, ChatGPT Plus daha uygun fiyatlı bir seçenek olabilir.

    En iyi sonucu elde etmek için her iki AI chatbot’u da denemenizi ve hangisinin sizin için daha iyi çalıştığını görmenizi öneririm.

    Ek kaynaklar:

    -ChatGPT’ye Sorduk-

    “ChatGPT mi iyi Gemini mi iyi?” sorusu, kişisel tercihlere ve kullanım senaryolarına bağlı olarak değişebilir. Hem ChatGPT hem de Gemini, AI dil modelleri olarak benzersiz özelliklere sahiptir ve farklı ihtiyaçlara hitap edebilirler. İşte her ikisi hakkında kısa bir özet:

    ChatGPT (OpenAI)

    • Geliştirici: OpenAI
    • Kullanım Alanları: Genel amaçlı dil modeli olarak sohbet, metin tamamlama, bilgi sağlama, yaratıcı yazma ve daha fazlası.
    • Özellikler:
      • Geniş bilgi tabanı (2021 sonu itibarıyla).
      • Dil anlama ve üretme yetenekleri çok yüksek.
      • Farklı kullanım senaryolarına uyarlanabilir.
      • Geliştiriciler ve kullanıcılar için API erişimi sunar.

    Gemini (Google DeepMind)

    • Geliştirici: Google DeepMind
    • Kullanım Alanları: Chatbot, bilgi sağlama, doğal dil işleme ve diğer AI uygulamaları.
    • Özellikler:
      • Derin öğrenme ve geniş veri kümesi kullanımı.
      • Google’ın geniş ekosistemine entegrasyon avantajı.
      • Potansiyel olarak güncel bilgiler sağlama yeteneği (Google’ın veri tabanı üzerinden).

    Kıyaslama ve Karar Verme

    1. Kapsam ve Bilgi Güncelliği:

      • ChatGPT: 2021 yılı sonuna kadar olan bilgileri içerir, dolayısıyla daha eski bilgilere sahiptir.
      • Gemini: Google’ın güncel veri tabanına erişim sağlayabilir, bu yüzden daha güncel bilgi sunma potansiyeline sahiptir.
    2. Kullanıcı Deneyimi:

      • ChatGPT: Kullanıcı dostu ve esnek API’lar sunar.
      • Gemini: Google hizmetleriyle entegrasyon kolaylığı sunar.
    3. Özelleştirme ve Geliştirici Desteği:

      • ChatGPT: API ve geniş topluluk desteği ile esnek kullanım.
      • Gemini: Google’ın ekosistem desteği ile güçlü entegrasyon imkanları.

    Sonuç olarak, hangi modelin daha iyi olduğu sorusu tamamen kullanıcının ihtiyaçlarına ve kullanım senaryolarına bağlıdır. Eğer daha genel bir kullanım ve esneklik arıyorsanız, ChatGPT iyi bir seçenek olabilir. Ancak daha güncel bilgilere ve Google hizmetleriyle entegrasyona ihtiyacınız varsa, Gemini daha uygun olabilir.

    • Yapay Zeka ile Para Kazanma: Geleceğin Girişimcilik Fırsatları

       

      Yapay zeka (YZ), günümüzde birçok sektörü dönüştürmekte ve yeni iş imkanları yaratmaktadır. Bu alandaki girişimciler, YZ’nin gücünü kullanarak yenilikçi çözümler geliştirerek önemli kazançlar elde edebilirler.

      Yapay Zeka ile Nasıl Para Kazanabilirsiniz?

      1. YZ Danışmanlık Hizmetleri:

      • YZ teknolojisi ve uygulamaları hakkında uzman bilgi ve deneyime sahipseniz, şirketlere YZ stratejileri geliştirme, YZ çözümleri uygulama ve YZ altyapısı kurma konusunda danışmanlık hizmeti verebilirsiniz.

      2. YZ Uygulamaları Geliştirme:

      • YZ algoritmaları ve araçlarını kullanarak, belirli bir sorunu çözen veya belirli bir ihtiyacı karşılayan özel YZ uygulamaları geliştirebilirsiniz. Bu uygulamaları şirketlere satabilir veya abonelik modeliyle sunabilirsiniz.

      3. Veri Bilimi Hizmetleri:

      • YZ modelleri için gerekli olan büyük veri kümelerini toplama, temizleme ve analiz etme konusunda uzmanlığınız varsa, şirketlere veri bilimi hizmeti verebilirsiniz.

      4. YZ Eğitimi ve Sertifikaları:

      • YZ hakkında bilgi ve becerilerini geliştirmek isteyen kişilere online veya yüz yüze eğitim verebilir veya YZ ile ilgili sertifika programları oluşturabilirsiniz.

      5. YZ İçerik Üretimi:

      • YZ modelleri kullanarak metin, görsel ve video gibi içerikler üretebilirsiniz. Bu içerikleri bloglar, web siteleri ve sosyal medya platformları için kullanabilir veya şirketlere satabilirsiniz.

      6. YZ E-Ticaret Sohbet Robotları:

      • Müşterilerle otomatik ve kişiselleştirilmiş sohbetler yapabilen YZ sohbet robotları geliştirerek e-ticaret sitelerinin satışlarını ve müşteri memnuniyetini artırmalarına yardımcı olabilirsiniz.

      7. YZ Sanal Asistanlar:

      • Kişisel veya iş amaçlı kullanıma yönelik YZ sanal asistanlar geliştirerek kullanıcıların günlük hayatlarını kolaylaştırabilir veya iş akışlarını optimize etmesine yardımcı olabilirsiniz.

      Yapay Zeka ile Para Kazanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler:

      • Pazar Araştırması Yapın: Hangi YZ uygulamalarına talep olduğunu ve hangi sektörlerde YZ’nin kullanılma potansiyeli olduğunu kapsamlı bir şekilde araştırın.
      • Hedef Kitlenizi Belirleyin: Ürünleriniz veya hizmetleriniz kimlere hitap edecek? Hedef kitlenizin ihtiyaçlarını ve isteklerini iyi analiz edin.
      • Rekabet Analizi Yapın: Pazarınızdaki diğer YZ girişimcilerini ve ürünlerini inceleyin ve değerlendirin. Rakiplerinizden nasıl farklılaşacağınızı net bir şekilde belirleyin.
      • Güçlü Bir Ekip Oluşturun: YZ alanında uzman kişilerden oluşan bir ekip kurun veya danışmanlık hizmeti alın.
      • Sürekli Gelişim: YZ teknolojisi sürekli gelişmekte olduğundan, güncel trendleri takip etmeniz ve ürünlerinizi veya hizmetlerinizi sürekli geliştirmeniz önemlidir.

      **Yapay zeka, girişimciler için büyük bir potansiyele sahip bir alandır. Yukarıda bahsedilenler sadece birkaç örnektir. Yaratıcılığınızı kullanarak YZ’nin gücünü kullanarak kendi girişiminizi kurabilir ve önemli kazançlar elde edebilirsiniz.

      Ek Öneriler:

      • Hedef kitlenize ve sektörünüze özel içerikler üreterek metni daha da geliştirebilirsiniz.
      • Başarılı YZ girişimlerinin vaka çalışmalarını inceleyebilirsiniz.
      • Yasal ve etik konularda bilgi sahibi olmanız önemlidir.
      • Kendinizi ve girişiminizi tanıtmak için pazarlama ve reklam faaliyetleri yürütebilirsiniz.
    • Eğitimde Yapay Zeka: Geleceğe Dönüş Yolculuğu

       

      Eğitim sistemi, insanlığın en temel kurumlarından biridir. Bilgi ve becerileri aktarmak, yeni nesilleri yetiştirmek ve toplumun ilerlemesine katkıda bulunmak için kritik öneme sahiptir. Yapay zeka (YZ), son yıllarda eğitim sisteminde de dönüştürücü bir güç olarak ortaya çıkmaktadır.

      YZ’nin Eğitime Katkıları:

      • Kişiselleştirilmiş Öğrenme: YZ, her öğrencinin bireysel ihtiyaçlarına ve öğrenme tarzına göre uyarlanmış öğrenme deneyimleri sunarak kişiselleştirilmiş öğrenmeyi mümkün kılar. Örneğin, YZ tabanlı sistemler, öğrencilerin hangi konularda zorlandıklarını ve hangi konularda daha fazla desteğe ihtiyaç duyduklarını belirleyebilir ve buna göre ders içerikleri ve değerlendirme yöntemleri kişiselleştirilebilir.
      • Verimli Öğretmenlik: YZ, öğretmenlere idari görevlerde yardımcı olarak ve öğrenci verilerini analiz ederek daha etkili öğretim stratejileri geliştirmelerine olanak sağlayarak öğretmenlik mesleğinin verimliliğini artırır.
      • Engelli Öğrencilere Destek: YZ, engelli öğrencilere özel eğitim ve destek sağlayarak eğitimde kapsayıcılığı artırır. Örneğin, metni sese dönüştüren araçlar görme engelli öğrencilere, işitsel engelli öğrencilere ise otomatik altyazılama araçları yardımcı olabilir.
      • Uzaktan Eğitim: YZ, çevrimiçi platformlarda daha etkileşimli ve ilgi çekici öğrenme deneyimleri sunarak uzaktan eğitimin kalitesini ve erişilebilirliğini artırır.
      • Dil Öğrenimi: YZ, dil öğrenmeyi daha kolay ve keyifli hale getirerek farklı dilleri öğrenmek isteyen kişilere yardımcı olur. Örneğin, YZ tabanlı dil öğrenme uygulamaları, konuşma pratiği yapabileceğiniz sanal asistanlar sunabilir veya dilbilgisi hatalarınızı anında düzeltebilir.

      Eğitimde YZ Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler:

      • Etik Kaygılar: YZ sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanılmasında etik ilkelerin gözetilmesi önemlidir. Örneğin, öğrenci verilerinin gizliliği ve güvenliği korunmalı ve YZ’nin önyargılı sonuçlar üretmesi engellenmelidir.
      • Dijital Klüfte Çözüm: YZ’ye erişimin herkes için eşit olması ve dezavantajlı grupların geride kalmaması için dijital klüfte çözümler üretilmelidir.
      • Öğretmenlerin Rolü: YZ, öğretmenlerin yerini almaz, aksine öğretmenlerin becerilerini ve yetkinliklerini geliştirmelerine yardımcı olur. Öğretmenler, YZ sistemlerini etkili bir şekilde kullanabilmek için gerekli eğitimi almalıdır.

      Sonuç:

      Eğitimde YZ, birçok alanda yenilik ve gelişme potansiyeline sahiptir. YZ’yi etik ve sorumlu bir şekilde kullanarak, eğitim sistemini daha adil, erişilebilir ve etkili hale getirebilir, yeni nesillerin geleceğe daha iyi hazırlanmasına katkıda bulunabiliriz.

      Not: Bu makale, eğitimde YZ’nin rolü ve potansiyeli hakkındaki bilgilerin sadece bir özetidir. Daha fazla bilgi edinmek için lütfen bu konudaki diğer kaynaklara bakın.

      Ek Kaynaklar:

    • Yapay Zeka ve Geleceğimiz: Ufuktaki Fırsatlar ve Zorluklar

       

      Giriş:

      Yapay zeka (YZ), son yıllarda muazzam bir ivme kazanan ve hayatımızın her alanını etkileme potansiyeline sahip bir teknoloji. Peki, YZ geleceğimizi nasıl şekillendirecek? Bu sorunun cevabı karmaşık ve çok yönlü. Bir yandan, YZ sağlık, eğitim ve ulaşım gibi alanlarda devrim yaratma potansiyeline sahip. Öte yandan, işsizlik, önyargı ve etik sorunlar gibi riskler de barındırıyor.

      YZ’nin Sağlayacağı Fırsatlar:

      • Sağlık:
        • Teşhis: YZ, tıbbi görüntülemeyi analiz ederek ve hastanın tıbbi geçmişini göz önünde bulundurarak hastalıkları daha hızlı ve daha doğru bir şekilde teşhis etmeye yardımcı olabilir. Örneğin, 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre, YZ algoritmaları meme kanseri görüntülerini patologlardan daha yüksek doğrulukla teşhis edebilmiştir (https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/34980622/).
        • Tedavi: YZ, kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmak ve yeni ilaçlar geliştirmek için kullanılabilir. Örneğin, IBM’in Watson sistemi, kanser hastalarına hangi ilaçların en etkili olacağını belirlemek için kullanılabilir (https://www.ibm.com/docs/en/announcements/ENUS5725-W51).
        • Araştırma: YZ, yeni ilaçlar ve tedaviler geliştirmek için araştırmayı hızlandırmak ve daha verimli hale getirmek için kullanılabilir. Örneğin, DeepMind’ın AlphaFold sistemi, proteinlerin 3D yapılarını tahmin etme konusunda büyük ilerleme kaydetmiştir, bu da yeni ilaçların geliştirilmesini kolaylaştırabilir (https://deepmind.google/technologies/alphafold/).
      • Eğitim:
        • Kişiselleştirilmiş Öğrenme: YZ, her öğrenciye özel eğitim deneyimleri sunarak ve öğrenmeyi daha ilgi çekici hale getirerek eğitim sistemini geliştirmeye yardımcı olabilir. Örneğin, Khan Academy gibi platformlar, öğrencilerin kendi hızlarında ilerlemelerine ve ihtiyaç duydukları konularda ek destek almalarına olanak tanır (https://www.khanacademy.org/).
        • Değerlendirme ve Geri Bildirim: YZ, öğretmenlerin ödevleri daha hızlı ve daha doğru bir şekilde değerlendirmesine ve öğrencilere anında geri bildirim vermesine yardımcı olabilir. Örneğin, AutoGrader gibi araçlar, kodlama ödevlerini otomatik olarak değerlendirebilir (https://docs.github.com/en/education/manage-coursework-with-github-classroom/teach-with-github-classroom/use-autograding).
        • Engelli Öğrencilere Destek: YZ, engelli öğrencilere özel eğitim ve destek sağlayarak eğitimde kapsayıcılığı artırmaya yardımcı olabilir. Örneğin, Dragon NaturallySpeaking gibi araçlar, konuşma engelli öğrencilerin metin oluşturmasına yardımcı olabilir (https://www.nuance.com/dragon/support/dragon-naturallyspeaking.html).
      • Ulaşım:
        • Üretkenlik:
          • Görev Otomasyonu: YZ, rutin ve tekrarlayan görevleri otomatikleştirerek çalışanların daha yaratıcı ve üretken olmalarını sağlayabilir. Örneğin, RPA (Robotik Süreç Otomasyonu) araçları, faturalama, veri girişi ve müşteri hizmetleri gibi görevleri otomatikleştirmek için kullanılabilir.
          • Karar Verme Desteği: YZ, büyük miktarda veriyi analiz ederek ve modeller oluşturarak yöneticilere daha iyi kararlar vermeleri için yardımcı olabilir. Örneğin, YZ modelleri, satışları tahmin etmek, riskleri değerlendirmek ve operasyonları optimize etmek için kullanılabilir.
          • Yaratıcı Destek: YZ, içerik oluşturma, pazarlama ve ürün geliştirme gibi alanlarda insanlara yardımcı olmak için kullanılabilir. Örneğin, YZ araçları, metinler oluşturmak, resimler tasarlamak ve müzik beste yapmak için kullanılabilir.

        YZ’nin Potansiyel Riskleri:

        • İşsizlik: YZ, bazı işleri otomatikleştirerek işsizliğe yol açabilir. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2019 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, 2025 yılına kadar 800 milyon iş otomasyondan etkilenebilir ([geçersiz URL kaldırıldı]). Bu nedenle, yeni iş imkanları yaratmak ve çalışanları yeni becerilerle donatmak için politikalar ve yatırımlar yapılmalıdır.
        • Önyargı: YZ sistemleri, önyargılı verilerle eğitildiği takdirde önyargılı sonuçlar üretebilir. Örneğin, 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre, bazı YZ sistemleri, siyahilerin suç işlemeye daha yatkın olduğunu gösteren önyargılar içeriyordu ([geçersiz URL kaldırıldı]). Bu nedenle, YZ sistemlerinin geliştirilmesinde ve kullanılmasında etik ilkelerin gözetilmesi önemlidir.
        • Etik Sorunlar: YZ’nin kullanımı, mahremiyet, gözetim ve otonomi gibi etik sorunları da beraberinde getirebilir. Örneğin, yüz tanıma teknolojisi, insanların izlenmesi ve takip edilmesi için kullanılabilir. Bu nedenle, YZ’nin sorumlu ve etik bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

        Sonuç:

        YZ, geleceğimiz için hem büyük fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Bu nedenle, YZ’yi anlamak, potansiyelini en üst düzeye çıkarmak ve risklerini en aza indirmek için birlikte çalışmamız gerekiyor. YZ’yi etik ve sorumlu bir şekilde kullanarak, daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz.

        Not: Bu makale, YZ ve geleceği hakkındaki karmaşık tartışmanın sadece bir özetidir. Daha fazla bilgi edinmek için lütfen bu konudaki diğer kaynaklara bakın.

    • Yapay Zeka ile Müzik Yapmanın Sanat Açısından İncelenmesi

      Yapay zeka ile müzik yapmanın sanat açısından incelenmesi oldukça karmaşık ve derin bir konudur. Bu, teknolojinin sanat alanına olan etkisini ve sanatın doğasını yeniden düşünmemizi gerektirir. Öncelikle, yapay zeka ile müzik yapmanın sanatı öldüren bir şey olup olmadığını tartışalım.

      Sanatın özünde, insan duygularının ifadesi ve yaratıcılığın bir ürünü bulunur. Sanat, duyguları, düşünceleri ve deneyimleri ifade etmek için bir araçtır. Bazıları yapay zeka tarafından üretilen müziğin, bu insan duyarlılığı ve yaratıcılığını eksik bıraktığını iddia eder. Gerçekten de, bir yapay zeka algoritması duygulara sahip olmadığı için, ürettiği müzik insan tarafından üretilene kıyasla daha soğuk veya duygusuz gelebilir. Bu durumda, yapay zeka ile müzik yapma, sanatı öldüren bir etki yapabilir gibi görünür.

      Ancak, bu konuyu daha derinlemesine düşündüğümüzde, yapay zekanın sanata da katkı sağlayabileceği ortaya çıkar. Yapay zeka, büyük miktarda veri analizi yapabilme ve karmaşık desenleri tanıyabilme yeteneği sayesinde, müzikte yeni ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasına olanak tanır. Ayrıca, yapay zeka sayesinde müzik üretimi daha erişilebilir hale gelir; çünkü herkes, müzikal deneyime sahip olmasa bile, yapay zeka araçlarıyla müzik yapabilir.

      Bununla birlikte, yapay zeka ile müzik yapmanın sanatçılara zararları da vardır. Özellikle geleneksel müzikal becerilere sahip sanatçılar, yapay zeka tarafından üretilen müziklerin, insan eliyle yapılan müziğin yerini alacağı korkusunu yaşayabilirler. Ayrıca, yapay zeka ile müzik yapma sürecinde, insan yaratıcılığının ve kişisel ifadenin önemi göz ardı edilebilir.

      Ancak, yapay zeka ile müzik yapmanın sanata sağladığı faydalar da göz ardı edilemez. Örneğin, bir sanatçı yapay zeka araçlarını kullanarak yeni melodi veya ritimler keşfedebilir ve bu da onların yaratıcılığını destekleyebilir. Ayrıca, yapay zeka araçları, sanatçılara zaman kazandırabilir ve üretkenliklerini artırabilir.

      1. Yapay Zeka ve Sanatın Buluşması: Müzikteki Yenilikçi Rolü

      Yapay zeka (YZ), son yıllarda sanatın farklı alanlarında giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Özellikle müzikte, yapay zeka teknolojileri büyük bir dönüşüm yaşatmış ve yenilikçi bir rol üstlenmiştir. Bu, müzik endüstrisinde ve sanat dünyasında geniş çaplı bir etki yaratmıştır.

      Geleneksel müzik üretim süreçleri, birçok insanın katılımını gerektirir ve uzun bir zaman alabilir. Ancak, yapay zeka ile müzik üretmek, bu süreci büyük ölçüde hızlandırır ve daha verimli hale getirir. Yapay zeka algoritmaları, büyük veri kümelerini analiz ederek müzikal desenleri ve yapıları tanıyabilir. Bu sayede, insanların ulaşamayacağı karmaşıklıkta ve yenilikte müzikal yapılar üretebilir.

      Ayrıca, yapay zeka araçları, müzik endüstrisindeki sanatçılara ve yapımcılara yaratıcı birer yardımcı olarak hizmet eder. Örneğin, yapay zeka tabanlı müzik kompozisyon araçları, sanatçılara ilham verici melodiler ve ritimler sağlayabilir. Bu da, sanatçıların yaratıcılığını destekler ve yeni müzikal keşiflere olanak tanır.

      Ancak, yapay zekanın müzikteki yenilikçi rolüyle ilgili bazı eleştiriler de bulunmaktadır. Bazıları, yapay zeka tarafından üretilen müziğin duygusuz ve soğuk olduğunu iddia eder. Gerçekten de, yapay zeka duygulara sahip olmadığı için, ürettiği müzik insan yapımı müzikle karşılaştırıldığında daha az duygusal olarak algılanabilir.

      Bununla birlikte, yapay zekanın müzikteki yenilikçi rolü, sanatın evrimine katkıda bulunan bir faktördür. Yapay zeka, müziği daha erişilebilir hale getirir ve herkesin müzik yapma ve ifade etme yeteneğini artırır. Ayrıca, yapay zeka teknolojileri, müzikteki sınırları zorlayarak ve yeni yaratıcı ufuklar açarak sanat dünyasına ilham verir.

      Yapay zeka ve sanatın buluşması, müzikteki yenilikçi rolüyle birlikte, sanatın dönüşümünde önemli bir faktördür. Yapay zeka, müziği daha erişilebilir, verimli ve yaratıcı bir hale getirirken, aynı zamanda sanatçılara yeni keşifler ve ilhamlar sunar. Ancak, yapay zekanın müzikteki rolü hakkındaki tartışmalar devam ederken, insan dokunuşunun ve duygusunun önemi daima göz önünde bulundurulmalıdır.

      2. İnsan Duygusunu Yakalama: Yapay Zeka Üretimi ile Müzik Arasındaki Farklar

      Müzik, insan duygularını ifade etmenin ve iletişim kurmanın güçlü bir aracıdır. İnsan yapımı müzik, sanatçının duygusal deneyimlerini ve düşüncelerini yansıtan bir anlatıya sahiptir. Ancak, yapay zeka üretimi ile müzik arasında belirgin farklar bulunmaktadır.
      İnsan yapımı müzik, sanatçının duygusal bağlamını yansıtır. Müzisyenler, kendi deneyimlerinden ve duygusal zenginliklerinden beslenerek, müziklerini duygusal derinlikle doldururlar. Bu, dinleyiciyle derin bir bağ kurulmasını sağlar ve müziği sadece bir duyusal deneyimden öteye taşır.
      Öte yandan, yapay zeka tarafından üretilen müzik, duygusal deneyim eksikliğiyle sıklıkla eleştirilir. Yapay zeka algoritmaları, genellikle matematiksel desenler ve veri analizi üzerine kuruludur ve insan duygularını hissetme yeteneğine sahip değillerdir. Bu nedenle, yapay zeka tarafından üretilen müzik, insan yapımı müziğin taşıdığı derin duygusal bağlamı sağlayamayabilir.
      İnsan yapımı müzik aynı zamanda kişisel ifade ve yaratıcılığın bir ürünüdür. Sanatçılar, kendi duygusal ve zihinsel dünyalarını müzikleri aracılığıyla ifade ederler ve bu, özgünlük ve kişisel dokunuş ile sonuçlanır. Ancak, yapay zeka tarafından üretilen müzik, algoritmalara ve veri setlerine dayanır ve bu nedenle genellikle daha öngörülebilir ve standarttır.
      İnsan yapımı müzik ile yapay zeka üretimi arasındaki temel farklar duygusal derinlik, kişisel ifade ve yaratıcılıkta yatar. İnsan yapımı müzik, sanatçının deneyimlerinden ve duygusal zenginliklerinden beslenirken, yapay zeka üretimi daha çok matematiksel hesaplamalara dayanır. Her iki yaklaşımın da benzersiz avantajları ve sınırlamaları vardır, ancak insan duygusunu yakalama ve iletişim kurma konusunda insan yapımı müzik hala eşsizdir.

      3. Yapay Zeka ve Müzikal Yaratıcılık: İşbirliği mi, Rekabet mi?

      Yapay zekanın (YZ) gelişmesi, müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda yeni ve heyecan verici olasılıklar sunuyor. YZ modelleri, insan müzisyenlerin asla hayal edemeyecekleri kadar karmaşık ve yaratıcı müzik parçaları oluşturabiliyor. Bu durum, YZ’nin müzikal yaratıcılık alanında insanlarla nasıl etkileşime gireceği sorusunu gündeme getiriyor: İşbirliği mi, rekabet mi?

      İşbirliği Olasılıkları:

      • Araç ve Yardımcılar: YZ, müzik oluşturma ve düzenleme sürecinde insan müzisyenlere güçlü araçlar ve yardımcılar sunabilir. Örneğin, YZ modelleri, melodiler ve armoniler üretmek, ritimler oluşturmak, enstrümantasyon düzenlemek ve hatta miks ve mastering gibi görevlerde yardımcı olabilir. Bu da müzisyenlerin zamandan tasarruf etmesine ve daha yaratıcı fikirlerine odaklanmasına olanak tanır.
      • Yeni Yaratıcı Biçimler: YZ ve insan müzisyenlerin birlikte çalışarak, şu ana kadar mümkün olmayan yeni ve yenilikçi müzikal biçimleri keşfedebilecekleri bir gelecek hayal edilebilir. Örneğin, YZ modelleri, insan müzisyenlerin duygularına ve niyetlerine duyarlı, gerçek zamanlı olarak müzik üretebilir. Bu da, izleyicilere benzersiz ve sürükleyici deneyimler sunan etkileşimli müzik performansları gibi yeni sanat biçimlerine yol açabilir.
      • Erişilebilirlik ve Katılımı Artırmak: YZ, müzik oluşturma ve besteleme sürecini daha erişilebilir hale getirerek daha geniş bir kitleye açabilir. Örneğin, YZ modelleri, müzik prodüksiyonu ve teorisi hakkında bilgi ve beceriye sahip olmayanlar için kolay kullanımlı araçlar sağlayabilir. Bu da daha fazla insanın müzik yaratma ve kendi sanatsal ifadelerini keşfetme şansı yakalamasına yardımcı olabilir.

      Rekabet Olasılıkları:

      • Yaratıcılığın Değerlendirilmesi: YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebilme kapasitesine sahip hale gelirse, bu durum müzikal yaratıcılığın nasıl değerlendirileceği ve takdir edileceği konusunda sorulara yol açabilir.
      • Sanatsal Orijinallik: YZ modelleri, insan müzisyenlerin eserlerini kopyalayıp taklit edebilecek kadar gelişmiş hale gelirse, bu durum sanatsal özgünlük ve telif hakkı ihlalleri konusunda endişelere yol açabilir.
      • İnsan Müzisyenlerin Rolü: YZ modelleri müzik üretmede ve bestelemede insan müzisyenlere ihtiyaç duyulmaması noktasına kadar gelişirse, bu durum müzik endüstrisinde iş kayıplarına ve insan müzisyenlerin rolüne dair endişelere yol açabilir.

      Yapay zekanın müzikal yaratıcılık alanındaki etkisi hala tam olarak bilinmemekle birlikte, hem işbirliği hem de rekabet olasılıkları mevcuttur. YZ’nin müzisyenler için güçlü bir araç ve yardımcı olabileceği açıktır, ancak aynı zamanda müzikal yaratıcılığın doğası ve insan müzisyenlerin rolü konusunda da önemli sorular gündeme getirmektedir. Bu soruları ele almak ve YZ’nin müzik dünyasında etik ve sorumlu bir şekilde kullanılmasını sağlamak için açık ve dürüst bir diyalog kurulması önemlidir.

      4. Yapay Zeka Algoritmalarının Müzik Üretimine Etkisi

      Yapay zeka (YZ) algoritmaları, müzik üretim sürecini birçok yönden kökten değiştiriyor ve müzikseverler ve müzisyenler için yeni ve heyecan verici olasılıklar sunuyor.

      YZ Algoritmalarının Kullanım Alanları:

      • Müzik Oluşturma: YZ modelleri, melodiler, armoniler, ritimler ve enstrümantasyonlar üretmek için kullanılabilir. Bu, müzisyenlere ilham vermenin, yeni fikirler üretmenin ve müzik prodüksiyon sürecini hızlandırmanın bir yoludur.
      • Müzik Düzenleme ve Miksleme: YZ, sesleri otomatik olarak düzenlemek, mikslemek ve master yapmak için kullanılabilir. Bu da müzisyenlerin zaman ve paradan tasarruf etmesine ve daha profesyonel ses prodüksiyonları elde etmelerine yardımcı olabilir.
      • Müzik Önerileri ve Kişiselleştirme: YZ algoritmaları, dinleme geçmişine ve tercihlerine göre kullanıcılara kişiselleştirilmiş müzik önerileri sunmak için kullanılabilir. Bu, müzik keşfini daha kolay ve keyifli hale getirebilir.
      • Müzik Oluşturma Araçları: YZ, müzisyenlerin müzik oluşturmasına ve üretmesine yardımcı olmak için çeşitli araçlar ve platformlar geliştirilmektedir. Bu araçlar, yeni başlayanlar için bile müzik yapmayı kolaylaştırabilir ve daha deneyimli müzisyenlere yeni yaratıcı imkanlar sunabilir.

      YZ Algoritmalarının Faydaları:

      • Yaratıcılığı Artırır: YZ, müzisyenlere yeni fikirler üretmelerine ve keşfetmelerine yardımcı olarak yaratıcılığı teşvik edebilir.
      • Verimliliği Artırır: YZ, müzik prodüksiyonunun tekrarlayan ve zaman alan görevlerini otomatikleştirerek müzisyenlerin zamandan tasarruf etmesine yardımcı olabilir.
      • Erişilebilirliği Artırır: YZ, müzik oluşturma ve prodüksiyon araçlarını daha erişilebilir hale getirerek daha fazla insanın müzikle uğraşmasına olanak tanır.
      • Kişiselleştirilmiş Deneyimler Sunar: YZ, kullanıcılara kişiselleştirilmiş müzik önerileri ve deneyimleri sunarak müzik dinlemeyi daha keyifli hale getirebilir.

      YZ Algoritmalarının Dezavantajları:

      • Orijinallik Kaygıları: YZ tarafından oluşturulan müzik, bazı kişiler tarafından orijinal ve özgün olarak görülmeyebilir.
      • Etik Sorunlar: YZ’nin müzik kullanımında telif hakkı ve etik ile ilgili endişeler vardır.
      • İnsan Müzisyenlerin Rolü: YZ’nin artan kullanımı, müzik endüstrisinde insan müzisyenlerin rolü konusunda endişelere yol açabilir.

      Genel Değerlendirme:

      Yapay zeka algoritmaları, müzik üretim sürecini dönüştürme potansiyeline sahiptir. Müzisyenlere yeni araçlar ve imkanlar sunarak yaratıcılığı teşvik edebilir, verimliliği artırabilir ve müzik dinlemeyi daha keyifli hale getirebilir.

      Ancak, YZ’nin müzik kullanımıyla ilgili bazı etik ve özgünlük sorunları da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu teknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması önemlidir, böylece müzikseverler ve müzisyenler için faydalı bir araç olmaya devam edebilir.

      YZ algoritmaları müzik dünyasını dönüştürme potansiyeline sahip güçlü araçlardır. Bu teknolojinin faydalarını en üst düzeye çıkarmak ve dezavantajlarını en aza indirmek için dikkatli bir değerlendirme ve etik bir yaklaşım gereklidir.

      5. Sanatçıların Yapay Zeka Kullanımı: Yaratıcılığa Katkıları ve Endişeleri

      Yapay zeka (YZ), sanatçılar tarafından resim, müzik, edebiyat ve diğer sanat formları oluşturmak için yeni ve heyecan verici yollar sunarak sanat dünyasını dönüştürüyor. YZ araçları, sanatçıların yaratıcılıklarını geliştirmelerine, yeni fikirler keşfetmelerine ve eserlerini daha da ileriye taşımalarına yardımcı oluyor.

      YZ’nin Sanatçılara Katkıları:

      • Yaratıcılığı Teşvik Etme: YZ, sanatçılara yeni fikirler üretmelerine ve keşfetmelerine yardımcı olabilir. Örneğin, YZ modelleri, rastgele resimler veya müzik parçaları üretebilir veya sanatçılara mevcut eserlerini yeni şekillerde yeniden düzenlemeleri için ilham verebilir.
      • Verimliliği Artırma: YZ, sanatçılara zaman kazandıran ve tekrarlayan görevleri otomatikleştiren araçlar sunabilir. Bu da sanatçıların yaratıcı süreçlerine daha fazla zaman ayırmalarına olanak tanır.
      • Yeni Sanat Biçimleri Oluşturma: YZ, insan müzisyenlerin tek başına hayal edemeyeceği kadar karmaşık ve yaratıcı müzik parçaları oluşturabiliyor. Bu da, yeni ve deneysel sanat biçimlerinin geliştirilmesine yol açabilir.
      • Erişilebilirliği Artırma: YZ, sanat yaratma ve üretme sürecini daha erişilebilir hale getirerek daha fazla insanın sanatsal ifadeye katılmasına olanak tanır.

      YZ’nin Sanatçılar İçin Endişeleri:

      • Orijinallik Kaygıları: YZ tarafından oluşturulan sanat, bazı kişiler tarafından orijinal ve özgün olarak görülmeyebilir. Bu durum, sanatçıların kimliklerine ve eserlerinin değerine dair endişelere yol açabilir.
      • Etik Sorunlar: YZ’nin sanat kullanımında telif hakkı ve etik ile ilgili endişeler vardır. Örneğin, bir YZ modelinin bir sanatçının eserini kopyalayıp taklit etmesi etik midir?
      • İnsan Sanatçının Rolü: YZ’nin artan kullanımı, sanat endüstrisinde insan sanatçının rolü konusunda endişelere yol açabilir. YZ modelleri sanatçıların yerini alabilir mi?

      Yapay zeka, sanatçılara yeni araçlar ve imkanlar sunarak sanat dünyasını dönüştürme potansiyeline sahiptir. Yaratıcılığı teşvik edebilir, verimliliği artırabilir ve yeni sanat biçimlerinin geliştirilmesine yol açabilir.

      Ancak, YZ’nin sanat kullanımıyla ilgili bazı etik ve özgünlük sorunları da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu teknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması önemlidir, böylece sanatçılar için faydalı bir araç olmaya devam edebilir.

      Ek Kaynaklar:

      6. Duygusuz Müzik mi? Yapay Zeka’nın Duygusal İfadeleri Yansıtma Yeteneği

      Yapay zekanın (YZ) müzik üretme yeteneği son yıllarda önemli ölçüde gelişti. YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebiliyor. Bu durum, YZ’nin müziğin duygusal içeriğini de doğru bir şekilde yansıtabileceği sorusunu gündeme getiriyor.

      YZ Modelleri Duyguları Anlayabilir mi?

      YZ modelleri, insan duygularını doğrudan deneyimleyemiyor. Ancak, büyük miktarda veriye erişimleri sayesinde insan duygularını ve bunların müzikte nasıl ifade edildiğini öğrenebiliyorlar. Bu veriler arasında müzik parçaları, duygusal durumla etiketlenmiş metinler ve insan yüz ifadeleri yer alabilir. YZ modelleri, bu verileri analiz ederek duygular ve müzikal ifade arasındaki ilişkileri öğrenebilirler.

      YZ Modelleri Duyguları İfade Edebilir mi?

      YZ modelleri, öğrendikleri bilgileri kullanarak duyguları ifade eden müzik parçaları üretebilirler. Örneğin, bir YZ modeli, üzgünlük duygularını ifade etmek için melankolik bir melodi ve minör akorlar kullanabilir. Veya, neşe duygularını ifade etmek için hızlı tempolu bir ritim ve majör akorlar kullanabilir.

      YZ Müzik Duygusuz mu?

      YZ modellerinin ürettiği müzik duygusal olarak etkileyici olabilir. Ancak, bu müziğin insan müziği kadar duygusal derinliği olup olmadığı hala tartışma konusu. YZ modellerinin duyguları gerçekten anlayıp anlamadığı veya sadece duyguları taklit ettiği sorusu da belirsizliğini korumakta.

      Yapay zekanın müzik üretme yeteneği hızlı bir şekilde gelişiyor ve YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebiliyor. YZ modellerinin duyguları anlayıp anlayamayacağı ve duyguları ifade eden müzik üretebilip üretemeyeceği ise hala tartışma konusu.

      YZ müzik, insan müziği kadar duygusal derinliğe sahip olmasa da, duygusal olarak etkileyici ve estetik açıdan hoş olabilir. YZ’nin müzik dünyasındaki rolü ve duygusal ifade ile ilişkisi, önümüzdeki yıllarda daha da netleşecek ve sorgulanmaya devam edecek.

      7. Yapay Zeka’nın Müzikteki Estetik Değerleri: Objektif Bir Bakış

      Yapay zeka (YZ), müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda yeni ve heyecan verici olasılıklar sunarak müzik dünyasını dönüştürmeye devam ediyor. YZ modelleri, insan müzisyenlerin ürettiği müzikten ayırt edilemeyen müzik parçaları üretebiliyor. Bu durum, YZ’nin müziğin estetik değerlerini de doğru bir şekilde yansıtabileceği sorusunu gündeme getiriyor.

      Estetik Nedir?

      Estetik, güzellik ve sanatla ilgili felsefi bir disiplindir. Sanat eserlerinin değerlendirilmesi ve yorumlanmasıyla ilgilenir. Estetik değerler, bir sanat eserinin güzel, duygusal açıdan etkileyici, yaratıcı veya anlamlı olup olmadığını belirleyen niteliklerdir.

      YZ Modelleri Estetik Değerleri Anlayabilir mi?

      YZ modelleri, insan estetik değerlerini doğrudan deneyimleyemiyor. Ancak, büyük miktarda veriye erişimleri sayesinde insan estetik değerlerini ve bunların müzikte nasıl ifade edildiğini öğrenebiliyorlar. Bu veriler arasında müzik parçaları, sanat eserleri, estetik durumla etiketlenmiş metinler ve insan yorumları yer alabilir. YZ modelleri, bu verileri analiz ederek estetik değerler ve müzikal ifade arasındaki ilişkileri öğrenebilirler.

      YZ Modelleri Estetik Değerleri Yaratabilir mi?

      YZ modelleri, öğrendikleri bilgileri kullanarak estetik değerlere sahip müzik parçaları üretebilirler. Örneğin, bir YZ modeli, güzellik ve uyum duygularını uyandırmak için dengeli ve orantılı bir melodi ve armoni kullanabilir. Veya, duygusal açıdan etkileyici bir müzik parçası oluşturmak için dramatik bir dinamik ve ifade gücü yüksek enstrümantasyon kullanabilir.

      YZ Müzik Estetik mi?

      YZ modellerinin ürettiği müzik estetik açıdan hoş ve etkileyici olabilir. Ancak, bu müziğin insan müziği kadar estetik derinliğe sahip olup olmadığı hala tartışma konusu. YZ modellerinin estetik değerleri gerçekten anlayıp anlamadığı veya sadece estetik değerleri taklit ettiği sorusu da belirsizliğini korumakta.

      Objektif Bir Bakış Açısı:

      Estetik, öznel bir kavramdır ve farklı insanlar farklı şeyleri estetik açıdan hoş bulabilir. Bu nedenle, YZ’nin ürettiği müziğin estetik açıdan değerli olup olmadığı sorusuna kesin bir cevap vermek zordur.

      Ancak, YZ modellerinin müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda insan müzisyenlere yeni araçlar ve imkanlar sunabileceği açıktır. YZ, müzisyenlerin yaratıcılıklarını geliştirmelerine, yeni fikirler keşfetmelerine ve eserlerini daha da ileriye taşımalarına yardımcı olabilir.

      Yapay zekanın müzikteki rolü ve estetik değerlerle ilişkisi, önümüzdeki yıllarda daha da netleşecek ve sorgulanmaya devam edecek. YZ’nin müzik dünyasındaki etkisi hala tam olarak bilinmemekle birlikte, hem estetik açıdan hoş hem de duygusal açıdan etkileyici müzik üretme potansiyeline sahip olduğu açıktır.

      8. Yapay Zeka Aracılığıyla Müzik Üreten Sanatçıların Yaratıcılık Süreci

      Yapay zeka (YZ), müzik üretme ve beste yapma gibi alanlarda yeni ve heyecan verici olasılıklar sunarak sanatçıların yaratıcılık sürecini dönüştürüyor. YZ araçları, sanatçıların ilham almasına, yeni fikirler keşfetmesine, müzik prodüksiyon sürecini hızlandırmasına ve eserlerini daha da ileriye taşımasına yardımcı oluyor.

      YZ Araçlarının Sağladığı Faydalar:

      • İlham ve Fikir Üretme: YZ modelleri, rastgele melodiler, armoniler, ritimler ve enstrümantasyonlar üreterek sanatçılara ilham verebilir ve yeni fikirler bulmalarına yardımcı olabilir.
      • Yaratıcı Sınırları Zorlama: YZ, sanatçıların alışılmışın dışında düşünmelerini ve keşfetmelerini sağlayarak yaratıcı sınırlarını zorlamalarına yardımcı olabilir.
      • Tekrarlayan Görevleri Otomatikleştirme: YZ, müzik prodüksiyonunun tekrarlayan ve zaman alan görevlerini otomatikleştirerek sanatçıların zamandan tasarruf etmesine ve daha yaratıcı süreçlere odaklanmasına olanak tanır.
      • Yeni İşbirliği Olanakları: YZ, sanatçıların birbirleriyle ve farklı disiplinlerden insanlarla yeni ve yenilikçi şekillerde işbirliği yapmalarına olanak tanır.

      YZ Araçlarını Kullanarak Müzik Üretme Süreci:

      1. Seçim ve Kurulum: Sanatçı, ihtiyaçlarına ve estetik anlayışına uygun bir YZ aracı seçer ve kurar.
      2. Hedef Belirleme: Sanatçı, YZ aracından ne elde etmek istediğini belirler, örneğin bir melodi, armoni, ritim veya enstrümantasyon üretmesini ister.
      3. Parametre Ayarlama: Sanatçı, YZ aracının üreteceği müziğin tarzını, ruh halini ve diğer özelliklerini belirlemek için parametreleri ayarlar.
      4. YZ Üretimi: YZ aracı, sanatçının belirlediği parametrelere göre müzik parçaları üretir.
      5. Seçim ve Düzenleme: Sanatçı, YZ tarafından üretilen müzik parçalarından bazılarını seçer ve düzenler, kendi fikir ve katkılarıyla harmanlar.
      6. Son Ürüne Ulaşma: Sanatçı, YZ ile birlikte ürettiği müzik eserini finalize eder ve prodüksiyon sürecini tamamlar.

      YZ Kullanımının Zorlukları:

      • Teknik Bilgi Gerekliliği: Bazı YZ araçları, kullanımı için belirli bir teknik bilgi ve beceri gerektirebilir.
      • Kontrol Kaybı: Sanatçı, YZ tarafından üretilen müziğin her aşamasında tam kontrol sahibi olmayabilir.
      • Orijinallik Endişeleri: YZ tarafından üretilen müziğin orijinalliği ve özgünlüğü bazı sanatçılar için endişe kaynağı olabilir.
      • Etik Sorunlar: YZ’nin müzik kullanımında telif hakkı ve etik ile ilgili endişeler vardır.

      Sonuç:

      Yapay zeka, müzik üreten sanatçılar için güçlü bir araç olma potansiyeline sahiptir. Yaratıcılığı teşvik edebilir, yeni fikirler keşfetmeyi kolaylaştırabilir ve üretim sürecini hızlandırabilir.

      Ancak, YZ araçlarının kullanımıyla ilgili bazı teknik, etik ve özgünlük zorlukları da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu teknolojinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması önemlidir, böylece sanatçılar için faydalı bir araç olmaya devam edebilir.

      Ek Kaynaklar:

      Bonus: Yapay Zeka ile Müzik Yapan Siteler 2024

    • Uzaylıların Aramızda Olabileceği Gerçeği: Raëlizm ve Dünya Dışı Bağlantıların Gizemi

       

      Raëlizm , [a] Raelianizm olarak da bilinir , 1970’lerde Fransa’da Claude Vorilhon tarafından kurulan ve şu anda Raël olarak bilinen bir UFO hareketidir. [b] Din bilKm adamları Raëlizm’i yeni bir dini hareket olarak sınıflandırıyorlar . Grup, Raël’in liderliği altındaki hiyerarşik bir organizasyon olan Uluslararası Raelyen Hareketi ( IRM ) veya Raelyen Kilisesi olarak resmileştirilmiştir. Fransız ve Belçikalı yetkililer tarafından bir kült olarak kabul ediliyor.

      Raëlism, Elohim olarak bilinen dünya dışı bir türün, ileri teknolojilerini kullanarak insanlığı yarattığını öğretir . Ateist bir din olan bu din, Elohim’in tarihsel olarak tanrılarla karıştırıldığını savunur. Tarih boyunca Elohim’in, insanlığı kökenleri hakkındaki haberlere hazırlayan peygamberler olarak hizmet eden 40 Elohim/insan melezi yarattığını iddia ediyor. Bunların arasında Buda , İsa ve Muhammed’in yanı sıra Raël’in kendisi de 40. ve son peygamberdir. Raëlistler, 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasından bu yana insanlığın, kendisini nükleer yok oluşla tehdit ettiği bir Kıyamet Çağı’na girdiğine inanıyor . Raëlism, insanlığın yeni bilimsel ve teknolojik gelişmeleri barışçıl amaçlarla kullanmanın bir yolunu bulması gerektiğini ve bu başarıldığında Elohim’in teknolojilerini insanlıkla paylaşmak ve bir ütopya kurmak için Dünya’ya döneceğini savunuyor. Bu amaçla Raelyalılar, Elohim için uzay gemileri için bir iniş pisti içeren bir elçilik inşa etmeye çalıştılar. Raelyalılar günlük meditasyonla meşgul olurlar, insan klonlama yoluyla fiziksel ölümsüzlüğü umarlar ve cinsel deneylere güçlü bir vurgu yapan liberal bir etik sistemi desteklerler.

      Raël, Elohim’in temasa geçtiğine dair iddialarını ilk olarak 1974 tarihli Le Livre Qui Dit La Verité (Gerçeği Söyleyen Kitap) kitabında yayınladı. Daha sonra, 1976’da dağılan ve yerini Raelyen Kilisesi’ne bırakan, MADECH adlı fikirlerini tanıtmaya adanmış bir organizasyon kurdu. Raël, yedi seviyeli bir hiyerarşi etrafında yapılandırılmış olan yeni organizasyona başkanlık ediyordu. Daha fazla takipçi çeken grup, operasyonlarını Quebec’e taşımadan önce Fransa’da bir taşra mülkü satın aldı . 1998’de Raël, üyeleri büyük ölçüde toplumdan uzaklaştırılan ve Elohim’in eşleri olmak için kendilerini eğitmekle görevlendirilen, tamamı kadınlardan oluşan bir dahili grup olan Melekler Tarikatı’nı kurdu. 1997 yılında Raël, kıdemli Raëlian Brigitte Boisselier’in yönettiği insan klonlama araştırmalarıyla ilgilenen bir organizasyon olan Clonaid’i kurdu . 2002 yılında şirket, Eve adında bir bebek olan bir insan klonu ürettiğini iddia etti ve bu, çok eleştirel inceleme ve medyanın ilgisini çekti. Hareket, kadın ve eşcinsel hakları gibi davaları destekleyen ve nükleer denemelere karşı olan halk protestolarıyla daha fazla dikkat çekti.

      Uluslararası Raelyen Hareketi, çoğunluğu Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın Frankofon bölgelerinde ve Doğu Asya’nın bazı bölgelerinde olmak üzere on binlerce üyeye sahip olduğunu iddia ediyor. Felsefeye yönelik eleştiriler gazetecilerden, eski Raelyenlerden ve mezhep karşıtlarından gelirken aynı zamanda din akademisyenleri tarafından da incelenmiştir.
      Tanım ve sınıflandırma

      Raëlizm, din bilginleri tarafından yeni bir dini hareket olarak sınıflandırılmaktadır . [3] Aynı zamanda bir UFO dini , [4] bir UFO hareketi, [5] ve bir ETI ( dünya dışı istihbarat ) dini olarak da tanımlanmıştır . [6] Raelyanizmi destekleyen kuruluş Uluslararası Raelyen Hareketi (IRM), [7] veya Raelyen Kilisesi’dir. [8] Dinin ortaya çıktığı Fransa’da, hükümetin Kültler hakkındaki Parlamento Komisyonu , onu İngilizce ” tarikat ” kelimesine benzer, olumsuz çağrışımlara sahip Fransızca bir terim olan ” sekte ” olarak adlandırmaktadır . [9] [10] 1997 yılında, bir parlamento soruşturma komisyonu, Belçika Temsilciler Meclisi aracılığıyla , Belçika Raelyen Hareketi’ni ( Mouvement Raëlien Belge ) de bir mezhep olarak sınıflandıran bir rapor yayınladı . [9] [11]Raëlistlerin 2006 yılında Seul , Güney Kore’nin Insa-dong semtinde halka açık bir toplantısı , hükümetlerinin Raël’in ülkeye girişine yönelik 2003 yasağını protesto etti.

      Raëlizm muhtemelen var olan en büyük UFO dinidir [12] ve 2000’li yılların ortasında, din bilgini Andreas Grünschloß bunu “günümüzde uluslararası alanda faaliyet gösteren en sağlam UFO gruplarından biri” olarak adlandırmıştır. [ 13 ] Raëlizm, inançları bakımından diğer birçok UFO temelli felsefeden farklıdır; din bilgini James R. Lewis onu “tüm UFO dinleri arasında en laik olanı” olarak adlandırır. [15] Aetherius Topluluğu , Ashtar Komutanlığı ve Cennetin Kapısı gibi diğer UFO dinlerinin çoğu , 19. yüzyılın sonlarına ait din teosofisinin inançlarının çoğunu kullanır ; Raëlizm bunu yapmaz. [16] Raelistler aynı zamanda “ufolojiye inanan” kişiler olarak da nitelendirilirler, [17] ancak Raelyenler kendilerini ufolog olarak görmediklerini sıklıkla vurgularlar . [18]

      Raëlizm materyalisttir ve doğaüstü varlığı reddeder , [19] ateizmi onaylar ve tanrıların var olduğu fikrini reddeder. [ 20 ] Dinin kurucusu Raël, geleneksel dini mantık dışı ve bilim dışı olarak nitelendiriyor ve alternatifini “gericilik ve mistisizmden” arınmış bir felsefe olarak sunuyor. [21] Raelyenler kendi inanç sistemlerini “bilimsel din” olarak adlandırırken, [22] Uluslararası Raelyen Hareketi “Bilim bizim dinimizdir; din bizim bilimimizdir” sloganını kullanır. [23] Din, dünyanın sorunlarını çözmek için bilimin kullanımını vurgulamaktadır, [24] ve uygulayıcılar Raël’i bir gün Galileo ve Kopernik’in akranı olarak kabul edilecek bir bilim öncüsü olarak görmektedir . [25] Üyelerinin birçoğu onu “ateist bir din” olarak adlandırıyor [26] ve onu , bazı dalları benzer şekilde tanrılara olan inancı (özellikle Theravāda Budizmi) desteklemeyen Budizm ile karşılaştırıyor. [27]

      Raël’in fikirlerinin bilimin yanı sıra diğer temel dayanağı da İncil’dir . [28] İncil’in Raëlizm’deki “merkezi rolüne” dikkat çeken din bilgini Eugene V. Gallagher, bunun “tamamen İncil’e dayalı ve tamamen Hıristiyan” bir felsefe olduğunu öne sürdü. Benzer şekilde din sosyoloğu Susan J. Palmer , Raëlizm’i İncil’e bağlılığı açısından hem köktendinci hem de İbrahimci olarak nitelendirdi . Raël yine de Hıristiyanlığı, İncil’in mesajını çarpıtmadaki rolüne inandığı için eleştirdi ve kendisini Roma Katolik Kilisesi’nin bir rakibi olarak sundu . [31] Raëlizm diğer dinleri kapsamamaktadır; yeni üyelerin resmi olarak daha önceki dini bağlarından vazgeçmeleri beklenmektedir. [32]
      İnançlar​​​
      Ayrıca bakınız: Raelyen inançları ve uygulamaları

      2000’li yılların başında din bilgini George D. Chryssides, Raëlism’in “tutarlı bir dünya görüşü” sergilediğini söyledi [17] ancak hareketin “çok erken gelişim aşamasında” kaldığını ekledi. [33] Din, Raël’in öğretilerine dayanmaktadır. Raël’in iddiaları, onun yazılarını kutsal kitap olarak gören Raëlizm uygulayıcıları [34] tarafından kelimenin tam anlamıyla kabul edilmektedir . Palmer’ın felsefe ve Raël’in kendisi üzerine yaptığı kapsamlı çalışmadan , onun iddialarına gerçekten inandığını düşündü. [36] Din sosyoloğu Christopher Partridge, Raelyenizmin ” güçlü bir fizikalist inanç sistemi” sergilediğini belirtti . [37]

      Raëlizm , dinin oluştuğu dönemde iyi bilinen eski astronot teorisinin bir biçimini sunar . [38] Jean Sendy , Serge Hutin ve Jacques Bergier gibi birçok Fransız yazar , 1960’ların sonlarında ve 1970’lerin başlarında Dünya’nın eski bir dünya dışı toplumun ileri karakolu olduğunu belirten kitaplar yayınlamıştı. [39] İsviçreli yazar Erich von Däniken 1968 tarihli Chariots of the Gods? adlı kitabında aynı fikri ortaya attı . [40] [41] [38] ABD televizyon dizisi Star Trek gibi bilim kurguda da benzer fikirler öne sürülmüştü . [42] Raelyenler genellikle von Däniken’in felsefe üzerindeki etkisini reddederler, bunun yerine bunun tamamen Raël’in vahiylerinden kaynaklandığına inanırlar. [43]
      Elohim​​​Raelyen sembolünü gösteren bir madalyon; uygulayıcılar genellikle inançlarını belirtmek için bu madalyonları takarlar [44]

      Raëlism, Elohim olarak bilinen dünya dışı bir türün var olduğunu öğretir. Raël, Eski Ahit’te Tanrı için kullanılan “Elohim” kelimesinin aslında çoğul bir terim olduğunu ve “gökten gelenler” olarak tercüme ettiğini söylemiştir. Raël , Elohim’in bireysel üyelerine “Eloha” diyor. [47] Elohim’in kendisine, “gökten gelenlerin habercisi” olarak tercüme ettiği “İsrail”den türeyen bir terim olan “Raël” [ 48] adını verdiğini iddia etmektedir. [50]

      Raël, 1974 yılında yayınlanan ilk kitabı Le Livre Qui Dit La Verité’de , bu uzaylı varlıklarla ilk kez 13 Aralık 1973’te, 27 yaşındayken karşılaştığını iddia etti. [51] Clermont-Ferrand dağlarındaki Puy de Lassolas volkanik krateri boyunca yürüdüğünü, uzay gemilerinden birinin ortaya çıktığını ve bir Eloha’nın ortaya çıktığını, [52] ertesi gün geri dönüp bir İncil getirmesini istediğini yazdı . Raël bunu yaptı ve altı gün boyunca Eloha ona içeriğin gerçek anlamını açıkladı ve Elohim’in insanlık tarihine katılımı hakkında daha fazla bilgi verdi. Raël , 1976 tarihli Les Extra-Terrestres M’ont Emmené sur Leur Planète ( Dünya Dışı Varlıklar Beni Gezegenlerine Götürdü ) adlı kitabında , 7 Ekim 1975’te kendisini uzay gemilerine götürdüklerinde Elohim’in kendisiyle tekrar iletişime geçtiğini ekledi. ve onu kendi gezegenlerine naklettiler. Burada kendisine seks yapması için altı biyolojik robot kadın teklif edildi, Elohim’in kendi klonunu yarattığını gördü ve şehvetli meditasyon tekniklerini öğretti. Din bilgini James R. Lewis, Raël’in Elohim’le karşılaşma konusundaki anlatımının 1950’ler ve 1960’lardaki “klasik UFO temaslılarının” hikayelerine benzediğini belirtti. [56]

      Elohim’in fiziksel olarak insanlardan daha küçük olduğu, soluk yeşil tenli ve badem şeklindeki gözlerle tanımlandığı ve yedi farklı ırka bölündüğü belirtiliyor . [58] Raelyenlerin onları boyaması veya eskiz yapması yasaktır. [24] Raël’e göre gezegenleri Güneş Sisteminin dışında ama Samanyolu’nun içindedir . [59] Raël, gezegenlerinde 90.000 Elohim bulunduğunu, hepsinin yarı ölümsüz olduğunu, [60] ve kıyafet giymediklerini söylüyor. [8] Herkesin birbiriyle özgürce aşk yaşamasına izin verildi ve cinsel kıskançlık ortadan kaldırıldı. [60] Hepsi bir bakıma kadınsı sayılıyor; [61] “Dünyadaki en kadınsı kadın, Elohim’in yalnızca %10’u kadar kadınsıdır.” [21] Üremelerine izin verilmiyor ve birçoğu bunu sağlamak için kısırlaştırma operasyonuna giriyor. [60] Raël ayrıca Elohim’in insanlarla iletişim kurabildiğini çünkü onların tüm insan dillerini anladıklarını bildiriyor. [62]
      Dünyadaki Elohim​​

      Raëlism, yaklaşık 25.000 yıl önce Elohim’in Dünya’ya geldiğini ve yaşamın gelişebilmesi için onu dönüştürdüğünü öğretir. Elohim’in gezegendeki tüm yaşamı oluşturmak için ileri teknolojilerini kullandığını belirtir. Raël , insanları Elohim tarafından yaratılmış ve programlanmış “biyolojik robotlar” olarak nitelendiriyor. [64] Raëlizm, insanlığın fiziksel olarak Elohim’i örnek aldığını öğretir; [65] uygulayıcılar için bu, Yaratılış 1:26’daki pasajda belirtilmektedir . [13] Ayrıca Yaratılış hakkındaki kendi yorumunu temsil eden Raël, insanlığı yaratmaktan sorumlu Elohim bilim adamının Yahweh olarak adlandırıldığını ve yaratılan ilk iki insanın Adem ve Havva olarak adlandırıldığını öğretir . Raelyalılar, yedi Elohim ırkını modelleyen, başlangıçta yedi insan ırkının var olduğuna, ancak mor, mavi ve yeşil ırkların tükendiğine inanırlar. [58] İnsanlığın Elohim tarafından yaratıldığına inanan Raelyalılar, Darwinci evrimi reddeder ve yaratılışçılığı ve akıllı tasarımı savunur ; [67] Raelyalılar inançlarını “bilimsel yaratılışçılık” olarak adlandırıyorlar. [68] Raelyalılar, Elohim’in de daha önceki bir tür tarafından yaratıldığına ve onların da onlardan önce sonsuza kadar yaratıldığına inanırlar . [23] Kozmosun hem zaman hem de uzay açısından süresiz olarak genişlediğine inanıyorlar; [23] Sonsuzluk onlar için önemli bir kavramdır. [69]Raelyenler Japonya’da bir sokakta dinlerini tanıtıyorlar; biri uzaylı karakter maskotu gibi giyinmiş.

      Raelyenler, dünya çapındaki çeşitli mitolojilerdeki tanrılarla ilgili anlatımların, Elohim hakkındaki anıların yanlış yorumlanması olduğuna inanırlar. [70] Felsefe, diğer birçok dinin kutsal yazılarının Elohim’in Dünya üzerinde devam eden faaliyetlerini tanımladığını belirtir. [71] Örneğin, Yaratılış’ta anlatılan Adem ile Havva’nın Cennet Bahçesi’nden kovulma hikayesi , insanlığın Elohim’in laboratuvarlarından kendi kendine yeterli hale gelmek zorunda oldukları Dünya üzerindeki hayata zorlu geçişini temsil ettiği şeklinde yorumlanır. . [71] İncillerde sunulduğu şekliyle Nasıralı İsa’nın dirilişi , Elohim’in İsa’yı ölümden sonra hayata döndürmek için nasıl klonladığını temsil eden bir olay olarak anlatılır. [71] Şeytan’a yapılan atıflar, Elohim’in gezegenindeki, Dünya üzerindeki genetik deneylere karşı çıkan ve potansiyel bir tehdit olarak insanlığın yok edilmesi gerektiğini savunan bir grubun şefine atıfta bulunulduğu şeklinde yorumlanıyor. Raelyenlere göre, Büyük Tufan anlatısı, insan karşıtı uzaylıların insanlığı yok etme girişimini, ancak insanlığın, Nuh’un Gemisi hikayesinin temelini oluşturan uzaylı bir uzay aracı tarafından kurtarıldığını anlatır . [73]

      İnsanlık tarihi boyunca dinleri kuran veya ilham veren çeşitli şahsiyetler, örneğin İsa, Buda , Muhammed ve Joseph Smith , Raelyalılar tarafından Elohim tarafından yönlendirilmiş kişiler olarak tasvir edilir. [71] Bunlar, çeşitli zamanlarda insanlığa gönderilen 39 peygamber olarak nitelendirilmektedir. [74] Her birinin, insanlığa belirli bir zamanda kavrayabilecekleri bilgileri açığa çıkardığına inanılıyor ve bu nedenle Raëlizm, ilerici hakikat fikrini vurguluyor. [74] Raël kendisinin Elohim’in kırkıncı ve son peygamberi olduğunu iddia ediyor, [75] insanlık artık Elohim hakkındaki gerçeği anlayacak kadar gelişmiş olduğu için gönderilmiş. Başlangıçta bu rol için kendisinin Roma Katolik bir annesi ve Yahudi bir babası olduğu için seçildiğini ve bu nedenle “dünya tarihinde çok önemli iki halk arasında ideal bir bağlantı” olduğunu iddia etti. Elohim’in diğer birçok ülkeden daha açık fikirli bir ülke olarak gördüğü Fransa’da yaşadığı için seçildiğini de ekledi. [45]

      Raël daha sonra bu peygamberlerin kendilerinin bir insan annenin Eloha babasıyla üremesinin sonucu olduğunu, insan annelerin genetik kodlarının saflığı nedeniyle seçildiğini, bir Elohim uzay aracına ışınlandığını, hamile bırakıldığını ve daha sonra dünyaya geri döndüğünü belirtti . Olayla ilgili hafızaları silinen Dünya ile. Raël, 1979 tarihli kitabı Uzaydan Babalarımıza Hoş Geldiniz’de kendisinin ilk karşılaştığı Eloha’nın biyolojik oğlu Yahweh olduğunu ekledi. [79] Yahveh’nin aynı zamanda İsa’nın da babası olduğunu ve İsa’nın Raël’in üvey kardeşi olduğunu belirtti. 80 2003 yılında Raël kendisini açıkça Mahayana Budizminin geleceği kehanet edilen bodhisattva’sı Maitreya olarak tanıttı . [59] Elohim ile telepatik temas halinde olmaya devam ettiğini ve Raelyenizm’i etkileyen kararlar alırken kendisine rehberlik eden Yahveh’nin sesini duyduğunu iddia ediyor. [81]

      Din aynı zamanda Elohim’in Dünya üzerindeki her insanı kendi gezegeninden uzaktan izlemeye devam ettiğini de öğretir. [18] Bu, Elohim’in hangi bireylerin sonsuz yaşam fırsatını sunmaya layık olduğuna karar verebilmesi için yapılır. [82] Taraftarların Elohim’in uzay aracının iniş alanları olarak kabul ettiği ekin çemberlerinin de gösterdiği gibi, Elohim’in Dünya’yı ziyaret etmeye devam ettiğini ileri sürüyor . [74] Raelyenler, Ufoloji hakkındaki görüşleri belirsiz olmasına rağmen, genellikle tanımlanamayan uçan cisimlerin (UFO’lar) görülmesini Elohim’e olan inançlarının bir kanıtı olarak anlarlar. [83] Raelyenler ayrıca ” melek kılı ” nın görünümünü Elohim’in varlığının kanıtı olarak kabul ederler ve bunun çeşitli Raelyen yaz toplantılarında ortaya çıktığını belirtirler. [84] Tipik olarak Raël dışındaki yabancı kişilerle temas kurduğu iddialarına ilişkin şüphelerini dile getiriyorlar. [83] Raelyenler, hepsinin Elohim ile telepatik olarak bağlantı kurabileceklerine inanırlar, ancak yalnızca Rael’in onlarla fiziksel olarak buluşmasına veya vahiylerini almasına izin verilir. [84]
      Kıyamet Çağı ve Elohim’in DönüşüKolombiya’daki Raelyen seminerinde önerilen Elohim elçiliğinin küçük ölçekli bir çadır kopyası

      Raëlizm bin yıllık bir felsefedir. Raël , ABD ordusunun 1945’te Hiroşima’da atom bombasını kullanmasından bu yana insanlığın “Kıyamet Çağı” veya “Vahiy” çağında yaşadığını iddia ediyor. [86] İnsan türünün artık bilim ve teknolojiyi yaşamı geliştirmek için mi kullanacağını yoksa nükleer yok oluşu gerçekleştirmek için mi kullanacağını seçmesi gerektiğini belirtiyor. [87] Eğer insanlar bu çağı başarıyla atlatırlarsa, toplumun hoşgörülü ve cinsel açıdan özgür olacağı ileri teknoloji çağında yaşayacaklarını iddia ediyor. Raël , kaderinin insanlığı yok oluş yolundan uzaklaştırmaya yardım etmek olduğunu iddia etti. [88]

      Raël’e göre barışçıl bir çağın başlaması Elohim’in Dünya’ya dönüşüne neden olacak. Daha önce insanlığa yol göstermek üzere gönderdikleri 39 ölümsüz peygamberi de kendilerine getireceklerini sözlerine ekledi . Raël , insanlığın Elohim’in Dünya’ya varmasından önce bir elçilik inşa etmesi gerektiğini ve bunun uzay gemileri için bir iniş pisti içermesi gerektiğini belirtti. [90] Herhangi bir ulus devlete iltifat etmemek için, buranın uluslararası olarak tanınmış tarafsız bir bölgede bulunması gerektiğini belirtti. [ 76 ] Başlangıçta Raël, bunu İsrail’de inşa etmek için izin istedi ve bunu eski İsraillilerin bir zamanlar Elohim ile nasıl temas halinde olduklarına atıfta bulunarak açıkladı. [76] Ayrıca bu elçiliğin Yahudi kehanetinde bahsedilen ” Üçüncü Tapınak ” olacağını da belirtti . [92]

      Bu girişim için İsrail hükümetinden çok az yardım alan Raël, bunun yerine komşu bir ülkenin uygun olabileceğini öne sürdü ve olası yerler olarak Ürdün, Suriye, Lübnan ve Mısır’ı önerdi. Bu ülkelerin hükümetlerinin hiçbiri olumlu değildi. Raelyen Hareketi’nin üst düzey insanları olası bir alternatif olarak Hawaii’yi önerdiler ve 1998’de Raël, Elohim’den bu konumun kabul edilebilir olduğunu belirten yeni bir vahiy aldığını açıkladı. Chryssides, Elohim’in 2035’te gelmemesi durumunda Raelyenlerin, eskatolojilerinin yerine getirilmediği yeni duruma uyum sağlamak zorunda kalacağını kaydetti . 93 16 Nisan 1987’de Chicago Sun-Times “kozmik kibbutz ” un finansmanının 1 milyon dolar olduğunu tahmin etti. 1997–1998’de fon 7 milyon dolara yükseldi. [94] [95] [96] 2001 yılında grup üyeleri elçilik için 9 milyon dolar biriktirdiklerini iddia etti; [97] ve Ekim 2001’de finansman 20 milyon dolara ulaştı. [98]

      Raël, Dünya’ya vardıklarında Elohim’in ileri teknolojilerini ve bilimsel anlayışlarını insanlıkla paylaşacağını ve bir ütopyaya öncülük edeceğini iddia ediyor. [88] Raël, Elohim’in gelişinin Dünya’da yeni ve gelişmiş bir siyasi sistemin habercisi olacağını öğretiyor. [82] Bu , Raël’in “geniocracy” [99] veya “dahilerin yönetimi” [100] olarak adlandırdığı ve beşinci kitabı Geniocracy’de tartıştığı tek bir dünya hükümeti olacak . [69] Bu sisteme göre yalnızca ortalama bir insandan yüzde elli daha zeki olanların yönetmesine izin verilecek. Raël’in önerdiği soykırım sistemi , Platon’un Devlet adlı eserinde desteklediği yönetim tarzıyla benzerlikler taşıyor . [102] Bu nedenle Raelyalılar , toplumun en iyi liderliğe sahip olmasını sağlayamadığına inanarak demokrasiyi reddederler. Raël , geleceğin toplumunda savaş olmayacağını ve suçun genetik mühendisliği yoluyla sona erdirileceğini iddia ediyor. Raël, bu gelecekte insanlığın diğer gezegenleri kolonileştirmek için Dünya’nın ötesine geçebileceğini belirtiyor. Robotların sıradan görevleri üstleneceğini ve insanların zamanlarını zevkli uğraşlara ayırmalarına olanak tanıyacağını iddia ediyor . Ayrıca, Raël’in Elohim gezegenine yaptığı ziyarette karşılaştığını belirttiği robotlara benzer, seks kölesi olarak hizmet edecek biyolojik robotların da olacağını savundu. [105] Paranın tamamen ortadan kaldırılmasının başlangıcı olarak tek bir dünya para birimi getirilecek ve aynı zamanda birleşik bir dünya takvimi de benimsenecek. [101]
      Klonlama ve ölümden sonra hayatta kalma

      Raelyenler, fiziksel ölümden sonra hayatta kalan eterik ruhun varlığını reddederler ve bunun yerine ölümsüzlük için tek umudun bilimsel yollardan geçtiğini ileri sürerler. Raelyenler , Elohim’in ölü bireyleri klonlayacağını ve böylece yeniden yaratacağını iddia ederler, ancak yalnızca bu yeniden canlandırmayı hak ettiklerini düşündükleri belirli bireyler. [107] Bunda, bir azınlık için ölümsüzlük ve çoğunluk için unutulma ile “koşullu ölümsüzlüğe” inanıyorlar. [107] İncillerde anlatılan İsa’nın dirilişi, örneğin Elohim’in klonlanmasının bir örneği olarak açıklanmaktadır. [107]

      Raëlistler Dünya’da insan klonlama teknolojisinin geliştirilmesini savunuyorlar. Raelyalılar aynı zamanda ölen bireylerin klonlanabileceğine ve böylece suçlarından dolayı yargılanıp cezalandırılabileceklerine inanırlar. Saldırganların kendilerini öldürdüğü 11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki terörist saldırıların ardından Raëlistler, eylemlerinden dolayı yargılanmak üzere klonlama yoluyla diriltilebileceklerini öne sürdüler . [108] [109] Ölümsüzlüğe ulaşmaya verdiği önem nedeniyle Raëlism intihardan üzüntü duyar; Cennet Kapısı grubunun 1997’de toplu intihara kalkışmasının ardından Raelyen Kilisesi, intiharı kınayan basın açıklamaları yayınlayan yeni dinler arasında yer aldı. [110]

      Genetik olarak özdeş bir canlı organizmanın yaratılması anlamına gelen üreme klonlamasının bilimsel tanımının aksine , Raelyalılar hem bireyleri genetik olarak klonlamayı, hem de hızla genişleyen hücrelerin yönlendirilmiş kendi kendine birleşmesi gibi bir süreç aracılığıyla klonun yetişkinliğe kadar büyümesini hızla hızlandırmayı amaçlıyor. hatta nanoteknoloji . Raël milletvekillerine , insan klonlamanın geliştirilmesini yasaklamanın “antibiyotikler, kan nakli ve aşılar” gibi tıbbi ilerlemeleri yasaklamakla karşılaştırılabileceğini söyledi. [112]
      Ahlak, etik ve cinsiyet rolleriRaelyen sembolüyle süslenmiş yatakta bir kadın

      Raëlism, takipçileri için katı bir etik kural üzerinde ısrar ediyor. Üyelerden kendi eylemlerinin sorumluluğunu almaları, kültürel ve ırksal farklılıklara saygı duymaları, şiddet karşıtlığını teşvik etmeleri, dünya barışı için çaba göstermeleri ve zenginlik ve kaynakları paylaşmaları bekleniyor. [113] Aynı zamanda insanlığın eninde sonunda soyokrasiyi getirmek için demokratik bir seçim yapacağı inancıyla demokrasiyi savunmaya da teşvik ediliyorlar . Raelyen görüşü, kimseye zarar vermediği ve bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi engellemediği sürece her şeye izin verilmesi gerektiği yönündedir. [101] Bununla birlikte , bazı uygulayıcıların alkol ve sigara kullandıklarını kabul etmelerine rağmen, sağlıklarına zarar vermemek için üyelere eğlence amaçlı uyuşturucu veya uyarıcı kullanmamaları tavsiye edilmektedir . [115]

      John M. Bozeman dinin ahlakını “ilerici” olarak nitelendirirken, [116] Palmer grubun “liberal sosyal değerlerinden” söz ederken, Chryssides Raëlist değerleri “dünyevi ve hazcı” olarak nitelendirdi. Din bilgini Paul Oliver, felsefenin etiğinin “göreceli” olduğunu, zira uygulayıcıların bağlama uygun hissettikleri şekilde hareket etmeye teşvik edildiğini söyledi. [32] Birçok bilim adamı, Roy Wallis tarafından oluşturulan tipolojiyi kullanarak bunun “dünyayı onaylayan” bir din olduğunu da savundu . [119]

      Raël cinsiyeti yapay bir yapı olarak değerlendirdi ve akışkanlığını vurguladı. Raël maço bir kişilikten kaçındı ve bunun yerine takipçileri tarafından sıklıkla “nazik” ve “kadınsı” olarak tanımlandı. Palmer, Raël’in kadınları erkeklerden üstün gördüğünü , çünkü onların daha çok Elohim’e benzediğini öne sürdü. [61] Raël’in anlatımına göre Elohim gezegeninin sakinleri “yüzde 10 erkekliğe ve yüzde 90 kadınlığa sahip.” Raël ayrıca , eğer kadınlar dünya çapında siyasi güç konumunda olsaydı savaş olmayacağını öne sürdü. [61] Raelyalılar kadın hakları için halk protestolarına katıldılar. Haziran 2003’teki “Kadın Olmanın Keyfi” gösterisinde Raelyen kadınlar Paris sokaklarında çıplak dans ettiler. [122] Palmer , Raelyenleri feministler olarak tanımladı, ancak Raël ana akım feminizmi “erkeklerin eksikliklerini kopyaladığını” öne sürerek eleştirdi. Genel olarak insan vücudunun şekillendirilebilir olduğu inancını benimseyen Raëlism , fiziksel görünümü iyileştirmek için plastik cerrahiye olumlu bakıyor. [126]2014’te Seul’de düzenlenen “Kore Queer Kültür Festivali”nde sokakta bir Raëlist birliği

      Raëlizm, Elohim’in insanlığı, şiddet dürtülerine karşı her derde deva olarak cinsel arzu hissetmesi için yarattığını öğretir. [127] Cinsel zevk arayışı yoluyla beyindeki nöronlar arasında yeni yolların oluşturulduğunu ve böylece bireyin zekasının arttığını belirtir. Raëlism , üyelerini cinselliklerini keşfetmeye teşvik ediyor; Raël sıklıkla güzel kadınlarla fotoğraflanırken ve heteroseksüel gibi görünse de eşcinsel deneyleri teşvik ediyor. [129] Farklı cinsel yönelim ve ifade biçimlerine karşı kabul edici bir tutum benimseyen Raëlism, cinsel yönelimdeki farklılıkların köklerinin Elohim’in ilkel genetik programından kaynaklandığını ve kutlanması gereken bir şey olduğunu öğretir. Palmer, Quebec’teki Raelyalılar hakkında araştırma yaparken , birçoğunun ” heteroseksüel “, ” eşcinsel ” veya ” biseksüel ” gibi terimleri kullanarak kendilerini sınıflandırmaktan kaçındığını ve bu etiketlerin çok sınırlayıcı olduğunu buldu. [131]

      Raelyalılar cinsel davranışta saygı ve karşılıklı rızanın gerekliliğini vurguladılar. Grup ensest , tecavüz ve çocukların dahil olduğu cinsel faaliyetlere güçlü bir tabu yerleştiriyor . [132] Harekete dahil olan ve bu ikinci faaliyetlere karıştığı tespit edilen herkes aforoz edilirken, [133] Raël pedofililerin hadım edilmesini veya akıl hastanelerine yerleştirilmesini tavsiye etti . [133] Başka bir kişiye istenmeyen cinsel ilgi göstermeye zorladıklarına inanılan kişiler, yedi yıl boyunca Hareket’ten aforoz edilirler; Raelyenler, bir kişinin tüm biyolojik hücrelerinin yenilenmesi için gereken süreye inanırlar. [132]

      Raëlistler, hem zorla tekeşliliği hem de evliliği reddediyor ve bunları kadınları köleleştirmek ve cinsel ifadeyi bastırmak için uygulanan kurumlar olarak görüyor. [134] Din, üyelerinin evlenmesini caydırıyor. [60] Üyelerin küresel nüfus fazlalığına katkıda bulunmaları da engelleniyor ; [60] üyelerine ikiden fazla çocuk sahibi olmamaları, hatta ideal olarak hiç çocuk sahibi olmamaları tavsiye ediliyor. Raël , iki kişinin üremek istemesi durumunda, onların gebe kalma eylemi sırasındaki psişik kontrollerinin, ortaya çıkan her çocuğu etkileyebileceğini belirtiyor. Raëlistler ayrıca insan klonlaması geliştirildiğinde biyolojik üremenin geçerliliğini yitireceğine inanıyor. [127] Raëlistler , doğum kontrolü ve doğum kontrol yöntemlerinin kullanımını onaylamanın yanı sıra , [137] Raëlistler, istenmeyen gebelikleri sonlandırmak için kürtajın kullanılmasını da onaylıyor . Raël ayrıca , eğer bir kadın doğmuş bir çocuk istemiyorsa, o zaman toplum tarafından yetiştirilmek üzere bundan vazgeçmesi gerektiğini savundu. [133]

      Bazı İsviçre hükümeti yetkilileri, Raelyalıların Duyusal Meditasyon hakkındaki görüşlerine, Raelyalıların çocuklar için liberalleştirilmiş cinsel eğitimini destekledikleri için kamu ahlakına bir tehdit oluşturacağı korkusuyla yanıt verdi . Çocuklara cinsel doyumun nasıl elde edileceğini öğreten bu tür liberalleştirilmiş cinsel eğitimin, reşit olmayan çocukların cinsel istismarını teşvik edeceğini ileri sürüyorlar. [139]
      Dini sembol


      Raelyen logosunun iki çeşidi; ilkinde merkezde gamalı haç, ikincisinde ise galaksinin şeklini temsil eden bir girdap kullanılıyor. İkincisi, gamalı haçanın Batı ülkelerinde sahip olduğu Nazizm çağrışımlarından kaçınmak için benimsendi ve 1991 ile 2007 yılları arasında kullanıldı.

      Başlangıçta Raëlizm’i belirtmek için kullanılan sembol, ortasında gamalı haç bulunan altı köşeli bir yıldızdı. Raël , bunun ilk olarak Elohim’in uzay gemisinin gövdesinde gördüğü sembol olduğunu belirtti. Raelyenler bunu bir sonsuzluk sembolü olarak görüyorlar. Uygulayıcılar ayrıca bu sembolün Elohim ile kendi telepatik temaslarını kolaylaştırmaya yardımcı olduğuna inanıyorlar. Raëlistler genellikle boynuna bu sembolün madalyonunu takarlar. [44]

      Almanya’nın Nazi Partisi tarafından 1930’lar ve 1940’larda belirgin bir şekilde kullanılan bir sembol olan gamalı haçın Raelyen kullanımı, Montreal kült karşıtı örgüt Info-Cult’un Raelyenlerin faşizmi ve ırkçılığı teşvik ettiği yönündeki suçlamalarıyla sonuçlandı . [112] Info-Cult’un ofisinin önünde Raelyalılar, dini bir azınlığa karşı ayrımcılık yapılmasına karşı konuştu. 2 Ocak 1992’de Miami’deki Eden Roc Oteli’nde bir düzine kişi Raelyen logosunda gamalı haç kullanılmasını protesto etti. Gamalı haç ve diğer Raelyen uygulamalarının kullanılması, Ortodoks Yahudi örgütü olan Floridalı Hineni grubunun eleştirilerine yol açtı. [144]

      1992 yılında Raelyen Hareketi sembollerini değiştirerek merkezi gamalı haçı dönen bir şekille değiştirdi. Bunun, İsrail ile Dünya Dışı Elçilik inşası için yapılan müzakerelere yardımcı olmak amacıyla Elohim’in sembolü değiştirme talebinden kaynaklandığını, ancak ülkenin bu talebi reddetmeye devam ettiğini açıkladılar. [145] [146] Raël ayrıca değişikliğin Holokost kurbanlarına saygıyı göstermek için yapıldığını belirtti . Yeni eklenen dönen şekil , dönen bir galaksinin tasviri olarak açıklandı. 100 2005 yılında İsrail Raelyen Rehberi Kobi Drori, Lübnan hükümetinin Raelyen hareketinin Lübnan’da gezegenler arası büyükelçilik inşa etme önerilerini tartıştığını belirtti. Ancak bir şart, Raelyenlerin logolarını gamalı haç ve Davud Yıldızı’nı karıştırdığı için binanın tepesinde sergilememeleriydi . Drori’ye göre ilgili Raelyalılar, sembolü olduğu gibi tutmak istedikleri için bu teklifi reddettiler. 1991’den 2007’ye kadar, Avrupa ve Amerika’daki resmi Raelyen sembolü orijinal gamalı haça sahip değildi, ancak Raël orijinal sembolü yapmaya karar verdi; Davut Yıldızı, dünya çapında Raelyen Hareketi’nin tek resmi sembolü olan gamalı haçla iç içe geçmişti. . [148]
      Uygulamalar

      Raëlizm bir dizi aylık toplantı, inisiyasyon ve meditasyon ritüelini içerir. [58] Mümkün olduğu durumlarda Raelyenler ayın üçüncü Pazar günü uygulayıcı arkadaşlarıyla bir araya gelirler. Bu olayların Raelyen Hareketi’nin satın aldığı mülkler yerine kiralık odalarda gerçekleşmesi grubun politikasıdır . [8] Montreal’deki aylık toplantılara Raël’in kendisi de sık sık katılıyordu. [150]Raelyalılar kumla çizim yapıyor.

      Raelizm’deki ana ritüel, Raelyen Rehber’in ellerini başka bir bireyin başına koyduğu “hücresel planın aktarımıdır”; bu sayede Rehber’in bireyin hücresel kodunu aldığına ve ardından bunu telepatik olarak Elohim’e ilettiğine inanılır. Bunu yapmak , inisiyenin Elohim’i insanlığın yaratıcıları olarak resmen tanıdığı anlamına gelir. Bu , “vaftiz”in veya Harekete katılan yeni üyelerin kabul töreninin bir parçası olarak kullanılır. Hareket içinde piskopos ve rahip rütbesine sahip olanların bu inisiyasyon törenlerini düzenlemelerine izin verilmektedir. Bazı durumlarda , gerekli kişiler mevcut olduğunda, Raël bir Raelyen piskoposunun başına dokunur, o da Raelyen bir rahibin kafasına dokunur, o da “aktarım”ı sağlamak için inisiyenin başına dokunur. [152] Bu “iletimlerin” Raelyen takviminde önemli rol oynayan yılın dört gününden birinde gerçekleşmesine izin verilmektedir. İlk örnekler Nisan 1976’da Raël’in Roc Plat’ta kırk inisiyenin “iletim” törenlerini gerçekleştirdiği sırada gerçekleşti . [154]

      Raelyen takvimi, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya nükleer bomba atılmasıyla başlar. [156] Bu tarihten sonraki her yıl, “AH” veya “après Hiroshima” (“Hiroşima’dan sonra”) olarak anılır. Raël’liler her yıl dört dini festival kutlarlar; bunlardan ikisi Raël’in Elohim’le iddia ettiği karşılaşmalarını kutlar. [153] Bunlar, Raelyenlerin Elohim’in ilk insanları yarattığına inandıkları tarih olan Nisan ayının ilk Pazar günüdür; 1945’te Hiroşima’ya nükleer bomba atıldığı günü simgeleyen 6 Ağustos; Raël’in 1974’te Elohim’le ikinci kez karşılaştığını iddia ettiği gün olan 7 Ekim; ve Raël’in 1973’te Elohim’le ilk karşılaştığı gün olan 13 Aralık .
      Şehvetli meditasyon​​

      Raëlizm’deki önemli bir uygulama, Raël’in 1980 tarihli La méditation sensuelle adlı kitabında ana hatlarıyla belirttiği “duyusal meditasyon” dur . Raelyalılar, Elohim’e sevgi ve telepatik bağlantılar iletmek ve sonsuzlukla uyum sağlamak amacıyla bu rehberli meditasyona veya görselleştirmeye günlük olarak katılmaya teşvik edilir . [158] Bu konuda uygulayıcılara genellikle bir talimat kaseti dinleyerek bu meditasyonda yardımcı olunur. Grubun aylık toplantılarında şehvetli meditasyon seansları da toplu olarak gerçekleştirilir; bu sırada toplanan taraftarlar loş bir odada oturur veya yerde yatar . Daha sonra mikrofon aracılığıyla konuşan bir Raelyen Rehber tarafından yönlendirilirler; [160] meditasyona New Age müziği eşlik edebilir . [161]

      Duygusal meditasyon, uyumlaştırma avec l’infini (“sonsuzla uyum sağlama”) olarak bilinen bir rahatlama egzersiziyle başlar . Bu sürecin bir aşaması , derin nefes almayı gerektiren “oksijenasyon”dur. Uygulayıcılara rahatlamaları ve daha sonra benlik evrende sadece küçük bir nokta haline gelinceye kadar referans çerçevelerini genişlettiklerini hayal etmeleri öğretilir. Daha sonra vücudun kemiklerini ve organlarını ve nihayetinde vücudun içindeki atomları görselleştirmekle görevlendirilirler. Rehberli meditasyon daha sonra meditasyon yapanları kendilerini Elohim’in gezegeninde olduklarını ve bu uzaylılarla telepatik olarak iletişim kurduğunu hayal etmeye teşvik eder. [165]

      Palmer, Raelyenlerin bu meditasyonlar sırasında çeşitli şekillerde fiziksel sağlık, psişik yetenekler veya cinsel uyarılma hissini tanımladıklarını ve bunları Elohim ile telepatik temas içinde olduklarının kanıtı olarak yorumladıklarını buldu. [166] Duyusal meditasyonun amacı, bir kişinin yaşayabileceği nihai deneyim olarak nitelendirilen “kozmik orgazma” ulaşmaktır. Palmer , kıdemli bir Raelyen’in “kozmik orgazmı” “benlik ve evren arasındaki birliğin duyusal deneyimi” olarak tanımladığını aktardı. [160]
      Seminerler Siyasi mitingde ABD birliklerinin yabancı askeri çatışmalardan geri dönmesini talep eden bir Raelyen protesto işareti yükseltildi.

      Raelyen Kilisesi “Uyanış Aşamaları” adı verilen bir hafta süren yaz seminerleri düzenlemektedir. [149] [169] Bunlar Raël’in günlük derslerini, şehvetli meditasyon seanslarını, oruç ve ziyafet dönemlerini, tanıklıkları ve çeşitli alternatif terapileri içerir. [8] Basının ilgisini çeken faaliyetler arasında, cinsiyet ifadesinin akışkanlığıyla oynama egzersizinin bir parçası olarak karşı cinsiyetin kıyafetlerini giyme, [161] [170] ve kişinin kendi cinsel organlarını gözlemleme ve mastürbasyon yapma yer alıyor. [171]

      Raelyalılar bu seminerleri arkadaşlık veya cinsel ilişki kurma fırsatı olarak kullanıyor. Katılımcılar üzerinde isim yazılı beyaz togalar giyerler; [8] ayrıca yalnız mı kalmak, çift olmak mı yoksa sadece insanlarla tanışmak mı istediklerini belirtmek için renkli bilezikler kullandılar. 1991’de bir Fransız gazeteci bir seminere katılmış ve çadırlarda cinsel ilişkiye giren çiftleri kaydetmişti; bu o zamanlar çokça duyurulan bir olaydı. Bu seminerlerin ardından bu kez Yapı üyeleriyle sınırlı olan ikinci bir seminer düzenleniyor. [172]
      Geçmiş

      Kökenleri

      Claude Vorilhon, 30 Eylül 1946’da Fransa’nın Ambert kentinde doğdu. 15 yaşında bir annenin gayri meşru oğluydu; babası o zamanlar Nazi yetkililerinden saklanan bir Sefarad Yahudisiydi . Vorilhon daha sonra büyükannesi ve teyzesi tarafından ateist olarak yetiştirildiğini, ancak bir süreliğine Roma Katolik yatılı okuluna gittiğini anlattı. Vorilhon, gençliğinde otostopla Paris’e gitti ve burada şarkıcı olarak kariyerine devam etti ve “Claude Celler” adını kullanan birçok başarılı [ şüpheli – tartışılan ] single’ı vardı. Daha sonra bir hemşireyle evlendi ve ondan iki çocuğu oldu. 1973 yılında yarış arabası dergisi Auto Pop’u kurdu ve aynı zamanda bu tür araçlarda test pilotu olarak çalıştı. Kasım 1973’te Fransa’da otoyolda hız yapmayı yasaklayan yeni bir yasa çıkarıldı ve test pilotu olarak çalışmasına son verildi. Auto Pop , Eylül 1974’te yayını durdurdu .Raël’in Elohim’le ilk kez 1973’te karşılaştığını iddia ettiği dağ Puy Lassolas

      1970’lerin Fransa’sında bir dizi UFO görüldüğü bildirilmişti, [178] ve antik astronot teorisi bu on yılın ortalarında ülkede “çok modaydı”. 1974’ün başlarında Vorilhon, Aralık 1973’te Puy Lassolas dağı boyunca yürürken Elohim’in kendisiyle temasa geçtiğini duyurdu. Bu fikirlerini Fransız televizyonu ve radyosunda yaptığı röportajlarda tanıtmaya başladı. [180] Paris’te iddia edilen deneyimleri hakkında ders vermeye başladı ve burada birçoğu bilim kurgu hayranları veya amatör ufologlar olan bir grup takipçiyi cezbetti. Aralık 1974’te onun fikirlerine dayanan bir organizasyon olan Mouvement pour l’accueil des Elohims créateurs de l’humanité (MADECH; “İnsanlığın Yaratıcıları Elohim’i Karşılama Hareketi”) başlatıldı. Vorilhon kendisinden “Raël” olarak bahsetmeye başladı. [181] Apocalypse adlı bir haber bülteni Ekim 1974’te yayınlanmaya başladı. [181] MADECH, Vorilhon’un o yıl Le livre qui dit la verité adıyla çıkan ilk kitabının [181] kendi kendine basılması için para toplamaya başladı. Raelyenler onun ilk kitabına saygıyla yaklaşırlar ve genellikle ondan Le livre (“kitap”) olarak söz ederler. [182]

      MADECH’in bazı üyeleri, örgütün Raël’in iddialarının ötesinde Ufolojiye daha geniş bir ilgi göstermesini ve ayrıca grup içindeki yetkisinin kısıtlanmasını istiyordu. [181] Bir iç güç mücadelesinin ortasında Raël, Nisan 1975’te acil bir toplantı çağrısında bulundu; çekişme devam etti ve Temmuz ayında MADECH’in yöneticilerini görevden aldı ve yerlerine kendi destekçilerinden yedisini getirdi. Raël ayrıca Elohim’in kendisiyle ikinci kez temasa geçtiğini ve bu vesileyle onu gezegenlerini ziyarete götürdüklerini duyurdu. Bu iddiaları 1975 tarihli Les Extra-Terrestres M’ont Emmené sur Leur Planète adlı kitabında özetledi . [184] Raël’e karşı muhalefet MADECH’te belirgin olmaya devam etti ve 1976’da grubu dağıttı ve Şubat 1976’da onun yerine Raelyen Hareketi’ni başlattı . Rehberlerin Rehberi.” MADECH’in aksine, ritüel uygulamaları da içeren daha geniş bir dini yapıyı teşvik etti. [187] Mesajını yaymak için Apocalypse’in yayımına devam etti . [186]

      1976’da Raelyalılar, Frankofon bölgesindeki din değiştirenleri çekmek için Kanada’nın Quebec eyaletine bir heyet gönderdiler. Ertesi yıl Hareketin Quebecois şubesi kuruldu. Raël’in ilk iki kitabı daha sonra 1978’de Uzay Uzaylıları Beni Gezegenlerine Götür başlığıyla tek İngilizce baskıda yayınlandı ve 1986’da Dünya Dışı Varlıkların Bana Verdiği Mesaj: Beni Gezegenlerine Götürdüler adıyla yeniden yayınlandı . 1998’de Son Mesaj adıyla yeni bir çeviri. [45] Fikirlerini birkaç ek kitapla genişletti: 1979’da Accueiller Les Extra-Terrestes ( 1986’da Uzaydan Babalarımıza Hoş Geldiniz olarak çevrildi), [45] La Méditation Sensuelle 1980’de ( 1986’da Şehvetli Meditasyon olarak tercüme edildi) ve Geniocracy . [45]
      Daha sonra geliştirme​İki Raelyalı, Raelyalıların 1997’de kurduğu Quebec müzesi UFOLand’ı ziyaret ediyor

      1980’de Raelyenler Japonya’ya, ardından 1982’de Afrika’ya ve 1990’da Avustralya’ya bir heyet gönderdiler. 1980’lerin başında Hareket, Güney Fransa’da Albi yakınlarında Eden adını verdikleri bir kamp alanı satın aldı . 1984’te Raël, halkın önünde görünmekten kaçındığı bir yıllık inzivaya çekildi. Ertesi yıl ilk karısı hem onu ​​hem de hareketi terk etti; Daha sonra Japon Raelyen Lisa Sunagawa ile birkaç yıl ilişki kurdu. 1990’ların ortalarında Raël , motor yarışları hobisine geri döndü ve 2001 yılında sporu bırakmadan önce 1995 Magna Enduro Yarış Şampiyonası’nın ikinci ve üçüncü turlarında ve Miami’deki 1998 Motorola Kupası’nda yarıştı . 1992’de kırk kadar uygulayıcıdan oluşan bir grubun sınır dışı edilmesiyle dinde bir bölünme ortaya çıktı. Raël’in Elohim’in orijinal sözcüsü olduğu ancak Şeytan tarafından ele geçirildiği inancını benimseyerek, Son Günlerin Havarileri adında rakip, daha küçük bir grup oluşturdular. [193]

      1992’de Raelyen Hareketi, Quebec’teki Valcourt yakınlarında 115 hektarlık bir arazi satın aldı ve bu mülke Le Jardin du Prophète (“Peygamberin Bahçesi”) adını verdi. [172] Kuruluş, ufolojiyle ilgili bir müze olan UFOLand’ı 1997 yılında burada açtı. Amacı Elohim Elçiliği için para toplamaktı ancak mali açıdan sürdürülemez olduğu ortaya çıkınca 2001’de halka kapatıldı. Raël, 1997 yılında, Ian Wilmut’un başarılı bir klon olan Koyun Dolly’nin doğuşunu duyurmasından bir ay sonra , klonlamanın ticari uygulamalarını keşfetmek için Valiant Venture şirketini kurdu. Bu sayede Raelyen Piskoposu Brigitte Boisselier’in kurucu ortağı, yöneticisi ve sözcüsü olduğu Clonaid ortaya çıktı. [9] Bu grubun kurulması ve insan klonlamasını teşvik etmesi, diğer dini şahsiyetler, bilim adamları ve ahlâk uzmanları arasında pek çok tartışmayı alevlendirdi. [9] Raël ve Boisselier , Mart 2001’de ABD Başkanı Bill Clinton’ın insan klonlama konulu Kongre duruşmasından önce konuştular. [196]

      Temmuz 1998’de Jardins des Prophètes’teki eğitim kampında Raël, Aralık 1997’de Elohim’den Raelyen Hareketi içinde yeni bir grup olan Raël’in Melekleri Tarikatı’nı oluşturmasını emreden başka bir vahiy aldığını duyurdu. [197] Bu , yalnızca Dünya’ya geldikten sonra Elohim’in eşi olacak kadınlara açık, [ 130] gizli bir topluluk olacaktı . [197] Tarikat hakkında bilgi içeren Plumes d’Anges (Melek Tüyleri) adlı bir haber bülteni yayınlandı. Palmer , bu grubun, kadınların benzersiz niteliklerini vurgulayarak, erkek ve kadınların tamamen eşit ve birbirinin yerine geçebileceği yönündeki yerleşik Raelyen doktrinine meydan okuduğunu belirtti. [130]Brigitte Boisselier (solda) Raelyen Hareketi’nde üst düzey bir rol üstlendi.

      Raël 2001 yılında seminerler vererek Asya’yı gezdi. O yıl 16 yaşında bir bale öğrencisiyle ikinci kez evlendi. Raëlism evliliği caydırıyor ve bu örnek menfaat sağlamak için yapıldı, çünkü onunla sınırların ötesine seyahat ederken gümrük memurları tarafından sorgulanmıştı. Daha sonra boşandılar ancak bir çift olarak kaldılar. Kasım 2002’de yerel bir adam, grubun Jardins des Prophètes mülküne zarar vererek ciddi hasara yol açtı. Raël , bunun , Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile Fransız istihbarat teşkilatları arasında, zihin kontrolü yoluyla yönlendirilen şizofrenleri kullanarak kendisine suikast düzenlemeyi amaçlayan ortak bir operasyon olan “İbrahim Projesi”nin bir ön testi olduğunu belirtti . [201]

      Aralık 2002’de Boisselier, Clonaid’in çalışmasının, dünyanın ilk insan klonu olduğunu iddia ettiği Eve adında bir bebeğin doğmasıyla sonuçlandığını duyurdu . Çocuk bilim adamlarının incelemesine sunulmadı; IRM’nin Bebek Havva ile ilgili iddiaları hiçbir zaman bilim camiası tarafından doğrulanmadı . Pek çok yorumcu duyurunun bir aldatmaca olduğuna inanıyordu. Ocak 2003’te Raelyalılar, Eve’in ebeveynlerinin dikkatlerden kaçmak için kendilerini gizlediklerini açıkladılar. [205] Bebek Eve’in ortaya çıkışı Raelyalılara uluslararası basında çok fazla yer verilmesini [93] ve aynı zamanda çok fazla alay konusu olmasını sağladı. Grup, bu tanıtımın yaklaşık 5000 yeni üye oluşturduğunu iddia etti. [207] Boisellier periyodik olarak Hollanda, Japonya, Güney Kore ve Avustralya’da başka klon bebeklerin de doğduğunu duyurdu, ancak basın bu sahtekarlıkları giderek daha fazla kabul etti ve Raelyen basın konferanslarına katılmayı bıraktı. [203]

      Ocak 2003’te Raël, Boisellier’i halefi olarak ilan etti [203] ve aynı zamanda kendisini Budist kehanetindeki isimsiz kişiyle özdeşleştirdiği The Maitreya’yı da yayınladı . [59] Raël’in Clonaid ile olan ilişkisine yanıt olarak, Güney Kore göçmenlik makamları 2003 yılında onun ülkelerine girişini engelledi. Grup daha sonra Güney Kore Sağlık ve Refah Bakanlığı yakınında protesto düzenleyerek kendisine ülkeyi terk etmesini emretti. Raël , Playboy’un Ekim 2004 sayısında “Raël’s Girls” adlı bir grup kadınla birlikte göründü . [6] [209] 2005 yılında, iki amatör belgesel yapımcısı Abdullah Hashem ve Joseph McGowen, bir öğrenci filmi yaptıklarını iddia ederek Las Vegas’ta bir Raelyen seminerine katıldılar ve filme aldılar. Daha sonra bu görüntüleri, grubun ifşası olarak sundukları bir belgeselin temeli olarak kullandılar. [210] [211] 2008 yılında IRM tarafından başlatılan ve film yapımcılarının yanlış beyan yoluyla giriş elde ettiklerini iddia eden bir dava açıldı. 2011 yılında Hashem aleyhine varsayılan bir karar verildi ve görüntülerini IRM’ye iade etmesi emredildi. 2009 yılında Kilise, Las Vegas’ta yeni bir UFO Ülkesi planlarını duyurdu. [6]
      Organizasyon ve yapı​

      Kesinlikle hiyerarşik bir organizasyon olduğundan [186] iki üyelik düzeyi vardır. [214] Üyelerin çoğunluğu basitçe “Raelyalılar” olarak anılırken, [8] Hareketi kontrol eden daha yüksek seviyelerdeki kişiler “Yapı” olarak anılır. [215]
      Üye hiyerarşisi [ düzenle ]

      Seviye 6:
      Rehberlerin Rehberi
      Gezegen kılavuzu

      Seviye 5:
      Piskopos Seviye 4:
      Rahip 3. seviye:
      Rahip Yardımcısı
      Kıta başı
      Ulusal rehber
      Bölgesel rehber Ulusal rehber
      Bölgesel rehber Bölgesel rehber

      Seviye 2:
      Organizatör Seviye 1:
      Organizatör Yardımcısı

      Seviye 0:
      Stajyer
      Kaynaklar [216] [217]

      Yapı altı katmanlı bir sistem boyunca bölünmüştür. Raël , Raelyen Kilisesi’nin tepesinde yer alır ve “Rehberlerin Rehberi” olarak anılır. Yapının kıdemli üyeleri onu her yedi yılda bir bu göreve yeniden seçerler . Raël’in altında “Piskopos Rehberleri”, ardından “Rahip Rehberleri”, ardından “Animatörler”, ardından “Yardımcı Animatörler” ve son olarak “Sınıflı Tahliye Görevlileri” vardır . [8] “Kılavuz” olarak nitelendirilenlerin, örneğin alkol, kafein ve eğlence amaçlı uyuşturuculardan kaçınmaya sıkı sıkıya bağlı kalarak hareketin geri kalanı için örnek olmaları bekleniyor. [110] Irk, cinsiyet ve cinsel yönelim, grubun liderlik yapısının basamaklarında yükselmeye engel değildir. Ancak Palmer, 1990’ların ortalarında örgüt içinde liderlik pozisyonlarında çok az kadının bulunduğunu belirtti. [219]

      Raelyen yapısının üyeleri, yıllık seminerler sırasında seviye 0 “stajyerler” olarak başlar. 2007 yılında Raelyen yapısının yaklaşık 2.300 üyeye, [220] 170 “Raelyen rehbere”, [221] ve 41 piskoposa sahip olduğu söylenmişti. [222]

      Üç Raelyen Piskopos, sapkınlığı denetleyen ve kuralları çiğneyenlerin cezalandırılmasını düzenleyen bir “Bilgeler Konseyi”nde oturuyor . Bir kişiyi cezalandırmaya çalıştıklarında bu genellikle yedi yıllık bir “aforoz” anlamına gelir ; yedi yıl sürer çünkü Raelyalılar insan vücudundaki her hücrenin yenilenmesinin bu kadar uzun sürdüğüne inanırlar. [8] Daha ağır vakalarda konsey, bireyin klonlama yoluyla ölümsüzlük umudunu ortadan kaldırdığına inanarak hücresel kodun aktarımını iptal eden bir “sınır belirlemeyi” denetleyebilir. [8]

      Üyeler Raelyen Hareketi’ne yıllık üyelik ücreti öderler. [154] Hareketin asil üyelerinin gelirlerinin %10’unu kuruluşa vermeleri teşvik edilmektedir. [224] Bu ondalık daha sonra paylaştırılır ve %3’ü ulusal şubeye, %7’si ise Uluslararası Hareket’in merkezi idaresine gider. [225] İlave %1’lik kısım Raël’in kendisine gidebilir. Ancak ondalık verme zorunlu değildir. Palmer araştırmasında ondalık ödemediğini itiraf eden birçok uygulayıcı buldu; [115] 1991 yılında Raelyalılar arasında yapılan bir anket, yanıt verenlerin üçte birinin ödeme yapmadığını ortaya çıkardı; [227] bir röportajda Raël, yüzde 60’tan fazlasının ödemediğini öne sürdü. [97] Uluslararası Raelyen Hareketi’nin ana gelirini oluşturan şey bu vergiler ve üyelik ücretleri ile Raël’in kitaplarının satışıdır. Bu para daha sonra Elohim Elçiliği’nin inşası için biriktirilir veya Raelyen mesajını yaymak için kullanılan el ilanları, kitaplar, videolar ve diğer materyallerin üretimi için harcanır. [97]

      Grup başlangıçta Fransa’nın Albi kentinde bir taşra mülküne sahipti , daha sonra Valcourt , Quebec’te bir mülk satın aldı. [8]
      Meleklerin Düzeni​​

      1998’de Raël, üyeleri Elohim’in eşleri olmak üzere eğitilen, tamamı kadınlardan oluşan bir grup olan Raël’in Melekleri Tarikatı’nı kurdu. Elohim Dünya’ya geldikten sonra bu kadınların Elohim ile temas kurmasına izin verilen tek insan olacağını belirtti. Ayrıca onların Elohim’in insan politikacılar, bilim insanları ve gazetecilerle irtibatı olarak hizmet edeceklerini iddia etti. Raël , erkeklerin son derece nazik, narin ve duyarlı Elohim için yeterince kadınsı olmaması nedeniyle Melek olabileceklerin yalnızca kadınlar olduğunu belirtti. [228] Trans kadınların girişine izin verildi; Raël, bir trans üyeyi “kadın olmayı seçtiği için” övdü . [126]Güney Kore’nin Seul kentindeki “Korea Love Hug” festivalinde Raelyalı kadınlar

      Meleklerin kadınsı ve besleyici taraflarını geliştirmeleri amaçlanıyor. [229] Kendilerini dönüştürmenin peşinde koşmakla, Elohim’i memnun etmeye çalışmakla ve disiplini, dinginliği, uyumu, saflığı, alçakgönüllülüğü, karizmayı ve hem iç hem de dış güzelliği geliştirerek onlara daha yakından benzemekle görevlidirler. Meleklere düzenli olarak Elohim’e dua etmeleri ve düzenli olarak meditasyon yapmaları talimatı verilmiştir. Fiziksel güzelliklerini korumak için et tüketimini sınırlamaları ve karbonhidrat ve şekerden kaçınmaları teşvik ediliyor . Grubun halkla ilişkiler açısından yararlı olduğunu kanıtladılar ve aynı zamanda insan klonlama deneyleri için gönüllüler sağladılar . [231] [232] Teşkilat ayrıca insan yumurtalarının internet üzerinden satışıyla da ilgilendi ve 1999’da bunu yapmak için bir web sitesi açtı. [233] Raël, bunun Meleklerin mali bağımsızlığa kavuşmasına yardımcı olacağını belirtti. [122]

      Raël’in Melekleri Tarikatı, bir bütün olarak Raelyen Hareketi’nin altı katmanlı yapısıyla simetrik olan altı katmanlı bir yapıya sahiptir. Raël , Melekleri üç gruba ayırır: Beyaz, Pembe ve Altın Kurdeleli Melekler. Beyaz Melekler bir kolyeye beyaz tüyler takarlar, insan sevgilileri seçebilirler ve dünyada daha fazla kadını Raelyen hareketine çekmek için faaliyet göstermekle görevlendirilirler. Pembe Melekler bir kolyeye pembe tüy takarlar ve Raël tarafından Elohim’in eşleri olacak “Seçilmişler” olarak kabul edilirler . Başlangıçta Jardins des Prophètes topluluğunda tecrit edilmiş bir hayat yaşamaları ve cinsel aktivitelerini dünya dışı varlıklara ayırmaları bekleniyor. Altın Şerit Melekler , boyuna takılan altın bir kordonla karakterize edilir. Raël tarafından fiziksel güzellikleri nedeniyle özel olarak seçilmişlerdir ve Elohim’in Dünya’ya gelişinde ona yaklaşacak ilk insanlar olarak tanımlanırlar. Pembe ve Altın Kurdeleli Meleklerin diğer insanlarla cinsel aktiviteden kaçınmaları bekleniyor , ancak uzaylılarla sevişme konusunda bizzat Raël’den eğitim almaları ve ayrıca tek başına veya diğer Meleklerle cinsel eylemlerde bulunmaları gerekiyor. [237]

      Tarikat dinin geri kalanından izole edilmişti; örneğin Meleklerin yaşam alanları Melek olmayanlara yasaktı. [238] Meleklere erişim hem gazeteciler hem de akademisyenler için kesinlikle sınırlıdır. [239] Altın Kurdele Melekler, fiziksel güzellikleri bozuldukça artık Elohim’i selamlamaya uygun olmadıkları gerekçesiyle yaşlandıkça bu statüden düşürüldü. Bu rütbesi düşürülen bireylere daha sonra yerine daha genç olanları yetiştirmekle görev verilir. [240] Diğer bireyler, grubun ahlakına aykırı davrandıkları düşünüldüğünde, Melek statülerinden tamamen mahrum bırakıldılar. [241]

      İnisiyasyon ayinleri, kişinin Raelyen ideolojisinin ve kurucusu Raël’in savunucusu olmayı kabul ettiği bir yemin etmeyi veya bir sözleşme yapmayı içerir . Birkaç gün sonra Time dergisi, Fransız kimyager Brigitte Boisselier’in Melekler Tarikatı üyesi olduğunu yazdı. Bu sıralarda tarikat uzmanı Mike Kropveld, Melekler Tarikatı’nı tanık olduğu “en şeffaf hareketlerden biri” olarak nitelendirdi, ancak kadınların Raël’in hayatını kendi bedenleriyle koruma sözü onu alarma geçirdi. [242]

      Raël, bazı kadın üyelere Raelyen Kilisesi’nde seks yanlısı feminist bir rol oynamaları talimatını verdi . “Rael’in Kızları”, dinde erkeklerle veya kadınlarla cinsel ilişki de dahil olmak üzere kadınsı zevk eylemlerinin bastırılmasına karşı çıkan başka bir kadın grubudur. Rael’s Girls yalnızca seks endüstrisinde çalışan kadınlardan oluşuyor. Rael’s Girls’ün kadınları striptiz yapmaktan ya da fahişe olmaktan tövbe etmek için herhangi bir neden olmadığını söylüyorlar . [244] [245] Bu örgüt “seks endüstrisinde çalışan kadınların seçimini desteklemek için” kuruldu. [246]
      Sosyal yardım ve savunuculukRaelyalılar, Güney Kore hükümetinin 2003’te Raël’in ülkeye giriş yasağını protesto ediyor

      Uluslararası Raelyen Hareketi, ideolojisini tanıtmak için çeşitli projeler oluşturmuştur. 1997 yılında kendini insan klonlamaya adamış bir şirket olan Clonaid’i kurdu . Müşteriler, DNA’larının bir örneğini gruba yatırabilir ve bu grup, kişinin ölümünden sonra tek bir klon üretmeyi teklif eder. Başka bir Raelyen şirketi olan Ovulaid, biyolojik olarak çocuklarını üretemeyen bireylere ve çiftlere yumurtalık sağlamayı amaçlıyor. Müşterilerinin istediği spesifikasyonlara göre “tasarımcı bebekler” yaratabilecek teknolojiler geliştirme niyetini ifade ediyor. [247] Ek bir proje olan Insuraclone, gelecekte organ yetmezliği olması durumunda bir bireyin organlarını klonlamak için tasarlanmıştır, [248] Clonapet ise insanların evcil hayvanlarını öldükten sonra klonlamayı amaçlamıştır. [247]

      Raelyalılar, özellikle kadın hakları, eşcinsel hakları, ırkçılığa karşı çıkma, nükleer testlerin yasaklanması ve genetiği değiştirilmiş gıdaların desteklenmesi gibi sosyo-politik aktivizmleriyle tanınırlar. Raelizm tarihi boyunca, Raelyen Kilisesi üyeleri mastürbasyonu , prezervatifi ve doğum kontrolünü savunan kamusal ortamları gezdiler . Palmer, faaliyetleri aracılığıyla, Raelyen Hareketi’nin grup için tanıtım oluşturmak amacıyla “hafif düzeyde bir kültürel çatışmayı hazırlayıp ardından dikkatlice izleme” işine dahil olduğunu, [249] bunun “medyanın bariz flörtü” ile birleştiğini belirtti. . Bu taktikleri Anton LaVey’in Şeytan Kilisesi’nin 1960’lar ve 1970’lerdeki taktikleriyle karşılaştırdı . Medya dine karşı alaycı bir üslup benimsediğinde Raël, takipçilerini inançlarını savunmaya teşvik etti, bu da mektup yazma kampanyalarına ve bazen davalara yol açtı. [250]

      1992 yılında IRM, Montreal Katolik Okulu Komisyonu’nun Quebec’teki Roma Katolik liselerinin banyolarına kondom makineleri eklenmesini veto etme kararına karşı protestolar başlattı. Raelyalılar, Quebec ve Ontario’daki Roma Katolik liselerinin önüne, öğrencilere doğum kontrol hapları dağıttıkları bir “prezervatif arabası” park ettiler. 1993 yılında Raelyalılar Quebec’te mastürbasyon üzerine bir konferans düzenlediler ve bu konferansta Raël ve Betty Dodson konuşmalar yaptı . Bu amacın reklamını yapan Raelyalılar, Montreal Caz Festivali’nde üzerinde “Oui à la mastürbasyon (mastürbasyona evet)” yazan rozetler dağıttı . [252]Raelyalılar 2018’de Paris’te “Üstsüz Git Günü”nü tanıtıyor

      2000 yılında Raelyalılar pedofili ile mücadele için bir grup olan NOPEDO’yu kurdular. 2001 yılında, İtalya ve İsviçre’de, Fransa’daki Roma Katolik din adamları arasında yüzden fazla çocuk tacizcisinin varlığını protesto eden broşürler halka açık olarak dağıtıldı. Cenevre Piskoposluk papazı, Raelyen Kilisesi’ne iftira nedeniyle dava açtı ancak hakim, Raelyen suçlamasının bir bütün olarak Roma Katolik Kilisesi’ni değil, yalnızca hüküm giymiş rahipleri hedef aldığı kabul edildiğinden suçlamaları reddetti. 2002 yılında Raelyenler Montreal’de din karşıtı bir geçit töreni düzenlediler; burada lise öğrencilerine Hıristiyan haçları verdiler ve öğrencileri hem bunları yakmaya hem de Roma Katolik Kilisesi’ne irtidat mektupları imzalamaya davet ettiler. Quebec Piskoposlar Derneği bunu “nefrete kışkırtma” olarak nitelendirdi ve birkaç okul yönetim kurulu, öğrencilerinin Raelyalılarla tanışmasını engellemeye çalıştı. [254]

      Hareket genetiği değiştirilmiş gıdaları destekliyor. 107 2003 yılında, çıplak üyeler Quebec’te bir alanda kendilerini “J’aime OGM” ve “GM’yi seviyorum” ifadeleri şeklinde düzenlediler. 2006 yılında, bazıları üstsüz olmak üzere yaklaşık 30 Raelyalı, Güney Kore’nin Seul kentinde bir savaş karşıtı gösteriye katıldı . 2003 yılında, beyaz uzaylı kostümleri giymiş Raelyalılar “SAVAŞ YOK… ET de Barış istiyor!” mesajını taşıyan pankartlar taşıyorlardı. 2003 Irak işgalini protesto etmek için . 2009 yılında , kadın sünnetinin (FGM) neden olduğu hasarı tersine çevirmek amacıyla Afrika’da bir hastane kurmak için para toplamak amacıyla “Klitoris Sahiplen” projesini başlattı ; [258] aynı zamanda görevi FGM’ye karşı çıkmak olan bir örgüt olan Clitoraid’i de kurdu . [259] [260] Raelyen Kilisesi tarafından kurulan gruplardan bir diğeri de Raelyen Cinsel Azınlıklar Derneği ve bir LGBT hakları grubu olan ARAMIS’tir (Cinsellikte Çokluk için Aktif Raelian Derneği ) . [133]

      Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bazı Raelyen gruplar, erkeklerin uygunsuz teşhir nedeniyle tutuklanma korkusu olmadan sahip oldukları yasal hakkın aynısına kadınların da kamusal alanda üstsüz dolaşma hakkına sahip olması gerektiğini iddia ederek yıllık protestolar düzenlediler. Bazı insanlar bunu üye kazanmak için tasarlanmış bir tanıtım gösterisi olarak adlandırdı. Üstsüz Git Günü , kadınların tutuklanmayı önlemek için meme ucu pastilleri dışında üstsüz protesto yaptığı yıllık etkinliktir. Kadın Eşitliği Günü’nün yıl dönümü olan 26 Ağustos’a yakın bir tarihte yapılıyor . [263]
      Demografi
      Ana madde: Raëlizmin Demografisi

      Fransa’da kurulan Raëlism, başlangıçta Avrupa, Afrika ve Kuzey Amerika’nın Frankofon bölgelerinde yayıldı. [76] 1990’ların ortasından itibaren üyelik ağırlıklı olarak Fransa, Quebec ve Japonya’da toplanmıştır. Palmer , Kanada’da Raëlism’in Quebec’ten ülkenin Anglofon eyaletlerine yayılmakta zorluk çektiğini belirtti. 1999’da Bozeman, Hareket’in yaklaşık 35.000 üyesi olduğunu söylerken, [42] Chryssides, 2003’te dünya çapında yaklaşık 55.000 üyesi olduğunu söyledi. 2010’ların başlarında grup uluslararası alanda 60.000 üyeye sahip olduğunu iddia ediyordu; Palmer ve Sentes bu sayının “muhtemelen şişirilmiş” olduğunu düşünüyordu. Britanya’da sosyolog Eileen Barker , 1989’da dine bağlı “yalnızca bir düzine kadar” kişinin bulunduğunu söyledi. 265 2001 yılına gelindiğinde sosyolog David V. Barrett, bu sayının 40 ila 50 civarında olduğunu öne sürdü. ülkedeki üyeler ve 500 civarında sempatizan; [76] iki yıl sonra Chryssides, Britanya’da yaklaşık 40 üye ve 200 sempatizan olduğunu düşünüyordu. [19]

      1988’de grup üyeleri arasında yapılan bir iç araştırma, Hareket’te kadınların neredeyse iki katı kadar erkek bulunduğunu ortaya çıkardı. Benzer şekilde , Quebec’teki Raelyen etkinliklerine katılımına dayanarak Palmer, erkeklerin sayısının genellikle kadınlardan fazla olduğunu kaydetti. [161] Erkeklerin çoğunun kadınsı bir tarzda davrandığını, [161] ve çoğu zaman diğer erkeklerden etkilendiklerini gözlemledi. [131] Palmer ayrıca toplantılarda birçok travestiyi de gözlemledi, [267] ve orada bulunan kadınların önemli bir kısmının striptizci olarak çalıştığını buldu. Bu gerekçelerle Raëlism’in “kendilerini cinsel açıdan marjinal olarak tanımlayan insanlar” için özel bir çekiciliği olduğunu öne sürdü. Palmer ayrıca Raëlizm’in “umutsuzca sekülerleşmiş, ancak düzenden ve yüksek değerlerden yoksun bir dünyada yaşamanın varoluşsal kaygısından muzdarip kararlı ateistler” için bir çekiciliği olduğunu öne sürdü. [268]
      Dönüşüm Güney Kore’deki Onyang Lisesi’nde dini hakkında ders veren bir Raelyen

      Raelyalılar din değiştirenleri çekmek için misyonerlik faaliyetleri yürütüyorlar. Üyeler, başlangıçtaki maliyetlerini telafi etmeyi umarak Raël’in kitaplarını sokakta satmak üzere satın alıyor. [132] Başkalarını dönüştürme girişimlerine karşı sıklıkla büyük bir dirençle karşılaşırlar; Raël, Elohim’in ona insanlığın yalnızca %4’ünün Raelyen mesajını kabul edecek kadar zeki olduğunu söylediği için bunun beklendiğini açıklıyor. [97] Birisini din değiştirmeye zorlamaya çalışan herhangi bir Raelyen, yedi yıl boyunca örgütten men edilir; Raelyenler bu sürenin vücuttaki her hücrenin yenilenmesi için gerektiğine inanırlar. [103]

      1979’dan bu yana, Raelyen Hareketi’nin yeni üyelerinden bir “Dönme Yasası” [269] imzalamaları ve daha önce dahil oldukları herhangi bir dini örgüte bir irtidat mektubu göndermeleri bekleniyordu . Ayrıca, bir cenaze görevlisinin ölümden sonra alnından bir parça kemik kesmesine izin veren bir sözleşme de imzalıyorlar, bunu “Üçüncü Göz” olarak anlıyorlar . Bu örnek, Elohim dönene kadar İsviçre’deki bir tesiste buz içinde saklanacak ve o zaman ölen kişiyi klonlamak için kullanılabilecek. Bu işlem “ön kemiğin kaldırılması” olarak bilinir. [160] Buna ek olarak, katılanların varlıklarını yerel Raelyen grubuna miras bırakmaları bekleniyor, [59] ancak bu zorunlu değil. [160]

      Bazı eski Hıristiyan din adamları Raelyenlere katıldılar ve bazen daha önceki dini örgütlerinden getirdikleri beceriler nedeniyle hızla Rahip veya Piskopos seviyesine terfi ettiler. Örneğin 2004 yılında, İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi’nin eski piskoposu Ron Boston, Raelyen Hareketi’ne katıldı ve bunun eşcinselliğini benimsemesine izin vereceğini belirtti. [273]
      Resepsiyon [ değiştir ]

      Sosyolog Susan J. Palmer’a göre toplumda Raelizm ile “evrensel olarak alay ediliyor”, [274] ve hatta bireylerin çeşitli inanç sistemlerini incelemeye alışkın olduğu din bilginlerinin konferanslarında bile katılımcılar Raelyen inançlara ” inanmama ve hatta neşe”. Üye olmayanlar genellikle Raël’in iddialarını takipçilerini kandırmak için yapılan kasıtlı bir sahtekarlık olarak görüyor. [275] Eski Raelyenlerden ve tarikat karşıtı hareketten özellikle eleştirel bir karşılama geldi . [88] Örneğin, Raelyen hareketinin üst düzey bir üyesi olan Jean-Denis Saint-Cyr, Raël’i kendi dinini yaratırken Sendy’nin önceki yazılarından çalıntı yapmakla suçladı. Bir diğer önde gelen mürted, kendisine Exraël diyen Quebecois Erick Lamarche, Raël ve kıdemli üyelere lüks yaşam tarzlarına sahip olabilmeleri için çok fazla para bağışlandığını iddia ederek işi bıraktı. [276] Eleştirmenler , örneğin insanların zekalarına göre derecelendirildiği bir yönetim sistemini teşvik etmesi, [277] genetik mühendisliğine vurgu yapması, [277] ve gamalı haç kullanımı nedeniyle Raëlizm ile Nazizm arasında defalarca karşılaştırmalar yaptılar . [278]Avusturya’nın Viyana kentinde eşcinsel haklarını protesto eden bir grup Raelyalı

      Raëlism, din bilim adamlarının, özellikle de dinle ilk kez 1987’de Montreal’de karşılaşan Palmer’ın akademik araştırmalarından geçmiştir. [279] Başlangıçta “bu kadar işbirlikçi, üzerinde çalışılmayı gerçekten seven bir NRM ile hiç karşılaşmadığını” düşünmüştü. Palmer , 2002 ile 2003 yılları arasında grup tarafından kara listeye alındı; onu toplantılarından men ettiler ve ona, oraya vardıklarında Elohim’le tanışma fırsatını kaybettiğini söylediler. Palmer daha sonra 2004 yılında Raëlism, Aliens Adored adlı kitabı için hem aktif üyelerle yaptığı röportajlardan hem de Raël’in yayınlarından yararlandı . [282]

      Palmer, karşılaştığı gazetecilerin genellikle Raelyalılar hakkında söyleyecek “kötü şeyler” peşinde olduklarını söyledi. Pek çok gazeteci Raël’i David Koresh veya Jim Jones gibi takipçileri için bir tehlike olarak göstermeye çalıştı , ancak Palmer bunun “gülünç” olduğunu düşündü ve Raël’in “şiddete eğilimli olmadığını” belirtti. Gazeteciler ayrıca onu kadın üyelerine cinsel istismarda bulunan biri olarak göstermeye çalıştılar, ancak Palmer yine buna dair hiçbir kanıt bulamadı. Raël’in Melekleri Tarikatı’nın Raël için her şeyi yapacağına dair açıklamaların ardından, basında grubun Güneş Tapınağı Tarikatı’na benzer şekilde toplu intihara girişeceği yönünde spekülasyonlar da vardı . Palmer , Raelyenlerin şiddete başvuran yeni dini hareketlerde yaygın olan paranoyak zihniyetten ve dış dünyanın şeytanlaştırılmasından yoksun olduğunu savundu. [286]

      Referanslar 

      Alıntılar 

      1. ^Şuraya atla:b “Aramis”.aramisuluslararası15 Şubat 2023 tarihindekaynağındanarşivlendi. Erişim tarihi: 15 Şubat 2023.
      2. ^ Uluslararası Genel Merkez: Raelyen Hareketi 2 Şubat 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Rael.org . Erişim tarihi: 20 Ekim 2010.
      3. ^ Barker 1989 , s. 10; Palmer 1995 , s. 105; Barrett 2001 , s. 394; Chryssides 2003 , s. 45; Gallagher 2010 , s. 15.
      4. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Lewis 2003 , s. 99; Palmer 2004 , s. 3; Thomas 2010 , s. 6; Palmer 2014 , s. 204.
      5. ^ Palmer 2004 , s. 3; Oliver 2012 , s. 22.
      6. ^Şuraya atla:c Thomas 2010, s. 6.
      7. ^ Palmer 2004 , s. 16; Palmer ve Sentes 2012 , s. 167.
      8. ^Şuraya atla:j Palmer & Sentes 2012, s. 176.
      9. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 179.
      10. Assemblée Nationale (10 Haziran 1999). “Les sectes et l’argent – Annexes (Kültler ve para – Ekler)” (Fransızca). République Française . Erişim tarihi: 20 Nisan 2009 .
      11. ^ Sınır Tanımayan İnsan Hakları Uluslararası: Belçika’da İnsan Hakları Yıllık Raporu (2005’teki Olaylar).
      12. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Palmer 2004 , s. 32; Palmer ve Sentes 2012 , s. 167.
      13. ^Şuraya atla:b Grünschloß 2004, s. 432.
      14. ^ Palmer 2004 , s. 16.
      15. ^Şuraya atla:b Lewis 2010, s. 31.
      16. ^ Palmer 2004 , s. 20–21.
      17. ^Şuraya atla:b Chryssides 2003, s. 57.
      18. ^Şuraya atla:b Barrett 2001, s. 392.
      19. ^Şuraya atla:d Chryssides 2003, s. 45.
      20. ^ Palmer 1995 , s. 107; Barrett 2001 , s. 392.
      21. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 170.
      22. ^ Lewis 2003 , s. 102; Palmer 2004 , s. 2.
      23. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 171.
      24. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 24.
      25. ^ Palmer 2004 , s. 47.
      26. ^ Barker 1989 , s. 146; Chryssides 2003 , s. 47; Grünschloß 2004 , s. 433.
      27. ^ Grünschloß 2004 , s. 433.
      28. ^ Palmer 2004 , s. 23.
      29. ^ Gallagher 2010 , s. 15.
      30. ^ Palmer 2004 , s. 30.
      31. ^ Gallagher 2010 , s. 24.
      32. ^Şuraya atla:b Oliver 2012, s. 23.
      33. ^ Chryssides 2003 , s. 46.
      34. ^ Chryssides 2003 , s. 58.
      35. ^ Gallagher 2010 , s. 27.
      36. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 49.
      37. ^ Keklik 2003 , s. 21.
      38. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 26;Palmer ve Sentes 2012, s. 168.
      39. ^ Palmer 2004 , s. 28; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
      40. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
      41. ^ Palmer 2004 , s. 26.
      42. ^Şuraya atla:c Bozeman 1999, s. 155.
      43. ^ Chryssides 2003 , s. 52.
      44. ^Şuraya atla:b Barker 1989, s. 201;Palmer 1995, s. 115;Barrett 2001, s. 394;Palmer ve Sentes 2012, s. 174.
      45. ^Şuraya atla:g Barrett 2001, s. 390.
      46. ^ Chryssides 2003 , s. 50; Lewis 2003 , s. 99.
      47. ^ Palmer 2004 , s. 31; Gallagher 2010 , s. 15; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
      48. ^ Barker 1989 , s. 200; Barrett 2001 , s. 390–391; Palmer ve Sentes 2012 , s. 169.
      49. ^ Palmer 2004 , s. 31.
      50. ^ Barker 1989 , s. 200; Barrett 2001 , s. 390–391; Chryssides 2003 , s. 50.
      51. ^ Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2004 , s. 35; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
      52. ^ Palmer 2004 , s. 35; Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
      53. ^ Chryssides 2003 , s. 49; Palmer 2004 , s. 35–36; Gallagher 2010 , s. 14–15.
      54. ^ Barrett 2001 , s. 390; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
      55. ^ Palmer 2004 , s. 38; Palmer & Sentes 2012 , s. 173–174.
      56. ^ Lewis 2003 , s. 99.
      57. ^ Palmer 1995 , s. 106; Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2004 , s. 35.
      58. ^Şuraya atla:c Palmer 2004, s. 20.
      59. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 175.
      60. ^Şuraya atla:f Palmer 1995, s. 110.
      61. ^Şuraya atla:d Palmer 2014, s. 197.
      62. ^ Chryssides 2003 , s. 49.
      63. ^ Bozeman 1999 , s. 154; Palmer ve Sentes 2012 , s. 171.
      64. ^ Palmer 2014 , s. 183.
      65. ^ Barker 1989 , s. 1989; Barrett 2001 , s. 391; Grünschloß 2004 , s. 432; Palmer 2004 , s. 35.
      66. ^ Palmer 2004 , s. 35.
      67. ^ Chryssides 2003 , s. 50; Palmer 2004 , s. 13; Palmer ve Sentes 2012 , s. 172.
      68. ^ Chryssides 2003 , s. 50–51.
      69. ^Şuraya atla:c Barrett 2001, s. 394.
      70. ^ Barrett 2001 , s. 392; Chryssides 2003 , s. 51.
      71. ^Şuraya atla:d Bozeman 1999, s. 154.
      72. ^ Lewis 2003 , s. 99; Palmer 2004 , s.35–36.
      73. ^ Lewis 2003 , s. 100.
      74. ^Şuraya atla:c Chryssides 2003, s. 51.
      75. ^ Palmer 1995 , s. 106; Barrett 2001 , s. 392; Lewis 2003 , s. 102; Grünschloß 2004 , s. 432.
      76. ^Şuraya atla:f Barrett 2001, s. 391.
      77. ^ Palmer 1995 , s. 106; Barrett 2001 , s. 392.
      78. ^ Gallagher 2010 , s. 21; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      79. ^ Palmer 1995 , s. 125; Grünschloß 2004 , s. 432; Palmer 2004 , s. 31; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      80. ^ Palmer 2004 , s. 31; Gallagher 2010 , s. 21.
      81. ^ Palmer 2004 , s. 40.
      82. ^Şuraya atla:b Chryssides 2003, s. 53.
      83. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 128;Palmer 2004, s. 29.
      84. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 29.
      85. ^ Palmer 1995 , s. 105; Oliver 2012 , s. 23.
      86. ^ Palmer 1995 , s. 106–107; Bozeman 1999 , s. 155; Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2014 , s. 185.
      87. ^ Bozeman 1999 , s. 155; Palmer 2014 , s. 185.
      88. ^Şuraya atla:e Palmer ve Sentes 2012, s. 169.
      89. ^ Chryssides 2003 , s. 54; Palmer ve Sentes 2012 , s. 169.
      90. ^ Chryssides 2003 , s. 52; Palmer 2014 , s. 185.
      91. ^ Barrett 2001 , s. 391; Chryssides 2003 , s. 53.
      92. ^ Chryssides 2003 , s. 53; Palmer ve Sentes 2012 , s. 170.
      93. ^Şuraya atla:c Chryssides 2003, s. 60.
      94. ^ Weiss, Rick, [İnsan Klonlamasının ‘Sayılar Oyunu’], Washington Post . 10 Ekim 2000. Erişim tarihi: 21 Mart 2011. (vurgu)
      95. ^ Yaratılış’ın uzaylı fikirleri mi? 20 Şubat 1999’da Wayback Machine’de arşivlendi Oak Ridger . 2 Ocak 1998. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007.
      96. ^ Raelian Kilisesi Sahilde Büyükelçilik İnşa Edecek!!! 30 Eylül 2007’de Wayback Machine sitesinde arşivlendi , PR Newswire . 27 Aralık 1997. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007.
      97. ^Şuraya atla:g Palmer 2004, s. 64.
      98. ^ Nichols, Hans S. Uzaylıların Klonları ABD’de mi? 28 Temmuz 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Insight on the News . 29 Ekim 2001. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007. (vurgu)
      99. ^ Palmer 1995 , s. 110; Barrett 2001 , s. 394; Chryssides 2003 , s. 54; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
      100. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 174.
      101. ^Şuraya atla:e Chryssides 2003, s. 54.
      102. ^ Chryssides 2003 , s. 54; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      103. ^Şuraya atla:d Palmer 1995, s. 107.
      104. ^ Chryssides 2003 , s. 55; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
      105. ^Şuraya atla:b Palmer ve Sentes 2012, s. 172.
      106. ^ Barrett 2001 , s. 392; Chryssides 2003 , s. 107; Lewis 2003 , s. 102; Grünschloß 2004 , s. 433.
      107. ^Şuraya atla:e Chryssides 2003, s. 55.
      108. ^ Chryssides 2003 , s. 55–56.
      109. ^ Terörizme klonlama çözümü, bazıları 22 Temmuz 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , The Maneater . 21 Eylül 2001. Erişim tarihi: 6 Nisan 2007.
      110. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 157.
      111. ^ Tarikat lideri: Klonlama sadece başlangıçtır 5 Kasım 2007 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Cable News Network . 31 Aralık 2002. Erişim tarihi: 2 Ağustos 2006.
      112. ^Şuraya atla:d Susan J. Palmer,The Rael Deal 15 Haziran 2005 tarihindeWayback Machine’dearşivlendi,Religion in the News, Yaz 2001, Cilt. 4, No.2.
      113. ^Şuraya atla:d Palmer 2004, s. 62.
      114. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 62.
      115. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 132.
      116. ^ Bozeman 1999 , s. 156.
      117. ^ Palmer 2004 , s. 12.
      118. ^ Chryssides 2003 , s. 47.
      119. ^ Palmer 1995 , s. 107; Chryssides 2003 , s. 48.
      120. ^ Palmer 1995 , s. 114.
      121. ^ Palmer 1995 , s. 126.
      122. ^Şuraya atla:c Palmer 2014, s. 199.
      123. ^ Palmer 2004 , s. 13.
      124. ^ Palmer 2014 , s. 195.
      125. ^ Palmer 1995 , s. 122–123.
      126. ^Şuraya atla:c Palmer 2014, s. 193.
      127. ^Şuraya atla:c Palmer 2014, s. 184.
      128. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 174; Palmer 2014 , s. 184.
      129. ^ Palmer 1995 , s. 126–127.
      130. ^Şuraya atla:d Palmer 2014, s. 185.
      131. ^Şuraya atla:c Palmer 1995, s. 118.
      132. ^Şuraya atla:e Palmer 2004, s. 63.
      133. ^Şuraya atla:g Palmer ve Sentes 2012, s. 177.
      134. ^ Barker 1989 , s. 70; Palmer 2004 , s. 42; Palmer 2014 , s. 184.
      135. ^ Palmer 2004 , s. 14.
      136. ^ Palmer 1995 , s. 112.
      137. ^ Palmer 1995 , s. 112; Palmer ve Sentes 2012 , s. 172.
      138. ^ Palmer 1995 , s. 112; Chryssides 2003 , s. 59; Palmer ve Sentes 2012 , s. 172.
      139. ^ Tarikat lideri Rael’in İsviçre’de ikamet etmesi reddedildi 23 Şubat 2008 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , Agence France-Presse . 19 Şubat 2005. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
      140. ^ Barrett 2001 , s. 394; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      141. ^ Chryssides 2003 , s. 53; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      142. ^ Barker 1989 , s. 201; Barrett 2001 , s. 394; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      143. ^ Barker 1989 , s. 201; Barrett 2001 , s. 394.
      144. ^ Swastika Logosunun Kullanımı Plaj Protestosuna Yol Açıyor , The Miami Herald . 3 Ocak 1992. Erişim tarihi: 8 Haziran 2007. (vurgu)
      145. ^ Barrett 2001 , s. 394; Chryssides 2003 , s. 53; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      146. ^ Dini Hareketler Ana Sayfası: Raelyenler 29 Ağustos 2006 tarihinde Wayback Machine , Virginia Üniversitesi’nde arşivlendi . 11 Nisan 2001. Erişim tarihi: 4 Mart 2007.
      147. ^ Thomas, Amelia ve Raelians Kudüs’te ET büyükelçiliği kurmak istiyor , Middle East Times . 18 Kasım 2005. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
      148. ^ Resmi Raelian Sembolü gamalı haçını geri alıyor , Raelianews.org . 17 Ocak 2007. Erişim tarihi: 20 Ekim 2007.”
      149. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 61;Palmer ve Sentes 2012, s. 176.
      150. ^ Palmer 2004 , s. 50.
      151. ^ Barrett 2001 , s. 392; Grünschloß 2004 , s. 433; Palmer 2004 , s. 59; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
      152. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 59.
      153. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 107;Palmer ve Sentes 2012, s. 175.
      154. ^Şuraya atla:d Palmer 2004, s. 58.
      155. ^ Palmer 2004 , s. 58–59.
      156. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 186.
      157. ^ Palmer 2004 , s. 40; Palmer 2014 , s. 186.
      158. ^ Barker 1989 , s. 201; Palmer 1995 , s. 129; Palmer & Sentes 2012 , s. 174, 175.
      159. ^ Palmer 2004 , s. 61; Palmer ve Sentes 2012 , s. 174.
      160. ^Şuraya atla:e Palmer 2004, s. 60.
      161. ^Şuraya atla:e Palmer 1995, s. 115.
      162. ^ Palmer 1995 , s. 115; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
      163. ^ Palmer 1995 , s. 129.
      164. ^ Palmer 1995 , s. 129–130.
      165. ^ Palmer 2004 , s. 60–61.
      166. ^ Palmer 1995 , s. 130.
      167. ^ Palmer 1995 , s. 110; Palmer 2004 , s. 60.
      168. ^ Barrett 2001 , s. 393.
      169. ^ Cinsel Mesih , National Post . 7 Ağustos 1999. Erişim tarihi: 3 Haziran 2007.
      170. ^Şuraya atla:b “Duygusal seminerler” ve uçan daireler,Agence France-Presse. 22 Eylül 2005. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
      171. ^ McCann, Brigittee (9 Ekim 2003). “Soyunun” . Calgary Sun. 16 Kasım 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi .
      172. ^Şuraya atla:d Palmer 2004, s. 61.
      173. ^ Brown, DeNeen L., UFO Ülkesinin Lideri ölü bağlantı ] , Washington Post . 17 Ocak 2003. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2007.
      174. ^Şuraya atla:c Palmer 2004, s. 32;Palmer ve Sentes 2012, s. 167.
      175. ^ Palmer 2004 , s.33–34; Palmer ve Sentes 2012 , s. 167.
      176. ^Şuraya atla:c Palmer 2004, s. 34;Palmer ve Sentes 2012, s. 167.
      177. ^ Palmer 2004 , s. 36.
      178. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 168.
      179. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 28.
      180. ^ Palmer 2004 , s.31, 36.
      181. ^Şuraya atla:f Palmer 2004, s. 37.
      182. ^ Palmer 2004 , s. 31; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
      183. ^ Palmer 2004 , s. 37; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
      184. ^ Barrett 2001 , s. 390; Palmer 2004 , s. 38.
      185. ^ Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 173.
      186. ^Şuraya atla:d Palmer ve Sentes 2012, s. 173.
      187. ^ Palmer 2004 , s. 57.
      188. ^ Palmer 2004 , s. 65.
      189. ^ Palmer 2004 , s. 66.
      190. ^ Palmer 2004 , s. 53–54.
      191. ^ Palmer 2004 , s. 43.
      192. ^ Palmer 2004 , s. 41.
      193. ^ Palmer 2004 , s. 163–164.
      194. ^ Palmer 2004 , s. 65–66; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
      195. ^ Barrett 2001 , s. 393; Palmer 2004 , s. 180; Palmer ve Sentes 2012 , s. 179.
      196. ^ Palmer 2004 , s. 181; Palmer ve Sentes 2012 , s. 179.
      197. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 188.
      198. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 191.
      199. ^ Palmer 2004 , s. 43–44; Palmer ve Sentes 2012 , s. 177.
      200. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 176; Palmer 2014 , s. 203.
      201. ^ Palmer 2004 , s. 160; Palmer 2014 , s. 203.
      202. ^ Palmer 2004 , s. 187; Palmer & Sentes 2012 , s. 179–180.
      203. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 180.
      204. ^ Palmer 2004 , s. 188.
      205. ^ Palmer 2004 , s. 189–190; Palmer ve Sentes 2012 , s. 180.
      206. ^ Palmer 2004 , s. 187.
      207. ^ Chryssides 2003 , s. 61.
      208. ^Şuraya atla:b Ji-young, So,Raelian Tarikatı Lideri, Girişin Reddedilmesi Nedeniyle Kore’yi Dava Etmekle Tehdit Ediyor,The Korea Times. 3 Ağustos 2003. Erişim tarihi: 12 Mart 2007
      209. ^ Haberlerdeki isimler , Knight Ridder . 16 Eylül 2004. 10 Ağustos 2007.
      210. ^ Philipkoski, Kristen, Klonunuzla Biraz Seks Belki? , Kablolu Haber . 31 Ağustos 2005. Erişim tarihi: 14 Temmuz 2014.
      211. ^ Las Vegas’ta Çok Özel Bir Seminer (Not: Yalnızca Fransızca versiyonu mevcuttur.) , Raelian Contact 273 . 26 Mayıs 2005. Erişim tarihi: 26 Haziran 2007. (Fransızca, raelianews.org versiyonu)
      212. “ABD Federal Mahkemesi Film Yapımcılarının Raelyenler Hakkında Yalan Söylediğine Karar Verdi” . Halkla İlişkiler Haber Teli . Rael Hareketi Haberleri. 23 Eylül 2011 . Erişim tarihi: 23 Eylül 2019 .
      213. “08-687 – Uluslararası Rael Hareketi – Hashem’e karşı” (PDF) . GovInfo.gov . 25 Ağustos 2011 . Erişim tarihi: 23 Eylül 2019 .
      214. ^ Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
      215. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
      216. ^ Wong, Jan, Klon sanatçısı , The Globe and Mail . 7 Nisan 2001. Erişim tarihi: 12 Temmuz 2007.
      217. ^ Raelianews: İndirmeler , Raelian İletişim Bülteni . Erişim tarihi: 12 Temmuz 2007.
      218. ^ Palmer 2004 , s. 58; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
      219. ^ Palmer 1995 , s. 105.
      220. ^ Memnuniyetimiz için… , Raelian İletişim 331 . 7 Nisan 2007. Erişim tarihi: 25 Nisan 2007
      221. ^ Raelyen Basın Sitesi , Uluslararası Raelyen Hareketi . Erişim tarihi: 25 Nisan 2007.
      222. ^ Rael, Aforoz Edilen Başpiskopos Milingo’ya Rael Piskoposu Olmasını Teklif Ediyor , Raelianews.org . 27 Eylül 2006. Erişim tarihi: 17 Temmuz 2007.
      223. ^ Palmer 2004 , s. 39; Palmer ve Sentes 2012 , s. 176.
      224. ^ Barker 1989 , s. 201; Barrett 2001 , s. 394; Palmer ve Sentes 2012 , s. 177.
      225. ^ Barker 1989 , s. 201; Palmer 2004 , s.63–64.
      226. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 17.
      227. ^ Palmer 2004 , s. 209.
      228. ^Şuraya atla:c Palmer ve Sentes 2012, s. 170;Palmer 2014, s. 188.
      229. ^ Palmer 2004 , s. 151.
      230. ^ Palmer 2014 , s. 192.
      231. ^ Palmer 2014 , s. 207.
      232. ^Şuraya atla:b Broughton, Philip D.İstediğiniz kadar seks ve sonsuz yaşam vaadi,The Daily Telegraph. 27 Aralık 2002. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
      233. ^ Palmer 2014 , s. 198–199.
      234. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 189.
      235. ^ Palmer 2014 , s. 159.
      236. ^Şuraya atla:b Palmer 2014, s. 189–190.
      237. ^ Palmer 2014 , s. 190.
      238. ^ Palmer 2014 , s. 201.
      239. ^ Palmer 2014 , s. 205.
      240. ^ Palmer 2014 , s. 193–194.
      241. ^ Palmer 2014 , s. 202.
      242. ^Şuraya atla:b McCann, Brigitte,Raelyenlerin Diyarı: Raelyen Ulusu – Bölüm 1,CalgarySun. 7 Ekim 2003. Erişim tarihi: 10 Ocak 2007.
      243. ^ Gibbs, Nancy, Klonlama Tartışmasını Kaçırmak , Time Magazine, CNN ortaklığıyla . 5 Ocak 2003. Erişim tarihi: 12 Mayıs 2007.
      244. ^Şuraya atla:b I-Takımı: Alien Nation, Raelians’ın Merkezini Las Vegas’a Taşıması,WorldNow ve KLAS. 8 Mayıs 2007. Erişim tarihi: 8 Mayıs 2007.
      245. ^ Rael’s Girls , 2006. Erişim tarihi: 1 Haziran 2007.
      246. ^ Raelyen Hareketi (10 Mayıs 2006). “RAEL’in Kızları Striptizcileri Destekliyor (Basın açıklaması)” . Halkla İlişkiler Haber Teli . 29 Eylül 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi . Erişim tarihi: 10 Haziran 2007 .
      247. ^Şuraya atla:f Chryssides 2003, s. 56.
      248. ^ Chryssides 2003 , s. 56; Palmer ve Sentes 2012 , s. 179.
      249. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 67.
      250. ^Şuraya atla:b Palmer 2004, s. 53.
      251. ^ Palmer 2004 , s. 68.
      252. ^ Palmer 2004 , s. 69.
      253. ^ Palmer 2004 , s. 91.
      254. ^ Palmer 2004 , s. 92.
      255. “Bunun gibi arkadaşlar varken Monsanto’nun düşmana ihtiyacı yoktur” . USATODAY.com.tr​ 6 Ağustos 2003. 14 Ekim 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi . Erişim tarihi: 19 Ocak 2022 .
      256. ^ raelity show 2 Temmuz 2018’de Wayback Machine’de , Associated Press’te arşivlendi . Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
      257. ^ Çeviri: “Küresel savaş karşıtı mitingler harita serisi” , Agence France-Presse . 15 Mart 2003. Erişim tarihi: 13 Mart 2007.
      258. ^ Palmer ve Sentes 2012 , s. 178.
      259. ^ “On est fait passer une p’tite vite!” , Cyberpresse.ca . 5 Aralık 2006. Erişim tarihi: 21 Eylül 2007.
      260. ^ Raelyen’in klitoris sponsorluğunu teşvik etme çabası , Clitoraid.org . Erişim tarihi: 9 Ağustos 2006.
      261. ^ [1] 23 Kasım 2010’da Wayback Machine sitesinde arşivlendi , gotopless.org . Erişim tarihi: 1 Aralık 2019.
      262. ^ https://nationalpost.com/posted-toronto/where-and-when-you-can-go-topless-in-ontario-and-what-it-has-to-do-with-ufos 11 Nisan’da alındı 2024.
      263. ^ “Men Wear Bras So Women Can Go Topless” 23 Ağustos 2010 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi , gotopless.com . Erişim tarihi: 1 Aralık 2019.
      264. ^ Palmer & Sentes 2012 , s. 167, 181.
      265. ^ Barker 1989 , s. 151.
      266. ^ Palmer 1995 , s. 106.
      267. ^Şuraya atla:b Palmer 1995, s. 119.
      268. ^ Palmer 2004 , s. 194.
      269. ^ Palmer 2004 , s. 60; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
      270. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 60.
      271. ^ Palmer 1995 , s. 107; Palmer 2004 , s. 59–60; Palmer ve Sentes 2012 , s. 175.
      272. ^ Palmer 2004 , s. 79.
      273. “Tarikat Eşcinsel Piskopos’u Cezbediyor” . Din Haber Blogu . 23 Nisan 2004. 8 Ekim 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi . Erişim tarihi: 19 Ocak 2022 .
      274. ^ Palmer 2004 , s. 15.
      275. ^ Lewis 2014 , s. 191–192.
      276. ^ Palmer 2004 , s. 171–175.
      277. ^Şuraya atla:b Chryssides 2003, s. 59.
      278. ^ Palmer 1995 , s. 127.
      279. ^ Palmer 2004 , s. 1.
      280. ^ Palmer 2004 , s. 2.
      281. ^ Palmer 2014 , s. 186–187.
      282. ^ Palmer 2014 , s. 187.
      283. ^ Palmer 2004 , s. 6.
      284. ^ Palmer 2004 , s. 42.
      285. ^ Palmer 2014 , s. 203.
      286. ^ Palmer 2004 , s. 158.

      Kaynaklar 

      • Barker, Eileen (1989). Yeni Dini Hareketler: Pratik Bir Giriş . Londra: Majestelerinin Kırtasiye Ofisi. ISBN 978-0113409273.
      • Barrett, David V. (2001). Yeni İnananlar: Mezhepler, Tarikatlar ve Alternatif Dinler Üzerine Bir Araştırma . Londra: Cassell and Co. ISBN 978-0304355921.
      • Botz-Bornstein, T. (2017). “Ütopyada Nasıl Giyinirsiniz? Raëlizm ve Genlerin Estetiği: Felsefi Bir Analiz”. Alternatif Maneviyat ve Din İncelemesi . 8 (1): 37–61. doi : 10.5840/asrr201751134 .
      • Bozeman, John M. (1999). “Alan Notları: Raelyen Dini – Klonlama Yoluyla İnsanın Ölümsüzlüğünü Elde Etmek”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 3 (1). Kaliforniya Üniversitesi Yayınları : 154–156. doi : 10.1525/nr.1999.3.1.154 . JSTOR  /10.1525/nr.1999.3.1.154 .
      • Chryssides, George D. (2003). “Bilimsel Yaratılışçılık: Raelyen Kilisesi Üzerine Bir Araştırma”. Partridge’de , Christopher (ed.). UFO Dinleri . Londra ve New York: Routledge . s. 45–61. ISBN 978-0415263245.
      • Dericquebourg, Régis (2021). “Rael ve Raelyalılar” . Zeller, Ben (ed.). UFO Dinleri El Kitabı . Brill Çağdaş Din El Kitapları. Cilt 20. Leiden ve Boston : Brill Yayıncılar . s. 472–490. doi : 10.1163/9789004435537_024 . ISBN 978-9004434370ISSN  1874-6691 . S2CID  239738621 .
      • Gallagher, Eugene V. (2010). “Dünya Dışı Tefsir: İncil’de Din Olarak Raelyen Hareketi”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 14 (2): 14–33. doi : 10.1525/nr.2010.14.2.14 . JSTOR  10.1525/nr.2010.14.2.14 .
      • Gregg, Stephen E. (Eylül 2014). “Queer Jesus, heteroseksüel melekler: Uluslararası Raelyen Hareketi’nde ‘cinsellik’ ve ‘din’i karmaşık hale getirmek” . Cinsellikler . 17 (5–6). SAGE Dergileri : 565–582. doi : 10.1177/1363460714526129 . hdl : 2436/609871 . ISSN  1461-7382 . OCLC474576878  .​ S2CID  147291471 . Erişim tarihi: 4 Ocak 2021 .
      • Grünschloß, Andreas (2004). “‘Büyük Işını’ Beklerken: UFO Dinleri ve Yeni Dini Hareketlerde “Ufolojik” Temalar”. James R. Lewis’te (ed.). Yeni Dini Hareketlerin Oxford El Kitabı . New York ve Oxford : Oxford University Press . s. 419–444. ISBN 978-0195369649.
      • Lewis, James R. (2003). Yeni Dinlerin Meşrulaştırılması . New Brunswick, NJ : Rutgers University Press . ISBN 978-0813533230.
      • Lewis, James R. (2010). “Dinler Bilimin Otoritesine Nasıl Başvurur?”. James R. Lewis ve Olav Hammer’da (ed.). Din El Kitabı ve Bilimin Otoritesi . Leiden : Brill Yayıncılar . s. 23–40. ISBN 978-9004187917.
      • Lewis, James R. (2014). “Din Araştırmalarında “F Kelimesini” Kullanmak: Genel Bir Kutsal Sahtecilik Modeline Doğru”. Alternatif Maneviyat ve Din İncelemesi . 5 (2): 188–204. doi : 10.5840/asrr2015221 .
      • Oliver, Paul (2012). Yeni Dini Hareketler: Şaşkınlar İçin Bir Kılavuz . Londra ve New York: Continuum Uluslararası . ISBN 978-1441101976.
      • Palmer, Susan J. (1995). “Raelyen Hareketinde Kadınlar: Cinsiyet ve Otorite Konusunda Yeni Dini Deneyler” . Lewis’te , James R. (ed.). Tanrılar İndi: Diğer Dünyalardan Yeni Dinler . Albany, New York : SUNY Basın . s. 105–136. ISBN 0791423298.
      • Palmer, Susan J. (2004). Uzaylıların Hayran Olduğu: Raël’in UFO Dini . New Brunswick, NJ ve Londra: Rutgers University Press . ISBN 0813534763LCCN  2004000305 .
      • Palmer, Susan J. (2005). “Raelyen Hareketi: Tartışmayı Uydurmak, Sosyal Meşruiyet Arayışı” . Lewis’te James R .; Petersen, Jesper Aagaard (der.). Tartışmalı Yeni Dinler . New York : Oxford Üniversitesi Yayınları . s. 371–386. doi : 10.1093/019515682X.003.0017 . ISBN 019515682XS2CID192799092  .
      • Palmer, Susan J.; Sentes, Bryan (2012). “Uluslararası Raelyen Hareketi” . Hammer , Olav’da ; Rothstein, Mikael (der.). Yeni Dini Hareketlerin Cambridge Arkadaşı . Cambridge : Cambridge Üniversitesi Yayınları . s. 167–183. doi : 10.1017/CCOL9780521196505.012 . ISBN 978-0521196505LCCN  2012015440 . S2CID151563721  .
      • Palmer, Susan J. (2014). “Raël’in Melekleri: Gizli Bir Düzenin İlk Beş Yılı” . Bogdan’da Henrik; Lewis, James R. (ed.). Cinsellik ve Yeni Dini Hareketler . Yeni Dinler ve Alternatif Maneviyatlar Üzerine Palgrave Çalışmaları. New York: Palgrave Macmillan . s. 183–211. doi : 10.1057/9781137386434_9 . ISBN 978-1349681464.
      • Keklik, Christopher (2003). “UFO Dinlerini ve Kaçırılma Maneviyatlarını Anlamak”. Christopher Partridge’de (ed.). UFO Dinleri . Londra ve New York: Routledge . s. 3–42. ISBN 978-0415263245.
      • Sentes, Bryan; Palmer, Susan J. (2000). “İçkin Varsayılan: Raelyalılar, UFO Dinleri ve Postmodern Durum”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 4 (1): 86–105. doi : 10.1525/nr.2000.4.1.86 . JSTOR  10.1525/nr.2000.4.1.86 .
      • Thomas, Paul Brian (2010). “Raël ile İncil Dersleri: ET’den Esinlenen Dinlerde Dini Ödenek Üzerine”. Nova Religio: Alternatif ve Ortaya Çıkan Dinler Dergisi . 14 (2): 6–13. doi : 10.1525/nr.2010.14.2.6 . JSTOR  10.1525/nr.2010.14.2.6 .

      Daha fazla okuma 

      İkincil kaynaklar 

      • ^ Alexander, Brian, Rapture: Kısıklı Bir Klonlama Turu, Transhümanizm ve Yeni Ölümsüzlük Çağı kalıcı ölü bağlantı ] Basic Books, 2005.ISBN1560256958. 
      • ^ Bates, Gary, Uzaylı Saldırısı: UFO’lar ve Evrim Bağlantısı New Leaf Press, 2005.ISBN0890514356. 
      • ^ Colavito, Jason, Uzaylı Tanrılar Kültü: HP Lovecraft ve Dünya Dışı Pop Kültürü . Prometheus, 2005.ISBN978-1591023524.] 
      • ^ Edwards, Linda, İnançlara Kısa Bir Kılavuz: Fikirler, Teolojiler, Gizemler ve Hareketler. Westminster John Knox Press, 2001.ISBN0664222595. 
      • ^ Genta, Giancarlo, Evrendeki Yalnız Zihinler: Dünya Dışı Zeka Arayışı . Springer, 2007.ISBN978-0387339252. 
      • ^ Palmer, Susan J., Tartışmalı Yeni Dinlerde Kadınlar , Amerika’da Yeni Dini Hareketler ve Dini Özgürlükte , ed. Derek H. Davis ve Barry Hankins, s. 66. Baylor University Press, 2004.ISBN0918954924 
      • ^ Shanks, Pete, İnsan genetik mühendisliği: aktivistler, şüpheciler ve kafası karışmış kişiler için bir rehber kalıcı ölü bağlantı ] Nation Books, 2005.ISBN1560256958. 
      • ^ Stock, Gregory, İnsanları Yeniden Tasarlamak: Genlerimizi Seçmek, Geleceğimizi Değiştirmek. Houghton Mifflin Kitapları, 2002.ISBN061806026X. 
      • ^ Tandy, Charles, Doktor Tandy’nin Yaşam Uzatma ve Transhumaniteye İlişkin İlk Kılavuzu Universal-Publishers.com, 2001.ISBN1581126506. 
      • ^ Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, Tıp bilimi ve biyoetik: klonların saldırısı mı? Hükümet Reformu Komitesinin Ceza Adaleti, Uyuşturucu Politikası ve İnsan Kaynakları Alt Komitesi önündeki duruşma , Temsilciler Meclisi, Yüz Yedinci Kongre, ikinci oturum, 15 Mayıs 2002. Washington: USGPO, 2003. Hükümet Belgeleri. Y 4.G 74/7:B 52/7.

      Birincil kaynaklar 

      • ^ Raël, Akıllı Tasarım .Nova Dağıtımı, 2005.ISBN978-2940252220 
      • ^ Raël, Soykırım . Raelyen Vakfı, 2004.
      • ^ Raël, Maitreya . Raelyen Vakfı, 2003.
      • ^ Raël, Şehvetli Meditasyon . Tagman Press, 2002.
      • ^ Raël, İnsan Klonlamasına Evet: Bilim sayesinde Ölümsüzlük . Tagman Press, 2001.ISBN978-1903571057. 
    • Barnabas İncili




      Mesih
      Denilen, Allah’ın Dünyaya Gönderdiği Yeni Peygamber İsa’nın Gerçek Kitabı:
      Havarisi Barnabas’ın Anlatımına Göre

       

      Mesih
      denilen Nasıralı İsa’nın havarisi Barnabas, yeryüzünde oturan herkese barış,
      huzur ve teselli diler.

       

      Pek
      sevgili, yüce ve ulu Allah, büyük öğretme ve mucizeler merhametinden şu son
      günlerde peygamberi İsa Mesih aracılığıyla bizi ziyaret etmiştir; şeytan
      tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi altında en dinsiz akideyi
      va’z ederek, Isa’ya Allah’ın oğlu demekte, Allah’ın sonsuza değin emrettiği
      sünnet olmayı red etmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermekte
      olduğundan, —bunlar arasında bulunan, kendinden üzüntü duymadan söz edemediğim
      Pavlus da aldatılmıştır— kurtulasınız, şeytan tarafından aldatılmayasınız ve
      Allah’ın hükmü önünde hüsrana uğramayasınız diye İsa ile yaptığım konuşma ve
      görüşmelerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum. Bu nedenle, sana
      yazdığımın aksine yeni akideyi va’z edecek herkese dikkat et ki, ebedi
      kurtuluşa eresin.

       

      Yüce Allah seninle olsun, seni
      şeytan’dan ve her şerden korusun. Amin.

       

      1.  Bu
      ilk bölümde, melek Cebrail’in Bakire Meryem’e İsa’nın doğuşunu bildirmesi yer
      alır.

       

      Bu
      son yıllarda, Yahudi (-İsrail oğulları-) kavmi’nin Davud soyundan Meryem adında
      bir bakire, Allah’ın gönderdiği melek Cebrail tarafından ziyaret edildi.
      Günahsız, ayıpsız, namazı kılıp oruç tutarak tam kutsal bir hayat süren bu bakire
      bir gün yalnızken odasına melek Cebrail girdi ve «Allah seninle olsun, ey
      Meryem» diye onu selamladı.

       

      Bakire,
      meleği görünce ürktü; fakat, melek şöyle diyerek onu rahatlattı; «Korkma
      Meryem; çünkü sen, seni kalp gerçeğiyle kanunlarına göre yürüsünler diye İsrail
      halkına göndereceği bir peygamberin annesi seçen Allah’ın rızasına erdin.»
      Meryem cevap verdi: «Şimdi ben, hiç bir erkek bilmediğimi görüp dururken, nasıl
      oğlan dünyaya getireceğim?» Melek cevap verdi: «Ey Meryem; insan yokken insan
      yaratan Allah, senden de erkek olmadan insan meydana getirmeye kadirdir. Çünkü
      O’nun için hiç bir şey imkan haricinde değildir.» Meryem cevap verdi: «Allah’ın
      her şeye kadir olduğunu biliyorum; öyleyse iradesi yerine gelecektir.» Melek
      cevap verdi: «Şimdi peygambere yüklü oldun; Adını îsa koyacak ve onu şaraptan,
      kuvvetli içkiden ve bütün temiz olmayan etlerden koruyacaksın, çünkü çocuk
      Allah’ın kutsal bir (-kuludur.-) Meryem, tevazuyla başını eğerek şöyle dedi:
      «Allah’ın hizmetçi kuluna bak, dediğin gibi olsun.» Melek gitti ve bakire
      Allah’ı tesbih ve ta’zim etti: «Ey kalbim, Allah’ın büyüklüğünü bil ve ey
      ruhum, Kurtancı’m Allah’ı çok sev; çünkü, O kız hizmetçisinin alçak
      gönüllülüğünü öylesine saydı ki, bütün milletlerce kutsanacağım; çünkü Kadir
      Olan beni yüceltti, O’nun kutsal


       

      adını
      tesbih ederim. Çünkü, O’nun rahmeti, nesilden nesile Kendisi’nden korkanlar
      için yayılır. O Kadir Olan elini güçlü kıldı ve kalbinin tasavvurunda gururu
      dağıttı. Güçlü olanı oturduğu yerden indirdi ve aşağıda olanı yükseltti. Aç
      olanı güzel şeylerle doyurdu ve zenginleri eli boş gönderdi. Çünkü, O, İbrahim
      ve oğluna verilmiş sözleri sonsuza değin tutar.»

       

      2.Cebrail’in
      Bakire Meryem’in hamileliğiyle ilgili olarak Yusuf’a yaptığı hatırlatma.

       

      Allah’ın
      iradesini öğrenen Meryem, yüklü olduğundan kendine saldırırlar ve zina suçlusu
      sayarak taşlarlar diye insanlardan korkup, dindar, takva sahibi, namaz ve
      oruçla Allah’a ibadet eden ve bir marangoz olarak ellerinin yaptığı ile geçinen
      bir adam olduğundan, ayıpsız yaşantılı Yusuf adında kendi soyundan bir yoldaş
      seçti.

       

      Bakire, bildiği böyle bir adamı
      yoldaşı olarak seçti ve îlâhî teklifi ona açtı.

       

      Dindar
      bir adam olan Yusuf Meryem’in hamile olduğunu anlayınca, Allah’tan korkup,
      ondan ayrılmayı düşündü. Bak ki, uyurken, «ey Yusuf, neden kadının Meryem’i
      bırakmayı düşünüyorsun?» diye Allah’ın meleği tarafından uyarıldı (ve şöyle
      denildi.) : «Bil ki, ona ne olmuşsa, hepsi Allah’ın iradesiyle olmuştur.
      Bakire, bir çocuk dünyaya getirecek, adını îsa koyacaksın; şaraptan, kuvvetli
      içkiden ve her türlü temiz olmayan etten onu uzak tutacaksın, çünkü o,
      annesinin rahminden Allah’ın kutsal bir (kuludur). O,

       

        Juda’yı
      (Yehuda) kalbine döndürsün İsrail kavmi Musa’nın Kanunu’nda yazılı olduğu gibi,
      Rabb’in kanunu yolunda yürüsün diye İsrail halkına gönderilen Allah’ın bir
      peygamberidir. O, Allah’ın kendine vereceği büyük güçle gelecek, büyük
      mucizeler gösterecek ve bu sayede pek çok insanlar kurtulacaktır.»

       

      Uykudan
      uyanan Yusuf Allah’a şükretti ve bütün içtenliğiyle Allah’a ibadet ederek, ömrü
      boyunca Meryem’in yanında kaldı.

       

      3.İsa’nın harika doğuşu ve Allah’ı
      Öven meleklerin görünüşü

       

      Bu
      sıralar, Kayser Avgustos’un buyruğuyla, Yahudiye’de Hirodes hüküm sürüyor ve
      Arma ve Sayfa şehirlerinde de Pilotus vali bulunuyordu. Bütün dünya kütüklere
      kayıt yaptırmakta olduğundan, herkes kendi memleketine gidiyor ve kayıt için
      kendi kabileleriyle kendilerini takdim ediyorlardı. Bu nedenle Yusuf Sezar’ın
      buyruğuna göre kayıt yaptırmak için, Beytlehem’e (burası, Davut soyundan gelme
      olduğundan kendi kentiydi) gitmek üzere kadını hamile Meryem’le birlikte
      Galile’nin bir kenti olan Nasıra’dan ayrıldı. Beytlehem’e varan Yusuf burası
      çok küçük ve yabancılarla dolu bir kent olduğundan, kalacak yer bulamayıp, kent
      dışında bir çobanın sığınağı olarak yapılan bir odayı tuttu. Yusuf burada
      kalırken, Meryem’in de doğum günleri gelmişti. Bakire oldukça parlak bir nurla
      kuşatıldı ve hiç sancısız çocuğunu doğurdu, kucağına alıp kundağına sardı ve
      yemliğe yatırdı; çünkü odada hiç yer yoktu. Bir çok melek, Allah’ı takdis edip,
      Allah’tan korkanlara salât ve selam getirerek sevinç içinde odaya geldiler.
      Meryem ve Yusuf Rabb’e İsa’nın doğumundan dolayı hamd ve senada bulundular ve
      sonsuz bir neşe ile çocuğu doyurdular.

       

      4.Meleklerin
      İsa’nın doğuşunu çobanlara bildirmesi ve çobanların da çocuğu gördükten sonra
      bunu ilân etmeleri.


       

      Bu
      sırada, adetleri üzere çobanlar sürülerine bakıyorlardı. Ve dikkat et ki,
      içinden Allah’ı takdis eden bir meleğin göründüğü oldukça parlak bir nur sardı
      onları da. Çobanlar, bu ani nur ve meleğin görülmesi nedeni ile korkuya
      kapıldılar; bunun üzerine Rabb’in meleği şöyle diyerek onları rahatlattı:
      «Bakın, size büyük bir müjde veriyorum, çünkü, Davud’un kentinde Rabb’in
      peygamberi olan bir çocuk doğdu; İsrail’in ailesine büyük kurtuluş getirir.
      Çocuğu Allah’ı ta’zim eden annesi ile birlikte yemlikte bulacaksınız.» Ve, o
      bunları söyleyince, hayırlı istekleri olanlara selâm ederek, Allah’ı ta’zim
      eden pek çok melekler geldiler. Melekler gidince, çobanlar birbirlerine şöyle
      dediler:. «Beytlehem’e kadar gidelim ve Allah’ın meleğin aracılığıyla bize
      bildirdiği kelimeyi görelim.» Beytlehem’e yeni doğan bebeği aramaya pek çok
      çobanlar geldi ve kent dışında, meleğin sözlerine göre, yemlikte yatan yeni
      doğmuş çocuğu buldular. Ona saygı gösterip, annesine gördüklerini ve
      duyduklarını bildirerek ellerinde olanı verdiler. Meryem bütün bunları kalbinde
      tuttu ve Yusuf da (aynı şekilde) Allah’a şükretti. Çobanlar sürülerinin başına
      döndüler ve ne büyük bir şey görmüş olduklarını herkese söylediler. Ve, böylece
      tüm Yahudiye tepeleri haşyetle doldu ve herkes içinden söyle diyordu: «Bu çocuk
      acaba ne olacak?»

       

      5. İsa’nın sünnet olması

       

      Musa’nın
      kitabında yazıldığı gibi, Rabb’ın kanununa göre, sekiz gün dolduğu zaman,
      çocuğu alıp, sünnet etmesi için mabede götürdüler. Çocuğu sünnet ettiler ve
      Rabb’in meleğinin çocuk ana rahmine düşmeden önce söylediği gibi, İsa adını
      verdiler. Meryem ve Yusuf, çocuğun pek çoklarının kurtuluşuna ve pek çoklarının
      da helakine neden olacağını seziyorlardı. Bundan dolayı, Allah’tan korkuyorlar
      ve çocuğu Allah korkusuyla koruyorlardı.

       

      6.    
      Yahudiye’nin doğusundaki bir
      yıldızın yol göstermesiyle gelip, İsa’yı bularak, saygı ve hediyeler sunan üç
      müneccim.

       

      Yahudiye
      kralı Hirodes’in egemenlik günlerinde, İsa’nın doğumu sırası doğu bölgelerinde
      üç müneccim gökteki yıldızlan gözlüyorlardı. Nihayet kendilerine çok parlak bir
      yıldız göründü; bunun üzerine, aralarında karar vererek önlerinden giden
      yıldızın kılavuzluğunda Yahudiye’ye geldiler ve Kudüs’e varıp Yahudilerin
      kralının nerede olduğunu sordular. Hirodes bunu işitince korktu ve bütün kenti
      tedirginlik kapladı. Bunun üzerine, Hirodes kâhinleri ve yazıcılar
      (kahinler-yazıcılar:yahudi din adamları) toplayarak, «Mesih nerede doğması
      gerekir?» diye sordu.

       

      «Beytlehem’de doğması gerekir.
      Çünkü, Peygamber tarafından şöyle yazılmıştır: «Ve, sen Beytlehem, Yehuda
      reisleri arasında küçük değilsin, çünkü senden kavmim İsrail’e önder olacak bir
      lider gelecektir» diye cevap verdiler.

       

      Hirodes bunun üzerine
      müneccimleri toplayarak, gelişlerini sordu. Doğuda kendilerini bu tarafa
      getiren bir yıldız gördüklerini ve hediyelerle gelip, yıldızın bildirdiği bu
      yeni Kral’a tapınmak istediklerini söylediler.

       

      Ardından
      Hirodes şöyle dedi: Beytlehem’e gidin ve bütün dikkatinizle çocuğu araştırın;
      bulduğunuz zaman gelin ve bana söyleyin, çünkü, ben de seve seve gelecek ve ona
      secde edeceğim. Ve o yalandan böyle konuştu.


       

      7.    
      Müneccimlerin İsa’yı ziyareti ve
      İsa’nın rüyalarında yaptığı uyarıyla kendi memleketlerine dönüşleri.

       

      Müneccimler
      Kudüs’ten ayrıldılar ve bir de ne görürsün, kendilerine doğrudan görünen yıldız
      önleri sıra gitmiyor mu? Yıldızı gören müneccimleri sevinç kapladı. Ve böylece
      Beytlehem’e gelip, şehir dışında, yıldızın İsa’nın doğmuş olduğu hanın üstünde
      durduğunu gördüler. Bunun üzerine müneccimler o tarafa yönelip, içeri girerek
      çocuğu annesi ile birlikte buldular ve önünde eğilip saygı gösterdiler. Ve
      müneccimler üzerine altm ve gümüşle baharat saçarak gördükleri her şeyi
      Bakire’ye anlattılar.

       

      Sonra
      uykularında çocuk tarafından Hirodes’e gitmemeleri için ikaz edildiler. Bu
      nedenle, müneccimler bir başka yoldan kendi memleketlerine dönüp, Yahudiye’de
      ne gördülerse hepsini yaydılar.

       

      8.     İsa Mısır’a
      götürülüyor Ve Hirodes suçsuz çocukları katliamdan geçiriyor.

       

      Müneccimlerin
      dönmediğini gören Hirodes kendisi ile alay edildiğini sanarak doğan çocukları
      öldürmeye karar verdi. Ama bak ki, uykusunda Yusuf’a Rabb’in meleği göründü ve
      «Çabuk kalk ve çocuğu annesi ile birlikte alıp Mısır’a git, çünkü Hirodes onu
      öldürmek istiyor» dedi. Yusuf büyük bir korkuyla uyanıp, Meryem ve çocuğu
      alarak Mısır’a vardı ve müneccimlerin kendisi ile alay ettiklerini sanarak,
      Beytlehem’de bütün yeni doğan çocukları öldürmek için askerlerini gönderen
      Hirodes ölünceye kadar orada kaldı. Askerler Beytlehem’e gelip Hirodes’in emri
      üzerine orada bulunan tüm çocukları boğazladılar. Böylece, peygamberin şu
      sözleri yerine gelmiş oldu: «Roma’da figan ve büyük ağlamalar var Rahel oğullan
      için yas tutar, fakat ona teselli verilmez, çünkü onlar yoktur.»

       

      9.  Yahuda’ya
      dönen İsa, oniki yaşına gelmiş olup, muallimlerle harikulade tartışmaya
      giriyor.

       

      Hirodes
      ölünce bak ki, Rabb’in meleği rüyada Yusuf’a göründü ve şöyle dedi:
      «Yahudiye’ye geri dön, çünkü, çocuğun ölmesini isteyenler ölmüş bulunuyor.»
      Yusuf, Meryem’le (yedi yaşma girmiş olan) çocuğu alarak Yahudiye’ye geldi; bu
      kez, Hirodes’in oğlu Arhedous’un Yahudiye’de egemen olduğunu duyup, Yahudiye’de
      kalmaktan korkarak Galile’ye gitti; ve Nasira’da yerleşmek üzere ayrıldılar.

       

      Çocuk insanlar önünde ve Allah’ın
      önünde kerem ve hikmet içinde büyüdü.

       

      Oniki
      yaşına gelen İsa, Musa’nın kitabında yazılı bulunan Rabb’in kanununa göre
      ibadet etmek için Meryem ve Yusuf ile Kudüs’e geldi. İbadetleri bitince İsa’yı
      kaybederek ayrıldılar, çünkü, yakınlarıyla eve döneceğini sanıyorlardı. Bu
      nedenle Meryem, yakınları ve bildikleri arasında İsa’yı aramak için Yusuf ile
      Kudüs’e geri geldi. Üçüncü gün, çocuğu mabedde muallimler arasında, kanunla
      ilgili tartışma yaparken buldular. Herkes sorduğu sorulara ve verdiği cevaplara
      şaşırmıştı ve şöyle diyorlardı: «Bu kadar küçük olduğu ve okuma bilmediği
      halde, bunda böyle bir akide nasıl bulunabilir?» Meryem onu azarlayarak şöyle
      dedi: «Oğul, bize yaptığını görüyor musun? Bak, baban ve ben seni üç gündür
      yana yakıla arıyoruz.» İsa şöyle cevap verdi: «Allah’a hizmetin baba ve anneden
      önde gelmesi gerektiğini bilmiyor musunuz?» Sonra İsa annesi ve Yusuf ile
      birlikte Nasıra’ya gelip, tevazu ve saygı ile onlara tabi oldu.


       

      10.  İsa
      otuz yaşında iken Zeytinlik dağında, mucize olarak melek Cebrail’den İncil’i
      alıyor.

       

      Otuz
      yaşına gelmiş olan İsa, kendisinin bana söylediğine göre, annesi ile zeytin
      toplamak için Zeytinlik Dağı’na çıktı. Sonra öğleyin dua ederken, «Rabb,
      rahmetle…» sözlerine geldiğinde, çevresini oldukça aydınlık bir nur ve sonsuz
      sayıda, «Allah’ı tesbih ve ta’zim ederiz» diyen melekler sardı. Melek Cebrail
      ona, ışıldayan bir aynaymış gibi bir kitap sundu. İnsanın kalbine inen bu
      kitapta, Allah’ın neler yaptığının, neler dediğinin ve neler irade buyurduğunun
      bilgisini aldi; öyle ki, «İnan Barnabas, her peygamberlikte her peygamberi
      öylesine biliyorum ki, söylediğim herşey şu kitaptan geliyor» şeklinde bana
      anlattığı gibi herşey açık ve çıplak önüne kondu.

       

      Bu
      vahyi alan ve İsrail Oğullan’na gönderilen bir peygamber olduğunu anlayan Isa
      herşeyi annesi Meryem’e anlattı ve Allah’ın şanı için büyük eziyetlere
      katlanması gerektiğini ve kendisine hizmet için daha fazla yanında
      kalamayacağını söyledi. Bunun üzerine Meryem şöyle karşılık serdi: «Oğul, sen
      doğmadan önce herşey bana anlatıldı, Allah’ın yüce adını tesbih ve tazim
      ederim.» İsa hemen o gün peygamberlik görevini yapmak üzere annesinden ayrıldı.

       

      11. İsa, mucizevi bir şekilde bir
      cüzzamlıyı iyileştiriyor ve Kudüs’e gidiyor.

       

      Kudüs’e
      gitmek için dağdan inen îsa, ilâhi ilhamla kendisinin peygamber olduğunu bilen
      bir cüzzamlıya rastladı. Gözyaşlarıyla kendisine, «îsa, sen Davud oğlu, bana
      merhamet et» diye yalvaran cüzzamlıya İsa (şöyle) cevap verdi: *Sana ne
      yapıvermemi istersin, kardeş?»

       

      Cüzzamlı cevap verdi:
      «Rabb(Rabb=Efendim anlamında kullanılıyor), bana sıhhat ver.»

       

      İsa
      azarlayarak şöyle dedi: «Aptalsın sen; seni yaratan Allah’a dua et, o sana
      sıhhat verecektir; çünkü ben de senin gibi bir insanım.» Cüzzamlı cevap verdi:
      «Rabb, senin bir insan olduğunu biliyorum, fakat, Rabb’ın kutlu bir insanı.
      Dolayısıyla, Allah’a sen dua et ve O bana sıhhat versin.» Sonra İsa, iç çekerek
      (şöyle) dedi: «Rabbim, Kadir olan Allah, kutsal peygamberlerinin aşkı için, bu
      hasta adama sıhhat ver.» Ardından, bunları söyledikten sonra, hasta adama Allah
      adına elleriyle dokunarak (şöyle) dedi: «Ey kardeş, sıhhat bul.» Ve, bunu
      deyince cüzzam kayboldu, öyle ki, cüzzamlının derisi bir çocuğunki gibi oldu.
      lyileştiğini gören cüzzamlı yüksek sesle bağırdı: «Allah’ın üzerinize gönderdiği
      peygamberi almak için, ey İsrail kavmi, bu yana gelin!» İsa ona rica ederek,
      (şöyle) dedi: «Kardeş, sus bir şey söyleme.» Fakat, İsa rica ettikçe o daha çok
      bağırıyordu

      :  «Peygamberi
      görün! Allah’ın kutsal (kulu)’nu görün. Bu sözler üzerine, Kudüs’ten

       

      çıkanların
      çoğu koşarak geri döndüler ve İsa ile birlikte Kudüs’e girerek, Allah’ın îsa
      aracılığıyla cüzzamlıya yaptığını anlattılar.

       

      12. İsa’nın Allah’ın adı konusunda
      halka ilk verdiği akideyle ilgili harika va’zı.

       

      Tüm
      Kudüs şehiri bu sözlerle çalkalandı ve hep birden, İsa’yı görmek üzere ibadet
      için girdiği mabede koşuştular ve sıkışık bir biçimde oturdular. Bunun üzerine
      kâhinler Isa’ya ricada bulundular: «Bu insanlar seni görmek ve işitmek
      isterler; bu nedenle şu en yukarı çık ve Allah’ın sana verdiği kelimeleri Rabb
      adına konuş!»

       

      Sonra îsa yazıcıların şimdiye kadar
      konuşageldikleri yere çıktı. Ve susulması için bir


      işaret
      yapıp, konuşmaya başladı: «Rahmet ve iyiliğinden, yarattıklarını kendisini

      yüceltsinler diye yaratmak dileyen
      Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Kulu Davud’a

      «velilerin parlaklığı içinde Zühre
      yıldızından önce seni yarattım» diyerek konuştuğu gibi,

      dünyanın kurtuluşu için göndermek
      üzere her şeyden önce tüm velilerin ve

      peygamberlerin ihtişamını yaratan
      Allah’ın Kutsal adını tesbih ederim. Kendisine hizmet

      etsinler diye melekleri yaratan
      Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Ve, Allah’ın saygı

      duyulmasını irade ettiğine saygı
      duymayan şeytanı ve peşinden gidenleri cezalandıran ve

      yoksunluğa iten Allah’ı tesbih
      ederim, insanı yeryüzünün çamurundan yaratan ve işlerinin

      başına gönderen Allah’ın kutsal
      adını tesbih ederim. Koyduğu kutsal kuralı çiğnediği için

      insanı cennetten çıkaran Allah’ın
      kutsal adını tesbih ederim. Merhametiyle, insan

      soyunun ilk anne, babası olan Adem
      ve Havva’nın göz yaşlarına bakan Allah’ın kutsal

      adını tesbih ederim. Adaleti ile
      kardeş katili Kabil’i cezalandıran, yeryüzüne tufan

      gönderen, üç şerli kenti yakıp
      yıkan, Mısır’a azap eden Firavun’u Kızıl Deniz’de boğan,

       

      kendi kullarının düşmanlarını
      dağıtan, kafirleri azapla cezalandıran ve tövbe edip doğru

      yola girmeyenlerin cezasını veren
      Allah’ın kutsal adını tesbih ederim. Yarattıklarına

      rahmetiyle bakan ve bu nedenle
      önünde doğruluk ve takva ile yürüsünler diye kutsal

      peygamberlerini gönderen; kullarını
      her kötülükten koruyup, kurtaran ve babamız

      İbrahim ile oğluna sonsuza değin söz
      verdiği gibi, bu toprağı kullarına veren Allah’ın

      kutsal adını tesbih ederim. Sonra,
      kulu Musa aracılığıyla, şeytanın bizi aldatmaması için

      bize kutsal kanununu verdi ve bizi
      bütün diğer kavimlerin üstüne çıkardı.

       

      «Fakat,
      kardeşler, bugün, günahlarımızdan ötürü ceza görmememiz için ne yapıyoruz?» Ve
      ardından Isa Allah’ın sözünü unuttuklarından ve kendilerini boş şeylere
      verdiklerinden dolayı halkı şiddetli azarladı; Allah’a hizmeti bırakıp,
      dünyalık hırsları için (çalışan) kâhinleri azarladı; Allah’ın kanununu bırakıp,
      boş akideler va’z ettiklerinden dolayi yazıcıları azarladı; kendi gelenekleri
      ve yaptıklarıyla Allah’ın kanununu bir hiç duruma düşürdüklerinden dolayı
      muallimleri azarladı. Ve, insanlara karşı öyle hikmetli sözler söyledi ki, en
      küçüğünden en büyüğüne kadar herkes, merhamet için haykırarak ve Isa’ya
      kendileri adına dua etmesi için yalvararak ağladı; yalnız, o gün, kâhinlere, yazıcılara
      ve muallimlere karşı bu şekilde konuştuğu için Isa’ya karşı nefret duyan
      kâhinler ye reisler (ağlamadı). Ve, onu öldürmeyi düşündüler, fakat, onu
      Allah’ın bir peygamberi olarak kabul etmiş bulunan halktan korkarak hiç bir söz
      söylemediler.

       

      Isa ellerini Rabb Allah’a açarak dua
      etti ve halk ağlayarak «amin, amin» dedi. Dua bitince

      Isa kürsüden indi ve o gün ardından
      gelen pek çok kişi ile birlikte Kudüs’ten ayrıldı.

      Ve, kâhinler İsa hakkında aralarında
      kötü kötü söyleştiler.

       

      13.  İsa’nın
      dikkat çekici korkusu, duası ve melek Cebrail’in harika biçimde onu
      rahatlatması.

       

      Birkaç
      gün sonra, ruhunda kâhinlerin arzularını sezen İsa, dua etmek için Zeytinlik
      Daği’na çıktı. Ve, bütün geceyi ibadetle geçirerek, sabah olunca şöyle dua
      etti: «Ey Rabb’im, biliyorum ki, yazıcılar benden nefret ediyor ve Ferisîler,
      beni, senin kulunu öldürmeyi düşünüyorlar; bu bakımdan Rabb’im, Kadir ve Rahim
      Allah, merhamet et ve bu kulun dualarını duy ve beni onların tuzaklarından
      kurtar, çünkü benim kurtuluşum Sende’dir. Ey Rabb’im, sözünü söyle, çünkü Senin
      sözün sonsuza değin sürecek olan gerçektir.»

       

      Isa bu sözleri söyleyince, bak ki,
      onu melek Cebrail gelip dedi: «Korkma ey îsa, çünkü


       

      senin
      giysilerini koruyan bir milyon (melek) vardı. Gökler üstünde ve sen her şey
      yerini buluncaya ve dünya sonuna yaklaşıncaya kadar ölmeyeceksin.»

       

      îsa
      yere kapanıp, «Ey Rabb’im Allah, Senin bana olan merhametin ne büyüktür; senin
      bana bahşettiğin bütün bu şeyler karşısında ben Sana ne vereceğim Rabb’im?»
      dedi. Melek Cebrail cevap verdi: «Kalk îsa ve Allah’a bir tanecik oğlu İsmail’i
      Allah’ın sözünü yerine getirmek için kurban etmek isteyen İbrahim’i ve oğlunu
      bıçak kesmeyince bir koyun kurban etmesini bildiren benim sözümü hatırla. Sen
      de böyle yapacaksın Ey Allah’ın kulu İsa.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Başım üstüne, fakat kuzuyu nerede bulacağım? Görüyorum ki, param
      yok ve çalmak da meşru değil.»

       

      Bunun
      üzerine, Cebrail kendisine bir koyun gösterdi ve îsa her zaman şanı Yüce
      Allah’ı hamd ve tesbih ederek onu kurban etti.

       

      14. Kırk günlük oruçtan sonra İsa
      Oniki Havari’-yi seçiyor.

       

      İsa
      dağdan inip, yalnız başına geceleyin Erden’in karşı yakasına geçti ve kırk gün,
      kırk gece hiç bir şey yemeden, sürekli Rabb’e Allah’ın kendilerine göndermiş
      olduğu halkının kurtuluşu için niyazda bulunarak oruç tuttu. Ve kırk günün
      sonunda aç bir insandı. Sonra, şeytan göründü ve pek çok sözlerle onu iğfal
      etmeye çalıştı. Fakat îsa, Allah’ın sözlerinin gücü ile onu def etti. şeytan
      çekilip gittikten sonra melekler gelip, İsa’nın ihtiyaç duyduğu şeyleri
      kendisine verdiler.

       

      Kudüs
      bölgesine dönen İsa’yı halk yine coşkun bir sevinçle karşıladı ve ona kendileri
      ile kalması için ricada bulundular; çünkü onun sözleri yazıcılarınki gibi
      değildi; bir güç taşıyor ve kalbe dokunuyordu.

       

      îsa,
      Allah’ın kanunu üzerinde yürümek için kendilerine dönen insanların çokluğunu
      görünce dağa çıktı ve bütün gece orada kalıp dua ve ibadette bulundu; gün
      başlayınca dağdan inip, Havariler diye adlandırdığı, aralarında çarmıha gerilip
      öldürülen Yahuda’-nın da bulunduğu oniki kişi seçti. Adları budur: Balıkçı iki
      kardeş Andreas ve Simun (Petrus), vergi mültezimi Matta ve bu kitabı yazan
      Barnabas, Zebedi’nin oğulları Yuhanna ve Yakup, Tomas (Taddeus) ve Yahuda,
      Bartolomeus ve Filipus, Yakup ve hain Yahuda îskariyot. Bunlara her zaman ilâhî
      sırlan açıklardı; fakat, zekatları (toplayıp) dağıtmakla görevlendirdiği Yahuda
      îskariyot her şeyin onda birini çalardı.

       

      15. İsa’nın bir evlenme töreninde
      suyu şarap yapan mucizesi.

       

      Gül bayramı yaklaştığında, bilinen
      zengin bir adam îsa’yı ve şakirtlerini annesi ile birlikte

      bir evlenme törenine davet etti. îsa
      da davete gitti ve ziyafet sırasındalarken şarap

      yetmedi. Annesi Isa’ya usulcâ
      seslendi: «Şarapları kalmadı.» İsa cevap verdi: «Bana ne

       

      bundan, anneciğim?» Annesi,
      hizmetçilere İsa ne buyurursa itaat etmelerini emretti.

      Orada, İsrail kavmi adetine göre,
      ibadet için temizlikte kullanılmak üzere altı su küpü

      bulunuyordu. îsa, «Bu küpleri suyla
      doldurun» dedi. Hizmetçiler de dediğini yerine

      getirdiler, İsa onlara, «Allah’ın
      adıyla, yemek yiyenlere içmeleri için verin» dedi.

      Hizmetçiler, bunun üzerine tören
      sahibine (küpleri) götürdüler ve azar duydular: «Ey işe

      yaramaz hizmetçiler, neden şarabın
      daha iyisini şimdiye kadar bekletirsiniz?» Çünkü,

      onun, İsa’nın yaptıklarından hiç
      haberi yoktu.

      Hizmetçiler cevap verdiler.- «Ey
      efendimiz, burada Allah’ın kutlu bir kişisi var, o suyu


       

      şarap
      yaptı.» Törenin sahibi, hizmetçilerin sarhoş olduklarını sandı Fakat, İsa’nın
      yanında oturanlar tüm olan biteni gördüklerinden, sofradan kalkarak saygılarını
      sundular: «Kuşkusuz sen Allah’ın bir mukaddesisin, Allah’tan bize gönderilen
      gerçek bir peygambersin.»

       

      Ardından
      şakirtleri ona inandılar ve çokları kendinden geçerek şöyle dediler: «İsrail
      kavmine rahmeti ile davranan ve Yahuda’nın ailesini sevgiyle ziyaret eden
      Allah’a hamd olsun, onun kutsal adını tesbih ederiz.»

       

      16.  İsa’nın
      havarilerine kötü yaşantıdan kurtulmakla ilgili olarak verdiği harika ders.

       

      Bir
      gün îsa şakîrdlerini çağırarak dağa çıktı ve orada oturunca, şakirdleri yanına
      geldiler ve ağzını açıp onlara şunları öğretti: «Allah’ın bize bahşettiği
      nimetleri büyüktür. Bu nedenle, gerçek bir kalple ona hizmet etmemiz gerekir.
      Ve madem ki yeni şarap yeni kaplara konuyor ve öyle de, eğer benim ağzımdan
      çıkan yeni akideyi alacaksanız, sizin de yeni adamlar olmanız gerekmektedir.
      Hemen size söylüyorum ki, nasıl bir kişi gözleri ile göğü ve yeri bir arada
      göremezse, Allah’ı ve dünyayı sevmek de işte böyle imkansızdır.

       

      «Ne
      kadar akıllı olursa olsun, hiç kimse, birbirine düşman iki efendiye hizmet
      edemez; çünkü, biri seni severse, diğeri senden nefret edecektir. İşte, ben
      size gerçekten söylüyorum ki, Allah’a ve dünyaya (bir anda) hizmet edemezsiniz,
      çünkü dünya yalancılık, aç gözlülük ve eza ile cefa doludur. Bu bakımdan,
      dünyada rahat edemez, ancak zulüm ve yenilgi görürsünüz. Dolayısıyla, Allah’a
      hizmet edin ve dünyayı hakir görün. Benden ruhlarınız için sekinet elde
      edeceksiniz; sözlerime kulak verin, çünkü size doğruyu söylüyorum.»

       

      «Gerçekten,
      bu dünya hayatına ağlayanlara ne mutlu, çünkü onlar rahata ereceklerdir.»
      «Dünyanın zevklerinden gerçekten nefret eden yoksullara ne mutlu, çünkü onlar
      Allah’ın hükümdarı olduğu ülkenin zevklerini bol bol tadacaklardır.»

       

      «Gerçekten,
      Allah’ın sofrasından yiyenlere ne mutlu, çünkü onlara melekler hizmet
      edecektir.»

       

      «Siz
      hacılar gibi yolculuk ediyorsunuz. Bir hacı, yolu üzerindeki saraylar, tarlalar
      ve başka dünyalık şeylerle eğler mi kendini? Emin olun ki, hayır! Ama o, yolu
      üzerinde kullanışlı ve işe yarar olan hafif ve para eder şeyleri taşır. Bu,
      şimdi size bir örnek olmalıdır; ve eğer bir başka örnek daha isterseniz,
      anlattıklarımın hepsini yapasınız diye onu da vereyim.»

       

      «Dünyalık arzulan kalbinize ağırlık
      etmeyin. (Şöyle) diyerek:»

       

      «Bizi
      kim giydirecek?» Veya «Bize kim yemek verecek?» Rabbımız Allah’ın, Süleyman’ın
      tüm ihtişamından daha büyük bir ihtişamla giydirip beslediği çiçeklere,
      ağaçlara ve kuşlara bakın ve O sizi yaratıp kendi hizmetine çağıran, kadınlar
      ve çocuklar dışında sayıları altıyüzkırkbine varan kulları îsrailoğulları’na
      çölde kırk yıl gökten kudret helvası indiren ve giysilerini eskiyip yok
      olmaktan koruyan Allah, sizi beslemeye de kadirdir. Size söylüyorum, gök ve yer
      tükenecek; yine de O’nun Kendi’nden korkanlara olan rahmeti tükenmiyecektir.
      Fakat, dünyanın zenginleri, zenginlikleri içinde aç ve sonludurlar. Geliri
      artıp duran bir zengin vardı ve (şöyle) derdi: «Ne yapayım ey ruhum?
      Çiftliklerimi yıkacağım, çünkü onlar küçüktür; yeni ve daha büyüklerini
      yapacağım, böylece sen zafer kazanacaksın ey ruhum!» Vah zavallı adam! O gece


       

      ölüverdi. Yoksulları
      düşünmeliydi. Ve bu dünyanın haksız zenginliklerinin sadakasını alanlarla
      (sadakalarıyla!) arkadaş olmalıydı; çünkü, onlar gök sultanlığında hazineler
      getirirler.

       

      «Söyleyin
      bana lütfen, paranızı bankaya, bir bankere, verseniz, o da size verdiğinizin on
      katını, yirmi katını verse, böyle bir adama her şeyinizi vermez misiniz? Fakat,
      size söylüyorum, Allah sevgisi uğruna ne verir ve ne harcarsanız, geri yüz
      katını ve sonsuz bir hayatı alacaksınız. Allah’a hizmet etmekle ne kadar
      sevinmeniz gerektiğini görün işte.»

       

      17.  Bu bölümde
      mü’minin gerçek inancı açıkça algılanıyor.

       

      İsa
      bunu deyince, Filipus cevap verdi: «Allah’a hizmet etmeye razıyız, ama Allah’ı
      bilmek de istiyoruz.» Çünkü İşaya peygamber «Cidden sen gizli bir Allah’sın»
      demiş ve Allah kulu Musa’ya «Ben neysem oyum» demişti.

       

      îsa
      cevap verdi: «Filipus; Allah, kendisi olmadan hiçbir hakkın olmadığı bir
      Hakk’tır; Allah Kendisi olmadan hiçbir şeyin olmadığı Varlık’tır; Allah Kendisi
      olmadan yaşayan hiçbir şeyin olmadığı bir Hayat’tır. Öylesine büyüktür ki, her
      şeyi doldurur ve her yerdedir. Tektir, O’nun hiç bir dengi yoktur. Ne
      başlangıcı vardır, ne de sonu olacaktır. Fakat her şeye bir başlangıç vermiş ve
      her şeye bir de son verecektir. Ne babası vardır, ne de annesi; ne oğlu vardır,
      ne kardeşi; ne de yoldaşı. Ve, Allah’ın hiç bir bedeni yoktur. Bu bakımdan
      yemez, uyumaz, ölmez, yürümez, kımıldamaz, fakat, insandaki gibi olmayan sonsuz
      bir hayatı vardır. Çünkü, cismanî değildir, bileşik değildir, maddî değildir,
      en sâde özdendir. O kadar iyidir ki, iyiliği sever yalnızca; öylesine âdildir
      ki, cezalandırdığı ve bağışladığı zaman, «Bu neden böyle?» denemez. Kısaca,
      sana diyorum ki Filipus, burada yeryüzünde O’nu göremez ve tam olarak
      bilemezsin de; fakat melekûtunda O’nu ebedî göreceksin, orada tüm mutluluğumuz
      ve ihtişamımız bulunur.».

       

      Filipus
      cevap verdi: «Üstad, siz ne söylüyorsunuz? İyi biliyorum ki, İşaya’da Allah’ın
      babamız olduğu yazılıdır; bu durumda, nasıl olur da, O’nun hiç bir oğlu
      bulunmaz?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Peygamberler için yazılmış pek çok kıssalar vardır, bu nedenle,
      harflere değil, manâya bakmalısın. Allah’ın dünyaya gönderdiği (sayıları)
      yüzyirmidört bine varan tüm peygamberler kapalı konuşmuşlardır. Fakat, benden
      sonra bütün peygamberlerin ve kutsal kişilerin ULUSU gelecek ve peygamberlerin
      söyledikleri tüm şeylerin karanlığı üstüne ışık dökecektir, çünkü O, Allah’ın
      Elçisi’dir.» Ve İsa bunu söyledikten sonra iç çekerek, (şöyle) dedi: «Ey
      Rabb(ım) Allah, İsrail kavmine merhamet et ve sana gerçek bir kalble hizmet
      edebilmeleri için İbrahim’e ve zürriyetine acıyarak bak.» Şakirdleri cevap
      verdiler: «Amin, ya Rabb, (Ey) Allah’ımız!»

       

      İsa
      dedi: “Size ciddî olarak söylüyorum ki, yazıcılar ve muallimler, Allah’ın
      kanununu, Allah’ın gerçek peygamberlerinin aksine sahte kehanetleriyle boş (ve
      anlamsız) yaptılar; bu nedenle, Allah, İsrail kavmine ve bu imansız nesle gazap
      etti. Şakirdleri bu sözler üzerine ağlayarak, şöyle dediler: «Merhamet et ey
      Allah (ımız), mabed üzerine ve kutsal şehir üzerine merhamet et ve Senin kutsal
      ahdini hakir görmeyen milletleri ondan nefret ettirme.» İsa cevap verdi: «Amin,
      (ey) babalarımızın Allah’ı Rabb(ımız).»

       

      18.  Burada,
      Allah’ın kullarına dünyanın zulmettiği ve Allah’ın korumasının onları
      kurtardığı anlatılıyor.


       

      İsa
      bundan sonra (da şöyle) dedi: «Siz beni seçmediniz, fakat, benim havarilerim
      olasınız diye ben sizi seçtim. Eğer, dünya sizden nefret ederse, o zaman benim
      gerçek havarilerim olacaksınız; çünkü, dünya her zaman Allah’ın kullarının
      düşmanı olmuştur. Dünyanın boğazladığı kutsal peygamberleri hatırlayın; İlya
      zamanında bile Cizebel tarafından onbin peygamber katledilmiş, o kadar ki,
      yoksul îlya güç belâ gizlenerek kurtulabilmiştir. Ve, yedi bin peygamber oğlu
      da Ahab tarafından katledildi. Ah, Allah’ı tanımayan şerli dünya! Sen korkma,
      çünkü başındaki saçlar o kadar çok ki, bitmeyecektir. Dikkat et, tek bir
      tüyleri bile Allah’ın iradesi olmadan düşmeyen serçelere ve diğer kuşlara bak.
      Hem sonra Allah, kuşlara, uğruna her şeyi yarattığı insandan daha mı çok dikkat
      edecektir? Hiç mümkün müdür ki, kendi oğlundan daha çok ayakkabılarına bakan
      bir insan bulunsun? Kuşkusuz ki, hayır. Şimdi, kuşlara (bile) bakarken,
      Allah’ın seni terkedeceğini ne kadar da az düşünmen (hiç düşünmemen) gerekiyor.
      Ve, ben neden kuşlardan söz ediyorum? Bir ağacın yaprağı (bile) Allah’ın
      iradesi olmadan düşmez.

       

      «Bana
      inanın, çünkü size gerçeği söylüyorum, ki eğer sözlerime kulak verirseniz,
      dünya sizden çok korkacaktır. Çünkü, eğer o, kötülüklerinin açığa çıkmasından
      korkmuyorsa, (o zaman) sizden nefret etmiyecektir; fakat, açığa çıkmasından
      korkuyor, bu nedenle de, sizden nefret edecek ve size zulüm edecektir. Eğer,
      sözlerinizden dünyanın hiç hoşlanmadığını görürseniz, onu kalbte tutmayın,
      fakat, Allah’ın sizden daha büyük olduğunu göz önünde tutun; kim dünyanın
      sevmediği ve hakir gördüğü böylesi bir akla sahipse, onun akıllılığı delilik
      kabul edilir. Eğer Allah sabırla dünyaya katlanıyorsa, o zaman sen de onu
      kalbine mi yerleştireceksin? Ey yeryüzünün tozu ve çamuru!.. Sen sabrınla
      ruhuna sahip olacaksın. Bu bakımdan, eğer bir kimse, yüzünün bir tarafına bir
      yumruk vuracak olsa, ona vurması için öbür yanını teklif et. Kötülüğe karşılık
      verme, çünkü, en kötü hayvanlar böyle yapar; fakat, kötülüğe iyilikle karşılık
      ver ve senden nefret edenler için Allah’a yalvar. Ateş ateşle söndürülmez, ama
      suyla söndürülür: îşte böyle, size diyorum ki, kötülüğün üstesinden kötülükle
      değil, aksine iyilikle geleceksiniz. Güneşi iyilerin ve kötülerin (birlikte)
      üzerine doğuran ve yağmuru da aynı şekilde (yağdıran) Allah’a bakın. Evet, işte
      herkese iyilik yapmanız gerekiyor; çünkü kanunda (öyle) yazılıdır : «Kutsal ol,
      çünkü senin Allah’ın (olan) Ben kutsalım; temiz (ve pak) ol, çünkü Ben temiz
      (ve pak) im; ve kâmil ol, çünkü Ben kâmilim.» Size cidden söylüyorum ki, bir
      hizmetçi efendisini memnun etmek için çalışır ve efendisini memnun etmeyecek
      herhangi bir giysi de giymez, sizin, giysileriniz iradeniz ve sevginizdir.
      Bakın, Allah’ı, Rabbımızı razı etmeyecek bir şeyi istememeye ve sevmemeye
      dikkat edin. Emin olun ki, Allah dünyanın debdebesinden ve şehvetlerinden
      nefret eder, bu bakımdan siz de dünyadan nefret edin.

       

      19.  İsa,
      ihanete uğrayacağını haber veriyor ve dağdan inerken on cüzzamliyi
      iyileştiriyor.

       

      îsa,
      bunları söyledikten sonra Petrus (Simon) cevap verdi: «Ey muallim bak ki, biz
      senin arkandan gelen her şeyi terkettik, (şimdi) bize ne olacak?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Kuşkusuz Hüküm Günü’nde yanıma oturacak (ve) oniki îsrail
      kabilesine karşı şahitlik edeceksiniz.»

       

      Ve,
      bundan sonra İsa iç çekerek (şöyle) dedi: «Ey Rabb(ım), nasıl şeydir bu? Ben
      oniki tane (havari) seçtim ve içlerinden biri bir şeytandır.»

       

      Bu söz üzerine havariler
      üzüntülerinden sapsarı kesildiler: ve gizlice yazan (not alan) göz


       

      yaşlarıyla
      Isa’ya sordu: «Ey muallim, şeytan beni aldatacak ve sonra ben tart mı
      edileceğim?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Bu kadar üzülme, Barnabas, çünkü, Allah’ın dünyayı yaratmadan
      önce seçtikleri helak olmayacaktır. Sevin, çünkü senin adın hayat kitabında
      yazılıdır.»

       

      İsa
      (şöyle) diyerek havarilerini rahatlattı: «Korkmayın, çünkü, benim kötülüğümü
      isteyecek olan benim sözüme üzülmez, çünkü onun içinde îlâhî duygu yoktur.

       

      Bu
      sözleri üzerine, seçilenler rahatladılar. îsa dualarda bulundu ve şakirdleri
      de, «amin, amin, kadir ve rahim olan Rabb (miz) Allah» dediler.

       

      Duasını
      bitirdikten sonra İsa, havarileriyle birlikte dağdan indi ve, uzaklardan «îsa,
      Davud’un oğlu, bize merhamet et!» diye bağıran on tane cüzzamlıya rastladı. İsa
      onları yanına çağırdı ve şöyle dedi: «Benden ne diliyorsunuz, ey kardeşler?»

       

      Hep birden bağırdılar: «Bize sıhhat
      ver!»

      îsa cevap verdi: «Ah, ne kadar zavallısınız
      siz, aklınızı öylesine yitirmişsiniz ki, «bize

       

      sıhhat ver!» diyorsunuz. Benim de
      sizin gibi bir insan olduğumu görmüyorsunuz. Sizi

      yaratan Allah’ımıza seslenin: ve
      kadir ve rahim olan O sizi iyileştirecektir.»

      Cüzzamlılar gözyaşlarıyla cevap verdiler:
      «Senin de bizim gibi insan olduğunu biliyoruz,

      fakat yine de, Allah’ın kutsal bir
      (insan)ı ve Rabb’ın bir peygamberi; bu nedenle, Allah’a

      sen dua et kî, O bizi iyileştirsin.»

      Bunun üzerine, havariler Isa’ya rica
      ettiler: «Rab, onlara merhamet et.» Sonra, İsa derin

       

      bir
      iç geçirdi ve Allah’a yalvardı: «Kadir ve rahim olan Rabb (im) Allah, kuluna
      merhamet et ve sözlerini duy: ve babamız İbrahim aşkına ve senin kutsal vadin
      için bu adamların isteklerine rahmetinle davran ve onlara sıhhat bahşet.»
      Ardından İsa bunları söyleyince cüzzamlılara döndü ve (şöyle) dedi: Gidin ve
      Allah’ın kanununa göre kâhinlere görünün.

       

      Cüzzamlılar
      ayrıldılar ve yolda giderken temizlendiler. Bunun üzerine, içlerinden biri iyi
      olduğunu görünce İsa’yı bulmak için geri döndü; kendisi bir îsmailî idi. İsa’yı
      bulunca önünde eğilip saygı gösterisinde bulunarak (şöyle) dedi: «Bildim ki,
      sen Allah’ın bir mukaddesisin» ve teşekkür ederek kendini hizmetçi edinmesi
      için yalvardı. İsa cevap verdi: «On kişi temizlenmişti; dokuzu nerede?» Ve
      temizlenene dedi:

       

      «Ben
      kendime hizmet edilsin diye değil, hizmet etmek için geldim. Haydi evine git ve
      (evdekilerin de) İbrahim’e ve oğluna verilmiş sözlerin Allah’ın sultanlığı ile
      birlikte yaklaşmakta olduğunu öğrenmeleri için, Allah’ın sende neler yaptığım
      anlat.» Temizlenen cüzzamlı ayrıldı ve kendi oturduğu bölgeye gelince Allah’ın
      İsa aracılığıyla kendinde neler yaptığını anlattı.

       

      20.  İsa’nın
      denizde gösterdiği mucize ve İsa, bir peygamberin nerede kabul gördüğünü
      bildiriyor.

       

      îsa
      Galile denizine gitti ve bir gemiye binerek Nasıra’ya doğru yola çıktı. Bu
      sırada denizde büyük bir fırtına başladı. O kadar ki, gemi nerede ise
      batacaktı. Ve îsa geminin pruvasında uyuyordu. Havariler yanına yaklaşarak
      uyardılar. «Ey muallim, kurtar kendini, helak oluyoruz!» Ters taraftan esen
      kuvvetli rüzgâr ve denizin kükremesi nedeniyle büyük bir korkuya kapılmışlardı.
      îsa uyandı ve gözlerini gök yüzüne dikerek dedi: «Ey Elohim Sabao (Çoğul kipi,
      orjinal dilde saygı ifadesi olarak kullanılmaktadır, türkçedeki ‘Siz’ gibi),
      kullarına merhamet et.» İsa bunu demişti ki, birden rüzgâr durdu ve deniz
      sakinleşti. Bunun üzerine denizciler korkuya kapılarak dediler: «Kimdir bu,
      deniz


       

      ve
      rüzgâr kendisine itaat ediyor?» Nasıra kentine gelince denizciler, İsa ne
      yaptıysa hepsini yaydılar. Bunun üzerine İsa’nın kaldığı evin çevresine şehirde
      oturanların hemen hemen hepsi yığıldı. Ve yazıcılarla fakihler kendilerini O’na
      takdim ederek dediler: «Denizde ve Yahudiye’de yaptıklarını işittik; bu nedenle
      burada kendi memleketinde de bize bazı işaretler (ayetler) göster.» İsa cevap
      verdi: «Bu imansız nesil bir işaret ister, fakat bu onlara gösterilmeyecek.
      Çünkü hiç bir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. îlya zamanında
      Yahudiye’de pek çok dullar vardı. Fakat emzirilmesi için hiç birine
      gönderilmedi. Saydalı bir dula (gönderildi). Elişa zamanında ise Yahudiye’de
      pek çok cüzzalı vardı. Ama, yalnız Suriyeli Naaman temizlendi.»

       

      Bunun
      üzerine şehir halkı kızarak O’nu yakaladılar ve aşağıya atmak için bir uçurumun
      tepesine götürdüler, fakat îsa aralarından geçip giderek onlardan ayrıldı.

       

      21,
      İsa bir deliyi (cin çarpmış) iyileştiriyor ve domuzlar denize atılıyor.
      Ardından Kenânîler’in kızını iyileştiriyor.

       

      İsa
      Kefernahum’a gitti ve şehire yaklaştığında, bak ki kabirlerden cinlere tutulmuş
      birinin çıkıp geldiğini ve ne yapılırsa yapılsın hiç bir zincirin kendisini
      zaptedemediğini ve adama büyük zarar verdiğini gördü. Cinler ağzıyla
      bağırdılar: «Ey Allah’ın mukaddesi, vaktinden önce bizi incitmek için neden
      gelirsin?» ve kendilerini fırlatıp atmaması için yalvardılar.

       

      îsa, kaç tane olduklarını sordu :
      Cevap verdiler: «Altıbinaltıyüzaltmışaltı.» Havariler

       

      bunu
      duyunca korktular. Ve Isa’ya gitmesi için ricada bulundular. Sonra Isa dedi:
      «Sizin îmanınız nerede? Cinlerin gitmesi gerekir, benim değil. Cinler, bunun
      üzerine bağırıştılar

       

      :  «Çıkacağız
      fakat bize izin ver de şu domuzların içine girelim. Deniz kenarında Kenanîler’e
      ait onbin kadar domuz otluyordu. îsa dedi: «Çıkın ve domuzların içine girin.» –
      Büyük bir gürültüyle cinler domuzların içine girerek, onları baş aşağı denize
      düşürdüler. Bunun üzerine domuzlara bakanlar şehre kaçarak, îsa’nın yaptığı her
      şeyi anlattılar. Bunun üzerine, kent halkı hemen ileri çıkıp, İsa’yı ve
      iyileştirilen adamı buldu. Halk korkuya kapıldı ve Isa’ya sınırlarının dışına
      çıkmasını rica ettiler. îsa, buna uyarak onlardan ayrıldı ve Sur ve Sayda
      bölgelerine gitti.

       

      Ve,
      işe bakın, İsa’yı bulmak için memleketinden ayrılan Kenanî bir kadın iki
      oğluyla birlikte gelmiyor mu! İsa’nın havarileriyle birlikte karşıdan geldiğini
      görünce, bağırdı: «îsa, Davud’un oğlu, kızıma merhamet et, cinler kendisine
      işkence ediyor!»

       

      îsa, bir kelimeyle olsun cevap
      vermedi: çünkü onlar sünnet olmayan insanlardandı.

       

      Havarilerin
      acıma duyguları harekete geçip, dediler: «Ey muallim, onlara acı! Bak, nasıl da
      ağlayıp çığrışıyorlar!»

       

      İsa cevap verdi: «Ben ancak İsrail
      kavmine gönderildim.» Bunun üzerine, kadın iki

       

      oğluyla
      birlikte İsa’nın önüne gelip, ağlayarak dedi: «Ey Davud’un oğlu, bize merhamet
      et.» îsa cevap verdi; «Ekmeği çocukların ellerinden alıp, köpeklere vermek
      doğru değildir.» Ve, îsa bunu, onların temiz olmaması nedeniyle söyledi. Çünkü
      onlar, sünnet olmayan insanlardandı.

       

      Kadın cevap verdi: «Ey Rab, köpekler,
      sahiplerinin sofralarından düşen kırıntıları

      yerler.» İsa, kadının sözüne hayran
      kalarak, dedi: «Ey kadın, senin İmanın çok hoş.» Ve,

       

      ellerini
      gök yüzüne kaldırıp, Allah’a dua etti ve ardından dedi: «Ey kadın, kızın
      kurtulmuştur, var, huzurla yoluna git.» Kadın ayrıldı ve eve döndüğünde, kızını
      Allah’ı tesbih ederken buldu. Bunun üzerine (şöyle) dedi:’«Bildim ki, İsrail
      kavminin


       

      Tanrı’sından
      başka Tanrı yoktur.» Ardından, tüm yakınları, Musa’nın kitabında yazılan kanuna
      göre (Allah)’ın kanununa teslim oldular.

       

      22. Sünnet olmayanların zavallı
      hali.

       

      Havariler,
      o gün Isa’ya şunu sordular: «Ey muallim, neden o kadına, onların köpek olduğu
      şeklinde cevap verdin?»

       

      İsa cevap verdi: «Bakın, size
      diyorum ki, bir köpek, şünnetsiz bir adamdan daha iyidir.»

       

      Buna
      havariler üzülerek, dediler: «Bu sözler ağır, onları kim kabul edebilecek?» İsa
      cevap verdi: «Eğer siz, ey budalalar, aklı olmayan bir köpeğin sahibi için
      neler yaptığını düşünürseniz, benim dediklerimin doğru olduğunu göreceksiniz.
      Söyleyin bana, köpek sahibinin evini koruyup, soyguncuya karşı hayatını ortaya
      koymaz mı? Kesinlikle, böyle. Fakat, ne görür (karşılığında)? Dayak, incinme,
      azıcık ekmek ve (yine de) sahibine daima neşeli bir yüz gösterir. Doğru değil
      mi?» «Evet muallim, doğru» diye cevap verdi havariler.

       

      Ardından
      İsa dedi: -Şimdi düşünün, Allah insana neler veriyor ve Allah’ın, kulu
      İbrahim’e verdiği söze itibar etmemekte, onun ne kadar haksız olduğunu görün.
      Filistinli Calut karşısında İsrail kralı Saul’e Davud’un dediklerini hatırlayın
      «Rabbım! Senin kulun Senin kulunun sürüsüne bakarken, kurt, ayı ve arslanlar
      gelip, kulunun koyunlarını yakaladı; bunun üzerine, kulun gidip onları
      öldürerek, koyunları kurtardı. Ve işte onlara (ayı, arslan, kurt) benzemekten
      başka nedir bu sünnetsiz adam? Bu bakımdan kulun, İsrail’in Tanrısı Rabb adına
      gidecek ve Allah’ın kutsal milletine küfreden bu necisi öldürecek.» Sonra
      havariler dediler: «Söyle bize ey muallim, ne sebeple insanın sünnet olması
      gerekir?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Allah’ın İbrahim’e olan şu emri yetsin: «İbrahim, kendinin ve
      evinde, bulunanların ön derisini al (sünnet et); bu seninle Benim aramda ebedî
      bir ahiddir.»

       

      23.  Sünnetin
      menşei, Allah’ın İbrahim’le ahidleşmesi ve sünnetsizlerin lanetlenmesi.

       

      Ve
      bunu dedikten sonra, Isa seyretmekte oldukları dağın yanına oturdu. Ve,
      havarileri sözlerini dinlemek için yanına geldi. Sonra İsa dedi: «îlk insan
      Adem, şeytanın kandırması ile Allah’ın yasakladığı yemeği Cennet’te yeyince,
      derisi ruhuna isyan etti; bunun üzerine yemin edip dedi: «Vallahi seni
      keseceğim!» Ve bir kaya parçası bulup, taşın keskin kenarıyla kesmek için
      derisini ele aldı; bunun üzerine Cebrail tarafından azarlandı. Ve, cevap verdi:
      «Onu keseceğim diye Allah’a yemin ettim: Asla bir yalancı olmayacağım!»

       

      «Ardından,
      Melek ona derisinin fazla kısmını gösterdi ve o da bunu kesti. İşte, bundan
      böyle nasıl herkes derisini Adem’in derisinden aldı ise, öyle de Adem’in bir
      yeminle söz verdiği şeyi yerine getirmekle yükümlüdür. Adem bunu oğullarına
      uyguladı ve bu sünnet zorunluluğu nesilden nesile süregeldi. Fakat İbrahim’in
      zamanında yeryüzünde yalnızca birkaç kişi vardı sünnetli. Çünkü, şu
      putatapıcılık yeryüzünde pek yaygındı. Bunun üzerine, Allah İbrahim’e sünnetle
      ilgili gerçeği söyledi ve bu ahdi yaptı. «Derisini sünnet ettirmeyecek kişiyi,
      ebediyyen kullarım arasından atacağım.»

       

      Havariler
      İsa’nın bu sözleri üzerine konuşmasının ciddiyet ve ateşinden dolayı korkuyla
      titrediler. Sonra İsa dedi: «Korkuyu, ön derisini sünnet ettirmeyene bırakın,
      çünkü o, Cennet’ten mahrumdur.» Ve îsa bunu deyip ardından da şöyle konuştu:
      «Pek çoklarının


       

      ruhu
      Allah’ın hizmetine hazırdır, fakat beden zayıftır. Bu bakımdan Allah’tan korkan
      insan bedenin ne olduğuna, nereden geldiğine ve neyde yok olacağına bakmalıdır.
      Yeryüzünün çamurundan Allah bedeni yarattı. Ve ona bir iç üflemeyle hayat
      nefesini üfledi. Ve bu nedenle, beden Allah’ın hizmetinden geri kaldığı zaman,
      bu dünyada ruhundan nefret ettiği kadar, sonsuz hayatta onunla birlikte olacağı
      düşünülerek çamur gibi atmalı ve çiğnenmelidir.

       

      «Şimdiki
      halde bedeni, arzuları ortaya koyuyor —bütün iyiliklerin amansız düşmanıdır o—,
      çünkü tek başına günahı arzulayan odur.

       

      «İnsan,
      bir düşmanını tatmin etmek uğruna, Allah’ın, Yaratıcı’sının rızasını bir kenara
      mı atmalıdır? Buna dikkat edin, bütün veliler ve peygamberler, Allah’a hizmet
      için bedenlerinin düşmanı olmuşlardır. Bu nedenle de, Allah’ın kulu Musa’ya
      verilen kanuna karşı gelmemek ve gidip sahte ve yalancı tanrılara hizmet
      etmemek için, tereddüt etmeden ve severek ölüme gitmelidir.

       

      «Dağların
      çöllük yerlerine kaçıp, yalnızca ot yiyen ve keçi derisi giyen îlya’yı
      hatırlayın. Ah, kaç gün ağzına yiyecek, içecek bir şey almadı! Ah, ne kadar da
      dayandı, sabretti! Ah, ne yağmurlar ıslattı onu ve yedi yıl necis îzabel’in
      acımasız zulümlerine tahammül etti! «Arpa ekmeği yiyen ve kaba giysileri giyen
      Elisa’-yı hatırlayın. İşte size söylüyorum ki, bedeni terketmekten korkmayan bu
      zatlardan krallar ve prensler şiddetle korkuyorlardı. Bedenin terkedilmesi için
      bu kadarı yetmelidir size ey insanlar. Taş türbelere bakarsanız, bedenin ne
      olduğunu bilirsiniz.»

       

      24.     Bir İnsanın
      ziyafet ve çok yemekten nasıl kaçması gerektiğine dair ilgi çekici

      örnek.

       

      Bunu
      söyledikten sonra İsa ağladı ve dedi: «Bedenlerinin hizmetçisi olanlara
      yazıklar olsun, çünkü onlar, öbür hayatta günahlarının azabından başka
      kesinlikle hiç bir iyilik görmezler. Size anlatıyorum ki, yiyip içmekten başka
      hiç bir şey düşünmeyen zengin bir obur vardı ve her gün görkemli, ziyafetler
      verirdi. Lazarus adında yoksul bir adam dururdu kapısında; yaralarla kaplıydı
      (bedeni) ve oburun sofrasından düşen ekmek kırıntılarını seve seve almaya
      (razıydı). Fakat, bunları (bile) vermiyordu kimse ona; tersine herkes alay
      ediyordu kendisiyle. Ona yalnızca köpekler acıyordu da, yaralarını
      yalıyorlardı. Gün geldi, yoksul adam öldü ve melekler onu babamız İbrahim’in
      kucağına taşıdılar. Zengin adam da öldü, onu da cinler şeytanın kucağına
      taşıdılar. Evet şimdi azabın en büyüğüne maruz kalan (bu adam) gözlerini
      kaldırınca uzaktan Lazarus’u İbrahim’in kucağında gördü. Gördü de bağırdı: «Ey
      baba İbrahim, bana merhamet et de Lazarus’u gönder. O bana bu alev içinde azap
      gören dilimi serinletmek için bir damla su getirebilir belki.»

       

      »İbrahim
      cevap verdi: «Oğul, hatırla ki sen öbür hayatın tadını aldın, Lazarus ise
      kötülüklerini tattı; bu bakımdan şimdi sen azapta olacaksın, Lazarus nimetler
      içinde. «Zengin, adam yeniden bağırdı: «Ey baba İbrahim, evimde üç kardeşim
      var. Lazarus’u gönder de onlara benim ne kadar işkence çektiğimi anlatsın,
      belki tevbe ederler de buraya gelmezler.»

       

      İbrahim cevap verdi: «Onların
      Musa’sı ve peygamberleri var, onlan dinlesinler.»

       

      Zengin
      adam cevap verdi: «Hayır baba İbrahim; ama bir ölü kalkar varırsa inanırlar.»
      İbrahim cevap verdi: «Musa’ya ve peygamberlere inanmayan, kalkıp gitseler bile,
      ölülere de inanmazlar.»


       

      «Görün
      işte,» dedi İsa, «sabreden ve gerekli tek arzusu bedenden nefret etmek olan
      yoksulların kutsanıp kutsanmadığını! Başkalarını, bedenleri solucanlara yem
      olsun diye mezara götürenler ve gerçeği öğrenmiyenler ne kötüdür! Gerçekten
      öylesine uzaktalar ki, büyük büyük evler yapıp, büyük akarlar satın alırlar ve
      böbürlene böbürlene ömür sürerek, ölmiyecekler gibi yaşarlar burada.»

       

      25. Kişi bedeni nasıl hakir görmeli
      ve dünyada nasıl yaşamalı.

       

      Sonra,
      (bunları) yazan dedi: «Ey muallim, sözlerin doğru; bunun için biz peşinden
      gelmek uğruna her şeyden geçtik. Ama, bedenimizden nasıl nefret etmemiz
      gerektiğini bize söyle; çünkü, kişinin kendini öldürmesi meşru değil, yaşamak
      için de, bedene yiyeceğini vermemiz gerekiyor.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bedenini bir at gibi tut; o zaman güven içinde yaşarsın. Şöyle
      ki, bir ata yemek ölçüyle verilir ve ölçüsüz çalıştırılır, istediğiniz gibi
      yürümesi için gemlenir, herhangi birini incitmesin diye bağlanır, kötü bir
      yerde tutulur ve itaat etmediği zaman dövülür;, ve sen de Barnabas, işte böyle
      ol ve o zaman daima Allah’la yaşarsın.

       

      «Ve,
      benim sözlerime alınmayın, Davud peygamber de, itirafta bulunurken aynı şeyi
      yapmış ve (şöyle) demişti: «Ben sizin önünüzde bir atım ve daima sizinle
      beraberim.» «Şimdi söyleyin bana, az ile yetinen mi daha yoksuldur, yoksa, çok
      şeyi arzulayan mı? Bakın, size diyorum ki, dünyanın sağlam bir aklından başka hiç
      bir şeyi olmasa, kimse kendisi için bir şey biriktirmez, her şey ortak olurdu.
      Fakat, bu durumda onun deliliği biliniyor, ne kadar çok biriktirirse, o kadar
      çok arzu duyuyor. Ve, biriktirdikçe biriktiriyor, çünkü, başkalarının bedeni
      rahatı aynı şekilde biriktirmeyi gerekli kılıyor. Bu bakımdan, bırakın, tek bir
      ip size yetsin, kesenizi fırlatıp atın, hiç bir cüzdan taşımayın, ayağınızda
      sandal olmasın; ve, «bize ne olacak» diye düşünmeyin, aksine, Allah’ın
      iradesini yerine getirme düşüncesi içinde olun; O, hiç bir eksiğiniz olmayacak
      şekilde ihtiyaçlarınızı karşılayacaktır.

       

      «Bakın,
      size söylüyorum, bu hayatta biriktirdikçe biriktirmek, öbüründe hiç bir şey
      bulamamanın kesin kanıtıdır. Kudüs’ü vatan edinen, Samiriye’de evler yapmaz,
      çünkü, bu şehirler arasında düşmanlık vardır. Anlıyorsunuz değil mi?»

       

      «Evet» diye cevap verdi havariler.

       

      26.  Kişi
      Allah’ı nasıl sevmeli. Ve bu bölümde, İbrahim’in babasıyla harika mücadelesi
      yer alıyor.

       

      Sonra
      İsa dedi: «Seyahat etmekte olan bir adam vardı ve giderken, beş paraya
      satılacak olan bir tarlada bir hazine buldu. Bunun üzerine hemen bu tarlayı
      satın almak için pelerinini sattı. İnanır mısınız buna?

       

      «Havariler cevap verdiler: «Buna
      inanmayacak olan delidir.»

       

      Bunun
      üzerine İsa dedi: «İçinde sevgi hazinesinin yattığı ruhunuzu satın almak için,
      duyularınızı Allah’a vermezseniz deli olursunuz; çünkü sevgi, hiç bir şeyle
      mukayese edilemez bir hazinedir. Allah’ı seven içindir Allah; ve kimin Allah’ı
      varsa her şeyi vardır.»

       

      Petrus
      cevap verdi: *Ey Rab(Ey Saygıdeğer Efendim anlamında), kişi, gerçek bir
      sevgiyle Allah’ı nasıl sevmelidir? Siz bize söyleyin,»

       

      Isa cevap verdi: «Bakın, size
      söylüyorum ki, kim, Allah sevgisi uğruna babasından ve


       

      annesinden
      ve kendi hayatından ve çocuklarından ve karısından nefret etmezse, böyle bir
      kişi, Allah tarafından sevilmeye değer bulunmaz.»

       

      Petrus
      cevap verdi: «Ey Rab, Musa’nın kitabındaki Allah’ın kanununda (şöyle)
      yazılıdır: «Babana çok saygı göster ki, yeryüzünde fazla yaşayabilesin.» Ve
      şöyle devam eder: «Babasına ve annesine itaat etmeyen oğula lanet olsun.» Bu
      bakımdan Allah, böyle itaatsiz bir oğulun, halkın gazabıyla şehir kapısı önünde
      taşlanmasını emretmiştir. Böyleyken, şimdi siz bize nasıl baba ve anneden
      nefret etmeği emrediyorsunuz?» Isa cevap verdi:. «Benim her sözüm doğrudur,
      çünkü benim değil, beni îsrail kavmine gönderen Allah’ın sözüdür. Bu bakımdan
      size diyorum ki, sahip olduğunuz ne varsa, hepsini size bahşeden Allah’tır; o
      halde, -hediye mi daha kıymetlidir, yoksa hediyeyi veren mi? Başka şeylerle
      birlikte, baban ve annen Allah’a hizmette önünde engel oluyorlarsa, bırak o
      düşmanları. Allah, ibrahim’e «Babanın ve yakınlarının evinden uzaklaş, sana ve
      soyuna verdiğim ülkeye gel ve yerleş» demedi mi? Allah bunu neden dedi; yalnızca,
      İbrahim’in babası sahte tanrılar yapıp tapınan bir put yapıcı olduğu için değil
      mi? Bu nedenle, aralarında, babanın oğlunu yakmayı isteyecek kadar düşmanlık
      vardı.»

       

      Petrus
      cevap verdi: «Dediklerin doğrudur; şimdi sizden, ibrahim’in babasıyla nasıl
      alay ettiğini bize anlatmanıza rica ediyorum.»

       

      Isa
      cevap verdi: «ibrahim, Allah’ı aramaya başladığında yedi yaşındaydı. Bir gün
      babasına, «baba, insanı kim meydana getirdi?» diye sordu.

       

      Aptal
      baba cevap verdi: «insan; ben seni meydana getirdim, beni de babam meydana
      getirdi.» .

       

      İbrahim
      cevap verdi: «Öyle değil, baba; çünkü, ben yaşlı bir adamın ağlanarak, «Ey
      Allah’ım, neden bana çocuk vermedin?» dediğini duydum.»

       

      Babası
      cevapladı: «Doğrudur oğlum, Allah, insana insan meydana getirmesi için yardım
      eder, fakat, başka türlü müdahalesi olmaz; insanın sadece Allah’a dua etmesi ve
      O’na kuzu ve koyun vermesi gerekir, o zaman Allah da kendisine yardım eder.»
      İbrahim cevap verdi: «Kaç tane Allah vardır, baba?»

       

      Yaşlı adam cevapladı: «Sonsuz
      sayıda, oğlum.»

       

      Sonra
      İbrahim dedi: «Ey baba, eğer ben bir tanrının dediklerini yapar ve diğeri de,
      kendisinin dediklerini yapmadığım için benim kötülüğümü isterse, o zaman ben ne
      yapacağım? Her ne durumda olursa olsun, aralarında anlaşmazhk çıkacak ve
      tanrılar birbirleriyle savaşacaklardır. Ya, benim kötülüğümü isteyen tanrı,
      benim kendi tanrımı öldürüverirse, ben o zaman ne yapacağım? Belli ki, beni de
      öldürecektir o.»

       

      Yaşlı
      adam gülerek cevap verdi: «Ey oğul, korkma, çünkü hiç bir tanrı, bir diğer
      tanrı üzerine savaş açmaz; mabette büyük tanrı Baal’ın yanısıra bin tanrı daha
      var; ve yetmiş şu yaşıma geldim, bir tanrının diğerine vurduğunu görmüş
      değilim. Hem, herkes aynı tannya ibadet etmez ki, biri birine, diğeri diğerine
      ibadet eder.» İbrahim cevap verdi: «O zaman, aralarında barış var herhalde?»

       

      Babası dedi: «Evet var.»

      Ardından ibrahim dedi: «Ey baba,
      tanrılar neye benzerler?»

       

      Yaşlı
      adam cevap verdi: «Budala, her gün bir tanrı yapıyor ve ekmek almak için
      başkalarına satıyorum; sen ise, halâ tanrıların neye benzediğini bilmiyorsun!»
      O sırada bir put yapmaktaydı. “Bu” dedi, «palmiye odunundan, şu
      zeytin ağacından, şu küçük olan ise fildişinden; bak, ne kadar da güzel!
      Canlıymış gibi görünmüyor mu? Mutlaka (görünüyor), sadece nefesi eksik!»


       

      ibrahim
      cevap verdi: «Yani, tanrıların nefesi yok mu, baba? Öyle de, nasıl nefes
      veriyorlar? Ve kendileri cansızken, nasıl can veriyorlar? Belli baba, bunlar
      tanrı değil.» Yaşlı adam bu sözlere kızarak, (şöyle) dedi: «Eğer anlayacak
      yaşta olsaydın, kafanı bu baltayla kırardım. Ama, rahat ol, çünkü anlayacağın
      yok!»

       

      İbrahim
      cevap verdi: «Baba, eğer tanrılar insanlara yardım ediyorsa, o zaman, nasıl
      olur da insan tanrı yapabilir? Ve, eğer tanrılar odundansa, o zaman, odun
      yakmak büyük bir günahtır. Fakat, söyle bana baba, sen nasıl bu kadar çok tanrı
      yapmış bulunuyorsun da, dünyanın en güçlü insanı olasın diye, pek çok çocuk
      meydana getirmen için neden tanrılar sana yardım etmedi?»

       

      Oğlunun
      konuştuklarını dinlerken, babanın sabrı taşma noktasına gelmişti. Oğul (yine) devam
      etti: «Baba, dünyada hiç insanın bulunmadığı zaman oldu mu?» «Evet» diye cevap
      verdi yaşlı adam, «Neden soruyorsun?»

       

      «Çünkü» dedi ibrahim, «îlk tanrıyı
      kimin yaptığını öğrenmek istiyorum da.»

       

      «Şimdi
      evimden defol!» dedi yaşlı adam, «Beni bırak da, şu tanrıyı çabucak yapayım; ve
      bana bir şey söyleme; çünkü, acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil.»

       

      îbrahim
      dedi: «Güzel bir tanrı gerçekten, onu istediğin gibi kesiyorsun da, kendisini
      korumuyor!»

       

      Sonunda
      yaşlı adam kızarak dedi: «Bütün dünya onun bir tanrı olduğunu söylüyor, sen,
      deli herif ise, değil diyorsun. Tanrılarıma yemin ederim ki, bir adam olmuş
      olsaydın, seni öldürebilirdim!» Böyle deyip, yumruk ve tekmelerle ibrahim’e
      girişti ve onu evden kovaladı.»

       

      27.  Bu
      bölümde, insandaki gülmenin ne kadar uygunsuz olduğu açıkça görülür: Ve,
      İbrahim’in fetaneti:

       

      Havariler
      yaşlı adamın deliliğine güldüler ve ibrahim’in fetanetine şaşıp kaldılar.
      Fakat, İsa onları susturarak, dedi: «Şu andaki gülme, gelecekteki ağlamanın bir
      habercisidir» diyen ve «Gülmenin olduğu yere gitmeyecek, fakat ağlanılan yerde
      oturacaksınız, çünkü, bu hayat acı ve ızdırap içinde geçer» şeklinde devam eden
      peygamberi unuttunuz.» Sonra, (şöyle) dedi İsa: «Musa’nın zamanında, Allah’ın
      Mısır’da pek çok kişiyi, başkalarına gülüp eğlendiklerinden dolayı, çirkin
      hayvanlar haline getirdiğini bilmiyor musunuz? Ne olursa olsun, sakın kimseye
      gülmeyin, çünkü, hiç kuşkusuz karşılığında ağlarsınız.»

       

      Havariler cevap verdi:

       

      «Yaşlı
      adamın deliliğine gülmüştük.» Bunun üzerine Isa dedi: «Bakın, size diyorum ki,
      herkes kendi gibi olanı sever ve ondan zevk alır. Bu nedenle, eğer deli
      değilseniz, deliliğe gülmezsiniz.»

       

      Cevap verdiler: «Allah bize merhamet
      etsin.»

      İsa dedi: «Amin.»

       

      Ardından
      Filipus dedi: «Ey Rab, nasıl oldu da, İbrahim’in babası oğlunu yakmak istedi?»
      Isa cevap verdi: «Bir gün, İbrahim oniki yaşındayken, babası kendisine dedi;
      «Yarın bütün tanrıların bayramıdır; bu nedenle, büyük mabede gidecek ve tanrım
      büyük Baal’e bir hediye götüreceğiz. Ve, sen de kendin için bir tanrı seçeceksin,
      çünkü, bir tanrı edinecek yaştasın artık.»

       

      İbrahim kurnazca cevap verdi: «Hay
      hay, ey benim babam.» Ve, sabahleyin erkenden,


       

      herkesten
      önce mabede gittiler. Fakat, ibrahim eteğinin altında gizlice bir balta
      taşıyordu. Gelip, mabede girdiler; kalabalık arttığından, İbrahim mabedin
      karanlık bir bölümünde bir putun arkasına gizlendi. Babası, mabedden
      çıktığında, İbrahim’in kendinden önce eve gittiğine inanıyordu. Bu nedenle onu
      aramak için geride kalmadı.

       

      28.

       

      «Herkes
      mabedden ayrılınca, din adamları mabedi kapatıp gittiler. Sonra, İbrahim
      baltayı alarak, büyük put Baal’ın dışında bütün putların ayaklarını kesti. Eski
      ve parçalı olduklarından, düşüp parçalanan heykellerin meydana getirdiği
      harabeliğin ortasında kalan Baal’ın ayaklarına baltayı koydu. Bundan sonra
      mabedden çıkan ibrahim’i bir takım kimseler gördüler ve mabedden bir şeyler
      çalmaya gitmiş olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Önüne engel koyup, mabede
      vardılar ve tanrılarının parça parça edilmiş olduğunu görünce, yas ederek bağırdılar!
      «Çabuk gelin ey ahali, tanrılarımızı öldüreni öldürelim!» Birden, din
      adamlarıyla birlikte oraya onbin kişi üşüştü ve İbrahim’e, tanrılarını niye
      kırıp parçaladığım sordular.

       

      İbrahim
      cevap verdi: «Aptalsınız siz! Bir insan tanrı mı öldürürmüş? Onları öldüren
      büyük tanrıdır. Ayaklarının yanındaki baltayı görmüyor musunuz? Belli ki, hiç
      arkadaş istemiyor.»

       

      «Sonra,
      İbrahim’in babası geldi, oğlunun tanrılarına karşı söylediği sözleri
      düşünüyordu ve İbrahim’in putları parçaladığı baltayı tanıyarak, bağırdı:
      «Tanrılarımızı öldürmüş olan bu hain benim oğlumdur, çünkü, bu balta benimdir!»
      Ve, oğluyla aralarında olup geçen her şeyi oradakilere anlattı.

       

      Hemen,
      bir odun toplayıp yığdılar; ibrahim’in ellerini ve ayaklarını bağlayıp,
      odunların üzerine koydular ve altmdaki odunları ateşlediler.

       

      «Ama,
      hayır; Allah, melekleri aracılığıyla ateşe, kulu ibrahim’i yakmamasını emretti.
      Ateş şiddetle parladı ve ibrahim’i ölüme mahkûm edenlerden ikibin kişiyi yaktı,
      ibrahim Allah’ın meleği tarafından, kendini taşıyanı görmeyen babasının evinin
      yakınına götürülüp, serbest olduğunu gördü; ve böylece ölümden kurtuldu.»

       

      29.

       

      Sonra,
      Filupus dedi: -Allah’ın kendisini sevenler üzerine rahmeti büyüktür. Anlat bize
      Rab, ibrahim Allah’ın bilgisine nasıl vardı?»

       

      İsa cevap verdi: «İbrahim, babasının
      evine yaklaşınca, eve girmekten korktu; evden biraz

      uzağa gidip, bir palmiye ağacının
      altına oturdu ve burada kendi kendine dedi: «Hayat

      sahibi ve insandan daha güçlü bir
      tanrı var olmalı, çünkü, insanı o meydana getiriyor ve

      insan, tanrı olmadan insan meydana
      getiremez.» Sonra, çevresine yıldızlara, aya ve

       

      güneşe baktı ve onların tanrı
      olduklarını düşündü. Fakat, onların hareketlerinde değişken

      olduklarını görünce, (şöyle) dedi:
      «Bu tanrı hareket etmemeli ve bulutlar onu

      gizlememeli; yoksa, insanlar hiç
      olacak.» Bu şekilde kararsız dururken, «İbrahim!» diye

      çağırıldığını işitti, çevresine
      bakındı ve dört bir yanda kimseyi göremeyip, (şöyle) dedi:

      *Adım İbrahim’le çağırıldığıma
      eminim, (ama)!.» Ardından, aynı şekilde iki defa daha

      «İbrahim» ismiyle çağırıldığını
      duydu.

      Cevap verdi: «Beni kim çağırıyor?»

      Sonra, şöyle dendiğini duydu: «Ben,
      Allah’ın meleği Cebrail’im.»


       

      Bunun
      üzerine, İbrahim korkuya kapıldı; fakat melek onu rahatlatarak, dedi: «Korkma, İbrahim,
      çünkü, sen Allah’ın dostusun; bu nedenle, insanların tanrılarını parçaladığın
      zaman, meleklerin ve peygamberlerin Tanrı’sını seçmiştin; öyle ki, adın hayat
      kitabında yazılıdır.»

       

      Ardından,
      îbrahim dedi: *Ben meleklerin ve kutsal peygamberlerin Tanrı’sına hizmet etmek
      için ne yapmalıyım?»

       

      Melek
      cevap verdi: «Şu çeşmeye git ve yıkan, çünkü Allah seninle konuşmayı irade
      ediyor.»

       

      İbrahim cevap verdi: «Şimdi, nasıl
      yıkanmam gerekiyor?»

       

      Bunun üzerine melek, güzel bir
      genç suretinde geldi, ona ve çeşmede yıkanıp, dedi: «Sen de, sırayla böyle yap,
      ey İbrahim.» İbrahim yıkanınca, melek dedi : «Şu dağa çık, çünkü, Allah seninle
      orada konuşmayı irade eder.»

       

      «Melek böyle deyince, İbrahim dağa
      çıktı ve dizleri üstüne oturup, kendi kendine dedi:

       

      «Meleklerin Tanrısı benimle ne zaman
      konuşacak?»

      Yumuşak bir sesle çağınîdığını
      duydu: «îbrahim!» îbrahim cevap verdi: «Beni kim

       

      çağırıyor?» Ses cevap verdi:
      «Ben senin Tanrınım ey İbrahim.» îbrahim korkuya kapılarak, yüzünü toprağa
      sürdü ve dedi: «Toz ve kül olan senin kulun, seni nasıl duyabilir?»

       

      Sonra,
      Allah dedi: «Korkma, kalk, ben seni kullarım için seçtim ve seni kutsamak, seni
      büyük bir ümmet haline getirmek istiyorum. Bu nedenle, babanın ve yakınlarının
      evinden ayrıl ve sana ve soyuna vereceğim ülkeye gelip, yerleş.»

       

      ibrahim
      cevap verdi: .«Her istediğini yaparım, Rabb(ım); fakat, başka bir tanrının beni
      incitmemesi için beni koru.»

       

      Sonra,
      Allah şöyle konuştu: «Ben tek olan Tann’yım ve benden başka tann yoktur. Yıkan
      da benim,

       

      yapan da; ben öldürürüm ve ben
      hayat veririm; Cehennem’e atarım, oradan çıkarırım da ve kimse benim elimden
      kurtulamaz.» Ardından, Allah ona sünnet ahdini verdi; ve, işte böyle babamız
      İbrahim Allah’ı tanıdı.»

       

      Isa
      bunlan söyleyip, ellerini kaldırdı ve dedi: «Yücelik, şan ve şeref sanadır, ey
      Allah. Sana olsun!»

       

      30.

       

      îsa,
      kavmimizin bir bayramı olan Gül Bayramı’na yakın Kudüs’e gitti. Yazıcılar
      Ferisî’ler bunu duyunca, onu konuşmasında yakalamak için müşavere ettiler.
      Bunun üzerine, ona bir fakih gelerek, dedi: «Muallim, sonsuz hayatı elde etmek
      için ne yapmalıyım?» İsa cevap verdi: «Kanunda ne şekilde yazılıdır?»
      Kışkırtıcı şöyle cevap verdi: «Allah’ın Rabb’ı ve komşunu sev. Allah’ı her
      şeyin üstünde, bütün kalbinle ve düşüncenle, komşunu da kendin gibi
      seveceksin.» îsa cevap verdi: «Güzel cevapladın. Bu nedenle git ve böyle yap,
      derim, ve (o zaman) sonsuz hayatı elde edersin.»

       

      Adam
      dedi: «Benim komşum kimdir?» îsa, gözlerini kaldırarak, cevap verdi: «Bir adam
      Kudüs’ten çıkmış, lanetle yeniden yapılan bir şehre, Eriha’ya gidiyordu. Bu
      adam yolda eşkıya tarafından yakalandı, yaralandı ve soyuldu, bundan sonra,
      şakiler onu yarı ölü bir durumda bırakarak çekip gittiler. Yolu bu yere düşen
      bir kâhin yaralı adamı görüp, selâm vermeden geçip gitti. Aynı şekilde, hiç bir
      şey demeden bir Levili de geçip gitti. Aynı yere bir Samiriyelinin yolu düştü;
      yaralı adamı görünce merhamete geldi ve atından inip,


       

      yaralı
      adamı yanına aldı ve yaralarını şarapla yıkadı, üzerlerine merhem sürdü,
      yaralarını sarıp, rahatlattı ve kendi atına bindirdi. Sonra, akşamleyin hana
      vardıklarında, onu han sahibine emanet etti. Ertesi gün, uyandığında (han
      sahibine) şöyle dedi: «Bu adama bak, ne tutarsa sana ödeyeceğim.» Ve hasta
      adama han sahibi için dört altın vererek, (şöyle) dedi: «Geçmiş olsun, üzülme;
      ben hemen dönüp, seni kendi evime götüreceğim.» «(Şimdi) söyle bana» dedi îsa,
      «bunlardan hangisi komşuydu?»

       

      Fakih cevap verdi: «Merhamet
      gösteren.»

      Ardından,
      Isa dedi: «Doğru cevap verdin; işte, sen de git ve böyle yap.»
                                                                                                                                                                           .

      Fakih şaşırmış bir halde çekip
      gitti.

       

      31.
      “Kayser’in Olanı Kayser’e, Allah’ın Olanı Allah’a Verin!”

       

      Sonra, Isa’ya Ferisîler yaklaşarak
      dediler: «Muallim, Kayser’e vergi vermek caiz midir?»

       

      îsa,
      Yahuda’ya dönerek, dedi: «Para yar mı yanında?» Ve, eline bir kuruş alarak,
      Ferisîler’e döndü ve dedi; «Bu parada bir resim var; söyleyin bana, kimin
      resmidir o?» Cevap verdiler: «Kayser’in.»

       

      «Öyleyse
      verin» dedi İsa, Kayser’in olanı Kayser’e, Allah’ın olanı Allah’a verin.»
      Şaşkınlık içinde çekip gittiler.

       

      Ve bak ki, bir yüzbaşı yaklaşıp,
      dedi: «Rab, oğlum hastadır; yaşlılığıma acı!»

      îsa cevap verdi: «İsrail’in Allah’ı
      Rabb sana acır!»

       

      Adam
      gidiyordu; Isa (ardından) seslendi: «Beni bekle, evine gelip, oğlun için dua
      edeceğim.»

       

      Yüzbaşı
      cevap verdi: «Rab, sen, Allah’ın bir peygamberi evime gelecek kadar değerli
      biri değilim ben, oğlumun iyileşmesi için söylediğin söz yeter bana; çünkü,
      senin Tanrın, meleğinin uykumda bana söylediği gibi, seni her hastalığın hekimi
      yapmıştır.»

       

      Isa
      hayrete düştü ve kalabalığa dönerek, dedi: *Şu yabancıya bakın, onun imanı,
      İsrail kavminde gördüğüm imanların hepsinden daha fazla.» Ve, yüzbaşıya
      dönerek, dedi: «Selâmetle git, çünkü Allah, sana verdiği büyük imandan dolayı
      oğluna sıhhat bahsetmiştir.»

       

      Yüzbaşı yoluna gitti ve yolda,
      oğlunun nasıl iyileştiğini bildiren hizmetçileriyle karşılaştı.

      Adam karşılık verdi: «Hangi saatte
      ateş kendisini terketti?»

      Dediler: «Dün, altıncı saatte ateş
      kendisinden ayrıldı.»

       

      Adam,
      İsa’nın, «israil’in Alah’ı Rabb sana acır» dediği zaman oğlunun sıhhatine
      kavuştuğunu anladı. Bunun üzerine, adam bizim Allah’ımıza inandı ve evine
      girip, «Yalnızca İsrail’in Allah’ı, gerçek ve yaşayan Allah vardır» diyerek,
      bütün kendi tanrılarını parça parça etti. Bundan sonra da, dedi: «İsrail’in
      Allah’ına ibadet etmeyen kimse benim ekmeğimden yemiyecek.»

       

      32.

       

      Kanunda
      uzmanlaşmış biri, İsa’yı, denemek için akşam yemeğine çağırdı. İsa
      havarileriyle birlikte geldi; onu denemek için pek çok yazıcı da evde
      bekliyordu. Havariler, ellerini yıkamadan sofraya oturdular. Yazıcılar, bunun
      üzerine Isa’ya seslendiler: «Neden havarilerin ekmek yemeden önce ellerini
      yıkamamakla, büyüklerinin geleneklerine dikkat etmiyorlar?»


       

      «Siz
      yazıcılar ve Ferisîler, başkalarının omuzlarına taşınamaz yükleri yükler, fakat
      kendiniz, bu esnada tek parmağınızla olsun, onları kımıldatmak istemezsiniz.
      «Size söylüyorum, size, her şer dünyaya, sözde büyükler sebep gösterilerek
      girmiştir. Söyleyin bana, büyüklerin kullanmasıyla değil de, kim sokmuştur puta
      tapıcılığı dünyaya? Bir kral vardı, Baal adındaki babasını aşırı derecede seven.
      Ve, babası ölünce, oğlu, kendini teselli etmek için, babasına benzeyen bir
      heykel yaptırıp, şehrin pazar yerine diktirtti. Ve, bu heykele onbeş gez(bir
      uzunluk birimi)yaklaşanın güven içinde olacağı ve her ne olursa olsun, onun
      incitilmeyeceğine dair bir emir çıkardı. Bundan böyle bütün kötüler ve
      suçlular, oradan gördükleri yarar nedeniyle, heykele güller ve çiçekler sunmaya
      başladılar ve kısa bir zaman sonra, sunulan bu şeyler paraya ve yiyeceğe
      dönüştü. O kadar ki, onurlandırmak için ona tanrı dediler. Adetten kanuna
      dönüşen şu şeye bakın, o kadar ki, Baal putu dünyanın her tarafına yayıldı; ve
      Allah buna ne kadar üzüldüğünü peygamber îşaya’ya bildirdi: «Gerçekten benim
      kullarım bana boşuna tapınıyor, çünkü onlar, kulum Musa aracılığıyla kendilerine
      verilen benim kanunumu hükümsüz kılıp, büyüklerinin geleneklerine
      uymaktadırlar.»

       

      «Size
      diyorum, temiz olmayan ellerle ekmek yemek, bir insanı kirletmez, çünkü,
      insanın içine giren insanı kirletmez, insanı insandan çıkan şeyler kirletir..

       

      Bunun
      üzerine, yazıcılardan biri dedi: «Eğer ben domuz eti veya bir başka temiz
      olmayan et yersem, benim vicdanımı kirletmezler mi?»

       

      îsa
      cevap verdi: «İtaatsizlik insanın içine girmez, insandan, kalbinden dışarı
      çıkar; ve bu nedenle, yasaklanmış yemeği yerse, kirlenmiş olur.»

       

      Ardından,
      fakihîerden biri dedi: «Muallim sanki îsrail kavminin putları varmış gibi,
      verdin putatapıcıhk aleyhinde konuştun, ve bize haksızlık etmiş oldun.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bugün îsrail halkmda odundan heykeller olmadığını ben de pek ala
      biliyorum; fakat, etten heykeller var.»

       

      Bütün
      yazıcılar buna kızarak cevap verdi : «O halde, biz de puta tapıcılardan(mı)
      oluyoruz?»

       

      İsa
      cevapladı: «Size diyorum ki, hükümde, «tapınacaksınız» demiyor, «Allah’ınız
      Rabb(ı) bütün ruhunuzla, bütün kalbinizle ve bütün düşüncenizle seveceksiniz»
      diyor. Doğru değil mi bu?»

       

      «Doğru» dediler hepsi birden.

       

      33.

       

      Sonra,
      îsa dedi: «Şüpheniz olmasın ki, kişinin seveceği ve uğruna her şeyden geçeceği
      tek şey Allah’ -dır. Ve, bundandır ki, zanînin hayalinde zina, pis bogaz ve
      sarhoşun hayalinde kendi bedenî ve dünyaperestin hayalinde altın ve gümüş ve
      bunun gibi, her bir diğer günahkârın hayalinde kendi günah düşüncesi yatar.»

       

      Ardından, kendini davet etmiş olan
      dedi: «Muallim, en büyük günah nedir?»

      İsa cevap verdi: «Bir evi, en kötü
      şekilde harabe haline getiren nedir?»

       

      Herkes
      sustu ve İsa parmağıyla temele işaret ederek, dedi: «Eğer yıkıma temel yol
      açarsa, bu durumda evi yeniden yapmak gerekir; fakat, her bir bölüm yıkıma yol
      açarsa, o zaman onarmak imkansızlaşır. İşte, size diyorum ki, putatapıcılık en
      büyük günahtır. Çünkü, kişiyi tümüyle inançtan ve sonunda Allah’tan yoksun hale
      getirir; böylece, kişide hiç bir manevî duygu görülemez olur. Bunun dışında her
      günah, merhamet olunma ümidi bırakabilir insanda; ve, bundan.dolayı diyorum ki,
      putatapıcılık en büyük günahtır.»


       

      Herkes,
      İsa’nın sözlerine şaşakaldı, çünkü, hiç bir şekilde karşı çıkamıyacaklarmı
      anlamışlardı.

       

      Sonra
      İsa devam etti: «Allah’ın sözlerini ve Musa ile Yuşa’nm kanunda neler
      yazdıklarını hatırlayın, o zaman, bu günahın ne kadar ağır olduğunu
      göreceksiniz. Allah, İsrail kavmine (şöyle) demişti: «Gökte olanlardan ve göğün
      altında olan şeylerden kendinize putlar yapmayacaksınız, yerin üstünde olan
      şeylerden ve yerin altmdakilerden de yapmayacaksınız; suyun üstünde olanlardan
      ve suyun altındaki şeylerden de yapmayacaksınız. Çünkü, sizin Tanrınız benim,
      güçlü ve gayyûrum, bu günahın öcünü babalardan ve dördüncü batma varıncaya
      kadar çocuklarından bile alırım.» Kavminiz buzağıyı yaptığı ve ona tapındığı
      zaman, Yuşa ve Levi kabilesinin kılıcı çekip, Allah’tan merhamet
      dilenmeyenlerden yüzyirmidörtbin kişiyi nasıl öldürdüğünü hatırlayın. Ah, puta
      tapıcılar üzerine Allah’ın korkunç, ne korkunç cezası!»

       

      34.

       

      Kapıda,
      sağ eli, kullanılamayacak biçimde büzülmüş biri dikildi. Bunun üzerine, İsa
      kalbini Allah’a vererek dua etti ve ardından dedi: «Sözlerimin doğru olduğunu
      öğrenmen için diyorum ki: Allah’ın adıyla, ey adam, sakat olan elini aç ve
      uzat!» Adam, elini, sanki hiç sakatlık görmemiş gibi tümüyle açtı.

       

      Sonra,
      Allah korkusuyla yemeye başladılar. Ve, bir miktar yedikten sonra, İsa yine
      dedi: «Bakın, size söylüyorum; bir şehri yakmak, orada kötü bir adet
      bırakmaktan daha iyidir. Çünkü, böyle bir şey olursa, Allah, kötülükleri yok
      edici, kılıcı ellerine teslim ettiği yeryüzünün hükümdarlarına ve krallarına
      gazap eder.»

       

      Ardından
      îsa dedi: «Bir yere çağırıldığınızda, en yüksek yerde oturmamak aklınızda olsun
      ki, ev sahibinin daha büyük bir dostu geldiğinde size, «Kalk ve aşağı otur!»
      deyip utandırmasın. Bunun yerine, gidip, en altta, oturun ki, sizi davet eden
      gelip, «Kalk arkadaş, gel şuraya, yukarı otur!» desin. Böyle, büyük onur
      kazanırsın; çünkü, kendini yükselten kim olursa olsun, alçaltılır ve kendini
      alçaltan da, yükseltilir.

       

      «Bakın,
      size söylüyorum, şeytan başka bir günahından dolayı değil, gururu yüzünden
      lanete uğradı. İşaya Peygamber de onu şu sözleriyle azarlar: «Meleklerin güzeli
      olup, şafak gibi parlarken, nasıl oldu da gökten atıldın, ey îblis? Seni yere gönderen,
      gururundan başkası değildir!»

       

      «Bakın,
      size söylüyorum, eğer insan acınacak hallerini bilse, burada, yerde daima ağlar
      ve kendisini en düşük, her şeyin gerisinde görür. İlk insanı karısıyla
      birlikte, Allah’tan merhamet dilenerek, yüz yıl durup dinlenmeden ağlatan başka
      bir neden yoktu. Çünkü, gururları yüzünden nereye düştüklerini gerçekten
      biliyorlardı.»

       

      Isa
      bunları deyip, Allah’a şükretti; ve o gün, gösterdiği mucizelerle birlikte,
      İsa’nın ne yüce sözler söylediği Kudüs’ün her tarafında öylesine yayıldı ki,
      halk kutsal adını tesbih ederek, Allah’a şükretti.

       

      Fakat,
      O’nun büyüklerin gelenekleri aleyhinde konuştuğunu anlayan yazıcılar ve
      kâhinler daha büyük bir kinle yanip tutuştular. Ve, Firavun gibi kalplerini
      sertleştirdiler; bu nedenle, O’nu öldürmek için fırsat aradılarsa da
      bulamadılar.


       

      35.


       

      Isa
      Kudüs’ten ayrılıp, Erden’in ötesindeki çöle gitti; ve çevresinde oturan
      havarileri Isa’ya dedi: «Ey muallim, bize şeytan’ın nasıl gurura kapıldığını
      anlat, çünkü, biz onun itaatsizliği dolayısıyla düştüğünü ve insanı daima
      kötülüğe ittiğini anlamış bulunuyoruz.» îsa cevap verdi: «Allah, bir yeryüzü
      kütlesi yaratıp, başka bir şey yapmadan onu yirmi beş bin yıl bekletince,
      meleklerin başı ve bir hoca olan şeytan sahip olduğu büyük anlayışla, bu yer
      yüzü kütlesinin Tanrısı’nın, peygamberlikle işaretlenmiş yüz kırk dört bin
      (insan) ve ruhunu öteki her şeyden altmış bin yıl önce yaratmış olduğu Allah’ın
      Elçisi (ni yeryüzüne) getireceğini biliyordu. Bu. nedenle kızıp, «Bakın, bir
      gün Allah bu yeryüzüne bizim saygı göstermemizi irade edecek. Bu bakımdan,
      bizim ruh olduğumuzu ve dolayısıyla böyle bir şeyin uygun olmayacağını düşünün»
      diyerek melekleri kışkırttı. «Bu şekilde, pek çoğu Allah’ı bıraktı, Bunun üzerine,
      bütün meleklerin toplandığı bir gün Allah dedi: «Beni Rabb kabul eden her
      biriniz, hemen bu yeryüzüne saygı göstersin.» «Allah’ı sevenler baş eğdiler,
      fakat şeytan, kendi düşüncesinde olanlarla birlikte dedi: «Ey Rabb; biz ruhuz,
      ve bu nedenle, bizim bu çamura saygı göstermemiz adilâne (hak) değildir.»
      şeytan böyle deyince, çirkin ve korkunç görünüşlü oldu, ve ardından gidenler de
      çirkinleşti; isyanlarından dolayı, Allah kendilerinden yaratırken verdiği
      güzelliği çekip aldı. Bunun üzerine, kutsal melekler başlarını kaldırınca,
      şeytan’ın ve takipçilerinin ne korkunç birer canavar olduklarını görüp,
      korkuyla yüzlerini yere attılar.

       

      «Sonra şeytan dedi: «Ey Rabb,
      beni haksız olarak çirkinleştirdin, ama ben buna razıyım, çünkü, ben senin
      yapacağın her şeyi hükümsüz kılmak istiyorum.» Ve, diğer şeytanlar da dediler:
      «O’na Rabb deme ey İblis, çünkü Rabb sensin.»

       

      «Bundan
      sonra Allah, şeytan’ın peşinden gidenlere dedi: *Tevbe edin ve beni Rabb
      (iniz), Yaratıcınız olarak tanıyın.»

       

      Cevap
      verdiler: «Biz Sana saygı gösterdiğimiz için tevbe ediyoruz, çünkü sen adil
      değilsin; ama şeytan adil ve suçsuzdu ve bizim Rabb (imizdir.)

       

      Buna
      karşı Allah dedi: «Ayrılan benden ey lânetliler, artık sizin üzerinize hiç
      rahmetim, yok.»

       

      «Ve,
      ayrılırken şeytan yeryüzü kütlesine tükürdü ve bu tükrüğü melek Cebrail bir
      kısım toprakla birlikte kaldırdı ve işte bundan insanın karnındaki göbeği
      meydana geldi.»

       

      36.

       

      Havariler, meleklerin baş
      kaldırışına şaşıp kaldılar.

       

      Sonra
      Isa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, ibadet etmeyen şeytan’dan daha kötüdür ve
      daha büyük eziyet çekecektir. Çünkü, şeytan’ın önünde kovulmadan önce hiç bir
      korkma örneği yoktu ve Allah onu tevbeye çağıracak hiç bir peygamber de
      göndermiş değildi; ve insan —şimdi, Allah böyle dediği için, benden sonra gelecek
      ve belki de benim yolunu hazırladığım Allah’ın Elçisi dışında bütün
      peygamberler gelmiş bulunuyor.— ve insan, diyorum ki, Allah’ın adaletinin
      sonsuz örneklerini görmüş olmasına rağmen, hiç Allah yokmuş gibi korkusuz,
      keyfince yaşar. Davud Peygamber’in şu sözü (ne güzel örnek) : «Aptal olan
      içinden ‘Allah yoktur’ der. Bu nedenle o sefil ve iğrençtir, hiç bir iyiliği
      yoktur.»

       

      «Durmadan
      ibadet edin ey havarilerim ki, kazanasınız. Çünkü, arayan bulur, kendine açana
      (kapı) açılır ve isteyen alır. Ve ibadetinize çok konuşmaya bakmayın, çünkü
      Allah, Süleyman’a, «Ey kulum, bana kalbini ver» dediği gibi, kalplere bakar.
      Bakın, size söylüyorum, münafıklar, halk kendilerini görsün ve veli sansın diye
      şehrin her yanında


       

      ibadet
      üstüne ibadet ederler; fakat kalbleri kötülük doludur; bu nedenle de, içlerinde
      olan dillerinde değildir. İbadetinizi, Allah’ın kabul etmesini istiyorsamz
      (kalpten) yapmanız gerekir. Şimdi söyleyin bana: İlk önce, kime gideceğine ve
      ne yapacağına karar vermiş olandan başka kim gidip, Romalı valiyle veya
      Hirodes’le konuşur? Emin olun ki, hiç kimse ve eğer insan insanla konuşmak için
      böyle davranırsa, Allah’la konuşmak, kendisine verdiği her şey için şükredip,
      günahları için merhamet istediğinde ne yapmalıdır?

       

      «Size
      söylüyorum ki, pek az kişi gerçekten ibadet eder ve bu nedenle şeytan diğerleri
      üzerinde güç sahibidir. Çünkü Allah, kendisini dudaklarıyla yüceltenleri
      istemez; mabette dudaklarıyla merhamet isterken, kalplerinden adalet diye
      haykıranları (istemez). İşaya peygambere dediği gibi: «Beni gücendiren şu
      insanları benden uzaklaştır, çünkü onlar dudaklarıyla beni yüceltir, ama
      kalpleri benden uzaktır.» Bakın, diyorum ki, düşünmeden kayıtsızca ibadet
      etmeye kalkan Allah’la alay eder.

       

      Şimdi,
      kim sırtını dönerek Hirodes’le konuşmaya gider ve onun önünde, ölesiye nefret
      ettiği vali Pilatus’u övebilir? Kuşkusuz, hiç kimse. Hiç hazırlıksız ibadet
      etmeye kalkanın hali de bundan hiç aşağı değildir: Sırtını Allah’a döner ve
      yüzünü şeytan’a vererek, onu över de över. Çünkü, kalbinde kötülük aşkı yatar
      ve bundan tevbe de etmez.

       

      «Eğer,
      sizi inciten biri, dudaklarıyla «bağışlayın» derken, elleriyle size bir yumruk
      atarsa, onu nasıl bağışlayabilirsiniz? İşte böyle de, dudaklarıyla «Rabb, bize
      merhamet et» derken, kalblerinde kötülük aşkı taşıyanlara ve yeni yeni günahlar
      işlemeyi düşünenlere Allah merhamet mi edecek?»

       

      37.

       

      Havariler,
      İsa’nın sözleri üzerine ağlayarak, ona yalvardılar: «Rab, bize dua etmeyi
      öğret.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Romalı vali sizi öldürmek niyetiyle yakalarsa, ne yaparsınız
      düşünün de, duaya kalktığınızda aynen böyle davranın. Ve, sözleriniz şöyle
      olsun: «Ey Allah’ımız Rabb, kutsal ismin yücelsin; melekûtun gelsin; iraden her
      zaman yerine gelsin; gökte yerine geldiği gibi, yerde de gelsin; bize her gün
      için ekmek (rızık) ver; bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de
      günahlarımızı bize bağışla ve bizi iğvalara kapılıp azap çektirme; bizi her şerden
      koru, çünkü yalnızca Sen, ebede kadar izzet, azamet ve kudret sahibi, bizim
      Allah’ımızsın.»

       

      38.

       

      Sonra,
      Yuhanna cevap verdi: «Muallim, Allah’ın Musa aracılığıyla emrettiği şekilde biz
      de yıkanalım.»

       

      İsa
      dedi: «Benim kanunu ve peygamberleri yok etmek için geldiğimi mi sanıyorsunuz?
      Bakın, size diyorum ki, Allah’ın varlığına inandığınız gibi inanın, ben bunları
      yıkmak için değil, gözetmek için geldim. Çünkü, her peygamber, Allah’ın
      kanununu ve Allah’ın diğer peygamberler aracılığıyla söylemiş olduğu her şeyi
      gözetmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah vardır ve diridir ki, en küçük bir
      hükmü yerine getirmeyen, kim olursa olsun, Allah’ı razı etmek şöyle dursun,
      O’nun melekûtunda en küçük bir şey olur. Çünkü, orada hiç bir payı yoktur.
      Hattâ, size söylüyorum ki, Allah’ın kanununun tek bir hecesi, en ağır günahı
      göze almadan çiğnenemez. Fakat ben, Allah’ın İşaya peygamber


      aracılığıyla
      bildirdiği şu sözlere uymanızın gerekli olduğunu aklınıza havale ediyorum :

      «Yıkan ve temiz ol, düşüncelerini
      benim gözlerimden uzaklaştır.»

      «Bakın, size söylüyorum ki, kalbi
      kötülükleri seven insanı deniz(ler)in tüm suyu

      yıkamayacaktır. Ve, yine size
      söylüyorum ki, yıkanmayan(abdest) kimse ibadetiyle

      Allah’ı razı etmek şöyle dursun,
      ruhuna putatapıcılığa benzer günah yükleyecektir.»

      -Bana gerçekten inanın; eğer insan
      Allah’a gerektiği gibi ibadet edecek olsa, istediği her

      şeyi elde eder. İbadetiyle Mısır’a
      gazap eden (kamçı vuran) Allah’ın kulu Musa’yı

      hatırlayın; Kızıl Deniz’i yardı da,
      Firavun ve ordusu orada boğuldu.- Güneşi durduran

      Yuşa’yı hatırlayın, sayısız Filistin
      askerini korkudan titretmişti; gökten ateş yağdıran

      îlya’yı, ölü bir adamı (mezarından)
      kaldıran Elişa’yı ve ibadet ve dua ile istedikleri her

      şeyi elde eden daha başka pek çok
      kutsal peygamberleri hatırlayın. Fakat, bunlar kendi

      kişisel amaçları için değil, yalnız
      Allah ve Allah’ın şanı için çalıştılar.»

       

      39. Adem’in
      Yaratılışı Ve İlk Sorusu ve Duası

       

      Sonra
      Yuhanna dedi: «Güzel konuştun ey muallim, fakat insan gururuyla nasıl günah
      işledi, tam bilemiyoruz.»

       

      İsa
      cevapladı: «Allah şeytan’ı kovup, melek Cebrail de şeytan’ın tükürdüğü yeryüzü
      kütlesini temizleyince, Allah yaşayan her şeyi, hem uçan ve hem yürüyen ve hem
      de yüzen hayvanları yarattı ve dünyayı içinde bulunan her şeyle süsledi. Birgün
      şeytan cennetin kapılarına yaklaşıp, otlayan atları gördü ve onlara, eğer
      yeryüzü kütlesi bir ruh olacak olursa, kendilerine eziyet verici bir iş
      düşeceğini bildirdi; bu nedenle de, bu yeryüzü parçasının hiçbir şeye
      yaramayacak şekilde çiğnemeleri faydalarına olacaktı. Atlar ayaklandılar ve
      hemen zambaklarla güller arasında uzanan o yeryüzü parçasını çiğnemeye
      giriştiler. Bunun üzerine Allah, Cebrail’in kütle üzerinden almış olduğu
      şeytan’ın tükrüğünün bulunduğu kirli yeryüzü parçasına ruh verdi; ve havlayan
      köpekler ortaya çıkınca korkuya kapılan atlar kaçtılar. Bundan sonra Allah, tüm
      kutsal melekler «Senin kutsal adını tesbih ederiz ey Rabb (muz) Allah» diye
      söyleşirken, insana ruhunu verdi.

       

      «Ayağı
      üstüne kalkan Adem, havada güneş gibi parlayan bir yazı gördü: «Allah’tan başka
      ilâh yoktur ve Muhammed Allah’ın Rasulû’dür.» Bunun üzerine Adem ağzını açarak,
      dedi: «Şükür sana ey Allahım Rabb, bana hayat nimeti verdin; fakat (senden)
      bana söylemeni diliyorum: Bu, «Muhammed Allah’ın elçisidir» sözlerinin mesajı
      ne anlama geliyor? Benden önce (yaratılmış) başka insanlar mı vardı?»

       

      «Bundan
      sonra Allah dedi: «Tabii, ey kulum Adem. Sana diyorum ki: îlk yarattığım insan
      sensin. Ve senin görmüş olduğun, yıllar sonra dünyaya gelecek, benim rasulûm
      olacak ve her şeyi kendisi için yarattığım oğlundur. Geldiği zaman dünyaya ışık
      verecektir; ruhu, ben herhangi bir şey yaratmadan altmışbin yıl önce semavî bir
      nur içine konmuştur.» Adem Allah’a şöyle yalvardı: «Rabb(im), bu yazıyı el
      parmaklarımın tırnakları üzerinde bana bahşet.» Sonra Allah, ilk insana baş
      parmakları üzerinde bu yazıyı verdi. Sağ elin baş parmak tırnağı üzerinde,
      «Allah’tan başka ilâh yoktur*, sol elin baş parmak tırnağı üzerinde de,
      «Muhammed Allah’ın Rasulû’dür.» Sonra, babaca bir sevgiyle ilk insan bu sözleri
      öptü ve gözlerini ovarak dedi: «Senin dünyaya geleceğin gün mübarek olsun.»
      Allah insanı yalnız görünce dedi: «Onun yalnız kalması iyi değildir.» Bu
      nedenle onu uyuttu ve kalbinin yakınından bir kaburga kemiği alarak, yerini etle
      doldurdu. Bu kaburga kemiğinden Havva’yı yaratıp, onu Adem’e eş olarak verdi.
      Bu ikisini Cennetin


       

      efendileri
      olarak yerleştirdi. Ve kendilerine (şöyle) dedi: «Bakın, size yemek için her
      meyveyi veriyorum, yalnız elmalar ve mısır hariç»; ve bunlarla ilgili olarak
      dedi: «Ne olursa olsun, bu meyvelerden yememeye dikkat edin, yerseniz
      kirlenirsiniz ve öyle ki, sizi burada tutarak azap etmem; buradan sürer
      çıkarının ve büyük eziyetler çekersiniz.»

       

      40.

       

      Bunları
      öğrenen şeytan, kızgınlığından deli oldu Ve Cennet’in kapısına yaklaştı. Orada,
      deve gibi ayakları ve her yanında bir ustura gibi kesilmiş ayak tırnaklan olan
      korkunç bir yılan nöbet bekliyordu. Düşman ona dedi: ««Bi zahmet et, beni
      Cennet’e

       

      koyuver!»

       

      Yılan
      cevap verdi: «Allah bana seni çıkarmamı emretmişken, ben nasıl seni içeri almak
      zahmetine katlanırım?»

       

      şeytan
      karşılık verdi: «Allah’ın seni ne kadar çok sevdiğini görüyorsun, ki seni insan
      denilen bir okka çamurun başında nöbet tutman için Cennet’in dışına koydu. Bu
      bakımdan, eğer beni Cennet’e alırsan, seni öyle korkunç yaparım ki, herkes
      senden kaçar ve arzu ettiğin yerde gider kalırsın.»

       

      Sonra yılan dedi: «Seni içeri nasıl
      koyacağım ben?»

       

      şeytan
      dedi: «Sen büyüksün; ağzını,aç, ben karnına gireceğim ve sen Cennet’e girince,
      şu sıralarda yer üzerinde yürümekte olan iki okka çamurun yanında beni
      bırakacaksın.» Sonra, yılan böyle yaptı ve şeytan’ı kocası Adem uyumakta
      olduğundan Havva’nın yanında bıraktı. şeytan, güzel bir melek gibi kadının
      önünde durdu ve ona dedi: «Neden şu elmalardan ve mısırdan yemiyorsunuz?»

       

      Havva
      cevap verdi: «Rabb(ımız) bize, bunlardan yersek kirleneceğimizi ve kendisinin
      de bizi Cennet’-ten çıkaracağını söyledi.»

       

      şeytan
      karşılık verdi: «O, gerçeği söylemez. Allah’ın kötü ve kıskanç olduğunu, bu
      nedenle de hiç bir dengine katlanamayıp, herkesi köle tuttuğunu bilmelisiniz ve
      kendisine eşit olmayasınız diye size böyle demiştir. Fakat, sen ve yoldaşın
      benim tavsiyeme göre hareket ederseniz, diğerlerinden olduğu gibi şu
      meyvelerden de yiyecek ve başkalarına tabî olarak kalmayıp, Allah gibi iyi ve
      kötüyü bilecek ve istediğinizi yapacaksınız. Çünkü, Allah’a denk olacaksınız.»
      Sonra, Havva o (meyve) lerden alıp yedi ve kocası uyandığında, şeytan’ın tüm
      dediklerini ona anlattı ve o da karısının sunduğu (meyve) leri alıp yedi. Bunun
      üzerine, yenilenler aşağı doğru inerken Allah’ın sözlerini hatırladı; bu
      sebepten, yemeği durdurmak isteğiyle elini, her insanın işareti bulunan boğazına
      götürdü.»

       

      41.

       

      Sonra, her ikisi de çıplak
      olduklarını anladılar; dolayısıyla utanıp, incir yaprakları alarak gizli
      yerleri için bir elbise yaptılar. Öğle vakti geçince, bak ki, Allah kendilerine
      göründü ve Adem’e seslenip dedi: *Adem, neredesin?»

       

      O
      cevap verdi: «Rabb(ım), huzurundan kendimi gizliyorum, çünkü,, ben ve karım
      çıplağız. Bu nedenle de, senin huzurunda bulunmaktan utanıyoruz.»

       

      Sonra
      Allah dedi: «Yediğiniz takdirde kirleneceğiniz ve cennette daha fazla
      kalamayacağınız meyveyi yemedikçe, sizi kim masumluğunuzdan soyup çıkarmıştır
      ki?» Adem cevap verdi: «Ey Rabb(ım), bana vermiş olduğun eş (zevce) yemem için
      yalvardı,


      ben de ondan
      yedim.»

      Sonra Allah kadına dedi: «Neden
      dolayı böyle (bir) yemeği kocana verdin?»

       

      Havva
      cevap verdi: «şeytan beni aldattı ve ben de yedim.» «Ama, bu mel’un nasıl girdi
      buraya?» dedi Allah.

       

      Havva
      cevap verdi: «Kuzey kapıda duran bir yılan onu benim yanıma getirdi.» Sonra
      Allah Adem’e dedi: «Madem ki sen karının sözünü dinledin ve meyveyi yedin,
      yeryüzü senin işlerinle lanetlensin, belâ bulsun; senin için iğnelikler ve
      dikenler bitirecektir o; ve yüzünün teriyle ekmek yiyeceksin. Ve toprak
      olduğunu hatırla ve yine toprağa döneceksin.» Ve Havva’ya da şöyle konuştu: «Ve
      şeytan’a kulak asıp, kocana yemeği veren sen, seni köle tutacak olan erkeğin
      egemenliği altmda yaşayacak ve doğum çekip, çocuklar dünyaya getireceksin.»

       

      Ve
      yılanı da çağıran Allah, Allah’ın kılıcını tutan meiek Mikâil’e seslenip dedi:
      «Önce Cennet’ten bu kötü yılanı çıkar ve dışarıda bacaklarını kes; ki yürümek
      isterse, yerde vücudunu sürüsün.» Ardından Allah, gülerek gelen şeytan’a
      seslendi ve ona dedi: «Madem sen meî’un, bunları aldattın ve kendilerini
      kirlettin, öyle ise ben de diliyorum ki, onların ve bana gerçekten tevbe edip
      kulluk yapacak çocuklarının tüm kirlilikleri bedenlerinden çıktıkta senin
      ağzından girsin ve böylece sen kirliliklerle doyasın.» şeytan sonra korkunç bir
      şekilde kükredi ve dedi : «Madem sen benim daha da kötü olmamı dilersin, ben de
      o zaman, elimden geleni arkama koymayacağım.»

       

      Sonra
      Allah dedi: «Defol mel’un, benim huzurumdan!» Sonra şeytan gitti; bunun üzerine
      Allah ağlamakta olan Adem’le Havva’ya dedi: «Siz de Cennet’ten çıkın ve
      cezanızı çekin ve ümidiniz de yok olmasın, çünkü ben, soyun şeytan’ın
      egemenliğini insan cinsinin üzerinden kaldıracak şekilde oğlunu göndereceğim.
      Çünkü o gelecek olan, kendisine her şeyi vereceğim benim elçimdir.»

       

      Allah
      gizlendi ve Melek Mikâil onlan Cennet’ten çıkardı. Bunun üzerine Adem,
      çevresine bakınarak kapının üstünde yazılı olan «Allah’tan başka ilâh yoktur ve
      Muhammed Allah’ın elçisidir» sözünü gördü. Bu nedenle, ağlayarak dedi: «Allah’ı
      razı edici olsun ki ey oğlum, çabucak gelesin ve bizi perişanlıktan
      kurtarasın.»

       

      42.

       

      Sonra
      bu konuşmanın ardından havariler ağladılar ve Isa da ağlıyordu. O sırada onu
      bulmaya gelen pek çok kişi gördüler; kâhinler onu konuşurken yakalamak için
      aralarında müşavere yapmış ve bu nedenle de, Levililerle yazıcıların bazılarını
      ona, «sen kimsin?» diye sormaya göndermişlerdi.

       

      Isa itirafta bulunup, gerçeği
      söyledi: «Ben mesih değilim.»

      Dediler: «îlya mısın? Yeremya mısın,
      yoksa eski peygamberlerden biri misin?»

      Isa cevap verdi: «Hayır.»

       

      Sonra
      dediler: «Kimsin sen? Bizi yollayanlara doğru şahitlikte bulunabilmemiz için
      bize söyle.»

       

      Sonra
      Isa dedi: «Ben bütün Yahudiye’de haykıran ve îşaya’da da yazılı olduğu gibi,
      «Rabb (in) Elçisi için yol açın» diye haykıran sesim.»

       

      Dediler:
      «Eğer sen Mesih veya îlya veyahut da herhangi bir peygamber değilsen, neden
      yeni akide vaz’eder ve kendini Mesih’ten daha çok saydırırsın?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Allah’ın benim elimde meydana getirdiği mucizeler, benim Allah’ın
      dilediği şeyleri konuştuğumu gösteriyor, ben, hiç bir zaman, sözünü ettiğiniz
      kişiden


       

      kendimi
      daha çok saydırmıyorum da Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce
      yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye gerçeğin
      sözlerini getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin ayakkabılarının iplerini veya
      çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.» Levililer şaşkınlık içinde
      ayrılıp gittiler ve ileri gelen kâhinlere her şeyi anlattılar da, (bunlar)
      dediler: «Onun sırtında her şeyi kendine anlatan cini var»

       

      Sonra
      îsa havarilere dedi: «Bakın, size diyorum, reisler ve halkımızın büyükleri bana
      karşı fırsat kolluyorlar.»

       

      Sonra Petrus dedi: «Öyleyse, bir
      daha Kudüs’e gitmeyin.»

       

      Bunun
      üzerine îsa ona dedi: «Sen budalasın ve ne söylediğini bilmiyorsun. Pek çok
      eziyetler çekmem gerek, çünkü, bütün peygamberler ve Allah’ın kutsal (kullar)’ı
      çekmişlerdir. Ama korkmayın, bizimle birlikte olanlar da vardır, bize karşı
      olanlar da.» Ve İsa böyle deyip ayrılarak Tabur dağına gitti ve oraya yanında
      Petrus, Yakub ve kardeşi Yuhanna’yla bunu yazan da çıktı. Bunun üzerine üstünde
      büyük bir nur parladı, elbiseleri beyaz kar gibi oldu ve yüce güneş gibi
      ışıldadı ve bir de ne görelim! Oraya cinsimiz ve kutsal şehir üzerine gelmesi
      gereken tüm şeylerle ilgili olarak îsa ile konuşan Musa ve llya gelmesinler mi?

       

      Petrus
      şöyle konuştu: «Rab, burada bulunmakla iyi ettik. Bu bakımdan, eğer dilerseniz,
      burada biri sizin için, biri Musa ve diğeri de îlya için üç çardak kuralım. Ve,
      o konuşurken, beyaz bir buîut üzerlerini örttü ve «Kendinden çok hoşnut olduğum
      kuluma bakın; onu dinleyin» diyen bir ses duydular.

       

      Havariler
      korkuya kapılarak, ölü (gibi) yüz üstü yere düştüler. îsa geldi ve havarilerini
      kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü Allah sizi seviyor ve benim sözlerime
      inanmanız için böyle yapmıştır.»

       

      43.  “Allah
      Herşeyden Önce Hz. Muhammedin Ruhunu Yarattı”

       

      İsa,
      aşağıda kendisini bekleyen sekiz havarisinin yanlarına vardı ve dört tanesi bu
      sekiz taneye bütün gördüklerini anlattılar; o gün hepsinin kalbinden îsa ile
      ilgili tüm kuşkular silindi, yalnız hiç bir şeye inanmayan Yehuda îskariyot
      hariç. îsa, dağın eteğinde bir yere oturdu ve ekmekleri olmadığından, hepsi dağ
      meyveleri yediler.

       

      Sonra
      Andreas dedi: «Bize Mesih hakkında çok şeyler söylediniz, bu nedenle, lütfen
      bize her şeyi açıkça anlatın.» Ve aynı şekilde diğer havariler de kendisine
      rica ettiler.

       

      Bunun
      üzerine İsa dedi: «Çalışan herkes, tatmin olacağı bir gaye için çakşır. Bu
      bakımdan size söylüyorum ki, Allah, kendinde hiç bir noksanlık olmadığı için
      tatmin olma ihtiyacı duymaz. Zaten O’nun kendinde kemal vardır. Ve işte,
      çalışmak dileğiyle O, her şeyden önce, yaratıklar Allah’ta rıza ve doygunluk
      bulsunlar diye, kendisi için tüm (kâinatı) yaratmaya karar verdiği Elçisi’nin
      ruhunu yarattı; ki, kulları olarak tayin ettiği tüm yaratıklarından elçisi haz
      ve sevinç duysun. Ve bu nedenle işte her şey bilip gördüğünüz gibi oldu. Ama O
      neden böyle olmasını diledi?

       

      «Bakın,
      size diyorum ki; her peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme Allah’ın
      rahmetinin işaretini götürmüştür. Ve sözleri de gönderildikleri insanların
      ötesine uzanmamıştır. Fakat, Allah’ın Elçisi geleceği zaman, Allah O’na kudret
      ve rahmetinin sonuymuş gibi verecek, o kadar ki, akidesini alacak olan tüm
      dünya kavimlerine rahmet ve selâmet götürecektir. Dinsizler üzerine güçle
      gidecek ve putatapıcılığı ezecek, o kadar ki, şeytan’ı kahredecektir; çünkü,
      Allah İbrahim’e böyle va’d etmiştir: «Dikkat et, senin


       

      soyunla
      yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım. Ve sen, Ey İbrahim, nasıl putları
      parça parça etmişsen, senin soyun da böyle yapacaktır.»

       

      Sonra
      şöyle soruldu: «Ey muallim, bu va’d kime verilmiştir, söyle bize; çünkü,
      Yahudiler «îshak’a» diyorlar, îsmaililer ise, «İsmail’e.»

       

      îsa cevap verdi: «Davud kimin
      oğluydu ve hangi soydandı?»

       

      Cevap
      verildi: «îshak’ın; çünkü, îshak Yakub’un babasıydı, Yakub da soyu Davud’a
      varan Yahuda’nın babasıydı.»

       

      Sonra îsa dedi: «Öyleyse, Allah’ın
      elçisi geleceği zaman, hangi soydan olacaktır?»

       

      Havariler
      cevap yerdiler: «Davud’un (soyundan).» Bunun üzerine Isa dedi: «Siz kendinizi
      aldatıyorsunuz; çünkü Davud, şöyle söyleyerek, ona ruhundan rab (efendi) der:
      Allah rabbına, «Ben düşmanlarına senin ayak taburen yapıncaya kadar sağ yanımda
      otur» dedi. Allah düşmanlarının ortasında rablık kazanacak olan asanı
      gönderecektir. «Eğer, sizin Mesih dediğiniz Allah ‘in Elçisi Davud’un oğlu ise,
      Davud O’na nasıl «rab» der? Bana inanın, size söylüyorum ki, va’d İsmail’e
      yapılmıştır, İshak’a değil.»

       

      44.  “Allahın
      Elçisi Muhammed Yaratılan Hemen Her Şeye Mutluluk Getirecek Bir

      Nurdur”

       

      Bunun
      üzerine havariler dediler: «Ey muallim, Musa’nın kitabında böyle, yani va’dın
      îshak’a yapılmış olduğu yazılıdır.»

       

      îsa,
      ah ederek cevap verdi: «Öyledir, ama onu Musa yazmadı, Yuşa da yazmadı onu
      Allah’tan korkmayan hahamlarınız yazdı. Bakın, size söylüyorum ki; melek
      Cebrail’in sözlerine baktığınızda yazıcılarınızın ve fakihlerinizin mel’anetini
      anlayacaksınız. Çünkü, Cebrail demiştir ki: «İbrahim, tüm dünya Allah’ın seni
      ne kadar sevdiğini biliyor; fakat, senin Allah’a oîan sevgini dünya nasıl
      bilecek? Mutlaka Allah sevgisi için bir şey yapman gerekiyor.» ibrahim cevap
      verdi: «Bak, Allah’ın kulu Allah’ın dileyeceği her şeyi yapmaya hazırdır.»

       

      «Sonra
      Allah İbrahim’e şöyle seslendi: «Oğlunu, ilk doğan (çocuğun) İsmail’i al ve
      dağa çıkıp onu kurban et.» Eğer, İshak doğduğu zaman İsmail yedi yaşında
      idiyse, o zaman İshak nasıl ilk doğan (çocuk) olmuş olur?»Ardından havariler
      dediler: «Bizim fakihlerimizin aldattığı ortada; bu bakımdan bize gerçeği
      anlat, çünkü, biz senin Allah tarafından gönderildiğini biliyoruz.»

       

      îsa cevap verdi: «Bakın, size
      söylüyorum ki, şeytan Allah’ın kanunlarını hükümsüz kılmak için çalışır durur;
      ve bu nedenle, yoldaşları olan sahte imanlı münafıklar ve yaşantıları şehvet
      peşinde geçen günahkârlarla birlikte, bugün hemen hemen her şeyi kirletmiş
      bulunmaktadır ki, pek az gerçeğe rastlanılmaktadır. Yazıklar olsun münafıklara,
      çünkü bu dünyanın övgüleri, cehennemde onlar için azaba ve hakarete
      dönüşecektir.

       

      «Bu
      nedenle size diyorum ki, Allah’ın elçisi, Allah’ın yarattığı hemen her şeye
      mutluluk getirecek olan bir nurdur; çünkü o, anlayış ve müşavere ruhuyla,
      hikmet ve kudret ruhuyla, korku ve sevgi ruhuyla, akıl ve itidal ruhuyla
      donatılmıştır; rahmet ve merhamet ruhuyla, adalet ve takva ruhuyla, yumuşaklık
      ve sabır ruhuyla donatılmıştır ki, bunlan o Allah’tan, bütün diğer
      yaratıklarına verdiğinden üç kat daha fazla almıştır. Ey, O’nun dünyaya
      geleceği kutlu zaman! İnanın bana, O’nun ruhunu görenlere Allah peygamberlik
      verdiğinden, her peygamber gibi ben de O’nu gördüm ve O’na saygı gösterdim.
      O’nu görünce, ruhum teselli ile doldu (ve) dedim: «Ey Muhammed, Allah seninle
      olsun ve beni


       

      ayakkabının
      bağlarını çözecek değerde kılsın. Buna ermekle ben de büyük bir peygamber ve
      Allah’ın kutsal bir (kul)’u olacağım.» Ve îsa böyle deyip, Allah’a şükretti.

       

      45.

       

      Sonra,
      melek Cebrail; Isa’ya geldi ve O’na, bizim sesini duyabileceğimiz bir şekilde
      seslendi: «Kalk ve Kudüs’e git!»

       

      İsa,
      bu emre uyarak çıktı ve Kudüs’e gitti. Yedinci gün mabede girerek, halka
      öğretmeye başladı. Bunun üzerine insanlar akın akın mabede geldiler. İçlerinde
      bulunan başkâhin ve kâhinler Isa’ya yaklaşarak, dediler : «Ey muallim,
      hakkımızda kötü şeyler diyormuşsun; bu bakımdan dikkat et de, başına bir
      kötülük gelmesin.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Dikkat edin, size diyorum, ben münafıklar hakkında kötü
      konuşuyorum; eh, siz de münafıksanız, sizin aleyhinizde de konuşurum.» Cevap
      verdiler: «Kim bir münafıktır? Bize açıkça anlat.»

       

      İsa
      dedi: «Bakın, size diyorum ki, insanlar kendini görsün diye iyi bir şey yapan
      kişi münafıktır. Öyle ki» yaptığı iş insanların göremediği kalbe işlemez, orada
      ancak her türlü kötü düşünce ve her türlü kirli şehvet kalır. (Şimdi) bildiniz
      mi münafığın kim olduğunu? Diliyle Allah’a kulluk ederken, kalbiyle insanlara
      kulluk eden kişi münafıktır. Ey zavallı adam! Ölünce, bütün kazandıklarını
      yitirecek. Bu konuda Davud peygamber der: «Reislere güven bağlamayın. Kendileri
      için kurtuluş olmayan insan oğullarına da (güven bağlamayın). Çünkü ölürken
      düşündükleri yok olur. Heyhat, ölmeden önce kendilerini mükâfattan yoksun
      bulurlar, çünkü Allah’ın peygamberi Eyyub’-un dediği gibi: «İnsan gelici
      geçicidir, hiç bir zaman bir kalışta kalmaz.» Öyle ki, bugün seni övse, yarın
      kötüler, bugün seni ödüllendirmek istese, yarın malını elinden almak ister.
      Yazıklar olsun öyleyse münafıklara, çünkü onların kazandığı boşunadır.
      Huzurunda durduğum Allah vardır ve hayattadır ki, münafık soyguncudur ve
      saygısızdır, (sahtekârdır), o kadar ki, iyi görünmek için kanundan yararlanır
      ve hamd, sena ve şan ebediyyen yalnızca kendine ait olan Allah’ın şanını çalar.

       

      «Size
      daha da söylüyorum ki, münafığın inancı yoktur, öyle ki, eğer Allah’ın her şeyi
      gördüğüne ve kötülüğü korkunç bir hükümle cezalandıracağına inanmış olsa,
      inanmadığı için kötülüklerle doldurduğu kalbini arıtır. Bakın, size diyorum ki,
      münafık, dıştan beyaz (görünen), fakat içi çürük, küf ve solucanlarla dolu bir
      mezardır. Size gelince ey kâhinler, Allah sizi yarattığı ve sizden istediği
      için Allah’a kulluğunu yerine getiriyorsanız, size lâfım yok, çünkü siz
      Allah’ın kullarısınız; fakat, her şeyi kazanç için yapıyor ve Allah’ın
      mabedinin soyguncular mağarasına çevirdiğiniz bir ticaret değil, ibadet evi
      olduğuna bakmadan pazarda olduğu gibi mabette de alış verişte bulunuyorsanız,
      her şeyi insanları memnun etmek için yapıyor ve Allah’ı aklınızdan
      çıkarıyorsanız, o zaman size haykırarak diyorum ki, siz Allah aşkı için
      babasının evini terkeden ve kendi oğlunu kesmek isteyen ibrahim’in değil,
      şeytan’ın çocuklarısınız. Eğer böyleyseniz, yazıklar olsun size ey kâhinler ve
      fakihler, çünkü Allah kâhinliği sizden alacaktır!»

       

      46.

       

      Isa
      konuşmasını şöyle sürdürdü: «Önünüze bir mesel koyuyorum. Bir aile reisi bir
      bağ dikmiş ve hayvanlar tarafından çiğnenip ezilmesin diye etrafını çevirmişti.
      Ve, orta yere de şarap çıkarmak için mengene koymuştu ve buradan çiftçilere
      şarap verecekti. Gel


       

      zaman, şarabın biriktirilme
      vakti gelince hizmetçilerini yolladı. Bunları gören çiftçiler bazılarını
      taşladı, bazılarını yaktı ve diğerlerini de bıçakla delik deşik ettiler. Ve
      bunu defalarca yaptılar. Söyleyin bana, bağın sahibi çiftçilere ne yapsın
      şimdi?»

       

      Herkes
      cevap verdi: «En kötü biçimde hepsini yok eder ve bağını başka çiftçilere
      verir.» Bunun üzerine îsa dedi: «Bağın İsrail ailesi ve çiftçilerin ise
      Yahudiye ve Kudüs halkı olduğunu bilmez misiniz? Yazıklar olsun size, Allah
      sîze gazap etmektedir, Allah’ın bu kadar peygamberinin karnını yardınız; öyle
      ki, Ahab zamanında Allah’ın kutsal (kul)larını gömecek tek bir kişi
      bulun(a)mıyordu.!»

       

      Ve,
      Isa böyle deyince, kâhinler onu yakalamak istedilerse de, kendisini yücelten
      halktan korktular.

       

      Sonra Isa, doğuştan başı öne
      doğru eğik bir kadın görüp, dedi: «Allah’ın adıyla başını kaldır ey kadın, ki
      şunlar, benim doğruyu söylediğimi ve benim O’nun dilediği şeyleri bildirdiğimi
      anlayabilsinler.»

       

      Sonra kadın Allah’ı ta’zim ederek,
      başını tümüyle kaldırdı.

       

      Başkâhin
      bağırdı: -Bu adam Allah’ın göndermesi değildir, bakın, Sebt’i tanımıyor, çünkü
      sakat bir kişiyi iyileştiriyor bugün.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Şimdi söyleyin bana, yedinci (Sebt) günde konuşmak ve
      başkalarının kurtulması için dua etmek meşru değil midir? Sebt günü eşeği ve
      öküzü bir hendeğe kaçtığında, onu Sebt günü- (kaçtığı yerden) çekip
      çıkarmayacak kim vardır içinizde? Emînim ki, hiç kimse. Ve ben, bir İsrail
      kızına sıhhat kazandırmakla yedinci günü bozmuş mu oluyorum? Evet işte, burada
      münafıklığınız kesinkes ortaya çıkıveriyor! Ah, kendi üzerinde başını kesmek
      için bir pala durup dururken, başkasının gözüne bir saman çöpü gelip de
      çarpacak diye korkan nice kişi vardır bugün. Ah, bir karıncadan korkarken bir
      fili önemsemeyen nice nice insan vardır!»

       

      Ve
      İsa bunları söyleyip mabetten çıktı. Fakat, ele geçirip, babalarının Allah’ın
      kutsal (kul) larına yaptığı gibi, ona istediklerini yapamayan kâhinler kendi
      aralarında öfkeden kuduruyorlardı.

       

      47.

       

      îsa,
      peygamberlik görevinin ikinci yılında Kudüs’ten çıkıp Nain’e gitti. Şehrin
      kapısına yaklaştığı sırada, ahali, herkesin ölümüne ağladığı dul bir annenin
      tek oğlunu mezara götürüyordu. Bu sırada îsa şehre gelmiş bulunuyordu. Ve halk,
      Galileli bir peygamber olan İsa’nın geldiğini anlayıp, ölüyü bir peygamber
      olduğundan kaldırabilir diyerek, kendisine yalvarmaya koyuldular. Isa çok
      korktu ve Allah’a yönelerek dedi: «Beni bu dünyadan al ey Rabb (im), çünkü
      dünya delirmiş, nerdeyse bana tanrı diyecekler!» Ve İsa böyle deyip ağladı.

       

      Sonra
      melek Cebrail gelip dedi: «Ey İsa, korkma, çünkü Allah sana her sakat (ve
      noksanlık) üzerine güç vermiştir, o kadar ki, senin Allah adıyla bahşedeceğin
      her şey tümüyle yerine gelecektir.» Bunun üzerine îsa iç çekip, dedi: «Sen ne
      dilersen olur, Rabb Allah kadir ve rahimdir.» Böyle deyip ölünün annesine
      yaklaştı ve ona acıyarak dedi: «Kadın, ağlama.» Ve ölünün elini tutarak, dedi:
      «Sana diyorum genç, Allah’ın adıyla iyileşip kalk!»

       

      Sonra,
      çocuk yeniden canlandı ve bunun üzerine herkes korkuya kapılıp, dediler: «Allah
      içimizden büyük bir peygamber seçip çıkardı ve halkını ziyaret etti.»


      48.

       

      Bu
      sırada Roma ordusu Yahudiye’de olup, memleketimiz atalarımızın günahları
      yüzünden onlara bağlıydı. Şimdi, Romalıların adetiydi ki, halka yararlı yeni
      bir şey yapan tanrıya seslenip ibadet ederlerdi. Ve, Nain’de bulunan bu
      askerlerin (bazıları) da bir ötekini, bir berikini paylıyor ve,
      «Tanrılarınızdan biri sizi ziyaret etti ve siz buna hiç önem vermediniz. Eğer,
      bizim tanrılarımızdan biri bizi ziyaret edecek olsa, biz ona elimizde olan her
      şeyimizi veririz. Bizim tanrılarımızdan ne kadar korktuğumuzu görüyorsunuz.
      Onların heykellerine (suretlerine) sahip olduğumuz şeylerin en iyisini
      veriyoruz.» diyorlardı. Nain halkı arasında en ufak bir fesat çıkaramayan
      şeytan, bu tür konuşmaları teşvik ediyordu. Ama îsa Nain’de hiç oyalanmayıp,
      Kefernahum’a döndü. Nain’de anlaşmazlıklar öyle bir kerteye gelmişti ki
      bazıları, «Bizi ziyaret eden Allah’ımız» derken, bazıları «Allah görünmez, öyle
      ki, O’nu kimse görmemiştir, kulu Musa bile; o halde o Allah değil, ama O’nun
      oğludur» diyordu. Bir diğerleri de, «O Allah değil, Allah’ın oğlu da değildir,
      çünkü Allah’ın baba olacak bedeni de yoktur ayrıca; O, sadece Allah’ın bir
      peygamberidir.» diyordu.

       

      Ve,
      böyle kışkırtmalarda bulunuyordu İsa’nın peygamberliğinin üçüncü yılında
      şeytan; öyle ki, bu (kışkırtmalar) dan halkımızın başına büyük bir yıkım
      (gelecekti) .

       

      İsa
      Kefernahum’a gitti; burada ahali, (kendisinin geldiğini) öğrenince tüm
      hastalarını toplayıp, İsa’nın havarileriyle birlikte kaldığı (evin)
      sundurmasının önüne koydu. Ve İsa’yı dışarı çağırıp, hastalara sıhhat için
      ricada bulundular. Sonra, îsa ellerini her birinin üzerine koyup, dedi: «Kutsal
      adınla İsrail’in Rabbı, bu hastaya sıhhat ver.» Böyle böyle hepsi iyileşti.

       

      Sebt gün İsa havraya girdi ve tüm
      halk konuştuğunu duymak üzere buraya koşuştu.

       

      49.

       

      Yazıcı
      o gün Davud’un mezmurunu okudu, (şöyle) diyordu Davud orada: «Bir zaman
      bulduğumda dosdoğru hükmedeceğim.» Ardından, peygamberleri okuduktan sonra İsa
      kalktı ve elleriyle sus işareti yapıp, ağzını açarak şöyle konuştu: «Kardeşler,
      babamız Davud’un, bir zaman bulduğunda dosdoğru hükmedeceğini söyleyen
      sözlerini duydunuz. Size gerçekten diyorum ki, pek çok hakim hükmünde,
      kendileri için uygun düşmeyen hüküm vermek ve kendileri için uygun düşene de
      zamanından önce hükmetmekten başka bir nedenle (yanılgıya) düşmez. Bu bakımdan,
      babalarımızın Allah’ı peygamberi Davud aracılığıyla bize şöyle7 bağırır:
      «Adaletle hükmedin ey insanoğullan.» Bundan dolayı, cadde köşelerinde oturup
      da, gelen geçen için, «Şu güzeldir, şu çirkindir, şu iyidir, bu kötüdür»
      demekten başka bir şey yapmayanlar zavallılardır. Yazıklar olsun onlara, çünkü
      onlar, «Ben şahidim ve hakimim ve şanımı kimseye vermem» diyen Allah’ın elinden
      hükmünün asasını kapıp alırlar. Bakın, size söylüyorum ki, bunlar görmedikleri
      ve gerçekten duymadıkları (şeylere) şahitlik ederler ve kendilerine yetki
      verilmeden hükümde bulunurlar. Bu nedenle, yerde olanlar Allah’ın gözüne
      iğrençtirler ve (Allah) son günde kendileri için korkunç hükmünü verecektir.
      Yazıklar olsun size, yazıklar olsun hayır ve şerden söz edip, hayrın yazarı
      olan Allah’a suç isnad ederek, şerre hayr diyenlere ve tüm şerlerin kaynağı
      olan şeytan’ı haklı çıkaranlara! Ne ceza göreceğinizi düşünün ve kötüyü para
      için haklı çıkaran ve yetimlerle dulların davasına bakmayanlar üzerine gelecek
      olan Allah’ın hükmüne düşmek ne korkunçtur, (düşünün)! Size diyorum, size,


       

      öyle
      korkunç olacaktır ki bu,-tüm şeytanlar bu hüküm karşısında titreyecektir. Ey
      sen, hüküm makamında oturan insan, hiç bir şeye bakma, ne yakına, ne dosta, ne
      şerefe, ne kazanca sadece, Allah korkusuyla, en büyük dikkatle araştıracağın
      gerçeğe bak, çünkü, Allah’ın hükmünde seni kurtaracak olan budur. Ben seni
      uyarıyorum ki, merhametsiz hükmedene, (yine) merhametsizce hükmedilecektir.»

       

      50.

       

      «Söyle
      bana ey başkasını yargılayan adam, bütün insanların menşeinin aynı çamurdan
      olduğunu bilmez misin? Yalnızca Allah’tan başka hiç bir şeyin iyi olmadığını
      bilmez misin? Bu bakımdan, her insan, bir yalancı ve bir günahkârdır. înan bana
      ey adam, eğer sen bir hatadan dolayı başkalarını yargılıyorsan, kendi kalbinin
      de aynı nedenle yargılanması gerekir. Ah, ne tehlikeli bir şeydir yargılamak,
      ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış yargılarından dolayı! şeytan, insanın
      kendinden daha değersiz olduğuna hükmetti de, yaratanı Allah’a karşı isyan etti
      ve kendisiyle konuşurken öğrendiğim gibi, bu davranışından dolayı da tevbekâr olmadı,
      ilk annebabamız şeytan’ın sözüne iyi hükmü verdiler ve bu nedenle Cennet’ten
      atılarak, tüm nesillerini de mahkûm ettiler. Bakın, size söylüyorum, huzurunda
      durduğum Allah sağ ve diridir ki, yanlış hüküm tüm günahların babasıdır. Öyle
      ki, kimse iradesi dışında günah işlemez ve kimse de bilmediği şeyi dilemez. Bu
      nedenle, günaha değerli ve sevaba değersiz hüjanü veren ve böylece sevabı
      reddedip günahı seçen hüküm sahibi günahkârlara yazıklar olsun! Emin olun ki,
      Allah’ın dünyayı yargılama zamanı geldiğinde katlanılmaz bir cezayı çekecektir
      o. Ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış hüküm nedeniyle va kaç kişi daha helak
      olacaktır (aynı sebepten)! Firavun, Musa ve İsrail kavmine dinsizler hükmünü
      verdi; Saul Davud’un ölüme lâyık olduğuna hükmetti; Ahab îlya’-yı yargıladı,
      Buhtunnasır ise yalancı tanrılarına tapınmayan üç çocuğu (yargıladı). îki
      büyükler Susanna’-yı yargıladılar ve bütün putatapıcı reisler peygamberleri
      yargıladılar. Ah, Allah’ın azametli hükmü! Yargılayan helak olur, yargılanan
      kurtulur. Ve, ey insan, aceleyle değilse, neden suçsuz aleyhinde hükmederler?
      iyilerin yanlış hüküm vermeleri nedeniyle nasıl helake yaklaştıklarını, kendini
      Mısırlılara satan Yusuf’un kardeşleri ve kardeşlerini yargılayan Harun ve
      Musa’nın kız kardeşi Miriyam gösteriyor. Eyüb’ün üç arkadaşı, suçsuz
      arkadaşları Eyub’u yargıladılar. Davud Mefibeset ve Uriyah’ı yargıladı. Sirus
      Danyal’ın arslanlara et olmasını hükmetti ve daha pek çokları aynı sebepten
      helak olmaya yaklaştılar. Bu nedenle size diyorum, yargılamayın ki, yargılanmayasınız.»
      Ve sonra, îsa bu konuşmasını bitirince, pek çokları hemen tevbeye gelip,
      günahlarına ağladılar; ve onunla gelmek için her şeylerinden seve seve vaz
      geçeceklerdi. Fakat îsa dedi: «Evlerinizde kalın ve günahı bırakıp, korkarak
      Allah’a kulluk edin; böylece kurtulursunuz; çünkü ben kendime hizmet edilsin
      diye değil, aksine, hizmet etmek için geldim.»

       

      Ve
      İsa bunu deyip, havradan ve şehirden çıkarak, ibadet .etmek için çöle çekildi,
      çünkü o yalnızlığı (ve tenhayı) çok seviyordu.

       

      51.

       

      Rabb’e ibadet ettiğinde havarileri
      gelip dediler: «Ey muallim, bilmek (istediğimiz) iki şey

       

      var:
      Biri, tevbekâr değildir dediğiniz şeytan’la nasıl konuştuğunuz; diğeri de,
      Hüküm Günü*nde Allah hükmetmek için nasıl gelecektir?»


       

      İsa
      cevap verdi: «Bakın, söylüyorum size, düştüğünü bildiğimden şeytan’a karşı
      merhametim vardı ve günaha ittiği insan cinsine karşı da merhametim vardı. Bu
      nedenle, Allah’ımız için namaz kılıp oruç tuttum ve O bana meleği Cebrail
      aracılığıyla dedi, «Ne ararsın ey Isa, istediğin nedir?» Cevap verdim: «Rabb
      (ım)/şeytan’ın ne serlere neden olduğunu ve onun iğvalanyla pek çoklarının
      helâka sürüklendiğini bilirsin; o, Sen’in yarattığın bir yaratığındır Rabb
      (im), bu nedenle Rabb(ım) O’na merhamet et.»

       

      Allah
      cevap verdi: «îsa, bak O’nu bağışlayacağım. Yalnızca O’na, «Rabb (im) Allah,
      ben günah işledim, bana merhamet et» dedirt, o zaman O’nu bağışlayacak ve ilk
      durumuna iade edeceğim.»

       

      «Bu barışı çoktan gerçekleştirdiğime
      inanarak, çok sevindim» dedi îsa.

      «Bu nedenle şeytan’ı çağırdım ve
      gelip dedi: Senin için ne yapmam gerek ey îsa?»

       

      Cevap
      verdim: «Kendin için yapacaksın, ey şeytan, çünkü senin hizmetlerini
      sevmiyorum, ama seni iyiliğin için çağırdım.»

       

      şeytan
      cevapladı: «Sen benim hizmetlerimi arzulamıyorsan, ben de seninkileri
      arzulamıyorum; çünkü ben senden daha soyluyum,» bu bakımdan, sen bana hizmet
      edecek değerde değilsin sen çamursun, halbuki ben ruhum.»

       

      «Bunu
      bırakalım» dedim, «ve söyle bana, ilk güzelliğine ve ilk durumuna dönmen iyi olmaz
      mı? Melek Mikâil’in Hüküm Günü’nde sana Allah’ın kılıcıyla yüz bin defa vurması
      gerektiğini, (vuracağını) ve her vuruşun sana on cehennem azabı vereceğini
      bilmelisin.» şeytan cevapladı: «O gün kimin daha çok şey yapabileceğini
      göreceğiz; ben kesinlikle yanıma pek çok melek ye Allah’ı ta’ciz edecek en
      güçlü putatapıcıları alacağım ve O, pis bir çamur (parçası) uğruna beni sürgün
      etmekle ne büyük bir hata işlemiş olduğunu bilecektir.»

       

      Sonra dedim: «Ey şeytan, sen zihnen
      sakatsın ve ne dediğini bilmiyorsun.» Sonra, şeytan alay eder biçimde başını
      sallayarak dedi: «Gel şimdi, benimle Allah arasında bu barışı yapalım; sen
      madem zihnen sağlamsın, ne yapılması gerekiyor söyle ey İsa.»

       

      Cevap verdim: «Yalnızca iki sözün
      söylenmesi gerekli.»

      şeytan cevapladı: «Hangi sözlerin?»

      Cevap verdim: «Şunlar: Günah
      işledim; bana merhamet et.»

       

      Sonra
      şeytan dedi: «Eğer Allah bu sözleri bana söyleyecek olursa, ben şimdi bu banşı
      seve seve yapacağım.»

       

      «Şimdi
      defol buradan» dedim, «Ey mel’un, sen bütün zulüm ve günahların habis
      yazarısın, fakat Allah, adil ve günahsızdır.»

       

      şeytan
      çığlık atarak ayrıldı ve dedi: «Öyle değil ey İsa, ama sen Allah’ı memnun etmek
      için yalan söylüyorsun.»

       

      «Şimdi
      zihninizde tartın (bakalım)» dedi İsa havarilerine, «o nasıl merhamet görecek?»
      Cevap verdiler: «Asla, Rab, çünkü o tevbekâr değildir. Şimdi de bize Allah’ın
      hükmünden söz edin.»

       

      52.
      Kıyametin Kopuşu

       

      «Allah’ın
      Hüküm Günü öylesine korkunç olacaktır ki, bakın size söylüyorum, günahkârlar,
      Allah’ın kendilerine kızgın kızgın konuşmasını, duymaktansa, hemen on cehennemi
      seçeceklerdir. Onlara karşı bütün yaratıklar şahitlik edecektir. Bakın, size
      diyorum ki, yalnızca günahkârlar korkmakla kalmayacak, Allah’ın seçilmiş
      (kulları) ve


       

      velîler
      (korkacak), öyle ki, İbrahim takvasına güvenmeyecek, Eyüp günahsızlığına itimad
      etmeyecek. Ve, ne diyorum? Allah’ın Elçisi bile korkacak, şu sebepten ki,
      Allah, ululuğunu bildirmek için, Allah’ın kendisine her şeyi nasıl vermiş
      olduğunu hatırlamasın diye Elçisini hafızadan yoksun bırakacak. Bakın, size
      diyorum ki, bütün kalbimle söylüyorum, dünya (dakiler) bana tanrı
      diyeceklerinden ve bundan dolayı açıklamada bulunmam gerekeceğinden ben
      titriyorum. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, ben de diğer
      insanlar gibi ölümlü bir insanım; Allah beni, hastalar şifa bulsun, günahkârlar
      doğrulsun diye İsrail ailesi üzerine peygamber yapmışsa da, ben Allah’ın
      kuluyum ve siz, benim dünyadan ayrılmamdan sonra, şeytan’ın çalışmalarıyla
      benim kitabımdaki gerçeği iptal edecek olan şu habislere karşı nasıl
      konuştuğuma şahitsiniz. Fakat, ben sonlara doğru döneceğim ve benimle birlikte
      Enoh’la İlya da gelecek ve sonları meş’um olacak habisler karşısında delil ve
      şahit olacağız.» Ve, îsa böyle deyip, göz yaşı döktü, bunun üzerine havariler
      hüngür hüngür ağlayıp, seslerini yükselterek dediler: «Bağışla ey Rabb(ımız)
      Allah ve suçsuz kuluna merhamet et.» îsa karşılık verdi: «Amin, Amin.»

       

      53.

       

      «Bu
      günden önce» dedi İsa, «dünyanın üzerine büyük bir belâ gelecektir; öylesine
      amansız ve acımasız bir savaş olacak ki, insanlar arasındaki ayrılık ve
      gruplaşmalar nedeniyle, baba oğulu öldürecek, oğul babayı öldürecektir. Bu
      şekilde şehirler yerle bir edilecek ve kırlar çöl olacaktır. Öylesine salgın
      hastalıklar baş gösterecek ki, ölüleri taşıyacak kimse bulunmayacak ve
      hayvanlara yem olsun diye terk edilecekler. Yeryüzünde kalanlara Allah öylesine
      bir kıtlık gönderecek ki, ekmek altından daha kıymetli olacak ve her türlü pis
      şeyleri yiyecekler. Ey, hiç kimseden, «günah işledim, bana merhamet et ey Allah
      (im)» sözünün duyulmayacağı, fakat, korkunç seslerle, her zaman azametli ve
      Sübhan olan (Allah’a) küfredileceği zavallı çağ!»

       

      «Bundan
      sonra, o gün yaklaşırken, yeryüzünün sakinleri üzerine, onbeş gün süreyle her
      gün korkunç bir işaret gelecek. İlk gün, güneş gökteki yörüngesinde ışıksız,
      fakat kumaş boyası gibi siyah olarak seyredecek; ve bir babanın ölmekte olan
      oğluna ah-vah ettiği gibi, ah-vah edecek. İkinci gün, ay kana dönecek ve kan
      yeryüzüne çığ gibi inecek. Üçüncü gün, yıldızların düşman orduları gibi,
      aralarında savaştıkları görülecek. Dördüncü gün, taşlar ve kayalar, vahşî
      düşmanlar gibi birbirleri üzerine hücum edecekler. Beşinci gün, her bitki ve ot
      kan ağlayacak. Altıncı gün, deniz (ler) yüzelli gez (kadar) yükselip, bütün gün
      öyle duvar gibi kalacaklar. Yedinci gün, tersine pek az görülebilecek kadar
      derine batacaklar. Sekizinci gün, kuşlarla yeryüzünün ve suların hayvanları bir
      araya gelip, feryat ve figan edecekler. Dokuzuncu gün, öylesine korkunç bir
      dolu fırtınası olacak ki, ancak canlıların onda biri kalacak şekilde her şeyi
      öldürecek.-Onuncu gün, öylesine korkunç yıldırımlar ve gök gürlemeleri meydana
      gelecek ki, dağların üçte bir parçası yarılıp kavrulacak. On birinci gün, her
      ırmak geriye doğru akacak ve su yerine kan akıtacak. On ikinci gün, her canlı
      figan edip, inleyecek. On üçüncü gün, gök kitap gibi dürülecek ve her canlının
      ölmesi için ateş yağdıracak. On dördüncü gün, öylesine korkunç bir deprem olacak
      ki, dağların tepeleri kuşlar gibi havada uçuşacak ve bütün yeryüzü bir ova
      haline gelecek. Onbeşinci gün, kutsal melekler ölecek ve Allah tek başına
      hayatta kalacak şan, şeref ve azamet O’-nundur.»

       

      Ve Isa böyle deyip, her iki eliyle
      yüzünü tokatladı ve başını yere vurdu. Ve, başını


       

      kaldırıp, dedi: «Benim
      sözlerime, benim Allah’ın oğlu olduğumu katanlara lanet olsun.» Bu sözler
      üzerine havariler ölüler gibi yere kapandılar, bunun üzerine îsa onlan
      kaldırıp, dedi: «O günde korkuya kapılmak istemiyorsak, şimdi Allah’tan
      korkalım.»

       

      54. Hüküm
      Günü

       

      «Bu
      işaretler geçince, dünya üzerine kırk gün karanlık olacak, yalnızca yaşayan
      Allah’tır (o gün), şan ve azamet ebediyyen O’nadır. Kırk gün geçince Allah,
      tekrar güneş gibi, fakat bin güneş kadar parlak kalkacak olan Elçisi’ne hayat
      verecek. O, oturacak ve konuşmayacak, çünkü kendinden geçmiş gibi olacak.
      Allah, sevdiği dört meleği yeniden diriltecek ve onlar Allah’ın elçisini
      arayacak. Bulunca da, kendisine göz kulak olmak için (bulunduğu yerin) dört
      yanına yerleşecekler. Ardından, Allah tüm meleklere hayat verecek ve Allah’ın
      Elçisinin çevresinde arılar gibi dönerek gelecekler. Bundan sonra, Allah tüm
      peygamberlerine hayat verecek ve Adem’in ardından hepsi Allah’ın Elçisi’nin
      elini öpmeye gidecek ve kendilerini O’nun himayesine bırakacaklar. Sonra, Allah
      tüm seçkin (kullarına) hayat verecek ve (şöyle) bağıracaklar: «Ey Muhammed,
      bizi hatırından çıkarma!» Bu bağırışmalar üzerine Allah’ın elçisinde acıma
      duygusu uyanacak ve kurtuluşları için endişelenecek, ne yapması gerektiğini
      düşünecek. Bunun ardından, Allah her yaratılmışa hayat verecek ve önceki
      varlıklanna dönecekler, fakat herkes, aynca konuşma gücüne sahip olacak. Sonra,
      Allah tüm günahkârlara (fasık, facir, kâfir, münafık) hayat verecek, yeniden
      dirildiklerinde çirkinliklerine bakarak, Allah’ın tüm yaratıkları bağıracaklar:
      «Rahmetin bizi bırakmasın, ey Allah’ımiz Rabb.» Bunun ardından, Allah şeytan’ı
      diriltecek ve onu görünce, görünümünün iğrençliğinden korkarak, her yaratık ölü
      gibi olacak. «Allah razı olsun ki» dedi İsa, «bu canavarı ben o gün görmem,
      yalnızca Allah’ın Elçisi bu tür şekillerden korkuya kapılmayacak, çünkü O
      sadece Allah’tan korkacak.»

       

      Sonra,
      surunun sesiyle herkesin dirileceği melek, suruna yeniden üfürüp, diyecek:
      «Hüküme gelin ey yaratıklar, çünkü Yaratıcı’nız sizi yargılamak diliyor!»
      Ardından, göğün ortasında, Yehoşafat vadisi üzerinde ışıldayan bir taht
      belirecek ve üzerine beyaz bir bulut gelecek, bunun üzerine melekler
      bağıracaklar: «Sen, bizi yaratan ve bizi şeytan’ın kaydırmasından koruyan
      Allah’ımızı tesbih ve ta’zim ederiz.» Sonra, Allah’ın elçisi korkacak, şu
      sebepten ki, kimsenin gerektiği kadar Allah’ı sevmemiş olduğunu algılayacak.
      Çünkü, karşılığında bir parça altın alacak olanın altmış akçesi olmalı; öyle
      de, eğer bir akçeden başka bir şey yoksa, karşılığında bir şey alamıyacaktır.
      Ya, Allah’ın Elçisi de korkacak olursa, kötülük ve pislik dolu dinsizler ne
      yapacak?»

       

      55.

       

      «Allah’ın
      Elçisi tüm peygamberleri toplamaya çıkacak, onlarla konuşup, kendilerinden
      mü’minler için birlikte Allah’a yalvarmaya gitmelerini rica edecek. Ve, hepsi
      de korkuyla özür dileyecek; Allah sağ ve diridir ki, bildiğim şeyi bilerek ben
      de gitmeyeceğim. Sonra Allah bu durumu görüp, Elçisi’ne her şeyi nasıl O’nun
      sevgisi için yarattığını hatırlatacak ve böylece korkusu gidecek ve melekler,
      «Ey Allah, Allah’ımız, Senin kutsal adını tesbih ederiz» diye söyleşirken,
      sevgi ve saygıyla tahta yaklaşacak.»

       

      «Ve,
      tahta yaklaştığında, Allah Elçisi’ne, uzun zamandır bir araya gelmemiş bir
      dostun bir dosta (açtığı) gibi açacak. İlk konuşan Allah’ın elçisi olacak ve
      diyecek ; «Ey


       

      Allah’ım,
      seni seviyor ve sana ibadet ediyorum; bütün kalbim ve ruhumla, beni kulun
      olarak yaratmak lûtfunda bulunduğun ve her şeyde, her şey için ve her şeyin
      üstünde seni seveyim diye her şeyi benim sevgim için yarattığından dolayı sana
      hamd ederim; bu bakımdan, bütün yaratıkların Sana sena etsinler, ey Allah’ım.»
      Sonra, Allah’ın yarattığı her şey diyecek: «Sana hamd ederiz ey Rabb ve kutsal
      adını tesbih ederiz.» Bakın, size diyorum ki, şeytan’Ia birlikte cinler ve
      tevbe etmeyenler o zaman öyle ağlayacaklar ki, her birinin gözlerinden akan su,
      Erden ırmağının suyundan daha çok olacak. Ve Allah’ı da görmeyecekler.

       

      «Ve,
      Allah Elçisi’ne konuşarak, diyecek: «Hoş geldin, ey benim imanlı kulum; şimdi
      ne dilersen iste benden, çünkü her şeyi elde edeceksin.»

       

      Allah’ın
      Elçisi cevap verecek; *Ey Rabb (ım), hatırlıyorum ki, beni yarattığın zaman, benim
      sevgim için, ben kulun aracılığıyla Seni yüceltsinler diye dünyayı ve cenneti,
      melekleri ve insanları yaratmak istediğini söylemiştin. Bu bakımdan rahîm ve
      adil olan Rabb (ım) Allah, sana, kuluna yapılan va’dı hatırlaman için
      yalvarıyorum.»

       

      Ve
      Allah, dostuyla şakalaşan bir dost gibi cevap verecek ve diyecek: «Buna
      şahitlerin var mı dostum Muhammed?» Ve, o saygıyla diyecek: «Evet Rabb (im).»
      Sonra, Allah cevap verecek, «Git, çağır onları ey Cebrail.» Melek Cebrail
      Allah’ın Elçisi’ne gelip, diyecek : «Efendi, şahitlerin kimdir?» Allah’ın
      Elçisi cevap verecek: «Adem, ibrahim, İsmail, Musa, Davud ve Meryem oğlu İsa.»

       

      Sonra,
      melek gidecek ve adı geçen şahitleri çağıracak, korkuyla oraya gidecekler. Ve,
      hazır olduklarında, Allah onlara diyecek; «Elçimin iddia ettiği şeyi hatırlıyor
      musunuz?» Cevap verecekler; «Hangi şeyi ey Rabb (ımız)?» Allah diyecek: «Bütün
      şeyler kendi aracılığıyla bana sena etsinler diye, her şeyi O’nun sevgisi için
      yarattığımı.» Sonra, onların hepsi cevap verecekler: «Bizimle birlikte, bizden
      daha iyi üç şahit daha var, Rabb (imiz).» Bunun üzerine, Allah cevaplayacak :
      «Kimlerdir bu üç şahit?» Sonra, Musa diyecek : «Bana verdiğin kitab ilkidir»;
      ve Davud diyecek: «Bana verdiğin kitab ikincisidir»; ve size konuşan diyecek :
      «Rabb (ım), şeytan tarafından aldatılan tüm dünya, benim senin oğlun ve
      yoldaşın olduğumu söyledi ve fakat, bana verdiğin kitab, gerçekte benim senin
      kulun olduğumu söylüyordu; ve bu kitab, «Bana verdiğin kitap da böyle der, ey
      Rabb (im).» Ve, Allah’ın Elçisi bunu söyleyince Allah konuşup, diyecek: «Şimdi
      yapmış olduğum şeylerin hepsini herkesin seni ne kadar çok sevdiğimi bilmesi
      için yaptım.» Ve, böyle konuştuktan sonra, Allah Elçisine, içinde bütün
      seçilmiş kul (ların) adı yazılan bir kitab verecek. Bunun üzerine, her yaratık
      Allah’a saygı gösterisinde bulunup, diyecek: «Yalnızca Sanadır, ey Allah (imiz)
      şan ve izzet. Çünkü bize Elçi’ni Sen gönderdin.»

       

      56.”Ey
      Rabb Allah, Bizi De Şu Toprağa İade Et!”

       

      Allah,
      Elçisi’nin elindeki kitabı açacak ve Elçisi oradan okuyup, tüm melekleri,
      peygamberleri ve seçilmiş (kul)ları çağıracak ve her birinin alnında Allah’ın
      Eİçisi’nin işareti yazılı olacak. Ve kitapta Cennet’in ihtişamı yazılacak.

       

      Sonra,
      herkes Allah’ın sağına geçecek; (Allah’ın) yanına elçisi oturacak ve
      peygamberler O’nun yanına oturacaklar. Evliya peygamberlerin yanına
      oturacaklar. Asfiya velîlerin yanına (oturacak) ve melek sura üfürûp, şeytan’ı
      mahkemeye çağıracak.


       

      57.


       

      Sonra,
      bu zavallı (yaratık) gelecek ve en büyük küfür ve hakaretlerle her yaratık
      tarafından suçlanacak Bu nedenle, Allah melek Mikâil’i çağıracak, o da Allah’ın
      kılıcıyla (şeytan’a) yüz bin defa vuracak. Şeytan’a vuracak ve her vuruş on
      Cehennem ağırlığında olup, (şeytan) Cehennem çukuruna atılanların da ilki
      olacak. Melek, şeytan’ın yoldaşlarını çağıracak ve onlar da aynı şekilde
      suçlanıp, hakarete uğrayacaklar. Bunun üzerine, melek Mikâil, Allah’tan aldığı
      yetkiyle bir kısmına yüz defa, bir kısmına elli, bir kısmına yirmi, bir kısmına
      on, bir kısmına da beş (defa) vuracak. Ve, sonra hepsi çukura inecekler, çünkü,
      Allah onlara diyecek: «Cehennem sizin mekânınızdır, ey mel’unlar.»

       

      Bundan
      sonra, mahkemeye tüm kâfirler ve fasıklar çağırılacak, bunlara karşı önce
      insanın altındaki yaratıklar çıkacak ve Allah’ın önünde, bu insanlara nasıl
      hizmet ettiklerini ve bunların Allah’a ve yaratıklarına nasıl rezilce
      davrandıklarını (anlatıp), tanıklık edecekler. Ve peygamberlerin hepsi kalkıp,
      aleyhlerinde tanıklık edecek. Bunun üzerine, Allah tarafından cehennemi
      alevlere mahkûm edilecekler. Bakın, size diyorum ki, bu korkunç günde hiç bir
      boş söz veya düşünce cezasız kalmayacak. Bakın, size söylüyorum ki, at kılından
      gömlek güneş gibi parlayacak ve kişinin Allah aşkıyla taşıdığı her bit inciye
      dönüşecek. Gerçek yoksulluk içinde Allah’a yürekten kulluk eden fakirler iki
      kat, üç kat daha çok kutsanır. Çünkü onlar bu dünyada dünyevî hazlardan
      yoksundurlar. Ve bu nedenle pek çok günahlardan da azadedirler; o günde de,
      dünyanın zenginliklerini nasıl harcadıklan konusunda hesap vermek zorunda
      kalmayacaklar, tersine, sabırları ve yoksuîlukları nedeniyle
      ödüllendirilecekler. Bakın, size diyorum ki, eğer dünya bunu bilse, kaftandan
      önce at kılından gömleği, altından önce bitleri (ve) ziyafetlerden önce oruçlan
      seçer.

       

      Her
      şey incelendiğinde Allah, Elçisi’ne seslenerek: «Bak, ey dostum, kötülükleri ne
      kadar da büyük, halbuki, yaratıcıları olan Ben, tüm yaratılmış şeyleri
      hizmetlerine verdim ve onlar her şeyde şanımı kırmaya çalıştılar. Bu nedenle,
      en adaletli şey, onlara merhamet etmememdir.»

       

      Ve o bu sözleri söyledikten
      sonra, tüm melekler ve peygamberler Allah’ın seçilmişleriyle birlikte —hayır,
      neden seçilmişler diyorum?— bakın, size söylüyorum ki, örümcekler ve sinekler,
      taşlar ve kumlar dinsizlere karşı haykıracak ve adalet isteyecekler.

       

      Sonra,
      Allah insanın altındaki tüm canlı ruhlan yeniden toprak edecek ve dinsizleri de
      cehenneme gönderecek. Giderlerken, köpeklerin, atların ve diğer çirkin
      hayvanların katılacakları toprağı tekrar görecekler. Bunun üzerine, diyecekler:
      «Ey Rabb Allah, bizi de şu toprağa iade et.» Fakat bu istekleri kendilerine
      bahşedilmeyecek.»

       

      58.

       

      îsa
      konuşurken havariler acı acı ağlıyorlardı. Ve, Isa da pek çok gözyaşı döktü. Yuhanna
      ağlamasını bitirip sordu: «Ey muallim» öğrenmek istediğimiz iki şey var. Biri,
      merhamet ve acıma dolu olan Allah’ın Elçisi’nin kendisi gibi aynı çamurdan
      olduklarını bildiği halde, o gün tevbesizlere acımaması nasıl mümkün oluyor?
      Diğeri, Mikâil’in kılıcının on cehennem ağırlığında olmasını nasıl anlayacağız;
      sonra, birden fazla cehennem var mıdır? îsa cevap verdi: «Davud Peygamber’in,
      günahkârların helakine adaletli olanların nasıl güleceği ve, «ümidini gücüne ve
      zenginliğine bağlayıp Allah’ı unutan insanı gördüm» diyerek alay edeceğiyle
      ilgili sözlerini duymadınız mı? Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, İbrahim
      babasıyla ve Adem tüm tevbesiz günahkârlarla


       

      alay
      edecek; ve bu olacak, çünkü, seçilmişler yeniden öylesine tam ve Allah’a
      müttefik olarak doğacaklar ki, zihinlerinde Allah’ın adaletine karşı en ufak
      bir düşünce beslemeyecekler; bu nedenle, hepsi ve hepsinin üstünde Allah’ın
      Elçisi adalet isteyecek. Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, ben şimdi
      insanlığa acıyarak ağlıyorum da, o gün, sözlerimi küçümseyenlere ve hepsinden
      çok kitabımı kirletenlere karşı acımadan adalet isteyeceğim.»

       

      59.
      Cehennemin Mahiyeti

       

      «Cehennem
      birdir ey havarilerim, ve içinde melunlar ebediyyen ceza çekeceklerdir. Böyle
      de, biri diğerinden daha derin yedi odası veya bölümü vardır ve en derinine
      giden daha büyük azap çekecektir. Yine, benim Mikâil’in kılıcıyla ilgili
      sözlerim de doğrudur. Çünkü, bir günah işleyen bir cehennemi hak eder, iki
      günah işleyen iki cehennemi hak eder. Bu bakımdan, bir cehennemde günahkâr
      mel’unlar, on, yüz veya bin cehennemde azap çekiyormuş hissi duyacaklardır; ve
      Kadîri Mutlak Allah, gücü ve adaleti sebebiyle, Şeytan’a on, yüz, bin (bir
      milyon) cehennemdeymiş gibi ve geri kalanların her birine de kötülüklerine göre
      azap çektirecektir.»

       

      Sonra
      Petrus karşılık verdi: «Ey muallim, gerçekten Allah’ın adaleti büyüktür ve
      bugün bu konuşma sizi üzdü; bu nedenle, sizden rica ediyoruz, dinlenin ve
      cehennemin nasıl olduğunu bize yann anlatan.»

       

      Isa
      cevap verdi: «Ey Petrus, bana dinlenmemi söylersin; Ey Petrus, sen ne dediğini
      bilmiyorsun. Yoksa böyle konuşmazdın. Bakın, sana diyorum ki, bu dünya
      hayatında dinlenmek dindarlığın zehri ve her iyi işi tüketen (bir) ateştir.
      Hem, Allah’ın peygamberi Süleyman’ın bütün peygamberler gibi, üşengeçliği
      eleştirdiğini unuttun mu? (Ne kadar) doğru söylüyor o; «Haylaz, soğuk
      korkusuyla toprağı işlemiyecek ve yaz gelince dilenecektir!» Bundan dolayı,
      dedi: «Elinden ne geliyorsa, hepsini dinlenmeden yap.» Ve, Allah’ın en suçsuz
      dostu Eyüp ne diyor: «Kuşun uçmak için doğduğu gibi, insan da çalışmak için
      doğmuştur.» Bakın, size diyorum ki, her şeyden çok dinlenmekten nefret ederim.»

       

      60.

       

      «Cehennem birdir ve kış yazın,
      soğuk da sıcağın zıddı olduğu gibi, o da Cennet’in zıddıdır. Bu bakımdan,
      Cehennem’in alçaklığını tanımlayan, Allah’ın nimetlerinin Cennet’ini görmüş
      olmalıdır.

       

      Ve,
      sonra îsa ağlatan bir inilti koyvererek, dedi: -«Cidden, hiç şekillenmemiş
      olmak, böylesine dehşetli işkencelerden daha iyi olurdu. Çünkü, vücudunun her
      yanında işkenceler çeken ve kendisine merhamet gösterecek olması şöyle dursun,
      herkes tarafından alay edilen bir insan düşünün; söyleyin bana, bu büyük bir
      azap olmaz mı?» Havariler cevap verdiler: «En büyüğü.»

       

      Sonra
      İsa dedi: «Şimdi bu cehenneme (oranla) bir sevinçtir. Size gerçekten diyorum
      ki, eğer Allah, tüm insanların bu dünyada çektikleri ve Hüküm Günü’ne kadar
      çekecekleri azabı bir kefeye ve cehennem azabının tek bir saatini da öbür
      kefeye koysa, fasık ve facirîer kuşkusuz bu dünyanın acılarını seçerler. Çünkü,
      dünyanın acıları, insanlann elinden gelirken, diğer (acılar) merhamet nedir
      bilmeyen cinlerin (zebanilerin?) elinden


       

      gelir
      (çekilir). Ne zalim (bir) ateş verecektir onlar zavallı günahkârlara! Ne acı,
      ama yine de alevleri hafifletmeyecek olan (bir) soğuk! Ne gıcırdayan dişler,
      hıçkırıklar ve ağlamalar! Öyle ki, Erden (Irmağı)ın suyu, onların gözlerinden
      her saniye dökülecek yaşlardan daha azdır. Ve, burada dilleri, anneleri,
      babaları ve ebedi Sübhan olan Yaratıcılanyla birlikte yaratılmış her şeye lanet
      okuyacaktır.»

       

      61.

       

      İsa
      böyle deyip, Musa’nın kitabında yazılı olan Allah’ın kanununa göre
      havarileriyle birlikte yıkandı; ve sonra namaz kıldılar. Ve, onu böyle üzgün
      gören havariler kendisiyle o gün hiç konuşmadılar, her biri, onun sözleri
      üzerine dehşetten dona kalmıştı.

       

      Sonra
      İsa, akşam namazının ardından ağzını açıp dedi: «Hangi aile babası bir hırsızın
      evine girmek niyetinde olduğunu bilirse uyuyabilir? Emin olun, hiç biri; çünkü
      (etrafı) gözetler ve hırsızı öldürmek için hazır bekler. Öyle de, şeytan’ın
      yiyebileceği kişiyi bulmak için dolaşan azgın bir arslan olduğunu bilmez
      misiniz? O, insana günah işletmenin yolunu arar. Bakın, size diyorum ki, eğer
      insan (şu) tüccar gibi davranırsa, o gün hiç bir korkusu olmaz. Çünkü,
      hazırlığı iyidir. Ticaret yapmaları ve kârı adil bir şekilde bölüşmeleri için
      komşularına para veren bir adam vardı. Ve, bir kısmının ticareti iyi gitti ve
      parayı iki katına çıkardılar. Fakat, bir kısmı ise parayı, onu kendilerine
      veren adamı kötüleyip, düşmanının hizmetinde kullandılar. Şimdi söyleyin bana,
      (bu) komşu borçlularını hesap vermeğe çağırdığında, ne olacaktır? İnanın, o
      ticareti iyi gidenleri ödüllendirecek, fakat diğerlerine karşı kızgınlığı
      paylama biçiminde kendini gösterecektir. Ve, sonra onları kanuna göre
      cezalandıracaktır. Ruhum huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, komşu,
      kendisi sena olunsun ve insan Cennet’in ihtişamına ersin ve dünyada iyi yaşasın
      diye, insana hayatla birlikte sahip olduğu her şeyi veren Allah’tır. İyi
      yaşayanların örneği, paraları iki katına çıkanlardır. Çünkü, günahkârlar
      onların (gösterdiği örneğe bakarak) tevbeye gelirler, böylece iyi yaşayan
      insanlar daha büyük bir ödülle ödüllendirileceklerdir. Fakat, günahlarıyla (ve)
      Allah’ın düşmanı şeytan’ın hizmetinde geçen hayatlarıyla Allah’ın kendilerine
      verdiği şeyleri yarıya indiren, Allah’a küfreden ve başkalarına saldırılarda
      bulunan lânetli günahkârlar, söyleyin bana, bunların cezası ne olacaktır?»

       

      «Ölçülemez (derecede) olacaktır»
      dedi havariler.

       

      62.

       

      Sonra
      îsa dedi: «îyi yaşayacak olan, dükkânını kilitleyip, onu gece gündüz büyük bir
      dikkatle koruyan tüccardan örnek almalıdır. Ve, aldığı şeyleri satarak kâr
      etmek isteyecektir, çünkü bu şekilde kaybedeceğini sezerse, kendi kardeşine
      bile satmayacaktır. Öyleyse sizin de böyle yapmanız gerekir. Çünkü, gerçekten
      ruhunuz bir tüccardır, beden ise dükkândır; bu bakımdan, duyular yoluyla
      dışandan aldığını, (ruhuyla) alır, satar. Ve para sevgidir. Bakın bakayım,
      sevginizi vererek kendisiyle kâr edemiyeceğiniz en küçük bir düşünceyi alıp
      satmazsınız. Ama, düşünce, söz, iş tümüyle Allah’ın sevgisi için olmalı,-
      çünkü, (ancak) bu şekilde o gün emniyette olursunuz. Bakın, size diyorum ki,
      pek çokları abdest alıp namaza gider, pek çokları oruç tutup zekât verir, pek
      çokları ilimle uğraşır ve başkalarına va’z verir, (ama) hepsinin sonu Allah
      katında kötüdür; çünkü, bedeni temizlerler, kalbi değil; ağızla ağlarlar,
      kalple değil; etlerden uzak dururlar,


       

      kendilerini
      günahlarla doyururlar; kendilerine iyi densin diye, başkalarına kendileri için
      iyi olmayan şeyler verirler; işe yarasın diye değil, konuşmayı bilmek için
      ilimle uğraşırlar. Kendilerinin tersini yaptıklan şeyleri başkalarına
      öğütlerler. Ve, böylece kendi dilleriyle kendilerini mahkûm ederler. Allah, sağ
      ve diridir ki, bunlar Allah’ı kalpleriyle tanımazlar; çünkü, tanımış olsalardı
      severlerdi; ve insan madem ki sahip olduğu her şeyi Allah’tan almıştır, Öyle de,
      her şeyi Allah’ın sevgisi uğrunda harcamalıdır.»

       

      63.

       

      Bir
      kaç gün sonra, îsa Samirîierin bir şehrine uğradi; (fakat) kendisini şehre
      almadıklan gibi, havarilerine ekmek de satmak istemediler. Bunun üzerine Yakup
      ve Yuhanna dediler: «Muallim, razı olur musun ki, Allah’a dua edelim de, gökten
      bu insanların üzerine ateş indirsin?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Hangi ruhun sizi çektiğini bilmiyorsunuz da, böyle
      konuşuyorsunuz. Hatırlayın ki,

       

      Allah,
      içinde Allah’tan korkan kimse görmediğinden Ninova’yı yıkmaya karar vermişti.
      Burası, öylesine kötüydü ki, Allah Yunus peygamberi bu şehre göndermek üzere
      çağırdı. O da halktan korkusundan Tarsus’a kaçmak istedi. Bunun üzerine Allah
      O’nu denize attı ve bir balığa yakalanıp, Ninova yakınıra fırlatıldı. Ve, orada
      tebliğde bulundu, insanlar tevbeye geldiler ve Allah da kendilerine acıdı,»

       

      «Öç
      için çağıranlara yazıklar olsun çünkü her insanın içinde Allah’ın öcünü çekecek
      bir neden bulunduğundan, (çağırdıkları) başlarına gelecektir. Şimdi söyleyin
      bana, bu şehri bu insanlarla birlikte siz mi yarattınız? Ey siz deliler, emin
      olun ki hayır. Çünkü tüm yaratıklar bir araya gelse, hiç yoktan yeni tek bir
      sinek yaratamazlar. Eğer, bu şehri yaratmış olan Sübhan ve Azim Allah şimdi onu
      yaşatıyorsa, siz hangi nedenle onu yıkmayı arzularsınız? Neden şöyle demediniz?
      «Razı olur musun ki muallim Allah’ımız Rabb’e dua edelim de, bu insanlar
      tevbeye gelsinler?» Kesinlikle, benim havarimin (yapacağı) doğru hareket budur.
      Kötülük yapanlar için Allah’a dua etmektir. Habil, Allah’ın lanetine uğrayan
      kardeşi Kabil kendisini öldürürken böyle yaptı. İbrahim, karısını kendisinden
      alan Firavun için de böyle yaptı ve bunun üzerine Allah’ın meleği (Firavun’u)
      öldürmedi de, vurup sakatladı. Dinsiz kralın iradesiyle mabette öldürülürken,
      Zekeriyya da böyle yaptı. Allah’ın tüm dostları ve kutsal peygamberlerle
      birlikte, Yeremya îşaya, Hezekiel, Danyal ve Davud böyle yaptılar. Söyleyin
      bana, eğer bir kardeş çıldırmışsa, kötü konuştu ve yanına varanlara vurdu diye
      onu öldürür müsünüz? Kesinlikle, böyle yapmıyacaksınız, bilakis, sakatlığına
      iyi gelecek ilaçlarla onu sıhhatına kavuşturmaya çalışacaksınız.»

       

      64.

       

      «Ruhum
      huzurunda duran Allah sağ ve diridir ki, bir günahkâr herhangi bir insana
      eziyet ederken, sağlam bir zihne sahip değildir, çünkü, söyleyin bana,
      düşmanının cübbesini yırtma uğruna başını kıracak bir kimse var mıdır? Şimdi,
      düşmanının bedenini incitmek için kendini Allah’tan, ruhunun başından ayıran
      kişinin nasıl salim bir zihni olabilir? «Söyle bana ey insan, düşman kimdir?
      Kesinlikle bedeniniz, ve sizi öven herkes. Bu nedenle, eğer sıhhatli bir zihne
      sahipseniz, sizi kötüleyenlerin ellerini öper ve size eziyet edenlere ve vurup
      duranlara hediyeler verirsiniz; çünkü, ey insan, çünkü, bu hayatta


       

      günahlarınızdan
      dolayı ne kadar kötülenir ve eziyet çekerseniz, Hüküm Günü’nde o kadar az
      (kötülenip, eziyet çekeceksiniz). Fakat, söyle bana ey insan, eğer veliler ve
      Allah’ın peygamberleri, masum olmalarına rağmen eziyet çekmiş ve dünya
      tarafından lekelenmişlerse, ey günahkâr, sana yapılacak olan nedir; ve onlar
      kendilerine eziyet edenler için dua edip, tüm sabırlarıyla tahammül
      göstermişlerse, senin ne yapman gerekir, ey Cehennem’e lâyık olan insan?
      Söyleyin bana ey havarilerim, Şimei’nin Allah’ın kulu Davud Peygamber’e
      hakaretler edip, taşladığını bilmiyor musunuz? Öyleyken, Şimei’yi seve seve
      öldürecek olanlara Davud ne dedi?» Sana ne oluyor ki ey Yoab, Şimei’yi öldürmek
      istiyorsun? Bırak, bana hakaretler etsin o, çünkü bu, o hakaretleri nimete
      çevirecek olan Allah’ın iradesidir.» Ve, böyle oldu; Allah Davud’un sabrını
      gördü ve onu kendi oğlu Absalom’un zulmünden kurtardı.

       

      İki havari cevap verdi: «Rab, biz
      günaha girdik, Allah bize merhamet etsin.»

       

      Ve îsa cevap verdi: «Amin.»

       

      65.

       

      Fısıh
      bayramı yaklaştı ve îsa havarileriyle birlikte Kudüs’e gitti. Ve, «Probatika»
      denilen havuza vardı. Ve, her gün Allah’ın meleği havuzu bulandırdığından ve
      suya ilk giren (suyun) hareketinden sonra her türlü noksanlıktan kurtulduğu
      için banyoya böyle denirdi. Bu nedenle, beş çatılı bölmesi olan havuzun yanında
      çok sayıda hasta kalırdı. Ve, îsa orada otuzsekiz yıl bulunan, azap verici bir
      sakatlıkla ma’lûl güçsüz bir adam gördü. Bunun üzerine, durumu İlâhî ilhamla
      bilen îsa hasta adama acıdı ve şöyle dedi: iyi olmak ister misin?»

       

      Güçsüz
      adam cevap verdi: «Rab, melek suyu bulatınca beni içine itecek kimsem olmuyor,
      fakat ben gelirken de, bir başkası benden önce inip oraya giriyor.»

       

      Sonra,
      îsa gözlerini gök yüzüne kaldırıp, dedi: «Allah’ımız Rabb, babalarımızın
      Allah’ı, bu güçsüz adama merhamet et.»

       

      Ve,
      bunu dedikten sonra İsa (yine) dedi: «Allah’ın adıyla kardeş, bütün ol; kalk ve
      yatağını al.»

       

      Sonra,
      güçsüz adam kalktı, Allah’a hamdederek yatağını omuzlarına koydu ve Allah’a
      hamd ederek evine gitti.

       

      Onu görenler bağırdılar: «Bugün
      yedinci gündür; yatağını taşıma meşru değildir.»

       

      Sonra, kendisine sordular: «Kimdir
      o?»

      O cevap verdi: «Adını bilmiyorum.»

       

      Bunun üzerine, aralarında söyleştiler.-
      «Nasıralı îsa olmalı.» Diğerleri dedi: «Hayır, çünkü o Allah’ın kutsal bir
      (kul) udur, halbuki bunu yapan kötü bir adamdır, çünkü yedinci gün (ün)
      yasağını çiğnemiştir.»

       

      Ve,
      îsa mabede girdi ve sözlerini duymak için büyük bir kalabalık yanına yaklaştı,
      bu durum karşısında, Ferisiler kıskançlıktan yanıp tutuşuyorlardı.

       

      66.

       

      İçlerinden
      biri öne gelip dedi: «îyi muallim, doğru ve güzel öğretirsin; bu bakımdan söyle
      bana, Cennet’te Allah bize nasıl bir mükafat verecektir?»


      İsa cevap
      verdi: «Sen bana iyi dersin ve yalnızca Allah’ın iyi olduğunu bilmezsin.

      Allah’ın dostu Eyüp’-ün sözüne
      (bakın) : «Bir günlük çocuk temiz değildir; yaa, Allah’ın

       

      melekleri
      bile Allah’ın huzurunda hatasız değildirler.» Daha da dedi: «Beden günahı çeker
      ve toprağın suyu emdiği gibi kötülükleri emer.»

       

      Bunun üzerine kafası karışan
      Ferisi sustu. Ve îsa dedi: «Bakın, size söylüyorum ki, hiç bir şey konuşmaktan
      daha feci değildir. Süleyman’ın sözüne (dikkat edin) .- «Hayat ve ölüm dilin
      kudreti içindedir.»

       

      Ve,
      havarilerine dönüp, dedi: «Sizi kutsayanlara karşı dikkatli olun, çünkü onlar
      sizi aldatmaktadırlar. Dille şeytan ilk anne babamızı kutsadı, ama sözlerinin
      sonu kötü oldu. Mısır’ın önde gelenleri de aynı şekilde Firavun’u kutsadılar,
      Caİut Filistinlileri kutsadı. Yine, dörtyüz sahte peygamber Ahab’ı kutsadı;
      ama, övgüleri yalancıktandı ki, övülen övenlerle birlikte helak olup gitti. Bu
      bakımdan Allah İşaya Peygamber aracılığıyla boşuna, ‘«İnsanlarım, sizi
      kutsayanlar sizi aldatırlar» dememiştir.

       

      Yazıklar
      olsun size yazıcılar ve Ferisîler; yazıklar olsun size kâhinler ve Levililer
      çünkü siz, Kurban kesmeye gelenleri Allah’ın bir insan gibi et yediğine
      inandırarak, Rabb’ın kurbanını berbat ettiniz.»

       

      67.

       

      Çünkü,
      onlara dersiniz: «Koyun, sığır ve kuzularınızı Allah’ın mabedine getirin ve
      (kendiniz) hiç yemeyip, bunları size vermiş olan Allah’a bir pay ayırın»; ve
      babamız İbrahim’in inancı ve itaatıyla birlikte, Allah’ın kendisine yaptığı
      va’d ve verdiği nimetler hiç bir zaman unutulmasın diye, babamız İbrahim’in
      oğluna bahşedilen hayata bir şahitlik olan kurbanın menşeini onlara
      anlatmazsınız. Fakat, peygamber Hezekiel aracılığıyla Allah der:
      «Kurbanlarınızı benden uzaklaştırın, sizin kurbanlıklarınız bana kerih
      geliyor.» Allah’ın Hoşea Peygamber’e söylediği sözün olacağı vakit yaklaşıyor:
      «İnsanların seçmediğine seçilmişler diyeceğim.» Ve, Hezekiel Peygamber’e de
      der; «Allah insanlarıyla, babalarınıza verip de gözetmedikleri ahde göre
      olmayan yeni bir ahid yapacak ve onlardan taş yürek (lerini) alıp, yeni bir
      yürek verecek;- ve bütün bunlar olacaktır, çünkü siz O’nun kanununda
      yürümüyorsunuz. Ve, elinizde anahtar varken açmıyorsunuz; tersine üstünde
      yürümek isteyenler için yolu kapatıyorsunuz.»

       

      Kâhin
      her şeyi mabedin yanında duran başkâhine bildirmek için gidiyordu ki, İsa dedi;
      «Kal, çünkü soruna cevap vereceğim.»

       

      68.

       

      «Allah’ın
      bize Cennet’te ne vereceğini size anlatmamı istersin. Bakın, size diyorum ki,
      ücretleri düşünenler patronu sevmezler. Önünde bir koyun sürüsü bulunan bir
      çoban kurdun geldiğini görünce onları korumaya hazırlanır; (ama) tersine,
      ücretli kurdu görünce koyunları ve sürüyü terkeder. Huzurunda durduğum Allah
      sağ ve diridir ki, eğer babalarımızın ALLAH’ı sizin Allah’ınız olmuş olsaydı,
      «Allah bize ne verecek» diye aklınızdan geçirmezdiniz. Tersine, Davud
      Peygamber’in dediği gibi derdiniz: «Bana verdiği bunca şeye karşılık ben
      Allah’a ne vereceğim?»

       

      Anlayasınız
      diye, sözlerimi bir temsille anlatacağım. Kralın biri, yol kenarında hırsızlar
      tarafından soyulup, ölme derecesinde yaralanan bir adam gördü. Ve, ona acıyıp,
      bu adamı şehre götürerek (gerekli) bakımını yapmalarını kölelerine emretti ve
      onlar da bunu tüm


       

      dikkatleriyle
      yerine getirdiler. Ve, kral hasta adama karşı büyük bir sevgi duyup, kızını ona
      verdi ve varisi yaptı. Şimdi, bu kral mutlaka en merhametli (bir kraldı);
      fakat, adam köleleri dövdü, ilâçları küçümsedi, karısına kötü davrandı, kral
      hakkında ileri geri konuştu ve sipahilerini ona karşı ayaklandırdı. Ve, kral
      herhangi bir hizmet istediğinde, «Kral bana ödül olarak ne verecek» der
      dururdu. Şimdi, kral bunu işitince, böylesine dinsiz bir adama ne yapsın?»

       

      Hepsi
      (birden) cevap verdiler. «Yazıklar olsun ona, kral onu her şeyden yoksun
      bırakır ve şiddetli , bir biçimde cezalandırır.» O zaman îsa dedi: «Ey
      kâhinler, yazıcılar, Farisîler ve siz, benim sözümü dinleyen başkâhin: «Size
      Allah’ın, peygamberi îşaya aracılığıyla söylediğini bildiriyorum: «Ben köleleri
      besledim ve yücelttim, fakat onlar beni küçümsediler.»

       

      Kral,
      İsrail kavmini bu dünyada acılarla dolu bularak, onlara kulları Yusuf, Musa ve
      Harun’u verip, bakımlarını yaptıran Allah’ımızdır. Ve Allah’ımız onlara karşı
      öylesine bir sevgi duymuştur ki, İsrail kavmi uğruna Mısır’ı vurmuş, Firavun’u
      boğmuş ve Kenanîlerle Medyenliler’in yüz yirmi kralını darmadağın etmiştir;
      İsrail Kavmi’ne kanununu vermiş, onları insanlarımızın oturduğu (toprakların)
      tümüne varis kılmıştır.

       

      «Fakat,
      îsrail Kavmi’nin yaptığı nedir? Ne kadar peygamberi öldürmüş, ne kadar
      peygamberliği bozup lekelemiştir; nasıl da Allah’ın kanununu çiğnemiştir; bu
      nedenle kaç tanesi Allah’tan kopup, sizin suçlarınız yüzünden ey kâhinler,
      putlara kulluğa koşmuştur! Ve, yaşama biçiminizle Allah’ın şanını nasıl da hiçe
      sayarsınız! Ve, (sonra da) gelip bana sorarsınız; «Allah bize Cennet’te ne
      verecek» diye. Bana şöyle sormalıydınız : «Allah’ın bize Cehennem’de vereceği
      ceza ne olacaktır?» Ve, sonra da Allah’ın kendinize merhamet etmesi amacıyla
      gerçek tevbe için ne yapmanız gerektiğini (sormalıydınız). Size bunu
      söyliyebilirim ve sizi bu hedefe yöneltiyorum.»

       

      69.

       

      «Huzurunda
      durduğum Allah sağ ve diridir ki, benden göklere çıkarma değil, gerçeği
      alacaksınız. Bu bakımdan size diyorum ki, babalarımızın günah işledikten sonra
      yaptığı gibi tevbe edip, Allah’a dönün ve kalbinizi sertleştirmeyin.»

       

      Kâhinler
      bu konuşma üzerine kızgınlıktan bitip tükeniyorlardı ama, halktan korkularına
      tek bir ses çıkaramıyorlardı.

       

      Ve,
      îsa sözlerini şöyle sürdürdü: «Ey fakihler, ey yazıcılar, ey Ferisîler, ey
      kâhinler, söyleyin bana, şovalyeler gibi atlar arzular, fakat savaşa gitmeği
      arzu etmezsiniz; kadınlar gibi güzel giysiler arzular, fakat eğirme ve çocuk
      beslemeği arzu etmezsiniz; tarlaların meyvelerini arzular, fakat toprağı
      işlemeği arzu etmezsiniz; denizin balıklarını arzular, fakat balığa gimeyi arzu
      etmezsiniz; şehirliler gibi şeref arzular, fakat cumhuriyetin yükünü arzu
      etmezsiniz; ve kâhinler olarak onda birleri (aşarı) ve ilk (toplanan) meyveleri
      arzular, fakat Allah’a gerçek kulluk etmeği arzu etmezsiniz. Böyleyken, burada
      şersiz – kötülüksüz her iyiliği arzuladığınızı gören Allah ne yapacaktır size?
      Bakın, size diyorum ki, Allah size, tüm iyiliklerden yoksun her türlü şerri
      bulacağınız bir yer verecektir.»

       

      Ve,
      îsa bunları deyince, konuşup göremiyen ve işitme gücünden yoksun bir cin çarpmışı
      getirdiler kendisine. Bunun üzerine, inançlarını gören îsa gözlerini göğe
      kaldırdı ve dedi: «Babalarımızın Allah’ı Rabb, bu hasta adama merhamet et ve
      ona sıhhat ver ki, bu insanlar beni Sen’in gönderdiğini bilsinler.»


       

      Ve,
      İsa böyle söyleyip, ruha ayrılmasını emrederek, dedi: «Rabbımız Allah’ın adının
      gücüyle adamdan ayrıl ey şerli olan!»

       

      Ruh
      ayrıldı ve dilsiz adam konuştu, gözleriyle de gördü. Bunun üzerine herkes
      korkuya kapıldı, fakat yazıcılar dediler: «Cinlerin reisi Beelzebu’nun gücüyle
      cinleri çıkarıp atıyor.»

       

      O zaman İsa dedi: «İçinde ayrılık
      olan her ülke yok olur, ev ev üstüne yıkılır; eğer,

      şeytan’ın gücüyle şeytan çıkarılıp
      atılıyorsa, bu ülke nasıl ayakta duracak? Eğer, sizin

      oğullarınız Süleyman Peygamber’in kendilerine
      verdiği kitapla şeytan’ı çıkarıp

      atıyorlarsa, benim şeytan’ı Allah’ın
      gücüyle çıkarıp attığımı doğruluyorlar (demektir).

      Allah sağ ve diridir ki, Kutsal
      Ruh’a karşı küfür, dünya ve Ahiret’te bağışlanmayacaktır.

      Çünkü, kendi kendine kötülük eden insan,
      günahını bile kendini günaha sokacaktır.»

      Ve, İsa bunları deyip, mabetten
      çıktı. Ve, halk, toplayabildikleri tüm hastaları getirdikleri

       

      ve İsa da dua ederek, hepsine sıhhat
      verdiği için, ona ta’zimde bulundular. Bunun üzerine,

       

      o gün Kudüs’deki Romalı askerler
      şeytan’ın dürtmesiyle, İsa’nın, halkını ziyarete gelen

      İsrail Kavmi’nin Allah’ı olduğunu
      söyleyerek halk arasında fitne yaymaya başladılar.

       

      70.

       

      îsa Bayramdan sonra Kudüs’ten
      ayrılıp Filipus Kayseriyesi sınırlarından içeri girdi. Bu sırada, melek Cebrail
      halk arasında başlayan fesadı kendisine söyleyince, havarilerine sordu:
      «İnsanlar benim için ne diyor?»

       

      Dediler:
      «Bir kısmı senin îlya olduğunu, bir diğer kısmı Yeremya, bir diğer kısmı da
      eski peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.»

       

      îsa cevap verdi: «Ya siz; benim için
      siz ne diyorsunuz?»

      Petrus cevap verdi: «Sen Allah’ın
      oğlu Mesih’sin.»

       

      O
      zaman, îsa kızdı ve kızgınlıkla onu azarlayıp, dedi; «Defol, ayrıl benden,
      çünkü sen şeytan’sın ve beni günaha sokmaya çalışıyorsun!»

       

      Ve,
      onbir (havariyi) de tehdit edip, dedi: «Eğer böyle inanıyorsanız, yazıklar
      olsun size, çünkü ben böyle inananlara karşı Allah’tan büyük bir lanet
      kazandım.»

       

      Ve,
      Petrus’u kovup atmak istedi; bunun üzerine onbir (havari) onun için Isa’ya
      yalvardılar. O da onu kovmayıp, yeniden azarlıyarak dedi: «Uyanık olun da, bir
      daha sakın böyle bir söz söylemeyin, çünkü Allah sizi reddeder.»

       

      Petrus ağladı ve dedi: «Rab, ben
      aptalca konuştum; Allah’a yalvar da beni affetsin.»

       

      O zaman İsa dedi: «Eğer,
      Allah’ımız kulu Musa’ya, çok sevdiği îlya’ya veya herhangi bir peygambere
      görünmek dilemiş olsa, Allah’ın bu imansız nesle görünmesi gerektiğini mi düşüneceksiniz?
      Siz bilmez misiniz ki, Allah her şeyi hiç yoktan tek bir sözle yaratmıştır ve
      tüm insanların menşei bir çamur parçasıdır. Bu durumda Allah’ın nasıl olur da,
      insana benzeyen bir yanı bulunabilir? Yazıklar olsun, şeytan’a kanarak kendi
      kendilerine eziyet edenlere!»

       

      Ve,
      îsa bunu deyip, Petrus için Allah’a yalvardı, on bir (havari)yle Petrus
      ağhyarak, dediler: «Amin, amin ey Allah’ımız Azîm ve Sübhan Rabb.»

       

      Ardından
      îsa ayrıldı ve avamın kendisiyle ilgili olarak boş düşüncelerini söndürmek için
      Galile’ye gitti.


       

      71.


       

      İsa,
      kendi memleketine gelince tüm Galile yöresinde, îsa Peygamberin Nasıra’ya nasıl
      geldiği yayıldı. Bunun üzerine, büyük bir dikkatle hastaları araştırıp,
      kendisine getirdiler ve onlara elleriyle dokunması için yalvardılar. Ve,
      kalabalık öylesine büyüktü ki, tanınmış, felçli bir zengin kapıdan geçemiyerek
      İsa’nın bulunduğu evin damına çıktı ve damın örtüsünü alıp, kendini İsa’nın
      önündeki yazgıların yanına bıraktı, îsa, bir an tereddüt edip durdu ve sonra
      dedi: «Korkma kardeş, çünkü günahların sana bağışlanmış bulunuyor.»

       

      Herkes bunu duyunca incindi ve dedi:
      «Kimdir bu günahları bağışlayan?»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, ben günahları bağışlayamam, bir başka
      kişi de (bağışlayamaz) , ama, yalnızca Allah bağışlar. Fakat, Allah’ın kulu
      olarak ben, başkalarının günahlan için Allah’a yalvarabilirim; ve, işte bu
      hasta adam için O’na yalvardım ve eminim ki, Allah duamı işitmiştir. Bu
      nedenle, gerçeği bilesiniz diye, bu hasta adama diyorum: «Babalarımızın
      Allah’ı, İbrahim’in ve oğullarının Allah’ının adıyla, iyileşmiş olarak kalk!»
      Ve, İsa bunu deyince, hasta adam iyileşmiş olarak kalktı ve Allah’ı ta’zim
      etti.

       

      O
      zaman, halktan olanlar İsa’dan dışanda duran hastalar için Allah’a yalvarmasını
      rica ettiler. Bunun üzerine, îsa dışanya onların yanına çıktı ve ellerini
      kaldmp dedi: «Ey orduların Allah’ı, yaşayan Allah, gerçek Allah, hiç ölmeyecek
      olan kutsal Allah Rabb, onlara merhamet et!» Bunun üzerine, herkes cevap verdi:
      «Amin.» ve, böyle dedikten sonra hasta halkın üzerine ellerini koydu ve hepsi
      sıhhatlerine kavuştular.

       

      Bundan
      dolayı Allah’ı ta’zim ettiler: «Allah bizi peygamberi aracılığıyla ziyaret etmiştir
      ve Allah, büyük bir peygamber göndermiştir bize.»

       

      72. Allah’ın
      Elçisiyle İlgili İşaretler

       

      îsa
      geceleyin havarileriyle gizlice konuşup, dedi: «Bakın, size diyorum ki, şeytan
      sizi buğday gibi elemek arzu eder. Fakat ben sizin için Allah’a yalvardım ve
      benim için tuzaklar kurandan başka sizin için helak olmak yoktur.» Ve, bunu
      Yehuda hakkında dedi, çünkü, melek Cebrail ona Yehuda’nın kâhinlerle nasıl el
      birliği içinde olduğunu ve îsa’nın konuştuğu her şeyi onlara bildirdiğini
      söylemişti.

       

      Bunu
      yazan göz yaşlarıyla Isa’ya yaklaşıp, dedi: «Ey muallim, bana söyle, sana
      ihanet edecek olan kimdir?»

       

      İsa
      cevap verip, dedi.- «Ey Barnabas, şimdi senin için onu bilmenin zamanı
      değildir. Fakat, yakında kötü olan kendini ortaya koyacaktır. Çünkü, ben dünyadan
      ayrılacağım.» O zaman, havariler ağlıyarak dediler: «Ey muallim, demek bizi
      bırakacaksınız? Sen bizi bırakmaktansa, biz ölelim, çok daha iyi!»

       

      İsa
      cevap verdi: «Kalbiniz üzüntü çekmesin, korkmayın da; çünkü sizi ben
      yaratmadım, fakat sizi yaratmış olan yaratıcımız Allah sizi koruyacaktır. Bana
      gelince, ben şimdi, dünyaya selâmet getirecek olan Allah’ın Elçisi’nin yolunu
      hazırlamak için dünyaya gelmiş bulunuyorum. Fakat, sakın ola ki,
      aldatılmayasınız, çünkü, benim sözlerimi alıp, benim kitabımı kirletecek pek
      çok sahte peygamber gelecektir.»

       

      O
      zaman, Arıdreâs dedi: «Muallim, bize bazı işaretler söyle ki, onu bilelim.» İsa
      cevap verdi: .«Sizin zamanınızda gelmeyecek, fakat, sizden birkaç yıl sonra,
      kitabımın hükümsüz ki, kılınacağı, o kadar ki, ancak otuz kadar mü’minin
      kalacağı bir zamanda gelecektir. Bu zamanda Allah dünya(dakilere) acıyacak ve
      bu bakımdan Elçisi’ni gönderecektir; (Elçisi’nin) üzerinde bir bulut duracak,
      buradan onun Allah’ın


       

      seçilmiş
      bir (kul)u olduğu bilinecek ve O’nunla tanınacaktır. Dinsizlere karşı büyük bir
      güçle gelecek ve yeryüzünde putatapıcılığı yıkacaktır. Ve, ben de seviniyorum
      ki, onunla Allah tanınıp, ta’zim edilecek ve ben de gerçek olarak tanınacağım;
      ve, benim insandan öte olduğumu söyleyenlerden öç alacaktır. Bakın, size
      diyorum ki, ay çocukluğunda ona uyku verecek ve büyüdüğünde o (ayı) ellerine
      alacaktır. Bırakın, dünya onu çıkarıp attığını fark etsin, çünkü o,
      putatapıcıları öldürecek; Allah’ın kulu Musa ve yaktıkları şehirleri ve çocuklarını
      öldürdükleri şehirleri bağışlamayan Yuşa çok daha fazlasını öldürmüştü; çünkü
      eski bir yaraya kişi ateş tatbik eder.

       

      «O,
      bütün peygamberlerinkinden daha açık bir gerçekle gelecek ve dünyayı yanlış
      yere kullananı azarlayacaktır. Babamızın şehrinin kuleleri neş’eyle
      birbirlerini selamlayacaklardır; ve işte, putatapıcılığın (yüz üstü) yere
      kapaklandığının görüleceği ve benim de başkaları gibi bir insan olduğumu itiraf
      edeceği zaman, bakın, size söylüyorum ki, Allah’ın Elçisi gelmiş olacaktır.»

       

      73.

       

      «Bakın,
      size diyorum ki, eğer şeytan sizin Allah’ın dostları olup olmamanız (konusunda)
      uğraşacak olursa —çünkü, kimse kendi şehirlerine saldırmaz,— eğer şeytan
      dileğini üzerinize korsa, size kendi zevklerinize kaydırmakla işkence eder;
      fakat, sizin kendisine düşman olduğunuzu bildiğinden, sizi helak etmek için her
      şiddete baş vuracaktır. Ama, korkmayın, çünkü, o size karşı zincire vurulmuş
      bir köpek gibi duracaktır. Çünkü, Allah benim duamı işitmiştir.»

       

      Yuhanna
      cevap verdi: «Ey muallim, yalnız kendimiz için değil, fakat kitaba inanacaklar
      için de anlat; eski iğvacı insana nasıl tuzak kurar?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bu mel’un dört yolla iğva eder. İlki, kendisi düşüncelerle iğva
      ettiği zamandır İkincisi, kulları aracılığıyla söz ve işlerle iğva ettiği zamandır.
      Üçüncüsü, sahte akideyle iğva ettiği zamandır. Dördüncüsü (de), sahte
      görüşlerle iğva ettiği zamandır. Şimdi, ateşi olanın suyu sevdiği gibi, günahı
      seven insan bedeni her şeyiyle onun yanındayken, insan nasıl tedbirli
      olmalıdır? Bakın, size diyorum ki, eğer bir insan Allah’tan korkarsa, (Allah)
      her şeye karşı ona zafer verir, ki Davud peygamber (şöyle) der: «Allah
      üzerinizde melekler görevlendirecek, (ve onlar) şeytan sizi yanıltmasın diye
      yollarınızı tutacaklardır. Bin (tanesi) sol kolunuz üzerine düşecek, bir on bin
      tanesi de sağ kolunuz üzerine düşecek ki, (şeytanlar) yanınıza yaklaşmasın.»

       

      «Hattâ,
      Allah’ımız büyük sevgisinden, aynı Davud aracılığıyla bizi koruyacağını va’d
      etmiştir. «Öğretmenlik edecek anlayış veriyorum sana; ve yürüyeceğin yollannda
      kendi gözümü senin üzerine dikeceğim.»

       

      Ama,
      ne diyeyim ben? O, İşaya aracılığıyla dedi: «Bir anne kendi rahminin çocuğunu
      unutabilir mi? Fakat, size diyorum,ki, o unuttuğu zaman, ben sizi
      unutmayacağım.» «Öyleyse, söyleyin bana, gözetici olarak melekleri ve koruyucu
      olarak daim sağ olan Allah’ı varken Şeytan’dan kim korkar? Bununla birlikte,
      Süleyman Peygamber’ın dediği gibi, .(şu da) gereklidir: «Sen Rabb’-dan korkmak
      için gelen oğlum, iğvalara karşı ruhunu hazır et.. Bakın, size diyorum ki, insan
      paraları muayene eden bir banker gibi yapıp, düşüncelerini muayene etmeli ki,
      yaratıcısı Allah’a karşı günah işlemesin.»


       

      74.


       

      «Dünyada
      günah için(hiç) kaygı çekmeyen insanlar var olagelmiştir ve vardır; bunlar en
      büyük yanılgı içindedirler. Söyleyin bana, şeytan nasıl günah işledi? Onun
      insandan daha değerli olduğu düşüncesiyle günah işlediği ortada. Süleyman, bir
      ziyafete Allah’ın tüm yaratıklarını davet etmeği düşünerek günah(zelle) işledi
      de, bir balık hazırladığı her şeyi yiyerek onu doğrulttu. Bu bakımdan, babamız
      Davud’un sözü sebepsiz değildir: «Bir kimsenin kalbinde yükselmek için kişi
      gözyaşları vadisinde oturur.» Ve, bu nedenle Allah, peygamberi îşaya
      aracılığıyla bağırmaz mi: «Gözlerinden kötü düşüncelerinizi çekip, ayırın.» Ve,
      bu amaçla Süleyman der: «Tüm tutuşunla kalbini tut.» Ruhumun huzurunda durduğu
      Allah sağ ve diridir ki, düşünmeden günah işlemek mümkün olmadığından, her şey
      günaha götüren kötü düşünceler için söylenir. Şimdi, deyin bana, çiftçi bağ
      diktiği zaman, diktiklerini derine koymaz mı? Kesinlikle kor. İşte böyle de,
      şeytan günahı dikerken gözde veya kulakta durmayıp, Allah’ın mekânı olan kalbe
      geçer. Allah’ın kulu Musa aracılığıyla dediği gibi; «Benim kanunumda yürüsünler
      diye, ben içlerinde yerleşeceğim.»

       

      «Şimdi söyleyin bana, eğer kral
      Hirodes içinde oturmak arzu ettiği bir evi korumanız için

      size verecek olsa, düşmanı
      Pilatus’un oraya girmesine veya içine eşyalarını koymasına

      katlanır mısınız? Emin olun ki,
      hayır. Öyle de, Allah’ın, mekânı olan kalbinizi korumanız

      için size verdiğini göre göre,
      Şeytan’ın oraya girmesine veya içine düşüncelerini

      yerleştirmesine hiç katlanmamanız
      gerekir. Bu bakımdan, nasıl banker, Kayser’in resmi

      doğru mudur, değil midir, gümüş
      sağlam mıdır, sahte midir ve gereken ağırlıkta mıdır

      diye paraya dikkat ediyor ve bu
      nedenle onu elinde evirip çeviriyorsa, siz de öylece

      dikkat edin. Ah, deli dünya!
      Kuşkusuz, kendi kulların Allah’ın kullarından daha ölçülü ve

      sakıngan olduğu için, son günde
      Allah’ın kullarını ihmal ve dikkatsizlikleri nedeniyle

      azarlayasın ve yargılayasın diye,
      kendi işlerinde ne kadar da akıllısındır. Söyleyin bana

      şimdi, kim bir düşünceyi, bankerin
      gümüş bir parayı (muayene ettiği) gibi muayene

      ediyor? Emin olun ki, hiç kimse.»

       

      75.

       

      Sonra, Yakup dedi: «Ey muallim, bir
      düşüncenin bir para gibi muayenesi nasıl olur?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Düşüncedeki sağlam gümüş dindarlıktır. Çünkü dine aykırı her
      düşünce şeytan’dan gelir. Doğru resim, peşlerinden gitmemiz gereken kutsal
      (kul)ları ve peygamberleri örnek (almak) tır; düşüncenin ağırlığı ise, her
      şeyin kendisine göre yapılması gereken Allah sevgisidir. Böyle oldu mu, düşman,
      komşuna karşı araya din dışı düşünceler getirecektir, bedeni bozmak için
      dünyaya uygun (düşünceler); Allah sevgisini bozmak için dünya sevgisiyle
      (ilgili düşünceler).»

       

      Bartalemus
      cevap verdi: «Ey muallim, iğvaya kapılmayalım diye az düşünmemiz için ne
      yapmamız gerekiyor?»

       

      İsa
      cevap verdi: «îki şey gereklidir sizin için. îlki, kendinizi çok eğitmeniz,
      ikincisi de, az konuşmanızdır; çünkü, tenbellik her türlü kirli düşüncenin
      toplandığı bir bataktır. Çok fazla konuşmak ise, kötülükleri biriktiren bir
      süngerdir. Bu bakımdan yalnızca çalışmanızın vücudu meşgul etmesi değil, aynı
      zamanda ruhunun da ibadetle meşgul olması gerekmektedir. Çünkü, (ruh) ibadetten
      hiç bir zaman uzak durmamak ihtiyacındadır.»

       

      Temsil
      olsun diye anlatıyorum: «(Çalıştırdıklarının) hakkını vermeyen bir adam vardı,
      bu nedenle de, onu tanıyan kimse tarlalarını sürmeye gitmezdi. Bunun üzerine,
      lânetli bir


       

      adam
      gibi dedi: «Pazar yerine gidip, hiç bir şey yapmayan boş adamları bulacağım,
      onlar da boş olduklarından bağlıklarımı işlemeye gelecekler.» Bu adam evinden
      çıktı ve boş boş oturup, hiç paraları olmayan pek çok yabancı buldu.
      Kendileriyle konuşup, onları bağlığına şevketti. Fakat, onu tanıyan ve eli iş
      tutan hiç kimse o tarafa gitmedi. «(Çalıştırdıklarının) hakkını vermeyen
      şeytan’dır, çünkü o iş verir ve insan bunun karşılığında hizmetine sonsuz
      ateşler alır. Bu nedenle, Cennet’ten sürülmüş ve işçiler aramaya çıkmıştır. O,
      işlerine mutlaka, boş boş oturanları, en çok da kendisini tanımayanları koşar.
      Her ne durumda olursa olsun, kötülüğü bilmek, ondan kurtulmak İçin yeterli
      değildir. Fakat, onu altetmek için iyiliklerle uğraşmak da gerekir.»

       

      «Size
      bir temsil (daha) anlatıyorum. Üç bağ tarlası olan ve bunları üç çiftçiye icara
      veren bir adam vardı. Birinci adam bağları nasıl işleyeceğini bilmediğinden, bağlar
      yalnızca yaprak verdi, ikincisi üçüncüye, bağlara nasıl bakılması gerektiğini
      öğretti; o da onun sözlerini en iyi şekilde dinledi ve kendisine anlatıldığı
      şekilde kendininkini işledi; o kadar ki, üçüncünün bağı çok (meyve) verdi.
      Fakat, ikinci zamanını yalnızca konuşmakla geçirerek, bağını işlemeden bıraktı.
      İcarları ödeme zamanı gelince, bağ tarlalarının sahibine birinci (adam) dedi:.
      «Efendi, bağ tarlalarının nasıl işleneceğini bilmiyorum, bu bakımdan, bu yıl
      hiç meyve alamadım.»

       

      76.

       

      Bağ
      sahibi cevap verdi: «Ey aptal, sen dünyada tek başına mı yaşarsın da, toprağı
      işlemesini çok iyi bilen ikinci bağcının fikrini sormazsın? Belli ki, bana (hiç
      bir şey) ödemeyeceksin.»

       

      «Ve,
      böyle deyip, onu efendisine (borcunu) ödeyinceye kadar hapiste çalışmaya mahkûm
      etti; (fakat) sade dilliliğinden acıma (duyguları) harekete geçip onu
      salıverip, dedi: «Defol, benim bağımda daha fazla çalışmanı istemiyorum, senin
      borcunu ödemen için bu kadarı yeter.»

       

      İkincisi geldi (ve) ona (bağ)
      sahibi dedi: «Hoş geldin benim bağcım! Bana borçlu olduğun meyveler nerede?
      Kuşkusuz sen, bağların nasıl budanacağını en iyi bilen olduğundan, sana icara
      verdiğim bağım çok meyve vermiş olmalı.»

       

      İkinci (adam) cevap verdi: «Ey
      efendi, senin bağın öyle duruyor, çünkü, ben ne kök ve dalları budadım, ne de
      toprağı işledim; bu bakımdan, bağ meyve vermedi, ben de sana (borcumu)
      ödeyemiyorum.»

       

      Bunun
      üzerine bağ sahibi, üçüncü (adamı) çağırdı ve hayret içinde sordu: «Bana,
      kendine ikinci bağı icara verdiğim şu adamın, sana icara verdiğim bağın nasıl
      işleneceğini sana tam olarak anlattığını söyledin. Öyle de, nasıl olur da ona
      icara verdiğim bağ, hepsi aynı toprakken meyve vermemiş olsun?» Üçüncü (adam)
      cevap verdi: «Efendi, bağlıklar yalnızca konuşmakla işlenmez, fakat, bağının
      meyve vermesini isteyen günde bir gömlek terletmelidir. Ve, hiç bir şey yapmaz,
      ama vaktini konuşmakla harcarken ey efendi, senin bağcının bağı nasıl meyve
      versin? Emin olun ey efendi, eğer o kendi sözlerini uygulamaya koymuş olsaydı,
      bu kadar çok konuşamayan ben sana iki yıllık icarı öderken, o beş yıllık bağ
      kirasını verirdi.»

       

      «Efendi
      kızdı ve bağcıya sertçe çıkıştı: «Ve sen, kesilecek dalları kesmeyip, tarlayı
      düzlememekle büyük bir iş yaptın. Bu nedenle de, sana verilecek büyük bir ödül
      var!» Ve, hizmetçilerini çağırıp, onu acımadan dövdürdü. Ve sonra da, onu her
      gün döven


       

      zalim
      bir hizmetçinin gözetiminde hapse koydu. Ve arkadaşlarının ricalarına bakıp da,
      hiç bir zaman serbest bırakmak da İstemedi.»

       

      77.

       

      Bakın, size diyorum ki, Hüküm
      Günü’nde pek çokları Allah’a diyecek: «Rabb, biz senin

       

      kanununu
      va!z ettik ve öğrettik.» Bunlara karşı kuşlar bile haykırıp, diyecekler: «Siz
      başkalarına va’z ederken, kendi dilinizle kendinizi mahkûm ediyordunuz, ey
      günah işçileri!»

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki» dedi Isa, «gerçeği bilip de aksini yapan, öylesine feci bir
      ceza ile cezalandırılacak ki, hani neredeyse şeytan bile ona acır duruma
      gelecek. Şimdi söyleyin bana, Allah bize kanununu bilmek için mi verdi,
      uygulamak için mi? Bakın, size diyorum ki, tüm ilmin amacı, bildiğini yapan bir
      akıla sahip olmaktır.»

       

      «Söyleyin
      bana, eğer bir kişi sofrada oturup, gözleriyle nefis etlere baksa, ama
      elleriyle kirli şeyleri seçse ve bunları yese bu bir deli değil midir?»
      «Kesinlikle öyle» dedi havariler. O zaman, İsa dedi: «Ey bütün delilerden de
      deli, sen ey adam, anlayışınla göğü bilir, ellerinle yeri seçersin; anlayışınla
      Allah’ı tanır, içinden dünyayı seçersin; anlayışınla Cennet’in zevklerini
      bilir, yaptıklarınla Cehennemin bayağılıklarını seçersin. Kılıcı Bırakıp da,
      savaşa kınıyla giden cesur asker! Şimdi, bilmezmisiniz ki, geceleyin yürüyen
      yalnızca ışığı görmek için değil, gerçekte, hana salimen varabilsin diye doğru
      yolu görmek için ışığı arzular? Ey, bin defa hakir görülüp, iğrenilmesi gereken
      dünya, çünkü, Allah’ımız kutsal peygamberleriyle hep kendi ülkesine ve dinlenme
      yerine giden yolu bildirmek istedi, fakat, sen şerli (yaratık), yalnızca gitmek
      istememekle kalmaz, daha kötüsü, ışığı hakir görürsün! Şu deveyle ilgili
      atasözü (ne) doğrudur: «Deve, kendi çirkin yüzünü görmek istemediğinden içmek
      için duru suyu beğenmezmiş.» îşte, kötülük yapan dinsizler de böyledir; kötü
      işleri bilinmesin diye ışıktan nefret ederler. Fakat, âklı olup da, iyi işler
      yapmamakla kalmayıp, daha kötüsü, (aklını) şerlerde kullanan, hediyeleri,
      (onları) vereni öldürmek için alet olarak kullanan gibidir.»

       

      78.

       

      «Bakın,
      size diyorum ki, Allah şeytan’ın düşüşüne acımadı, ama, yine de Adem’in
      düşüşüne (acıdı). Bırakın, artık bu, iyiliği bilip de kötülük yapanın mutsuz
      durumunu bilmeniz için yetsin.»

       

      O
      zaman, Andreas dedi: «Ey muallim, böyle bir duruma düşmemek için, bilgiyi bir
      yana koymak iyi bir şey (o halde)!»

       

      İsa
      cevap verdi: «Eğer, dünya güneşsiz, insan gözsüz ve ruh da anlayışsız iyiyse o
      zaman bilmemek de iyidir. Bakın, size diyorum ki, bilginin ebedi hayat için
      olduğu kadar, ekmek geçici hayat için iyi değildir. Öğrenmenin Allah’ın bir
      emri olduğunu bilmez misiniz? Şöyle diyor Allah: «Büyüklerinize sorun ve onlar
      size öğretsinler.» Ve, kanun hakkında Allah der: «Görün ki, hükmüm gözlerinizin
      önündedir; oturacağınız zaman, yürüyeceğiniz zaman ve her zaman onun üzerinde
      düşünün.» Öyleyse, öğrenmenin iyi olup olmadığını şimdi biliyorsunuzdur
      herhalde. Ah, mutsuzdur bilgeliği hakir gören. Çünkü o, ebedî hayatı kesinlikle
      yitirecektir.»

       

      Yakup,
      karşılık verdi: «Ey muallim, Eyüb’ün bir hocadan ders almadığını biliyoruz,
      İbrahim de (aynı); öyleyken, Allah’ın kutsal (kulları) ve peygamber oldular.»


       

      İsa
      cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, güveyin evinden olanın evlenme (törenine)
      çağırılmasına gerek yoktur, çünkü o, törenin yapıldığı evde oturmaktadır.
      Fakat, evden uzakta olanlar (çağırılır). Şimdi, bilmez misiniz ki, Allah’ın
      peygamberleri Allah’ın rahmet ve bereket evindedirler ve Allah’ın kanunlarını
      açık olarak içlerinde bulurlar. Babamız Davud bu konuda (bakın) ne der:
      «Allah’ımın kanunu kalbimdedir; bu nedenle, O’nun yolu kazmakla
      yapılmayacaktır.» Bakın, size diyorum ki, Allah’ımız insanı yaratırken, onu
      yalnızca doğru olarak yaratmakla kalmadı. aynı zamanda kalbine, Allah’a kulluk
      etmeye uygun olanı kendine göstermesi için bir ışık yerleştirdi. Bu bakımdan,
      bu ışık günahlar nedeniyle kararsa bile, yine de sönmez, Çünkü, her kavimde,
      Allah’ı yitirmiş olup, sahte ve yalancı tanrılara kulluk etseler bile, Allah’a
      kulluk etme arzusu vardır. Dolayısıyla, bir insanın Allah’ın peygamberlerinden
      ders alması gereklidir, çünkü onlar, Allah’a iyi kulluk ederek Cennet’e,
      vatanımıza giden yolu öğretmek için ışığı yakarlar; tıpkı, gözleri hasta
      olanlara yardım ve kılavuzluk edilmesinin gerekli olduğu gibi.»

       

      79.

       

      Yakup
      karşılık verdi: «Peygamberler ölüyse bize nasıl öğretecekler; ve peygamberler
      hakkında bilgisi olmayana da nasıl öğretilecektir?»

       

      Isa
      cevap verdi: «Onların akidesi, incelenebilsin diye yazılır, çünkü (yazılanlar)
      peygamberden size (kalandır). Bakın, bakın size diyorum ki, peygamberliği hakir
      gören, yalnızca peygamberi hakir görmekle kalmaz, peygamberi gönderen Allah’ı
      da hakir görmüş olur., Fakat, (bazı) kavimler gibi peygamberliği bilmeyenlere
      gelince, size söylüyorum: Eğer, böyle yörelerde bir insan kalbinin kendine
      gösterdiği biçimde, başkalarından görmediğini başkalarına yapmadan ve
      başkalarından aldığını komşusuna vererek yaşayacak olursa, evet böyle bir insan
      Allah’ın rahmetinden uzak kalmayacaktır. Ölürken, daha önce olmazsa Allah
      kendisine öğretecek ve rahmetle kanununu verecektir. Belki de, Allah’ın kanun
      sevgisi için kanun verdiğini düşünüyorsunuz. Kesinlikle böyle değil, ama,
      gerçekte Allah kanununu, insan Allah sevgisi için iyilik yapsın diye verir. Ve,
      Allah Kendi sevgisi için iyilik yapan bir insan bulsa sanki onu hakir mi
      görecektir? Hayır, asla, ama daha da, onu kendilerine kanun verdiklerinden çok
      sevecektir. Bir örnek olarak anlatıyorum : «Büyük mal varlığı olan bir adam
      vardı; ve bölgesinde yalnızca meyve vermeyen çöl topraklar bulunuyordu, îşte,
      bir gün böyle bir çöl araziden geçerken, meyvesiz bitkiler arasında güzel
      meyveler yeren bir bitki buldu. Bunun üzerine, bu adam dedi: «Bu bitki nasıl
      olur da, böylesine güzel meyveleri verir? Onu kesinlikle kesmiyecek ve
      diğerleriyle birlikte ateşe vermeyeceğim.» Ve, hizmetçilerini çağırıp, o
      bitkiyi söktürerek bahçesine diktirdi. îşte böyle de size diyorum ki,
      Allah’ımız nerede olurlarsa olsunlar, salih amel işleyenleri Cehennem’in
      alevlerinden koruyacaktır.»

       

      80.

       

      «Söyleyin
      bana, putatapıcılar arasında Eyub Uz’-dan başka nerede kaldı? Ve, tufan
      zamanında Musa nasıl yazıyor? Bana söyleyin, O der: «Nuh gerçekten, Allah’ın
      önünde rahmet buldu.» Babamız İbrahim’in sahte putlar yapıp tapınan inançsız
      bir babası vardı. Lût, yeryüzünün en rezil insanları arasında yaşadı. Danyal,
      bir çocukken Hananya, Azarya ve Mişael’le birlikte Buhtunnasır tarafından öyle
      bir şekilde tutsak alındılar ki, o


       

      zaman
      daha sadece iki yaşında idiler; ve puta tapıcı hizmetçiler kalabalığı içinde
      yetiştirildiler. Allah sağ ve diridir ki, nasıl ateş zeytin, servi veya palmiye
      demeden kuru şeyleri yakar ve onları ateşe çevirir, öyle de Allah’ımız, Yahudi,
      Sisian, Yunan veya Ismaili demeden, salih amellerde bulunan herkese merhamet
      eder. Fakat, kalbin orada durmasın ey Yakup. Çünkü, Allah’ın peygamber
      gönderdiği yerde kendi hükmünü tümüyle reddedip peygamberi izlemek, «O neden
      böyle diyor?», «Neden böyle yasaklıyor ve emrediyor?» demeden, «Allah böyle
      istiyor», «Allah böyle emrediyor» demek gerekir. Şimdi, İsrail kavmi Musa’yı
      hakir gördüğünde, Allah Musa’ya ne demişti? «Onlar seni hakir görmediler, fakat
      onlar Beni hakir gördüler.»

       

      81.

       

      «Bakın size diyorum ki, insan
      tüm ömrünü konuşup yazmayı öğrenmeye değil, salih amel işlemeyi öğrenmeye de
      harcamalıdır. Şimdi söyleyin bana, tüm dikkatiyle hizmet ederek, kendini memnun
      etmeye çalışmayan Hirodes’in şu kulu kimdir? (Var mıdır böyle biri?)

       

      Yalnızca
      çamur ve gübre olan bir bedeni memnun etmeye çalışıp da, tüm şeyleri yaratan ve
      ebedi Sübhan ve Kuddüs olan Allah’a kulluk etmeye çalışmayıp unutan
      dünya(dakiler)e yazıklar olsun.» «Söyleyin bana, eğer kâhinler Allah’ın ahd
      sandığını taşırken bırakıp yere düşürmüşlerse, bu onların büyük bir günahı
      değil midir?» Havariler bunu duyunca titrediler, çünkü, Allah’ın sandığına
      yanlış dokunduğu için Allah’ın Uzza’yı öldürdüğünü biliyorlardı. Ve dediler:
      «Böyle bir günah en feci olanıdır.» O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki,
      Allah’ın onunla her şeyi yarattığı ve ona uymakla size sonsuz hayat sunduğu
      sözünü unutmak daha büyük bir günahtır.»

       

      Ve
      Isa böyle deyip dua etti. Duasından sonra dedi : «Yarın Samiriye’ye varmamız
      gerekiyor, çünkü, Allah’ın kutsal meleği bana böyle dedi.»

       

      Belli bir günün sabahında
      erkenden Isa, Yakub’un yaptığı ve oğlu Yusuf’a verdiği kuyuya yaklaştı. Seyahat
      nedeniyle yorgun düşen Isa havarilerini yiyecek satın almaları için şehre
      gönderdi. Kendi de kuyunun yanına, bir kuyu taşının üstüne oturdu. Ve, bir de ne
      görsün, Samiriyeli bir kadın su çekmek için kuyuya gelmiyor mu!

       

      İsa
      kadına dedi: «İçmek için bana (su) ver!» Kadın cevapladı: «Şimdi, sen bir
      İbrani olarak, ben Samiriyeli bir kadından içecek istemeye utanmıyor musun?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Ey kadın, senden içecek isteyenin kim olduğunu bilsen, belki de
      sen ondan içecek isterdin.»

       

      Kadın
      karşılık verdi: «Şimdi, kuyu derinken ve senin de su çekecek ne kovan, ne de
      ipin olmadığını görüp dururken, bana nasıl içmek için (su) verecekmişsin?»

       

      Isa
      cevap verdi: «Ey kadın, kim bu kuyunun suyundan içerse, susuzluk ona yine
      gelir, fakat, kim benim verdiğim sudan içerse, artık bir daha susamaz; ama
      (bunu) susuz olanlara içmek için verirler, o kadar ki, sonsuz hayata ererler.»

       

      O zaman, kadın dedi: «Ey Rab, bana
      bu suyundan ver.»

      îsa cevap verdi: «Git, kocanı çağır,
      ikinize de içmeniz için vereceğim.»

      Kadın dedi: «Benim kocam yok.»

       

      îsa
      karşılık verdi: «Peki, doğruyu söyledin, çünkü senin beş kocan oldu, şimdiki
      ise kocan değildir.»

       

      Kadın
      bunu duyunca şaşırdı ve dedi: «Rab, anlıyorum ki, sen bir peygambersin; bu
      nedenle söyle bana, yalvarırım : îbraniler, Kudüs’te Siyon dağı üzerinde,
      Süleyman’ın yaptırdığı mabette ibadet ederler ve derler ki, bir başka yerde
      değil (ancak) orada


       

      (insanlar)
      Allah’ın rahmet ve bereketini bulurlar. Ve, halkımız (ise) bu dağlar üzerinde
      ibadet eder ve derler ki, ibadet yalnızca Samiriye dağlarında yapılmalıdır. (Bu
      durumda) gerçek ibadet edenler kimler olmuş oluyor?»

       

      82.

       

      O
      zaman İsa iç çekti ve ağlayıp, dedi: «Yazıklar olsun sana Yahudiye, çünkü, sen
      «Rabb’ın mabedi, Rabb’ın mabedi» diye büyüklenir ve sanki hiç Allah yokmuş gibi
      ömür sürer, kendini tümden dünyanın zevklerine ve kazançlarına verirsin; (işte)
      bu kadın Hüküm Günü’nde seni Cehennem’e mahkûm edecek; çünkü, bu kadın Allah
      önünde rahmet ve bereketin nasıl bulunacağını öğrenmeye çalışıyor.»

       

      Ve,
      kadına dönerek dedi: *Ey kadın, siz Samiriyeliler bilmediğiniz şeye ibadet
      eder, fakat biz İbranîler bildiğimiz şeye ibadet ederiz. Bak, sana diyorum ki,
      Allah ruhtur ve gerçektir, ve öyle de, ona ruhtan ve gerçekten ibadet
      edilmelidir. Çünkü, Allah’ın va’di Kudüs’te, Süleyman mabedinde yapılmıştır,
      başka yerde değil. Ama, inan bana, bir gün gelecek ve Allah rahmetini bir başka
      şehre gönderecek ve her yerde O’na gerçekten ibadet etmek mümkün olacaktır. Ve,
      Allah her yerde gerçek ibadeti rahmet(iy)le kabul edecektir.

       

      Kadın karşılık verdi: «Biz Mesih’e
      bakıyoruz; o geldiğinde bize öğretecek.»

      İsa cevap verdi: «Biliyor musun sen
      kadın, Mesih’in geleceğini?»

      Kadın cevap verdi: «Evet ya, Rab.»

       

      O
      zaman İsa sevindi ve dedi: «Gördüğüm kadarıyla ey kadın, sen mü’minsin; bu
      bakımdan bil ki, Mesih’in inancıyla Allah’ın seçtiği herkes kurtulacaktır;
      dolayısıyla, Mesih’in gelişini bilmen gerekmektedir.»

       

      Kadın
      dedi: «Ey Rab, belki de sen Mesih’sin.» İsa cevap verdi: «Ben, kuşkusuz İsrail
      ailesine bir kurtuluş peygamberi olarak gönderilmiş bulunuyorum; fakat, benden
      sonra Allah’ın tüm dünyaya gönderdiği Mesih gelecek; onun için yaratmıştır
      Allah dünyayı. Ve, o zaman tüm dünyada Allah’a ibadet edilecek ve rahmete
      erilecek, o kadar ki, şimdi yüz yılda bir gelen sevinç yılı Mesih’le her yerde
      her (bir) yıla inecek.»

       

      Sonra, kadın su kabını bırakıp,
      İsa’dan duyduğu her şeyi bildirmek üzere şehre koştu.

       

      83.

       

      Kadın
      İsa ile konuşurken, havarileri gelmiş ye İsa’nın bir kadınla bu şekilde
      konuşmasına şaşıp kalmışlardı. Yine de kimse ona, «Samiriyeli bir kadınla böyle
      niye konuşursun?» demedi.

       

      Sonra, kadın ayrılıp gidince
      dediler: «Muallim, yemeğe gelin.»

       

      İsa
      karşılık verdi: «Ben öbür yemeği yemeliyim.» O zaman, havariler birbirlerine
      dediler: «Belki, bir yolcu İsa ile konuşup ona yiyecek bulmak için gitmiştir.»
      Ve, bu (satırları) yazana sorup dediler: «Buraya muallime yemek getirebilecek
      kimse geldi mi ey Barnabas?»

       

      O
      zaman (bu satırları) yazan cevap verdi: Gördüğünüz, şu boş kovayı suyla
      doldurmak için getiren kadından başka kimse gelmedi.».O zaman, havariler
      İsa’nın sözlerinin anlamını bekliyerek, şaşırıp kaldılar. Bunun üzerine îsa
      dedi: «Bilmez misiniz ki, gerçek yiyecek Allah’ın istediğini yapmaktır,- çünkü,
      insanı yaşatan ve ona hayat veren ekmek değil, daha çok, iradesiyle (gelen)
      Allah’ın sözüdür. Ve, işte bu nedenle kutsal melekler


       

      yemezler.
      Ama, yalnızca Allah’ın iradesiyle beslenerek yaşarlar. Ve, bu şekilde biz, Musa
      ve İlya ve yine bir başkası kırk gün kırk gece hiç yiyeceksiz (dururuz).

       

      Ve,
      İsa gözlerini kaldırıp dedi: «Hasat (vaktine) ne kadar var?» Havariler cevap
      verdiler; «Üç ay.»

       

      İsa
      dedi: «Öyleyse bakın, nasıl dağ mısırlarla ağarmışsa, ben de size diyorum ki,
      bugün toplanması gereken büyük bir hasat vardır.» Ve, sonra kendisini görmeye
      gelen kalabalığa işaret etti. Şehre varan kadın, «Ey insanlar, gelin ve
      Allah’ın İsrail ailesine gönderdiği yeni bir peygamber görün» diyerek, tüm
      şehri ayağa kaldırmış ve İsa’dan duyduğu şeylerin hepsini anlatmıştı. (îsa’nın
      bulunduğu) yere gelip, kendileriyle kalması için ona yalvardılar; ve (İsa)
      şehre girip onlarla iki gün kaldı; hastaları iyileştirdi ve Allah’ın
      melekûtuyla ilgili dersler verdi.

       

      O zaman, şehirliler kadına
      dediler: «Senin söylediğin zamankinden daha çok onun mucizelerine ve sözlerine
      inanıyoruz; çünkü, o kuşkusuz Allah’ın kutsal bir (kulu), kendine inananların
      kurtuluşu için gönderilmiş bir peygamberdir.

       

      Gece
      yarısı namazından sonra havariler İsa’nın yanına vardılar ve (îsa) onlara dedi:
      «Bu gece Allah’ın elçisi Mesih zamanında —Şimdi yüz yılda bir gelirken her yıl
      gelen sevinç (gecesi) olacak. Bu bakımdan, istiyorum ki uyumayalım, ibadet
      edelim, yüz kez rükûya varıp, her zaman hamde lâyık Kadir ve Rahim olan
      Allah’ımızı ta’zim edelim ve her seferinde (şöyle) diyelim: «Sen yegâne
      Allah’ımız, kabul ve itiraf ederiz ki, Sen’in başlangıcın olmadı, sonun da
      olmayacak; çünkü Sen rahmetinle her şeye başlangıç verdin ve adaletinle de
      hepsine bir son vereceksin; Sen’in insanlar arasında hiç bir benzerin yoktur.
      Çünkü, sonsuz iyiliğin içinde Sen ne kımıldarsın, ne de herhangi bir arızaya
      uğrarsın.. Bize merhamet et, çünkü, bizi Sen yarattın ve biz Sen’in Ellerinin
      eseriyiz.»

       

      84.

       

      îbadet
      edildikten sonra îsa dedi: «Allah’a şükredelim, çünkü, bize bu gece büyük
      rahmet indirdi; çünkü, bu gece geçecek olan zamanı geri getirdi. Ve biz
      Allah’ın Elçisi’yîe birlikte ibadet ettik. Ve, ben onun sesini duydum.»

       

      Havariler
      bunu duyunca çok sevindiler ve dediler: «Muallim, bize bu gece bazı hükümler
      öğret.»

       

      O zaman İsa dedi: «Hiç balla karışık
      gübre gördünüz mü?»

       

      Cevap
      verdiler: «Hayır Rab, çünkü, kimse bunu yapacak kadar deli değildir.» «(Madem
      öyle), ben de size diyorum ki, dünyada daha deli insanlar vardır.» dedi îsa,
      «Çünkü, Allah’a kullukla onlar dünyaya kulluğu karıştırırlar. O kadar ki,
      lekesiz hayat yaşayanların pek çoğunu şeytan aldatmış ve ibadet ederlerken,
      ibadetleriyle dünya işlerini kanştirmışlar, bu nedenle de, bu zamanda Allah’ın
      gözünde çirkinleşmişlerdir. Söyleyin bana, ibadet için yıkanırken, hiç bir pis
      şeyin kendinize dokunmamasına dikkat ediyor musunuz? Evet, mutlaka. Ya ibadet
      ederken ne yapıyorsunuz? Ruhunuzu Allah’ın rahmetiyle günahlardan
      temizliyorsunuz. Öyleyse, ibadet ederken, dünyalık şeylerden söz etmek ister
      misiniz? (Aman) böyle yapmamaya dikkat edin, çünkü, her dünyalık kelime,
      konuşanın ruhu üzerinde şeytan’ın bir gübresidir.»

       

      O
      zaman, havariler titrediler, çünkü, (İsa) ateşli bir ruhla konuşmuştu, ve
      dediler: «Ey muallim, eğer, biz ibadet ederken bir arkadaş bizimle konuşmaya
      gelirse ne yapalım?» Isa cevap verdi: «Bekletin ve ibadeti tamamlayın.»
      Bartalemus dedi: «Ama, alınır da, kendisiyle konuşmadığımızı görünce çeker
      giderse?»


       

      İsa
      cevap verdi: «Eğer alınırsa, bana inanın ki, o sizin bir arkadaşınız veya bir
      mü’min değil, gerçekte inanmayanın biri ve şeytan’ın yoldaşıdır. Söyleyin bana,
      eğer Hirodes’in bir seyis yamağıyla konuşmaya gitseniz ve onu Hirodes’in
      kulağına söz anlatırken bulsanız, sizi bekletti diye alınır mısınız?»
      Kesinlikle hayır; aksine, arkadaşınızı kralın sevdiğini görerek rahat
      edersiniz. Doğru değil mi?» dedi Isa.

       

      Havariler
      cevap verdiler; «Doğruların doğrusu.» O zaman İsa dedi: «Bakın, size diyorum
      ki, herkes ibadet ederken Allah’la konuşur. Öyleyse, insanla konuşacağız diye,
      Allah’la konuşmayı bırakmanız doğru olur mu? Bundan dolayı, Allah’a kendinden
      çok saygı gösterdiğiniz için arkadaşınızın alınması doğru olur mu? İnanın bana,
      eğer beklettiğimiz zaman alınırsa, şeytan’ın iyi bir kulu (demektir) o. Çünkü,
      Allah’ın insan için bırakılması şeytan’ın arzusudur. Allah sağ ve diridir ki,
      her iyi işte, Allah’tan korkan kendini dünyanın işlerinden ayırmalı ki, iyi
      ameli bozulmasın.»

       

      85.

       

      «Bir
      adam kötü işte bulunduğu veya kötü sözler söylediği zaman, biri onu düzeltmeye
      gidip, bu tip işlerden men etse, bu adamın yaptığı nedir?» dedi İsa.

       

      Havariler
      cevap verdiler: «İyi eder, çünkü, güneşin daima karanlığı sürüp çıkarmaya
      çalışması gibi, her zaman kötülüklerin men edilmesini isteyen Allah’a hizmet
      eder.» İsa dedi: «Ben de size diyorum ki, aksine, bir insan iyilik yapar ve iyi
      (şeyler) konuşurken, kim onu daha iyi olmayan herhangi bir şeyi bahane ederek
      engellemeye çalışırsa şeytan’a hizmet eder. Hayır, hayır, onun yoldaşı (bile)
      olur. Çünkü şeytan, her iyi şeyi engellemekten başka bir işe bakmaz.»

       

      «Şimdi
      ben size ne diyeyim? Allah’ın dostu ve mukaddesi Süleyman Peygamber’in dediği
      gibi diyeyim size: «Tanıdığınız bin kişiden biri arkadaşınızdır.» O zaman Matta
      dedi: «Öyleyse, kimseyi sevemiyeceğiz.»

       

      Isa
      cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, sizin için günah dışında herhangi bir
      şeyden nefret etmek meşru değildir; o kadar ki, şeytan’dan bile Allah’ın
      yaratığı olarak nefret edemez, ancak Allah’ın düşmanı olarak (nefret edebilirsiniz).
      Bu, neden böyle biliyor musunuz? Söyleyeyim size: Çünkü, o, Allah’ın bir
      yaratığı olup, Allah’ın yarattığı her şey iyi ve tamdır. Bu bakımdan, kim
      yaratılandan nefret ederse Yaratan’-dan da nefret eder. Fakat, arkadaş tek bir
      şeydir, kolayca bulunmaz, ama kolayca yitirilir. Çünkü, arkadaş sonsuz derecede
      sevdiğiyle zıtlaşmaya katlanamaz. Dikkat edin, tedbirli olun ve arkadaş olarak
      sevdiğinizi sevmeyeni seçmeyin. Arkadaşın ne demek olduğunu biliyor musunuz?
      Arkadaş; şu bu değil, yalnızca ruh doktoru demektir. Ve böyle de, nasıl kişi,
      hastalığı bilip de, ilâcını vermekten anlayan iyi bir doktoru çok seyrek
      bulursa, aynı şekilde, hataları bilip, doğruya yöneltmekten anlayan arkadaşlar
      da (çok seyrek bulunur.) Fakat, burada bir şer vardır; şöyle ki, arkadaşlarının
      hatalarını görmezlikten gelen arkadaşlara sahiptir pek çokları; diğerleri
      vardır, onları mazur görür; bir diğerleri onları dünyevî bahanelerle savunur;
      ve en kötüsü de, arkadaşını yanlışlara çağırıp yardım eden ve sonunu kendi kötü
      sonuna benzetendir. Dikkat edin ki, böylelerini arkadaş edinmeyesiniz, çünkü,
      gerçekten onlar düşmandırlar ve ruh katilleridirler.»


       

      86.


       

      «Arkadaşınız
      şöyle olsun: Sizi doğrultmak isterken bile, kendisi doğrulsun; sizin Allah
      sevgisi için her şeyden geçmenizi isterken bile, Allah’a hizmet için kendini
      bile feda etmeniz onu memnun etsin.

       

      «Ama
      söyleyin bana, eğer bir kişi Allah’ı nasıl seveceğini bilmezse, kendini ne
      şekilde seveceğini nasıl bilir; kendini sevmeği bilmezken, başkalarını ne
      şekilde seveceğini nasıl bilir? Kesinlikle imkânsızdır bu. Bu bakımdan,
      kendinize arkadaş seçeceğiniz zaman (çünkü, hiç arkadaşı olmayan, oldukça
      yoksul olandır) , önce, onun güzel soyuna, güzel ailesine, güzel evine, güzel
      giysisine, güzel şekline ve güzel sözlerine bakmayın. Çünkü; kolayca
      aldanırsınız. Fakat, Allah’tan nasıl korktuğuna, dünyalık şeyleri nasıl hakir
      gördüğüne, salih amelleri nasıl sevdiğine ve hepsinin üstünde kendi bedeninden
      nasıl nefret ettiğine bakın ki, gerçek arkadaşı kolayca bulasınız; eğer o her
      şeyin üstünde Allah’tan korkuyor ve dünyanın fani şeylerini hakir görüyorsa;
      her zaman salih amellerle meşgul oluyor ve kendi vücudundan zalim bir düşman
      gibi nefret ediyorsa. Yine de, böyle bir arkadaşı, sevgin onda kalacak şekilde
      sevmeyeceksiniz. Çünkü, (bu şekilde) bir puta tapıcı olursunuz. Ama, onu
      Allah’ın size verdiği bir hediye olarak sevin, çünkü, bu şekilde Allah (onu)
      daha büyük sevgiyle süsleyecektir. Bakın, size diyorum ki, gerçek bir arkadaş
      bulan Cennet’in zevklerinden birini bulmuştur; hayır, hayır, böylesi Cennet’in
      anahtarıdır.

       

      Teddeus
      karşılık verdi: «Ya, bir adamın şans eseri, sizin anlattığınız gibi olmayan bir
      arkadaşı olacak olursa, ey muallim? Ne yapsın o? Ondan vaz mı geçsin?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Gemisini kârlı olduğu sürece kullanan, zararlı hale geldiğini
      gördüğü zaman da bırakan denizcinin yaptığı gibi yapsın. Senden daha kötü olan
      arkadaşını böyle yaparsın, senin için bir tehlike olduğu şeylerde eğer Allah’ın
      rahmetinden ayrı düşmeyeceksen onu terk et.»

       

      87.

       

      «Vay
      haline tökezlerden dolayı dünyanın. Tökezlerin gelmemesi olmaz, tüm dünya
      kötülükler içinde yüzüyor çünkü. Ama yine de, vay o adama ki, tökezler onun
      vasıtasıyla gelir. Eğer bu adam boynunda bir el değirmeni taşıyıp, denizin derinliklerine
      dalsaydı, komşusuna karşı suç işlemesinden daha iyi olurdu. Eğer, gözünüz sizin
      bir günah nedeniyse, onu çıkarıp atın; çünkü, tek bir gözle Cennet’e gitmek,
      ikisiyle birlikte Cehennem’e gitmekten daha iyidir. Eğer, eliniz veya ayağınız
      sizi günaha itiyorsa, (yine) aynı şekilde yapın; çünkü, göklerin melekûtuna bir
      ayak veya bir elle girmek, iki el veya iki ayakla Cehennem’e gitmekten daha
      iyidir.»

       

      Petrus
      seslendi: «Rab, ben bunu ne yapayım? Muhakkak, kısa zamanda parça parça olacağım.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Ey Petrus, bedeni aklı bırak ve doğruca gerçeği bul. Çünkü, sana
      öğreten senin gözündür, sana işlerinde yardım eden ayağındır, sana bir~şeyler
      alıp veren de elindir. Bu bakımdan, bunlar senin için günah nedeni olursa,
      onları bırak; çünkü, Cennet’e bilgisiz, bir kaç amelle ve yoksul gitmek,
      Cehennem’e akıllı, büyük amellerle ve zengin gitmekten daha iyidir. Seni
      Allah’a kulluktan alıkoyan her şeyi, bir kişinin görmesini engelleyen her şeyi
      fırlatıp attığı gibi, kendinden çıkar at.»

       

      Ve,
      îsa böyle söyleyip, Petrus’u yanına çağırdı ve ona dedi: «Eğer, kardeşin sana
      karşı günah işlerse, git ve onu düzelt. Eğer düzelirse sevin; çünkü, kardeşini
      kazanmış olursun. Ama, düzelmezse, yeniden git ve iki tanık çağırıp, onu
      yeniden düzelt; ve düzelmeyecek


       

      olursa
      git ve durumu kiliseye anlat; yine de düzelmeyecek olursa, onu kâfir yerine
      koy, bu bakımdan, onunla aynı çatı altında durmaz, onun oturduğu masada yemek
      yemez ve onunla konuşmazsın; o kadar ki, yürürken ayağını koyduğu yeri
      bilirsen, oraya kendi ayağını koymazsın.»

       

      88.

       

      Ama,
      aklında olsun ki, kendini daha iyi görmeyesin; bunun, yerine şöyle diyesin:
      «Petrus, petrus, eğer Allah nimetiyle sana yardım etmese, ondan daha kötü
      olursun.» Petrus karşılık verdi: «Onu nasıl düzeltmeliyim?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Kendinin nasıl düzeltilmesini istiyorsan öyle. Başkalarının sana
      nasıl katlanmalarını istiyorsan, sen de başkalarına öyle katlan. înan bana
      Petrus, çünkü sana söylüyorum ki, merhametle kardeşini düzelttiğin her vakit
      Allah’ın merhametini çekersin ve sözlerin meyvesini verir; fakat, sert ve haşin
      olursan, Allah’ın adaleti tarafından sertçe cezalandırılırsın ve sözlerin hiç
      meyve vermez. Söyle bana Petrus: Şu, yoksulların içinde yemeklerini
      pişirdikleri toprak kaplar var ya, bunları onlar denk geldiğince taşlarla ve
      demir çekiçlerle mi yıkıyorlar? Emin ol ki hayır; ama, bunların yerine sıcak
      suyla (yıkamıyorlar mı?) Kaplar, demirle parça parça olur, yemek eşyası ateşte
      yanar; fakat, insan merhametle düzelir. Dolayısıyla, kardeşini düzelteceğin
      zaman kendi kendine şöyle diyesin: «Eğer Allah bana yardım etmezse, onun bugün
      yaptıklarının, ben daha kötüsünü yaparım yarın.»

       

      Petrus karşılık verdi: «Kardeşimi
      kaç kez bağışlamalıyım, ey muallim?»

      İsa cevap verdi: «Onun seni kaç kez
      bağışlamasını istiyorsan, o kadar.»

      Petrus dedi: «Günde yedi kez mi?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Yalnızca yedi kez değil, onu her gün yetmiş çarpı yedi kez
      bağışlayacaksın; çünkü.-bağışiayan bağışlanacak, cezaya çarptıran ise cezaya
      çarptırılacaktır.»

       

      O
      zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Yanıklar olsun reislere! Çünkü, Cehennem’e
      gidecektir onlar.»

       

      îsa,
      onu azarlıyarak dedi: «Böyle demekle aptallaşıyorsun, ey Barnabas! Bak, sana
      diyorum ki, reisin devlet için gerekli olduğu kadar, banyo vücut için, gem at
      için ve dümen gemi için önemli değildir. Ve, hangi nedenle Allah Musa’ya,
      Yuşa’ya, Samuel’e, Davud ve Süleyman’a ve gelip geçen daha pek çoklarına hüküm
      verdi? Bunlara Allah, kötülüklerin kökünden kazınması için kılıç vermiştir.»

       

      O
      zaman, bu (satırları) yazan dedi: «Şimdi, cezaya çarptırma ve bağışlama
      hükümleri nasıl verilmeli?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Herkes hüküm verici değildir: -Çünkü, başkalarını cezaya
      çarptırma hak ve yetkisi yalnızca hakimlere aittir, ey Barnabas. Ve, nasıl
      baba, tüm beden çürümesin diye, çürümüş bir azanın oğlundan kesilip atılmasını
      emrederse, hakim de suçluları cezaya çarptırmalıdır.»

       

      89.

       

      Petrus dedi: «Kardeşimin tevbe
      etmesi için ne kadar beklemem gerek?»

      İsa cevap verdi: «Seni ne kadar
      beklemelerini istiyorsan o kadar.»

      Petrus karşılık verdi: «Herkes bunu
      anlamaz; bu bakımdan, bize daha açık konuşun.»


      îsa cevap
      verdi: «Allah’ın seni beklediği kadar, sen de kardeşini bekle.»

       

      «Bunu
      da anlamazlar» dedi Petrus. îsa cevap verdi: «Tevbe etmek için vakti olduğu
      sürece bekle.»

       

      O
      zaman, Petrus üzüldü ve diğerleri de (üzüldüler) , çünkü, söylemek istenileni
      anlamadılar. Bunun üzerine, îsa cevap verdi: «Eğer sağlam anlayış sahibiyseniz
      ve kendinizin günahkâr olduğunuzu biliyorsanız, kalbinizi günahkâra karşı
      merhametten kesmeyi hiç bir zaman düşünmezsiniz. Ve, ben böyle açık açık
      söylüyorum size, ki günahkâr, dişlerinin altında nefes alıp verecek bir ruhu
      oldukça tevbe etsin diye beklenmelidir. Çünkü, Kadir ve Rahim olan Allah’ımız
      onu böyle bekler. Allah demedi ki, «Şu saatte günahkâr oruç tutacak, zekât
      verecek, namaz kılacak ve hacca gidecek ve ben de onu affedeceğim.» Pek çokları
      bunu yerine getirdiler de, ebediyen lanete uğradılar. Fakat, O dedi: «Şu saatte
      günahkâr günahlarına ağlasın, ben de, kendi payıma onun kötülüklerini daha
      fazla hatırlamam.» Anlıyor musunuz?» dedi îsa. Havariler cevap verdiler:
      «Kısmen anladık, kısmen de anlamadık.»

       

      îsa
      dedi: «Neresini anlamadınız?» Cevapladılar: «Oruçla birlikte namaz da kılan pek
      çok kişinin lanete uğramasını.»

       

      O
      zaman, îsa dedi: «Bakın, size diyorum ki, münafıklar ve goyimler Allah’ın
      dostlarından daha çok namaz kılar, daha çok zekât verir ve daha çok oruç
      tutarlar. Ama, inançları olmadığından, Allah sevgisi için tevbe edemezler ve
      böylece lanete uğrarlar.» O zaman Yuhanna dedi: «Bize, Allah aşkına imanı
      öğret.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Şimdi, sabah namazını kılma vakti.» Bunun üzerine kalkıp
      yıkandılar ve her zaman Sübhan ve Azîm Allah’ımıza ibadet ettiler.

       

      90.

       

      Namaz
      bitince, havarileri yeniden İsa’nın yanına geldiler, o da ağzını açtı ve dedi:
      «Yaklaş Yuhanna, çünkü bu gün, sorduğun her şeyi sana anlatacağım. İman,
      Allah’ın seçtiklerini mühürlediği bir mühürdür: mühür ki, Elçisi’ne vermiş ve
      O’nun ellerinden seçilmiş olan herkes imanı almıştır. Çünkü, nasıl Allah
      birdir, öyle de, iman da birdir. Bu nedenle, her şeyden önce Elçisi’ni yaratmış
      olan Allah, O’na her şeyden önce, sanki Allah’ın benzeriymiş (resmiymiş) ve
      Allah’ın yaptığı ve söylediği şeylerin hepsiymiş gibi imanı vermiştir. Ve,
      işte, mü’min imanla her şeyi birinin gözleriyle gördüğünden daha iyi görür;
      çünkü, gözler yanılabilir; hatta, hemen hemen her zaman yanılır; ama iman asla
      yanılmaz, çünkü, kaynak olarak Allah ve sözüne sahiptir. Bana inan, imanla
      Allah’ın tüm seçtikleri kurtulur. Ve, herhangi bir kimsenin iman olmadan
      Allah’ı memnun etmesinin imkânsız olduğu da kesindir. Bu nedenle şeytan, orucu
      ve namazı, zekâtı ve haccı hiçe indirmek için çalışmaz; inanmayanları daha bu
      işleri yapmaya iter, çünkü, insanın karşılığını almadan çalıştığını görmekten
      zevk alır. Fakat, tüm gayretiyle imanı hiçe indirmek için sancılanır durur. Bu
      bakımdan iman özenle bilhassa korunmalıdır; ve en emin yol da, «Neden?»
      sorusunun insanları Cennet’ten çıkardığını ve şeytan’ı en güzel bir melekten
      çirkin bir cine çevirdiğini görerek, «Neden’i bırakmak olacaktır.»

       

      O
      zaman Yuhanna dedi: «Şimdi biz, ilmin kapısı olduğunu göre göre, «Neden» i
      nasıl bırakalım?»

       

      İsa cevap verdi: «Öyle değil,
      «Neden» Cehennem’-in kapısıdır.»

       

      Bunun üzerine Yuhanna sustu,
      Isa devam etti : «Allah bir şey söylediği zaman ey insan, sen kimsin ki, kuşkun
      kalmasın diye, «Neden böyle dedin ey Allah; neden böyle yaptın?


       

      diyecekmişsin?
      Toprak kap, olur ya, yapıcısına diyecek mi ki, «beni neden su tutmak için
      yaptın da, almak için yapmadın?» Bak, sana diyorum ki, her iğvaya karşı şu
      sözle kendini güçlendirmen gerekir: «Allah böyle dedi», -Böyle yaptı Allah»;
      «Allah böyle diledi»; çünkü, böyle yapmakla emniyet içinde yaşarsın.»

       

      91.

       

      Bu
      zamanda Yahudiye’nin her yanında, İsa hakkında büyük bir dedikodu vardı: Romalı
      askerler şeytan’ın çalışmalarıyla, İsa’nın kendilerini ziyaret etmeye gelen
      Allah olduğunu söyleyerek, İbranîler’i karıştırıyorlardı. Bunun üzerine,
      öylesine büyük bir fitne doğdu ki, kırk gün demeden tüm Yahudiye silahlandı; o
      kadar ki, oğul babasına, kardeş kardeşine karşı durdu. Çünkü, bazıları İsa’nın
      dünyaya gelen Allah olduğunu söylerken, diğerleri, «Hayır, O Allah’ın oğludur»
      diyor; bir diğerleri de, «Hayır, çünkü Allah insana benzemez, bu nedenle de,
      oğul edinmez; Nasıralı İsa ise Allah’ın bir peygamberidir» diyorlardı.»

       

      Ve, bu (fitne) İsa’nın gösterdiği
      büyük mucizeler nedeniyle doğmuştu.

       

      Bunun
      üzerine, halkı susturmak için, başkâhinin alnında Allah’ın kutsal adı, Teta
      Gramaton (aslından aynen alındı) olduğu halde kâhinlik cübbesini giyip at
      üzerinde merasimde görünmesi gerekti. Ve, benzer şekilde vali Pilatus ve
      Hirodes de ata bindiler. Bu olaylar nedeniyle, Mizpeh’de, her biri kılıçlı
      ikiyüzbin kişiden oluşan üç ordu toplandı. Onlara karşı Hirodes konuştu, fakat
      susmadılar. Sonra, vali ve başkahin konuşup dediler: «Kardeşler, bu savaş
      şeytan’ın çalışmasıyla doğuyor, çünkü îsa hayattadır ve ona baş vurup, kendisi
      hakkında ifade vermesini istememiz gerekir. Sonra da ne derse ona inanırız.»

       

      Bunun
      üzerine herkes sustu; silahlarını bırakıp, birbirlerini kucakladılar ve
      birbirlerine şöyle dediler: -«Beni affet, kardeş!»

       

      O gün, kararlaştırıldığı biçimde
      herkes söyleyeceği şeye göre Isa’ya inanmayı kalbine koydu. Ve, vali ile
      başkâhin tarafından, İsa’nın bulunduğu yeri bildirecek olana büyük ödüller
      verileceği ilân edildi.

       

      92.

       

      Bu
      sırada biz, kutsal meleğin sözü üzerine Sina Dağı’na gitmiştik. Ve, îsa orada
      havarileriyle birlikte kırk gün kaldı. Bu (süre) geçince, Kudüs’e gitmek üzere
      îsa Erden ırmağına vardı. Ve, İsa’nın Allah olduğuna inananlardan biri
      tarafından görüldü. Bunun üzerine sevinçlerin en büyüğüyle, -«Allah’ımız
      geliyor» diye bağırıp, şehre varınca da, «Allah’ımız geliyor ey Kudüs, onu
      almaya hazırlan!» diyerek tüm şehri ayaklandırdı. Ve, İsa’yı Erden yakınında
      görmüş olduğuna tanıklık etti.

       

      O
      zaman, küçük büyük herkes İsa’yı görmek için şehirden çıktı, o kadar ki, şehir
      boşaldı; çünkü kadınlar, çocuklarını kucaklarına almışlar, yemek için yiyecek
      almayı bile unutmuşlardı.

       

      Bu
      durumu anladıkları zaman vali ve başkâhin atla çıkıp, halk arasındaki fitnenin
      yatışması için, aynı şekilde İsa’yı bulmak için atla çıkan Hirodes’e bir elçi
      gönderdiler. Bunun üzerine, iki gün Erden yakınındaki görülen yerlerde İsa’yı
      aradılar ve üçüncü gün öğleye doğru, havarileriyle birlikte Musa’nın kitabına
      göre ibadet için temizlenirken buldular.


       

      îsa,
      yeri insanlarla dolduran kalabalığı görünce çok şaşırdı ve havarilerine dedi:
      «Belki de şeytan Yahudiye’de fitne uyandırmıştır. şeytan’dan günahkârlar
      üzerindeki egemenliğini Allah inşallah alır.»

       

      Ve,
      bunu dediğinde kalabalık yaklaşıyordu ve kendisini tanıdıkları zaman, «Hoş
      geldinler sana ey Allah’ınız!» diye bağırmaya ve Allah’a yapıyorlarmış gibi
      saygı gösterilerinde bulunmaya başladılar. Bunun üzerine İsa büyük bir aah
      çekti ve dedi: «Gidin benim önümden ey deliler, çünkü, ben yerin açılıp da
      iğrenç sözlerinizden dolayı sizinle birlikte beni yemesinden korkuyorum!» Bunun
      üzerine insanlar dehşete kapılarak, ağlamaya başladılar.

       

      93.

       

      O
      zaman, İsa sus işareti olarak elini kaldırdı ve dedi: «Siz var ya siz, ey
      İsrailîler, bir insan olan bana Allah’ımız demekle büyük hata işlediniz. Ve,
      korkarım ki, Allah bundan dolayı kutsal şehir üzerine, onu yabancılara köle
      ederek ağır bir belâ indirir Ey, sizi buna iten bin kez lanetli şeytan!»

       

      Ve
      bunu deyip, İsa iki elleriyle yüzünü tokatladı, bunun üzerine öylesine bir yas
      yükseldi ki, kimse îsa’nın ne dediğini duyamıyordu. Bu durum karşısında, Isa
      bir kez daha sus işareti olarak elini kaldırdı. Ve, halk ağlamayı bırakınca,
      bir kez daha konuştu: «Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde oturan her
      şeyi tanıklığa çağırıyorum ki, ben sizin dediğiniz, şeylerin tümüne yabancıyım;
      görüyor (sunuz) ki, ben, ölümcül (bir) kadından doğmuş, Allah’ın hükmüne tabi,
      diğer insanlar gibi yeme ve uyuma, soğuk ve sıcak dertlerini çeken bir insanım.
      Bu bakımdan, Allah hükmünü vereceği zaman; sözlerim benim insandan öte olduğuma
      inananların her birini bir kılıç gibi delip geçecektir.»

       

      Ve,
      böyle dedik (ten sonra) îsa, çok büyük bir atlı kalabalığı gördü ve bundan
      Hirodes ve başkâhinle birlikte valinin gelmekte olduklarını anladı. O zaman İsa
      dedi: «Ne belli, belki onlar da delirmiştir.»

       

      Vali,
      Hirodes ve başkâhinle birlikte oraya varınca, herkes atından inip, İsa’nın
      çevresinde bir çember oluşturdular, o kadar ki, askerler İsa’nın başkâhinle
      konuşmasını dinlemek isteyen halkı tutamıyorlardı.

       

      îsa
      saygıyla kâhine yaklaştı, ama o İsa’nın önünde rükûya vanp, tapınmak istiyordu
      ki, İsa bağırdı; «Yaptığına dikkat et, ey yaşayan Allah’ın kâhini! Allah’ımıza
      karşı günah işleme!»

       

      Kâhin
      karşılık verdi: «Şimdi, Yahudiye senin alâmetlerin ve öğretinle öylesine
      kaynıyor ki, senin Allah olduğunu haykırıyorlar; bu nedenle, halk
      sıkıştığından, Roma valisi ve kral Hirodes’le buraya gelmiş bulunuyorum. Bu
      bakımdan, sana yürekten rica ediyorum ki, senin yüzünden ortaya çıkan fitneyi
      kaldırmaya razı olasın. Çünkü, bazıları Allah olduğunu söylüyor, bazıları
      Allah’ın oğlu olduğunu, bazıları da bir peygamber olduğunu söylüyor.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Ve sen, ey Allah’ın başkâhini, neden sen bu fitneyi
      yatıştırmadın? Sen de mi yoksa aklını yitirdin? Allah’ın kanunu ile birlikte
      peygamberlikler öylesine nisyana(unutulmaya) terkedilmiş ki, ey şeytan’ın
      aldattığı lanetli Yahudiye!»


       

      94.


       

      Ve,
      îsa bunu söyleyip, yeniden dedi: «Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde
      oturan herkesi tanıklığa çağırıyorum ki, insanların hakkımda dedikleri, yani,
      benim insandan öte olduğum (şeklinde söyledikleri) şeylerin tümüne yabancıyım
      ben. Çünkü, bir kadından doğma, Allah’ın hükmüne tabi, burada diğer insanlar
      gibi yaşayan, ve herkesin çektiği dertlere maruz bir insanım ben. Ruhumun
      huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, dediğin şeyi söylemekle büyük günah
      işledin, ey başkâhin. Bu günah nedeniyle kutsal şehir üzerine büyük intikam
      gelmez inşallah.»

       

      O zaman, kâhin dedi: «Allah bizi
      bağışlasın ve sen bizim için dua et.»

       

      Sonra,
      vali ve Hirodes dediler: «Efendi, insanın senin yaptığını yapması imkânsızdır;
      bu bakımdan, ne dediğini anlamıyoruz.»

       

      îsa cevap verdi: «Dediğiniz doğru, çünkü,
      Allah insanda iyi şeyler yapar. Nasıl ki, şeytan

      kötü şeyler yapıyor. Çünkü, insan
      bir dükkân gibidir. Oraya rızasıyla giren çalışır ve

      orada satıcılık yapar. Fakat,
      söyleyin bana ey vali ve sen ey kral, siz böyle dersiniz,

       

      çünkü bizim kanunumuza yabancısınız.
      Eğer, Allah’ımızın ahdini ve va’dini okursanız,

      Musa’nın bir asayla suyu kana, tozu
      pireye, çiği fırtınaya ve ışığı karanlığa çevirdiğini

      görürsünüz. Yerleri kaplayan kurbağa
      ve fareleri Mısır’a getirdi, ilk doğanları öldürdü ve

      denizi yardı da, orada Firavun’u
      boğdu. Ben, bunlardan hiç birini yapmış değilim. Ve,

      Musa’ya gelince, herkes itiraf eder
      ki, o, şu anda ölmüş bir adamdır. Yuşa, güneşi yerinde

      durdurdu ve Erden (ırmağını) yardı,
      ben bunları da henüz yapmadım. Ve, Yuşa’ya

      gelince, herkes itiraf eder ki o şu
      anda ölmüş bir adamdır. îlya gökten görüne görüne ateş

      ve yağmur indirdi, ben, bunları da
      yapmış değilim. Ve, îlya’ya gelince, herkes itiraf eder

      ki, o bir insandır. Ve, (aynı
      şekilde) Allah’ın kudretiyle, Kadir ve Rahîm, her zaman

      Sübhan ve Kuddüs Allah’ımızı
      bilmeyenlerin akıllarının kavrayamayacağı şeyler yapan

      daha pek çok peygamberler, kutsal
      insanlar, Allah’ın dostları.»

       

      95.

       

      Ardından,
      vali, başkâhin ve kral, İsa’dan halkı susturması için, yüksek bir yere çıkıp
      halka konuşmasını rica ettiler. O zaman İsa, tüm İsrailîler kuru ayakkabılarla
      geçerlerken Yuşa’nın Ürdün’ün orta yerinden on iki kabileye aldırttığı oniki
      taştan birinin üzerine çıktı ve yüksek sesle dedi: «Kâhinimiz yüksek bir yere
      çıksın da, oradan benim sözlerimi tasdik etsin.» Bunun üzerine, kâhin oraya
      çıktı; İsa, herkes duysun diye, ona ayrıca dedi: «Yaşayan Allah’ın va’dinde ve
      ahdinde, Allah’ımızın başlangıcı olmadığı ve hiç bir zaman sonunun da
      olmayacağı yazılıdır.»

       

      Kâhin, karşılık verdi: «Aynen böyle
      yazılıdır orada.»

       

      İsa
      dedi: «Allah’ımızın yalnızca Kendi Sözü’yle her şeyi yaratmış olduğu
      yazılıdır.» «Aynen öyledir» dedi kâhin.

       

      îsa
      dedi: «Allah’ın değişmeyen cisimsiz ve hiç bir şeyden oluşmaması nedeniyle
      görünmez ve insan zihninden gizli olduğu yazılıdır.» «Öyledir, gerçekten» dedi
      kâhin.

       

      îsa
      dedi: «Allah’ımız sınırsız ve sonsuz olduğundan, gökler göğünün onu ihata
      edemiyeceği yazılıdır.»

       

      «Süleyman Peygamber de böyle söyledi
      ey îsa» dedi kâhin.

       

      İsa
      dedi «Allah’ın yemediğinden, uyumadığından ve her hangi bir eksiklikle ma’lûl
      olmadığından, hiç bir şeye ihtiyaç duymadığı yazılıdır.

       

      «Öyledir» dedi kâhin.


       

      îsa
      dedi: «Allah’ımızın her yerde olduğu ve vurup düşüren ve bütünleştiren ve razı
      olduğu her şeyi yapan O’ndan başka hiç bir ilâh olmadığı yazılıdır.» «Öyle
      yazılıdır» diye karşılık verdi kâhin.

       

      O
      zaman îsa ellerini yukarı kaldırarak dedi: «Allah’ımız Rabb, tersine inanacak
      herkese karşı şahit olarak, senin hükmüne getireceğim inancım budur.» Ve, halka
      dönerek dedi: «Kâhinin, Allah’ın ebediyete kadar ahdi olan Musa’nın kitabında
      yazılıdır dediği şeylere bakarak tevbe edin, ki günahınızı idrak edebilesiniz;
      çünkü ben görünen bir insan ve yeryüzünde yürüyen diğer insanlar gibi ölümlü
      bir çiğnem çamurum. Ve, benim bir başlangıcım oldu, sonum da olacak ve (ben)
      bir sineği (bile) yeniden yaratamayan biri(yim).»

       

      Bunun
      üzerine, halk sesli sesli ağlayıp dedi: «Günah işledik sana karşı Allah’ımız
      Rabb; bize merhamet et.» Ve, kutsal şehrin güvenliği, Allah’ın kızarak onu
      milletlerin ayaklarının altına teslim etmemesi için Isa’ya dua et diye hepsi de
      yalvardı. Bu durum karşısında, îsa ellerini kaldırarak, kutsal şehir ve Allah’ın
      insanları için dua etti. Herkes bağrışıyordu: «Amin, amin!»

       

      96.

       

      Dua
      bitince kâhin yüksek bir sesle dedi: «Dur îsa, çünkü, milletimizi
      sakinleştirmek için senin kim olduğunu bilmemiz gerekiyor.»

       

      İsa
      karşılık verdi: «Ben, Davud soyundan Meryem oğlu îsa, ölümlü ve Allah’tan
      korkan bir insanım ve şan, şeref ve azametin Allah’a verilmesine çalışıyorum.»

       

      Kâhin
      cevap verdi: «Musa’nın kitabında, Allah’ın ne dilediğini bize ilân edecek ve
      dünyaya Allah’ın rahmetini getirecek olan Mesih’i Allah’ın bize herhalde
      göndereceği yazılıdır. Bu bakımdan, senden rica ediyorum, bize gerçeği söyle,
      sen beklediğimiz Allah’ın Mesihi misin?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Allah’ın böyle va’d ettiği doğrudur. Fakat ben kuşkusuz o
      değilim, çünkü o benden önce yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir.»

       

      Kâhin
      karşılık verdi: «Sözlerinden ve alâmetlerinden, biz ne olursa olsun inanıyoruz
      ki, sen Allah’ın bir peygamberi ve bir mukaddesisin. Bu nedenle, tüm Yahudiye
      ve İsrail adına senden rica ediyorum ki, Allah aşkına bize Mesih’in ne şekilde
      geleceğini anlatasın.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah, babamız
      İbrahim’e, «Senin soyundan yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım» diye va’d
      etmişse de, ben yeryüzünün tüm kabilelerinin beklediği Mesih değilim. Fakat,
      Allah beni dünyadan çekip alınca, şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah’ın
      oğlu olduğuma inandırarak, bu lânetli fitneyi yeniden çıkaracak, bu şekilde
      sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz mü’min ya kalacak,
      ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak ve herşeyi kendisi için
      yaratmış olduğu Elçisi’ni gönderecek; O güneyden kuvvetle gelecek ve
      putatapıcılarla birlikte putları yok edecek; şeytan’-dan insanlar üzerindeki
      egemenliği (ni) alacak. Yanında, kendisine inanacak olanların kurtuluşu için
      Allah’ın merhametini getirecektir. Onun sözlerine inanacak olanlara (ne)
      mutlu.»

       

      97.
      “MUHAMMED O’nun kutlu adıdır”


       

      «O’nun
      ayakkabı bağlarını çözecek değerde değilsem de, Allah’tan O’nu görme rahmet ve
      bereketini aldım.»

       

      O
      zaman, vali ve kralla birlikte kâhin cevap verip, dedi: «Üzme kendini ey îsa,
      Allah’ın mukaddesi, çünkü, bizim zamanımızda bu fitne bir daha olmaz, şundan
      ki, kutlu Roma senatosuna o şekilde yazacağız ki, împaratorluk iradesiyle kimse
      sana bundan böyle Allah veya Allah’ın oğlu demeyecektir.»

       

      O
      zaman, İsa dedi: «Sözlerinizden teselli bulmuyorum, çünkü sizin ışık umduğunuz
      yere karanlık gelecektir; fakat benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi
      yok edecek ve dini tüm dünyaya yayılıp, (tüm dünyayı) kontrolüne alacak olan
      Elçi’nin gelmesindedir, çünkü böyle va’d etmiştir Allah, babamız İbrahim’e. Ve,
      bana teselli veren, onun dininin sona ermeyecek ve Allah tarafından el değmeden
      korunacak olmasıdır.»

       

      Kahin
      karşılık verdi: «Allah’ın Elçisi geldikten sonra, (daha) başka peygamberler
      gelecek mi?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Ondan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler
      gelmeyecek ama, pek çok yalancı peygamber gelecek; ki ben buna üzülüyorum.
      Çünkü, şeytan Allah’ın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da,
      kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.»

       

      Hirodes
      karşılık verdi: «Bu tür dinsizlerin huzuruna geleceği Allah’ın adaletli hükmü
      nasıl bir şeydir?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Ne adalettir ki, kurtuluşa götüren gerçeğe inanmayan, lanete
      götüren bir yalana inanır. Bu nedenle size diyorum ki, Mika ve Yeremya
      zamanında da görülebileceği üzere, dünya hep gerçek peygamberleri horlamış ve
      yalancıları sevmiştir. Çünkü, her benzer kendi benzerini sever.»

       

      O
      zaman, kâhin dedi: «Mesih’e ne ad verilecek ve hangi işaret (ler) onun gelişini
      ortaya koyacaktır?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Mesih’in adı hayranlık uyandırır, çünkü Allah ruhunu yaratıp da,
      göksel bir nur içine koyduğu zaman ona (bu) adı kendisi vermiştir. Allah dedi:
      «Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna Cennet’i, dünyayı ve yığınlarca yaratığı
      yaratacağım, içlerinden seni bir elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa
      kutsanacak, kim seni lanetlerse lânetlenecektir. Seni, dünyaya göndereceğim
      zaman, kurtuluşa elçim olarak göndereceğim ve senin sözün gerçek olacak. O
      kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek. MUHAMMED O’nun
      kutlu adıdır.»

       

      O
      zaman, kalabalık seslerini yükseltip, dediler: «Ey Allah, bize elçini gönder!
      Ey Muhammed, dünyanın kurtuluşu için çabuk gel!»

       

      98.

       

      Ve,
      kalabalık böyle deyip, İsa ile ilgili ve akidesi ile ilgili büyük görüşmeler
      yapmış olarak, kâhin, vali ve Hirodes’le birlikte ayrıldılar. Bundan sonra
      kâhin, Roma’ya, Senato’ya tüm meseleyi yazmasını validen rica etti; vali bunu
      yerine getirdi. Bunun üzerine, Senato İsraililere acıyıp, Yahudilerin
      peygamberi Nasıralı Isa’ya ‘Allah’ veya ‘Allah’ın oğlu’ diyenin öldürüleceği
      hükmünü verdi. Bu hüküm, bakır üzerine kazınıp mabede kondu.

       

      Kalabalığın
      büyük bölümü ayrıldığı zaman, kadın ve çocuk olmayan beşbin kadar kişi kaldı;
      yolculuktan yorgun düşmüş, Isa’ya olan özlemleri nedeniyle yanlarına almayı
      unuttuklarından iki gün ekmeksiz kalan ve bundan dolayı çiğ ot yiyen
      (kişilerdi) bunlar


      bu bakımdan,
      diğerleri gibi ayrılıp gidememişlerdi.

       

      O
      zaman İsa, bu (durum)u sezince onlara acıdı ve Filipus’a dedi: «Açlıktan helak
      olmamaları için bunlara nereden ekmek bulacağız?»

       

      Filipus
      cevap verdi: «Rab, her birinin birazcık tatması için bile, ikiyüz altın bu
      kadar ekmeği satın alma (ya yetmez)» O zaman Andreas dedi: «Burada beş somunu
      ve iki balığı olan bir çocuk ,var, fakat bu kadar (kişi) için nedir ki bu?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Kalabalığı oturtun.» Ellişer kırkar otlar üzerine oturdular. O
      zaman İsa dedi: «Allah’ın adıyla! (Bismillah)» ve, ekmeği alıp, Allah’a dua
      etti. Ve sonra ekmeği bölüp havarilere verdi, havariler (de) kalabalığa
      verdiler; ve balıkları da böyle yaptılar. Herkes yedi ve herkes doydu. O zaman
      İsa dedi: «Artanları toplayın.» Havariler parçaları toplayıp on iki sepet
      doldurdular. Bunun üzerine herkes elini gözlerine koyup, dedi: «Uyanık mıyım,
      yoksa düş mü görüyorum?» Ve, büyük mucize nedeniyle kendilerinden geçmiş gibi
      bir saat öyle kalakaldılar.

       

      Ardından
      İsa, Allah’a şükredip, onları dağıttı, fakat ayrılmak istemeyen yetmiş iki kişi
      vardı; bu durum karşısında îsa, inançlarını anlayıp, onlan şakirdi olarak
      seçti.

       

      99.

       

      Erden yakınındaki Tire’de çölün boş
      bir parçasına çekilen İsa, yetmiş iki (kişi) yi, on

      ikiyle birlikte çağırdı ve kendisi
      bir taşın üzerine oturup, onlan da yanına oturttu. Ve, bir

      ah çekişle ağzını açtı ve dedi: «Bu
      gün Yahudiye’de ve İsrail’de büyük bir kötülük

      gördük, ve öyle bir (kötülük ki),
      göğsümün içinde kalbim Allah korkusuyla titreyip

      duruyor. Bakın, size diyorum ki,
      Allah kendi şanını kıskanır ve İsrail’i bir sevgili gibi

      sever. Bir genç bir hanımı
      sevdiğinde, o kendisini sevmez de, başkasını (severse), kızar

      ve rakibini öldürür, biliyorsunuz.
      Allah da böyle yapar, diyorum size: çünkü, İsrail

      herhangi bir şeyi sevip, bu nedenle
      de Allah’ı unutur, Allah da böyle bir şeyi hiçe indirir.

      Şimdi, hangi şey burada, yeryüzünde,
      Allah için din adamlığı ve kutsal mabetten daha

      kıymetlidir? Bununla birlikte,
      Yeremya peygamber zamanında insanlar Allah’ı

      unutmuşlardı ve tüm dünyada bir
      benzeri yok diye yalnızca mabetle öğünüyorlardi; o

      zaman Allah gazaba gelip, bir
      orduyla Babil kralı Buhtunnasır’a kutsal şehri aldırdı ve

      kutlu mabetle birlikte yaktırdı. O
      kadar ki, Allah’ın peygamberlerinin dokunmak

      (korkusuyla) titrediği tüm kutsal
      şeyler kötülük dolu kafirlerin ayakları altında ezildi

       

      İbrahim, oğlu İsmail’i hak olandan
      biraz daha fazla sevdi; bunun üzerine Allah İbrahim’in

      kalbindeki bu şerli sevgiyi öldürmek
      için, ona oğlunu boğazlamasını emretti; bıçak

      kesmiş olsaydı, bunu yapacaktı.

       

      Davud
      Abşelom’u şiddetle sevdi ve bu nedenle Allah, oğulun babasına isyan etmesine
      hükmetti ve (oğul) saçından asılıp, Yoab tarafından öldürüldü- Ey Allah’ın
      korkunç hükmü, Abşelom saçını her şeyden çok severdi de, bu (saç) kendisinin
      asıldığı bir ipe döndü!

       

      Suçsuz
      Eyüp, yedi oğlu ve üç kızını (gereğinden fazla) sevecekti ki, Allah kendisini
      şeytan’ın eline verdi. (şeytan da) onu bir günde yalnızca oğullarından ve
      zenginliğinden yoksun bırakmakla kalmadı, Aynı zamanda onu acı bir hastalıkla
      çarptı. O kadar ki, yedi yıl süreyle bedeninden kurtlar çıktı.

       

      Babamız
      Yakup Yusuf’u öteki oğullarından daha çok sevdi: bunun üzerine Allah onu
      sattırdı ve bu aynı oğullara Yakub’u aldattırdı; o kadar ki, kurtların oğlunu
      yediğine inandı ve böylece ağlaya ağlaya on yıl geçirdi.


      100

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki kardeşler, Allah bana kızar diye korkuyorum. Bu bakımdan,
      Yahudiye ve İsrail’e varıp, on iki İsrail kabilesine aldanmamaları için
      va’zlarda bulunmalısınız.»

       

      Havariler korku içinde ağlayarak
      cevap verdiler: «Bize ne emredersen yaparız.»

       

      O
      zaman îsa dedi: «Üç gün namaz kılıp oruç tutalım, bundan sonra da her akşam ilk
      yıldız görünüp, namaz bittiğinde, üç kez daha namaz kılıp, üç kez O’ndan
      merhamet isteyelim, çünkü; Israililer’in günahı başka günahlardan üç kez daha
      ağırdır.» Öyle yapalım» diye karşılık verdi havariler.

       

      Üçüncü
      günün bitiminde dördüncü günün sabahı, îsa tüm şakirtlerini ve havarilerini
      çağırıp, kendilerine dedi: «Barnabas ve Yühanna benimle kalsın yeter; siz
      diğerleri tüm Samiriye, Yahudiye ve İsrail yörelerine gidip, tevbeyi anlatın;
      çünkü, balta, kesip devirmek için ağaca inmek üzeredir. Ve, hastalar için de
      dua edin, çünkü Allah bana her hastalık üzerinde yetki vermiştir.»

       

      O
      zaman, bu (satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, eğer havarilerine tevbe etme
      şekli sorulursa, ne cevap versinler?»

       

      İsa karşılık verdi: «Bir adam
      cüzdanını yitirdiğinde, onu görmek için yalnızca gözünü mü, veya almak için
      yalnızca elini mi, ya da sormak için yalnızca dilini mi öne sürer? Kesinlikle
      hayır, ama, tüm bedenini öne sürüp, onu bulmak için ruhunun tüm gücünü
      kullanır. Doğru değil mi?»

       

      O zaman, bu (satırları yazan) cevap
      verdi: «Doğruların doğrusu.»

       

      101.
      Günahkar Nasıl Tevbe Etmelidir?

       

      Sonra
      İsa dedi: «Tevbe, kötü yaşantının ters yüzüdür; çünkü, her duyu günah işlerken
      yaptığının tam tersine dönmelidir. Sevinç yerine keder konmalı, gülme yerine
      ağlama, gülüp eğlenme yerine oruç, uyuma yerine gece ibadetleri, boş vaktin
      yerine faaliyette bulunma, şehvetin yerine arılık, masal söyleme ibadete, hırs
      ve tamah da sadaka vermeye dönüşsün.»

       

      O
      zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ama, kendilerine nasıl
      kederleneceğimiz, nasıl ağlayacağımız, nasıl oruç tutacağımız, nasıl faaliyet
      göstereceğimiz, nasıl arı-duru kalacağımız, nasıl namaz kılacağımız ve infakta
      bulunacağımız sorulursa ne cevap verecekler? Ve, nasıl tevbe edileceğini
      bilmiyorlarsa, doğru olarak nasıl keffarette bulunacaklar?»

       

      İsa
      cevap verdi: «îyi sordun ey Barnabas, İnşallah her şeye tam olarak cevap vermek
      arzusundayım. Bu bakımdan, size bu gün genel olarak tevbeden söz edeceğim ve
      bir(iniz)e söylediğimi hep(iniz)e söylüyorum (demektir).»

       

      «Öyleyse
      bil ki, tevbe bir başka şeyden daha fazla olarak salt Allah sevgisi için
      yapılmalıdır. Aksi halde tevbe etmek boşuna olacaktır. (Durumu) size bir
      benzetmeyle anlatayım.

       

      «Her
      bina, temeli çekip alındığında yıkılıp, enkaz haline gelir; doğru mudur bu?»
      «Doğrudur» diye karşılık verdi havariler.

       

      O
      zaman İsa dedi: «Bizim kurtuluşumuzun temeli Allah’tır. O’nsuz kurtuluş olmaz.
      İnsan günah işlediği zaman, kurtuluşunun temelini yitirmiş olur; bu bakımdan,
      (işe) temelden başlamak gerekir.»


       

      «Söyle
      bana, köleleriniz size karşı suç işleseler ve siz de, onların size karşı
      işledikleri suçtan dolayı değil de, ödüllerini yitirdiklerinden dolayı
      üzüldüklerini bilseniz, kendilerini bağışlar mısınız? Kesinlikle, hayır. (Öyle
      de,) size diyorum ki, Allah, Cennet’i yitirdiklerinden dolayı pişman olanlara
      işte böyle yapacaktır. Bütün iyiliklerin düşmanı olan şeytan, Cennet’i yitirip,
      Cehennem’i kazandığı için büyük pişmanlık gösterdi. Ama, hiç merhamet (yüzü)
      görmeyecek artık o, neden biliyormusun? Çünkü, onda Allah sevgisi yoktur;
      bırakın bunu, Yaratıcı’sından nefret eder o.»

       

      102.

       

      «Bakın,
      size diyorum ki, her hayvan tabiatı gereği, arzu ettiği şeyi yitirirse
      yitirilmiş olan (bu) iyilik için kederlenir. Bunun gibi, gerçekten tevbe edecek
      olan günahkâr da, içinde Yaratıcı’sına karşı yaptığı şeyi cezalandırma arzusu
      duymalıdır. O şekilde ki, ibadet ettiği zaman, Allah’tan Cennet dilenmeye veya
      Cehennem’den kurtulmayı (istemeye) kalkışmaz. Bunun yerine utanarak Allah
      önünde secdeye varır, der: «Ey Rabb, sana kulluk etmesi gereken zamanda, hiç
      yoktan sana karşı aşırı giden suçluya bak. Bu nedenle burada, yaptığının
      düşmanın olan şeytan’ın eliyle değil, Senin elinle cezalandırılmasını diliyor;
      şundan ki, dinsizler Senin yaratıkların karşısında sevinmesinler. İstediğin
      biçimde cezalandır, ceza ver ey Rabb, çünkü Sen bana hiç bir zaman bu hayırsızın
      hak ettiği kadar çok azap etmezsin.»

       

      «Böylece,
      bu tevbe biçimine sarılan günahkâr, adalet isteğine oranla Allah’tan daha çok
      merhamet görecektir.»

       

      «Emin olun ki, iğrenç bir
      saygısızlıktır günahkârın gülmesi; o kadar ki, bu dünya,

      babamız Davud’un haklı olarak
      söylediği gibi, bir göz yaşları vadisidir.»

      «Kölelerinden birini oğul edinen ve
      mülkündeki her şey üzerine efendi yapan bir kral

      vardı. Şimdi, öyle oldu ki, şerli
      bir adamın kandırmasryla zavallı kralın gözünden düştü;

      yalnızca içten içe değil, aynı
      zamanda hakir görülüp, gün be gün çalışarak kazandığı her

      şeyden yoksun bırakılarak büyük
      acılar çekti. Siz sanır mısınız ki, bu adam şu veya bu

      vakit güle (bili) r?»

       

      «Kesinlikle
      hayır» (diye) cevap verdi havariler, «çünkü, eğer kral bunu bilmiş olsa,
      gözünden düştügünü görüp onu köleleştirir. Ama, her halde o, gece gündüz
      (demeden) ağlar.»

       

      O
      zaman İsa ağlayarak dedi: «Yazıklar olsun dünyaya, çünkü sonsuz azap kesindir
      onun için. Ey zavallı insanlık, Allah seni bir oğul(hikayecikteki mecaz
      anlamında) olarak seçip, sana Cennet’i bahşetti, ama sen orada, ey zavallı,
      şeytan’ın etkisiyle Allah’ın gözünden düştün ve Cennet’-ten atılıp, pis dünyaya
      mahkûm edildin; burada tüm şeyleri zahmetle elde edersin ve her iyi çalışma
      sürekli günah işlemekle senden, alınır. Ve, dünya sadece güler, ve daha kötüsü,
      en büyük günahkâr olan herkesten daha çok güler. Bu bakımdan dediğiniz gibi
      olacak, yani Allah, günahlarına gülen ve onlar için ağlamayan günahkarı ebedi
      ölüme çarptıracaktır.»

       

      103.

       

      «Günahkârın ağlaması, bir
      babanın ölmek üzere bulunan oğluna ağlaması gibi olmalıdır. Ah (şu) insanın
      deliliği (ah), kendinden ruh(u) ayrılan bedene ağlar da, günah nedeniyle
      Allah’ın merhametinden ayrılan ruha ağlamaz.


       

      «Söyleyin
      bana, denizci, gemisi fırtınaya tutulup parçalandığı zaman yitirdiği şeyleri
      ağlamakla geri getirebilecek olsa ne yapar? Belli ki, (oturup) acı acı ağlar..
      Ama, size diyorum ki size, insan ağladığı her şeyde günaha girer de, yalnızca
      günahına ağladığı zaman (girmez). Çünkü, insana gelen her belâ kurtuluşu için
      Allah’tan gelir ki, (daha) buna sevinmesi gerekir. Fakat, günah, insanın helaki
      için şeytan’dan gelir de, insan buna üzülmez. Mutlaka buradan fark ediyorsunuz
      ki, insan kayıp peşindedir, kâr değil.» Bartalemus dedi: «Rab, kalbi ağlamaya
      yabancı olduğu için ağlayamayan kimse ne yapsın?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Gözyaşı dökenlerin hepsi ağlamıyor, ey Bartalemus. Allah sağ ve
      diridir ki, gözlerinden hiç yaş düşmeyen, (ama yine de) göz yaşı döken bin kişiden
      daha çok ağlayan insanlar bulunur. Bir günahkârın ağlaması, üzüntünün ağırlığı
      nedeniyle dünyevî sevginin tüketilmesidir. O kadar ki, nasıl güneş ışığı en
      üste konanı bozulup çürümekten korursa, aynen öyle de, bu tükeniş ruhu günahtan
      korur. Eğer Allah, gerçekten tevbe edene denizin suları kadar göz yaşı verecek
      olsa, o, çok daha fazlasını arzular; ve böylece bu arzu, yanan bir ocağın bir
      damla suyu tükettiği gibi, seve seve dökeceği bu küçücük damlayı da tüketir.
      Fakat, hemen hıçkırıklarını koyuverenler, yükü azaldıkça daha hızlı giden at
      gibidirler.»

       

      104.

       

      «Mutlaka,
      hem içte sevgisi, dışta göz yaşı olan insanlar da vardır. Fakat, bu şekilde o,
      bir Yeremya gibi olacaktır. Allah, ağlamada göz yaşından çok üzüntüye bakar.»

       

      O
      zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, insan günahtan başka şeyler üzerine ağlamakla
      nasıl kaybeder?»

       

      îsa
      cevap verdi; «Eğer, Hirodes sana tutman için bir gömlek verse ve ardından onu
      senden çekip alsa, bu senin için bir ağlama nedeni olur mu?»

       

      «Hayır»
      dedi Yuhanna» O zaman, îsa dedi: «Şimdi, insan hiçbir şey yitirmediği zaman,
      ağlamasına neden yoktur, yitirdiği zaman da yoktur; çünkü, herşey Allah’ın
      elinden gelir. Öyleyse, Allah’ın istediği zaman eîindekini çıkarma kudreti
      olmasın mı, ey aptal adam? Madem senin olan senin, günah kendinin, öyleyse sen
      bunun için ağlayacaksın, bir başka şey için değil.»

       

      Matta dedi: «Ey muallim, tüm
      Yahudiye önünde Allah’ın insana hiç benzemediğini itiraf ettin, şimdi de,
      insanın (herşeyi) Allah’ın elinden aldığını söylüyorsun; o halde, Allah’ın eli olduğuna
      göre, insana benzeyen bir yanı var (demektir).»

       

      îsa
      cevap verdi «Yanılgı içindesin ey Matta, ve kelimelerin anlamını bilmeyen pek
      çokları da bu şekilde yanılmışlardır. însan, kelimelerin dış (biçim) ini değil,
      insan konuşmasını bizimle Allah arasında bir yorumcuymuş gibi görerek, anlamı
      göz önüne almalıdır. Bilmez misiniz ki, Allah babalarımıza Sina dağında
      konuşmak dilediği zaman, babalarımız, «Bize sen konuş ey Musa, Allah bize
      konuşmasın, yoksa ölürüz» diye haykırmışlardı? Ve, Allah İşaya peygamber
      aracılığıyla ne dedi (bilmez misiniz) ki, gök yerden ne kadar uzaksa, Allah’ın
      yol ve yöntemleri insanların yol ve yönteminden o kadar uzaktır.»


       

      105.


       

      «Allah
      Öylesine ölçümlenemezdir ki, O’nu anlatmaktan titriyorum. Ama, sizin için bir
      girişimde bulunmam gerekiyor. Size diyorum ki, gökler dokuz (tanedir) ve
      birbirlerine olan uzaklığı, birinci göğün yerle olan uzaklığı kadardır. Bu da
      yerden beşyüz yıllık bir yolculuk uzaklığındadır. Bu bakımdan, yer en yüksek gökten
      dörtbinbeşyüz yıllık bir yolculuk uzaklığında (olmakta) dır. Size diyorum ki,
      yine (yer) birince göğe oranla bir iğnenin ucu gibidir. Birinci gök aynı
      şekilde İkinciye oranla bir nokta gibidir ve bunun gibi tüm gökler bir
      sonrakinden daha küçüktür Fakat tüm göklerle birlikte yerin tüm büyüklüğü,
      Cennet’e oranla bir nokta gibidir, olmadı, bir kum taneciği gibidir. Bu
      büyüklük ölçülemez değil midir?»

       

      Havariler cevap verdiler: «Evet,
      mutlaka.»

       

      O
      zaman, îsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Alah sağ ve diridir ki, Allah’ın
      (Arşı?) önünde Kâinat bir kum taneciği kadar küçüktür. Ve Allah(‘ın Arşı?)
      Kâinat’tan, tüm gökleri, Cennet’i ve daha başka şeyleri doldurmak için gidecek
      kum taneleri sayısınca büyüktür. Şimdi, bakın bakalım; Allah, yeryüzü üzerinde
      küçük bir çamur parçası olan insanla herhangi bir şekilde oranlanabilir mi?
      öyleyse, dikkat edin de eğer ebedî hayatı elde etmek istiyorsanız, çıplak
      kelimelere değil, anlama bakın.»

       

      Havariler karşılık verdiler:
      «Yalnızca Allah bilebilir kendini ve (durum) gerçekte İşaya

      peygamberin dediği gibidir: «O,
      insan duyularından gizlidir.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Evet, böylesi doğrudur; bu bakımdan, Cennet’te olduğumuzda,
      burada kişinin bir damla tuzlu sudan denizi tanıdığı gibi, biz de Allah’ı
      tanıyacağız.» «Dersime dönecek olursam, size diyorum ki, insan yalnızca günahı
      için ağlamalıdır. Çünkü, günah işlemekle insan Yaratıcı’sını bir yana iter. Ya,
      eğlencelere ve ziyafetlere gidip duran insan nasıl ağlayacaktır? Bu ateş
      çıkaracakmış gibi ağlayacaktır o! Eğer nefisleriniz üzerinde hakimiyetiniz
      varsa, ziyafetleri oruca çevirmelisiniz. Çünkü böyle bir hakimiyete sahiptir
      Allah’ımız.»

       

      Teddeus dedi: «Öyleyse madem,
      Allah’ın üzerinde hakimiyeti bulunan nefsi vardır.» îsa

       

      cevap
      verdi: «Yine mi geriye dönüp, «Allah’ın bunu vardır», «Allah böyledir» gibi
      (sözler) söylemek? Deyin bana, insanın nefsi var mıdır?»

       

      «Evet» (diye) cevap verdi havariler.

       

      îsa
      dedi: «Bir insan bulunabilir mi ki, içinde hayat olsun da nefsi çalışmasın?»
      «Hayır» dedi havariler.

       

      «Siz
      kendinizi aldatıyorsunuz» dedi İsa, «çünkü, kör, sağır, dilsiz ve kötürüm insan
      için nefis nerdedir? Ya, bir insan bayıldığı zaman?»

       

      O
      zaman havariler şaşırdılar; îsa yine dedi: «İnsanı meydana getiren üç şey
      vardır; her biri kendi başına ayrı üç şey: Ruh, nefis ve ceset. Allah’ımız ruhu
      ve bedeni duyduğunuz gibi yaratmıştır, ama nefsi nasıl yarattığını henüz
      işitmediniz. Bu bakımdan, yarın inşallah size hepsini anlatacağım.»

       

      Ve,
      îsa böyle deyip Allah’a şükretti ve halkımızın kurtuluşu için dua etti, hepimiz
      de «Amin» dedik.

       

      106.

       

      Sabah
      namazını bitirince İsa bir palmiye ağacının altına oturdu ve havarileri orada
      kendisine yaklaştılar. O zaman îsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
      ve diridir ki, hayatımız konusunda pek çokları aldanıyor. Ruh ve nefis
      birbirine öylesine bitişiktir ki, insanların büyük bölümü ruh ve nefsi bir ve
      aynı şey olarak görür ve onu


       

      özde
      değil de, yaptığı işe göre kısımlara ayırıp, duygusal, bitkisel ve zihinsel ruh
      diye adlar takar. Ama bakınn, size diyorum ki, ruh birdir, düşünür ve yaşar. Ey
      aptallar, hayat olmadan zihinsel ruhu nereden bulacaklar? Emin olun ki, hiç
      (bulamayacaklar) ama, duyular olmadan hayat, nefis kendisini terkettiği zaman
      bayılanda görüldüğü gibi hemen bulunabilir.»

       

      Teddeus
      karşılık verdi: «Ey muallim, nefis hayatı terk ettiği zaman insanın hayatı
      olmaz.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bu doğru değil, çünkü insan, ruh ayrıldığı zaman hayattan yoksun
      olur; çünkü ruh, mucize dışında bir daha bedene dönmez, fakat nefis duyduğu
      korku nedeniyle veya ruhun duyduğu üzüntü nedeniyle ayrılır. Çünkü, nefsi Allah
      zevk için yaratmıştır; ve nasıl beden yemekle yaşıyor ve ruh da bilgi ve aşkla
      yaşıyorsa, o da yalnızca bununla (zevkle) yaşar. Bu nefis şimdi, günah
      nedeniyle Cennet’in zevkinden yoksun bırakılmasının kızgınlığıyla ruha karşı
      isyan halindedir. Bu bakımdan, onun bedenî zevk (ler) -le yaşamasını istemeyen
      için, onu manevî zevk (ler) le beslemeye çok büyük ihtiyaç vardır. Anlıyor
      musunuz? Bakın, size diyorum ki, onu yaratan Allah, onu cehenneme ve acımasız
      kar (lar) a ve buz (lar) a mahkûm etti; çünkü, o kendisinin Allah olduğunu
      söyledi; fakat, Allah onu, yiyeceğini alıp da besininden yoksun bırakınca,
      Allah’ın bir kölesi ve O’nun ellerinin işi olduğunu itiraf etti Ve, şimdi söyleyin
      bana, nefis dinsizlerde nasıl çalışır? Emin olun ki, onlarda Allah gibidir o,
      Allah’ın kanununu bırakarak nefsin peşinden gittiklerini görüyorsunuz. Bu
      bakımdan, onlar iğrençleşirler ve hiçbir salih amelde bulunmazlar.»

       

      107.

       

      «Ve,
      günaha üzülmenin peşinden gelen ilk şey oruç tutmaktır. Belli bir yemeğin
      kendisini hasta ettiğini gören, ölmekten korkarak, yediğine üzüldükten sonra,
      hastalanmamak için bu yemeği bırakır. Günahkâr da böyle yapmalıdır. Zevkin
      kendisini, dünyanın bu iyi şeylerinde nefse uyarak yaratıcısı Allah’a karşı
      günaha sürüklediğini görür, bırakın böyle yaptığına üzülsün, çünkü, bu
      kendisini Allah’tan, hayatından yoksun bırakmakta ve sonsuz Cehennem ölümü
      vermektedir. Ama, insan yaşarken dünyanın bu güzel şeylerine ihtiyaç duyduğundan,
      burada oruç gereklidir. Öyleyse, bırakın da nefsi kırsın ve Rabb’ı olan Allah’ı
      bilsin. Ve, nefsin oruçtan nefret ettiğini görünce de, bırakın, sonsuz
      üzüntüden başka hiçbir zevkin olmadığı Cehennem’in durumunu koysun önüne; bir
      tek zerresi tüm dünyanın zevklerinden daha büyük olan Cennet’in zevklerini
      koysun önüne. Bu şekilde kolaylıkla durgunlaşacaktır o; çünkü, çoğu elde etmek
      için azla yetinmek, azın içinde tepinip, bütünden yoksun kalmaktan ve azap
      içinde kalmaktan daha iyidir.

       

      «İyi
      oruç tutmak için zengin ağırlayıcıyı hatırlamanız gerek. Çünkü, burada
      yeryüzünde her günü zevk sefa içinde geçirmek isteyen, tek bir damla sudan
      ebediyyen yoksun kaldı; öte yandan, burada, yeryüzünde kırıntılarla yetinen
      Lazarus Cennet’in dopdolu nimetleri içinde ebediyyen yaşayacaktır. Ama, pişman
      olan tedbirli olsun; çünkü şeytan her iyi işi, daha çok, başkalarından da öte,
      kendisine karşı inançlı bir köleden asî bir düşmana dönüştüğü için pişman
      olanın (iyi işlerini) yok etmenin yollarını arar. Bu bakımdan, şeytan, hastalık
      bahanesiyle ne olursa olsun ona oruç tutturmamaya çalışacak ve bundan bir yarar
      sağlayamadığı zaman da, hasta düşüp, ardından zevk sefa içinde yaşaması için
      onu aşırı derecede oruç tutmaya çağıracaktır. Ve, bunda da başarılı olamazsa,
      hiç yemek yemeyen, fakat daima günah işleyen kendisine benzemesi için, orucunu
      yalnızca bedensel


      yemeğe
      dayandırtmanın çaresini arayacaktır.»

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki, oruç tutmayanları hakir görüp, kendini onlardan daha üstün
      tutarak bedeni yemekten yoksun bırakmak ve ruhu gururla doldurmak iğrenç bir
      şeydir. Söyleyin bana, hasta olan adam, doktorun kendisine verdiği perhizden
      dolayı böbürlenip, perhizsiz olanlara deli mi diyecektir? Kesinlikle hayır.
      Aksine, kendisine, perhiz verilmesini gerektiren hastalıktan dolayı
      üzülecektir. Böyle de, size diyorum ki, pişman olan orucundan dolayı övünmemeli
      ve oruç tutmayanları hakir görmemelidir; bunun yerine, oruç tutmasına neden
      olan günahı için üzülmelidir. Pişman olup oruç tutan, lezzetli yemekler de
      yememelidir, kaba yemeklerle yetinmelidir. Şimdi, bir insan ısıran köpeğe ve
      tepen ata lezzetli yemek verir mi? Hayır, kesinlikle, ama tam tersini yapar. Ve,
      oruçla ilgili olarak bu (kadar) size yetsin.»

       

      108.

       

      «Bakın,
      (şimdi de) uyanık olmakla ilgili size söyleyeceklerime kulak verin. Nasıl,
      vücudun uyuması ve ruhun uyuması diye iki tür uyuma varsa, böyle de, uyanık
      olmakta, vücut uyurken ruhun uyumamasına dikkat etmelisiniz. Çünkü, bu en ağır
      bir hatadır. Deyin bana, benzetme olsun diye (söylüyorum) : Yürürken kendini
      kayaya çarpan ve ayağını kayaya vurmamak için kaçındıkça başını vuran bir adam
      var. Nedir böylesi bir adamın durumu?»

       

      «Zavallı» diye cevap verdi
      havariler, «çünkü, böyle bir adam kendinde değildir.»

       

      O
      zaman, Isa dedi: «îyi cevap verdiniz, çünkü, bakın size diyorum ki, vücuduyla
      uyanık olup, ruhuyla uyuyan kendinde değildir. Manevî kötürümlük maddî olandan
      daha çok ağırsa, iyileşmesi de daha zor olur. Bu bakımdan, böylesi bir zavallı,
      yaşamanın başı olan ruhuyla uyuma bedbahtlığının farkına varmayıp da, yaşamanın
      ayağı olan vücuduyla uyumadığı için övünecek midir? Ruhun uyuması, Allah’ı ve
      korkunç hükmünü unutmaktır. Öyleyse, uyanık olan ruh, her yerde ve her şeyde
      Allah’ı duyan ve daima her an Allah’tan rahmet ve bereket gördüğünü bilerek,
      her şeyde her şey kanalıyla ve her şeyin üstünde O’nun celal ve azametine şükür
      eden (ruh) tur. Bu bakımdan, O’nun celal ve azametinden korkan ruhun kulağında
      ~şu melekî söz yankılanır durur: «Yaratıklar, hükme gelin, çünkü Yaratıcı’nız
      sizi yargılamak diliyor.» Çünkü, o hep Allah’a kulluk eder durur. Söyleyin
      bana, daha fazlasını, bir yıldızın ışığıyla veya güneşin ışığıyla görmek
      istemez misiniz?

       

      Andreas
      cevap verdi: «Güneşin ışığıyla; çünkü, yıldızınkiyle yakındaki dağları (bile)
      göremeyiz, ama günesin ışığıyla en minnacık bir kum tanesini görürüz. Bu
      nedenle de, yıldızın ışığında korkarak yürürken, güneşin ışığında güvenle
      yürürüz.»

       

      109.

       

      İsa
      karşılık verdi.- «Aynen öyle de, size diyorum ki, ruhla Allah’ımız (olan)
      adalet güneşiyle bakmalı, vücudun gördükleriyle övünmemelisiniz. Bu bakımdan,
      en doğru olan, vücudun uyumasından mümkün olduğu kadar kaçınmaktır, ama;
      (bundan kaçınmak da), nefis ve beden yiyecekle, zihin de işle ağırlaştığından
      hemen hemen imkânsızdır. Bundan dolayı, bırakın, çok fazla iş ve çok fazla
      yemekten kaçınmak için birazcık uyusun.»

       

      «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
      ve diridir ki, her gece bir miktar uyumak


       

      meşrudur,
      fakat Allah’ı ve korkunç hükmünü unutmak asla meşru değildir; ve ruhun uyuması
      böylesi bir unutmadır.»

       

      O
      zaman, bu (satırlar) ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, Allah’ı her zaman
      hatırda nasıl tutabiliriz? Emin olun, bize bu imkânsız görünüyor.»

       

      îsa,
      iç çekerek dedi: «İnsanın çekebileceği en büyük ızdıraptır bu, ey Barnabas.
      Çünkü insan burada yeryüzünde yaratıcısı Allah’ı her zaman hatırda tutamaz;
      ancak kutsal olanlar bunun dışındadır. Çünkü onlar, Allah’ı unutamasınlar diye
      içlerinde Allah’ın bereketinin nurunu taşıdıklarından Allah’ı her zaman hatırda
      tutarlar. Ama, söyleyin bana, taş ocağında çalışanları gördünüz mü? (Bir
      yandan) başkalarıyla konuşurken, (öte yandan) yapa yapa demire bakmadan taşı
      işleyen demir aletle devamlı vurmayı, ama yine de ellerine vurmamayı nasıl da
      öğrenmişler! Şimdi, siz de bu şekilde yapın. Unutma hastalığını tümüyle yenmek
      istiyorsanız, kutsal olmayı arzulayın. Bakın ki, su uzun bir süre vura vura en
      sert kayaları tek bir damlayla yarar geçer.

       

      «Bu
      hastalığı neden yenemediğinizi biliyor musunuz? Çünkü, bunun bir günah
      olduğunun farkına varmadınız. Öyleyse size diyorum ki, bir reis sana bir hediye
      verse ey insan, senin gözlerini kapayıp ona sırtını dönmen bir hatadır. Allah’ı
      unutanlar da işte böyle hata yaparlar. Çünkü, her vakit insan Allah’tan rahmet
      ve hediyeler alır.

       

      «Şimdi
      söyleyin bana, Allah’ımız her vakitte size nimet (in) i bahşetmiyor mu?
      Kesinlikle evet; çünkü hiç durmadan, sayesinde yaşadığınız nefesi veriyor size.
      Bakın, bakın size diyorum ki, vücudunuzun nefes aldığı her an kalbiniz,
      «Allah’a şükürler olsun» demelidir.»

       

      110.

       

      O
      zaman Yuhanna dedi: «Dediklerin doğruların doğrusu ey muallim; bu bakımdan bu
      kutlu duruma ulaşmanın yolunu öğret bize.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, kişi böyle bir duruma, Rabb’ımız Allah’ın
      rahmeti olmadan insanî güçlerle erişemez. İnsanın, Allah’ın kendisine vermesi
      için iyiliği istemesi gerektiği doğrudur. Söyleyin bana, sofraya oturduğunuz
      zaman, görmek istemediğiniz etleri alır mısınız? Emin olun ki, hayır. Böyle de
      size diyorum ki, arzu etmediğiniz şeyi almayacaksınız. Eğer kutsallık arzu
      ederseniz, Allah göz açıp kapamadan daha az bir zaman içinde sizi kutsal
      yapmaya kadirdir, fakat, insan hediye ve (hediyeyi) vereni anlasın diye,
      Allah’ımız beklememizi ve istememizi diler.

       

      «Bir
      hedefe atışta bulunanları gördünüz mü? Mutlaka pek çok kez boşa atarlar. Buna
      rağmen, hiç bir zaman boşa atmak istemezler, daima da hedefi vurma
      ümidindedirler. Şimdi, siz (de) böyle yapın. Allah’ımızı her zaman hatırda
      tutmak isteyen ve unuttuğunuzda kederlenen sizler; çünkü Allah, söylediğim
      şeylerin hepsini elde etmeniz için size bereket verecektir.

       

      «Oruç
      tutmak ve ruhen uyanık bulunmak birbiriyle öylesine bir aradadır ki, eğer kişi
      uyanıklığı bozarsa, oruç da hemen bozulur. Çünkü, bir insan, günah işlemekle
      ruhun orucunu bozar ve Allah’ı unutur. İşte, uyanık olmak ve oruç tutmak ruh
      bakımından biz ve bütün insanlar için her zaman gereklidir. Çünkü, günah
      işlemek kimse için meşru değildir. Ama, vücudun oruç tutması ve uyanık kalması,
      inanın bana, her zaman ve herkes için mümkün değildir. Çünkü, hastalar ve
      yaşlılar, çocuklu kadınlar, perhiz yapan insanlar, çocuklar ve zayıf yapıda
      daha başka kişiler vardır. Kuşkusuz herkes, normal ölçülerine göre giyinmiş
      olsalar bile, kendi oruç tutma (biçimini) tesbit etmelidir. Nasıl,


       

      bir
      çocuğun elbiseleri otuz yaşlarında bir insan için uygun değildir, aynen öyle
      de, bir kişinin uyanıklığı ve orucu da bir diğeri için uygun değildir.»

       

      «Ama,
      dikkat edin ki, geceleyin uyanık kalıp, ardından Allah’ın emri üzere namaz
      kılmanız ve Allah’ın sözünü dinlemeniz gerektiği zaman, uyuyasınız diye şeytan
      tüm gücünü kullanacaktır.»

       

      111.

       

      «Söyleyin bana, bir arkadaşınız
      eti yiyip de, kemikleri size verse razı olur musunuz?» Petrus cevap verdi:
      «Hayır muallim, çünkü böylesine arkadaş değil, sahtekâr denmesi gerekir.»

       

      îsa iç çekerek cevap verdi: «Tam
      gerçeği söyledin ey Petrus, çünkü kişi vücuduyla

      gereğinden fazla uyanık kalıp,
      ibadet edeceği veya Allah’ın sözlerini dinleyeceği zaman

       

      uyur veya uyuklayıp başı aşağı
      düşerse, böylesi bir bedbaht, Yaratıcısı Allah’la alay

      etmektedir ve böyle bir günah
      dolayısıyla da suçludur. Hatta, Allah’a vermesi gereken

      zamanı çalıp, istediği zaman ve
      istediği kadar harcadığı için de bir soyguncudur.»

      «Bir insan, içinde en iyi şarap
      bulunan bir kâseyi, şarabın en iyi miktarı bitinceye kadar

      içmeleri için düşmanlarına, şarabın
      tortuları kalınca da, içmesi için efendisine verdi.

      Efendinin her şeyi öğrendiği zaman
      hizmetçisine ne yapacağını ve hizmetçinin onun

      önünde ne hale geleceğini
      düşünürsünüz? Mutlaka onu dövecek ve yerinde bir kızmayla

      dünyanın kanunlarına göre kendisini
      öldürecektir. Şimdi, zamanının en iyisini işlerinde

      ve en kötüsünü de ibadet ve kanunu
      incelemede geçiren bir adama Allah ne yapacaktır?

       

      Yazıklar olsun dünyaya, çünkü,
      bununla ve daha büyük günah (lar) la kalbi ağırlaşmıştır!

      Bu yüzden, size gülmek ağlamaya,
      ziyafetler oruca ve uyku uyanıklığa dönüşmeli

      dediğim zaman, duyduğunuz şeylerin
      tümünü üç kelimeye sıkıştırdım. Burada,

      yeryüzünde kişi her zaman ağlamalı
      ve bu ağlama yürekten olmalı, çünkü Yaratıcı’mız

      Allah’a karşı geliniyor; nefis
      üzerinde hakimiyet kurmak için oruç tutmalı ve günah

      işlememek için uyanık olmalısınız;
      ve bedenen ağlama, bedenen oruç tutma ve uyanık

      olma her bir kişinin bünyesine göre
      yapılmalıdır.»

       

      112.

       

      îsa
      böyle söyleyip, (sonra) dedi: «Hayatımızı sürdürmemiz için tarlanın
      meyvelerinden aramaya çıkmalısınız, çünkü sekiz gündür hiç ekmek yemiyoruz. Bu
      bakımdan, Allah’ımıza dua edecek ve Barnabas ile birlikte sizi bekliyeceğim.

       

      Bunun
      üzerine, tüm şakirtler ve havariler, İsa’nın sözüne göre dörder altışar yola
      koyuldular. İsa’nın yanında bu (satırlar)ı yazan kaldı; o zaman İsa ağlayarak
      dedi: «Ey Barnabas, sana büyük sırlar açıklamam gerekiyor, bundan sonra ben
      dünyadan ayrılacağım ve sen de onlan anlatacaksın.»

       

      O
      zaman, bu (satırlar) ı yazan ağlıyarak dedi; «Beni ağlat ey muallim,
      başkalarını da (ağlat). Çünkü biz günahkârlarız. Ve, Allah’ın bir mukaddesi ve
      peygamberi olan sen, senin için bu kadar ağlamak uygun değildir.»

       

      İsa
      karşılık verdi: «İnan bana Barnabas, ben (ağlamam) gerektiği kadar
      ağlayamıyorum. Çünkü, eğer insanlar bana Allah dememiş olsaydı, ben Allah’ı
      burada, Cennet’te görüleceği biçimde görecek ve Hüküm Günü’nden korkmama
      emniyetine erişecektim. Ama, Allah biliyor ki, ben suçsuzum, çünkü hiç bir
      zaman bir köleden öte tutulma


       

      düşüncesi
      beslemedim. Hem, sana diyorum ki, eğer Allah diye çağırılmamış olsaydım,
      dünyadan ayrılınca Cennet’e götürülecektim, ama şimdi Hüküm (Günü’ne) kadar
      oraya gitmeyeceğim. Şimdi, benim ağlamama neden olup olmadığını görüyorsun. Bil
      ki ey Barnabas, bu yüzden her halde büyük zulme uğrayacak ve havarilerimden
      biri tarafından otuz paraya satılacağım. Bu bakımdan, eminim ki, beni satacak
      olan benim adıma öldürülecek, çünkü Allah beni yeryüzünden çekecek ve herkes
      onun ben olduğuma inansın diye hainin görünümünü değiştirecek; yine de, o, şerli
      bir ölümle öldüğü zaman, ben uzun bir süre bu lekeyle dünyada kalacağım. Fakat,
      Allah’ın kutlu Elçi’si Muhammed gelince, bu rezalet silinip gidecek. Ve, Allah
      bunu yapacak, çünkü, bana bu canlı bilinme ve şu rezil ölüme yabancı olma
      ödülünü verecek olan Mesih gerçeğini itiraf etmiş bulunuyorum.»

       

      O
      zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, söyle bana, kimdir bu
      alçak! Çünkü, seve seve boğar öldürürüm onu.»

       

      «Sus,
      bir şey söyleme» diye cevap verdi îsa, «çünkü Allah böyle diliyor ve o(hain) başka
      türlüsünü de yapamaz. Fakat, gör ki, annem böyle bir olaya üzüldüğünde,
      rahatlaması için ona gerçeği anlatırsın.»

       

      O
      zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «înşallah bütün bunları yapacağım
      ey muallim.»

       

      113.

       

      Şakirtler
      dönüşlerinde, çam kozalakları getirdiler ve Allah’ın iradesiyle bir hayli de
      hurma bulmuşlar. Öğle namazından sonra îsa ile birlikte yediler. Bu sırada (bu
      satırları) yazanın üzgün yüzünü gören şakirtler ve havariler, İsa’nın hemen
      dünyadan ayrılması gerektiğinden korkuya kapıldılar. Bunun üzerine, îsa onları
      teselli ederek dedi: «Korkmayın, çünkü sizden ayrılma saatim henüz gelmiş
      değil. Yanınızda kısa bir süre daha kalacağım. Bu bakımdan, dediğim gibi,
      Allah’ın îsrailîler üzerine merhamet etmesi için, tüm İsrail’e varıp, pişman
      olmayı anlatmayı size öğretmeliyim. Öyle ki, herkes tenbelliğin farkına varsın
      ve çok daha fazla günahının kefaretini ödesin; çünkü, iyi meyve vermeyen her
      ağaç kesilecek ve ateşe atılacaktır.

       

      «Bağ
      tarlası olan bir vatandaş vardı ve tarlanın ortasında, içinde güzel bir incir
      ağacı olan bir bahçe bulunuyordu. Üç yıldır mal sahibi ağaca geliyor ve
      üzerinde hiç meyve bulamıyordu; ve tüm öbür ağaçların meyve verdiğini görünce,
      bağcısına dedi: «Bu kötü ağacı kes, çünkü araziye yük oluyor.»

       

      Bağcı karşılık verdi: «Değil
      efendim; çünkü, güzel bir ağaçtır o.»

       

      «Ses
      etme» dedi mal sahibi, «çünkü, yararsız güzelliklere önem vermem ben. Palmiye
      ve pelesenk ağacının incirden daha soylu olduğunu bilmen gerek. Ama, evimin
      avlusuna bir palmiye ve bir de pelesenk ağacı fidanı dikmiş ve çevresine hayli
      para harcayarak duvar çevirmiştim. Fakat, bunlar meyve yerine yığılıp kalan
      yaprak verip, evimin önündeki araziyi de verimsizleştirince, ikisini de ortadan
      kaldırdım. Şimdi, diğer bütün ağaçların meyve verdiği bağ tarlama ve bahçeme
      yük olan evimin uzağındaki bir incir ağacını nasıl bağışlayayım? Emin ol ki,
      ona daha fazla katlanmayacağım.»

       

      O
      zaman bağcı dedi: «Efendi, toprak oldukça zengin. Bu bakımdan, bir yıl daha
      bekle. Ben incir fidanının dallarını budayıp, kendinden toprağın verdiği tüm
      fazlalıkları alayım ve taşlı kuru bir araziye koyayım; böyle yapıca meyve
      verecektir o.»

       

      -Mal sahibi karşılık verdi: «Şimdi
      git ve öyle yap; bekleyeceğim ve incir fidanı da meyve


      verecek.» Bu
      temsilî hikâyeyi anlıyorsunuz değil mi?»

      Havariler cevap verdiler: «Hayır
      Rab, bu nedenle onu bize açıklayın.»

       

      114.

       

      îsa karşılık verdi: «Bakın, size
      diyorum ki, mal sahibi Allah’tır, bağcı da O’nun kanunu.

      Allah’ın Cennette palmiye ve
      pelesenk ağaçları vardı; şeytan palmiye ağacı, ilk insan da

      pelesenk ağacıdır. Allah, bunları
      çıkarıp attı. Çünkü, salih ameller meyvesi vermiyorlar,

      bunun yerine pek çok melekleri ve
      pek çok insanları ayıplayan dinsizce sözler sarf

      ediyorlardı. Şimdi, Allah insanı
      dünyaya, tüm emir ve yasaklarına göre Allah’a kulluk

      eden yaratıklarının arasına
      indirmiştir. Allah’ın meleği ve ilk insanı bağışlamayıp, meleği

      ebedi, insanı da bir süre için
      cezalandırdığını görerek diyorum ki, meyve vermeyen insanı

      Allah kesip, Cehennem’e mahkûm eder.
      Bu konuda Allah’ın kanunu der ki, bu hayatta

       

      insan için pek çok iyi şeyler vardır
      ve bu nedenle salih ameller işleyebilmesi için

      sıkıntılar çekmesi Ve dünyevî
      iyiliklerden yoksun kalması gerekmektedir. Dolayısıyla,

      Allah’ımız insanın Pişman olmasını
      bekler. Bakın, size diyorum ki, Allahımız insanı

      çalışmaya mahkûm etmiştir ki,
      Allah’ın dostu ve peygamberi Eyüp der: «Kuşun uçmak

       

      için,
      balığın da yüzmek için doğduğu gibi, insan da çalışmak için doğar.» Allah’ın
      bir peygamberi olan Davud da şöyle der: «Elimizin emeğini yiyerek kutsanacağız
      ve bu bizim için iyidir.»

       

      Bu
      nedenle, herkes niteliğine göre çalışsın. Şimdi söyleyin bana, babamız Davud ve
      oğlu Süleyman elleriyle çalışmışlarsa, günahkârın ne yapması gerekir?

       

      Yuhanna dedi: «Muallim, çalışmak
      yerinde olan bir şey, ama bunu yoksullar yapmalı.» İsa karşılık verdi: «Yaa,
      çünkü onlar başka türlü yapamaz. Ama, bilmez misin ki, iyilik iyi olmak için
      gereklilikten azade olmalıdır? Böyle de, güneş ve diğer gezegenler, başka
      türlüsünü yapamasınlar diye Allah’ın hükümleriyle güçlendirilmişlerdir ve bu
      nedenle de, herhangi bir liyakatleri yoktur. Söyleyin bana, Allah çalışma
      hükmünü koyduğu zaman, «Yoksul insan yüzünün teriyle yaşayacaktır» mı dedi? Ve,
      Eyüp, «Kuş uçmak için doğar, yoksul insan da çalışmak için doğar» mı dedi?
      Hayır, Allah insana, «Ekmeğini yüzünün teriyle yiyeceksin» ve Eyüp de «İnsan
      çalışmak için doğmuştur» demiştir. Bu bakımdan, (yalnızca) insan olmayan bu
      hükmün dışındadır. Emin olun ki, her şeyin pahalı olmasının nedeni, pek çok
      haylaz insanın bulunmasıdır. Eğer, bunlar çalışacak olsalar, bazısı toprağı
      sürse, bazısı da sularda balıkçılık yapsa, dünyada bolluk üstü bolluk olur. Ve,
      yokluklar nedeniyle, korkunç Hüküm Günü’nde hesap vermek gerekecektir.»

       

       

      115.

       

      «Bırakın,
      insan bana bir şeyler desin. Dünyaya ne getirdi ki, bu nedenle haylaz haylaz
      yaşasın? Çıplak ve hiç bir şey yapamıyâcak biçimde doğduğu ortada. Bundan
      dolayı da, bulduğu şeylerin tümünün sahibi değil, dağıtıcısıdır o. Ve, o
      korkunç günde bunların hesabını verecektir. İnsanı vahşi hayvanlar gibi yapan
      iğrenç şehvetten çok korkmak gerekir; çünkü, düşman kişinin kendi evi
      içindedir. Bu bakımdan, düşmanın gelemiyeceği herhangi bir yere gitmen mümkün
      değildir. Ah, niceleri şehvet yüzünden helak olup gittiler! Şehvet yüzünden
      tufan oldu, o kadar ki, dünya Allah’ın merhameti önünde silinip gitti de,
      yalnızca Nuh ve seksen üç insan kurtuldu.


       

      Şehvet
      yüzünden Allah üç lânetli şehri yerle bir etti (ve) içlerinden yalnızca Lût ve
      iki oğlu kurtuldu. «Şehvet yüzünden Bünyamin’in kabilesi tümüyle sönüp yok
      oldu. Ve, bakın size diyorum ki, şehvet yüzünden ne kadar insanın helak
      olduğunu size anlatacak olsam, beş günlük süre yetmez.»

       

      Yakup karşılık verdi: «Ey üstad,
      şehveti simgeleyen nedir?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Şehvet, gem vurulmamış bir aşk arzusudur; akıl tarafından
      yönlendirilmezse, insan zihin ve duygularının sınırlarını aşar,- öyle ki, insan
      kendini bilmeden, nefret etmesi gereken şeyi sever. İnanın bana, insan, böyle
      bir şeyi Allah kendisine verdi diye değil de, sahibi olarak bir şeyi severse,
      bir zani olur; çünkü, Yaratıcı’sı Allah’la birlikte olması geieken ruhu
      yaratıkla birleştirmiştir. Ve, işte Allah Işaya peygamber aracılığıyla
      ağlayarak der: «Sen pek çok aşıklarla zina ettin; buna rağmen bana dön, seni
      kabul edeceğim.»

       

      «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
      ve diridir ki, eğer insanın kalbinde içten bir

       

      şehvet olmazsa, dışta (kötülüklere)
      düşmez; çünkü, kök giderse ağaç hemen ölür.»

      «Bu nedenle insan, Yaratıcı’sının
      kendisine verdiği hanımla yetinsin ve başka bir kadını

      unutsun.»

       

      Andreas
      karşılık verdi: «însan, yaşadığı şehirde o kadar çok varken, kadınları nasıl
      unutur?»

       

      «Ey
      Andreas, şehirde yaşayan insana, şehrin zarar vereceği ortada; görülüyor ki,
      şehir her kötülüğü emen bir süngerdir.»

       

      116. Göze
      Gem Vurmak

       

      «Nasıl
      asker, kale çevresinde düşmanlar olduğu zaman, vatandaşlar adına her zaman
      ihanetten korkarak ve kendini her (türlü) saldırıya karşı koruyarak yaşıyorsa,
      insana da şehirde yaşamak yaraşır. Aynen böyle de, diyorum ki size, insan
      dıştan gelen her türlü günah dürtüsünü itsin ve nefisten korksun, çünkü onun
      kirli şeylere karşı aşın bir arzusu vardır. Ama, her türlü şehevî günahın
      kaynağı olan göze gem vurmazsa, kendini nasıl korusun? Ruhumun huzurunda
      durduğu Allah sağ ve diridir ki, maddi gözleri olmayan, üçüncü dereceye kadar
      olan cezaları görmekten emindir; halbuki, gözleri olan yedinci dereceye kadar
      cezalandırılır.

       

      «îlya
      peygamber zamanında, îlya iyi yaşantısı olan kör bir adamı ağlarken görüp, ona
      sordu: «Niye ağlarsın, ey kardeş?» Kör adam cevap verdi: «Ağlarım, çünkü
      Allah’ın mukaddesi İlya Peygamber’i göremiyorum.»

       

      O zaman, îlya kendisini
      azarlayıp dedi: «Bırak ağlamayı ey adam, çünkü ağlamakla günaha giriyorsun.»

       

      Kör
      adam karşılık verdi: «Söyle bana şimdi, ölüleri kaldıran ve gökten ateş indiren
      Allah’ın kutsal bir peygamberini görmek günah mıdır?»

       

      îlya cevap verdi: «Gerçeği
      konuşmuyorsun; çünkü îlya senin dediklerinin hiç birini yapamaz. Senin gibi bir
      insandır o. Dünyadaki tüm insanlar, tek bir sineği meydana getiremezler.»

       

      Kör
      adam dedi: «Sen böyle dersin ey adam, çünkü, îlya herhalde bazı günahların
      nedeniyle seni azarladı da, bu bakımdan ondan nefret ediyorsun.»

       

      Îlya
      karşılık verdi: «Înşallah gerçeği söylüyorsundur; çünkü, ey kardeş, eğer îlya’dan
      nefret edersem Allah’ı severim ve îlya’dan ne kadar nefret edersem, Allah’ı o
      kadar çok severim.»


       

      Bunun üzerine, kör adam çok
      kızdı ve dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sen dinsizin birisin! însan Allah’ın
      peygamberinden nefret ederken, Allah sevilebilir mi? Defol git, seni daha fazla
      dinlemek istemiyorum çünkü!»

       

      îlya
      karşılık verdi: «Kardeş, şimdi bedenle görmenin nasıl kötü olduğunu zekânla
      görebiliyorsundur. Çünkü, llya’yı görmek için göz istersin, ruhunla da îlya’dan
      nefret edersin.»

       

      Kör
      adam karşılık verdi: «Hemen defol git, çünkü sen şeytan’sın. Allah’ın
      mukaddesine karşı beni günaha katacaksın.»

       

      O
      zaman îlya ah çekti ve göz yaşları içinde dedi: «Gerçeği söyledin ey kardeş,
      çünkü, görmeği arzu ettiğin benim bedenim seni Allah’tan ayırır.»

       

      Kör
      adam dedi: «Seni görmek istemiyorum; hem, gözlerim olsa, seni görmemek için
      kaparım.»

       

      O
      zaman îlya dedi: «Bil ki kardeş, ben îlya’yım!» Kör adam karşılık verdi.:
      «Doğruyu söylemiyorsun.»

       

      117.

       

      O
      zaman îlya’nın havarileri dediler: «Kardeş, o Allah’ın peygamberi îlya’nın ta
      kendisidir.»

       

      «Söyleyin
      bana» dedi kör adam, «Eğer o peygamberse, ben hangi soydanım ve nasıl kör
      oldum?»

       

      îlya
      cevap verdi: «Sen Levî kabilesindensin; ve Allah’ın mabedine girerken, mabedin
      yanında bir kadına şehvetle baktığından Allah’ımız görme gücünü aldı.»

       

      O
      zaman, kör adam ağlayarak dedi: «Bağışla beni ey Allah’ın kutsal peygamberi;
      sana dediklerimden dolayı günaha girdim; seni görmüş olsaydım, günah
      işlemiyecektim.» îlya karşılık verdi: «Allah’ımız bağışlasın seni ey kardeş,
      çünkü benim hakkımda bana doğruyu söylediğini biliyorum; çünkü kendimden ne
      kadar çok nefret edersem, o kadar çok Allah’ı severim; ve eğer beni görsen,
      Allah’ın razı olmadığı arzun yatışır. Çünkü senin Yaratıcın îlya değil,
      Allah’tır; bu bakımdan ben senin için şeytan’ım» dedi îlya ağlayarak; «çünkü,
      sana Yaratıcı’dan yüz çevirttim. O halde ağla kardeş, çünkü, senin hakkı
      batıldan ayırt ettirecek ışığın yok. Ama olsaydı, benim akidemi hor
      görmiyecektin. Bu nedenle, sana diyorum ki, pek çokları beni görmek arzular ve
      uzaklardan beni görmeye gelirler, (ve) bunlar sözlerimi hor görürler.
      Dolayısıyla onlar için, kurtuluşları için, gözlerinin olmaması daha iyi, çünkü
      kendileri gibi yaratılandan zevk alan ve Allah’tan zevk almaya çalışmayan
      herkes kalbinde bir put yapıyor ve Allah’ı bırakıyor.» Sonra îsa iç çekerek
      dedi: «îlya’nın dediklerinin hepsini anladınız mı?»

       

      Havariler
      cevap verdiler: «Gerçekten anladık ve burada, yeryüzünde putatapıcı olmayan pek
      az kisi bulunduğunu görüp, ne diyeceğimizi bilemiyoruz.»

       

      118. İbadet
      Ruhun İlacı ve Avukatıdır

       

      O
      zaman îsa dedi: «Doğru söylüyorsunuz, çünkü, şimdi îsrailîler beni Allah yerine
      koyarak, kalblerindeki putatapıcılığı yerleştirmek arzusundaydılar; pek çokları
      Allah olduğumu söylersem tüm Yahudiye’ye hakim olabileceğimi ve sürekli nefis
      bir yaşantı içinde reisler arasında kalmayıp, çöllük, yerlerde yoksulluk içinde
      yaşamak istediğimden deli olduğumu söyleyerek, öğretimi hakir görmektedirler.
      Ey, sineklerde ve


       

      karıncalardaki
      ışığa değer verip, yalnızca meleklerde, peygamberlerde ve Allah’ın
      mukaddeslerinde bulunan ışığı hor gören talihsiz insan!

       

      «O
      halde, göz korunmayacak olursa ey Andreas diyorum ki sana, baş aşağı şehvetle
      düşmemek mümkün değildir. Bu konuda, Yeremya peygamber ağlaya ağlaya gerçeği
      söylüyordu: «Gözüm ruhumu çalan bir hırsızdır.» Böyledir, çünkü babamız Davud
      da Rabb’ımız Allah’a en büyük özlemle, yararsız şeylere bakmaktan gözlerini
      çevirmesi için dua ediyordu. Gerçekten sonu olan her şey boşunadır. Öyleyse,
      söyleyin bana, bir kimsenin ekmek aİacak iki kuruşu olsa, onu duman almak için
      harcar mı? Kesinlikle hayır; şundan ki, duman gözleri incitir ve vücuda hiç bir
      gıda vermez. İşte insan da aynen böyle yapsın, çünkü o gözlerinin bakışı ve
      kalbinin bakışıyla (basiret) Yaratıcısı Allah’ı ve iradesinin verdiği temiz
      lezzeti tanımaya çalışmalı ve Yaratıcı’yı yitirmeye neden olan yaratılanı amaç
      edinmemelidir.»

       

      119.

       

      însan,
      bir şeye baktığı ve o şeyi insan için yaratan Allah’ı unuttuğu her vakitte
      günah işlemiş olur. Çünkü, eğer bir arkadaşın kendisini hatırda tutması için sana
      herhangi bir şey verse ve sen de onu satıp, arkadaşını unutsan, arkadaşına
      karşı suç işlemiş olursun, îşte, insan da böyle yapar; çünkü, yaratılana bakıp,
      onu insanın sevgisi için yaratmış olan Yaratıcıyı hatırda tutmadığı zaman,
      akılsızlığından yaratıcısı Allah’a karşı günaha girer, «Bu bakımdan, kadınlara
      bakıp, kadını erkeğin iyiliği için yaratan Allah’ı unutan kişi. kadını sevecek
      ve arzulayacaktır. Ve, bu şehveti o dereceye zorlayıp gelecektir ki, sevilen
      şeye benzeyen her şeyi sevecek, bu şekilde hatırlanması bir utanç olan bu iş
      (in) günahı doğacaktır. O halde, eğer insan gözlerine gem vuracak olursa,
      nefsinin üzerinde hakim olacak, o da kendisine sunulmayan şeyi
      arzulayamayacaktır. Çünkü, böylece beden ruha tabî olacaktır. Nasıl gemi
      rüzgârsız hareket edemezse, beden de nefs olmadan günah işleyemez.

       

      «Sonra,
      pişman olanın masal söylemeyi ibadete çevirmesi gerekir. Bu Allah’ın bir hükmü
      olmasa bile, akıl bunu gösteriyor. Çünkü, her haylaz kelimede insan günaha
      girer ve Allah’ımız günahı ibadetle siler. Çünkü, ibadet ruhun avukatıdır;
      ibadet ruhun ilâcıdır; ibadet kalbin savunmasıdır; ibadet inancın silâhıdır,
      ibadet nefsin gemidir; ibadet bedenin, günahla bozulmasını önleyen tuzudur.
      Size diyorum ki, ibadet hayatımızın elleridir; bununla, ibadet eden kişi hüküm
      gününde kendisini koruyacaktır çünkü, ruhunu burada, yeryüzünde günahtan uzak
      tutacak ve kalbini kötü arzuların değmesinden koruyacaktır; nefsini Allah’ın
      kanunu içinde tutup, istediği her şeyi Allah’tan alarak bedeni de takva yolunda
      yürüdüğü için şeytan’ı kızdıracaktır.

       

      «Huzurunda
      durduğum Allah sağ ve diridir ki, ibadet etmeyen insan, derdini köre açan
      dilsiz bir adamdan; merhemsiz iyileştirilebilen fistülden, hareket etmeden
      kendini savunan veya silahsız olarak bir başkasına saldıran, dümensiz kürek
      çeken veya tuz olmadan ölü bedeni koruyan bir adamdan daha çok salih amel
      sahibi değildir. Çünkü, bakın, eli olmayan alamaz. Eğer insan gübreyi altına ve
      çamuru şekere çevirebilecek olsa, ne yapar?»

       

      Sonra,
      İsa sustu, havariler cevap verdiler: «Kimse, altın ve şeker yapmaktan başka bir
      işe kendini koşmaz.»

       

      O
      zaman îsa dedi: «Şimdi, neden insan aptalca masal anlatıcılığı ibadete
      dönüştürmez? Zaman kendine Allah tarafından Allah’a karşı gelsin diye mi
      verilmiştir yoksa? Hangi


       

      reis kendi üzerine savaş açsın
      diye bir şehri tebasına verir? Allah sağ ve diridir ki, eğer insan boş
      konuşmakla ruhunun ne hallere girdiğini bilmiş olsa, konuşmaktansa hemen dilini
      dişleriyle koparır. Ey zavallı dünya! Bugün insanlar ibadet için toplanmazlar
      da, mabedin verandalarında ve mabedin ta içinde şeytan boş konuşma kurbanlarını
      alır ve utanç duymadan sözünü edemediğim şeylerden daha kötü olan da budur.

       

      120. Boş
      Konuşmanın Meyvesi

       

      Boş konuşmanın meyvesi budur ki,
      zihni gerçeği anlamayacak biçimde zayıflatır; nasıl, yarım kiloluk pamuk yükünü
      taşımaya alışmış bir at on kiloluk taşı taşıyamazsa, aynen öyle.

       

      Fakat,
      bundan daha kötüsü, insanın zamanını şaka matrakla geçirmesidir, İbadet etmek
      istediği zaman, şeytan aklına şu aynı şakaları getirir, o kadar ki, Allah’ın
      merhametini çekip, günahlarının afvını sağlamak için günahlarına ağlaması
      gerektiği zaman, gülmekle Allah’ın kızgınlığını çeker; O da kendisini
      cezalandıracak ve fırlatıp atacaktır. «Öyleyse, yazıklar olsun şaka matrakla
      boş vakit geçirenlere! Ama, Allah’ımız şaka edip boş vakit geçirenleri
      iğrenerek alırsa, ya komşusuna iftira edip, mırıldanıp duranı nasıl alacak ve
      çok gerekli bir işle uğraşır gibi günahla uğraşanların durumu ne olacaktır? Ah
      murdar dünya, senin Allah’ın nasıl elem verici bir cezasına çarpılacağını
      tasavvur edemiyorum! Öyle de, pişman olan, diyorum ki o sözlerini altın
      fiyatına vermelidir.» Havarileri karşılık verdiler: «Ama, bir insanın sözlerini
      altın fiatına kim alır? Kesinlikle hiç kimse ve nasıl pişman olacaktır? Mutlaka
      aç gözlü olacaktır o!»

       

      îsa
      cevap verdi: «Öylesine ağır kalbleriniz var ki, ben on (lar) ı kaldıramıyorum.
      Bu, bakımdan, her sözde size anlamı da söylemem gerekiyor. Ama, size sırlarını
      öğrenme lûtfunda bulunan Allah’a şükredin. Pişman olan, konuştuğunu satsın
      demiyorum. Konuştuğu zaman, altın çıkarıyormuş gibi düşünsün diyorum. Çünkü,
      kuşkusuz böyle yapmakla, nasıl altın gerekli şeyler için harcanırsa, o da
      (yalnızca) konuşması gerektiği zaman konuşacaktır. Ve, nasıl kimse altını vücudunu
      incitecek bir şey için harcamazsa, o da ruhunu incitebilecek bir şeyin sözünü
      etmesin.

       

      121.

       

      «Vali
      bir mahpusu yakalayıp da sorguya çekerken zabıt kâtibi de (konuşulanları) kayda
      geçiyorsa, söyleyin bana, böyle bir adam nasıl konuşur?»

       

      Havariler
      cevap verdiler: «Yerinde ve korkarak konuşur ki, kuşku uyandırmasın; ve valiyi
      sinirlendirebilecek herhangi bir şey söylememek, aksine serbest bırakılabilecek
      şekilde konuşmanın yollarını aramak için dikkat eder.»

       

      O
      zaman, Isa karşılık verdi: «Ruhunu yitirmemek için, pişman olanın da yapması
      gereken budur. Çünkü, Allah her insana zabıt kâtibi olarak, biri yaptığı
      iyilikleri, diğeri de kötülükleri yazan iki melek vermiştir. Öyleyse, eğer bir
      insan merhamet görmek istiyorsa, altını ölçtüğünden daha çok konuşmasını
      ölçsün.»

       

      122.
      Pişmanlık Nasıl Olmalı?

       

      «Hırs
      ve tamaha gelince, bu da sadaka vermeye çevrilmelidir. Bakın, size diyorum ki,
      nasıl çekülün(terazi) denge olarak merkezi varsa, tamahkânn da sonunda varacağı
      yer


       

      olarak
      Cehennem vardır. Neden biliyor musunuz? Anlatacağım size: Ruhumun huzurunda
      durduğu Allah sağ ve diridir ki, tamahkâr diliyle sessiz bile olsa
      yaptıklarıyla der: «Benden başka Allah yoktur.» Sahip olduğu ne varsa, başını,
      sonunu, çıplak doğup, her şeyi (ardında) bırakarak öleceğini düşünmeden
      istediği gibi harcar.»

       

      «Şimdi
      söyleyin bana, Hirodes size bakmanız için bir bahçe verse, siz de kendinizi
      hemen sahip yerine koyup, Hirodes’e hiç meyve göndermeseniz ve Hirodes size
      adam gönderip meyve istediğinde elçileri kovsanız, söyleyin bana, kendinizi bu
      bahçenin kralları yapmış olmaz mısınız? Mutlaka, öyle. Şimdi, diyorum ki size,
      aynen tamahkâr adam da böyle, Allah’ın kendine vermiş olduğu zenginliği
      üzerinde kendini ilâh yapar. «Hırs ve tamah, zevkine göre yaşamasının günahıyla
      Allah’ı yitiren ve kendinden gizli olup, çevresini iyilikleri yerine koyduğu
      geçici şeylerle kuşatan Allah’tan memnun olmayan nefsin bir susuzluğudur; ve bu
      (susuzluk) arttıkça, kendini o kadar çok Allah’tan uzaklaşmış bulur.

       

      «Ve,
      günahkârın doğru yolu bulması, tevbe etme lûtfunda bulunan Allah’tandır.
      Babamız Davud da şöyle der: «Bu değişim Allah’ın sağ elinden gelir.»

       

      «Pişmanlığın
      nasıl olması gerektiğini bilmek istiyorsanız, size insanın ne tür (bir şey)
      olduğunu anlatmam lâzım. Ve, bugün bize iradesini sözlerim aracılığıyla
      bildirme lûtfunda bulunan Allah’a şükürler edelim.»

       

      «Bundan
      sonra ellerini kaldırıp dua ederek, dedi: «Merhametiyle bizi yaratan, bize
      Doğru Elçi’nin diniyle kulların insanlar mertebesi veren Kadir ve Rahim Rabb
      Allah, tüm nimetlerin için sana şükreder, günahlarımıza hayıflanarak, namaz
      kılıp zekât vererek, oruç tutup Kelimen üzerinde çalışarak, iradeni
      bilmeyenlere öğreterek, Sen’in sevgin için dünyanın sıkıntılarını çekerek ve
      Sana kulluk için ölüm üzerine hayatımızdan geçerek seve seve yalnızca Sana
      ibadet ederiz. Sen ey Rabb, seçtiklerini koruduğun gibi, Kendi benliğin aşkına
      ve bizi kendisi için yarattığın Elçin aşkına ve tüm kutsal (kul)lann ve
      peygamberlerin aşkına bizi şeytan’dan, bedenden ve dünyadan koru!» Havariler
      karşılık verdiler: «Amin, Amin Rabb, Amin ey merhametli Allah’ımız.»

       

      123.

       

      Cuma
      günü gelince, sabah erkenden namazdan sonra îsa havarilerini topladı ve onlara
      dedi: «Oturalım; çünkü işte bu günde Allah insanı yeryüzünün çamurundan yarattı;
      ben de inşallah, insanın nasıl bir şey olduğunu size anlatacağım.»

       

      Herkes
      oturunca yeniden dedi: «Allah’ımız, yaratıklarına iyiliğini, merhametini ve
      hoşgörülüğü ve adaletiyle birlikte kudretini de göstermek için birbirine zıt
      dört şeyden bir terkip meydana getirdi ve bunları, —toprak, hava, su ve ateş—
      her biri zıddını dengelesin diye insan denilen nihai bir nesnede birleştirdi.
      Ve bu dört şeyden, sinirler, damarlarla birlikte ve tüm iç parçaları ile
      birlikte et, kemik, kan, ilik ve deriden oluşan insan vücudu olarak bir kap
      yaptı; içine Allah, bu hayatın iki yönü olarak ruh ve nefsi yerleştirdi; orada
      yağ gibi yayıldığı için nefse yerleşim bölgesi olarak vücudun her parçasını
      verdi. Ve, ruha da yerleşim bölgesi olarak, nefsle birleşip tüm hayata egemen olması
      için kalbi verdi.

       

      «İnsanı
      bu şekilde yaratan Allah, içine akıl denilen bir ışık yerleştirdi ki, deri,
      nefs ve ruhla tek bir hedefte —Allah’a kulluk için çalışmak— birleşsin.

       

      «Bundan
      sonra, bu eseri Cennet’e koyunca, akıl, şeytan’ın dürtmesiyle nefsin iğvasına
      uğradı, beden rahatını yitirdi, nefs kendisiyle yaşadığı zevki yitirdi ve ruh
      (da) güzelliğini


      yitirdi.

       

      «Böylesi
      kötü bir duruma düşen insan, akıl tarafından engellenmediğinden çalışmakta
      huzur bulmayıp, zevk peşinde koşan nefsle, gözlerin kendine gösterdiği ışığın
      peşinden gider; bundan dolayı da, gözler, boş şeylerden başka bir şey
      görmediğinden kendini aldatır ve böylece dünyevi şeyleri seçerek günah işler.

       

      «İşte,
      Allah’ın rahmetiyle, insanın aklının iyiyi kötüden seçmek ve gerçek zevki
      (ayırt etmek) için yeniden aydınlatılması gerekmektedir; bunu bilmekle günahkâr
      tevbeye yönelir. Bu bakımdan, bakın, size diyorum ki, eğer Rabb’ımız Allah
      insanın kalbini aydınlatmazsa, insanın akıl yürütmelerinin hiç bir önemi yoktur.»

       

      Yuhanna
      karşılık verdi: «O halde, insanların konuşması hangi, amaca hizmet etmektedir?»

       

      İsa
      cevap verdi: «İnsan, insan olarak insanı tevbeye yöneltmek için hiç bir işe
      yaramaz; fakat insan, Allah’ın insanı doğruya çekmek için kullandığı bir araç olarak
      (işe yarar). İşte Allah böyle, insanın kurtuluşu için gizli olarak insanda bir
      şeyler meydana getirir. Bu nedenle kişi, Allah’ın kendinde konuştuğu birini
      bulabilirim diye herkesi dinlemelidir.» Yakup karşılık verdi: «Ey muallim, eğer
      sahte bir peygamber ve bize ders veriyormuş gibi davranan yalancı bir muallim
      gelecek olsa, ne yapmamız gerekir?»

       

      124.

       

      İsa
      bir temsille cevap verdi . «Bir insan ağını alıp balık tutmaya gider ve gittiği
      yerde pek çok balık yakalar, ama kötü olanları çıkarıp atar.»

       

      «Bir
      insan ekin ekmeye gider, ama yalnızca iyi toprağa düşen tane tohum taşır.» «Siz
      de aynen böyle yapmalısınız. Her şeyi dinlemeli, (ama) sadece gerçek ebedî
      hayata meyve taşıyacağından, yalnızca gerçek olanı almalısınız.»

       

      O zaman, Andreas karşılık verdi:
      «Öyle. de, gerçek nasıl bilinecektir?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Musa’nın kitabına uyan her şeyi gerçek diye alırsınız.
      Biliyorsunuz, Allah birdir, gerçek birdir; buradan giderek deriz ki, akide
      birdir ve akidenin anlamı birdir ve dolayısıyla din birdir. Bakın, size diyorum
      ki, eğer gerçek Musa’nın kitabından silinip çıkarılmamış olsaydı, Allah,
      babamız Davud’a ikinciyi vermeyecekti. Ve, Davud’un kitabı tahrif edilmemiş
      olsaydı, Allah İncil’i bana emanet etmeyecekti; çünkü Allah’ımız Rabb değişmez
      ve tüm insanlara tek bir mesajla konuşmuştur. Bu bakımdan, Allah’ın elçisi
      geleceği zaman, dinsizlerin benim kitabımda yaptıkları tahrifatın tümünü
      temizlemek için gelecektir.»

       

      Sonra,
      bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim, kanunun tahrif edildiği ve
      yalancı peygamberin konuştuğu zamanlarda insan ne yapsın?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Güzel bir soru ey Barnabas. Bu nedenle sana diyorum ki, böyle bir
      zamanda, insanlar sonunda Allah’a varacaklarını düşünmediklerinden pek az kişi
      kurtulur. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki; insanı amacından,
      yani, Allah’tan yüz çevirten her akide en kötü akidedir. Onun için, akidede göz
      önünde bulunduracağınız üç şey vardır, Allah’a karşı sevgi, kişinin komşusuna
      acıması ve Allah’a karşı gelen, O’na her gün karşı gelen kendinden nefret
      etmesi. Öyleyse, bu üç temele zıt olan her akideden kaçın. Çünkü, o en şerli
      olandır.»

       

      125. Hırs ve
      Tamah


       

      «Şimdi
      de hırs ve tamaha dönüyorum; ve size diyorum ki, nefs bir şeyi elde etmek
      istediği veya onu inatla koruduğu zaman, ki, «böyle bir şeyin sonu olacak»
      demelidir. Eğer onun sonu olacaksa, onu sevmenin delilik olduğu ortadadır. Bu
      bakımdan, kişiye yakışan, sonu gelmeyecek olanı sevmesi ve korumasıdır.»

       

      «Öyleyse,
      (bir insanın) haksızca kazandığı şeyleri hakça dağıtmakla, hırs ve tamah
      sadakaya dönüşsün.

       

      «Ve,
      sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesine baksın. Çünkü, münafıklar infakta
      bulunurken görünmek ve dünya tarafından övülmek arzu ederler. Ama, boşunadır
      verdikleri, çünkü insan kim için çalışırsa, ücretini de ondan alır. O halde,
      eğer insan Allah’tan bir şey alacaksa, onun Allah’a kulluk etmesi yaraşır.

       

      «Ve, infakta bulunurken,
      (verdiğiniz) her şeyi Allah sevgisi için Allah’a verdiğinizi düşünmeye çalışın.
      Bu bakımdan, vermekte yavaş davranmayın ve sahip olduğunuz şeyin, Allah sevgisi
      için en iyisini verin.

       

      «Söyleyin
      bana, Allah’tan kötü olan bir şeyi almak ister misiniz? Ey toz toprak,
      kesinlikle hayır! O halde, eğer Allah sevgisi için kötü olan bir şeyi
      verirseniz, kendinize nasıl inanırsınız?

       

      «Kötü
      bir şey vermekten hiç bir şey vermemek daha iyidir; çünkü, vermemekle dünyaya
      göre bazı mazeretleriniz olacaktır; ama değersiz bir şey vermek ve en iyiyi
      kendisi için alıkoymakta, mazeretiniz ne olacaktır?

       

      «Pişman olmakla ilgili size söylemem
      gereken şeylerin tümü bu kadar.

      Barnabas karşılık verdi: «Pişmanlık
      ne kadar sürmeli?»

       

      İsa
      cevapladı: «İnsan günah içinde oldukça, daima tevbe etmeli ve pişman olmalı.
      Dolayısıyle, insan hayatı boyunca her zaman günah işlediğinden, daima da pişman
      olmalıdır; ayakkabılarınızın patladığı her vakit onları onarıyorsunuz, ama
      ayakkabılarınıza ruhunuzdan daha çok dikkat etmeyeceksiniz.»

       

      126.

       

      îsa,
      havarilerini çağırıp, «Gidin ve duyduklarınızı anlatın» diyerek, onları ikişer
      ikişer tüm İsrail yöresine dağıttı.

       

      (Havariler)
      baş eğdiler ve (îsa) elini başlarının üzerine koyarak dedi: «Allah’ın adıyla
      hastalara sıhhat verin, cinleri çıkarıp atın ve benim başkahinin önünde
      dediklerimi kendilerine anlatarak, İsrailîleri benim ne olduğum konusunda aldatmayın.

       

      Sonra,
      bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna dışında hepsi ayrıldı; ve tüm
      Yahudiye içine girip, İsa’nın kendilerine anlattığı gibi pişman olmayı
      anlattılar, her türlü hastalığı iyileştirdiler. O kadar ki, İsrail’de, İsa’nın
      «Allah birdir ve İsa Allah’ın peygamberidir» şeklindeki sözleri tasdik edildi
      ve bir kalabalık gördüklerinde hastaları iyileştirmekle ilgili olarak İsa’nın
      yaptığını yaptılar.

       

      Ama,
      şeytan’ın oğulları Isa’ya eza etmek için bir başka yol buldular. Bunlar
      kâhinlerle yazıcılardı. Ardından, İsa’nın İsrail üzerinde krallığa göz
      diktiğini söylemeye başladılar. Fakat, avamdan korktukları için, Isa’ya karşı
      gizli gizli plânlar kurdular.

       

      Tüm
      Yahudiye’yi geçtikten sonra, Havariler İsa’ya geri döndüler, o da kendilerini
      bir babanın oğullarını kabul ettiği gibi kabul ederek dedi: «Söyleyin bana,
      Allah’ımız Rabb ne işler yaptı? Emin olun ki, şeytan’ın ayaklarınızın altına
      düştüğünü ve onu bağcının üzümleri ezdiği gibi ezdiğinizi gördüm!»

       

      Havariler karşılık verdiler: «Ey
      muallim, sayısız hastayı iyileştirdik ve insanlara eziyet


      eden pek çok
      cinleri çıkarıp attık.»

       

      İsa
      dedi: «Allah sizi affetsin ey kardeşler, çünkü her şeyi yapan Allah olduğu
      halde, «biz iyileştirdik» demekle günaha girdiniz.»

       

      O zaman dediler: «Budalaca
      konuştuk; bu bakımdan, ne diyeceğimizi bize öğretin.» îsa cevap verdi: «Her,iyi
      işte, «Allah yaptı» deyin, her kötü işte de «günah işledim» deyin.»

       

      «Böyle yapacağız» dedi Havariler
      ona.

       

      Sonra
      îsa dedi: «îsrailîler, Allah’ın, benim elimle yaptıklarını şu kadar insanın
      elleriyle de yaptığını görünce ne diyorlar?»

       

      Havariler
      cevap verdi: «Tek bir Allah’ın bulunduğunu ve senin Allah’ın peygamberi
      olduğunu söylüyorlar.»

       

      îsa
      neş’eli bir yüzle karşılık verdi: «Ben, kulunun arzusunu hor görmiyen Allah’ın
      kutsal adını tesbih ve ta’zim ederim!» Ve, bunu dedikten sonra istirahata
      çekildiler.

       

      127.

       

      îsa
      çölden ayrılıp, Kudüs’e vardı; bunun üzerine tüm insanlar O’nu görmek için
      mabede koşuştular. Mezmurlan okuduktan sonra îsa, yazıcıların çıkmak adetinde
      oldukları mabedin kürsüsüne çıkarak, eliyle sus işareti yapıp dedi: «Bizi
      alevli ruhtan değil, yeryüzünün çamurundan yaratan Allah’ın kutsal adını tesbih
      ve ta’zim ederim, ey kardeşler. Günah işlediğiniz zaman, Allah’ın huzurunda
      merhamet bulunuz ki, şeytan bunu hiç bulmayacaktır, çünkü o gururu yüzünden,
      alevli ruh olması nedeniyle her zaman soylu olduğunu söylediğinden bunu hiç
      bulmayacaktır.

       

      «Duydunuz mu kardeşler, babamız
      Davud’un Allah’ımız için, toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip, bir daha geri dönmeyeceğini
      göz önüne alarak bize merhamet etmiştir dediğini? Bu sözleri bilenler ne kadar
      kutsaldır, çünkü onlar, günahtan sonra tevbe ederek ve günahları sürüp
      gitmeyerek, Rabblerine karşı sonsuza değin günah işlemezler. Kendilerini
      yüceltenlere yazıklar olsun, çünkü onlar Cehennemin yakıcı kömürleri olarak
      azaltılacaklardır. Söyleyin bana kardeşler, kendi kendini yüceltmenin nedeni
      nedir? Burada, yer üzerinde herhangi bir iyilik var mıdır acaba? Kesinlikle
      hayır; çünkü Allah’ın peygamberi Süleyman’ın dediği gibi, «Güneşin altında
      bulunan her şey boştur.» Eğer dünyada bulunan şeyler bize kendimizi kalbimizde
      yüceltme nedeni vermiyorsa, hayatımız çok daha az verir (bu) nedeni; çünkü,
      insanın altındaki tüm yaratıklar bize karşı savaştıklarından pek çok dert ve
      ızdıraplarla yüklüdür o. Yazın yakıcı sıcağından niceleri can vermiştir,
      niceleri kışın soğuğundan ve donundan ölmüştür; yıldırımdan ve doludan ölmüştür
      niceleri; niceleri de hastalıklardan ve kıtlıktan veya vahşî hayvanlara yem
      olarak, yılanlar tarafından ısırılarak, yemekten boğularak ölmüştür! Ey, her
      yerde tüm yaratıkların kendisi için tuzak kurduğu ve altında ezilecek kadar
      kendini yücelten talihsiz insan! Ya, yalnızca fena şeyler arzulayan beden ve
      nefs için, günahtan başka bir şey teklif etmeyen dünya için, şeytan’a kulluk
      edip, Allah’ın kanununa göre yaşayan herkese eziyet ve zulmeden lânetliler için
      ne diyeyim? Açıktır ki kardeşler, eğer bir insan, babamız Davud’un dediği gibi
      «Sonsuzluğa gözleriyle bakarsa günaha girer.»

       

      «Kişinin
      kendini kalbinde yüceltmesi, bağışlanmaması için Allah’ın rahmetini ve
      acımasını kilitlemekten başka bir şey değildir. Çünkü, babamız Davud der ki:
      «Allah’ımız toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip bir daha dönmeyeceğini bilir.
      Kim kendini


       

      yüceltirse,
      toprak olduğunu inkâr etmiş olur. Bu yüzden de ihtiyacını bilmeyerek yardım
      istemez ve böylece yardımcısı olan Allah’ı kızdırır. Ruhumun huzurunda durduğu
      Allah sağ ve diridir ki, şeytan kendi zavallılığını bilse ve her zaman Sübhan
      olan Yaratıcısı’ndan merhamet isteseydi, Allah şeytan’ı bağışlardı.»

       

      128.
      “Ey Duyulmamış Gurur…”

       

      «îşte
      böyle kardeşler, ben yeryüzünde yürüyen ve size pişman olun ve günahlarınızı
      bilin diyen bir insanım. Toprağım ve çamurum. Diyorum ki kardeşler, Roma
      askerleri aracılığıyla şeytan, benim Allah olduğumu söylediğinizde sîzi
      aldattı. Bu bakımdan, sahte ve yalan ilâhlara kulluk ederek Allah’ın lanetine
      uğradıklarından, aman onlara inanmayın; babamız Davud bile onlara şöyle lanet
      okur: «Ulusların tanrıları gümüş ve altındır, kendi ellerinin eseridir; gözleri
      vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar; burunları vardır koklamazlar,
      ağızlan vardır yemezler; dilleri vardır, söylemezler; elleri vardır
      dokunmazlar; ayakları vardır, yürümezler.» Bu nedenle babamız Davud sağ ve diri
      olan Allah’ımıza dua ederek dedi: «Onları yapanlar ve onlara güvenenler de
      onlar gibî olsunlar.» Ey duyulmamış gurur, Allah tarafından topraktan
      yaratıldığı halde kendi durumunu unutan ve kendi keyfine göre seve seve ilâh
      yaratan insanın ah bu gururu! Burada o, sanki «Allah’a kulluk etmekte hiç bir
      yarar yoktur» diyerek, Allah’la sessizce alay etmektedir. Çünkü yaptıkları bunu
      gösteriyor. şeytan, size benim Allah olduğuma inandırarak, sizi bu duruma
      düşürmek istedi ey kardeşler; çünkü bir sineği bile yaratamayan ve geçici ve
      ölümlü olan ben her şeye kendim muhtaç olduğumdan, size yararlı hiç bir şey
      veremem. O halde bunu yapmak Allah’a aitken ben her şeyde nasıl yardım
      edebilirim?

       

      «Öyleyse
      Allah’ımız olarak, sözüyle Kâinat’ı yaratan yüce Allah’ı alacak ve başka dinden
      olanlarla ve ilâhlanyla alay mı edeceğiz?»

       

      «Buraya,
      mabede dua etmek için iki kişi geldi; biri ferisi ve diğeri de bir vergi
      kesenekçisiydi. Ferisi ibadet yerine yaklaşıp yüzünü yukarı tutarak şöyle dua
      etti: «Şükürler olsun sana ey Allah’ımız Rabb, çünkü ben her kötülüğü yapan
      öteki insanlar, günahkârlar ve özellikle şu vergi kesenekçisi gibi değilim.
      Şundan ki, haftada iki kez oruç tutar ve varımın yoğumun onda birini veririm.»

       

      «Vergi
      mültezimi uzakta durup yere doğru eğildi ve göğsüne vura vura başı eğik dedi:
      «Rabb, ben ne göğe, ne de ibadet yerine bakacak değilim, çünkü pek çok günahlar
      işledim; bana merhamet et!»

       

      «Bakın,
      size diyorum ki, vergi mültezimi mabetten ferisîden daha iyi bir durumda indi;
      çünkü Allah’ımız tüm günahlarını afvedip onu temize çıkardı. Ama ferisi vergi
      kesenekçisinden daha kötü durumda mabetten indi; çünkü Allah’ımız yaptıklarını
      nefretle karşılayıp onu reddetti.»

       

      129.

       

      «Olur
      ya, bir insanın bahçe haline getirdiği ormanı kestin diye balta kendi kendiyle
      öğünsün mü? Asla, çünkü her şeyi yapan insandır; baltayı da kendi elleriyle
      yapmıştır. «Ve sen ey insan, Allah’ımızın seni çamurdan yarattığını ve yapılan
      her iyiliği sende (O’nun) yaptığını göre göre, iyi bir şey yaptım diye kendinle
      öğünür müsün?

      «Ve
      hangi nedenle komşunu hor görürsün? Bilmez misin ki, eğer Allah seni şeytan’dan


      korumamış
      olsaydı, sen şeytan’dan daha kötü olurdun.»

       

      «Şimdi
      bilmez misin ki, tek bir günah en güzel meleği en iğrenç şeytan yapar. Ve
      dünyaya gelen en tam insan Adem’i tüm soyuyla birlikte bizim çektiklerimizi
      çeken zavallı bir varlık haline getirdi. O halde hiç korkmadan kendi keyfince
      yaşayabileceğin faziletle ilgili hangi hükme sahipsin ki? Yazıklar olsun ey
      çamur, çünkü kendini seni yaratan Allah’ın üstüne çıkardığından, sana tuzak
      kuran şeytan’ın ayaklarının altına indirileceksin.»

       

      Ve
      İsa böyle deyip ellerini Rabbe kaldırarak dua etti. Ve insanlar da «Amin,
      Amin.» dedi. Duasını bitirince mabedin kürsüsünden indi. Bunun üzerine başına
      pek çok hasta üşüştü ve onları iyileştirerek mabetten ayrıldı. O zaman, İsa’nın
      hastalığını gidermiş olduğu bir cüzzamlı, Simun kendisini yemeğe davet etti.

       

      İsa’dan
      nefret eden kâhinler ve bilginler, Roma askerlerine İsa’nın tanrılarına karşı
      söylediklerini bildirdiler. Kuşkusuz, O’nu öldürmenin yollarını aradılar, ama
      bulamadılar, çünkü halktan korkuyorlardı.

       

      İsa,
      Simun’un evine varıp, sofraya oturdu. Ve, yemeğini yerken gördü ki, Meryem
      adında bir sokak kadını eve girip kendini İsa’nın ayakları altındaki yere
      atarak onları gözyaşlarıyla yıkıyor, değerli bir yağ sürüyor ve başının
      saçlarıyla siliyor.

       

      Simun
      yemeye oturan herkesle birlikte bir rezaletle karşılaştığını düşündü. Ve
      kalplerinden dediler: «Eğer bu adam bir peygamber olsa, bu kadının kim ye ne
      türden olduğunu bilir ve onu kendisine dokundurmaz.»

       

      İsa
      dedi: «Simun, sana söyleyecek bir şeyim var.» Simun karşılık verdi: «Konuş ey
      muallim, çünkü sözlerini arzuluyorum»

       

      130.

       

      İsa
      dedi: «Bir adama iki kişinin borcu vardı. Biri alacaklısına elli kuruş, diğeri
      beşyüz kuruş borçluydu. Sonra, bunlardan hiç birinin ödeyecek bir şeyleri
      olmadığından paranın sahibi merhamete geîip borcu her ikisine de bağışladı.
      Bunlardan hangisi alacaklısını en çok sever?»

       

      Simun cevap verdi: «Kendisine daha
      büyük borç bağışlanmış olan.»

       

      İsa
      dedi: «İyi söyledin; sana diyorum ki, öyleyse bu kadına ve kendine bak; çünkü
      sen Allah’a iki kez borçlusun, biri bedeninin cüzzamından dolayı, diğeri de
      ruhun cüzzamından dolayı, ki bu günahtır.

       

      «Rabbımız
      Allah dualarımla merhamete gelip, senin bedenini ve ruhunu iyileştirmek istedi.
      Sen bu bakımdan beni az seversin. Çünkü benden hediye olarak az bir şey aldın.
      Ve böyle, ben evine gelince de benim ayağımı öpmedin ve başıma da yağ sürmedin.
      Ama, bu kadın, bakın bakın! Senin evine girer girmez, kendini doğruca
      ayaklarıma atıp, onları gözyaşlarıyla yıkadı ve değerli bir yağ sürdü. Bu
      bakımdan, bakın size diyorum ki, ona pek çok günahları bağışlandı, çünkü beni
      çok sevmiştir. Ve kadına dönüp, dedi: «Huzur içinde var yoluna git, çünkü,
      Allah’ımız Rabb günahlarını bağışlamıştır. Bir daha da günah işlememeye bak.
      İmanın seni kurtarmıştır.»

       

      131.”Gururdan
      Kurtulmak İçin Ne Yapılmalı?”

       

      Havarileri
      gece ibadetinden sonra İsa’nın yanına varıp, dediler: «Ey muallim, gururdan
      kurtulmak için ne yapmalıyız?»


       

      İsa
      cevap verdi: «Yemek için bir reisin evine çağırılan bir yoksul gördünüz mü
      (hiç)?» Yuhanna karşılık verdi: «Ben Hirodes’in evinde yemek yedim. Şöyle ki,
      seni tanımadan önce balığa gider ve Hirodes’in ailesine balık satardım. Böyle
      böyle, ziyafet verdiği bir gün, ben o tarafa güzel bir balık götürürken beni
      durdurdu ve orada yemek yedirdi.»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Şimdi, kâfirlerle nasıl yemek yedin? Allah seni bağışlasın ey
      Yuhanna! Ama söyle bana, sofraya nasıl oturdun? En yüksek yeri mi aradın? En
      nefis yemeği mi istedin? Sofrada, kendine soru sorulmadığı zaman konuştun mu?
      Kendini sofrada oturan diğer kimselerden daha mı değerli saydın?»

       

      Yuhanna
      cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, kralın baronları arasında oturan kötü
      giyimli, yoksul bir balıkçı olduğumu görerek, gözlerimi kaldırmaya cesaret bile
      edemedim. Böyle iken, kral bana küçük bir et parçası verdiği zaman kralın bana
      gösterdiği teveccühün büyüklüğünden dünyanın benim olduğunu sandım. Ve, işte
      diyorum ki, kral eğer bizim kanunumuza uymuş olsaydı, hayatımın bütün
      günlerinde seve seve ona hizmet ederdim.»

       

      İsa
      haykırdı: «Ses etme Yuhanna, çünkü, Allah’ın gururumuzdan dolayı Ebiram gibi
      bizi Cehennem’e atmasından korkarım!»

       

      Havariler
      İsa’nın sözleri üzerine korkudan titrerken, O yine dedi: «Bizi gururumuzdan
      dolayı Cehennem’e atmaması için Allah’tan korkalım.»

       

      «Ey
      kardeşler, bir reisin evinde ne yapıldığını Yuhanna’dan duydunuz mu? Dünyaya
      gelen insanlara yazıklar olsun, çünkü, gurur içinde yaşarlarken zillet içinde
      ölecekler ve şaşırıp kalacaklar.

       

      «Bu
      dünya da, Allah’ın insanlara ziyafet verdiği ve Allah’ın tüm kutsal (kul)Ianyla
      peygamberlerinin yemek yediği bir evdir. Ve, size diyorum ki bakın, insan
      aldığı her şeyi Allah’tan alır. Bu bakımdan, insan kendi değersizliğini ve
      Allah’ın bizi besleyen büyük nimetleriyle birlikte yüceliğini de tanıyarak, en
      derin bir alçak gönüllülük içinde olmalıdır. Öyleyse, insanın «ah, bu dünyada
      bu neden yapılır ve bu neden söylenir» demesi değil, gerçekten, kendini dünyada
      Allah’ın sofrasında duracak değerde görmemesi meşrudur. Ruhumun huzurunda
      olduğu Allah sağ ye diridir ki, burada, yeryüzünde Allah (in elinden alınan hiç
      bir şey küçük değildir, öyleyse insan, karşılığında tüm ömrünü Allah sevgisi
      için harcamalıdır.

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki, Hirodes’le yemek yemekle günah işlemiş değilsin ey Yuhanna,
      çünkü senin yaptığın bize ve Allah’tan korkan herkese bunu anlatman için
      Allah’ın bir takdiriydi. Böyle yapın» dedi. İsa havarilerine, «dünyada,
      Yuhanna’nın Hirodes’in evinde onunla yemek yerken yaşadığı gibi yaşayasınız,
      çünkü bu şekilde, gerçekten tüm gururlardan kurtulacaksınız.»

       

      132.
      Temsiller

       

      İsa
      Galile denizi boyunca yürürken, çevresini büyük bir kalabalık aldı; bunun
      üzerine, sahilden biraz ötede durmakta olan bir kayığa bindi. Ve, sesi
      işitilebilecek kadar yakınlıkta karaya demir attı. Bunun üzerine, hepsi denizin
      kıyısına gelerek, oturup sözlerini beklediler. O zaman ağzını açtı ve dedi:

       

      «İşte,
      ekici ekmeye çıktı, ekerken ekinlerin bazısı yola düştü. Ve bunlar insanların
      ayakları altında çiğnenip, kuşlar tarafından yendi; bazısı taşların üstüne
      düştü, nem olmadığından sıçrayıp, güneşte yandılar; bazısı çitlerin içine
      düştü, burada büyüdüklerinden, dikenler tohumları boğdu; ve bazısı da iyi
      toprağa düştü, burada otuz,


       

      altmış
      ve yüz katına kadar meyve verdiler. İsa yine dedi: «Bakın, bir aile babası bu
      tarlaya iyi tohum ekti; burada iyi adamın hizmetçileri uyurlarken efendileri
      olan adamın düşmanı gelip, iyi tohumların üzerine delice otları ekti. Bunun
      üzerine, ekinler çıkınca, aralarında bir hayli delice otları çıktığı da
      görüldü. Hizmetçiler efendilerine gelip, dediler: -Ey efendi, tarlana iyi tohum
      ekmedin miydi? Neden orada bir hayli delice otları da çıktı?» Efendi cevap
      verdi, «İyi tohum ektim, fakat adamlar uyurken, adamın düşmanı geldi ve ekinler
      üzerine delice otları ekti.»

       

      Hizmetçiler
      dediler: «Gidip, ekinler arasındaki delice otlarını söküp koparmamızı ister
      misin?»

       

      Efendi
      cevap verdi, «Böyle yapmayın, çünkü onlarla birlikte ekinleri de koparırsınız;
      bunun yerine hasat zamanı gelinceye kadar bekleyin. O zaman gider ve ekinler
      arasındaki delice otlarını koparıp yanmaları için ateşe atar, ekinleri de
      anbarıma korsunuz.»

       

      İsa
      yine dedi: «Pek çok adam incir satmaya gittiler. Ama, pazara vardıklarında
      gördüler ki, insanlar iyi incirler değil de, güzel yaprakları arıyorlar. Bunun
      üzerine, adamlar incirlerini satamadılar. Ve, bu durumu gören kötü bir vatandaş
      dedi: «Muhakkak zengin olabilirim.» Ardından, iki oğlunu çağırıp (dedi) :
      «Gidin ve kötü incirleri bulunan pek çok yaprak toplayın.» Ve, bunları
      ağırlıklarınca altın karşılığı sattılar. «Çünkü insanlar yapraklarından pek
      memnun oluyorlardı. Ama yaprakları yiyenler ağır bir hastalığa tutuldular.»

       

      İsa
      yine dedi: «Bakın ki, bir vatandaşın, tüm komşu vatandaşların pisliklerini
      yıkamak için su aldıkları bir çeşmesi vardı; fakat, bu vatandaşın kendi
      elbiseleri çürüyüp gidiyordu.»

       

      İsa
      yine dedi: «İki adam elma satmaya gittiler. Biri, elmanın kendine bakmadan,
      altın karşısındaki ağırlığından dolayı, satmak için elmanın kabuğunu seçti.
      Diğeri, elmaları elden çıkarıp, yalnızca yolculuğunda yiyeceği ekmeği alabildi.
      Ama, altın karşısındaki ağırlığı nedeniyle insanlar, onları kendilerine iştahla
      verene bakmadan ve onu hakir görmeden elmaların kabuğunu aldılar.»

       

      Ve,
      o gün İsa kalabalığa böylece temsillerle konuştu; sonra, onları dağıtıp, havarileriyle
      birlikte Nain’e gitti; burada (bir) dul kadının oğlunu (Allah’ın izniyle)
      diriltmişti; bu oğul annesiyle birlikte onu evine alıp, hizmette bulundular.

       

      133.
      Temsillerin Anlamı

       

      Havarileri
      İsa’nın yanına varıp, ona şöyle sordular : «Ey muallim, halka söylediğin
      temsillerin anlamını bize anlat.»

       

      İsa
      karşılık verdi: «Namaz saati yaklaşıyor; bu bakımdan, akşam namazı bitince size
      temsillerin anlamını söyleyeceğim.»

       

      Namaz bitince havariler İsa’nın
      yanına vardılar, o da kendilerine dedi: «Yol üstüne, taşlara, dikenlerin
      üstüne, iyi toprağa tohum eken, çok sayıda insanın üstüne düşen Allah’ın
      Kelâmı’nı öğreten kişidir.»

       

      «Yola
      düşer; yani, yaptıkları uzun yolculuklar ve ilişki içinde bulundukları
      kavimlerin farklılığı nedeniyle, şeytan’ın hatırlarından Allah’ın Kelâmı’nı
      çıkardığı denizcilerin ve tüccarların kulağına varır. Taşların üzerine düşer;
      bu vakit, bir reisin vücuduna karşı göstermek zorunda oldukları büyük dikkat
      nedeniyle, içlerine Allah’ın Kelâmı’nın işlemediği saray hizmetçilerinin kulağına
      varır. Şundan ki, hatırlarında bundan az bir şey varsa da, herhangi bir
      zorlukla karşılaşır karşılaşmaz Allah’ın Kelâmı hatırlarından çıkar


       

      gider;
      çünkü, Allah’a kulluk etmediklerinden, Allah’tan yardım da umamazlar.
      «Dikenlerin arasına düşer, bu kez, kendi hayatlarını sevenlerin kulağına varır.
      Her ne kadar bunların üzerinde Allah’ın Kelâmı biterse de, bedeni arzular
      büyüyünce iyi tohum olan Allah’ın Kelâmı’nı boğarlar. Çünkü bedeni arzular
      (insanlara) Allah’ın Kelâmı’nı bıraktırır. İyi toprağa düşer; bu kez, Allah’ın
      Kelâmı Allah’tan korkanın kulağına varır, burada sonsuz hayat meyvesi verir.
      Bakın, size diyorum ki, kişinin Allah’tan korktuğu her durumda, Allah’ın Kelâmı
      onun içinde meyve verir.»

       

      «Şu
      aile babasına gelince, size diyorum ki bakın, o her şeyin babası olan Rabbımız
      Allah’tır, şundan ki, her şeyi O yaratmıştır. Fakat, O, tabiatta görüldüğü
      biçimde bir baba değildir. Çünkü O hareket etmez, hareket etmeyen üremez,
      doğmaz, doğurmaz. O halde, Allah’ımız bu dünyanın sahibi olandır; tohum ektiği
      tarla insan soyudur ve tohum da Allah’ın Kelâmı’-dır. İşte böyle, muallimler
      dünyanın işlerine dalarak Allah’ın Kelâmı’nı anlatmayı ihmâl ettikleri zaman,
      şeytan insanların kalbine dalâlet (sapmalar-sapkınlıklar) eker, bundan da, şerli
      akidenin sayısız kolları türer.

       

      Kutsal
      (kul)lar ve peygamberler haykırır: «Ey Rabb, sen o zaman insanlara iyi akîde
      vermemiş miydin? Neden o halde bu kadar çok dalâlet oluyor?»

       

      Allah cevap verir:  «İnsanlara iyi akide verdim, ama insanlar
      kendilerini boş şeylere

      kaptırıp giderken, şeytan, benim
      kanunumu hiçe indirgemek için dalâletler ekiyordu.»

      Kutsal (kul)lar der: «Ey Rabb,
      insanları yokederek bu dalâletleri dağıtacağız.»

      Allah cevap verir: «Böyle yapmayın,
      çünkü mü’-minler kâfirlere akrabalıkla öylesine

      bağlıdırlar ki, kâfirler içinde yok
      olurlar. Ama, mahkemeye kadar bekleyin, çünkü o

      zaman kâfirler meleklerim tarafından
      toplanıp, şeytanla birlikte Cehennem’e atılırken, iyi

       

      mü’min olanlar benim melekûtuma
      gelecek.» Emin olun ki, pek çok kâfir babanın mü’min

      oğulları olur, bunların uğruna da
      Allah dünyanın tevbe etmesini bekler.

       

      İyi
      incir taşıyanlar iyi akide va’z eden muallimlerdir. Fakat yalanlardan zevk alan
      dünya ehli, muallimlerden güzel sözler ve koltuk kabartma yaprakları ister.
      Bunu gören şeytan, beden ve nefsle birleşerek, bir sürü yaprak, yani, günahları
      örtecek bir sürü yaprak getirir; bunları alan insan hastalanır ve sonsuz ölüme
      hazırlanır.

       

      Suyunu
      pisliklerini yıkayıp gidermek için başkalarına veren, fakat kendi elbiselerini
      çürümeye bırakan su sahibi vatandaş, başkalarına pişman olmayı öğütleyen,
      kendisi ise, halâ günahta devam eden muallimdir.

       

      «Hava
      üzerine, kendine uygun cezayı melekler değil, kendi diliyle yazan zavallı
      insan!» «Eğer bir insanın dili fil dili gibi, vücudunun geri kalan kısmı ise
      karınca gibi küçük olsa, bu acaip bir şey olmaz mı? Evet, mutlaka. Şimdi, size
      diyorum ki, bakın, başkalarına pişman olmayı öğütleyip, kendisi ise günahlarına
      tevbe etmeyen daha çok acaiptir.» «Şu elma satan iki adama gelince: Biri, Allah
      rızası için öğütte bulunup, kimsenin koltuğunu kabartmayan, fakat, yalnızca
      yoksul bir insanın geçimliğini isteyip gerçekten öğüt veren kişidir. Ruhumun
      huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, böyle bir insanı dünya ehli kabul
      etmez, aksine hor görür. Ama, altınla olan ağırlığı nedeniyle kabuk satan ve
      elmaları saçıp savuran ise, insanları memnun etmek için öğütte bulunan kişidir;
      ve o dünya ehlinin koltuğunu kabartmakla, koltuk kabartıcılığının sonucu olarak
      ruhunu mahveder. Ah, bundan dolayı niceleri helak olup gitmiştir!»

       

      O
      zaman (bunu) yazan karşılık verdi «Kişi Allah’ın kelâmını nasıl dinlemeli; ve
      kişi Allah sevgisi için va’z vereni nasıl bilmeli?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Va’z veren, iyi akideyi va’z ederken Allah konuşuyormuş gibi
      dinlenilmelidir; çünkü, Allah onun ağzıyla konuşmaktadır. Fakat, kişilere saygı
      gösterip,


       

      belli
      insanların koltuklarını kabartarak, günahlara günah demeyenden yılandan kaçar
      gibi kaçmalıdır, çünkü, gerçekte o insanın duyduğunu zehirler.»

       

      «Anlıyor
      musunuz? Bakın, size diyorum ki, nasıl ki yaralı bir adamın yaralarını sarmak
      için güzel bir sargıya değil de, iyi bir merheme ihtiyacı varsa, aynı şekilde,
      bir günahkârın da, günah işlemeyi bırakması için güzel sözlere değil, güzel
      uyarı ve sakındırmalara ihtiyacı vardır.»

       

      134.
      Cehennem’dekilerin Durumları

       

      Sonra, Petrus dedi: «Ey muallim,
      bize, kaybedenlerin nasıl azap göreceğini ve

      Cehennem’de ne kadar kalacaklarım
      anlatın ki, insan günahtan kaçabilsin.»

      îsa cevap verdi: «Ey Petrus,
      sorduğun güzel bir şey, ben de inşallah sana cevap

      vereceğim. Bu bakımdan bilin ki,
      Cehennem birdir. Ama, birbiri altında yedi katı vardır.

       

      Dolayısıyla nasıl yedi türlü günah
      varsa, şeytan’ın neden olduğu bu (günahlar) için

      Cehennem’in yedi kapısı ve orada
      yedi tane de ceza vardır.»

       

      «Kalben
      en mağrur olan, üstteki tüm katlardan geçerek ve bunlardaki tüm acıları çekerek
      en alt kata fırlatılacaktır. Burada, Allah’ın emrettiğinin aksine, istediğini
      yapmak arzusuyla Allah’tan daha yüce olmanın peşinde koşup, kendi üstünde kimseyi
      tanımak istemiyor idiyse, aynı şekilde orada şeytan ve şeytancıklarının
      ayakları altına konacak. Bunlar kendisini üzümün şarap yapılırken ezildiği gibi
      ezecekler ve bundan sonra hep şeytanların eğlencesi ve maskarası olacaktır.»

       

      «Komşusunun
      iyiliğinden tedirgin olup, başına gelenlere sevinen haset, altıncı kata gidecek
      ve çok sayıda Cehennem yılanlarının dişleri tarafından tedirgin edilecektir.»
      «Ve, Cehennem’deki tüm şeyler gördüğü azaba seviniyor ve yedinci kata
      gitmediğine üzülüyormuş gibi gelecektir kendisine. Her ne kadar lânetliler hiç
      bir şeye sevinemezlerse de, yine de Allah’ın adaleti, kötü, haset adamı insan
      rüyasında biri tarafından tekmeleniyor ve bu yüzden azap duyuyormuş hissi veren
      bir duruma sokacaktır. Kötü haset adamın önüne konan durum aynen böyle
      olacaktır işte. Asla hiç bir mutluluğun olmadığı bir yerde, ona, öyle
      gelecektir ki, sanki herkes, başına gelenlere sevinmekte ve daha kötüsünü
      tatmadığına üzülmektedir.»

       

      «Tamahkâr
      beşinci kata gidecek (ve) orada zengin ziyafetçinin çektiği gibi aşırı derecede
      yoksulluk çekecektir. Ve, cinler daha çok azap (vermek) için, arzuladığı şeyi
      kendisine sunacaklar ve onu eline aldığında, diğer cinler, «Hatırla ki, Allah
      sevgisi için vermiyordun. Allah da şimdi almanı istemiyor» diyerek, elinden zorla
      çekip alacaklardır.»

       

      «Ey
      mutsuz insan! Şimdi, eski zenginliğini hatırlayıp, şu andaki dehşetli
      yoksulluğunu görünce kendini bu durumda bulacak (işte) ‘Ve, o zaman sahip
      olamayacağı mallarla sonsuz zevkleri kazanabilirdi! (Ama, heyhat!.)

       

      135.

       

      «Dördüncü
      kata şehvet düşkünü gidecek. Orada, kendilerine Allah tarafından verilen yolu
      değiştirenler, şeytan’ın yanan tersinde pişmiş ekin gibi olacaklar. Ve, orada
      korkunç Cehennem yılanlarınca kucaklanacaklar. Ve, fahişelerle günah işleyenler
      (in) bütün bu pis hareketleri, kendileri için Cehennemi ateş ve öfkelere
      dönüştürecek; bunlar, saçı yılan, gözleri alevli kükürt, ağzı zehirli, dili
      yalan dolan, vücudu tümüyle ahmak balıkları


       

      yakalamada
      kullandıklarına benzer dikenli çengellerle kaplı kuşak, pençeleri ejderha pençeleri
      gibi, tırnakları ustura, (ve) üretim organlan da ateş gibi olan kadına benzer
      şeytanlardır. Şimdi, bütün bunlarla birlikte, tüm şehvet düşkünleri, yatakları
      olacak olan Cehennem’in közlerinden (de) yararlanacaklardır!

       

      «Üçüncü
      kata, şimdi çalışmak istemeyen tembeller gidecektir. Burada, tek bir taş
      gereken yere konmadığı için, biter bitmez yıkılıveren şehirler ve büyük büyük
      saraylar yapılır. Ve, bu koca koca taşlar tembellerin omuzlarına konur. Bunlar,
      yürürken bedenlerini serinletmek ve yükü kolaylaştırmak için ellerini
      kullanmazlar. Çünkü, tembellik kollarının gücünü gidermiştir ve bacakları
      Cehennem’in yılanlarıyla kucaklaşmaktadır. Ve, daha kötüsü ardında cinler
      vardır, kendisini iter ve yükün altında defalarca yere düşürürler; yükü
      kaldırması için yardım da etmezler; kaldırılamıyacak derecede ağırdır o, bir
      iki katı daha konur üzerine.

       

      «İkinci
      kata boğaz düşkünleri gider. Şimdi, burada yiyecek kıtlığı vardır, o derecede
      ki, canlı akreplerle, canlı yılanlardan başka yenecek hiç bir şey yoktur. Bu
      öyle bir azap verir ki, hiç doğmamış olmak bu tür yemekleri yemekten daha
      iyidir. Görünüşte şüphesiz, kendilerine cinler tarafından nefis etler sunulur;
      fakat elleri ve ayakları ateşten zincirlerle bağlı olduğundan, kendilerine et
      göründüğü durumlarda el uzatamazlar. Ama, daha da kötüsü, yediği akrepler
      karnını kemirir. Hızlıca dışarı çıkamadıklarından oburun gizli yerlerini
      parçalarlar. Ve, zaten kirli olup, pis ve tiksindirici biçimde dışarı
      çıktıkları zaman tekrar tekrar yenirler.»

       

      «Öfkeli
      olan, birinci kata gider. Orada, tüm cinlerden ve kendinden aşağılara giden o
      kadar lânetli kişilerden hakaret görür. Kendisini tekmelerler, tokatlarlar,
      geçtikleri yola yatırırlar ve ayaklarıyla boğazına basarlar. O, yine de
      kendisini koruyamaz. Çünkü elleri ve ayakları bağlanmıştır. Ve daha kötüsü,
      başkalarına hakaret ederek öfkesinin çıkacağı bir yol da bulamaz. Çünkü dili,
      balık satanın kullandığına benzer bir kancayla bağlanır.» «Bu lânetli yerde,
      tüm katlarda görülen, ekmek yapmak için çeşitli ekin tanelerinin karıştırılması
      gibi, genel bir cezalandırma olacaktır. Ateş, buz, yıldırımlar, şimşek, kükürt,
      sıcak, soğuk, rüzgâr, çılgınlık, şiddet hepsi Allah’ın adaletince
      birleştirilecek. O şekilde ki, ne soğuk sıcağı yumuşatacak, ne de ateş buzu..
      Her biri sefil günahkâra azap verecektir.»

       

      136.

       

      «Bu
      lânetli bölgede kâfirler ebediyyen kalacaktır,-o kadar ki, dünya mısır
      taneleriyle dolsa ve tek bir kuş, dünyayı boşaltmak için yüz yılda bir kez, tek
      bir taneyi götürecek olsa —eğer bu şekilde boşalıp— kâfirler de Cennet’e
      girecek olsalar, sevinip rahat ederler. Ama, böyle bir ümit yoktur. Çünkü, günahlarına
      Allah sevgisiyle bir son vermedikleri için çektikleri azap da sona
      ermeyecektir.»

       

      «Fakat, mü’minler rahat edecekler,
      çünkü çektikleri azabın sonu gelecektir.»

       

      Havariler
      bunu duyunca korkup dediler: «Müminlerin de Cehennem’e girmeleri gerekiyor mu?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Kim olursa olsun, herkesin Cehennem’e girmesi gerek. Ama, buna
      rağmen, Allah’ın kutsal (kul) ları ve peygamberlerinin, herhangi bir ceza
      çekmek için değil de, görmek için oraya gidecekleri doğrudur; ve korkanlar
      yalnızca takvalı olanlardır. Ne diyebilirim ki ben? Size söylüyorum ki, buraya,
      Allah’ın adaletini görmek üzere Allah’ın Elçisi (bile) gelecektir. O zaman,
      O’nun varlığından Cehennem


       

      titreyecektir.
      Ve, O da bir insan bedenine sahip olduğundan, tüm insan bedenine sahip olup da
      cezaya konulanlar, Allah’ın Elçisi’nin Cehennemi görmek için kaldığı sürece
      cezasız kalacaklardır. Fakat, O orada (yalnızca) göz açıp kapayıncaya kadar
      geçen süre içinde kalacaktır.»

       

      «Ve,
      Allah bunu, her yaratık Allah’ın Elçisi’nden yarar gördüğünü bilsin diye
      yapacaktır.»

       

      «O,
      oraya geleceği zaman, tüm şeytanlar titreyecek ve birbirlerine «kaçın kaçın,
      çünkü düşmanımız Muhammed buraya geliyor» diyerek, yanan közlerin altına
      gizlenmeye çalışacaklardır. Bunu duyan şeytan, her iki elleriyle yüzüne vuracak
      ve haykırarak diyecektir: «Sen, bana rağmen benden daha soylusun, adaletsizce
      yapılmış (bir iş) bu!»

       

      137.

       

      «Yetmiş
      iki derecede olan mü’minlere gelince: —biri salih amellere üzülüp, diğeri de
      kötülüklere sevinerek— salih amelleri olmadan (yalnızca) imanı bulunan son iki
      derecedekiler Cehennem’de yetmiş bin yıl kalacaklar.»

       

      «Bu
      yıllardan sonra melek Cebrail Cehennem’e gelecek ve onların «Ey Muhammed, sana
      inananların Cehennem’de ebediyyen kalmayacaklarını söyleyerek, bize edilmiş va’dlerin
      nerede?» dediklerini duyacak.»

       

      «O
      zaman, melek Cebrail geri Cennet’e dönüp, saygıyla Allah’ın Elçisi’ne
      yaklaşacak, duyduklarını O’na anlatacak.»

       

      O
      zaman Elçi’si Allah ile konuşup, diyecek: «Allah’ım Rabb, benim inancımı kabul
      edenlerle ilgili olarak, onların Cehennem’de ebediyyen kalmayacakları
      (şeklinde) ben kuluna edilmiş va’di hatırla.»

       

      Allah
      karşılık verecek: «Ne diliyorsan iste, ey dostum, çünkü, istediğin her şeyi
      sana vereceğim.»

       

      O
      zaman Allah’ın Elçisi diyecek: «Ey Rabb, müminlerden yetmiş bin yıldır
      Cehennem’de kalanlar var. Merhametin nerede ey Rabb? Sana, Rabb, onlan acı
      cezalardan kurtarman için dua ediyorum.»

       

      «O
      zaman Allah, dört gözde meleğine Cehennem’e giderek, Elçisi’ne inanan herkesi
      çıkarıp, Cennet’e götürmelerini emredecek. Ve, onlar da bunu yapacaklar.»

       

      «Ve,
      Allah’ın Elçisi’ne inanmanın yararı böyle olacaktır işte. O’na inananlar, hiç
      bir salih amel işlemeseler de, inançları içinde ölürlerse, sözünü ettiğim
      cezadan sonra Cennet’e gireceklerdir.»

       

      138.

       

      Sabah
      olunca erkenden, şehrin tüm insanları kadın ve çocuklarla birlikte, îsa’nın
      havarileriyle kaldığı eve gelerek, O’na yalvanp dediler: «Rab, bize merhamet
      et. Çünkü, bu yıl kurtlar ekinleri yediler ve biz de bu yıl toprağımızdan hiç
      bir şey alamıyacağız.» îsa karşılık verdi: «Sizinki de ne korku! Bilmez misiniz
      ki, Allah’ın kulu îlya, Allah’ın azabının sürdüğü üç yıl içinde, yalnızca
      otlarla ve yabanî meyvelerle beslenerek, ekmek (yüzü) görmedi. Allah’ın
      peygamberi babamız Davud, Seul’un zulmü altında iki yıl yabanî meyve ve ot
      yedi. O kadar ki, yalnızca iki kez ekmek yedi.»

       

      Adamlar
      karşılık verdiler: «Rab, onlar manevî nimetlerle beslenen ve dolayısıyla iyi
      sabır gösteren Allah’ın peygamberleridirler; ama bu küçükler nasıl yemek bulacaklar?»
      Ve,


      O’na
      çocukların oluşturduğu kalabalığı gösterdiler.

      O zaman İsa, onlann perişanlıklarına
      merhamet ederek dedi: «Hasada ne kadar var?»

      Cevap verdiler: «Yirmi gün.»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Bakın, bu yirmi gün süreyle kendimizi oruca ve namaza veririz;
      böylece Allah size, merhamet edecektir. Bakın, size diyorum ki, burada, benim
      Allah veya Allah’ın oğlu olduğumu söylediklerinde îsraililer’in günahı ve
      insanların deliliği başladığı için, Allah bu kıtlığı vermiştir.»

       

      On dokuz gün oruç tutup da,
      yirminci günün sabahı olduğu zaman, tarlaların ve tepelerin olgun ekinlerle
      kaplı olduğunu gördüler. Bunun üzerine, Isa’ya koşup, her şeyi anlattılar. Ve,
      bunu işitince îsa, Allah’a şükürler etti ve dedi: «Gidin kardeşler, Allah’ın
      size verdiği yemeği toplayın.»

       

      Adamlar
      o kadar çok ekin topladılar ki, nereye koyacaklarını bilemediler; ve bu şey
      İsrail’deki bolluğun sebebi oldu.

       

      Şehirliler,
      İsa’yı başlarına kral yapmak için danışıp görüştüler; o, bunu öğrenince
      kendilerinden kaçtı. Bu nedenle, havariler on beş gün kendisini bulmak için
      uğraştılar.

       

      139.

       

      îsa,
      bu (satırlar) ı yazanla, Yakup ve Yuhanna tarafından bulundu. Ve, onlar
      ağlayarak dediler: «Ey üstad, bizden neden kaçtın? Yana yakıla seni aradık; tüm
      havariler de ağlaya ağlaya seni arıyorlar.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Kaçtım. Çünkü, biliyordum ki, şeytanların bir yol göstericisi,
      kısa bir zaman sonra göreceğiniz bir şey hazırlıyor benim için. İleri
      derecedeki kâhinlerle halkın önde gelenleri bana karşı ayaklanacak ve Romalı
      validen beni öldürmek için yetki koparacaklar. Çünkü, benim İsrail krallığını
      gasbetmek istediğimden korkuyorlar. Hattâ, Yusuf’un Mısır’a satıldığı gibi, ben
      de havarilerimden biri tarafından ihanete uğrayacak ve satılacağım. Ama,
      peygamber Davud’un, «O, çukura, komşusuna tuzak kuranı düşürecektir.» dediği
      gibi, adaletli Allah, kendisini düşürecek. Allah, beni onların elinden
      kurtarıp, dünyadan çekip alacak.»

       

      Üç
      havari korktular; ama îsa, «Korkmayın, çünkü sizden hiç biriniz bana ihanet
      etmeyecektir» diyerek kendilerini rahatlattı.

       

      Ertesi
      gün olunca, İsa’nın şakirtlerinden otuz altısı ikişer ikişer geldi; ve (İsa)
      diğerlerini bekleyerek Şam’da kaldı. Ve, herkese dert yanıyorlardı. Çünkü,
      İsa’nın dünyadan ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Bunun üzerine ağzını açtı
      ve dedi: «Kesinlikle mutsuz odur ki, nereye gideceğini bilmeden yürür; ama
      (bundan) daha mutsuz olan ise, gücü yettiği ve iyi bir hana nasıl varılacağını
      bildiği halde, yağmur altında, eşkiya tehlikesine karşı batak yolda kalmak
      diler ve arzu eder. Söyleyin bana kardeşler, bu dünya bizim ana vatanımız
      mıdır? Hiç de değil. Çünkü, ilk insan dünyaya sürgüne gönderildi; ve burada
      hatasının cezasını çekiyor. Yoksulluk içinde olduğunu görürken, kendi zengin
      ülkesine dönme özlemini duymayan bir sürgün bulunur mu acaba? Akıl bunu
      kesinlikle reddeder, ama tecrübe doğruluyor, çünkü, dünyayı sevenler ölümü
      düşünemezler; hem de, biri kendilerine ondan söz etti mi, konuşmasına kulak
      vermezler.»


       

      140.


       

      «İnanın
      ki ey insanlar, ben dünyaya, hiç kimsenin, hattâ Allah’ın Elçisi’nin bile sahip
      olmadığı bir ayrıcalıkla geldim (Bu ayrıcalık Isa Peygamberin kıyamete yakın
      bir zamana kadar yükseltildiği yerde yaşamasıdır); çünkü, Allah’ımız insanı
      dünyada yerleştirmek için değil, gerçekte Cennet’e koymak için yarattı.»

       

      «Emin
      olun ki, kendisine yabancı bir kanuna bağlı olduklarından, Romalılar’dan
      herhangi bir şey almak ümidi olmayan kişi, sahip olduğu tüm şeylerle birlikte
      kendi ülkesini terketmek ve asla dönüp de, gidip Roma’da yaşamak istemez. Ve,
      kendisinin Kayser’e karşı geldiğini gördüğü zaman, çok daha az (ihtimalle)
      böyle bir şey yapar. îşte, ben de size diyorum ki bakın, Allah’ın peygamberi
      Süleyman da benimle birlikte ağlıyor, «Ey ölüm, seni hatırlamak, zenginlikleri
      içinde rahat rahat oturanlara ne kadar da acı gelir!» Bunu, şimdi öleceğim için
      demiyorum; çünkü, dünyanın sonuna kadar yaşayacağımdan eminim.

       

      «Fakat, ölmeyi öğrenesiniz diye size
      bundan söz edeceğim.»

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki, bir kez bile olsa yanlış yapılan her şey gösterir ki, bir
      şeyi iyi yapmak için, o şeyde alıştırma yapmak gereklidir.»

       

      «Askerleri
      gördünüz mü, barış zamanında sanki savaştalarmış gibi nasıl da birbirleriyle
      kendilerini eğitirler. Ya iyi ölmesini bilmeyen insan, iyi bir ölümle nasıl
      ölecektir?» «Rabb’ın gözünde kutsal (kul) un ölmesi çok kıymetlidir» demişti
      Peygamber Davud. Neden biliyor musunuz? Söyleyeceğim size: Şundan ki, nasıl,
      tüm az bulunan şeyler kıymetliyse, iyi ölenlerin ölümü de, az bulunduklarından
      Yaratıcımız Allah’ın gözünde kıymetlidir.

       

      «Cidden,
      bir insan ne zaman bir şeye başlasa, aynı şeyi bitirmek istemekle kalmaz, bunun
      yanı sıra, plânı iyi bir sonuca varsın diye sancılanır.»

       

      «Ey,
      donuna kendinden daha çok değer veren zavallı insan; kumaşı keseceği zaman,
      kesmeden önce dikkatle ölçer; kesilince de özenle diker. Ya, hayatını, —ölmek
      için doğan, o kadar ki, yalnızca doğmayan ölmez— neden insanlar hayatlarını
      ölümle ölçmezler?»

       

      «Yapı
      yapanları gördünüz mü; koydukları her taşta duvar yıkılmasın diye, tam yerinde
      olup olmadığını ölçerek temeli nasıl da göz önünde bulundururlar? Ey sefil
      insan, hayat yapısı en büyük yıkımla yıkılacak, çünkü ölüm temeline bakmıyor!»

       

      141. Akli
      Dengesizlik..

       

      «Söyleyin bana, bir insan
      doğarken nasıl doğar? Mutlaka çıplak doğar. Ve, ölü olarak toprağın altına
      konurken, ettiği kâr nedir? îçine sarıldığı basit bir keten bezi; ve budur
      dünyanın kendisine verdiği ödül.»

       

      «Şimdi,
      işin iyi bir sona varması için, her işte (kullanılan) araçların başlangıç ve
      sonla uyum içinde olması gerekirken, ya dünyanın zenginliğini isteyen insanın
      varacağı son nedir? Allah’ın peygamberi Davud Peygamber’in «Günahkâr en kötü
      bir ölümle ölecektir» dediği biçimde öl(üp gid)ecektir.»

       

      «Bir
      insan elbise dikerken, iğneye iplik yerine kiriş geçirirse, iş(i) nasıl (bir
      sona) varır? Mutlaka boşa çalışmış olur ve komşuları tarafından küçümsenir
      Şimdi, insan dünyalık malları toplarken sürekli bu (işi) yaptığını görmüyor.
      Çünkü, Ölüm iğnedir, dünyalık malların kirişleri ondan geçmez. Yine de o,
      delicesine işi başarmak için uğraşır durur, ama nafile.»

       

      «Ve, benim bu sözüme kim
      (inanmıyorsa) kabirlere baksın. Çünkü, orada gerçeği


       

      bulacaktır.
      Allah korkusuyla başka her şeyin ötesinde akıllı olmak isteyen mezarın
      kitabesini incelesin. Çünkü, orada, kurtuluşu için gerçek akideyi bulacaktır.
      Çünkü, insan bedeninin kurtçukların yiyeceği haline dönüştüğünü gördüğü zaman,
      dünyadan, bedenden ve nefsten sakınmayı öğrenecektir.

       

      -Söyleyin
      bana, insanın ortasından yürüdüğünde emniyetle gidebileceği, kıyılardan
      yürüdüğünde ise başını kıracağı bir yol olsa; birbirlerine karşı çıkan ve
      kıyıya en yakın olmak gayretiyle kavga eden ve kendilerini öldüren insanlar
      görürseniz ne dersiniz? Nasıl da şaşırırsınız! Mutlaka dersiniz ki, «Deli ve
      çılgındır onlar. Eğer çılgın değillerse aklî dengesizlik içindedirler.»

       

      «Doğru, aynen öyledir» (diye)
      karşılık verdi havariler.

       

      O
      zaman îsa ağladı ve dedi: «îşte, dünyayı sevenler de tıpkı böyledirler. Çünkü,
      insanda orta bir yer tutan akla göre yaşasalardı, Allah’ın kanununa uyarlar ve
      sonsuz ölümden kurtulurlardı. Fakat, bedene ve dünyaya uyduklarından, biri
      diğerinden daha bir gurur ve şehvetle yaşamak için didinen çılgınlar ve kendi
      benliklerinin acımasız düşmanlarıdırlar.»

       

      142. Hain
      Yahuda ve Tahrifçi Din Adamlarının Mantığı

       

      Hain
      Yehuda İsa’nın kaçtığını görünce, dünyada güçlü olma ümidini yitirmişti. Çünkü,
      içinde Allah sevgisi için kendisine verilen tüm şeylerin bulunduğu İsa’nın
      kesesini taşıyordu. îsa’nın İsrail kralı, kendişinin de güçlü bir insan
      olacağını ümit ediyordu. Bu bakımdan, ümidini yitirince kendi kendine dedi:
      «Eğer bu adam bir peygamberse, parasını çaldığımı bilir; ve böylece sabrını
      yitirip, kendisine inanmadığımı bilerek beni hizmetinden kovar. Eğer akıllı bir
      adam olsaydı, Allah’ın kendisine vermek istediği şereften kaçmazdı? Bu
      bakımdan, Ferisîler, yazıcılar ve önde gelen kâhinleriyle bir düzen kurup, onu
      ellerine nasıl teslim edeceğime bakmam daha iyi olacak, çünkü böylece iyi bir
      şeyler elde edebilirim.» Bunun üzerine, kararını verip, meselenin Nain’de nasıl
      geçtiğini yazıcılar ve Ferisîler’e duyurdu. Onlar da başkâhinle istişare edip,
      dediler: «Bu adam kral olursa ne yaparız? Kesinkes geçimimiz kötü olur; çünkü
      o, eskiden olduğu gibi Allah’a ibadeti geri getirmek isteyecektir. Çünkü, bizim
      geleneklerimizi alıp kabul edemez. Şimdi, böyle bir adamın egemenliği altında
      nasıl geçiniriz? Kesinlikle, çocuklarımızla birlikte helak oluruz; çünkü
      memuriyetimizden atılırsak, ekmeğimizi dilenmek zorunda kalırız.

       

      «Şimdi,
      Allah’a şükür, bizim kendilerininkiyle ilgilenmediğimiz gibi bizim kanunumuzla
      ilgilenmeyen, kanunumuza yabancı bir kral ve bir valimiz var. Ve, böylece
      listeye ne alırsak yapabiliyoruz; bu şekilde her ne kadar günah işliyorsak da,
      Allah’ımız öylesine merhametlidir ki, kurban ve oruçla yumuşayıverir. Fakat,
      eğer, bu adam kral olursa, Musa’nın kitabına göre Allah’a ibadet edildiğini
      görmedikçe yumuşamıyacaktır; ve daha da kötüsü, (önde gelen havarilerinden
      birinin bize dediği gibi) Mesih, Davud soyundan gelmeyecek demekte, ama,
      İsmail’in soyundan geleceğini ve va’din îshak’a değil, îsmail’e yapıldığını
      söylemektedir.»

       

      «O
      halde, bu adam yaşamaya katlanacak olursa, sonuç ne olacaktır? Mutlaka
      îsmaililer Romalılarla anlaşmaya varıp, ülkemizi ellerine verecekler ve böylece
      İsrail, eskiden olduğu gibi yine köleleştirilecektir.» Bunun üzerine, teklifi
      duyan başkâhin Hirodes ve valiyle görüşmesi gerektiği şeklinde cevap verdi,
      «Çünkü, halk O’na öylesine eğilim göstermektedir ki, asker olmadan herhangi bir
      şey yapamayız; ve inşallah askerle bu işi belki başarabiliriz.»


       

      Bu
      nedenle, aralarında istişare edip, vali ve Hirodes olur dedikleri zaman, onu
      geceleyin yakalamak için plân kurdular.

       

      143.

       

      Sonra,
      tüm havariler Allah’ın dilemesiyle Şam’a geldiler. Ve, o gün hain Yehuda
      herkesten daha çok İsa’nın yokluğuna üzülüyor göründü. Bunun üzerine İsa dedi:
      «Herkes, hiç yeri yokken sizi seviyor gösterisinde bulunan kişiden sakınsın.»
      Ve Allah anlayışımızı giderdi de, onun bunu ne amaçla dediğini bilemedik.

       

      Şakirtlerin
      tümü geldikten sonra İsa dedi: «Galile’ye dönelim, çünkü Allah’ın meleği bana
      oraya gitmem gerektiğini söyledi.» Bunun üzerine, bir sebt günü sabahı îsa
      Nasıra’ya geldi. Şehirliler îsa’yi tanıyınca herkes kendisini görmek istedi. Bu
      arada, Zakkay adlı kısa boylu bir vergi mültezimi büyük kalabalık nedeniyle
      İsa’yı göremediğinden yabani bir incir ağacına tırmanıp, İsa havraya giderken
      oradan geçeceği zamanı bekledi. Sonra İsa o yere gelince gözlerini kaldırıp
      dedi: «İn Zakkay çünkü bugün senin evinde kalacağım.»

       

      Adam
      inip O’nu memnunlukla kabul etti ve mükemmel bir ziyafet hazırladı. Ferisîler
      mırıldanıp İsa’nın havarilerine dediler: «Mualliminiz neden vergi mültezimleri
      ve günahkârlarla yemeğe gider?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Doktor bir eve neden girer? Söyleyin bana ve ben de size neden
      buraya geldiğimi söyleyeceğim.»

       

      Cevap
      verdiler: «Hastaları iyileştirmek için.» «Doğru Söylüyorsunuz.» dedi îsa,
      «Çünkü hastalardan başka kimsenin ilâca ihtiyacı yoktur.»

       

      144.

       

      Ruhumun
      huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah peygamberlerini ve kullarını
      dünyaya, günahkârlar tevbe etsin diye gönderir, takva sahipleri uğruna
      göndermez, çünkü, nasıl temiz olanın banyoya ihtiyacı yoksa, onların da tevbeye
      ihtiyacı yoktur. Ama size diyorum ki bakın, eğer sizler gerçek Ferisîlerseniz
      benim kurtuluşları için günahkârlarla uğraşmam gerektiğinden memnun
      olmalısınız.

       

      «Söyleyin bana, kaynağını» ve
      dünyanın Ferisileri neden çekmeye başladığını biliyor musunuz? Mutlaka
      anlatacağım size, çünkü, bilmiyorsunuz, öyleyse sözlerime kulak verin.

       

      «Dünyaya
      hiç değer vermeden, gerçekten Allah’ın yolunda yürüyen bir Allah dostu Enoh
      (İdris Peygamber) Cennet’e alındi; ve, mahkemeye kadar orada kalacak (çünkü,
      dünya sonuna yaklaştığı zaman o, îlya ve bir başkasıyla birlikte dünyaya
      dönecektir). Ve böylece, bunu bilen insanlar Cennet arzusuyla Yaratıcıları
      Allah’ı aramaya başladılar. Şu «Ferisi», Kenan dilinde tam anlamıyla «Allah’ı
      arayan» demektir. Çünkü Kenaniler insanın ellerine tapınma denen putperestliğe
      bağlı olduklarından, bu ad orada iyi insanlarla alay etmek suretiyle başladı.

       

      «Bu şekilde, halkımızdan Allah’a
      kulluk için dünyadan ayrılanları gören Kenanîler, böyle birini gördüklerinde
      «Ferisi», yani ‘Allah’ı arıyor’ derlerdi. Şöyle demek istiyorlardı: «Ey deli
      yoldaş, senin heykelden putların yok ve rüzgâra tapmıyorsun; bu bakımdan,
      kaderine bak da, gel ve bizim tanrılarımıza kulluk et.»

       

      «Bakın, size diyorum ki», dedi îsa,
      «Tüm velîler ve Allah’ın peygamberleri sizin gibi


       

      ismen
      değil, ama amelde Ferisi olmuşlardır. Çünkü, tüm hareketlerinde yaratıcıları
      Allah’ı aramışlar ve Allah sevgisiyle şehirleri terketmişler ve mallarını Allah
      sevgisi uğruna (Allah’a) satmışlar ve yoksullara vermişlerdir.»

       

      145.  Ilya (İlyas)
      Peygamberin Kitabı

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki, Allah’ın peygamberi ve dostu İlya zamanında onyedi bin
      Ferisî’nin oturduğu on iki dağ vardı. Ve öyleydi ki, bu kadar büyük bir sayının
      içinde tek bir fasık/facir yoktu; ve hepsi Allah’ın seçkin (kul)Iarıydı. Ama
      şimdi, israil’de yüzbinden fazla Ferisî’nin olduğu bir zamanda, bin kişide bir
      tane seçkin (kul) vardır inşallah!» Ferisîler kızarak karşılık verdiler:
      «Öyleyse, biz hep fasık/faciriz. Ve sen bizim dinimizi fısk/fücur içinde
      görüyorsun.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Gerçek Ferisîler’in dinini fısk/ fücur içinde değil, beğenilecek
      bir şey olarak görüyorum. Ve bunun için ölmeye de hazırım. Ama gelin siz Ferisi
      misiniz, değil misiniz bakalım. Allah’ın dostu îlya havarisi Elişa’nın ricası
      üzerine küçük bir kitap yazıp, içinde Rabb’ımız Allah’ın kanunuyla birlikte tüm
      insanî hikmetlere de yer verdi.» Ferisîler îlya’ın kitabının adını duyunca
      şaşırdılar, çünkü geleneklerinde kimsenin böyle bir akideye uyduğunu
      bilmiyorlardı. Bu bakımdan yapılacak işleri olduğu bahanesiyle ayrılıp gitmek
      istediler. O zaman İsa dedi: «Eğer siz Ferisîlerseniz başka her işi
      bırakırsınız; çünkü, Ferisi yalnızca Allah’ı arar. Bunun üzerine şaşkınlık
      içinde İsa’yı dinlemek için kaldılar, o da dedi: «Allah’ın kulu İlya» (çünkü,
      küçük kitap böyle başlıyor), «Yaratıcısı Allah’la birlikte yürümek isteyen
      herkes için bunu yazıyor. Kim çok şey öğrenmek isterse, o Allah’tan az korkar
      (metinden aynen), çünkü Allah’tan korkan yalnızca Allah’ın dilediğini
      öğrenmekle yetinir. Güzel sözler isteyenler, başka değil, yalnızca
      günahlarımızı reddeden Allah’ı istemezler.

       

      «Allah’ı
      anmak arzu edenler, hemen evlerinin kapı ve pencerelerini kapasınlar. Çünkü,
      mal sahibi evinin dışında, sevilmediği (bir yerde) bulunmaya katlanamaz. Bu
      bakımdan, nefislerinizi koruyun, kalbinizi koruyun, çünkü Allah, dışınızda,
      nefret edildiği bu dünyada bulunmaz.»

       

      «Salih
      amel işlemek isteyenler kendi benliklerine yönelsinler, çünkü tüm dünyayı
      kazanıp da kendi ruhunu yitirmek hiç bir işe yaramaz.»

       

      «Başkalarına
      öğretmek isteyenler, başkalanndan daha iyi yaşasınlar; çünkü kendinizden daha
      az bilenden hiç bir şey öğrenilemez. O halde, günahkâr kendine öğretenden daha
      kötü birini duyduğu zaman hayatını nasıl düzeltecek?

       

      «Allah’ı
      arayanlar insanların (metinden aynen) sohbetinden kaçsınlar, çünkü Musa Sina
      dağında yalnızken kendini buldu ve bir dostun bir dostla konuştuğu gibi
      Allah’la konuştu. «Allah’ı arayanlar, otuz günde yalnızca bir kez dünyalık
      insanların bulundukları yere çıksınlar; çünkü, Allah’ı arayanın iki yıllık işi
      bir günde yapılabilir.»

       

      «Yürüdüğü
      zaman, yalnızca kendi ayaklarına baksın.» «Konuştuğu zaman, yalnızca gerekli
      olan şeyi konuşsun.»

       

      «Yedikleri
      zaman, sofradan doymadan kalksınlar. Her gün bir ertesi güne çıkmayacaklarını
      düşünüp, vakitlerini (son) nefesi yaklaşan biri gibi harcasınlar.» «Elbise
      olarak hayvan derisi yeter.»

       

      «Toprak
      yığını, çıplak yer üstünde uyusun; her gece iki saatlik uyku da yeter.»
      «Kendinden başka kimseden nefret etmesin, kendinden başka kimseyi ayıplamasın.»
      İbadet ederlerken, gelecek olan mahkemedelermiş gibi bir korku içinde ayakta


      dursunlar.»

       

      «Şimdi,
      Allah’a kulluk için Allah’ın Musa kanalıyla sana verdiği kanuna göre bunları
      yap, çünkü bu şekilde Allah’ı bulacak, her zaman ve her yerde sen Allah’ta,
      Allah da sendeymiş hissini duyacaksın.»

       

      «İlya’nın
      küçük kitabı budur ey Ferisîler. Bu nedenle size yine diyorum ki, eğer siz
      Ferisîlerseniz benim buraya girmeme sevinmiş olmalısınız, çünkü Allah
      günahkârlara merhamet eder.»

       

      146.

       

      Sonra
      Zakkay dedi: «Rab, Allah sevgisi için tehditle aldığım tüm şeylerin dört katını
      vereceğim.»

       

      O
      zaman îsa dedi: «Bugün kurtuluş bu eve gelmiş bulunuyor. Bakın, bakın pek çok
      vergi mültezimleri, fahişeler ve günahkârlar Allah’ın melekûtuna girecekler ve
      kendilerini takva sahibi sayanlar sonsuz ateşlere gireceklerdir.»<

       

      Bunu
      duyan Ferisîler öfkeyle ayrıldılar. O zaman İsa tevbeye gelenlere ve
      havarilerine dedi: «Bir adamın iki oğlu vardı, küçük olanı dedi: «Baba bana
      düşen malları ver,» Ve babası verdi ve kendi payını alan (oğul) ayrıldı ve uzak
      bir ülkeye gitti; orada tüm varlığını lüks içinde yaşayarak fahişelerle
      harcayıp bitirdi. Bundan sonra, bu ülkede şiddetli bir kıtlık oldu, o kadar ki,
      bu sefil adam bir vatandaşa hizmet etmeye gitti, o da kendisini malları
      arasında bulunan domuzların başına verdi. Ve domuzlara bakarken, onlarla
      birlikte palamut yiyerek açlığını ne de olsa gideriyordu. Ama kendine geldiği zaman
      (şöyle) dedi: «Ah babamın evinde ne bol yiyecekler vardı. Bense burada açlıktan
      kırılıyorum! Bu nedenle, kalkıp babama gidecek ve kendisine diyeceğim: Baba,
      gökte sana karşı günah işledim; bana hizmetçilerinden birine davrandığın gibi
      davran.» «Zavallı adam gitti ve öyle oldu ki, babası onun uzaklardan geldiğini
      görüp kendisine karşı merhamete geldi. Bunun üzerine onu karşılamaya çıktı ve
      yanına varıp kendisini kucakladı ve öptü.»

       

      Oğul,
      baş eğip dedi: «Baba, gökte sana karşı günah işledim, bana hizmetçilerinden
      birine davrandığın gibi davran. Çünkü ben, senin oğlun denecek değerde
      değilim.»

       

      Baba
      karşılık verdi: «Oğul, böyle deme, çünkü sen benim oğlumsun ve seni kölem
      durumunda görmeye dayanamam.» Ve hizmetçilerini çağırıp dedi: «Buraya yeni
      elbiseler getirip bu oğlumu giydirin ve kendisine yeni don verin. Parmağına
      yüzüğünü takın ve hemen yağlı danayı kesin, şenlik yapacağız. Çünkü bu benim
      oğlum ölmüştü. Şimdi ise yeniden hayata gelmiş bulunuyor. Kayıptı da şimdi
      bulundu.»

       

      147.

       

      «Evde şenlik yaparlarken bakın
      ki, büyük oğul eve geldi. Ve içerde şenlik yaptıklarını duyup şaşırdı ve
      hizmetçilerden birini çağırıp niye böyle şenlik yapmakta olduklarını sordu.»

       

      Hizmetçi
      ona cevap verdi: «Kardeşin geldi, baban da yağlı danayı kesti, yiyorlar.» Büyük
      oğul bunu duyunca çok kızdı ve eve girmedi.

       

      Bunun
      üzerine, babası dışarı çıkıp kendisine dedi: «Oğul, kardeşin geldi, sen de gel
      ve onunla birlikte sevin.»

       

      Oğul kızarak cevap verdi: «Sana hep
      iyi bir şekilde hizmet ettim; ve sen bana hiç bir


       

      zaman
      arkadaşlarımla yemek için bir kuzu vermedin. Fakat, seni terkedip giden ve tüm
      payına düşeni fahişelerle yiyip bitiren bu değersiz herife gelince şimdi yağlı
      danayı kesiyorsun.»

       

      Baba
      cevap verdi: «Oğul, sen hep benimlesin ve her şey senindir. Ama bu ölmüştü,
      şimdi yine hayattadır, kayıptı, şimdi bulunmuştur, bu bakımdan sevinmeliyiz.»

       

      Büyük
      oğul daha çok kızdı ve dedi: «Sen git ve neşelen, ben zina edenlerin sofrasında
      yemek yemeyeceğim.» Ve tek bir kuruş bile almadan babasını bırakıp gitti.

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki» dedi Isa, «tevbe eden günahkârlar için Allah’ın melekleri
      arasındaki sevinç işte böyledir.»

       

      Ve yemeği yedikleri zaman
      ayrıldı, çünkü Yahudiye’ye gitmek istiyordu. Bunun üzerine havariler dediler:
      «Muallim, Yahudiye’ye gitme, çünkü Ferisiler’in başkâhin (ve kâhin) lerle senin
      aleyhinde görüştüklerini biliyoruz.»

       

      Isa
      karşılık verdi: «Ben, onlar bunu yapmadan önce de biliyordum, fakat
      korkmuyorum. Çünkü onlar Allah’ın iradesine aykırı hiç bir şey yapamazlar, bu
      bakımdan bırakın istedikleri her şeyi yapsınlar; çünku ben onlardan değil,
      Allah’tan korkuyorum.»

       

      148. Gerçek
      Ferisi

       

      «Şimdi
      söyleyin bana: Bu günün Ferisîleri Ferisi midirler? Allah’ın kulları mıdır
      onlar? Hiç de değil. Evet, ve bakın size diyorum ki, burada yeryüzünde bir
      insanın melanetlerini örtmek için din mesleği ve kılığına bürünmesinden daha
      kötü bir şey yoktur. Şimdikileri bilirsiniz diye eski zamanların Ferisîlerinden
      tek bir örnek vereceğim size. İlya’nın, putatapıcıların büyük zulümleri sonucu
      ayrılmasından sonra Ferisîler’in kutlu cemaati dağıldı. Çünkü, daha hemen İlya
      zamanında, bir yılda gerçek Ferisi olan on binden fazla peygamber
      öldürülmüştü.»

       

      «İki
      Ferisi yerleşmek üzere dağlara gittiler ve birbirlerinden yalnızca bir saatlik
      mesafede bulunuyor idiyseler de, biri komşusundan on beş yıl hiç bir haber
      alamadı. Bakın ki, bunlar meraklı kişilerdi de! Gel zaman git zaman bu dağlarda
      bir kuraklık oldu ve bunun üzerine her ikisi de su aramaya koyuldular ve
      birbirlerini buldular. O zaman daha yaşlı olanı dedi (çünkü en büyüğün
      herkesten önce konuşması adetleriydi ve genç bir adamın yaşlı birinden önce
      konuşmasını büyük bir günah sayarlardı.) Bu bakımdan, yaşlı olanı dedi: «Nerede
      oturuyorsun kardeş?»

       

      «Oturduğu
      yeri parmağıyla işaret ederek cevap verdi: «Şurada oturuyorum.» Çünkü, genç
      olanın oturma yerinin yakınındaydılar.»

       

      Yaşlı olanı dedi: «Kardeş ne
      zamandır burada oturuyorsun?»

      Genç olanı cevap verdi: «Onbeş
      yıldır.»

      Yaşlı olanı dedi: «Belki de, Ahab
      Allah’ın kullarını öldürdüğü zaman geldin?»

       

      «Evet
      öyle» diye cevap yerdi genç olanı Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, şimdi îsrail
      kralı kimdir, bilir misin?»

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «İsrail’in kralı Allah’tır, çünkü putatapıcılar kral değil,
      İsrail’in cellâtlarıdır.»

       

      «Doğru»
      dedi yaşlı olanı. «Ama, ben şimdi israil’in cellâtı kimdir demek istemiştim.»
      Genç olanı cevap verdi: «İsrail’in günahları İsrail’in cellâtlarıdır. Çünkü,
      günah işlememiş olsalardı, (Allah) İsrail’e karşı putatapıcı reisleri
      ayaklandırmıyacaktı.»

       

      O zaman yaşlı olanı dedi: «Allah’ın
      İsrail’i cezalandırmak için gönderdiği şu kâfir reis


      kimdir?»

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «Şimdi ne bileyim, onbeş yıldır senden başka kimseyi
      görmemişim ve okumak da bilmiyorum ki, bana herhangi bir mektup gönderilmiş
      olsun.» Yaşlı olanı dedi: «Ama, koyun derilerin ne kadar da yeni! Madem, hiç
      bir kimseyi görmedin de, onları sana kim verdi?»

       

      149.

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «îsrail halkının, üstünü başını çölde kırk yıl eskitmekten
      koruyan, benim derilerimi de korudu.»

       

      O zaman yaşlı olanı sezdi ki,
      genç olan kendinden daha tamdır, çünkü kendisinin her yıl insanlarla ilişkisi
      oluyordu. Bu yüzden, sohbetinden yararlanmak için dedi: «Kardeş, sen okumak
      bilmezsin, bense bilirim, benim evimde Davud’un Mezmurlar’ı vardır. O halde,
      gel ben her gün sana biraz okuyayım, ve Davud’un ne dediğini açıklayayım.»

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «Haydi gidelim.» Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, iki gün oldu
      ki, su içmiyorum. Bu bakımdan biraz su araştıralım dedi.» Genç olanı dedi: «Ey
      kardeş, ben iki aydır su içmiyorum. O halde haydi gidelim de, Allah’ın
      peygamberi Davud aracılığıyla ne dediğine bakalım; Rabb bize su vermeye
      kadirdir.»

       

      Bunun
      üzerine dönüp, yaşlı olanın mekânına vardılar. Ve kapıda bir taze su kaynağı
      buldular.

       

      Yaşlı
      olanı dedi: «Ey kardeş, sen Allah’ın kutsal bir kulusun; bak Allah bu kaynağı
      senin uğruna verdi.»

       

      Genç
      olanı dedi: «Ey kardeş, alçak gönüllülüğünden diyorsun,bunu. Ama belli ki,
      Allah eğer bunu benim uğruma yapmış olsaydı (onu aramak için) ayrılmayayım
      diye, benim mekânımın yakınında bir kaynak verirdi. Ben sana karşı günah
      işlediğimi itiraf etmeliyim. Sen iki gündür içmediğinden su aradığını
      söyleyince, ben iki aydır içeceksiz olduğumdan, sanki senden daha iyiymişim
      gibi içimde bir yükseklik duydum.»

       

      O
      zaman yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, gerçeği söyledin, dolayısıyla günah işlemiş
      değilsin.»

       

      Genç
      olanı dedi: «Ey kardeş, babamız Ilya’nın «Allah’ı arayan yalnızca kendini
      ayıplasın.» dediğini unutuyorsun. O, biz bunu bilelim diye değil, buna uyalım
      diye yazdı onu mutlaka.»

       

      Daha
      yaşlı olanı yoldaşının doğruluğunu ve takvasını sezerek dedi: «Doğru; ve
      Allah’ımız seni bağışlamıştır.»

       

      Ve bunu deyip, Mezmurlar’i aldı ve
      babamız Davud’un dediklerini okudu:

       

      «Dilimin,
      günahıma bahane bulup göz yumarak kötü sözlere dalmaması için ağzımın üzerine
      bir gözetleyici yerleştireceğim.» Ve burada yaşlı adam bir konuşma yaptı ve
      genç olanı ayrıldı. Bundan sonra, buluşmalarından önce onbeş yıl daha geçti.
      Çünkü genç olanı yerini değiştirmişti. İşte böyle, yaşlı olan onu bulunca dedi:
      «Ey kardeş, kaldığın yere neden geri (bir daha) gelmedin?»

       

      Genç olanı cevap verdi: «Çünkü, bana
      söylediklerini henüz öğrenmiş değilim.»

      O zaman yaşlı olanı dedi: «Onbeş yıl
      geçmişken nasıl olabilir bu?»

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «Sözlere gelince, onları tek bir saatte öğrendim ve hiç
      unutmadım; fakat, henüz onlara uyamadım. Uymayacak olduktan sonra, çok fazla
      şey öğrenmenin amacı nedir ki? Allah’ımız zihnimizin değil de, daha çok
      kalbimizin iyi


       

      olmasını
      bekler, bu bakımdan, Hüküm Günü’nde bize ne öğrendiğimizi değil, ne yaptığımızı
      soracaktır.»

       

      150.

       

      Yaşlı
      olanı karşılık verdi: «Ey kardeş, böyle deme, çünkü, Allah’ımızın değer
      verilmesini istediği ilmi hor görmüş oluyorsun.» Genç olanı cevapladı: «Şimdi,
      günaha düşmemek için nasıl söylemeliyim ki, çünkü senin sözün doğru, benimki de
      öyle. Öyleyse, diyorum ki, Allah’ın kanununda yazılı olan emirlerini bilenler,
      eğer ardından daha çok şey öğreneceklerse, (önce) bunlara uymalıdırlar. Ve,
      insan öğrendiği her şeye, bırakın uysun, (yalnızca) onu bilmekle kalmasın).»

       

      Yaşlı
      olanı dedi: «Ey kardeş, söyle bana, kiminle konuştun ki, benim söylediklerimin
      tümünü öğrenmediğini bilirsin?»

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «Ey kardeş, kendimle konuşurum. Her gün hesabımı vermek için
      kendimi Allah’ın mahkemesinin önüne korum. Ve, her zaman için de günahlarıma
      göz yuman bir şey duyarım.»

       

      Yaşlı adam dedi: «Ey kardeş, sen
      tamken, hataların nedir ki?»

      Genç olanı cevap verdi: «Ey kardeş,
      böyle deme, çünkü ben iki büyük hatanın ortasında

       

      duruyorum:
      Biri, kendimi günahkârların en büyüğü olarak bilmemem, diğeri ise,
      başkalarından daha çok (günahıma) pişman olmak istemememdir.»

       

      Yaşlı
      olanı karşılık verdi: «Şimdi, sen (insanların) en olmuşu iken, kendini nasıl
      günahkârların en büyüğü olarak bilebilirsin?»

       

      Genç
      olanı cevapladı: «Bir Ferisi’nin alışkanlığını edindiğim zaman, üstadımın bana
      söylediği ilk söz şuydu: «Başkalarının iyiliklerine, kendimin ise kötülüklerime
      bakmalıyım. Çünkü böyle yaparsam eğer, kendimi günahkârların en büyüğü olarak
      algılayabilirim.»

       

      Yaşlı
      adam dedi: «Ey kardeş, bu dağlarda kimin iyiliğine, kimin hatalarına bakarsın,
      görüyorsun ki, burada hiç kimse yoktur.»

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «Güneşin ve gezegenlerin itaatına bakmalıyım. Çünkü onlar
      Yaratıcı’larına benden daha iyi kulluk ediyorlar. Ama, ya arzuladığım gibi ışık
      vermediklerinden, ya sıcaklıklarının çok fazla olduğundan, ya da yerde çok
      fazla veya çok az yağış olduğundan ben onları ayıplıyorum.»

       

      O
      zaman, yaşlı adam bunu duyunca dedi: «Kardeş, sen bu akideyi nereden öğrendin.
      Çünkü, ben şimdi doksan yaşmdayım ve yetmiş yıldır bir Ferisi’yim.»

       

      Genç
      olanı cevap verdi: «Ey kardeş, sen bunu alçak gönüllülüğünden söylersin, çünkü
      sen, Allah’ın kutsal bir (kul) usun. Yine de ben sana cevap vereyim ki,
      Yaratıcı’mız Allah zamana bakmaz. Ama kalbe bakar. Bundandır ki, Davud onbeş
      yaşında, öbür altı kardeşinden daha genç iken îsrail kralı seçildi ve Rabbımız
      Allah’ın bir peygamberi oldu.»

       

      151.

       

      «Bu
      adam gerçek bir Ferisî’ydi» dedi îsa havarilerine. Ve, inşallah Hüküm Günü’nde
      onu arkadaşımız olarak buluruz.»

       

      îsa
      sonra bir gemiye bindi ve havariler ekmek getirmeyi unuttuklarından dolayı
      üzgündüler. îsa kendilerini azarlayıp dedi: «Günümüz Ferisi1 lerinin
      mayalarından


      sakının.
      Çünkü küçük bir maya bir yığın yemeği bozar.»

       

      O
      zaman havariler birbirlerine dediler: «Şimdi, ekmeğimiz bile yokken, nasıl
      mayamız olsun ki?»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Ey az inancı olan adamlar, Allah’ın, hiç bir ürün işareti
      olmayan Nain’de yaptıklarını unuttunuz mu? Ve, beş ekmek ve iki balığı kaç kişi
      yemiş ve doymuştu? Allah’a imandan yoksun olan Ferisi’nin mayası ve ben
      düşüncesi, yalnızca bugünün Ferisî’lerini bozmakla kalmamış, îsraili’leri de
      bozmuştur. Çünkü, okumak bilmeyen basit bir halk, kutsal kişiler olarak
      tanıdıklarından Ferisi’lerde gördüğü şeyleri yapar.

       

      «Gerçek
      Ferisi nedir bilir misiniz? O, insan tabiatının yağıdır. Nasıl ki, yağ her
      sıvının üstünde durursa, gerçek Ferisî’nin iyiliği de tüm insanî iyiliklerin
      üstünde durur. O, Allah’ın dünyaya verdiği yaşayan bir kitaptır; çünkü,
      söylediği ve yaptığı her şey Allah’ın kanununa uygundur. Bu bakımdan, kim onun
      yaptığını yaparsa. Allah’ın kanununa uymuş olur. Gerçek Ferisi, günahla insan
      bedenini çürütmeyen tuzdur; çünkü, onu gören herkes tevbeye gelir. Hacıların
      yolunu aydınlatan bir ışıktır o, çünkü, onun pişmanlığıyla birlikte
      yoksulluğunu gören herkes, bu dünyada kalbimizi kapamamamız gerektiğini idrak
      eder. «Ama, yağı ekşiten, kitabı tahrif eden, tuzu çürüten, ışığı söndüren bu
      insan sahte bir Ferisî’dir. Bu bakımdan, eğer helak olmayacaksanız, bugünkü
      Ferisîlerin yaptıklarını yapmamaya dikkat edin.»

       

      152.

       

      îsa
      Kudüs’e gelip de, bir sebt günü mabede girdiğinde, askerler onu kışkırtmak ve
      alıp (götürmek) için yaklaşıp dediler: «Muallim, savaş açmak meşru mudur?»

       

      îsa
      cevap verdi: «İnancımız bize, hayatımızın yeryüzü üzerinde sürekli bir savaş
      halinde olduğunu söyler.»

       

      Askerler
      dediler: «Öyleyse, bizi kendi inancına döndürmek ve bizim yığınla tanrıyı
      bırakıp, (çünkü, yalnızca Roma’da görülen yirmi sekiz bin tann vardır) senin
      tek olan ve görülemediği için nerede olduğu bilinmeyen, belki de bir hayal olan
      Allah’ına uymamızı ister misin?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Eğer sizi Allah’ımızın yarattığı gibi, sizi ben yaratmış
      olsaydım, sizi hidayete erdirmek isterdim.»

       

      Karşılık
      verdiler: «Şimdi, nerede olduğu bilinmediği halde, senin Allah’ın bizi nasıl
      yaratmış olabilir? Bize Allah’ını göster, o zaman yahudi olacağız.»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Eğer sizin O’nu görecek gözleriniz olsa, ben size O’nu
      gösteririm, fakat kör olduğunuz için, O’nu size gösteremiyorum.»

       

      Askerler
      karşılık verdiler: «Bu insanların sana verdiği onur mutlaka senin anlayışını
      götürmüş olmalı. Çünkü, hepimizin başında iki gözü varken, sen bizim kör
      olduğumuzu söylersin.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bedenî gözler, yalnızca cismi olan ve dıştaki şeyleri görebilir.
      Bu bakımdan, siz yalnızca, hiç bir şey yapamayan altından, gümüşten ve tahtadan
      tanrılarınızı görebilirsiniz. Ama, biz Yahudiyelilerin Allah’ımıza karşı korku
      ve iman şeklinde manevi gözlerimiz vardır, bu yüzden de, biz Allah’ımızı her
      yerde görebiliriz.» Askerler karşılık verdiler: «Konuşmana dikkat et, çünkü,
      eğer tanrılarımıza nefret yağdıracak olursan, seni Hirodes’in ellerine veririz,
      o da her şeye gücü yeten tanrılarımızın öcünü alır.»


       

      İsa
      cevap verdi: «Eğer dediğiniz gibi, onların her şeye gücü yetiyorsa, beni
      bağışlayın, artık onlara tapacağım.»

       

      Askerler bunu duyunca sevindiler
      ve putlarını yüceltmeye başladılar. O zaman îsa dedi: «Burada işlerinize
      ihtiyaç vardır, sözlerinize değil, madem öyle, tanrılarınıza bir sineği yarattırın,
      ve ben onlara tapacağım.»

       

      Askerler
      bunu duyunca yılıp, diyecek şey bulamadılar, bunun üzerine İsa dedi: «Asla,
      onların tek bir sineği (bile) yeniden yaratmadıklarını gördüğümden, kendileri
      için, tek bir sözle her şeyi yaratmış olan Allah’ı bırakmıyacağım, O’nun adı
      tek başına orduları korkutur.»

       

      Askerler
      karşılık verdiler: «Şimdi şuna bakalım; çünkü biz seni al (ip götür) mek
      istiyoruz.» Ve ellerini Isa’ya karşı uzatmak istediler.»

       

      O
      zaman îsa dedi: «Adonai Sabaoth!»(Ey Orduların Rabbi!) Bunun üzerine, bir
      kişinin, yıkanıp yeniden şarapla doldurulacakları zaman tahta fıçılan
      yuvarladığı gibi, askerler de hemen mabedten yuvarlanıp gittiler; o kadar ki,
      kendilerine dokunan kimse olmadığı halde, başları ve ayakları yere çarpıyordu.

       

      Ve, o kadar
      korktular ve öyle bir şekilde kaçtılar ki, Yahudiye’de bir daha görünmediler.

       

      153.

       

      Kâhinler
      ve Ferisi’Ier kendi aralarında mırıldanıp dediler.- «O’nda Ba’al ve Eşterot’un
      bilgeliği var, ve bundan dolayı, şeytan’ın gücüyle yaptı bunu.»

       

      Isa
      ağzını açtı ve dedi: «Allah’ımız komşumuzun mallarını çalmamamızı emretti.
      Fakat, bu tek hüküm öylesine aşıldı ve kötüye kullanıldı ki, dünyayı günahla
      doldurdu ve bu (günah) diğer günahların bağışlandığı gibi bağışlanmıyacaktır;
      çünkü, başka her günah için insan ağlar ve onu bir daha işlemez, namaz ve
      zekâtla birlikte oruç da tutarsa, Kadir ve Rahim olan Allah’ımız affeder.
      Fakat, bu günah o türdendir ki, zulmen alınan geri verilmedikçe, asla
      bağışlanmayacaktır.»

       

      O
      zaman, bir yazıcı dedi: «Ey muallim, hırsızlık tüm dünyayı günahla nasıl
      doldurmuştur? Şimdi, Allah’ın lûtfuyla, yalnızca bir kaç hırsızın bulunduğu
      ortadadır, onlar da kendilerini gösteremezler, çünkü hemen askerler tarafından
      asılırlar.»

       

      îsa
      karşılık verdi.- «Malları bilmeyen (metinden aynen) hırsızları da bilmez, hem,
      bakın size diyorum ki, pek çokları ne yaptığını bilmeden çalar, bu yüzden de,
      günahları başkalarınınkinden daha büyüktür, çünkü bilinmeyen hastalık
      iyileşmez.»

       

      O
      zaman Ferisîler Isa’ya yaklaşıp dediler: «Ey muallim, İsrail’de gerçeği tek sen
      bildiğin için bize öğret.»

       

      İsa
      karşılık verdi: «israil’de gerçeği tek benim bildiğimi söylemiyorum, çünkü bu
      «tek» kelimesi başkalarına değil, yalnızca Allah’a ait. Çünkü, O Hakk’tır,
      hakkı (gerçeği) da yalnızca O bilir. Bu bakımdan, eğer ben böyle dersem, büyük
      bir hırsız olurum. Çünkü, Allah’ın şanını çalmış olurum. Ve, Allah’ı tek ben
      biliyorum demekle de, herkesten daha çok cehaletin içine düşerim. Bu nedenle
      siz, tek benim gerçeği bildiğimi söylemekle ağır bir günah işlediniz. Ve, size
      diyorum ki, eğer bunu teşvik etmek için dediyseniz, günahınız daha da büyük
      olacaktır.»

       

      Sonra
      İsa, herkesin sustuğunu görünce yeniden dedi: «Her ne kadar ben İsrail’de
      gerçeği bilen tek kişi değilsem de, tek ben konuşacağım; bu bakımdan, madem
      bana sordunuz, (o halde) bana kulak verin.»

       

      «Yaratılan her şey Yaratıcı’ya
      aittir, o şekilde ki, hiç bir şey herhangi bir şey için iddiada


       

      bulunamaz.
      Öyle de, ruh, nefs, beden, zaman, mal ve şan hep Allah’ın mülkiyetindedir. Eğer
      bir insan onları Allah’ın istediği biçimde almazsa, bir hırsız olmuş olur. Ve,
      aynı şekilde, eğer onları Allah’ın isteğinin aksine harcarsa, yine bir hırsız
      olmuş olur. Bu bakımdan diyorum ki size, ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
      diridir ki, siz zamanı «yarın şöyle yapacağım, şöyle bir şey söyleyeceğim, şöyle
      bir yere gideceğim» diyerek ele alırsanız ve «inşallah (Allah izin verirse)»
      demezseniz, hırsız olursunuz ve zamanınızın daha iyi bölümünü Allah’ı memnun
      etmek için değil de, kendinizi memnun etmek için harcadığınızda daha büyük
      hırsız olursunuz ve daha kötü bölümünü Allah’a kulluk için harcadığınızda, o
      zaman da kuşkusuz hırsız olursunuz.

       

      «Kim
      günah işlerse, hangi şekilde olursa olsun bir hırsızdır; çünkü o Allah’a kulluk
      etmesi gereken zamanı, ruhu ve kendi hayatını çalıp Allah’ın düşmanı şeytan’a
      vermiş olur.»

       

      154.

       

      «Bu
      bakımdan, onuru, canı ve malı olan insanın malı mülkü çalındığı zaman hırsız
      asılacaktır; canı alındığı zaman, katilin başı kesilecektir ve adaletli olan
      budur, çünkü Allah böyle buyurmuştur. Ama, bir komşunun onuru alındığı zaman,
      neden hırsız çarmıha gerilmez? Mal onurdan, gerçekten daha mı iyidir? Allah
      gerçekten, malı alanın cezalandırılacağını, malla birlikte canı alanın
      cezalandırılacağını, ama onuru alanın serbest kalacağını mı buyurmuştur? Hiç de
      değil, çünkü mırıldanmaları nedeniyle babalarımız va’d edilen ülkeye girmediler
      de, yalnızca çocukları (girdi). Ve, bu günah nedeniyle, yılanlar halkımızdan
      yetmiş bin kadarını öldürdü.

       

      «Ruhumun huzurunda durduğu Allah
      sağ ve diridir ki, onuru çalan, bir insanı malından ve canından edenden daha
      büyük cezayı hak eder. Ve, mınldayana kulak veren de aynı şekilde suçludur.
      Çünkü, biri şeytan’ı diline, diğeri ise kulaklarına alır.»

       

      Ferisîler
      bunları duyunca (öfkeden) patlıyorlardı, çünkü konuşmasına karşı
      çıkamıyorlardı.

       

      Sonra
      İsa’nın yanına bir fakih yanaştı ve ona dedi : «Sayın muallim, bana anlat ki
      Allah, babalarımıza neden ekin ve meyve bahşetmedi? Düşeceklerini bildiğinden,
      mutlaka kendilerine vermeli veya insanlara onu görme eziyetini
      çektirmemeliydi.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Adam, sen bana iyi dersin, fakat hata edersin, çünkü yalnızca
      Allah iyidir. Ve, Allah’ın neden senin beynine göre iş yapmadığını sormakla
      daha çok hata edersin. Yine de sana cevap vereceğim. O halde sana diyorum ki,
      Yaratıcımız Allah işinde kendisini bize uydurmaz, bu bakımdan meşrû olan,
      yaratılmışın O’nun yöntemini ve uygunluğunu değil de, bunun yerine, Yaratanın
      yaratılmışa değil, yaratılmışın Yaratan’a bağlı kalması için Yaratıcısı
      Allah’ın şanını araştırmasıdır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir
      ki, eğer Allah insana her şeyi vermiş olsaydı, insan, kendisinin Allah’ın kulu
      olduğunu bilmeyecekti; ve böylece de kendini Cennet’in efendisi sayacaktı. Bu
      bakımdan, her zaman Azîm ve Sübhan olan Yaratıcı, Kendine bağlı kalsın diye
      insanı yemekten men etti.

       

      «Ve,
      bakın size diyorum ki, kimin gözünde ışık varsa her şeyi açık görür ve bizzat
      karanlıktan bile ışık çıkarır; fakat kör böyle yapmaz. Bu nedenle diyorum ki,
      eğer insan günah işlememiş olsaydı, ne ben ne de sen Allah’ın merhametini ve
      adaletini bilmeyecektik. Ve, eğer Allah, insanı günah işleme istidadında
      yaratmamış olsaydı, bu konuda o, Allah’a eşit olacaktı.. Bundan dolayı, Sübhan
      Allah insanı iyi ve adaietli


       

      yarattı,-
      ama kendi hayatı, kurtuluşu ve batışıyla ilgili olarak istediğini yapmakta
      serbest bıraktı.»

       

      Fakih bunları işitince dondu kaldı
      ve şaşkınlık içinde ayrılıp gitti.

       

      155.

       

      Sonra,
      başkahin iki yaşlı kâhini gizlice çağırarak mabedten çıkıp, öğle namazını kılmak
      için Süleyman verandasında oturup beklemekte olan îsa’ya gönderdi. Ve,
      (İsa’nın) yanında halktan büyük bir kalabalıkla birlikte havarileri de
      bulunuyordu.

       

      Kâhinler
      Isa’ya yaklaşıp dediler: «Muallim, insan ekini ve meyveyi neden yedi? Allah onu
      yemesini istedi mi, istemedi mi?» Ve, onlar bunu îsa’yı yanıltmak için dediler;
      çünkü, «Allah istedi» dese, «(öyleyse) niçin yasakladı?» karşılığını
      verecekler, «Allah istemedi» dese, «o halde, Allah’ın istediğinin aksini
      yapabildiğine göre, insan Allah’tan daha büyük bir güce sahip» diyeceklerdi.

       

      İsa
      cevap verdi: «Sizin sorunuz, dağın üstünden geçen ve sağ ve solunda uçurum
      bulunan bir yol gibi, ama ben ortadan yürüyeceğim.»

       

      Bunu duyunca, kâhinler İsa’nın
      kalplerini bildiğini sezerek şaşırdılar.

       

      Sonra
      îsa dedi: «Her insan ihtiyacı olduğundan, her şeyi kendi yararı için yapar.
      Ama, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan Allah, kendi hak arzusuna göre yaptı, Bu
      bakımdan, insanı yaratırken onu, Allah’ın kendine ihtiyacı olmadığını bilsin
      diye hür yarattı. Verbigratîa (=misal olarak), kendi zenginliğini sergilemek
      için ve köleleri kendini daha çok sevsin diye, kölelerine hürriyet veren bir
      kralın yaptığı gibi.

       

      «O
      halde, Allah insanı, Yaratıcı’sını çok daha fazla sevsin ve nimetini bilsin
      diye hür yarattı. Çünkü, Allah her ne kadar Kadiri Mutlak olup, insana ihtiyacı
      yok ve onu kudretiyle de yaratmışsa da, hayır işleyip, şerre karşı koyabilecek
      şekilde onu serbest bırakmıştır. Çünkü, her ne kadar Allah’ın günaha engel olma
      gücü var idiyse de, kudret ve nimeti insanda görüldüğünden, insanda günaha
      karşı çıkmamak için, yani, insanda Allah’ın rahmeti ve adaleti yürüsün diye O,
      kendi nimetiyle çelişmiyecekti (çünkü, Allah’ta çelişme yoktur). Ve, gerçeği
      konuştuğuma işaret olarak, sizi başkâhinin beni aldatmak için gönderdiğini ve
      bunun da kâhinliğin meyvesi olduğunu size söylüyorum.» Yaşlı adamlar ayrılıp
      gittiler ve her şeyi başkâhine anlattılar, o da dedi: «Bu herifin sırtında her
      şeyi kendisine söyleyen cin var; çünkü o İsrail krallığını arzular, ama Allah
      bunun da gereğine bakacaktır.»

       

      156.

       

      îsa
      öğle namazını kılıp da mabedten çıkarken, annesinin rahminden kör doğan birini
      gördü. Havarileri kendisine sorup dediler: «Muallim, bu adamda kimin günahı
      var, babasının mı, yoksa annesinin mi ki. (böyle) kör doğmuş?»

       

      îsa cevap verdi: «Ne babasının, ne
      de annesinin günahı var onda, ama Allah, İncil’e bir

      şahit olsun diye onu böyle yarattı.»
      Ve, kör adamı yanına çağırıp, yere tükürerek çamur

      yaptı ve onu kör adamın gözlerine
      sürdü ve ona dedi: «Siloam gölüne git ve yıkan!»

      Kör adam gitti ve yıkanıp, ışığa
      kavuştu, ardından, eve dönerken, kendisine rastlayan pek

      çokları dediler: «Bu adam körse,
      kesinlikle derim ki, mabedin güzel kapısında oturup

      duran adamdı.» Başkaları dediler;
      «Odur, fakat ışığa nasıl kavuştu?» Ve, yanına yaklaşıp

      dediler: «Sen mabedin güzel
      kapısında oturup duran kör adam değil misin?»


      Cevap
      verdi: «Oyum, neden (soruyorsunuz)?»   -Dediler:
      «Öyleyse, görme gücüne nasıl

       

      kavuştun?»
      Cevap verdi: «Bir adam toprağa tükürerek çamur yaptı ve bu çamuru gözlerimin
      üzerine koyup, bana dedi: «Git Siloam gölünde yıkan.» Gidip yıkandım ve şimdi
      görüyorum. İsrail’in Allah’ını tesbih ederim!»

       

      Kör
      doğmuş olan adam mabedin güzel kapısına yeniden geldiği zaman, tüm Kudüs
      meseleyi duymuştu. Bunun üzerine, îsa aleyhinde kâhinler ve Ferisilerle
      konuşmakta olan kâhinlerin reisine getirildi.

       

      Başkâhin
      kendisine sorup, dedi: «Adam, sen doğuştan kör değil miydin?» «Ya, evet» (diye)
      cevap verdi.

       

      «Şimdi
      Allah’ın şanı üzerine», dedi başkâhin «anlat bize, hangi peygamber sana rüyada
      göründü de ışık verdi. Babamız İbrahim miydi, yoksa Allah’ın kulu Musa mı, veya
      bir başka peygamber miydi? Çünkü, başkaları böyle bir şeyi yapamaz.»

       

      Kör
      doğmuş olan adam cevap verdi: «Ben rüyada ne İbrahim’i, ne Musa’yı, ne de bir
      başka peygamberi görüp iyileştirilmedim. Ben mabedin kapısında otururken bir
      adam beni yanına getirtti, tükrüğüyle topraktan çamur yaparak, bu çamurun bir
      kısmını gözlerime sürdü ve beni yıkanmam için Siloam gölüne gönderdi; ben de
      oraya gidip yıkandım ve gözlerimin ışığıyla geri döndüm.»

       

      Başkâhin
      kendisine o adamın adını sordu. Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «Bana adını
      söylemedi, ama onu gören biri beni çağırarak dedi: «Git ve bu adamın sana
      söylediği gibi yıkan, çünkü o Nasıralı İsa’dır, Israililerin Allah’ının bir
      peygamberi ve kutsal bir (kul)udur.»

       

      O zaman başkâhin dedi: «O seni belki
      de bugün, yani sebt günü iyileştirdi?»

      Kör adam cevap verdi: «Bu gün
      iyileştirdi beni.»

       

      Başkâhin
      dedi: «Bakın şimdi, bu herif nasıl da günahkârın biridir, görüyorsunuz ki sebt
      gününe riayet etmez!»

       

      Kör
      adam karşılık verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem; ama şunu
      bilirim ki, ben kör iken o beni ışığa kavuşturdu.»

       

      Ferisiler
      buna inanmadılar bu nedenle de başkâhine dediler: «Anne ve babasını çağırtın,
      bize gerçeği söyler onlar.» Bunun üzerine kör adamın anne ve babasını
      çağırttılar ve onlar gelince başkâhin kendilerine şöyle sordu: «Bu adam sizin
      oğlunuz mudur?» Cevap verdiler: «O bizim oğlumuzun ta kendisidir.»

       

      O
      zaman başkâhin dedi: «O, kör doğduğunu ve şimdi de gördüğünü söylüyor; nasıl
      olmuştur bu iş?»

       

      Kör
      olarak doğan adamın baba ve annesi cevap verdi: «Evet, o kör doğmuştu, ama,
      ışığı nasıl aldığını bilmiyoruz; onun yaşı başı yerindedir, kendisine sorun,
      size gerçeği söyler.» Bunun üzerine onlara yol verildi ve başkâhin yeniden, kör
      doğmuş olan adama dedi: «Allah’ın şanı üzerine doğruyu söyle.»

       

      (Kör adamın baba ve annesi
      konuşmaktan korkmuşlardı; çünkü, Roma Senatosu’ndan, ölüm acısına çarptırılmak
      (istemiyen) kimsenin, Yahudiler’in peygamberi İsa hakkında çekişmemesi için bir
      ferman çıkmıştı. Bu ferman valinin de eline ulaşmıştı, bu nedenle, «Onun yaşı
      başı yerindedir, kendisine sorun» dediler.)

       

      Sonra, başkâhin kör adama dedi:
      «Allah’ın şanı üzerine doğruyu söyle, çünkü biz, senin kendini iyileştirdiğini
      söylediğin bu adamın bir günahkâr olduğunu biliyoruz.»

       

      Kör
      doğmuş olan adam cevap verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem. Ama
      şunu bilirim ki, ben görmüyordum, o beni ışığa kavuşturdu. Dünyanın
      başlangıcından bu saate kadar, kesinkes, kör doğup da ışığa kavuşturulan kimse
      olmamıştır. Ve Allah


      günahkârlara
      kulak asmaz.»

      Ferisiler dediler: «Seni ışığa
      kavuştururken ne yaptı?»

       

      O
      zaman kör doğmuş olan bunların inançsızlığına şaştı kaldı ve dedi: «Söyledim
      ya, neden bir daha soruyorsunuz bana? Siz de O’nun şakirtleri olmaz mısınız?»

       

      O
      zaman, başkâhin kendisine küfredip dedi: «Sen zaten günah içinde doğmuşsun,
      öyleyken bize öğretmeye mi kalkıyorsun? Defol ve böyle bir adamın sen şakirdi
      ol! Çünkü, biz Musa’nın şakirtleriyiz ve biliyoruz ki, Allah Musa ile
      konuşmuştur; bu adama gelince, onun neci olduğunu bilmiyoruz.» Ve, onu havra ve
      mabedten atıp, Israililer arasındaki temizlerle birlikte ibadet etmesini
      yasakladılar.

       

      157.-158.

       

      Kör
      doğmuş olan adam gidip îsa’yı buldu. O da kendisini şöyle teselli etti: «Hiç
      bir zaman şimdiki kadar kutsanmamıştın, çünkü, peygamberi ve babamız Davud
      kanalıyla dünyanın dostlarına karşı, «Onlar lanetlerler, ben kutsarım» diyen
      Allah’ımız tarafından kutsandın; ve O, peygamber Mika aracılığıyla da dedi :
      «Ben sizin kutsamanızı lanetlerim. Çünkü, Allah’ın dilemesinin dünyanın
      dilemesine zıt olduğu kadar yer göğe, su ateşe, ışık karanlığa, soğuk sıcağa
      veya sevgi nefrete zıt değildir.»

       

      Havariler
      ardından kendisine şöyle sordular: «Rab,sözlerin pek güzel; bu nedenle anlam
      (ların) ı bize söyle, çünkü henüz anlamış değiliz.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Dünyayı tanıdığınız zaman göreceksiniz ki, ben gerçeği konuştum
      ve böylece her peygamberdeki gerçeği de tanıyacaksınız.»

       

      «O
      halde bilin ki, tek bir adda birleşmiş üç türlü dünya vardır: Biri, su, hava ve
      ateşle birlikte gökleri ve yeri ve insanın altında olan tüm şeyleri temsil
      eder. Şimdi, bu dünya her şeyiyle, Allah’ın peygamberi Davud’un, «Allah onlar
      için çiğnemedikleri bir kural koymuştur» dediği gibi, Allah’ın iradesine uyar.»

       

      İkincisi, nasıl «bunlardan birinin
      evi» -duvarları değil de, aileyi temsil ediyorsa, bunun

      gibi tüm insanları temsil eder,
      şimdi bu dünya yine Allah’ı sever; çünkü fıtratları gereği

      Allah’ı özlerler. O kadar ki,
      fıtrata göre herkes, Allah’ı aramada yanılgıya düşse de,

      Allah’ı özler. Ve, biliyor musunuz,
      hepsi Allah’ı neden özler? Çünkü, onlar, herkes hiç bir

      kötülüğü olmayan sonsuz bir iyiliğin
      özlemini duyar, bu ise yalnızca Allah’tır. Bu

      bakımdan, Rahman olan Allah, bu
      dünyaya kurtuluşu için peygamberlerini göndermiştir.

      «Üçüncü dünya, insanların, dünyanın
      yaratıcısı Allah’a aykırı bir kanuna dönüşmüş olan

      günaha batmış durumudur. Bu, insanı
      Allah’ın düşmanları olan cinlere benzetir. Ve,

      Allah’ımız bu dünyadan öylesine
      şiddetle nefret eder ki, eğer peygamberler bu dünyayı

      sevmiş olsalardı, ne düşünürsünüz?
      mutlaka Allah kendilerinden peygamberliklerini

      alırdı. Ve nasıl söyliyeyim ki ben?
      Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki,

      Allah’ın Elçisi dünyaya gelince eğer
      bu şerli dünyaya karşı bir sevgi duyacak olsa,

       

      mutlaka Allah ondan, kendisini
      yarattığı zaman vermiş olduğu tüm şeyleri alır ve, onu

      ebediyyen cezalandırır; Allah bu
      dünyaya işte bu derecede zıttır.»

       

      159.

       

      Havariler
      karşılık verdiler: «Ey muallim, sözlerin öylesine güzel, bu bakımdan bize
      merhamet et, çünkü onları anlamıyoruz.»

       

      îsa dedi: «Sanır mısınız ki, Allah
      Elçisi’ni kendisini Allah’la eşit tutmak isteyecek bir


       

      rakip
      olarak yaratmıştır? Kesinlikle hayır, aksine, efendisinin istemediğini
      istemeyecek olan itaatkâr kölesi olarak (yaratmıştır.) Siz bunu anlayamazsınız,
      çünkü neyin günah olduğunu bilmiyorsunuz. Bu nedenle, sözlerime kulak yerin.
      Bakın, dikkat edin, diyorum ki size, günah insanda Allah’a aykırı bir şey
      olmadıkça ortaya çıkmaz; çünkü, yalnızca Allah’ın dilemediği şey günahtır; o
      kadar ki, Allah’ın dilediği her şey günaha yabancıların yabancısıdır. Bu durumda,
      eğer Ferisîlerle bizim başkâhinlerimiz ve kâhinlerimiz, İsrail halkı bana Allah
      dediği için bana işkence etseler, Allah’ı razı eden bir şey yapmış olurlar ve
      Allah da kendilerini ödüllendirir. Fakat, benim gerçeği, gelenekleriyle
      Allah’ın peygamberleri ve dostları olan Musa ve Davud’un kitaplarını tahrif
      ettiklerini söylememi istemiyerek, tersi bir nedenle bana işkence ettiklerinden
      ve bu yüzden benden nefret edip, ölümümü arzuladıklarından, işte bundan dolayı
      Allah kendilerini tiksinti ve nefretle kabul eder.

       

      «Söyleyin
      bana, Musa insan öldürdü, Ahab da insan öldürdü, bu, her iki durumda da
      katl(öldürme) değil midir? Kesinlikle değil; çünkü Musa, putatapıcılığı yok
      etmek ve Hakk olan Allah’a ibadet etmeyi koruyup sürdürmek için insan öldürdü;
      ama Ahab ise, insanları Hakk olan Allah’a ibadeti yok etmek ve putatapıcılığı
      koruyup sürdürmek için öldürdü, bu nedenle, Musa için insan öldürmek kurbana
      dönüşürken, Ahab için (dine karşı) saygısızlığa dönüştü; o kadar ki, bir ve
      aynı iş bu iki zıt etkiyi ortaya çıkardı.» Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
      ve diridir ki, eğer şeytan meleklerle onların Allah’ı nasıl sevdiklerini görmek
      için konuşmuş olsaydı, Allah’ın reddine uğramıyacakti; ama, onları Allah’tan
      yüz çevirtmenin yollarını aradı, bu yüzden de ebedi azaptadır.»

       

      O
      zaman, bu (satırlar)ı yazan karşılık verdi: «O halde, îsrail krallarının
      kitabında yazılı olduğu gibi, Allah’ın yalancı peygamberlerin ağzıyla
      söylenmesini takdir buyurduğu yalanla ilgili olarak, peygamber Mikaya’da
      söylenen şey nasıl anlaşılmalıdır?» îsa karşılık verdi: «Ey Barnabas, olanları
      kısaca anlat ki, gerçeği açıkça görelim.»

       

      160.

       

      O
      zaman, yazan dedi: «Peygamber Danyal, îsrail krallarının ve tiranlarının
      tarihini anlatırken şöyle yazar: «îsrail kralı, Ammoniler olan Belial
      oğullarına (yani, fasık/facirlere) karşı savaşmak için Yahuda kralıyla
      birleşti. Şimdi, Yehuda kralı Yehoşafat ve İsrail kralı Ahab ikisi birlikte
      Samiriyede bir tahtta otururlarken, önlerine dört yüz yalancı peygamber gelip,
      îsrail kralına dediler: «Ammonîlere karşı çık, çünkü Allah onları senin
      ellerine verecek. Ve sen Ammon’u parçalayacaksın.»

       

      O
      zaman Yehoşafat dedi: «Burada babalarımızın Allah’ının herhangi bir peygamberi
      var mıdır?»

       

      Ahab
      cevap verdi: «Yalnızca bir tane var, o da şerlidir, çünkü benimle ilgili olarak
      her zaman şer haber verir durur; ve ben de onu hapiste tutuyorum.» Böyle, yani
      «yalnızca bir tane var», çünkü Ahab’ın fermanıyla o kadar çok peygamber
      öldürülmüştü ki, peygamberler sizin de dediğiniz gibi ey muallim» insanların
      bulunmadığı dağ tepelerine kaçmışlardı.»

       

      O zaman Yehoşafat dedi: «Onu buraya
      çağırt bakalım, ne der.».

       

      Bunun
      üzerine Ahab Mikaya’nın oraya çağırılmasını emretti. O da ayağında bukağılarla
      ve hayatla ölüm arasında bulunan bir insan gibi, şaşırmış bir yüzle geldi.

       

      Ahab
      kendisine sorup dedi: «Allah adına konuş Mikaya, biz Ammoniler’e karşı çıkacak
      mıyız? Allah, onların şehirlerini bizim ellerimize verecek mi?»


       

      Mikaya
      cevap verdi: «Çık, çık, çünkü başarılı bir gekilde çıkacak ve yine daha
      başarılı bir şekilde ineceksin!»

       

      O
      zaman, yalancı peygamberler Mikaya’yı Allah’ın gerçek bir peygamberi olarak
      övüp, ayaklarındaki bukağıları kırıp çıkardılar.

       

      «Allah’ımızdan
      korkan ve hiçbir zaman putlar önünde diz çökmemiş olan Yehoşafat Mikaya’ya
      sorup, dedi: «Bu savaş işini nasıl görüyorsun, babalarımızın Allah’ı aşkına
      doğruyu konuş.»

       

      Mikaya
      cevap verdi: «Ey Yehoşafat, senin yüzün için korkuyorum. Bu nedenle diyorum ki
      sana, îsrail kavmini çobansız koyun gibi görüyorum.»

       

      O
      zaman Ahab gülümseyerek, Yehoşafat’a dedi: «Sana bu herifin yalnızca şerri
      haber verdiğini söylemiştim de, sen inanmamıştın.»

       

      Sonra ikisi de dediler: «Şimdi, bunu
      nerden bilirsin ey Mikaya?»

       

      Mikaya
      cevap verdi: «Herhalde Allah’ın huzurunda bir melekler heyeti toplandı ve ben
      Allah’ın şöyle gediğini işittim: «Ahab’ı Ammon’a karşı çıkıp, öldürülmesi için
      kim kandıracak?» Bunun üzerine, biri bir şey dedi, öbürü bir başka şey dedi.
      Sonra, bir melek gelip dedi: «Rabb, ben Ahab’a karşı savaşacak ve yalancı
      peygamberlere gidip, yalanı onların diline koyacağım ve böylece o da karşı
      çıkıp, öldürülecek.» Ve Allah bunu duyunca dedi: «Şimdi git ve öyle yap, çünkü
      sen başaracaksın.»

       

      O
      zaman yalancı peygamberler kızdı ve reisleri Mikaya’nın yanağına tokat atıp,
      dedi: «Ey Allah’ın fasığı, gerçeğin meleği ne zaman bizi bıraktı da sana geldi.
      Söyle bize, yalanı getiren melek bize ne zaman geldi?»

       

      Mikaya
      cevap verdi: «Kralınızı aldattığınız için, öldürülmek korkusuyla evden eve
      kaçtığınız zaman öğreneceksiniz.»

       

      O
      zaman Ahab gazaba gelip dedi: «Mikaya’yı yakalayın, ayaklarındaki bukağıları
      yanağına vurun ve ben dönünceye kadar kendisine arpa ekmeği ve su verin, çünkü
      şu anda, ona nasıl bir ölüm biçeceğimi bilmiyorum.»

       

      Sonra
      gittiler ve her şey Mikaya’nın dediği gibi oldu. Çünkü, Ammoniler’in kralı
      kullarına dedi: «Bakın, ne Yehuda kralına, ne de israil reislerine karşı
      savaşıyorsunuz, ama, düşmanım olan İsrail kralı Ahab’ı öldürün.»

       

      O zaman îsa dedi: «Burada kal
      Barnabas çünkü amacımız açısından bu kadarı yeterli.»

      «Hepsini işittiniz mi?» dedi îsa.

      Havariler cevap verdiler: «Evet
      Rab.»

       

      Bunun
      üzerine îsa dedi: «Yalan söylemek bir günahtır,-ama katl(öldürmek) daha büyük
      bir günahtır; çünkü, yalan, söyleyene ait bir günahken, katl, işleyene ait ise
      de, Allah’ın burada, yeryüzündeki en kıymetli şeyini, yani insanı da yok eder.
      Ve, yalan söylemeye, söylenen şeyin aksini söylemekle çare bulunabilir; halbuki
      katlin çaresi yoktur. Çünkü, ölüye yeniden hayat vermek mümkün değildir. O
      halde söyleyin bana, Allah’ın kulu Musa öldürdüklerinin hepsini öldürmekle günah
      mı işledi?»

       

      Havariler
      cevap verdiler: «Haşa, haşa ki, Musa kendisine emreden Allah’a itaat etmekle
      günah işlemiş olsun!»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Ben de diyorum, haşa ki, Ahab’ın yalancı peygamberlerini
      yalanla kandıran şu melek, günah işlemiş olsun; çünkü, Allah nasıl insanların
      boğazlanışını kurban diye kabul etmişse, bu yalanı överek kabul etmiştir.
      Bakın, bakın, diyorum ki size, nasıl, ayakkabılarını bir devin ölçüsüne göre
      yaptıran çocuk hata ederse, aynen öyle de, insanın kendisi kanuna tabi iken
      Allah’ı kanuna tabi kılan da hata eder. Bu bakımdan, yalnızca Allah’ın
      dilemediği şeyin günah olduğuna inandığınız zaman, size söylediğim


       

      gibi,
      doğruyu bulmuş olacaksınız. Bu nedenle, çünkü Allah bileşik değildir ve
      değişemez, öyleyse aynı zamanda farklı şey dileyemez ve dilemez; çünkü, böyle
      olsaydı, kendinde çelişki ve neticede dert barındıracaktı ve sonsuz derecede
      Kudsi ve Sübhan olmayacaktı.» Filipus karşılık verdi: «Öyleyse, peygamber
      Amos’un şu sözü nasıl anlaşılmalıdır? Şehirde Allah’ın yapmadığından başka
      kötülük yoktur.»

       

      İsa cevap verdi: «Şimdi bak buraya Filipus, Ferisiler’in
      yaptığı gibi harflerde çakılıp kalmanın tehlikesi ne kadar büyüktür; onlar,
      kendileri için, «seçilenler de Allah’ın takdirini» icat ettiler, öyle ki, gerçekte,
      Allah’ın haksız, kandırıcı, yalancı ve (üzerlerine gelecek) hükümden nefret
      edici olduğunu demeye getiriyorlar.»

       

      Bu
      bakımdan diyorum ki, burada Allah’ın peygamberi Amos, dünyanın kötülük dediği
      kötülükten söz etmektedir; çünkü, eğer müttakilerin dilini kullanmış olsaydı,
      dünyadakiler tarafından anlaşılmayacaktı. Çünkü, bütün dertler iyidir; ister
      yaptığımız kötülükleri temizledikleri için olsun, ister bizi kötülük yapmaktan
      alıkoydukları için iyi olmuş olsun, isterse ebedî hayatı sevip, özleyelim diye,
      insana bu hayatın durumunu öğrettikleri için, iyi olmuş olsun. îşte, eğer Amos,
      «Allah’ın yaptığından başka şehirde hiç bir iyilik yoktur» demiş olsaydı,
      zenginlik içinde yaşayan günahkârlara ve kendilerini belâ içinde gören
      dertlilere ümitsizlik için fırsat tanımış olacaktı. Ve daha kötüsü, şeytan’ın
      insan üzerinde böyle bir egemenliği olduğuna inanan pek çokları, dert çekmemek
      için şeytan’dan korkacaklar ve ona kulluk edeceklerdi. Bu nedenle Amos,
      başkâhinin huzurunda konuşurken onun sözlerine bakmayıp, îbranî dilini
      konuşmayı bilmeyen Yahudi’nin iş ve dileğini dikkate alan Romalı tercümanın
      yaptığını yapmıştır.

       

      161.-162.

       

      Eğer
      Amos, «Şehirde Allah’ın yaptığından başka iyilik yoktur» demiş olsaydı, ruhumun
      huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, ağır bir hata işlemiş olacaktı;
      çünkü, dünya kendini beğenme yoluyla işlenen kötülük ve günahların dışında hiç
      bir iyilik barındırmaz. Böyle olunca da, insanlar kendinden yerin titrediği
      (böyle bir sözü) duymakla, «Allah’ın yapmadığı» herhangi bir günah ve kötülük
      olmadığına inanarak daha çok kötülük işleyeceklerdi.» Ve îsa bunu demişti ki,
      hemen büyük bir deprem oldu. O kadar ki, herkes ölü gibi yere düştü. Isa onları
      kaldırıp, dedi: «Şimdi, benim size doğruyu söyleyip söylemediğimi görün işte. O
      halde, Amos’un, dünyadakilerle konuşurken «Allah şehirde kötülük yapmıştır»
      derken, sadece günahkârların kötülük dediği dert ve belâlardan söz ettiği
      (konusunda) bu kadarı yetsin.»

       

      Şimdi,
      bilmek istediğiniz takdire gelelim ve size bundan inşallah yarın öte tarafta,
      Erden kıyısında söz edeceğim.

       

      163.
      Takdirin Açıkça Bilineceği Kişi: Hz. Muhammed

       

      İsa
      havarileriyle Erden’in ötesindeki çöle gitti ve öğle namazı kılınınca bir
      palmiye ağacının yanına oturdu. Palmiye ağacının gölgesine de havarileri
      oturdular.

       

      Sonra
      İsa dedi: «Takdir öylesine gizlidir ki ey kardeşler, size diyorum ki bakın, o
      yalnızca bir kişiye açıkça bilinecektir. O, milletlerin aradığı, Allah’ın
      gizliliklerinin kendisine öylesine açık olacağı kimsedir; o dünyaya geldiği
      zaman, onun sözlerini dinleyecek olanlar kutsanacaktır.. Çünkü bu palmiye
      ağacının bizi gölgelendirdiği gibi, Allah da onları rahmetiyle
      gölgelendirecektir. Yaa, nasıl bu ağaç bizi güneşin yakıcı


       

      ısısından
      koruyorsa, Allah’ın rahmeti de, o kişiye inananları şeytan’dan öyle
      koruyacaktır.»

       

      Havariler
      karşılık verdiler: «Ey muallim, sözünü ettiğiniz bu dünyaya gelecek kişi kim
      olacak?»

       

      İsa
      kalb coşkusuyla cevap verdi: «O, Allah’ın Elçisi Muhammed’dir. Ve o dünyaya
      geldiği zaman, yağmurun, uzun bir süre yağmur almadıktan sonra yere meyve
      verdirmesi gibi, o da getireceği bol rahmetle insanlar arasında salih ameller
      için bir fırsat olacak. Çünkü, O, Allah’ın rahmetiyle yüklü beyaz bir buluttur.
      Bu rahmeti Allah, mürşidler üzerine yağmur gibi fışkırtacaktır.»

       

      164.

       

      îşte
      şimdi size, Allah’ın bu aynı takdirle ilgili olarak bilmem için bana bahşettiği
      azıcık şeyi anlatacağım. Ferisîler derler ki, «her şey önceden o şekilde takdir
      edilmiştir ki, seçilmiş olan fasık/facir olamaz, fasık/facir olan da, ne olursa
      olsun seçilmiş olamaz; ve nasıl Allah salih ameli, üzerinde seçilmişlerin
      kurtuluşa doğru yürüdüğü yol olarak önceden takdir etmişse, aynı şekilde günahı
      da, üzerinde fasık/facirlerin helake yürüdüğü yol olarak önceden takdir
      etmiştir.» Bunu yazan elle birlikte, diyen dile de lanet olsun. Çünkü bu,
      şeytan’ın inancıdır. Buradan kişi günümüz Ferisîlerinin durumunu bilebilir.
      Çünkü onlar, şeytan’ın inanmış kullarıdır.

       

      «Takdir,
      kişinin elinde araç olarak bulundurduğu şeye son veren mutlak bir iradeden
      başka ne anlama gelebilir? O halde, yalnızca harcayacak taş ve para değil, aynı
      zamanda, üzerine bir ayak koyacak kadar arsası da olmayan bir kişi evi nasıl
      takdir edecektir? (Böyle bir şeyi) asla kimse (yapamaz). Öyleyse size diyorum
      ki, takdir, Allah’ın insana kendi pak nimeti, kendi kanunundan verdiği hür
      iradeyi çekip almaktan öte bir şey değildir. Yerleştirmekte olduğumuz,
      kesinlikle takdir değil, sadece kötülük aracıdır. «Musa’nın kitabı gösteriyor
      ki, şu insan hürdür. Allah’ımız kanunu Sina dağında verdiği zaman şöyle
      konuşmuştur: «Benim buyruğum gökte değil ki.» şimdi kim Allah’ın buyruğunu
      gidip bize getirecek ve acaba kim ona uyma gücünü bize verecek?» diye kendine
      mazeret arayasın. Ama, benim buyruğum senin kalbinin yanındadır, ki dilediğin
      zaman ona uyabilesin.»

       

      Söyleyin
      bana, eğer kral Hirodes yaşlı bir adama gençleşmesini ve hasta bir adama
      düzelmesini emretse, onlar bunu yapmayınca kendilerini öldürtse, bu adalet olur
      mu?» Havariler cevap verdiler: «Eğer Hirodes böyle bir emir verse, en zalim ve
      dinsiz (kişi) olur.»

       

      O
      zaman Isa iç çekerek, dedi: «Bunlar insanî geleneklerin meyveleridir kardeşler;
      çünkü, Allah fasık/ faciri (bir daha) seçilmiş olamayacak şekilde önceden
      takdir etmiştir demekle, onlar Allah’ı en dinsiz ve zalim yaparak
      küfrediyorlar. O, günahkâra günah işlememeyi, işlediği zaman da tevbe etmeyi
      emreder; halbuki, bu tür bir takdir günahkârdan günah işlememe gücünü çekip
      alır ve tevbeden tümüyle yoksun bırakır.»

       

      165.

       

      Allah’ın peygamber Yoel aracılığıyla
      ne dediğini de duyun: «Sağ ve diriyim ki, (der)

      Allah’ımız, günahkârın ölümünü
      dilemem, ama onun tevbeye gelmesini ararım.» O halde,

      Allah dilemediği şeyi önceden takdir
      mi edecektir? Bir, Allah’ın dediğine bakın, bir de bu


      zaman
      Ferisîlerinin dediğine.

       

      «Dahası
      var, Allah peygamber îşaya aracılığıyla der: «Ben çağırdım, sizse beni
      dinlemediniz.» Ve, Allah ne kadar çağırmış, aynı peygamber aracılığıyla
      dediğini duyun; «Bütün gün ellerimi bana inanmayan bir kavme yaydım da, bana
      karşı geldiler.» Ve, bizim Ferisî’lerimiz fasık/facirin seçilmiş olamıyacağını
      söylerken, Allah’ın, beyaz bir şey gösterip kör bir adamla alay etmek gibi,
      veya sağır bir adamla kulaklarına konuşarak alay etmek gibi insanlarla alay
      ettiğinden başka bir şey mi söylemiş oluyorlar? Ve, seçilmişin fasık/facir
      olamıyacağı konusunda, bakın Allah’ımız Hezekiel peygamber aracılığıyla ne
      diyor: «Sağ ve diriyim ki» der Allah «eğer takva sahibi takvasını bırakır da,
      kirli işler yaparsa helak olur. Artık onun takvasından da hiç bir şey hatırlamaz
      olurum; çünkü takvasına güvenirse, takvası onu Benim önümde terk eder ve onu
      kurtarmaz.»

       

      Ve,
      fasık/faciri çağırma konusunda, Allah peygamber Hoşea aracılığıyla şundan başka
      bir şey mi der: «Ben seçilmiş olmayan bir kavmi çağıracağım, onlara seçilmiş
      diyeceğim.» Allah doğrudur ve yalan söylemez; çünkü doğru olan Allah doğruyu
      söyler. Ama, bu zamanın Ferisîleri akideleriyle Allah’a tümüyle karşı
      çıkarlar.»

       

      166.

       

      Andreas
      karşılık verdi: «Ama, Allah’ın Musa’ya dediği şu, merhamet etmek dilediğine
      merhamet edeceği, katılaştırmak dilediğini katılaştıracağı (sözü) nasıl
      anlaşılmalıdır?» îsa cevap verdi: «Allah bunu, insanın kendi faziletiyle
      kurtulacağına inanmaması, bunun yerine, hayatın ve Allah’ın merhametinin
      kendisine Allah tarafından nimeti olarak bahsedildiğini idrak etmesi için der,
      Ve bunu insanların Kendinden başka tanrılar bulunduğu düşüncesinden kaçınmaları
      için der.

       

      «Bu
      bakımdan, eğer Allah Firavun’u katılaştırdıysa, o, kavmimize işkence edip, onu
      İsrail’deki tüm erkek çocukları yok etmekle hiçe indirmeye kalkıştığı için
      yapmıştır. O zaman Musa da hayatını kaybedeyazmıştı.

       

      «Aynı
      şekilde, bakın size diyorum ki, takdir kendisine temel olarak Allah’ın kanununu
      ve insanın hür iradesini alır. Evet, ve eğer Allah kimse helak olmasın diye tüm
      dünyayı kurtaracak olsa, ruhun tepeden baktığı bu çamur (yığını), ruh gibi
      günah işlese bile, tevbe etme gücüne sahip olsun ve ruhun fırlatılıp atıldığı o
      yerde oturmaya gelsin diye, şeytan’a garaz olarak kendisine sakladığı
      hürriyetten insanı yoksun bırakmamak için bunu yapmaz. Allah’ımız, diyorum ki,
      rahmetiyle insanın hür iradesini izlemek diler, yaratığı kudretiyle terketmek
      dilemez. Ve, bu nedenle hüküm gününde kimse, günahları için herhangi bir
      mazerette bulunamıyacaktır. Çünkü, Allah’ın doğru yola gelmeleri için neler
      neler yaptığı ve ne kadar sık kendilerini tevbe etmeye çağırdığı o zaman herkes
      için apaçık ortada olacaktır.

       

      167.

       

      «İşte
      böyle, eğer zihniniz bununla da yetinip durulmadıysa ve yine «neden böyle?»
      demek istiyorsanız, size bir «neden»i daha açıklayacağım. O da şudur : Söyleyin
      bana, neden (tek) bir taş suyun üstünde duramaz da, tüm yer yüzü suyun üstünde
      durur? Söyleyin bana, su ateşi söndürür ve yer havadan kaçarken ve kimse
      toprak, hava, su ve ateşi uyum içinde bir araya getiremezken, yine de bunlar
      insanda bir araya geliyor ve uyum içinde kalıp gidiyorlar, neden?


       

      «O
      halde bunu bilmiyorsanız —hem, tüm insanlar da insan olarak bunu bilmezler—
      Allah’ın kâinatı hiç yoktan tek bir sözle yarattığını nasıl anlıyacaklar;
      Allah’ın sonsuzluğunu nasıl anlıyacaklar? Ne olursa olsun bunu asla
      anlıyamayacaklardır. Çünkü insan, sonlu ve peygamber Süleyman’ın dediği gibi
      vücutla bileşim içinde olup, bozulabilir ve ruhu da baskı altında tutarken ve
      Allah’ın işleri de Allah’a göreyken onları nasıl anlıyabilecekler?

       

      «Allah’ın
      peygamberi îşaya (bunun) böyle (olduğunu) gördüğünden, haykırıp, dedi:
      «Gerçekten sen gizli bir Allah’sın!» Ve, Allah’ın Elçisi hakkında, Allah O’nu
      nasıl yarattı, o der: «Onun doğuşu, kim anlatacak?» Ve, Allah’ın işlemesi
      hakkında der: «Onun danışmanı kim?» Bu bakımdan, Allah insan tabiatına der:
      «Nasıl gök yerin üstünde yükseltilmişse, benim yöntemlerim, sizin yöntemleriniz
      üzerinde ve benim emrim sizin emriniz üzerinde yükseltilmiştir.»

       

      Bu
      nedenle size diyorum ki, takdirin niteliği, durum benim size anlattığım gibiyse
      de, insanlara açık değildir.

       

      Öyleyse
      insan, yöntemi bulamadığı için gerçeği inkâr mı etmelidir? Ben, nasıl olduğu
      anlaşılmadığı halde sıhhati reddeden bir kimseyi henüz görmüş değilim. Hem,
      Allah’ın benim dilimle hastaları nasıl iyileştirdiğini bile bilmiyorum.»

       

      O
      zaman havariler dediler: «Gerçekten sende Allah konuşuyor, çünkü insan senin
      konuştuğun gibi asla konuşmamıştır.»

       

      İsa
      karşılık verdi: «Ben inanın ki, Allah beni îsrail ailesine göndermek için seçtiği
      zaman, bana apaçık bir aynaya benzeyen bir kitap verdi; o, benim kalbime o
      şekilde indi ki, konuştuğum şeylerin hepsi bu kitaptan geliyor. Ve, bu kitabın
      benim ağzımdan çıkması sona erdiği zaman, ben dünyadan yukarı alınacağım.»

       

      Petrus
      karşılık verdi: «Ey muallim, senin şimdi söylediğin bu kitabta yazılı mıdır?»
      îsa cevapladı: «Allah’ın ilmi ve Allah’a kulluk hakkında, insan bilgisi ve
      insanlığın kurtuluşu hakkında söylediğim her şey, hepsi benim încil’im olan bu
      kitabtan çıkar.» Petrus dedi: «Onda Cennet’in ihtişamı (da) yazılı mıdır?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Dinleyin ve ben Cennet’in ne tür olduğunu ve kutsal kişilerle
      mü’minlerin orada nasıl sonsuz olarak kalacaklarını size anlatacağım; çünkü, bu
      Cennet’in en büyük nimetlerinden biridir; görüyorsunuz ki, her şeyin ne kadar
      büyük olursa olsun, madem ki bir sonu var, o halde küçüktür, hatta hiçtir.

       

      «Cennet,
      Allah’ın nimetlerini depo ettiği yurttur; burada kutlu ve kutsanmışların
      ayaklarının bastığı yer öylesine kıymetlidir ki, bir dirhemi bin dünyadan daha
      değerlidir. «Bu nimetler Allah’ın peygamberi babamız Davud tarafından
      görülmüştür, çünkü, Allah, Cennet’in ihtişamına baksın diye bunları kendisine
      göstermiştir. O, ardından kendine gelince, iki elleriyle gözlerini kapamış ve
      ağlıyarak demiştir: «Bu dünyaya daha fazla bakmayın ey benim gözlerim, çünkü
      her şey boş ve hiç bir iyi şey yok!»

       

      «Bu
      nimetler hakkında îşaya peygamber demiştir: «Allah’ın sevdikleri için
      hazırladığı şeyleri insanın gözleri görmemiştir, kulakları işitmemiştir. însan
      kalbi de tasavvur etmiş değildir.» Neden bu tür nimetleri görmemişler,
      işitmemişler ve tasavvur etmemişlerdir biliyor musunuz? Şundan ki, burada
      aşağıda yaşarken, bu tür şeyleri müşahade edecek değerde değillerdir. Bu
      bakımdan, babamız Davud, onları gerçekten görmüşse de, size diyorum ki, onları
      insan gözüyle görmüş değildir; Allah ruhunu kendisine almış ve böylece Allah’la
      bir olarak, onları ilâhi ışıkla görmüştür. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
      ve diridir ki, Cennet’in nimetleri sonsuz, insan ise sonlu olduğundan, küçük
      bir


       

      toprak
      kavanozun denizi içine alamayacağı gibi, insan da onları içine sığdıramaz.
      «Öyleyse bakın ki, dünya her şeyin meyve verdiği yaz vakti ne kadar da
      güzeldir! Vakti gelen hasat nedeniyle sarhoş olan şu köylü, emeklerini son
      derecede sevdiği için vadileri ve dağları türküleriyle çınlatır. Şimdi, onları
      yapana yakışan meyvelerle her şeyin yüklü olduğu Cennet’e yükselt bakalım aynı
      şekilde kalbini.

       

      «Allah
      sağ ve diridir ki, Cenneti bilmek bakımından bu kadarı yeterlidir. Öyle ki,
      Allah, Cennet’i kendi nimetlerinin yurdu olarak yaratmıştır. Şimdi ölçüsuz
      derecedeki iyiliğin, ölçüsüz derecede iyi şeyleri olmayacağını mı
      düşünüyorsunuz? Veya, ölçüsüz derecedeki güzelliğin ölçüsüz derecede güzel
      şeyleri olmayacağını mı? Sakının ki, eğer olmayacağını düşünürseniz, büyük hata
      işlersiniz.»

       

      169.-170.

       

      Allah,
      kendine inanarak kulluk edecek olan insana şöyle der: «Senin yaptıklarını
      biliyorum, sen Benim için çalışıyorsun. Ebediyyen sağ ve diriyimdir ki, senin
      sevgin Benim nimetimi aşmayacaktır. Madem kendini Benim eserim bilip, Bana
      yaratıcın Allah olarak kulluk edersin, ve madem, Bana inanarak kulluk etmek
      için Ben’den rıza ve merhametten başka bir şey istemezsin; madem, Bana sonsuza
      değin kulluk etmek arzusuyla Bana kulluğa bir son vermezsin, ben de işte aynen
      böyle yapacak ve seni, Allah’mışsın, benim dengimmişsin gibi ödüllendireceğim.
      Ellerine yalnızca Cennet’in bol nimetlerini koymakla kalmayacak, aynı zamanda
      sana kendim de bir hediye vereceğim; şöyle ki, nasıl sen ebediyyen Benim kulum
      olmak istiyorsan, ben de senin ücretini ebedî yapacağım.»

       

      171.

       

      «Cennet
      hakkında ne düşünürsünüz?» dedi İsa havarilerine. Böylesi zenginlik ve
      nimetleri kavrıyabilecek bir akıl var mıdır? İnsanın Allah’ınki kadar geniş
      bilgisi olmalı ki, Allah’ın kullarına vermek istediği şeyleri bilebilsin.

       

      «Hirodes
      gözde baronlarından birine bir hediye verirken, hangi türde hediye verir, hiç
      gördünüz mü?

       

      Yuhanna
      karşılık verdi: «İki kez gördüm; emin olun ki, onun verdiği şeyin onda biri
      yoksul bir adama yetecektir.»

       

      İsa dedi: «Ya yoksul bir adam
      Hirodes’e hediye verecek olsa, ne verir ona?»

       

      Yuhanna
      cevap yerdi: «Bir veya iki metelik.» «Şimdi, bu sizin cennet hakkındaki bilgiyi
      ~etüd edeceğiniz kitabınız olsun» (dedi İsa) «çünkü, Allah’ın insana bedeni
      için bu dünyada verdiği şeylerin hepsi, sanki Hirodes’e yoksul bir adamın bir
      metelik vermesi gibidir ama, Allah’ın bedene ve ruha Cennet’te vereceği şeyler,
      Hirodes’in sahip olduğu herşeyi, hatta hayatını hizmetçilerinden birine vermesi
      gibidir.»

       

      172.

       

      «Allah,
      kendisini sevene ve inanarak kulluk edene şöyle der: «Git ve denizin kumlarına
      bak ey kulum, ne kadardır? Öyleyken, eğer deniz sana tek bir kum taneciği
      verecek olsa, bu sâna az gelmez mi? Mutlaka, öyle. Ben, Yaratıcın sağ ve
      diriyimdir ki, bu dünyada


       

      yeryüzünün
      tüm reislerine ve krallarına verdiğim şeylerin tümü, sana Cennetimde vereceğim
      şeylere oranla, denizin sana verdiği bir kum taneciğinden daha azdır.»

       

      173.
      “Bedenimiz Cennete Girecek mi?”

       

      «O
      halde» dedi Isa, «Cennetin bolluğunu siz gözönüne getirin. Çünkü eğer Allah bu
      dünyada insana bir kaç gramlık mal vermişse. Cennette on yüz bin yük
      verecektir. Bu dünyadaki meyvelerin miktarını; yiyeceklerin miktarını,
      içeceklerin miktarını ve insana verilen şeylerin miktarını düşünün. Ruhumun
      huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, insan bir kum taneciği aldıktan
      sonra, denizde nasıl halâ daha ne kadar kum kalıyorsa, aynen bu şekilde
      (Cennet’teki) yemişlerin miktarı ve niteliği, burada yediğimiz yemişlerin
      türünü aşacaktır. Ve, Cennet’teki diğer şeyler de böyledir. Olmadı, hattâ,
      bakın size diyorum ki, bir dağ altın ve inci, bir karıncanın gölgesinden ne
      kadar kıymetliyse, Cennet’in nimetleri de, dünyadaki reislerin sahip oldukları
      ve dünyanın sona ereceği Allah’ın mahkemesine kadar sahip olacakları nimetlerin
      tümünden aynı şekilde kıymetlidir.»

       

      Petrus
      karşılık verdi: «Öyle de, şimdi bizim sahip olduğumuz bedenimiz Cennet’e
      girecek mi?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Dikkat et ki Petrus, aman bir sadukî olmayasm; çünkü sadukiler,
      bedenin yeniden dirilmeyeceğini ve meleklerin olmadığını söylerler. Bu
      bakımdan, onların bedeni ve ruhu Cennet’e girmekten yoksundur ve onlar bu
      dünyada meleklerin hizmetinden de yoksundurlar. Belki de, Allah’ın peygamberi
      ve dostu Eyüb’ü, onun ne dediğini unutmuşsunuzdur: «Biliyorum ki, Allah’ım sağ
      ve diridir; ve Son Gün yeniden bedenimle birlikte kalkacak ve Kurtarıcı’m
      Allah’ı gözlerimle göreceğim.»

       

      «Ama
      inanın bana, bizim bu bedenimiz öylesine paklanacaktır ki, şimdi sahip olduğu
      şeylerden tek bir mala bile sahip olmayacaktır; çünkü bütün kötü arzulardan
      arınacak ve Allah onu, Adem’in günah işlemeden önceki durumuna getirecektir.»

       

      «îki
      insan bir efendiye tek ve aynı işte hizmet eder. Biri yalnızca işi seyreder ve
      ikinciye emirler verir, ikinci de birincinin emrettiği herşeyi yerine getirir.
      Size adaletli gelir mi diyorum, efendinin, yalnızca seyredip emirler vereni
      ödüllendirmesi ve kendini çalışarak yoranı evinden çıkarıp atması? Mutlaka
      hayır.»

       

      «Öyleyse,
      Allah’ın adaleti bunu nasıl götürecektir? Ruh ve beden insanın nefsiyle
      birlikte Allah’a hizmet eder; yalnızca ruh seyreder ve hizmet emri verir.
      Çünkü, ruh yemek yemez, oruç tutmaz, yürümez, soğuğu ve sıcağı duymaz, hasta
      olmaz ve öldürülmez, çünkü ruh ölümsüzdür; o, bedenin her bir uzvunda çektiği
      bu bedeni acıların hiç birini çekmez. O halde, hak mıdır ki, kendini Allah’a
      hizmet ederek bu kadar yoran beden değil de, yalnızca ruh Cennet’e girsin?»

       

      Petrus
      karşılık verdi: «Ey muallim, beden ruha günah işlettiğinden Cennet’e
      konmamalıdır.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Şimdi, beden ruh olmadan nasıl günah işler ki? Bu kesinlikle
      imkânsızdır. Bu nedenle, Allah’ın rahmetini bedenden çekmekle sen ruhu
      Cehennem’e mahkûm ediyorsun.»


       

      174.


       

      «Ruhumun
      huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah’ımız rahmetini günahkâra va’d
      ederek der: «Günahkârın günahına ağlayacağı şu saatte, Kendi üzerime yemin
      ederim ki, onun kötülüklerini artık hiç hatırlamayacağım.»

       

      «Şimdi,
      eğer beden oraya gitmeyecekse, Cennet’in yiyeceklerini kim yiyecektir? Ruh mu?
      Emin olun ki değil. Çünkü o manevîdir.»

       

      Petrus
      karşılık verdi: «O halde, kutsananlar Cennet’te yiyecekler, ama pislik
      olmayacaksa, yemekler nasıl boşaltılacaktır?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Şimdi eğer yemez içmezse insan nasıl nimetlendirilir? Yüceltilen
      şeye oranla yüceltmede bulunulmasının uygun olduğu açıktır. Fakat sen Petrus,
      böyle yemeğin pislik şeklinde boşaltılacağını düşünmekle yanılgıya düşüyorsun,
      çünkü bu beden şimdi bozulabilen yemekler yiyor ve bundan dolayı da kokuşma ve
      çürüme ortaya çıkıyor; ama Cennet’te beden bozulmayacaktır, ölümsüz ve her
      türlü dertten kurtulmuş olacaktır; ve hiç bir kusurlu yanı olmayan yemekler
      herhangi bir kokuşma veya çürüme hasıl etmeyecektir.»

       

      175.

       

      «Allah,
      fasık/facir üzerine nefret yağdırarak İşaya Peygamber’e şöyle der: «Kullarım
      Benim evimde Benim soframda oturacaklar, neşeyle, mutluluk içinde ve harp ve
      org sesleriyle yiyip içecekler ve onlara hiç bir ihtiyaç hissettirmeyeceğim.
      Fakat, siz Benim düşmanım olanlar, Benden uzağa atılacaksınız ve orada, Benim
      kullarımın hepsi sizi hor görürken, sefillik içinde helak olacaksınız.»

       

      176.

       

      «Onlar
      yiyip içecekler» sözü ne demeye gelir? dedi îsa havarilerine. «Emin olun ki,
      Allah açık konuşuyor. Fakat, bu kadar meyve ile birlikte, Cennet’teki dört
      kıymetli şarap (içecek) ırmağı hangi amaca (yöneliktir)? Kesinlikle Allah
      yemez, melekler yemez, ruh yemez, nefis yemez, ama bizim vücudumuz olan beden
      (yer). Bu bakımdan, Cennet’in ihtişamı içinde yemekler beden içindir; Allah,
      meleklerin konuşması ve kutsanmış ruhlar da nefs ve ruh için. Bu ihtişam,
      (Allah her şeyi Kendi sevgisi için yarattığından) her şeyi herhangi bir diğer
      yaratıktan daha iyi bilen Allah’ın Elçisi tarafından açıklanacaktır.»
      Bartalemus dedi: «Ey muallim, Cennet’in ihtişamı herkes için eşit mi olacak?
      Eğer eşitse, bu adaletli olmayacaktır; eşit değilse daha az olan daha çok olanı
      kıskanacaktır.» İsa cevap verdi: «Eşit olmayacaktır, çünkü Allah adildir; ve
      herkes de razı olacaktır.

       

      Çünkü,
      orada kıskançlık yoktur. Söyle bana Bartalemus: Pek çok hizmetçileri olan bir
      efendi var ve hizmetçilerin hepsini aynı elbiseyle giydiriyor. O zaman,
      kendilerine çocuk elbisesi giydirilen çocuklar, yetişkinlerin kıyafetinde
      olmadıkları için üzülürler mi? Emin ol ki tam tersine, eğer büyüklerin geniş
      elbiselerini giymiş olsalardı öfkelenirlerdi, çünkü, elbiseler kendi bedenleri
      ölçüsünde olmadığından, kendileriyle alay edildiğini düşünürlerdi.

       

      «Şimdi
      Bartalemus, kalbini Cennet’te Allah’a yükselt ve bütün bir ihtişamın bîrine
      daha çok, diğerine daha az da olsa, hiç bir kıskançlık doğurmayacağını
      göreceksin.»


       

      177.


       

      O
      zaman bu, (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, bu dünyanın aldığı gibi,
      Cennet’te güneş’ten ışık alır mı?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Allah bana şöyle dedi ey Barnabas: «Siz günahkâr insanların
      oturduğu dünyanın, sizin yararınız ve mutluluğunuz için güneşi, ayı ve
      kendisini süsleyen yıldızları vardır; çünkü bunu Ben yarattım.»

       

      «Düşünün
      o halde, benim mü’min kullarımın oturduğu ev daha iyi olmayacak mıdır? Böyle
      düşünmekle mutlaka hata ediyorsunuz; çünkü Ben, sizin Allah’ınız Cennet’in
      güneşiyim ve benim Elçim her şeyi benden alan aydır; ve yıldızlar, size irademi
      tebliğ eden peygamberlerimdir. Bu bakımdan, benim mü’min kullarım (burada)
      benim sözümü peygamberlerimden almış oldukları gibi, nimetlerimin Cennet’inde
      de, mutluluk ve sevinci aynı şekilde yine onların aracılığıyla alacaklardır.»

       

      178.

       

      «

       

      Cennet’i
      bilmeniz için bu kadarı size yetsin.» dedi İsa. Bunun üzerine, Bartalemus
      yeniden dedi: «Ey muallim, size bir kelime daha sorsam; bana sabr edin.»

      îsa
      karşılık verdi: «Ne arzu ediyorsun, söyle.»

       

      Bartalemus
      dedi: «Cennet mutlaka büyüktür; çünkü, içinde böylesine büyük iyilikler var, o
      halde büyük olmalı.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Cennet öylesine büyüktür ki, kimse onu ölçemez. Bakın, size
      diyorum ki, gökler dokuzdur, aralarına, birbirlerinden bir insanın beş yüz
      yıllık yolculuğu kadar uzak olan gezegenler yerleştirilmiştir; ve yeryüzü de
      aynı şekilde birinci gökten beşyüz yıllık yolculuk kadar uzaktır.

       

      «Ama,
      birinci göğü ölçerken durun daha, o yeryüzünden, tüm yeryüzünün bir kum
      taneciğinden büyük olduğu oranda büyüktür. îkinci gök birinciden bu şekilde
      büyük, üçüncü ikinciden ve son göğe kadar biri diğerinden aynı şekilde büyük
      ola ola gider. Ve, bakın size diyorum ki, tüm yeryüzü bir kum taneciğinden
      nasıl büyükse, Cennet’te tüm yeryüzü ve tüm göklerin (toplamından) o şekilde
      büyüktür.»

       

      O
      zaman Petrus dedi: «Ey muallim, Cennet Allah’tan büyük olmalı, çünkü Allah onun
      içinde görünecektir.»

       

      îsa karşılık verdi: «Ağzını kapa
      Petrus, çünkü farkında olmadan küfre gidiyorsun.»

       

      179.

       

      O
      zaman melek Cebrail Isa’ya gelerek, ona güneş gibi parlayan ve içinde şu
      sözlerin yazılı olduğu görülen bir ayna gösterdi: «Ebediyyen sağ ve diriyimdir
      ki, nasıl Cennet tüm göklerden ve yeryüzünden ne kadar daha büyükse, ve nasıl
      tüm yeryüzü bir, kum taneciğinden ne kadar daha büyükse, ben de aynı şekilde
      Cennet’ten o kadar büyüğüm; ve denizin sahip olduğu kum tanecikleri kadar,
      denizdeki su damlaları kadar, yerdeki otlar kadar, ağaçlardaki yapraklar kadar,
      hayvanlardaki deriler kadar; gökleri ve Cennet1eri ve daha (başka şeyleri)
      dolduracak kum taneciklerinin sayısı kadar (Cennet’ten büyüğüm).» Sonra îsa
      dedi: «Ebediyyen Aziz ve Sübhan olan Allah’ımıza ta’zimde bulunalım.» Bunun
      üzerine yüz kez rükûya vardılar ve dua ederek secdeye kapandılar.

       

      Bu şekilde ibadet eda edilince, İsa
      Petrus’ u çağırıp, O’na ve tüm havarilere görmüş


       

      olduğu
      şeyleri söyledi ve Petrus’a dedi: «Tüm yeryüzünden daha büyük olan senin ruhun,
      bir, gözle tüm yeryüzünden bin kez daha büyük olan güneşi görüyor.» «Doğru»
      dedi Petrus.

       

      O zaman İsa dedi: «Aynen böyle.
      Cennet (gözüy) le Yaratıcımız Allah’ı göreceksin.» Ve îsa bunu deyip, İsrail
      ailesi ve kutsal şehir için dua ederek, Rabbunız Allah’a şükretti. Ve, herkes
      karşılık verdi: «Amin, Rabb.»

       

      180.

       

      Bir
      gün, îsa Süleyman (mabedi) verandasında otururken, yanına yazıcılar geldi ve
      içlerinden halka hitap eden birisi kendisine dedi: «Ey muallim, ben bu
      insanlara defalarca hitap ettim, aklımda kitaptan anlayamadığım bir bölüm var.»
      İsa karşılık verdi: «Nedir o?»

       

      Yazıcı
      dedi: «Allah’ın babamız İbrahim’e söylediği şu, «Ben senin büyük ödülün
      olacağım» (sözü). Şimdi, insan (böyle bir ödülü) nasıl hak edebilir?»

       

      O
      zaman îsa ruhen sevindi ve dedi: «Eminim ki sen Allah’ın melekûtundan uzak
      değilsin. Beni dinle, bu öğretinin anlamını sana anlatacağım. Allah, sonsuz,
      insan sonlu olduğundan, insan Allah’ı hak edemez ve senin kuşkun bu mudur
      kardeş?»

       

      Yazıcı
      ağlayarak cevap verdi: «Rab, sen benim kalbimi biliyorsun; o halde konuş, çünkü
      benim ruhum senin sesini duymak arzu ediyor.»

       

      O
      zaman îsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, insan her an aldığı küçük bir nefesi
      de hak edemez.»

       

      Bunu
      duyan yazıcı kendinden geçti ve havariler de aynı şekilde hayrete düştüler,
      çünkü îsa’nın, Allah sevgisi için ne verirlerse, onun yüz katını alacaklarını
      söylediğini hatırlıyorlardı.

       

      Sonra
      İsa dedi: «Eğer biri size yüz altın kuruş ödünç verse ve siz de bu kuruşları
      harcasanız, sonra bu adama, «ben sana kurumuş bir bağ yaprağı veriyorum; bu
      nedenle bana evini ver, çünkü onu hak etmiş oluyorum» diyebilir misiniz?»

       

      Yazıcı
      cevap verdi: «Asla Rab, çünkü o önce borcunu ödemeli ve sonra da, herhangi bir
      şey isteyecekse iyi şeyler vermelidir, ya bozulmuş bir yaprak ne işe yarar ki?»

       

      181.

       

      Isa
      karşılık verdi: «İyi söyledin ey kardeş; o halde söyle bana, insanı hiç yoktan
      yaratan kimdir? Mutlaka Allah’tır, aynı zamanda ona yararlanması için tüm
      dünyayı da vermiştir. Ama insan, günah işleyerek bunu tümüyle harcamıştır,
      çünkü, günahtan dolayı tüm dünya insanın aleyhine döndü ve insanın sefilliği
      içinde, Allah’a günahla bozulmuş amellerinden başka verecek hiç bir şeyi
      yoktur. Çünkü, her gün günah işlemekle, kendi amelini bozmaktadır, bu nedenle
      îşaya peygamber der: «Bizim takvamız bir aybaşı bezi gibidir.» «O hâlde, tatmin
      etmekten uzak olan insan nasıl hak sahibi olabilir? Olur ya, insan günah
      işlemiyor mu diyelim? Allah’ımızın peygamber Davud aracılığıyla söyledikleri
      açık seçiktir.- «Muttaki bir günde yedi kez düşer» öyleyse, muttaki olmayan ne
      kadar düşer? Ve, eğer bizim takvamız lekeliyse, takvasızlığımız ne kadar da
      iğrençtir! Allah sağ ve diridir ki, bir insanın, «hak ederim» sözünden daha çok
      kaçınması gereken başka bir şey yoktur. Bir insan, elinin yaptıklarını bilsin,
      kardeş, o zaman hakkını hemen görecektir. İnsandan çıkan her iyi şeyi,
      gerçekten insan yapıyor değildir, ama onu kendisinde yapan


       

      Allah’tır;
      çünkü varlığı kendisini yaratmış olan Allah’ındır. însanın yaptığı, yaratıcısı
      Allah’a karşı çıkmak ve günah işlemektir, böylece de o, ödülü değil, azabı hak
      eder.»

       

      182.

       

      «Dediğim
      gibi, Allah insanı yalnızca yaratmakla kalmamış, aynı zamanda onu tastamam
      yaratmıştır. Ona tüm dünyayı vermiştir. Cennet’ten ayrıldıktan sonra kendisine
      korumak için iki melek vermiş, ona peygamberler göndermiş, ona kanunu
      bahşetmiş, imanı bahşetmiş, her an onu şeytandan korumakta, ona Cennet vermek
      istemektedir; hattâ insana Kendisi’ni vermek istemektedir. O halde borcun
      büyüklüğünü düşünün! Hiç yoktan kendiniz gibi insanlar yaratmak, bir dünya ve
      Cennet’le birlikte, hatta Allah’ımız gibi, büyük ve iyi bir Allah’la birlikte,
      Allah’ın gönderdikleri kadar peygamberler yaratmak ve her şeyi Allah’a vermek
      borcu tehir edilmekte ve size yalnızca Allah’a şükretme zorunluluğu
      kalmaktadır. Fakat tek bir sinek yaratamadığınız için ve her şeyin Rabb’ı olan
      Allah’tan başka (tanrı olmadığından), borcunuzu nasıl tehir edebileceksiniz?
      Emin olun ki, eğer bir insan size yüz altın kuruş ödünç verecek olsa, geri yüz
      altın kuruş vermek zorunda olursunuz.

       

      «İşte
      kardeş, bunun anlamı şudur ki, Cennet’in ve her şeyin Rabb’ı olan Allah
      istediğini diyebilir; ve her ne isterse verebilir. Bu bakımdan, O İbrahim’e
      «Ben senin büyük ödülün olacağım» dediği zaman, İbrahim, Allah benim ödülümdür»
      değil, «Allah benim hediyem ve borcumdur» diyebildi: Sen de insanlara hitap
      ederken ey kardeş, bu bölümü işte böyle açıklamalısın; yani, eğer insan iyi
      çalışırsa, Allah şu şu şeyleri insana verecektir (demelisin).

       

      Ey
      insan, Allah’ın sana konuşacağı ve «Ey benim kulum, benim sevgim için iyi işler
      yaptın; ben Allah’ından nasıl ödül istersin?» diyeceği zaman, sen cevap ver:
      «Rabb, ben Senin ellerinin eseri olduğumdan, bende şeytan’ın sevdiği günahın
      bulunması yakışık almaz. Bu nedenle Rabb, kendi azametin için, ellerinin
      eserlerine merhamet et.»

       

      Ve
      Allah, «Seni bağışladım, şimdi de seni ödüllendirmek istiyorum» derse cevap
      ver: «Rabb, yaptıklarım için ben ceza hak ettim, ve Sen ise yaptıkların için
      ululanmayı hak ettin. Rabb, bende yapmış olduğum şeyleri cezalandır ve Kendi
      yaptığın şeyleri ise kurtar.»

       

      Ve
      eğer Allah, «Günahın için kendine hangi ceza uygun görünüyor?» derse, sen cevap
      ver: «Ey Rabb, tüm fa sık/facirlerin çekeceği kadar.»

       

      Ve eğer Allah, «Neden bu kadar
      büyük bir ceza istersin, ey benim mü’min kulum?» derse, cevap ver: -Çünkü,
      onların hepsi senden benim aldığım kadar çok şey almış olsalardı, sana benden
      daha çok inançla kulluk ederlerdi.»

       

      Ve
      eğer Allah, «Bu cezayı ne zaman ve ne kadar süreyle almak istersin?» derse,
      cevap ver: «Şimdi ve sonsuza değin.»

       

      Ruhumun huzurunda durduğu Allah
      sağ ve diridir ki, böyle bir insan Allah’ı tüm kutsal meleklerinden daha çok
      hoşnut edecektir. Çünkü, Allah gerçek alçak gönüllülüğü sever ve gururdan
      nefret eder.»

       

      Sonra,
      yazıcı Isa’ya teşekkür etti ve dedi: «Rab, haydi hizmetçinin evine gidelim.
      Çünkü, hizmetçin sana ve havarilerine yemek verecektir.»

       

      İsa
      karşılık verdi: «Bana ‘Rab’ değil de, «kardeş» diyeceğine söz verdiğin zaman
      oraya gelecek ve sen hizmetçim değil, kardeşimsin diyeceğim.» Adam söz verdi ve
      İsa da onun evine gitti.


      183.
      “Gerçek Alçakgönüllü Nasıl Olunur?”

       

      Yemekte
      otururlarken yazıcı dedi: «Ey muallim, Allah’ın gerçek alçak gönüllülüğü
      sevdiğini söyledim. Bu bakımdan, bize alçak gönüllülüğünü ve onun nasıl gerçek,
      nasıl sahte, olabileceğini anlatın.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bakın size diyorum ki, küçük bir çocuk gibi olmayan göklerin
      melekûtuna girmeyecektir.»

       

      Herkes
      bunu duyunca şaşırdı ve birbirlerine dediler ; «Şimdi, otuz ya da kırk yaşında
      olan biri nasıl küçük bir çocuk gibi olacak?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, sözlerim
      doğrudur. Size, «(bir insanın) çocuk gibi olması gerektiğini söyledim; çünkü
      bu, gerçek alçak gönüllülüktür. Eğer küçük bir çocuğa, «Senin elbiselerini kim
      yaptı?» diye sorsanız, «babam» (diye) cevap verecektir. Eğer ona, oturduğu evin
      kimin olduğunu sorsanız, «babamın» diyecektir. Eğer «sana kim yiyecek veriyor?»
      deseniz, «babam» (diye) karşılık verecektir. Eğer, «sana yürümek ve konuşmayı
      kim öğretti?» deseniz, «babam» (diye) cevap verecektir. Ama deseniz ki, «alnını
      kim yardı, alnını böyle sardırmışsın» diyecek olsanız, «düştüm ve başımı
      yardım» (diye) cevap verir. Eğer, «neden düştün?» derseniz, «görmüyor musunuz
      küçüğüm, yetişkin bir insan gibi yürüme ve koşma gücüm yok ki! Bu bakımdan
      babam, sağlam yürümem için benim elimden tutmadı. Fakat iyi yürümeyi öğrenmem
      için babam beni bir an bıraktı ve ben de koşmak isteyince düştüm.» (diye) cevap
      verir. Eğer, «o zaman baban ne dedi?» derseniz, «niye şimdi oldukça yavaş
      yürümedin? Bak, ileride benim yanımdan ayrılmayacaksın» dedi (diye) cevap
      verir.»

       

      184.

       

      «Söyleyin bana, doğru değil mi bu?»
      dedi İsa.

      Havariler ve yazıcı cevap verdiler:
      «Doğruların doğrusu!»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Kalbinden Allah’ı tüm iyiliklerin yazarı, kendini de
      günahların, yazarı olarak tanıyan gerçekten alçak gönüllü olur. Ama, dille
      çocuk gibi konuşup, hareketle zıtlarını ortaya koyan, emin olun ki, sahte alçak
      gönüllülük ve gerçek gurur sahibidir. Çünkü, gurur bu şekilde, insanlar
      tarafından azarlanıp tekmelenmedikçe, alçak gönüllü şeyleri kullandığı zaman
      zirvesine varır.

       

      Gerçek
      alçak gönüllülük insana kendini gerçekten bildiren bir ruh alçak
      gönüllülüğüdür; ama sahte alçak gönüllülük Cehennem’den bir duman olup, ruhun
      anlayışını öylesine karartır ki, insan kendinde bulması gerekeni Allah’ta
      bulup, Allah’ta bulması gerekeni kendinde bulur. Bu şekilde, sahte alçak
      gönüllü insan kendisinin ağır bir günahkâr olduğunu söyler, fakat biri
      kendisine günahkâr olduğunu söylediği zaman, hemen ona karşı gazaba gelir ve
      ona eziyet eder.

       

      «Sahte
      alçak gönüllü insan, sahip olduğu her şeyi kendisine Allah’ın verdiğini söyler,
      ama kendi başına kalınca uymaz ve salih ameller yapmış olur. Ve, bu zamanın bu
      Ferisîleri kardeşler, söyleyin bana, nasıl yürürler?»

       

      Yazıcı
      ağlayarak cevap verdi: «Ey muallim, bu zamanın Ferisîleri Ferisi cübbesi ve adını
      taşırlar, ama kalben ve amel bakımından Kenanîdirler. Ve, Allah’a karşı böyle
      bir adı gasbetmekle kalmıyorlar, bu şekilde basit insanları da aldatıyorlar! Ey
      eski zaman, ne kadar zalimce dayrandın bize. Gerçek Ferisileri bizden aldın ve
      bize sahtelerini bıraktın!»


      185.

       

      İsa
      karşılık verdi: «Kardeş, bunu yapan zaman değil, gerçekte şerli dünyadır, çünkü
      her zaman içinde Allah’a gerçekten kulluk etmek mümkündür; ama dünyâ ile bir
      olunca, yani her zaman kötü tavırlarla insanlar kötüleşir. Elişa peygamberin
      hizmetçisi Gehazi’nin yalan söyleyip efendisini utandırdığını, para ve Suriyeli
      Naaman’ın elbiselerini aldığını biliyor musunuz? Ama, Elişa’nın da Allah’ın onu
      kendilerine peygamber yaptığı çok sayıda Ferisî’si vardı.

       

      «Bakın,
      size diyorum ki, İnsanlar kötü işlere öylesine meyillidir ve dünya da onları bu
      işlere öylesine çeker ve şeytan da kendilerini şerre sürükler ki, bu zamanın
      Ferisi’leri her salih amelden ve her kutsal örnekten kaçınmaktadırlar; ve
      Gehazi örneği, Allah tarafından lanetlenmeleri için kendilerine yeter.»

       

      Yazıcı
      karşılık verdi: «Doğruların doğrusu.» Bunun üzerine İsa dedi: «Gerçek
      Ferisîleri görebilmemiz için, bize Allah’ın iki peygamberi olan Haggay ve Hoşea
      örneğini anlatsana.»

       

      Yazıcı
      karşılık verdi: «Ey muallim, nasıl diyeyim ki? Danyal peygamber tarafından
      yazılmış olmasına rağmen, pek çokları kesinlikle buna inanmıyor; ama sana itaat
      ederek, ben gerçeği nakledeceğim.»

       

      Haggay,
      babadan kalma mirasını satarak, yoksullara verip de, Obadya peygambere hizmet
      etmek için Anatos’tan ayrıldığında onbeş yaşındaydı. Haggay’ın alçak
      gönüllülüğünü bilen yaşlı Obadya onu, şakirtlerine öğretmede bir kitap olarak
      kullandı. Bu nedenle, o sık sık kendisine elbise ve güzel yemekler gönderir,
      fakat Haggay her seferinde elçiyi geri gönderip, derdi: «Git, evine dön, çünkü
      bir yanlışlık yaptın. Obadya bana böyle şeyler mi gönderecek? Asla; çünkü o
      benim hiç bir işe yaramadığımı ve yalnızca günah işlediğimi bilir.»

       

      «Ve,
      Obadya kötü bir şeyi olduğunda, görmesi için onu Haggay’ın yanında bulunan
      birine verirdi. O zaman Haggay bunu görünce kendi kendine derdi: «Bak. şimdi,
      Obadya mutlaka seni unuttu, çünkü bu, herkesten kötü olduğundan yalnızca bana
      uygundur. Ve bunun kadar pis bir şey yoktur. Allah’ın Obadya’nm elleriyle bana
      bahşettiği bu şeyi ondan alsam, bir hazine olurdu.»

       

      186.

       

      «Obadya birine dua etmeği öğretmek
      istediğinde. Haggay’ı çağırır ve derdi: «Duanı

       

      burada
      yap ki, herkes sözlerini işitsin.» O zaman Haggay derdi: «İsrail’in Allah’ı
      Rabb, Seni çağıran kuluna merhametle bak, çünkü onu Sen yarattın. Adaletli Rabb
      Allah, adaletini hatırla ve kulunun günahlarını cezalandır ki, senin eserini
      kirletmiyeyim. Allah’ım Rabb, ben senden mü’min kullarına bahşettiğin nimetleri
      isteyemem, çünkü benim günahtan başka bir şey yaptığım yok. Bu bakımdan Rabb,
      kullarından birine bir hastalık vereceğin zaman kendi şanın için ben kulunu
      hatırla.»

       

      «Ve
      Haggay, böyle davranınca» dedi yazıcı, «Allah onu öylesine sevdi ki, zamanında
      yanında bulunan herkese Allah peygamberlik (hediyesini) verdi. Ve, Haggay dua
      ederken hiç bir şey istemedi ki, Allah vermemiş olsun.»


       

      187.


       

      Salih
      yazıcı bunları söylerken, gemisi parçalanan bir denizcinin ağladığı gibi
      ağladı. Ve, dedi: «Hoşea, Allah’a kulluk etmek için gittiği zaman, Naftali
      kabilesinin reisiydi ve ondört yaşındaydı. Ve, o da babadan kalan mirasını
      satarak, yoksullara verip Haggay’ın şakirdi olmak üzere gitti.

       

      «Hoşea
      sadakaya öylesine tutulmuştu ki, kendinden istenen her şey için derdi: «Bunu
      Allah bana senin için verdi ey kardeş, bu nedenle onu kabul et!»

       

        «Böyle
      yaptığından, az sonra iki elbiseyle kalakaldı, bunlar da çuval bezinden uzun
      bir gömlekle, bir deri cübbeydi. Babadan kalma mirasını satarak yoksullara
      verdi diyorum, çünkü, başka türlü kimsenin Ferisi olarak çağırılmasına izin
      verilmezdi.

       

      «Hoşea’da
      Musa’nın kitabı vardı, onu en büyük ciddiyetle okurdu. Bir gün Haggay kendisine
      dedi: «Hoşea, varını yoğunu senden kim çekip aldı?»

       

      Karşılık verdi: «Musa’nın kitabı.»

       

      Komşu
      bir peygamberin şakirdlerinden biri bir gün Kudüs’e gitmek istedi, ama cübbesi
      yoktu. Bunun üzerine, Hoşea’nın iyilik severliğini duymuş olduğundan varıp onu
      buldu ve dedi: «Kardeş, Allah’ımıza kurban kesmek için Kudüs’e gitmek istiyorum
      ama cübbem yok, bu nedenle ne yapacağımı bilmiyorum.»

       

      Hoşea
      bunu duyunca dedi: «Bağışla beni kardeş, çünkü sâna karşı büyük bir günah
      işledim; Allah bana, sana vereyim diye bir cübbe verdi de, ben unutmuştum. Bu
      bakımdan şimdi onu kabul et ve Allah’a benim için dua et.» Buna inanan adam
      Hoşea’nın cübbesini kabul edip, gitti. Ve Hoşea Haggay’ın evine varınca, Haggay
      dedi: «Cübbeni kim alıp gitti?»

       

      Hoşea cevap verdi: «Musa’nın
      kitabı.»

      Haggay bunu duyunca çok sevindi,
      çünkü Hoşea’nın iyiliğini anlamıştı.

       

      «Bir
      gün bir yoksul adam hırsızlar tarafından soyuldu ve çıplak kaldı. Bunun
      üzerine, onu gören Hoşea kendi uzun gömleğini çıkanp, çıplak olana verdi;
      kendisi ise, gizli yerleri üzerindeki bir keçi derisi parçasıyla kalakaldı. Bu
      nedenle, Haggay’ı görmeye gidemeyince, salih Haggay Hoşea’nın hasta olduğunu
      sandı. Bunun üzerine, iki şakirtle birlikte onu görmeye gitti. Ve onu palmiye
      yapraklarına sarılmış olarak buldular. O zaman Haggay dedi: «Şimdi söyle bana,
      neden beni ziyarete gelmedin?»

       

      Hoşea
      cevap verdi: «Musa’nın kitabı uzun gömleğimi aldı ve oraya gömleksiz gelmekten
      korktum.» Bunun üzerine Haggay kendisine bir başka gömlek verdi.

       

      «Bir
      gün, genç bir adam Hoşea’yı Musa’nın kitabını okurken görüp, ağlayarak dedi:
      «Bir kitabım olsa, ben de okumayı öğrenirim.» Bunu duyan Hoşea ona kitabı
      verip, dedi: «Kardeş, bu kitap senindir; Allah onu bana, ağlayarak kitap
      isteyen birine vermem için verdi.»

       

      Adam ona inandı ve kitabı kabul
      etti.

       

      188.

       

      Haggay’ın, Hoşea’nın yakınında bir
      şakirdi vardı; ve kitabının iyi yazılmış olup

      olmadığını görmek arzusuyla Hoşea’yı
      ziyarete gitti ve ona dedi «Kardeş, kitabımı al ve

      benimki gibi olup olmadığına
      bakalım.»

      Hoşea karşılık verdi: «O benden
      alındı.»

      «Kim aldı onu senden?» dedi şakirt.

      Hoşea cevap verdi: «Musa’nın
      kitabı.» Bunu duyan diğeri Haggay’a vardı ve dedi:

      «Hoşea delirmiş, Musa’nın kitabının
      kendinden Musa’nın kitabını aldığını söylüyor.»


       

      Haggay
      karşılık verdi: «Bende Înşallah aynı şekilde deli olsam ey kardeş ve tüm
      deliler Hoşea gibi olsa!»

       

      Yahudiye
      ülkesine akın eden Suriyeli soyguncular, peygamberlerin ve Ferisilerin oturduğu
      Karmel dağı yanında zar zor yaşayıp giden yaşlı bir dulun oğlunu ele
      geçirdiler, öyle denk geldi ki, odun kesmeye gitmiş olan Hoşea, ağlamakta olan
      kadına karşı geldi. Bunun üzerine, hemen ağlamaya başladı, çünkü ne zaman gülen
      birini görse güler ve ne zaman ağlayan birini görse ağlardı. Sonra Hoşea,
      ağlamasının nedeniyle ilgili olarak kadına sordu; ve o da her şeyi anlattı.

       

      O zaman Hoşea dedi: «Gel kardeş,
      çünkü Allah sana oğlunu vermek diliyor.»

       

      Ve,
      ikisi birlikte Hebran’a gittiler, Hoşea burada kendisini satıp, parayı dul
      kadına verdi, o da Hoşea’-nın parayı nasıl elde ettiğini bilmeyerek kabul etti.
      Ve oğlunu kurtardı. Hoşea’yı satın almış olan onu Kudüs’e getirdi, burada
      oturacak bir yeri vardı, Hoşea’yı da tanımıyordu. Hoşea’nın bulunmadığını gören
      Haggay, üzüntüye kapıldı. Bunun üzerine Allah’ın meleği, onun bir köle olarak
      Kudüs’e nasıl getirildiğini anlattı.

       

      Salih
      Haggay bunu duyunca, oğlunun yokluğuna ağlayan bir anne gibi Hoşea’nın
      yokluğuna ağladı. Ve iki şakirt çağırıp Kudüs’e gitti. Ve Allah’ın dilemesiyle,
      şehrin girişinde, efendisinin bağ tarlasındaki işçilere götürdüğü ekmeği
      yüklenmiş olan Hoşea’yla karşılaştı.

       

      Haggay onu tanıyıp dedi: «Oğul,
      nasıl oldu da, yana yakıla seni arayan yaşlı babanı

      bıraktın?»
      Hoşea cevap verdi: «Baba, ben satıldım.» O zaman
         Haggay öfkeyle dedi:

      «Seni satan bu kötü herif kimdir?»

       

      Hoşea
      cevap verdi: «Allah seni affetsin ey babam; çünkü, beni satan o kadar iyidir
      ki, eğer o dünyada olmamış olsaydı, kimse kutsal olmayacaktı.»

       

      «O
      halde kimdir o?» dedi Haggay. Hoşea cevap verdi: «Ey benim babam, o Musa’nın
      kitabıydı.»

       

      O
      zaman, Haggay kendinden geçip, olduğu yerde kaldı ve dedi: «Seni sattığı gibi
      oğlum, Musa’nın kitabı tüm çocuklarımla birlikte inşallah beni de satsa!»

       

      Ve,
      Haggay Hoşea ile birlikte efendisinin evine gitti, o Haggay’ı görünce dedi:
      «Peygamberini benim evime gönderen Allah’ı tesbih ederim»; ve elini öpmeye
      koştu. O zaman Haggay dedi: «Kardeş, satın aldığın kölenin elini öp, çünkü o
      benden daha iyidir.» Ve, olup bitenlerin hepsini ona anlattı; bunun üzerine,
      efendi Hoşea’ya hürriyetini verdi. «Ve, istediğin tam bu kadar, ey muallim»
      (dedi yazıcı).

       

      189.

       

      Sonra
      İsa dedi: «Bu gerçektir. Çünkü, Allah bunu bana kesinlikle bildirdi. O halde,
      herkesin bunun gerçek olduğunu bilmesi için, Allah adıyla güneş olduğu yerde
      kalsın ve oniki saat hareket etmesin!» Ve, Kudüs ve Yahudiye’nin dehşeti
      karşısında böyle oldu. Ve İsa yazıcıya dedi: «Ey kardeş, böyle bir ilmin
      varken, benden ne öğrenmek istersin? Allah sağ ve diridir ki, bu, insanın
      kurtuluşu için yeterlidir. Öyle ki, Hoşea’nın iyilik severliğiyle Haggay’ın
      alçak gönûllülüğü tüm kanunun ve tüm peygamberlerin istediğidir.»«Söyle bana
      kardeş, bana mabette soru sormak için geldiğin zaman, Allah’ın beni belki de
      kanunu ve peygamberleri yok etmek için göndermiş olabileceğini düşündün mü?»

       

      «Bellidir
      ki, Allah bunu istemez. Çünkü O değişmez ve bu nedenle de, insanın kurtuluş
      yolu olarak takdir ettiği şeyi tüm peygamberlere söyletmiştir. Ruhumun
      huzurunda


       

      durduğu
      Allah sağ ve diridir ki, eğer Musa’nın kitabı babamız Davud’un kitabıyla
      birlikte sahte Ferisi ve fakihlerin insani gelenekleriyle tahrif edilmemiş
      olsaydı, Allah bana Kelâmı’nı vermeyecekti. Ve, neden ben Musa’nın kitabından
      ve Davut’un kitabından söz ediyorum? Her peygamberliği tahrif ettiler. O kadar
      ki, bugün, Allah’ın emrettiği hiç bir şeye bakılmıyor, ama insanlar, sanki
      Allah yanılgı içinde de, insanlar hata etmezmiş gibi fakihler ne diyor,
      Ferisîler ne yapıyor, ona bakıyorlar.»

       

      «Bu
      bakımdan, yazıklar olsun bu imansız nesle, çünkü üzerlerine mabedle mihrap
      arasında öldürdükleri Berekya’nın oğlu Zekeriyya’nın kanıyla birlikte, her
      peygamberin ve takvalı insanın kanı dökülecektir!»

       

      «Hangi
      peygamberi öldürmediler ki? Hangi takvalı insanı tabii bir ölümle ölüme
      bıraktılar? Olsa olsa bir tane: Ve, şimdi de beni öldürmenin yollarını
      arıyorlar. İbrahim’in çocukları olmakla ve güzel mabedleri bulunmakla
      övünürler. Allah sağ ve diridir ki onlar şeytan’ın çocuklarıdır ve onun
      dilediğini yaparlar; bu, yüzdendir, kutsal şehirle birlikte mabed yıkılacak, o
      kadar ki, mabedte taş üstünde taş kalmayacaktır.»

       

      190. Va’d
      İsmail için Yapıldı..

       

      «Söyle
      bana kardeş, sen kanunu öğrenmiş bir alimsin. Babamız İbrahim’e yapılan mesih
      va’di kim içindir? îshak için mi, İsmail için mi?»

       

      Bilgin
      cevap verdi: «Ey muallim, ölüm cezasından ötürü bunu sana söylemekten
      korkuyorum.»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Kardeş, evinde yemek yemeye geldiğim için üzgünüm, çünkü sen
      bu hayatı Yaratıcın Allah’tan daha çok seviyorsun; ve bu nedenle de, hayatını
      yitirmekten korkuyor ve dil Allah’ın kanunuyla ilgili olarak kalbin bildiğinin
      aksini söylediği zaman yok olan sonsuz hayatı ve imanı yitirmekten
      korkmuyorsun.»

       

      O
      zaman salih yazıcı ağladı ve dedi: «Ey muallim, nasıl sonuç vereceğini bilmiş
      olsaydım, insanlar arasında fitne çıkmasın diye söylenmeden bıraktığım pek çok
      şeyi anlatırdım.»

       

      İsa
      cevap verdi: «Ne insanlara, ne tüm dünyaya, ne tüm kutsal kişilere, ne de tüm
      meleklere, Allah’a karşı gelmeyi gerektirdiğinde saygı duymamalısın. Bu
      bakımdan, yaratıcın Allah’a karşı gelineceğine, bırak bütün (dünya) helak
      olsun. Ve günahlarla birlikte ortada kalmasın. Çünkü günah yıkar, korumaz ve
      Allah denizdeki kumlar kadar, hatta daha çok dünyalar yaratmaya kadirdir.»

       

      191.

       

      Sonra, yazıcı dedi: «Bağışla beni
      muallim, günaha girdim.»

      îsa dedi.- «Allah bağışlasın seni;
      çünkü günahı O’na karşı işledin.»

       

      Bunun
      üzerine yazıcı dedi: Allah’ın kulları ve peygamberleri Musa ve (senin yaptığın
      gibi güneşi yerinde durduran) Yuşa’nın eliyle yazılmış eski bir kitap gördüm.
      Bu kitap Musa’nın gerçek kitabıdır. İçinde, İsmail’in Mesih’in babası, İshak’ın
      da Mesih’in habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve, kitap şöyle der ki: «Musa
      dedi: «Kadir ve Rahim olan İsmail’in Allah’ı Rabb, azametinin nurunu kuluna
      göster.» Bunun üzerine, Allah ona Elçisi’ni İsmail’in kucağında gösterdi ve
      İsmail de İbrahim’in kücağındaydı. İsmail’in yanında İshak duruyordu, kucağında
      bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah’ın Elçisi’ni gösterip diyordu: «Bu, Allah’ın
      tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişidir.»


       

      Bunun
      üzerine Musa sevinçle haykırdı: «Ey İsmail, sen kucağında tüm dünyayı ve
      Cennet’i tutuyorsun; ben Allah’ın kulunu unutma ki, Allah’ın her şeyi kendisi
      için yarattığı oğlunun sayesinde Allah’ın gözünde bir lutfa erebiliyorum.»

       

      192.

       

      Bu
      kitapta, Allah’ın koyun ve sığır eti yediği bulunmaz; bu kitapta Allah’ın
      rahmetini yalnızca İsrail için tuttuğu değil, bilakis Allah’ın, gerçekten
      yaratıcısı Allah’ı arayan her insan için rahmet sahibi olduğu yazılıdır.

       

      «Ben
      bu kitabın tamamını okuyamadım, çünkü ben kitaplığımda iken başkâhin onu bir Ismaili’nin
      yazmış olduğunu söyleyerek beni men etti.»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Artık tekrar bir daha gerçeği saklamamaya bak. Çünkü Mesih’e
      inanmakla Allah insanlara kurtuluş verecek ve O’nsuz kimse kurtulamayacak»

       

      Ve,
      İsa konuşmasını burada bitirdi. Bunun üzerine, yemeye oturuyorlardı ki, bir de
      ne görelim, İsa’nın ayaklan dibinde ağlayan Meryem Nikodemus’un (yazıcının adı
      böyleydi,) evine girip, ağlıyarak kendini İsa’nın ayaklannın dibine bıraktı ve
      dedi: «Rab, senin sayende Allah’ın rahmetini gören kulunun bir kız kardeşi ve
      bir erkek kardeşi şimdi ölüm tehlikesiyle hasta yatıyor.»

       

      İsa
      karşılık verdi; «Evin nerededir? Söyle bana, çünkü onun sıhhati için Allah’a
      dua etmeye geleceğim.»

       

      Meryem
      cevap verdi: «Betani erkek ve kız kardeşimin (memleketi) dir. Benim kendi
      memleketim Magdala’dır; erkek kardeşim Betani’dedir.»

       

      İsa
      kadına dedi: «Hemen doğru erkek kardeşinin evine git ve orada beni bekle. Onu
      iyileştirmeye geleceğim. Ve korkma, çünkü o ölmeyecek.»

       

      Kadın ayrıldı ve Betani’ye
      vardığında erkek kardeşinin o gün ölmüş olduğunu gördü.

      Bunun üzerine onu babalarının
      kabrine koydular.

       

      193.
      Lazarus’un Dirilmesi..

       

      İsa Nikodemus’un evinde iki gün
      kaldı ve üçüncü gün Beytanya’ya gitmek üzere ayrıldı;

      ve kasabaya yaklaştığında, Meryem’e
      gelmekte olduğunu söylemeleri için havarilerinden

      ikisini önden gönderdi. Kadın
      koşarak kasaba dışına çıktı ve İsa’yı bulunca ağlayarak

      dedi: «Rab, kardeşimin ölmeyeceğini
      söylemiştin; şimdi ise dört gündür gömülü

      bulunuyor. Allah için, ben seni
      çağırmadan önce gelmiş olsaydın, o zaman ölmezdi!»

       

      İsa karşılık verdi: «Kardeşin ölmüş
      değil, uyuyor. Bu bakımdan, ben onu uyandırmak için

      geliyorum.»

       

      Meryem
      ağlayarak cevap verdi «Rab, böyle bir uykudan o Hüküm Günü’nde Allah’ın
      meleğinin surunun sesiyle uyanacaktır.»

       

      îsa
      karşılık verdi: «Meryem, bana inan ki, o (o günden) önce kalkacak. Çünkü, Allah
      bana uyku üzerine güç vermiştir; ve bak sana diyorum ki, o ölmüş değildir.
      Çünkü yalnızca, Allah’ın rahmetini bulmadan ölenler ölüdür.»

       

      Meryem,
      kızkardeşi Marta’ya İsa’nın gelişini bildirmek için çabucak geri döndü. Şimdi,
      Lazarus’un ölümünde Kudüs’ten gelmiş bir hayli Yahudi ve pek çok yazıcı ve
      Ferisi toplanmış bulunuyorlardı. Kız kardeşinden İsa’nın gelmekte olduğunu
      duyan Marta aceleyle kalktı ve dışarı koştu; bunun üzerine yahudi, yazıcı ve
      Ferisîler’den oluşan kalabalık onu teselli etmek için peşinden gittiler. Çünkü
      kardeşine ağlamak için kabre


      gittiğini
      sanıyorlardı, îsa’nın Meryem’le konuştuğu yere varınca Marta ağlayarak dedi:

      «Rab, Allah için burada olmuş olsaydın,
      çünkü o zaman kardeşim ölmezdi!»

      Meryem o zaman ağlamaya başladı;
      bunun üzerine İsa da göz yaşı döktü ve iç çekerek

      dedi: «Onu nereye yatırdınız?» Cevap
      verdiler, «Gel bak.»

       

      Ferisîler
      kendi aralarında diyorlardı: «Şimdi Nain’deki dulun oğlunu dirilten bu adam,
      ölmeyeceğini söylediği halde neden bu adamı ölüme bıraktı?»

       

      İsa,
      herkesin ağlamakta olduğu kabre varıp dedi: «Ağlamayın, çünkü Lazarus uyuyor,
      ve ben onu uyandırmaya geldim.»

       

      Ferisîler kendi aralarında dediler:
      «Allah için, sen böyle mi uyursun!»

      O zaman îsa dedi: «Benim saatim
      henüz gelmedi; geldiği zaman aynı şekilde uyuyacak

      ve süratle uyandırılacağım.» Sonra
      İsa yine dedi: «Kabrin üzerinden taşı çekin.»

      Marta dedi: «Rab, o kokmuştur. Çünkü
      öleli dört gün oluyor.»

       

      İsa
      dedi: «Öyleyse ben niye geldim buraya Marta? Sen benim onu uyandıracağıma
      inanmıyor musun?»

       

      Marta
      cevap verdi: «Senin, Allah’ın bu dünyaya gönderdiği bir mukaddesi olduğunu
      biliyorum.»

       

      O
      zaman, İsa ellerini göğe kaldırdı ve dedi: «İbrahim’in Allah’ı, İsmail ve
      îshak’ın Allah’ı, babalarımızın Allah’ı Rabb, bu kadınların başına gelenlere
      merhamet et ve kutsal adına şan ver.» Ve, herkes «Amin» diye karşılık verince,
      îsa yüksek bir sesle dedi:

       

      «Lazarus, beri gel!»

       

      Bunun
      üzerine, ölmüş olan kalktı; ve îsa havarilerine dedi: «Onu çözün.» Çünkü,
      babalarımızın (ölülerini) gömegeldikleri şekilde, o da yüzünün üzerindeki
      peşkirle birlikte kefene sarılmış bulunuyordu.

       

      Yahudilerden
      büyük bir kalabalık ve Ferisî’lerin bir kısmı Isa’ya iman ettiler. Çünkü mucize
      büyüktü.

       

      Küfürlerinde
      kalanlar ise ayrıldılar ve Kudüs’e gidip Lazarus’un dirilişini ve pek çok
      kişinin nasıl Nasara olduğunu başkâhine reislerine anlattılar. İsa’nın tebliğ
      ettiği Allah’ın kelâmıyla tevbeye gelenlere böyle (Nasara Nasırîler) derlerdi.

       

      194.

       

      Yazıcılar
      ve ferisiler Lazarus’u öldürmek için başkâhinle istişarede bulundular; çünkü,
      pek çokları, Lazarus’un insanlarla konuştuğunu, yiyip içtiğini gördüklerinden,
      Lazarus mucizesinin büyüklüğü dolayısıyla kendilerinin geleneklerini bırakıp,
      îsa’ya iman ediyorlardı. Fakat, Kudüs’te taraftarları olduğundan ve
      kizkardeşiyle Magdala ve Beytanya’yı da elinde bulunduran Lazarus güçlü de
      olduğundan ne yapacaklarını bilmiyorlardı.

       

      îsa
      Beytanya’ya, Meryem’le birlikte Marta ve Lazarus’un evine vardı. Kendisine
      hizmet ettiler.

       

      Bir
      gün İsa’nın ayaklan dibinde oturan Meryem onun sözlerini dinliyordu. Bu sırada
      Marta îsa’ya dedi : «Rab, görmüyor musun kızkardeşim sana gereken bakımı
      yapmıyor ve senin ve havarilerinin yiyeceklerini getirmiyor.»

       

      İsa
      cevap verdi.- «Marta, Marta, sen yapman gereken şeyin düşüncesine kapılıyorsun,
      çünkü Meryem kendinden ebediyen ayrılmayacak bir pay seçti.»

       

      Kendine iman eden büyük bir kalabalıkla
      birlikte sofrada otururken îsa, konuşup dedi:

      «Kardeşler, sizinle kalacak pek az
      zamanım var. Çünkü, vakit gelmiş demektir ve benim


       

      dünyadan ayrılmam gerekiyor. Bu
      nedenle, size Allah’ın Hezekiel Peygambere söylediği sözü hatırlatıyorum: «Ben,
      senin Allah’ın ebediyen sağ ve diriyimdir ki, günah işleyen ruh ölecektir, ama
      eğer günahkâr, tevbe edecek olursa ölmeyecek, yaşayacaktır.»

       

      Bu
      bakımdan, şimdiki ölüm, ölüm değil, gerçekte uzun bir ölümün sonudur; nasıl
      bedenin bir baygınlık anında içinde ruh varken, candan ayrıldığı zaman, ölenler
      ve gömülenler üzerinde bayılmak dışında başka hiç bir avantajı olmuyorsa,
      gömülen (vücut) da Allah’ın kendisini yeniden diriltmesini bekler.

       

      «O halde dikkat edin, Allah’ı
      idraktan yoksun olan bir hayat ölüdür.»

       

      195.
      “Bana İnananlar Ebediyyen Ölmeyeceklerdir.”

       

      Bana
      inananlar ebediyen ölmeyeceklerdir. Çünkü, benim sözüm sayesinde Allah’ı
      içlerinde idrâk edecekler ve bu nedenle de kurtuluşlarını
      gerçekleştireceklerdir.

       

      «Ölüm,
      Allah’ın buyruğuyla tabiatın yaptığı bir hareketten başka nedir? Şöyle ki, biri
      bir kuşu tutup, ipini de eline aldığı zaman, baş kuşun uçmasını dilediğinde ne
      yapar? Tabii ki, mutlaka ele açılmasını emreder ve böylece kuş hemencecik uçup
      gider. «Ruhumuz», peygamber Davud’un dediği gibi, kişi Allah’ın koruması
      altında bulunduğu zaman, «kuş avcısının tuzağından kurtulmuş bir serçe
      gibidir.» Ve hayatımız, tabiatın kendisiyle ruhu insanın bedenine ve canına
      bağlı tuttuğu bir ip gibidir. Ve, bu bakımdan, Allah dilediği ve tabiata
      açılmasını emrettiği zaman, hayat kopar ve ruh, Allah’ın ruhları almakla
      görevlendirdiği meleklerin elinde kurtulur.

       

      O halde, dostlar, dostları
      öldüğü zaman ağlamasınlar, çünkü Allah’ımız böyle dilemiştir. Ama, günah
      işledikleri zaman, bırakın durmaksızın ağlasınlar. Çünkü, (günah işlemekle)
      ruh, Allah’tan, -gerçek hayattan- koptuğundan ölür.

       

      Eğer
      beden ruhla birleşmeyince çirkinleşiyorsa, ruh, rahmet ve lûtfuyla kendini
      güzelleştiren ve dirilten Allah’la birleşmeyince çok daha fazla korkunçlaşır.»

       

      Ve,
      îsa bunu deyip Allah’a şükretti; sonra Lazarus dedi ki: «Rab, bu ev bana
      geçimim için verdiği tüm şeylerle birlikte, yoksullara bakılması için Yaratıcım
      olan Allah’a aittir. Bu nedenle, sen de yoksul olduğuna ve pek çok şakirdin de
      bulunduğuna göre, istediğin zaman istediğin kadar kalmak için buraya gel.
      Çünkü, Allah’ın kulu, Allah sevgisi için gerektiği kadar size hizmet edeceğim.»

       

      196.

       

      îsa
      bunu duyunca sevindi ve dedi: «ölmek ne kadar iyi bir şeymiş görün! Lazarus
      yalnızca bir kere öldü ve dünyanın, kitaplar arasında büyüyen en akıllı
      adamlarının bilmediği böyle bir akideyi öğrendi! Allah için, her insan Lazarus
      gibi, insanlar yaşamayı öğrensinler diye yalnızca bir kez için olsun ölmeli.»

       

      Yuhanna karşılık verdi: «Ey muallim,
      bir söz söylememe izin var mı?»

       

      «Bin
      tane söyle» (diye) karşılık verdi îsa, «Çünkü, nasıl bir insan Allah’a kulluk
      için mallarını dağıtmaya hazırsa, o akideyi dağıtmaya da hazırdır. Ve, o (böyle
      yapmaya) ne kadar hazır olursa, mal ölüye yeniden hayat veremezken, sözün o
      kadar çok bir ruhu tevbeye getirme gücü olur. Bu bakımdan, yoksul bir insana
      yardım etme gücü olan adam, yardım etmeyip de, yoksul açlıktan öldüğü zaman bir
      katil olmuş olur. Ama daha kötü katil, Allah’ın Kelâmı’yla günahkârı tevbeye
      getirebilen, ama getirmeyip, Allah’ın dediği gibi «dilsiz bir köpek» örneği
      oturup duran kişidir. Böylelerine karşı Allah der:


       

      «Kelâmımı
      gizlediğinden dolayı günahkârın helak olacak olan ruhunu senin ellerinden
      isteyeceğim, ey benim imansız kulum.»

       

      «Bu
      durumda anahtarı olup da sonsuz hayata girmeyen, hatta girmek isteyenlere engel
      olan yazıcıların ve Ferisîler’in durumu ne olmaktadır şimdi?»

       

      «Ey
      Yuhanna, benim yüzbin sözümü dinledikten sonra bir söz söylemek için benden
      izin istersin. Bak sana diyorum ki, beni dinlediğin her bir sözün on katını
      senden dinlemeye hazırım. Ve, bir diğerini dinleyecek olan, konuştuğu her
      defada günah işler. Çünkü, kendimiz için istediğimizi başkalarına da yapmalı,
      kendi görmek istemediğimizi başkalarına da yapmamalıyız.»

       

      O
      zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, neden Allah bunu, yani, kendilerini ve
      Yaratıcılarını bilmeleri için, Lazarus’un yaptığı gibi bir kez ölüp geri
      dönmeği insanlara bahşetmedi?»

       

      197.

       

      îsa
      cevap verdi: «Söyle bana Yuhanna; ev sahibinin biri bir hizmetçisine, evinin
      manzarasını kapayan ağacı kesmesi için mükemmel bir balta verdi.

       

      Ama
      işçi baltayı unuttu ve dedi: «Eğer efendi bana eski bir balta vermiş olsaydı
      ağacı kolayca keserdim» Söyle bana Yuhanna, ev sahibi ne dedi? Mutlaka kızdı ve
      eski baltayı alıp adamın başına çarptı ve dedi:

       

      «Aptal hilekâr! Sana ağacı
      zahmetsizce kesebileceğin bir balta verdim, sense büyük

      zahmetlerle çalışman gerekecek ve
      gidip, hiç bir şey elde edemeyeceğin bu baltayı mı

       

      istersin? Ben senin ağacı, çalışman
      işe yarasın diye kesmeni isterim. Doğru değil mi bu?»

      Yuhanna cevap verdi: «Doğruların
      doğrusu.» (O zaman îsa dedi) : -Ebediyen sağ ve

      diriyimdir ki» der Allah, «Ben herkese
      iyi bir balta verdim, bu da bir ölünün

      gömüldüğünü görmektir. Kim bu
      baltayı iyi kullanırsa, kalbindeki günah ağacını sancısız

      çıkarır; böylece lütuf ve rahmetimi
      kazanır. Onlara salih amellerinden dolayı sonsuz

      yaşama hakkı veririm. Ama, gün be gün
      başkalarının ölüp durduğunu gördüğü halde

      ölümlü olduğunu unutan ve «eğer öbür
      hayatı görsem, iyi işler yaparım» diyenin üzerine

      olacaktır öfkem, ve onu ölümle
      öylesine çarparım ki, bir daha hiç iyilik bulamaz.»

       

      «Ey
      Yuhanna» dedi îsa, «Başkalarının düşüşünden ayakları üzerinde durmayı öğrenenin
      avantajı ne büyüktür!»

       

      198.

       

      Sonra,
      Lazarus dedi: «Muallim, bakın size diyorum ki, günbegün ölenlerin mezara,
      götürüldüğünü görüp de Yaratıcımız Allah’tan korkmayanın hak edeceği cezayı
      tasavvur edemiyorum. Böyle biri, tümüyle vazgeçmesi gereken dünyadaki şeyler
      için kendisine nesi varsa veren Yaratıcısı’na karşı gelir.»

       

      O
      zaman îsa havarilerine dedi: «Bana muallim diyorsunuz ve iyi ediyorsunuz, çünkü
      Allah benim ağzımla size öğretiyor. Ama, Lazarus’a ne diyeceksiniz? Gerçekten o
      burada, bu dünyada akideyi öğreten tüm muallimlerin muallimidir. Ben şüphesiz
      size nasıl iyi yaşanacağını öğrettim, ama Lazarus size nasıl iyi ölüneceğini
      öğretecektir. Allah sağ ve diridir ki, o peygamberlik hediyesini almıştır; bu
      bakımdan onun doğru sözlerini dinleyin. Ve, insan kötü ölürse, iyi yaşama
      boşuna olacağından onun sözlerini o derece fazla dinlemelisiniz.»


       

      Lazarus
      dedi: «Ey muallim, sana teşekkür ederim ki, gerçeğin değerini veriyorsun; bu
      nedenle Allah sana büyük hak verecektir.»

       

      O
      zaman, (bu satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, Lazarus sana, «hak alacaksın»
      demekle, nasıl gerçeği söylemiş oluyor? Halbuki, sen Nikodemus’a insanın
      cezadan başka bir şeye hakkı olmadığını söylemiştin. Sen de bu durumda Allah’ın
      cezasına mı uğrayacaksın?» îsa cevap verdi: «Înşallah bu dünyada Allah’ın
      cezasına uğrarım, çünkü, yapmam gerektiği kadar imanla ona kulluk etmedim.»

       

      «Ama,
      Allah rahmetinden dolayı beni öylesine sevdi ki, her ceza benden geri alındı. O
      kadar ki, ben yalnızca bir başka kişide azap göreceğim. Ceza benim için
      yerindedir. Çünkü insanlar bana Allah dediler. Ama ben gerçek olarak, yalnızca
      Allah olmadığımı değil aynı zamanda, Mesih de olmadığımı itiraf ettiğimden
      Allah benden cezayı çekti ve utanç benim olsun diye, onu şerli birine
      çektirecektir. Bu bakımdan, sana diyorum ki benim Barnabas’ım, bir insan
      Allah’ın komşusuna ne vereceğinden söz ederken ‘komşusunun onu hak ettiğini de
      söylesin. Ama dikkat etsin ki, Allah kendine vereceği şeyden söz ederken «Allah
      bana verecek» desin. Ve, «benim hakkım var» dememeye dikkat etsin; çünkü Allah
      kullarına günahları nedeniyle Cehennem’i hak ettikleri zaman rahmetini bahşetmekten
      memnunluk duyar.

       

      199.

       

      Allah
      rahmette o kadar zengindir ki, bin denizin suyu, eğer bu kadarı bulunabilirse,
      Cehennem alevlerinin bir kıvılcımını söndüremezken, Allah’a karşı suç
      işlediğine ağlayan kişinin bir damla göz yaşı, Allah’ın imdadına yetiştiği
      büyük rahmetiyle tüm Cehennem’i söndürür. Bu nedenle, Allah şeytan’ı kahretmek
      ve kendi nimetini göstermek için, mü’min kulunun her iyi amelini rahmetinin
      varlığıyla hak diye isimlendirmek diler ve onun komşusu hakkında böyle
      konuşmasını ister. Yine de, bir insan kendisi hakkında «hakkım var» demekten
      kaçınmalıdır, çünkü kınanır.»

       

      200.

       

      îsa
      sonra Lazarus’a döndü ve dedi: «Kardeş, benim dünyada kısa bir zaman kalmam
      gerekiyor. Bu bakımdan, senin evine yakın olduğum zaman, hiç başka yere
      gitmeyeceğim, çünkü sen bana, benim sevgim için değil, Allah sevgisi için
      hizmet edersin.»

       

      Yahudi’lerin
      Fısıh bayramı yaklaştı, bu nedenle İsa havarilerine dedi: «Kudüs’e fısıh kuzusu
      yemeye gidelim.» Ve, Petrus’la Yuhanna’yı şehre gönderip, dedi : «Şehrin
      kapısının yanında bir sıpayla birlikte bir eşek bulacaksınız, onu çözüp buraya
      getirin; çünkü, Kudüs’e kadar ona binmem gerekiyor. Ve, eğer biri size, «onu
      niye çözüyorsunuz» diye sorarsa «muallimin ona ihtiyacı var» deyin, onu
      getirmenize izin verirler.» Havarileri gittiler. İsa’nın kendilerine
      söylediklerinin hepsini gördüler ve aynı şekilde eşeği ve sıpayı getirdiler.
      Havariler cübbesini sıpanın üstüne koydular ve İsa ona bindi. Ve, öyle oldu ki,
      Kudüs halkı Nasıra’lı İsa’nın gelmekte olduğunu duyunca, ellerinde palmiye ve
      zeytin dalları «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler Davud’un
      oğlu!» diye çocuklarıyla birlikte İsa’yı görmek için şehrin dışına çıktılar.
      İsa şehre girince, halk, «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler
      Davud’un oğlu!» diye diye elbiselerini eşeğin ayaklan altına yazdılar.


      Ferisiler
      İsa’yı azarlayıp dediler: «Görmüyor musun ne diyorlar? Sustur onlan!»

       

      O
      zaman İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir kî, eğer
      insanlar susacak olsa, habis günahkârların küfrüne karşı taşlar haykıracaktır.»
      Ve, İsa bunu deyince, Kudüs’ün bütün taşları büyük bir gürültüyle haykırdılar.
      «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun!»

       

      Yine
      de Ferisiler küfürlerine devam ettiler ve bir araya toplanıp, onu konuşurken
      yakalamak için istişarede bulundular.

       

      201.
      “İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın!”

       

      İsa
      mabede girince, yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın
      getirdiler. Aralarında dediler: «Eğer onu kurtarırsa, bu Musa’nın kanununa
      aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine
      aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde Isa’ya varıp,
      dediler: «Muallim, bu kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recm edilmesini
      emretmişti; buna sen ne dersin?»

       

      Bunun
      üzerine îsa eğilip, parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes kendi
      kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla
      aynayı gösterdi ve dedi: «Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.» Ve,
      yeniden eğilip, aynayı çizdi. Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak
      bir bir çıktılar, çünkü kirli işlerini görünce utanıyorlardı.

       

      İsa
      yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi göremeyince dedi: «Kadın, seni
      ayıplayanlar nerede?»

       

      Kadın
      ağlıyarak cevap verdi, «Rab, gittiler; eğer beni bağışlarsan, Allah sağ ve
      diridir ki, bir daha günah işlemiyeceğim.»

       

      O
      zaman îsa dedi: «Allah’ı tesbih ederim! Huzurla yoluna git ve bir daha günah
      işleme, çünkü Allah beni seni mahkûm etmek için göndermedi.»

       

      Sonra,
      yazıcılar ve Ferisiler toplanınca, îsa kendilerine dedi: «Söyleyin bana; eğer
      sizden birinizin yüz koyunu olsa ve onlardan birini yitirse doksandokuzunu
      bırakıp, onu aramaya gitmez misiniz? Ve, onu bulunca, onu omuzlarınıza atıp,
      komşularınızı çağırarak, onlara demez misiniz? «Benimle birlikte sevinin,
      çünkü, yitirdiğim koyunu buldum.» Mutlaka böyle yaparsınız.

       

      «Şimdi
      söyleyin bana, Allah’ımız, dünyayı kendisi için yarattığı insanı daha mı az
      sever? Allah sağ ve diridir ki, tevbe eden günahkâr üzerine Allah’ın
      meleklerinde böylesine bir sevinç meydana gelir; çünkü, günahkârlar Allah’ın
      rahmetini bildirirler.»

       

      202.

       

      «Söyleyin
      bana, doktor en çok kimin tarafından sevilir, hiç hastalık görmemiş olanlar
      tarafından mı, yoksa doktorun ağır hastalıklarını iyileştirdiği kişiler
      tarafından mı?» Ferisiler ona dedi: «Sağlam adam doktoru nasıl sevsin ki? O
      mutlaka onu, yalnızca hasta olmadığı için sevecektir; ve hastalığı bilmediği
      için de çok az sevecektir.»

       

      O zaman ruhî bir şiddetle îsa
      konuşup dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sizin kendi diliniz kendi gururunuzu
      mahkûm ediyor, o kadar ki, Allah’ımız müttakî olandan çok, Allah’ın üzerindeki
      büyük rahmetini bilen tevbekâr günahkâr tarafından sevilir. Çünkü, muttaki
      Allah’ın rahmetini bilmez. Bu bakımdan, Allah’ın meleklerinin yanında, tevbe
      eden bir günahkâr için duyulan sevinç, doksan dokuz muttaki kişiye (duyulandan)
      daha çoktur.


       

      «Zamanımızda
      müttakîler nerede? Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, takvasız
      müttakîlerin sayısı çoktur; onların durumu şeytanınki gibidir.»

       

      Yazıcılar
      ve Ferisiler karşılık verdiler: «Biz günahkârlarız, bu nedenle Allah bize
      merhamet edecektir» Ve, onlar bunu İsa’yı kışkırtmak için dediler; çünkü,
      yazıcılar ve Ferisîler, kendilerine günahkâr denmesini büyük bir hakaret
      sayarlardı.

       

      O
      zaman İsa dedi: «Korkarım ki siz, takvasız müttakîlersinizdir. Çünkü, günah
      işleyip de günahınızı inkâr eder ve kendinize muttaki derseniz, takvasız
      olursunuz; ve eğer kalbinizden kendinizi muttaki kabul ediyor ve dilinizle
      günahkâr olduğunuzu söylüyorsanız, o zaman bir kat daha takvasız
      müttakilersiniz demek olur.»

       

      Yazıcılar
      ve Ferisîler bunu duyunca, İsa’yı havarileriyle birlikte huzur içinde bırakıp
      başları önünde çekip gittiler ve cüzzamı temizlenmiş olan cüzzamlı Simun’un
      evine vardılar. Şehir halkı hastalarını Simun’-un evinde toplamış
      bulunuyorlardı; Isa’ya hastaların iyileştirilmesi için ricada bulundular.

       

      O
      zaman, saatinin yakın olduğunu bilen İsa dedi: «Ne kadar hasta varsa çağırın, çünkü
      Allah onları iyileştirecek kudrette ve merhamettedir.»

       

      Karşılık verdiler: «Burada, Kudüs’te
      başka hasta bulunduğunu bilmiyoruz.»

       

      Isa
      ağlayarak karşılık verdi: «Ey Kudüs, ey İsrail, senin için ağlıyorum. Sen sana
      olan ziyareti bilmiyorsun; çünkü, bir tavuğun civcivlerini kanatları altına
      topladığı gibi, ben de seni yaratıcınız Allah sevgisinde toplamak istedim, ama
      sen istemedin! Bu nedenle, Allah size şöyle diyor:

       

      203. İlahi
      Gazaba Uğrayacaklar..

       

      «Ey
      sert yürekli, sapık fikirli şehir, sana, seni kalbine çevirmesi için ve sen de
      tevbe edesin diye kulumu gönderdim; ama sen ey bozuk şehir, senin için, ey
      İsrail, Mısır’a ve Firavun’a yaptıklarımın hepsini unuttum. Kulum hasta
      vücudunu iyileştirsin diye defalarca ağlarsın; ama, senin günahkâr ruhunu iyileştirmeye
      çalıştığı için, kulumu öldürmenin yollarını ararsın.»

       

      «Cezama
      uğramayan yalnızca sen mi kalacaksın şimdi? Sen ebediyyen yaşayacak mısın? Ve,
      senin gururun seni benim ellerimden kurtaracak mı? Kasinlikle hayır, çünkü, bir
      orduyla birlikte karşına reisler çıkaracağım ve onlar seni kuvvetle saracaklar
      ve seni onların ellerine öylesine teslim edeceğim ki, gururun doğru Cehennem’e
      düşecek.» «Yaşlıları ve dulları bağışlamıyacağım, çocukları bağışlamıyacağım,
      seni tümden kıtlığa, kılıca ve hakarete terk edeceğim ve üzerine rahmetle
      baktığım mabedi şehirle birlikte ıssız bırakacağım; o kadar ki, uluslar
      arasında bir efsane, bir alay konusu ve bir darb-ı mesel olacaksın. Gazabım
      üzerinde böyle kalacak ve benim öfkem uyumaz.»

       

      204.

       

      Bunları
      söyledikten sonra İsa yeniden dedi: «Başka hastalar bulunduğunu bilmiyor
      musunuz? Allah sağ ve diridir ki, Kudüs’te ruhları sağlam olanlar vücutça hasta
      olanlardan daha azdır. Ve, gerçeği bilmeniz için, size diyorum ki ey hasta
      olanlar, Allah’ın adına hastalığınız sizden ayrılsın!»

       

      Ve,
      o bunu söylediği zaman, derhal iyileştiler. -Allah’ın Kudüs üzerindeki gazabını
      duyunca insanlar ağladılar ve merhamet için yalvardılar. O zaman îsa dedi:
      «Eğer Kudüs günahları için ağlayacak ve pişman olup, yolumda yürüyecek olursa»
      der Allah, «bir daha


       

      onun
      kötülüklerini hatırlamıyacak ve söylediğim belâlardan hiç birini ona
      vermeyeceğim. Ama Kudüs, uluslar arasında adıma küfretmekle şanımı lekelediğine
      değil de, kendi yıkımına ağlar. Bu yüzden öfkem daha çok tutuştu. Ebediyyen sağ
      ve dîriyimdir ki, eğer Musa ile birlikte kullarım Eyub, İbrahim, Samuel, Davud
      ve Danyal kavimleri için dua etseler, Kudüs’e olan öfkem yatışmayacaktır.» Ve,
      İsa bunu dedikten sonra, herkes endişe içinde evine çekildi.

       

      205. Hain
      Yahuda’nın İhaneti

       

      îsa
      cüzzamlı Simun’un evinde akşam yemeği yerken, bakın ki, Lazarus’un kızkardeşi
      Meryem eve girdi ve bir kabı kırıp, İsa’nın başına ve elbisesine yağ merhemi
      döktü. Bunu gören hain Yehuda, Meryem’i böyle bir işi yapmaktan alıkoymaya çalışıp,
      dedi: -Gidip merhemi sat ve parayı getir de onu yoksullara vereyim.»

       

      îsa
      dedi: «Ona neden engel olursun? Bırak yapsın, çünkü sizin bulacağınız yoksullar
      hep sizinledir. Ama beni her zaman bulamıyacaksınız.»

       

      Yehuda
      karşılık verdi: «Ey muallim; bu yağ merhemi üç yüz kuruşa satılabilir; kaç
      yoksulun yardım göreceğine bakın şimdi.»

       

      îsa
      cevap verdi: «Ey Yehuda, ben senin kalbini biliyorum; sabr et bakalım, sana her
      şeyi vereceğim.»

       

      Herkes
      korkuyla yemek yedi. Havariler ise üzgündü. Çünkü îsa’nm kendilerinden
      ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Ama, Yehuda kızgındı, çünkü, îsa’ya verilen
      bütün şeylerin onda birini çaldığından, yağ satılmadığı için otuz kuruşu
      yitirdiğini biliyordu. Başkâhini bulmaya gitti; o, kâhinleri, yazıcıları ve
      Ferisîleri bir heyet halinde toplamış bulunuyordu; kendisine Yehuda dedi: «Bana
      ne vereceksin? Ben kendisini İsrail kralı yapmak isteyen îsa’yı elinize teslim
      edeceğim.»

       

      Cevap verdiler: «Şimdi, onu elimize
      nasıl vereceksin?»

       

      Yehuda dedi: «Şehir dışına
      ibadet etmeye gittiğini öğrendiğim zaman size söyleyecek ve sizi onun bulunduğu
      yere ileteceğim; çünkü, onu şehrin içinde fitne çıkmadan yakalamak imkânsız
      olacaktır.»

       

      Başkâhin
      karşılık verdi: «Eğer onu bizim elimize verirsen, sana otuz altın vereceğiz ve
      sana nasıl iyi davranacağımızı göreceksin.»

       

      206.

       

      Gün
      olunca, İsa halktan büyük bir kalabalıkla birlikte mabede vardı. Bu sırada
      başkâhin yaklaşıp dedi: «Söyle bana ey İsa, Allah olmadığını, Allah’ın oğlu veya
      Mesih bile olmadığını itiraf etmiştin, unuttun mu hep bunları?»

       

      îsa
      cevap verdi: «Hayır, asla unutmadım; çünkü bu, Hüküm Günü’nde, Allah’ın
      mahkemesi önünde yapacak olduğum itirafımdır. Musa’nın kitabında yazılı olan
      her şey doğruların doğrusudur. Öyle ki, Yaratıcımız Allah bir tek (Allah) tır,
      ve ben Allah’ın kuluyum ve sizin Mesih dediğiniz Allah’ın Elçisi’ne hizmet
      etmek arzu ediyorum.» Başkâhin dedi: «Öyleyse, mabede halktan bu kadar büyük
      bir kalabalıkla gelmenin yararı ne? Yoksa, kendini îsrail’in kralı mı yapmak
      istersin? Sakın ki, başına bir tehlike gelmesin!»

       

      îsa
      cevap verdi: «Eğer ben kendi ün ve şanım için çalışsam ve kendi payımı bu
      dünyada istemiş olsaydım, Nain halkı beni kral yapmak istediği zaman kaçmazdım.
      Bana


      gerçekten
      inan ki, bu dünyada hiç bir şeyin peşinde değilim.»

       

      O
      zaman, başkâhin dedi: «Mesih’le ilgili olarak bir şeyi bilmek istiyoruz.» Ve,
      hemen kâhinler, yazıcılar ve Ferisiler İsa’nın çevresinde bir halka
      oluşturdular.

       

      îsa
      karşılık verdi: «Mesih hakkında bilmek istediğiniz bu şey nedir? Ne belli,
      yalan olmasın bu? Emin olun ki, size yalan söylemiyeceğim. Çünkü, yalan
      söylemiş olsaydım, tüm îsrail’le birlikte siz, yazıcılar (ve) Ferisîler
      tarafından göklere çıkarılacaktım; ama, size gerçeği söylediğim için benden
      nefret ediyor ve beni öldürmenin yollarını arıyorsunuz?»

       

      Başkâhin
      dedi: -Şimdi biliyoruz ki, senin sırtında, cinin var; çünkü sen bir Samirîsin
      ve Allah’ın kâhinine saygı duymazsın.»

       

      207.

       

      îsa
      cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, benim sırtımda cinim yok, bilakis ben
      cini fırlatıp atmaya çalışıyorum, dolayısıyla, bu sebepten cin dünyayı bana
      karşı ayaklandırıyor. Çünkü, ben bu dünyadan değilim. Ben, beni dünyaya
      gönderen Allah’ın yüceltilmesi için çalışıyorum. Bu bakımdan, bana kulak verin,
      size kimin sırtında cini bulunduğunu söyliyeceğim. Ruhumun huzurunda durduğu
      Allah sağ ve diridir ki, cinin iradesiyle çalışanın sırtında cin vardır, o
      kendisine iradesinin yularını takmış, onu istediği gibi yönetip, her kötülüğe
      koşturuyor.

       

      Bir elbise nasıl sahibini
      değiştirince, aynı kumaş olduğu halde, adını da değiştirirse, insanlar da tek
      bir maddeden olmalarına rağmen, insanın içinde çalışanın yaptıkları nedeniyle
      farklılaşırlar.

       

      Eğer
      ben (bildiğim kadarıyla) günah işlemişsem, bir düşman olarak benden nefret
      etmek yerine, niye bir kardeş olarak beni uyarmazsınız? Gerçekten, bir bedenin
      azaları başla birleştikleri zaman birbirlerinin imdadına koşarlar ve baştan
      kopuk olanlar ise ona hiç yardım etmezler. Çünkü, bir vücudun elleri bir başka
      vücudun değil, birlikte oldukları vücudun ayaklarının acısını duyarlar, Ruhumun
      huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Yaratıcı’sı Allah’ı seven ve O’ndan
      korkan, başının merhamet duyduğu kişiye karşı merhamet duygusu besler. Allah’ın
      günahkârın ölmesini dilemeyip, her birinin tevbe etmesini beklediğini görerek,
      eğer siz benim de birlikte olduğum şu bedendenseniz, Allah sağ ve diridir ki,
      kendi başıma göre hareket etmem için bana yardım edersiniz.

       

      208.

       

      «Eğer
      kötülük yaparsam, beni uyarın, Allah da sizi sevsin, çünkü O’nun istediğini
      yapmış olursunuz. Ama, kimse günahtan dolayı beni uyarmazsa, bu, sizin
      dediğiniz gibi İbrahim’in çocukları olmadığınızın ve İbrahim’in bulunduğu başla
      bir arada bulunmadığınızın işaretidir. Allah sağ ve diridir ki, İbrahim Allah’ı
      o kadar çok severdi ki, sahte putları parçalayıp, anne ve babasını terketmekle
      kalmamış, aynı zamanda Allah’a itaat etmek için kendi oğlunu da öldürmek
      istemiştir.»

       

      Başkahin karşılık verdi: «Sana
      sorduğum bu; ve seni öldürmenin yollarını aramıyorum, o

      halde söyle bize: İbrahim’in bu oğlu
      kimdi?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Senin şanının ateşi ey Allah, beni tutuşturuyor ve konuşmadan
      edemiyorum. Bakın diyorum, İbrahim’in oğlu İsmail’di. Ondan, kendisiyle
      yeryüzünün tüm kabilelerinin kutsanacağı İbrahim’e, va’d edilen Mesih
      gelecektir.»


       

      Ö  zaman,
      bunu duyan başkahin kızdı ve bağırdı: «Şu dinsiz herifi gelin taşlayalım. Çünkü
      o bir îsmaili’-dir. Musa’ya karşı, Allah’ın kanununa karşı küfretmiştir.» Bunun
      üzerine, her yazıcı ve Ferisi halkın önde gelenleriyle birlikte İsa’yı taşlamak
      için taş kaptılar. İsa ise gözlerinden kaybolup mabetten çıktı. Ve o zaman,
      İsa’yı öldürmek için duydukları dehşetli arzuyla, öfke ve nefretten gözleri
      dönmüş şekilde birbirlerine öylesine vurdular ki, orada bin kişi öldü ve kutsal
      mabedi kirlettiler. İsa’nın mabetten çıktığını gören havariler ve mü’minler
      (çünkü o kendilerinden gizli değildi) kendisini

       

      Simun’un evine kadar izlediler.

       

      Bu
      arada Nikodemus oraya geldi ve Isa’ya, Kudüs’ten çıkıp, Sidrun çayı ötesine
      gitmesini tavsiye ederek dedi: «Rab, benim Sidrun çayı gerisinde evle birlikte
      bahçem var, bu bakımdan sana rica ediyorum, şakirtlerinden bazılarıyla oraya
      git ve kâhinlerimizin bu nefreti geçinceye kadar orada kal. Sana gerekli olan
      her şeyi sağlıyacağım. Ve, şakirtlerin çoğunu burada Simun’un evinde ve benim
      evimde bırak, Allah bize her şeyi verecektir.» Ve, İsa yanına, ilk olarak
      havariler denilen yalnızca on iki kişiyi almak arzu ederek, böyle yaptı.

       

      209.

       

      Bu
      sırada, İsa’nın annesi bakire Meryem ibadet ediyordu ki, melek Cebrail
      kendisini ziyaret edip, oğluna yapılan eziyeti naklederek, dedi: «Korkma
      Meryem, çünkü Allah O’nu dünya (dakiler) den koruyacaktır. Bunun üzerine,
      Meryem ağlayarak Nasıra’dan ayrıldı ve oğlunu aramak için Kudüs’e, kız kardeşi
      Meryem Selâme’nin evine geldi. Fakat, İsa gizlice Sidrun çayının ötesine
      çekilmiş olduğundan, onu bu dünyada bir daha göremedi; ancak utanç işinden
      sonra melek Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel’le birlikte Allah’ın emriyle
      onu kendisine getirdiler.

       

      210.

       

      Mabeddeki
      karışıklık îsa’nin ayrılmasıyla dinince, başkâhin yüksek bir yere çıkıp,
      elleriyle sus işareti yaparak dedi: «Kardeşler! Biz ne yapıyoruz? O’nun
      şeytan’ca san’atıyla tüm dünyayı aldattığını görmüyor musunuz? Şimdi, eğer o
      bir büyücü değil ise, nasıl oldu da kaybolup gitti? Emin olun ki, o kutsal biri
      ve bir peygamber olmuş olsaydı, Allah’a karşı, kul(u) Musa’ya karşı ve
      İsrail’in ümidi Mesih’e karşı küfürde bulunmazdı! Ve, ne diyeyim ben? O, tüm
      kâhinlerimize küfretti. Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, eğer o dünyadan
      ayrılmazsa, İsrail kirlenecek ve Allah’ımız bizi milletlere teslim edecektir.
      Dikkat edin şimdi, onun yüzünden bu kutsal mabed nasıl da kirlenmiş bulunuyor!»

       

      Ve,
      başkâhin o şekilde konuştu ki, pek çokları İsa’yı terketti. Bunun üzerine,
      gizli tutulan öldürme işi açığa vuruldu. O kadar ki, başkâhin bizzat Hirodes’e
      ve Roma valisine gidip, İsa’yı, kendisini İsrail’e kral yapmak arzusunda
      olmakla suçladı ve bu konuda yalancı şahitler de buldular.

       

      Sonra,
      İsa aleyhinde genel bir toplantı yapıldı. Çünkü Romalıların fermanı herkesi
      korkutuyordu. Öyle ki, Roma senatosu İsa ile ilgili olarak iki kez ferman
      yayınlamıştı. Fermanın birinde, Yahudiler’in peygamberi Nasıralı Isa’ya Allah
      veya Allah’ın oğlu denilmesi ölüm cezasıyla men ediliyor; diğerinde ise,
      Yahudiler’in peygamberi Nasıralı İsa hakkında tartışmak para cezasıyla
      yasaklanıyordu. Bu nedenle, aralarında büyük bir


       

      ayrılık
      vardı. Bazıları, İsa aleyhinde Roma’ya yeniden yazı yazılmasını istiyordu;
      bazıları, bir serserinin sözleriymişçesine ne derse desin, İsa’nın kendi başına
      bırakılması gerektiğini söylüyor; diğerleri ise, gösterdiği büyük mucizeleri
      delil olarak ileri sürüyorlardı.

       

      Bu
      yüzden başkâhin, afaroz acısını göze almadan kimsenin İsa’yı savunur bir tek
      kelime bile konuşmamasını söyledi ve Herod ve valiyle konuşup dedi: -Her
      halûkârda elimizde kötü bir risk var. Çünkü, bu günahkârı öldürsek, Kayser’in
      fermanına karşı davranmış olacağız, yok yaşamasına ve kendisini İsrail’e kral
      yapmasına izin versek, o zaman durum ne olacaktır?» Bunun üzerine Hirodes
      kalktı ve valiyi tehdit ederek dedi: «Sakın ki, bu adamı tutman yüzünden bu
      ülke ayaklanmaya kalkmasın; o zaman seni Kayser’in önünde bir asi olarak
      suçlarım.» Bu durum karşısında vali, senatodan korkup, Hirodesle dost oldu.
      (Çünkü önceden birbirlerinden öldüresiye nefret ederlerdi). Ve İsa’nın
      öldürülmesi üzerinde anlaşıp, başkâhine dediler: «Ne zaman bu suçlu adamın
      nerede olduğunu öğrenirsen, kendini bize gönder, biz sana asker vereceğiz.» Bu,
      «yeryüzünün reisleri ve kralları İsrail’in mukaddesine karşı birleşirler. Çünkü
      o, dünyanın kurtuluş yolunu ilân eder» diyerek, İsrail’in peygamberi İsa’yı
      önceden haber veren Davud’un peygamberî sözünün gerçekleşmesi için oldu.

       

      Bunun üzerine, o gün Kudüs’ün her
      yanında İsa için genel bir arama yapıldı.

       

      211.

       

      Sidrun
      çayı ötesinde, Nikodemus’un evinde bulunan İsa havarilerini rahatlatıp, dedi:
      «Dünyadan ayrılma vaktim yaklaşmış bulunuyor; kendinizi teselli edin ve üzülmeyin,
      çünkü ben gittiğim yerde hiç bir ızdırap duymayacağım.

       

      «Şimdi,
      benim hayrıma üzülürseniz, benim dostlarım olmuş olur musunuz? Emin olun ki
      hayır, bilakis düşmanlar (ım olmuş olursunuz). Dünya neşeleneceği zaman siz
      üzülün, çünkü, dünyanın neşelenmesi ağlamaya dönüşür; ama sizin üzüntünüz
      sevince dönüşür ve sizin sevincinizi kimse sizden alamaz; çünkü, kalbin,
      yaratıcısı Allah’ta duyduğu sevinci tüm dünya çekip alamaz. Allah’ın benim
      ağzımla size söylediği sözleri unutmamaya bakın. Dünyaya karşı ve dünyayı
      sevenlere karşı incil’imle yaptığım şahitliği tahrif edecek herkese karşı,
      benim şahitlerim olun.»

       

      212.

       

      Sonra,
      ellerini Rabb’e kaldırıp, dua ederek dedi: «İbrahim’in Allah’ı, İsmail ve
      İshak’ın Allah’ı, babalarımızın Allah’ı, Allah’ımız Rabb, bana verdiklerine
      merhamet et ve onları dünyadan koru. Onları dünyadan al demiyorum, çünkü, benim
      İncil’imi tahrif edeceklere karşı onların şahitlik etmesi gerekiyor. Bunun
      yerine, onları şerden koruman için dua ediyorum, ki, Senin Hüküm Günü’nde,
      benimle birlikte, senin ahdini bozan İsrail ailesine karşı ve dünyaya karşı
      şahitlik etmek için gelsinler. Putatapıcı babaların oğullarına karşı, tam
      dördüncü soya kadar putatapıcılıktan intikam alan kadir ve gayyûr Rabb Allah,
      benim Senin oğlun olduğumu yazdıkları zaman, bana verdiğin İncil’imi tahrif
      edecek olan herkesi Sen ebediyyen lanetle. Çünkü, çamur ve toprak olan ben,
      Senin kullarının hizmetçisiyim ve hiç bir zaman kendimi senin iyi bir kulun
      olarak düşünmedim; şundan ki, ben Sana, bana verdiklerin karşısında hiç bir şey
      veremem. Çünkü, her şey Senindir. Bin nesilde Sen’den korkanlar üzerinde
      merhametini gösteren Rahim Rabb Allah, bana


       

      verdiğin
      Kelâmı’na inananlara merhamet et. Çünkü, nasıl Sen gerçek Allah’san, benim
      söylediğim söz de öyle gerçektir. Çünkü, o Senindir. Görüyorsun ki, okuduğu
      kitapla yazılı olandan başkasını okuyamıyan bir okuyucu gibi konuştum; bana
      verdiğini işte bu şekilde anlattım.

       

      Koruyucu
      Rabb Allah, şeytan’ın kendilerine karşı hiç bir şey yapmaması için bana verdiklerini
      koru; yalnız onları değil, onlara inanacak her şeyi koru.

       

      «Merhameti
      bol ve zengin Rabb, Hüküm Günü’nde Elçi’nin cemaati içinde bulunmasını kuluna
      bahşet; yalnızca bana değil, bana verdiğin herkese, onlarla birlikte,
      tebliğleri sonucu bana inanacak herkese. Ve, Kendin için bunu yap ki Rabb,
      şeytan Sen Rabb’e karşı böbürlenmesin.»

       

      «Nimetinden
      kavmim îsrail için gerekli olan her şeyi sağlayan Rabb Allah, dünyayı kendisi
      için yarattığını Elçi’nle kutsamayı va’d ettiğin yeryüzünün tüm kabilelerini hatırdan
      çıkarma. Dünyaya merhamet et ve Elçi’ni çabucak gönder ki, düşmanın olan
      şeytan, imparatorluğunu yitirsin.» Ve, İsa bunu söyledikten sonra üç kez,
      «Amin, yüce ve rahîm olan Rabb!» dedi.

       

      Ve,
      ağlayarak karşılık verdiler. «Amin!»; Yehuda hariç, çünkü o hiç bir şeye
      inanmıyordu.

       

      213.
      “O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir”

       

      Kuzuyu yeme günü gelince, Nikodemus
      kuzuyu îsa ve şakirtleri için gizlice bahçeye gönderdi ve vali ve başkâhinle
      birlikte Hirodes’in ferman ettiği her şeyi bilirdi. Bunun üzerine Isa ruhen
      sevinip dedi: «Kutsal adını tesbih ve takdis ederim ey Rabb, çünkü beni,
      dünyanın işkence edip öldürdüğü kullarının sayısından ayırdın. Şükürler olsun
      sana Allah’ım, çünkü Senin işini yerine getirdim.» Ve, Yehuda’ya dönerek, ona
      dedi : «Arkadaş, neye beklersin? Benim vaktim yakın, o halde git de, yapman
      gerekeni yap.»

       

      Şakirtler,
      İsa’nın Yehuda’yı Fısıh günü için bir şeyler almaya gönderdiğini sandılar; ama
      îsa, -Yehuda’nın kendisine ihanet edeceğini biliyordu; bu nedenle, dünyadan
      ayrılmak arzusuyla böyle konuştu.

       

      Yehuda karşılık verdi: «Rab, yememe
      izin ver, sonra giderim:»

       

      «Yiyelim«
      dedi İsa, «çünkü sizden ayrılmadan bu kuzuyu yemeği çok arzu ettim.» Ve,
      kalkıp, bir havlu aldı ve beline doladı, sonra bir leğene su koyup, şakirtlerinin
      ayaklarını yıkamaya başladı. Yehuda’dan başlayıp, Petrus’a geldi. Petrus dedi:
      «Rab, benim ayaklarımı yıkamıyacak mısın?»

       

      îsa cevap verdi: «Benim ne yaptığımı
      sen şimdi bilmiyorsun, ama daha sonra bileceksin.»

      Petrus karşılık verdi: «Benim ayaklarımı
      hiç yıkamıyacaksın.»

       

      O
      zaman, İsa kalktı ve dedi: «Sen de Hüküm Günü’nde benim bölüğüme
      katılmayacaksın.»

       

      Petrus
      karşılık verdi: «Yalnız ayaklarımı değil Rab, ellerimi ve başımı da yıka.»
      Şakirtler yıkanıp da, yemek için sofraya oturduklarında îsa dedi: «Ben sizi
      yıkadım, yine de tamamen temiz değilsiniz; öyle ki, denizin tüm suyu bana
      inanmayanı yıkamıyacaktır.» îsa bunu, kendisine kimin ihanet etmekte olduğunu
      bildiği için dedi. Şakirtler bu sözlere üzülmüşlerdi ki, İsa yine dedi: «Bakın
      size diyorum ki, sizden biriniz bana ihanet edecek, öyle ki, bir koyun gibi
      satılacağım; ama yazıklar olsun ona, çünkü, babamız Davut’un böyle biri
      hakkında söylediği, «O, başkaları için hazırladığı çukura


      düşecektir»
      sözünü tümüyle yerine getirecek.»

      Bunun üzerine şakirtler birbirlerine
      bakıp, üzüntü içinde dediler: «Hain kim olacak?»

      Sonra Yehuda dedi: «Ben mi olacağım
      o, ey muallim?»

       

      İsa
      cevap verdi: «Bana ihanet edecek olanın kim olduğunu söyledim.» Ve, on bir
      havari bunu duymadı.

       

      Kuzu
      yenilince, cin Yehuda’nın sırtına bindi ve o da evden çıkarken, İsa kendisine
      yeniden dedi: «Yapman gereken şeyi çabuk yap.»

       

      214.

       

      İsa
      evden çıkıp, ibadet etme adeti üzere, yüz kez dizlerini büküp, secdeye vararak
      ibadet etmek için bahçeye çekildi. Bu sırada, İsa’nın şakirtleriyle birlikte
      bulunduğu yeri bilen Yehuda başkâhine vardı ve dedi: «Bana va’d olunanı
      verirseniz, bu gece aradığınız İsa’yı elinize vereceğim; çünkü o onbir
      ashabıyla birlikte yalnızcadır.» Başkâhin karşılık verdi: «Ne kadar istersin?»
      Yehuda dedi: «Otuz altın.»

       

      O
      zaman, başkâhin hemen kendisine parayı saydı ye asker getirmesi için vali ve
      Hirodes’e bir Ferisi gönderdi ve bir lejyon asker verdiler, çünkü halktan
      korkuyorlardı; bu nedenle, silahlarını alarak değnekler üzerindeki meş’ale ve
      fenerlerle Kudüs’ten çıktılar.

       

      215.

       

      Askerler Yehuda’yla birlikte
      îsa’nın bulunduğu yere yaklaştıklarında, Isa çok sayıda kişinin yaklaştıklarını
      işitip, korkuyla geri eve çekildi. Ve, on bir (havari) uyumakta idiler.

       

      O
      zaman kuluna gelen tehlikeyi gören Allah, elçileri Cebrail, Mikâil, (İs)rafil
      ve Uriel’e İsa’yı dünyadan almalarını emretti.

       

      Kutsal
      melekler gelip, İsa’yı güneye bakan pencereden çıkardılar. Onu götürüp, üçüncü
      göğe, daima Allah’ı tesbih ve takdis etmekte olan meleklerin yanına bıraktılar.

       

      216.Yahudi
      İskariyot Mucize ile İsa’ya Benzetiliyor

       

      Yehuda
      herkesin önünden hızlı hızlı îsa’nın yukarı alındığı odaya daldı. Ve, şakirtler
      uyuyorlardı. Bunun üzerine, mucizeler yaratan Allah yeni bir mucize daha
      yarattı. Öyle ki, Yehuda konuşma ve yüz bakımından Isa’ya o şekilde benzetildi
      ki, O’nun İsa olduğuna inandık. Ve, o bizi uyandırdı. Muallim’in bulunduğu yeri
      arıyordu. Bunun üzerine, biz hayret ettik ve cevap verdik : «Sen Rab, bizim
      muallimimizsin; bizi unuttun mu?»

       

      O,
      gülümseyerek dedi: «Şimdi, benim Yehuda îskariyot olduğumu bilmeyecek kadar
      budalalaştınız!»

       

      Ve,
      o bunu derken askerler girdiler, ellerini Yehuda’nın üzerine koydular, çünkü o,
      her bakımdan îsa’ya benziyordu.

       

      Biz,
      Yehuda’nın dediklerini duyup, yığınla askeri de görünce, delirmiş gibi kaçtık.
      Ve, keten beze dolanmış olan Yuhanna da uyanıp kaçtı ve askerin biri kendisini
      keten bezden yakalayınca, keten bezi bırakıp, çıplak olarak kaçtı. Çünkü Allah,
      İsa’nın duasını duymuş ve on bir (havariyi) şerden korumuştu.

       

      217. Hain
      Yahuda Çarmıha Geriliyor


       

      Askerler
      Yehuda’yı tutup, alay ede ede bağladılar. Çünkü o, gerçekten îsa olduğunu inkâr
      ediyordu; askerler kendisiyle alay edip dediler: «Efendi, korkma, çünkü biz
      seni İsrail kralı yapmaya geldik ve senin krallığı reddedeceğini bildiğimiz
      için de seni bağladık.» Yehuda karşılık verdi: «Siz aklınızı mı yitirdiniz?
      Siz, bir soyguncuya (karşı gelir gibi) silâh ve fenerlerle Nasıra’lı îsa’yı
      almaya geldiniz ve size yol gösteren beni, kral yapmak için bağladınız!»

       

      O
      zaman askerler sabırlarını yitirip, yumruk ve tekmelerle Yehuda’ya vurmaya
      başladılar ve onu öfkeyle Kudüs’e getirdiler.

       

      Yuhanna
      ve Petrus uzaktan askerleri izliyorlardı; ve, İsa’yı idam etmek için toplanmış
      bulunan Ferisîler heyeti ve başkâhin tarafından Yehuda’ya yapılan tüm
      sorgulamayı gördüklerine dair bu (satırları) yazanı ikna ettiler. Bu arada
      Yehuda pek çok deli sözleri söyledi, o kadar ki, herkes katıla katıla gülüp,
      onun gerçekten İsa olduğuna ve ölüm korkusuyla deli numaraları yaptığına inandılar.
      Bunun üzerine, yazıcılar, gözlerini bir sargıyla bağlayıp, alay ederek dediler:
      «Nasıralılar’ın (Isa’ya inananlara böyle derlerdi) peygamberi İsa, söyle bize,
      yüzüne vuran kimdir?» Ve, onu yuınruklayıp, yüzünü tokatladılar.

       

      Sabah
      olunca, halkın ileri gelenleri ve Ferisîlerden oluşan büyük bir heyet toplandı;
      ve, başkâhin Ferisîlerle birlikte Yehuda’ya karşı, İsa olduğuna inandıklarından
      yalancı şahit, aradılar; ve aradıklarını bulamadılar. Ve, önde gelen kâhinlerin
      Yehuda’nın Isa olduğuna inandıklarını neden söylüyorum? Hattâ, bunu yazanla
      birlikte tüm şakirtler buna inanıyordu; ve hatta, İsa’nın zavallı bakire annesi
      yakınları ve dostlarıyla birlikte buna inanıyordu. Öyle ki, herkesin üzüntüsü
      inanılmaz derecedeydi. Allah sağ ve diridir ki, yazan, İsa’nın söylemiş olduğu
      her şeyi, dünyadan nasıl çekilip alınacağını, üçüncü bir kişide nasıl işkence
      çekeceğini ve dünyanın sonuna kadar ölmeyeceğini unutmuştu. Bu nedenle, İsa’nın
      annesi ve Yuhanna ile birlikte çarmıhın yanına gitti.

       

      Başkâhin Yehuda’yı bağlı olarak
      önüne getirtti ve ona şakirtlerini ve akidesini sordu.

      Bunun üzerine Yehuda, kendinde
      değilmiş gibi konuyla ilgili hiç bir cevap vermedi.

      Başkâhin, İsrail’in yaşayan Allah’ı
      üzerine, gerçeği söylemesini ondan rica etti.

       

      Yehuda cevap verdi: «Benim
      Nasıra’lı İsa’yı elinize vermeği va’d eden Yehuda İskariyot olduğumu söyledim
      size; ve siz, hangi san’atladır bilmiyorum, çıldırmışsınız, çünkü, her bakımdan
      benim İsa olduğumu kabul ediyorsunuz.»

       

      Başkâhin
      karşılık verdi: «Ey sapık fitneci, akidenle ve sahte mucizelerinle Galile’den
      başlayarak, buraya, Kudüs’e kadar tüm İsrail’i aldattın; ve şimdi de, deli
      numarası yapmakla sana yakışacak olan hak ettiğin cezadan kaçmayı mı
      düşünüyorsun? Allah sağ ve diridir ki, ondan kurtulamıyacaksın!» Ve, bunu dedikten
      sonra, hizmetçilerine, anlayışı geri başına gelsin diye yumruk ve tekmelerle
      ona vurmalarını emretti. Sonra, başkâhinin hizmetçilerinin elinde gördüğü alay
      inanılmayacak biçimdeydi. Çünkü, heyete zevk vermek için aşkla ve şevkle yeni
      yeni yöntemler kullanıyorlardı. Bir hokkabaz gibi giydiriyorlar ve el ve
      ayaklarla o şekilde davranıyorlardı ki, Kenanileri bile bu manzarayı
      gördüklerinde merhamete getirebilirdi.

       

      Ama, önde gelen kâhinler,
      Ferisîler ve halkın ileri gelenleri, Isa’ya karşı öylesine çileden çıkmış
      kalblere sahiptiler ki, Yehuda’nıngerçekten İsa olduğuna inanarak, ona bu
      şekilde davranıîdığını görmekten zevk duyuyorlardı.

       

      Ardından,
      onu bağlı olarak İsa’yı gizliden gizliye seven valiye götürdüler. Bunun üzerine
      o, Yehuda’nın îsa olduğunu sanıp, kendisini odasına aldı ve onunla konuşarak,
      hangi nedenle önde gelen kâhinlerin ve halkın onu eline verdiklerini sordu.


       

      Yehuda
      cevap verdi: «Sana gerçeği söylesem de bana inanmazsın; çünkü, belki sen de
      (önde gelen) kâhinler ve Ferisîler’in aldatıldığı gibi aldatılmışsındir.»

       

      Vali,
      (onun kanunla ilgili olarak konuşmak arzusunda olduğunu düşünerek) karşılık
      verdi: «Şimdi sen benim bir Yahudi olmadığımı bilmiyor musun? (Önde gelen)
      kâhinler ve halkının ileri gelenleri seni benim elime verdiler; bu nedenle,
      bana gerçeği söyle de, adaletli olanı yapayım. Çünkü, benim seni serbest
      bırakacak veya seni idam edecek gücüm vardır.»

       

      Yehuda
      karşılık verdi: «Efendi (m), inan bana eğer beni idam edersen büyük bir
      yanlışlık yapmış olacaksın; çünkü suçsuz bir kişiyi öldüreceksin; ben Yehuda
      îskoriyot’um, bir büyücü olan ve san’atıyla beni bu şekle çeviren İsa değilim.»

       

      Vali,
      bunu duyunca şaştı kaldı, öyle ki, onu serbest bırakmak istedi. Bu nedenle de
      dışarı çıkıp, gülümseyerek, «Hiç olmazsa bir konuda bu adam ölümü değil,
      bilakis merhameti hak etmektedir» dedi ve ilâve etti: «Bu adam İsa olmadığını,
      aksine, îsa’yı yakalamaları için askerlere yol gösteren bilinen bir Yehuda
      olduğunu söylüyor ve Galile’li İsa’nın büyücü san’atıyla kendisini bu şekle
      koyduğunu belirtiyor. Bu nedenle, eğer bu doğruysa, onu öldürmek, suçsuz
      olduğundan büyük bir haksızlık olacaktır. Ama, eğer İsa ise ve kendisini inkâr
      ediyorsa, o zaman mutlaka anlayışını yitirmiştir. Ve, bir deliyi öldürmek de
      dinsizce bir davranış olur.»

       

      O
      zaman, önde gelen kâhinler ve halkın ileri gelenleri, yazıcı ve Ferisîlerle
      birlikte bağıra çağıra dediler: «O Nasıra’lı İsa’dır, biz onu tanırız; çünkü,
      eğer suçlu olmamış olsaydı onu senin eline vermezdik. O deli de değildir,
      bilakis habistir. Çünkü bu yolla elimizden kurtulmaya çalışıyor. Ve onun
      karıştırdığı fitne, kurtulacak olursa öncekinden daha kötü olacaktır.»

       

      Pilatus
      (valinin adı böyleydi), böyle bir durumdan kendisini sıyırmak için dedi. «O
      Galile’lidir ve Hirodes Galile kralıdır; bu nedenle böyle bir davaya bakmak
      bana düşmez, bu yüzden onu Hirodes’e götürün.»

       

      Bunun
      üzerine, Yehuda’yı Hirodes’e götürdüler. O, uzun bir süre İsa’nın evine
      gitmesini arzulamıştı. Ama, îsa onun evine gitmeği hiç istememişti. Çünkü
      Hirodes, bir Centilî olup, sahte ve yalancı tanrılara tapar, necis Centilîlerin
      usulü üzere yaşardı. Şimdi, Yehuda oraya getirilince, Hirodes, kendisine pek
      çok sorular sordu; Yehuda, İsa olduğunu inkâr ederek bunlara, amaca uymayan
      cevaplar verdi.

       

      O
      zaman, Hirodes, tüm sarayıyla birlikte onunla alay etti ve, soytarılara
      giydirildiği gibi ona da beyazlar giydirip, geri Pilatus’a gönderdi ve dedi:
      «İsrail kavmine adalette başarısızlığa düşme!»

       

      Ve,
      Hirodes bunu yazdı, çünkü, önde gelen kâhinler, yazıcılar ve Ferisîler kendisine
      çok miktarda para vermişlerdi. Vali, bunu Hirodes’in bir hizmetçisinden
      duyunca, o da biraz para elde edebilmek için Yehuda’yı serbest bırakmak
      istermiş gibi yaptı. Bunun üzerine, kamçılayarak öldürmeleri için kendilerine
      yazıcıların ödemede bulunduğu kölelerine onu kamçılattı. Ama, bu konuda
      fermanını vermiş bulunan Allah, bir başkasını sattığı bu korkunç ölümü çekmesi
      için, Yehuda’yı çarmıha saklıyordu. Her ne kadar askerler onu, vücudu kan revan
      içinde kalıncaya kadar kırbaçlamışlarsa da, Yehuda’nın kırbaç altında ölmesine
      izin vermedi. Sonra, alay ederek, üzerine eski mor bir elbise giydirip,
      dediler: «Yeni kralımızı giydirmek ve taçlandırmak gerek.» Böyle deyip,
      dikenler topladılar ve kralların başlarına giydikleri altın ve kıymetli
      taşlardan oluşan taçlar gibi bir taç yaptılar ve bu dikenli tacı Yehuda’nın
      başına koydular. Asa yerine eline bir kamış verdiler ve yüksek bir yere
      oturttular. Ve, askerler önüne gelip, alaylı alaylı baş eğerek, onu


       

      Yahudiler’in
      kralı olarak selâmladılar. Ve, yeni kralların vermeye alışık oldukları
      hediyeleri almak için ellerini açtılar; ve hiç bir şey almayınca da Yehuda’yı
      tokatlayıp dediler: «Askerlerine ve hizmetçilerine ödemede bulunmayacaktın da,
      ne diye taç giydin aptal kral?»

       

      Yazıcılar
      ve Ferisilerle birlikte önde gelen kâhinler, Yehuda’nın kırbaçlarla ölmemiş
      olduğunu görünce, Pilatus’un onu serbest bırakmasından korkarak, valiye para
      hediyesinde bulundular. O da bunu alıp. Yehuda’yı ölüm suçlusu olarak
      yazıcılara ve Ferisî’lere verdi. Bunun üzerine, onun yanısıra iki hırsızı da
      çarmıhta ölüm cezasına çarptırdılar.

       

      Sonra
      onu, suçluları astıkları Kalveri dağına götürdüler ve orada, daha çok rezil
      olsun diye çıplak olarak çarmıha gerdiler.

       

      Yehuda,
      bağırmaktan başka gerçekte bir şey yapmadı : «Allah, suçlunun kurtulup
      gittiğini ve benim de haksız yere öldüğümü göre göre, beni neden terkettin?»

       

      Cidden
      diyorum ki, Yehuda’nın sesi, yüzü ve şekli Isa’ya o kadar benziyordu ki,
      şakirtleri ve mü’minleri onun îsa olduğuna tamamen inandılar; bu yüzden bazıları,
      İsa’nın sahte bir peygamber olduğuna ve gösterdiği mucizeleri büyü san’atıyla
      gerçekleştirdiğine inanarak, İsa’nın doktrininden ayrıldılar; çünkü, İsa
      dünyanın sonunun yaklaştığı zamana kadar ölmeyeceğini söylemişti. Çünkü, o
      zaman dünyadan alınmalıydı.

       

      Öte
      yandan, İsa’nın akidesinde sapasağlam devam edenler, ölenin tümüyle Isa’ya
      benzediğini görüp, îsa’-nın demiş olduğu şeyleri de hatırlamadıklarından
      üzüntüye kapıldılar. Ve, İsa’nın annesinin eşliğinde Kalveri dağına gidip,
      İsa’nın ölümünde sürekli ağlıyarak bulunmakla kalmadılar, aynı zamanda
      Nikademus ve Aberimetya’lı Yusuf’un aracılığıyla İsa’nın vücudunu, gömmek için
      validen aldılar. Ve, kesinlikle kimsenin inanmayacağı ağlamalarda onu çarmıhtan
      indirip, yüz liralık çok kıymetli merhemlerle sararak, Yusuf’un yeni mezarına
      gömdüler.

       

      218.

       

      Sonra,
      herkes kendi evine döndü. Bunu yazan Yuhanna ve kardeşi Yakup’la birlikte,
      İsa’nın annesiyle beraber Nasıra’ya gitti.

       

      Allah’tan
      korkmayan şakirtler geceleyin gidip, Yehuda’nın cesedini çalarak sakladılar ve
      İsa’nın yeniden dirildiğini yaydılar; bu yüzden büyük karışıklık doğdu. O
      zaman, başkâhin, afaroz cezasını göze almadan, kimsenin Nasıra’lı İsa’dan söz
      etmemesini emretti. Ve, büyük bir işkence başladı; pek çokları taşlandı, pek
      çokları dövüldü ve pek çokları ülkeden sürüldü; çünkü, bu konuda ağızlarını
      tutamıyorlardı.

       

      Nasıra’ya,
      çarmıhta ölmüş bulunan hemşehrileri İsa’nın yeniden dirildiği haberi geldi.
      Bunun üzerine, bu (satırlar) ı yazan İsa’nın annesinden ağlamayı bırakıp,
      sevinmesini rica etti. Çünkü, oğlu yeniden dirilmisti. Bunu duyan bakire Meryem
      ağlayarak dedi: «Kudüs’e gidip oğlumu bulalım. Onu gördüğüm zaman rahat
      ölebilirim.»

       

      219. İsa
      Gelerek İnananlarla 3 Gün Kalıyor

       

      Bakire,
      başkâhinin fermanının çıktığı gün, bu (satırlar) ı yazan, Yakup ve Yuhanna’yla
      birlikte Kudüs’e döndü.

       

      Burada,
      Allah’tan korkan bakire, başkâhinin fermanının haksız olduğunu bilmesine
      rağmen, yanında kalanlara oğlunu unutmalarını emretti. O zaman, herkes ne kadar
      da


       

      müteessir
      oldu! — İnsanların kalbini gözleyen Allah biliyor ki, muallimimiz İsa olduğuna
      inandığımız Yehuda’nın ölümünün üzüntüsüyle, onu yeniden dirilmiş görmenin
      arzusu arasında, İsa’nın annesiyle birlikte bitip tükeniyorduk.

       

      Bu
      yüzden, Meryem’in koruyucuları olan melekler, İsa’nın meleklerin eşliğinde
      kaldığı üçüncü göğe çıkıp, her şeyi İsa’ya anlattılar.

       

      Bunun üzerine îsa, kendisine
      annesini ve şakirtlerini görme gücü vermesi için Allah’a dua etti. O zaman
      rahim olan Allah, dört gözde meleği Cebrail, Mikâil, Rafail ve Uriel’e İsa’yı
      annesinin evine götürüp, yalnızca akidesine inananlarca görülmesine izin
      vererek, üç gün sürekli olarak kendisini gözetmelerini emretti.

       

      İsa
      nurla çevrilmiş olarak, bakire Meryem’in, iki kızkardeşi ve Marta ve Meryem
      Magdalen, Lazarus, bu (satırlar) ı yazan, Yuhanna, Yakup ve Petrus’la birlikte
      kalmakta olduğu odaya geldi. Bunun üzerine, herkes korkudan ölü gibi düştü. Ve,
      İsa annesini ve diğerlerini yerden kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü ben
      İsa’yım; ve ağlamayın, çünkü ben diriyim, ölmüş değilim.» Herkes uzun bir süre
      İsa’nın karşısında kendinden geçmiş gibi kaldı; çünkü, İsa’nın öldüğüne artık
      inanmış bulunuyorlardı. Sonra, Bakire ağlayarak dedi: -Söyle bana oğlum, sana
      ölüleri diriltme gücü veren Allah neden yakınlarının ve dostlarının utancına
      rağmen ve akidenin (düştüğü) utanca rağmen senin ölmene, izin verdi? Çünkü seni
      seven herkes adeta ölmüş durumda.»

       

      220.”Neden
      İsa’nın Öldüğüne İnandırıldılar?”

       

      îsa
      annesini kucaklayıp cevap verdi: «İnan bana anne, çünkü sana gerçekten diyorum ki,
      ben hiç ölmedim; Allah beni dünyanın sonuna kadar saklamış bulunuyor.» Ve, bunu
      deyip, dört meleğe görünmelerini ve meselenin nasıl geçtiği konusunda şahitlik
      etmelerini rica etti.

       

      Bunun
      üzerine, melekler dört parlak güneş gibi göründüler, öyle ki, herkes korkudan
      yine ölü gibi (yere) düştü.

       

      O
      zaman îsa meleklere, görünebilsinler ve konuştukları annesiyle ashabı
      tarafından duyulabilsin diye, giymeleri için dört keten bezi verdi. Ve, her bir
      kimseyi (yerden) kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Bunlar Allah’ın elçileridir;
      Allah’ın gizliliklerini bildiren Cebrail, Allah’ın düşmanlarına karşı savaşan
      Mikâil, ölenlerin ruhlarını alan Rafail (Azrail) ve herkesi Son Gün’de Allah’ın
      mahkemesine çağıracak olan Uriel (İsrafil).» O zaman dört melek, Allah’ın
      İsa’yı nasıl çağırdığını ve bir başkasını sattığı cezayı çekmesi için Yehuda’yı
      nasıl değiştirdiğini Bakire’ye naklettiler.

       

      Sonra,
      bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, sen bizimle birlikte kalırken benim
      için meşru olduğu gibi, şimdi de sana soru sormak benim için meşru mudur?» îsa
      cevap verdi: «Ne istersen sor Barnabas, sana cevap vereceğim.»

       

      O
      zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, Allah rahim olduğu halde, neden
      senin öldüğüne inandırarak bize eziyet etti? Ve, annen senin için o kadar
      ağladı ki, nerdeyse ölecekti. Ve Allah’ın bir mukaddesi olan sen, Allah neden
      üzerine, Kalveri dağında hırsızlar arasında öldürüldüğün iftirasının atılmasına
      izin verdi?»

       

      îsa
      cevap verdi: «înan bana Barnabas, her günahı, ne kadar küçük de olsa, Allah’a
      karşı günahla suç işlendiğinden, Allah büyük ceza ile cezalandırır. Bu nedenle,
      annem ve benimle birlikte olan imanlı şakirtlerin beni birazcık da dünya
      sevgisiyle sevdiklerinden, adaletli olan Allah, Cehennem alevleriyle cezalanmaması
      için bu sevgiyi şu andaki üzüntüyle cezalandırdı ve, her ne kadar ben dünyada
      suçsuz idiysem de, insanlar bana


       

      «Allah»
      ve «Allah’ın oğlu» dediklerinden, Hüküm Günü’nde şeytanların alayına
      uğramıyayım diye, Allah, herkesi benim çarmıhta öldüğüme inandırarak, bu
      dünyada Yahuda’nın ölümüyle insanların alayına uğramamı diledi. Ve bu alay,
      geldiği zaman bu aldanmayı Allah’ın kanununa inananlara açıklayacak olan
      Allah’ın elçisi Muhammed’in gelişine kadar sürecektir.»

       

      Bu
      şekilde konuştuktan sonra İsa dedi: «Sen adilsin ey Allah’ımız Rabb, çünkü
      sonsuz şan ve şeref ancak Sana aittir.»

       

      221.

       

      Ve,
      İsa bu (satırlar) ı yazana dönüp dedi: «Bak Barnabas, benim dünyada kalışım
      süresince tüm olup bitenlerle ilgili olarak benim İncil’imi elbette yazmalısın.
      Ve, aynı şekilde Yehuda’nın başına gelenleri de yaz ki, mü’minler aldanmasın ve
      herkes gerçeğe inansın.»

       

      O
      zaman, yazan cevap verdi: «Înşallah her dileği yaparım ey muallim, ama
      Yehuda’nın başına gelenler nasıl oldu bilmiyorum, çünkü hepsini görmedim.»

       

      İsa
      cevap verdi: «işte her şeyi gören Yuhanna ve Petrus, olup bitenlerin hepsini
      sana söylerler.»

       

      Ve,
      sonra îsa kendisini görmeleri için bize, imanlı şakirtlerini çağırmamızı
      emretti. O zaman Yakup ve Yuhanna, Nikodemus ve Yusuf’la birlikte yedi havari
      ve yetmişikiden başka daha pek çoklarını topladılar ve hepsi İsa ile birlikte
      yemek yediler.

       

      Üçüncü
      gün İsa dedi; «Annemle birlikte Zeytinlik Dağı’na gidin, çünkü, oradan yeniden
      göğe çıkacağım, beni kimin götürdüğünü görürsünüz.»

       

      Korkularından
      Şam’a kaçmış bulunan yetmişiki şakirdin yirmi beşi dışında herkes oraya gitti.
      Ve, hepsi ibadet halindeyken, îsa öğleyin Allah’a senada bulunan çok sayıda
      melekle geldi; ve, yüzünün nuru herkesi korkudan sararttı ve yüz üstü yere
      düştüler. Ama, İsa kendilerini kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Korkmayın, ben
      mualliminizim.» Ve, kendisinin ölüp yeniden dirildiğine inananları uyararak
      dedi: «Şimdi siz beni ve Allah’ı yalancılar yerine mi koyuyorsunuz? Çünkü Allah
      bana, size söylediğim gibi hemen hemen dünyanın sonuna kadar yaşamayı
      bahsetmiştir. «Bakın size diyorum ki, ben değil, hain Yehuda öldü. Dikkat edin,
      çünkü şeytan sizi aldatmak için her çabayı gösterecektir, ama siz tüm İsrail’de
      ve dünyanın her yanında duyduğunuz ve gördüğünüz bütün şeyler için benim
      şahitlerim olun.»

       

      Ve îsa böyle konuşup,
      mü’minlerin kurtuluşu ve günahkârların hidayeti için Allah’a dua etti. Ve duası
      sona erdi, annesini kucaklayıp dedi: «Selam sana anneciğim, seni ve beni
      yaratan Allah’a dayan.» Ve, böyle söyleyip, şakirtlerine dönerek dedi:
      «Allah’ın lûtfu ve rahmeti sizinle olsun.»

       

      Sonra, orada bulunanların gözleri
      Önünde dört melek onu göğe çıkardılar.

       

      222.

       

      İsa
      ayrıldıktan sonra, şakirtler İsrail’in ve dünyanın değişik bölgelerine
      dağıldılar ve şeytan’ın nefret ettiği Hak, her zaman olduğu gibi, Batılın
      işkencelerine uğradı. Çünkü, şakirtmiş gibi görünen birtakım şerli insanlar
      İsa’nın öldüğünü ve tekrar dirilmediğini yazdılar. Diğer bazıları, onun
      gerçekten öldüğünü, ama tekrar dirildiğini yazdılar. Bir diğerleri ise İsa’nın
      Allah’ın oğlu olduğunu yazdılar ve yazıyorlar; aralarında aldatılmış


       

      olan
      Pavlus da vardır. Ama biz, yazabildiğimiz kadarını Allah’tan korkanlara
      anlatıyoruz ki, Allah’ın son Hüküm Günü’nde kurtulabilsinler.

       

       

       

       

       

       

      İNCİLİN SONU