Namaz, İslam dininin beş temel ibadetinden biridir ve Müslümanların Allah’a yönelerek O’na dua ettiği, hayatlarını düzenlediği ve manevi bir bağlılık kurduğu kutsal bir ibadettir. Namaz, inananlar için büyük bir değere sahip olan ve günde beş vakit belirli zamanlarda gerçekleştirilen ritüel bir ibadettir.
Namaz kılmamak patronun verdiği işleri yapmayıp arkadaşlarının işlerinde yardımcı olma, işte uyumlu davranma, patrona güzel fikirler bulmaya benzer. Senin para almandaki temel neden; patronun verdiği işleri yapmak. Diğer yaptığın iyi şeyler işin ekstrası. Dünyada olma nedenin ise Allah’a kulluk etmek, namaz ise buradaki kilit nokta. İyi bir insan ol, Allah’ta böyle emrediyor zaten. Ama önce namaz kıl altını iman ile doldur güzel şeylerin.
Namazın önemi sadece dini açıdan değil, aynı zamanda manevi, psikolojik ve toplumsal açıdan da büyük bir rol oynar.
Namazın Anlamı ve Önemi
Namaz, İslam’ın temel direklerinden biri olarak kabul edilir ve Müslümanların Allah’a ibadet etmek, O’na yakınlaşmak, günahlarından arınmak ve manevi bir denge sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği bir ritüeldir. Namaz, Allah ile kul arasında kurulan bir iletişim vesilesidir ve Müslümanların günlük hayatlarını manevi değerlerle yönlendirmelerine yardımcı olur.
Namaz, Müslümanların dini kimliklerini güçlendiren ve inançlarını pratiğe döken önemli bir ibadettir. Her bir namaz vakitleri belirli zamanlarda gerçekleştirilir ve bu ibadetler, günlük yaşamın içine yerleştirilerek dini bilincin sürekli canlı tutulmasını sağlar. Namaz kılmak, Allah’a itaat etmek, O’na şükretmek ve O’nun huzurunda alçak gönüllü bir şekilde eğilmektir.
Namazın manevi bir derinliği vardır. İnsanlar, namaz sırasında dünyevi düşüncelerden uzaklaşıp Allah’ın huzuruna yönelirler. Bu, içsel huzurun sağlanması, stresten arınma ve zihinsel odaklanmanın artırılması anlamına gelir. Namaz, bir kişinin içsel dengesini korumasına, manevi huzurunu bulmasına ve yaşadığı zorluklarla başa çıkmasına yardımcı olur.
Namaz aynı zamanda toplumsal birlikteliği de pekiştirir. Camide cemaatle kılınan namazlar, Müslümanların bir araya gelerek kardeşlik ve dayanışma duygularını güçlendirmesine katkı sağlar. Namaz, toplum içinde düşünce ve duyguların paylaşılmasını, sosyal ilişkilerin geliştirilmesini teşvik eder.
Namazın sağladığı manevi denge ve disiplin, kişinin ahlaki değerlerini güçlendirmesine ve iyi bir karakter geliştirmesine yardımcı olur. Namaz, insanın kendisine ve çevresine karşı sorumluluklarını hatırlatır, kötülüklerden kaçınmayı öğretir ve iyilikleri yaymaya teşvik eder.
Namaz Kılmıyorum Ama İyilik Yapıyorum
“Namaz Kılmıyorum Ama İyilik Yapıyorum” düşüncesi, yüzeyde iyi niyetli gibi görünebilir; ancak İslam’ın öğretileriyle uyumlu değildir. Çünkü İslam, hem ibadetlerle hem de iyiliklerle yüce bir ahlakı ve hayat tarzını bir arada yaşamamızı öğretir. İbadetler, kalbimizi arındırarak Allah’a olan yakınlığımızı artırırken, iyilikler de insanlar arasında sevgi, yardımlaşma ve adalete hizmet etmemizi sağlar.
Bu düşüncenin yanlışlığı şu noktalarda yatmaktadır:
- Namazın Önemi: Namaz, İslam’ın beş temel ibadetinden biridir ve müminin Rabbine yönelerek O’na dua ettiği, teslimiyetini ifade ettiği kutsal bir ibadettir. Namazı terk etmek, Rabbimizle olan en önemli bağlarımızdan birini koparmak anlamına gelir.
- Manevi Derinlik: Namaz, ruhsal bir temizlik sağlar ve kalbi Allah’a yönlendirir. İyilik yapmak da elbette önemlidir, ancak manevi derinliği olan bir ibadet olan namaz, ruhumuzu besler ve Allah’a yakınlaşmamızı sağlar.
- İyiliklerin Yetersizliği: İyilik yapmak, şüphesiz önemlidir ve İslam bunu teşvik eder. Ancak, namaz gibi kutsal bir ibadeti terk edip sadece iyilik yapmak, eksik bir yaklaşımdır. İyilikler yaparken Allah’ın emirlerini yerine getirmemek, daha büyük bir iyiliği göz ardı etmek anlamına gelebilir.
Bu düşüncenin zararları ise şunlar olabilir:
- Manevi Eksiklik: Namaz, ruhsal bir bağlantıyı ifade eder. Onu terk ederek manevi olarak eksiklik hissedebilir ve içsel bir boşluğa düşebiliriz.
- Riyakârlık Riski: Sadece dışarıdan görünen iyilikler, içsel samimiyet olmadan yapıldığında riyakârlık riski taşır. Namaz ise Allah’a karşı gizli ve samimi bir bağlılığı ifade eder.
Çözüm yolları şunlar olabilir:
- Namazın Önemini Anlamak: Namazın İslam’daki yeri ve önemini daha iyi anlamak için İslam kaynaklarına yönelmek gerekir. Namazın ruhsal ve manevi boyutlarını kavramak, bu ibadeti daha derin bir şekilde anlamamıza yardımcı olacaktır.
- Namazın Yapısını Öğrenmek: Namazın nasıl kılınacağını ve anlamını öğrenmek, bu ibadeti daha anlamlı hale getirecektir. Namazın her bir aşamasını anlamak ve niyetle kılmak, manevi bir tatmin sağlayabilir.
- İyilik Yaparken Namazı İhmal Etmemek: İyilik yapmak elbette önemlidir, ancak namazı da ihmal etmemek gerekmektedir. İyiliklerinizi namazla birleştirerek, hem Allah’ın emirlerine uygun yaşamış olursunuz hem de insanlara yardım etme gayretinizi sürdürebilirsiniz.
- Tevbe ve Dua: Eğer namazı terk etmişseniz, tevbe edip Allah’tan af dilemek önemlidir. Samimi bir şekilde dua ederek, namazın manevi zenginliğini yeniden kazanmaya yönelik niyetler
Düzenli namaz kılamıyorum ne yapmalıyım
Namaz, müminlerin Rabbimize yönelerek O’na ibadet ettiği, manevi bir bağlılık ve içsel huzur kaynağıdır. Bu düşüncenin yanlışlığına ve zararlarına dair bazı noktaları aşağıda paylaşmak istiyorum:
Yanlışlık:
- Allah’a İtaat: Namaz, Allah’a olan bağlılığımızı gösterir ve O’na olan itaatimizin bir ifadesidir. Namazı terk etmek, bu bağlılığın zayıflamasına neden olabilir.
- Manevi Büyüme: Namaz, manevi olarak büyümemizi sağlar. Ruhumuzu arındırır, içsel dinginlik kazandırır. Namazı ihmal etmek ise bu manevi gelişimi engelleyebilir.
Zararlar:
- Manevi Boşluk: Namazı terk etmek, içsel bir boşluk ve huzursuzluk hissetmenize yol açabilir. Ruhani tatmin yerine geçecek başka bir şey bulmanız güç olabilir.
- Günahın Etkisi: Namazı ihmal etmek, günahların etkisini artırabilir ve günahlar arasında kaybolmanıza sebep olabilir.
Çözüm:
- Niyet ve Azim: Öncelikle niyetinizi güçlendirin. Namazın önemini, Allah’a olan sevgi ve itaat duygunuzu canlı tutarak namaza olan özlemi artırın.
- Tevbe ve Bağışlanma: Eğer namazı terk ettiyseniz, samimi bir tevbe ile Allah’tan bağışlanma dilemekten çekinmeyin. Allah, tevbeleri kabul eden ve affedicidir.
- Adım Adım Başlamak: Namaza başlamak için büyük adımlar atmak zorunda değilsiniz. Küçük adımlarla başlayarak zamanla namazlarınızı düzenli kılmaya çalışabilirsiniz.
- Öğrenme ve Anlama: Namazın anlamını ve önemini öğrenmek, onu daha anlamlı hale getirebilir. Namazı sadece bir ibadet olarak değil, Allah’la derin bir iletişim fırsatı olarak görmeye çalışın.
- Cemaat ve Destek: Cemaatle namaza katılmak, motivasyonunuzu artırabilir. Aynı zamanda, aileniz, arkadaşlarınız veya bir rehberinizden destek almak da faydalı olabilir.
- Dua: Allah’tan namaza olan isteğinizi ve yardım taleplerinizi samimi dualarla iletmeyi unutmayın. O, samimi duaları karşılıksız bırakmaz.
Unutmayın ki Allah, her çaba ve niyetinizi görmekte ve takdir etmektedir.
Bilerek namaz kılmamak
Bilerek namazı terk etmek, İslam’ın kutsal öğretilerine uygun değildir ve manevi bir zarara yol açabilir. Namaz, müminlerin Rabbimize yönelerek O’na dua ettiği, şükrettiği ve yakınlaştığı kutsal bir ibadettir. Bu ibadeti yerine getirirken, hem dünya hayatımızı hem de ahiret saadetimizi güvence altına alırız.
Namaz, bir müminin Rabbine olan sevgi, saygı ve itaatini ifade eder. Bu düşüncenin yanlışlığı, Rabbimizle olan bağlarımızın zayıflamasına ve kalbimizin gafletle dolmasına sebep olabilir. Bilerek terk ettiğimiz her bir namaz, ruhsal açıdan derin bir yara açar.
Namazın terk edilmesinin zararlarından bazıları şunlardır:
- İçsel Boşluk: Namaz, ruhumuzu besleyen manevi bir gıdadır. Namazı terk etmek, içsel bir boşluk ve huzursuzluk hissi yaratabilir.
- Günah Yükü: Namazı bilmeyerek veya kasıtlı olarak terk etmek, günah yükünü artırır. Günahlar, kalbimizi karartabilir ve uzaklaşmamıza neden olabilir.
- Allah’a Yakınlıktan Mahrumiyet: Namaz, Allah’a en yakın olduğumuz anlardan biridir. Namazı terk etmek, bu ulvi yakınlıktan mahrum kalmamıza sebep olabilir.
- Ahiret Kaygısı: Ahirette hesap verirken, namazların terk edilmesinin hesabını vermek, büyük bir endişe kaynağı olacaktır.
Çözüm ise şunlar olabilir:
- Tevbe ve İstiğfar: Eğer namazları terk etmişseniz, tevbe edip Allah’tan af dilemek en hayırlısıdır. O, affedicidir ve tevbeleri kabul buyurur.
- Bilgi Edinme: Namazın önemini ve faziletlerini öğrenmek, bu kutsal ibadete olan sevgimizi artırabilir. İslam’ın kaynaklarından namazın derin anlamını anlamaya gayret edelim.
- Dua ve Yakarış: Namaz, dua anlarıyla doludur. Allah’a içtenlikle yalvararak, namazın manevi güzelliklerini keşfedebilir ve ibadete olan arzumuzu artırabiliriz.
- Cemaat ve Topluluk: Namazı cemaatle kılmak, manevi bağlarımızı güçlendirebilir. Birlikte namaz kılmak, motive edici olabilir.
- Zamanı İyi Değerlendirme: Zaman yönetimine dikkat ederek, günlük işlerimizi düzenleyip namaza vakit ayırmak, düzenli kılmamıza yardımcı olabilir.
Rabbimiz bize her zaman yakın ve merhametlidir. O’nun rahmeti geniştir ve tevbe edenleri kabul buyurur. Namaz, manevi bir hazine ve Allah ile olan en özel bağlantımızdır. Onu düzenli olarak yerine getirerek, kalbimizi nur ile doldurabiliriz. Unutmayalım ki, Rabbimizin rahmeti ve affı her zaman yanımızdadır.
Canım namaz kılmak istemiyor ne yapmalıyım
Allah’a olan sevgi ve ibadetimizin bir ifadesi olarak namaz, İslam’ın temel köşe taşlarından biridir. “Namaz kılmak istemiyorum” düşüncesi, içsel bir mücadele anlamına gelebilir. Ancak bu düşüncenin yanlışlığına ve beraberinde getirebileceği zararlara dair bazı önemli noktaları paylaşmak istiyorum:
Yanlışlık:
- Allah’a Karşı Görev: Namaz, bizim Allah’a olan bağlılığımızın ve saygımızın bir ifadesidir. İbadetler, Yaradan’a olan yakınlığımızı artırır ve O’na duyduğumuz sevgiyi pekiştirir.
- Peygamberimizin Örnekliği: Peygamber Efendimiz (s.a.v), namazı hayatının merkezine koymuş ve ümmetine bu konuda örnek olmuştur. O’nun izinden gitmek, manevi anlamda büyük bir kazançtır.
Zararlar:
- Manevi Uzaklaşma: Namazı terk etmek, Allah’a olan duygusal bağımızı zayıflatabilir ve manevi olarak uzaklaşmamıza neden olabilir.
- Nefsin Güçlenmesi: Nefis, ibadetleri engellemek için vesileler bulabilir. Namazı ihmal etmek, nefsin güçlenmesine ve kötülüklere daha açık hale gelmesine neden olabilir.
Çözüm:
- Niyet ve Tevazu: İbadetlerde samimi niyetle yaklaşmak önemlidir. Namazı sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapma niyetiyle kılmak, içsel isteği artırabilir.
- Zikir ve Dua: Zikir, Allah’ı anmanın ve O’na yönelmenin bir yoludur. Dua etmek, içten dileklerimizi ifade etmek ve Allah’tan yardım istemektir.
- Kuran’ı Anlamak: Namaz esnasında okuduğumuz Kuran ayetlerini anlamaya çalışmak, ibadetin anlamını derinleştirir. Bu da namazı daha anlamlı kılabilir.
- Namazın Güzelliklerini Hatırlamak: Namazın ruhani güzelliklerini hatırlamak, onu bir zorunluluk değil, aksine bir fırsat olarak görmemizi sağlayabilir.
- Cemaatle Namaz: Mümkünse cemaatle namaza katılmak, motivasyonu artırabilir. Diğer Müslümanlarla bir arada olmanın manevi değeri büyüktür.
- Mücadele ve Sabır: İçsel mücadelelerde sabır göstermek, her türlü olumsuz düşünceyi aşmanıza yardımcı olabilir. İbadetlerdeki isteksizlik zamanla azalabilir.
Unutmayın ki bu bir süreçtir ve her Müslüman zaman zaman bu tür içsel zorluklarla karşılaşabilir. Allah, samimi çabalarınızı ve niyetlerinizi görmekte ve takdir etmektedir. Yavaş yavaş içsel isteği artırarak, namazı sevgi ve huzur içinde yerine getirebilirsiniz. Allah size yardım etsin ve bu kutsal görevi yerine getirme konusundaki azminizi artırsın.
Namaz kılanla kılmayan arasındaki fark
Namaz kılan ile kılmayan arasındaki fark, İslam’ın temel öğretileri ve manevi boyutları açısından oldukça önemlidir. İslam’a göre namaz, bir müminin Rabbine yönelerek ibadet ettiği en kutsal ve özel anlardan biridir. Bu nedenle namaz kılan ile kılmayan arasındaki farkları şu şekilde açıklayabiliriz:
- Allah’a Yakınlık: Namaz, müminin Allah’a yaklaşma ve O’nun huzurunda olma fırsatıdır. Namaz kılan, dünya işlerinden uzaklaşıp Rabbine yönelir ve O’na yakın hisseder. Namazsızlık ise bu manevi yakınlığın eksikliğine neden olabilir.
- İçsel Disiplin ve Nefis Terbiyesi: Namaz, düzenli bir ibadet olduğu için kişinin içsel disiplinini geliştirir ve nefis terbiyesine yardımcı olur. Namaz kılan, düzenli olarak ibadet etmek suretiyle nefsinin arzularını kontrol altına almayı öğrenir.
- Manevi Sağlık: Namaz, manevi sağlığın korunmasına yardımcı olur. İnsanın zihnini dinlendirir, stresten arındırır ve iç huzuru sağlar. Namazı düzenli olarak kılan kişi, manevi anlamda daha dengeli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilir.
- Tevazu ve Mütevazilik: Namaz, insanın Allah karşısındaki acziyetini ve kulluk görevini anlamasına yardımcı olur. Namaz kılan kişi, Rabbine yönelerek kulluk bilincini pekiştirir ve tevazu içinde yaşamayı öğrenir.
- Toplumsal Sorumluluk: Namaz, müminin toplumsal sorumluluklarını yerine getirmesine katkı sağlar. Namaz kılan kişi, Rabbine olan sorumluluğunu anladığı gibi, topluma karşı da sorumluluklarını daha etkin bir şekilde yerine getirme gayreti içinde olur.
- Manevi Büyüme ve Gelişme: Namaz, insanın manevi olarak büyümesine ve gelişmesine yardımcı olur. İbadetlerini yerine getirirken ruhsal olarak olgunlaşır, ahlaki değerleri güçlenir ve kendini sürekli yenileme fırsatı bulur.
- Bağışlanma ve Rahmet: Namaz, samimi bir şekilde kılındığında Allah’ın bağışlama ve rahmetine vesile olur. Namaz kılan kişi, günahlarından arınma ve Allah’ın merhametine nail olma umudu içinde olur.
Sonuç olarak, namaz kılan ile kılmayan arasındaki farklar, hem manevi hem de yaşamsal açıdan oldukça derin ve etkilidir. Namaz, bir müminin Allah’a olan bağlılığını ifade etmenin yanı sıra kişinin kendini geliştirmesine, içsel huzurunu bulmasına ve Rabbine yönelik sorumluluklarını yerine getirmesine yardımcı olur.
Namaz ile İlgili Ayetler
► O (takva sahipleri), gayba iman eder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. (2/Bakara 3)
► Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Ve rükû edenlerle beraber rükû edin. (2/Bakara 43)
► Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz ki o (namaz ve sabırla yardım dilemek), huşu ehli dışındakilere büyük/ağır gelen bir yüktür. (2/Bakara 45)
► (Hatırlayın!) Hani biz İsrailoğullarından: “Yalnızca Allah’a ibadet edin, anne babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve miskinlere/ihtiyaç sahibi yoksullara iyilik yapın. İnsanlara güzel söz söyleyin. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç (büyük çoğunluğunuz) sözünüzden döndünüz ve hâlâ yüz çevirmeye devam etmektesiniz. (2/Bakara 83)
► Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. (Bilin ki) kendiniz için yapıp takdim ettiğiniz hayırları Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızı görendir. (2/Bakara 110)
► Ey iman edenler! Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir. (2/Bakara 153)
► İyilik, yüzünüzü doğu ya da batı cihetine dönmeniz değildir. (Gerçek anlamda) iyilik, Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, Kitab’a ve nebilere inananların; sevmesine rağmen malı, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere verenlerin; namazı kılıp, zekâtı verenlerin; söz verdiklerinde sözlerine bağlı kalanların; fakirlik, hastalık ve savaş zamanında sabredenlerin yaptığıdır. İşte bunlar sadık olanlardır. Bunlar takva sahiplerinin ta kendileridir. (2/Bakara 177)
► Namazları koruyun! Orta namazı da (koruyun ve daha fazla ehemmiyet gösterin). Ve Allah için gönülden itaat ederek kıyama durun. (2/Bakara 238)
Orta namaz, tercih edilen görüşe göre ikindi namazıdır. (bk. Buhari, 6396; Müslim, 627, 629)
► Şayet korkarsanız ayakta ya da binek üzerinde (namazlarınızı kılın). (Korku hâli geçip) emniyete kavuşunca, size bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah’ı zikredin. (2/Bakara 239)
Burada boşanmaya dair ayetler kesilmiş, namaz konusuna temas edilmiş, sonrasında tekrar boşanma hükümlerine dönülmüştür. Bu tasarrufun gelişigüzel ve amaçsız olması mümkün değildir. En doğrusunu Allah (cc) bilir demekle beraber, iki hikmet zikredebiliriz:
a. Allah’ın (cc) hükümlerini uygulayabilmek için, kul ile Rabbi arasında manevi bir bağ olmalıdır. Hiç şüphesiz, bu bağların en kuvvetlisi namazdır.
b. Namaz bir ibadet olduğu gibi; Allah’ın (cc) şeriat ve yasalarına boyun eğmek, başka kanun ve yasalara iltifat etmemek, Allah’ın rızasına uygun yaşama isteği ve çabası da bir ibadettir.
► Şüphesiz ki iman edenler, salih amel işleyenler, namazı dosdoğru kılanlar ve zekâtı verenlerin Rableri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (2/Bakara 277)
► Kendilerine: “(Savaştan) elinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin.” denilen kimseleri görmedin mi? (Savaşın farz kılınması için ısrar ediyorlardı.) Savaş onlara farz kılınınca da onlardan bir grup Allah’tan korkar gibi veya daha şiddetli bir korkuyla insanlardan korkmaya ve: “Rabbimiz! Niçin bize savaşı farz kıldın? Bize yakın bir zamana kadar mühlet verseydin ya!” demeye başladılar. De ki: “Dünya metaı azdır. Ahiret ise korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Ve size kıl kadar dahi zulmedilmez.” (4/Nisâ 77)
► Fakat onlardan ilimde derinleşenler ve müminler, sana ve senden önce indirilene iman ederler. Namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edenler… Bunlara büyük bir ecir vereceğiz. (4/Nisâ 162)
► Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı ve onların arasından on iki temsilci tayin etmiştik. Allah demişti ki: “Şüphesiz ki ben, sizinle beraberim. Şayet namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, resûllerime iman eder, onları destekler ve Allah’a güzel bir borç verirseniz sizin kusurlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Sizden her kim bundan sonra küfre girerse elbette, dosdoğru yoldan sapmış olur.” (5/Mâide 12)
► Sizin dostunuz ancak Allah, Resûl’ü, namazı kılıp zekâtı veren ve rükû eden mümin kimselerdir. (5/Mâide 55)
► Siz, birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun konusu edinirler. Bu, onların akletmeyen bir toplum olmalarındandır. (5/Mâide 58)
► Şeytan, içki ve kumarla ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (5/Mâide 91)
► Ey iman edenler! Sizden birine ölüm geldiğinde, vasiyet hazırlanışı esnasında sizden iki adil şahit olsun. Şayet yolculuk hâlinde olursanız ve ölüm size gelip çatarsa sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun. Şayet (şahitliklerinden) şüphe ederseniz onları namazdan sonra alıkoyarsınız ve şöyle yemin ederler: “Akraba dahi olsa yeminimizi hiçbir bedele satmayacağız. Allah’ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. (Şayet gizlersek) elbette günahkâr kimselerden oluruz.” (5/Mâide 106)
► (Ayrıca) namazı kılın ve O’ndan korkup sakının (diye emrolunduk). (Dirilip) huzurunda toplanacağınız O’dur. (6/En’âm 72)
► Bu (Kur’ân) ise, Mekke ve çevresini onunla uyarasın diye indirdiğimiz, mübarek ve kendisinden önceki (Tevrat’ı) doğrulayan bir Kitap’tır. Ahirete iman edenler (bu Kitab’a) inanırlar ve onlar namazlarını (vakitlerine, rükün ve şartlarına, huşu ve adabına dikkat ederek) korurlar. (6/En’âm 92)
► De ki: “Şüphesiz ki benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (6/En’âm 162)
► Kitab’a (dört elle) yapışanlar ve namazı dosdoğru kılanlar var ya! Şüphesiz biz, ıslah edenlerin ecirlerini zayi etmeyiz. (7/A’râf 170)
Kur’ân’ın bütünlüğü içinde Yahudilerin, kendilerine indirilen Kitap karşısında üç sınıf olduğunu görürüz:
a. Kitap’tan hiçbir şey bilmeyen, kulaktan duyma bilgileri kitap zanneden ümmiler (2/Bakara, 78),
b. Kitab’ı okuyup durduğu hâlde onu tahrif edenler (5/Mâide, 13), Kitab’ın ayetlerini gizleyenler (3/Âl-i İmran, 187), elde edeceği bir dünyalık için Kitab’ın ayetlerini satanlar (2/Bakara, 79), yönetici ve sermaye sahiplerini razı etmek için Kitab’ın hükümlerini eğip bükenler (7/A’râf, 175-176), işine geldiğinde Kitab’ın hükümlerine uyan, gelmediğinde yüz çevirenler (24/Nûr, 47-50),
c. Kitab’a dört elle sarılıp onun içindeki hükümleri uygulamaya çalışan salihler (7/A’râf, 170).
Bu üç sınıf da Kitab’a iman ettiğini iddia etmektedir. Allah (cc), birinci ve ikinci grubun iddialarını yalanlamakta ve onların kâfir olduğuna hükmetmektedir. (bk. 2/Bakara, 79, 85, 101; 3/Âl-i İmran, 7; 4/Nisâ, 105; 5/Mâide, 43, 44, 68…) Üçüncü sınıfın iman iddiasını kabul etmekte ve bunların mümin olduğuna hükmetmektedir. (bk. 2/Bakara, 121; 24/Nûr, 51)
► Onlar ki; namazı dosdoğru kılar ve onlara rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (8/Enfâl 3)
► Onların Kâbe yanındaki namazları/duaları, alkış ve ıslıktan başka bir şey değildir. (Öyleyse) kâfir olmanız sebebiyle tadın azabı (bakalım). (8/Enfâl 35)
► Haram aylar çıktığında, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın ve her gözetleme yerine onlar için oturup (onları gözetleyin). Şayet (şirkten) tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse yollarını açın/onları serbest bırakın. Şüphesiz Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (9/Tevbe 5)
► Şayet (şirkten) tevbe eder, namazı kılar, zekâtı da verirlerse dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle detaylı bir şekilde açıklarız. (9/Tevbe 11)
► Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resûl’üne itaat ederler. Allah’ın rahmet edecekleri bunlardır işte. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (9/Tevbe 71)
► Biz Musa’ya ve kardeşine şöyle vahyetmiştik: “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın. Evlerinizi (içinde namaz kılınan) kıblegâh hâline getirin. Namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele.” (10/Yûnus 87)
► Gündüzün iki ucunda ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, (Allah’ı) ananlar için bir öğüttür. (11/Hûd 114)
► Onlar ki; Rablerinin rızasını elde etmek için sabreder, namazı dosdoğru kılar, onlara rızık olarak verdiklerimizden gizli açık (sürekli) infak eder, kötülüğü iyilikle savarlar. Böylelerine (ahiret) yurdunun (güzel) akıbeti vardır. (13/Ra’d 22)
► İman eden kullarıma de ki: “Namazı dosdoğru kılsınlar, içinde ne alışverişin ne de dostluğun olduğu o gün gelmeden önce, rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infakta bulunsunlar.” (14/İbrahîm 31)
► “Rabbimiz! Şüphesiz ki ben, ailemden bir kısmını namazı dosdoğru kılsınlar diye senin mukaddes evinin (Kâbe’nin) yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. İnsanlardan bir kısmının kalplerini onlara meylettir/onlara karşı ilgili kıl. Onları meyvelerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.” (14/İbrahîm 37)
► “Rabbim! Beni ve zürriyetimi namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul et.” (14/İbrahîm 40)
► Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. O, Rabbinin yanında razı olunan bir kuldu. (19/Meryem 55)
► “Şüphesiz ki ben, Allah’ım. Benden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Bana ibadet et. Beni zikretmek için namaz kıl.” (20/Tâhâ 14)
► Ailene namazı emret, sen de onda sabırlı/kararlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz. Biz seni rızıklandırıyoruz. Akıbet takvanındır. (Takvalı olanlarındır.) (20/Tâhâ 132)
► Onları emrimizle hidayete ulaştıran imamlar kılmıştık. Onlara hayırlı işleri yapmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyetmiştik. Onlar bize kulluk/ibadet eden kimselerdi. (21/Enbiyâ 73)
► Onlar ki; Allah anıldığında kalpleri titrer, başlarına gelene sabreder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (22/Hac 35)
► Allah yolunda hakkıyla/Allah’ın şanına yakışır şekilde cihad edin. O sizi seçti. Dinde size bir darlık/güçlük yüklemedi. Atanız İbrahim’in milletine (uyunuz)! O (Allah) sizleri bundan önce de bunda da Müslimler/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullar diye isimlendirdi ki, Resûl size, siz de insanlara şahitlik edesiniz. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a tutunun. O, sizin Mevlanızdır. Ne güzel bir dost ve ne güzel bir yardımcı! (22/Hac 78)
İbrahim’in milleti için bk. 60/Mümtehine, 4
► Onlar ki; namazlarında huşu içerisindelerdir. (23/Mü’minûn 2)
Huşu, sükûnet, hareketsizlik, kısılma ve dinme gibi anlamlara gelir. Namazda huşu, kalpte var olan mutmainlik, huzur, sükûnet ve Allah’ın (cc) huzurunda olma şuurunun, bedene saygı, hareketsizlik ve edep olarak yansımasıdır. Huşu, namazda kalbin ve bedenin Allah’a (cc) karşı edeple süslenmesidir. Namazın kişiyi kötülükten alıkoyması (29/Ankebût, 45), sabrını arttırması (2/Bakara, 45), bencillik ve cimrilikten alıkoyması (70/Meâric, 19-22) ve günahları gidermesi (11/Hûd, 114) huşuyla kılınan namaz için söz konusudur.
► Onlar, (vakitlerine, şart ve rükünlarına, huşu ve sünnetlerine dikkat ederek) namazlarını korurlar. (23/Mü’minûn 9)
► Onlar, ticaretin ve alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlardır. Kalplerin ve gözlerin (dehşetten) ters döndüğü bir günden korkarlar. (24/Nûr 37)
► Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Resûl’e itaat edin ki, merhamet olunasınız. (24/Nûr 56)
► O (müminler ki) namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir ve ahirete de yakinen iman ederler. (27/Neml 3)
► Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz ki namaz, insanı fuhşiyat ve münkerden alıkoyar. (Kıldığınız namaza karşılık) Allah’ın sizi anması daha büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir. (29/Ankebût 45)
bk. 23/Mü’minûn, 2
► O’na yönelenler olun. O’ndan korkup sakının. Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın. (30/Rûm 31)
► O (muhsinler,) namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir ve ahirete de yakinen iman ederler. (31/Lokmân 4)
► “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten alıkoy ve başına gelene sabret. Şüphesiz ki bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.” (31/Lokmân 17)
► Evlerinizde karar kılın. İlk cahiliye kadınlarının (kendilerini görünür kılmak için) süs ve güzelliklerini açtıkları gibi yapmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûl’üne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden (manevi) kirleri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. (33/Ahzâb 33)
► Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez. (Günah) yükü ağır olan biri (yükünü) taşıması için birini çağırsa yakın akraba dahi olsa günahı ona yükletilmez. Sen yalnızca gaybta (görmedikleri hâlde ya da kimsenin kendilerini görmediği yerlerde) Rablerinden korkanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarırsın. Kim de arınırsa, ancak kendi yararına arınmış olur. Dönüş yalnızca Allah’adır. (35/Fâtır 18)
► Hiç şüphesiz, Allah’ın Kitabı’nı okuyan, namazı dosdoğru kılan ve rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık olarak infak edenler; zarara uğramayacak bir ticaret umarlar. (35/Fâtır 29)
► Gizli konuşmalarınızdan önce sadakalar verecek olmaktan dolayı korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah tevbenizi kabul etti. (O hâlde) namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûl’üne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (58/Mücadele 13)
► Ancak namaz kılanlar hariç. (70/Meâric 22)
Huşu ile kılınan bir namaz, insanın helu’/sabırsız/aceleci/bencil yönünü terbiye eder. (bk. 23/Mü’minûn, 2)
► Onlar ki; namazlarında süreklilerdir. (70/Meâric 23)
► Onlar (vakitlerine, şart ve rükünlerine, huşu ve sünnetlerine dikkat ederek) namazlarını korurlar. (70/Meâric 34)
► Şüphesiz ki Rabbin, gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde senin ve beraberindeki bir grubun (namaz için) kalktığını bilir. Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. O sizin (gece boyu namaza) güç yetiremeyeceğinizi bildi. (Buna binaen) tevbelerinizi kabul etti. Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Sizden hastalananlar olacağını, başkalarının yeryüzünde Allah’ın lütfunu arayarak yolculuk edeceğini, bir diğerlerinin Allah yolunda savaşacağını bildi. (O hâlde) Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için hayır olarak ne takdim etmişseniz, onu Allah’ın yanında daha hayırlı ve mükâfatı daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (73/Müzzemmil 20)
► Hâlbuki onlar, ancak dini O’na halis kılan hanifler olarak Allah’a ibadet etmekle, namazı dosdoğru kılıp, zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. İşte dosdoğru din budur. (98/Beyyine 5)
Namaz İle İlgili Hadisler
İbn Mesut (r.a.) rivayet ediyor:
Bir adam Peygamber’e, “Amellerin/İbadetlerin en faziletlisi hangisidir?” diye sordu. Efendimiz, “Vaktinde kılınan namazdır…” buyurdu. (Buhârî, Tevhîd, 48)
***
Abdullah b. Mesut (r.a.) tarafından nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Kıyamet gününde) kulun ilk önce hesaba çekileceği şey, namazdır…” (Nesâî, Muhârebe, 2)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Büyük günah işlenmedikçe beş vakit namaz ve iki cuma, aralarındaki günahlara kefarettir.” (Müslim, Tahâret, 14)
***
Câbir b. Abdullah’ın (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cennetin anahtarı, namazdır…” (Tirmizî, Tahâret, 1)
***
(Hz. Peygamber’e vahiy kâtipliği yapan) Hanzala b. Rebî’ Kâtib (r.a.) anlatıyor:
Allah Resûlü’nü şöyle derken işittim: “Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaz(ı kılmay)a devam eden ve bu beş vakit namazın Allah katından gelen bir emr-i hak olduğunu kabul eden kimse cennete girer.” (İbn Hanbel, IV, 266)
***
Hz. Ali’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Namazın anahtarı temizliktir. Başlangıcı tekbir, bitimi ise selâmdır.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 31)
***
Mâlik (b. Huveyris) anlatıyor:
Biz yaşça birbirine yakın bir grup gençle Hz. Peygamber’e geldik ve onun yanında yirmi gün kaldık. Allah Resûlü çok merhametli ve şefkatli idi. Ailelerimizi özlediğimizi ya da —dönmeyi— arzuladığımızı anlayınca geride kimleri bıraktığımızı sordu, biz de anlattık. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ailelerinizin yanına dönün. Onlarla ikamet edin. Onlara, (öğrendiklerinizi) öğretin ve onlardan (dinin gereklerini yapmalarını) isteyin. Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de namazı öyle kılın. Namaz (vakti) geldiğinde içinizden biri sizin için ezan okusun. En büyüğünüz de size imam olsun.” (Buhârî, Ezân, 18)
***
Muâviye b. Hakem es-Sülemî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bu namazda insan kelâmı konuşulmaz. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktır.” (Müslim, Mesâcid, 33)
***
Enes b. Mâlik’ten (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ki sizden biri namaz kılarken (aslında) Rabbiyle özel olarak konuşmaktadır…” (Buhârî, Salât, 36)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu (an) secde hâlidir. Öyleyse (secdede iken) çokça dua ediniz.” (Müslim, Salât, 215)
***
Muâz b. Cebel (r.a.) anlatıyor:
“Hz. Peygamber ile birlikte bir yolculukta idim… O şöyle buyurdu: ‘Dinin başı İslâm (kelime-i şehâdet getirerek Allah’a teslim olmak), direği ise namazdır.’” (Tirmizî, Îmân, 8; İbn Hanbel, V, 231)
***
Cündeb el-Kasrî’den (r.a.) işitildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her kim sabah namazını kılarsa, o kimse Allah’ın koruması altındadır.” (Müslim, Mesâcid, 262)
***
Abdullah b. Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 14; Müslim, Mesâcid, 200)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) işittiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) bir defasında şöyle demiştir:
“Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve onda her gün beş defa yıkansa, bu o kimsenin kirinden bir şey bırakır mı, ne dersiniz?” Sahâbîler, “Onun kirinden hiçbir şey bırakmaz.” demişler, bunun üzerine Resûlullah, “İşte beş vakit namaz da böyledir! Allah onlarla günahları yok eder.” buyurmuştur. (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6)
***
Saîd b. Müseyyeb’in Ebû Katâde b. Rib’î’den (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah şöyle buyurdu: ‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise katımda böyle bir vaad yoktur.’” (Ebû Dâvûd, Salât, 9)
***
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) tarafından rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bir kişinin sürekli mescide gittiğini görürseniz onun imanına şahit olun! Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder…’” (Tevbe, 9/18; Tirmizî, Îmân, 8; İbn Mâce, Mesâcid, 19)
***
Abdullah b. Ömer’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletlidir.” (Buhârî, Ezân, 30; Müslim, Mesâcid, 249)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse camiye gitme niyetiyle evinden çıktığında, attığı bir adımla kendisine bir sevap yazılır, diğer adımıyla bir günahı silinir.” (Nesâî, Mesâcid, 14; İbn Hanbel, II, 320)
***
Ebû Mesut (r.a.) anlatıyor:
“Resûlullah namazda omuzlarımıza dokunur ve şöyle derdi: ‘Düzgün durun, karışık durmayın ki kalpleriniz de karmakarışık olmasın!..’” (Müslim, Salât, 122)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her kim sabah akşam mescide giderse, her sabah ve akşam gidişinde Allah ona cennette bir yer hazırlar.” (Buhârî, Ezân, 37; Müslim, Mesâcid, 285)
***
***
İbn Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“En hayırlılarınız, size müezzinlik yapsın, Kur’an’ı en iyi bilenleriniz de size imamlık yapsın.” (Ebû Dâvûd, Salât, 60)
***
Ebû Mesut el-Ensârî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bir topluluğa Allah’ın Kitabı’nı en iyi okuyup bileni imam olsun. Kur’an’ı okuma (ve anlama) konusunda eşit iseler sünneti en iyi bilen imam olsun… Bir kimse, izin vermedikçe bir başkasının yetkili olduğu yerde imamlık yapmasın ve kişinin evindeki özel mekânına oturmasın.” (Müslim, Mesâcid, 290)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz insanlara namaz kıldırdığında (namazı) kısa tutsun. Çünkü cemaat içerisinde hasta, zayıf ve yaşlı kimseler olabilir. Ama biriniz tek başına namaz kıldığında, dilediği kadar uzatsın.” (Nesâî, İmâmet, 35)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İmam (kendisine uyanların namazlarına) kefil, müezzin ise (namaz vakitleri konusunda) kendisine güvenilen kimsedir. Allah’ım! İmamlara (kefil oldukları konuda) muvaffakiyet ver, müezzinleri de (olası taksirlerinden dolayı) bağışla!” (Tirmizî, Salât, 39)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İmam safın ortasında kalacak şekilde safa durun ve (saflarınızdaki) boşlukları doldurun.” (Ebû Dâvûd, Salât, 98)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İmam ancak kendisine uyulmak için vardır. Öyleyse (namazda) ondan farklı davranmayın. O rükûa varınca siz de rükûa varın. ‘Semiallâhü limen hamideh.’ dediği zaman ‘Rabbenâ leke’l-hamd.’ deyin. Secdeye gittiği zaman siz de secdeye gidin. Oturarak namaz kıldığı vakit siz de hep birlikte oturarak kılın. Namazda safı düzgün tutun. Çünkü safı düzgün tutmak namazın güzelliğindendir.” (Buhârî, Ezân, 74)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Güneşin doğduğu en hayırlı gün, cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet de ancak cuma günü kopacaktır.” (Müslim, Cum’a, 18)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her kim gusleder, sonra cumaya gelip belirlenen namazı kılar, sonra hutbesini bitirinceye kadar sessizce (imamı) dinler, sonra onunla beraber namazını kılarsa, o cuma ile sonraki cuma arasındaki günahları ayrıca üç günlük günahları daha bağışlanır.” (Müslim, Cum’a, 26)
***
Hz. Hafsa’nın (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cuma namazına gitmek, bulûğa ermiş olan herkese farzdır.” (Nesâî, Cum’a, 2)
***
Ebû’l-Ca’d ed-Damrî (r.a.) —ki kendisi sahâbîdir— Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Her kim önemsemediğinden dolayı cuma namazını üç defa terk ederse kalbi mühürlenir.” (İbn Mâce, İkâmet, 93)
***
Kesîr b. Abdullah b. Amr b. Avf el-Müzenî’nin (r.a.), babası aracılığıyla dedesinden Amr b. Avf’tan (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cuma günü öyle bir an vardır ki kul o anda Allah’tan bir şey dilerse Allah mutlaka ona o isteğini verir.” (Tirmizî, Cum’a, 2)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Müminin mümin üzerinde altı hakkı vardır: Hastalandığında onu ziyaret eder, öldüğünde cenazesinde bulunur, kendisini davet ettiğinde davetine icabet eder, onunla karşılaştığında selâm verir, aksırdığında ona hayır duada bulunur, yanında ve gıyabında onun için samimi davranır.” (Tirmizî, Edeb, 1; Nesâî, Cenâiz, 52)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) bildirdiğine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kim namazı kılınana kadar cenazenin yanında bulunursa, ona bir kîrat; kim de defnedilinceye kadar cenazenin yanında bulunursa, ona iki kîrat sevap vardır.” “İki kîrat ne (kadardır)?” diye sorulduğunda Hz. Peygamber, “İki büyük dağ kadardır.” cevabını vermiştir. (Buhârî, Cenâiz, 58; Müslim, Cenâiz 52)
***
Ebû Hüreyre’nin (r.a.) işitip rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cenaze namazı kıldığınız zaman, onun için samimiyetle dua edin.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 54, 56)
***
Avf b. Mâlik el-Eşcaî (r.a.) anlatıyor:
“Hz. Peygamber’in bir cenaze için namaz kılarken şöyle dua ettiğini işittim: ‘Allah’ım! Onu bağışla, ona acı ve onu affet, ona afiyet ver, vardığı yerde ona ikramda bulun, yerini (kabrini) geniş eyle. Onu su, kar ve dolu ile yıka. Beyaz elbisenin kirden arınması gibi onu hatalarından arındır. Ona bu dünyadaki evinden daha hayırlı bir ev, ailesinden daha hayırlı bir aile, eşinden daha hayırlı bir eş ver. Onu kabir imtihanından ve cehennem azabından koru.’” (Müslim, Cenâiz, 86)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Kıyamet günü) kulun ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Eğer bunu tam olarak yapmışsa (ne âlâ!) Ama (farz namazları tamam) değilse Yüce Allah, ‘Kulumun nafilelerine bakın.’ buyurur. Eğer nafile namazı bulunursa, ‘Onunla farzları tamamlayın.’ buyurur.” (Nesâî, Salât, 9)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allah şöyle buyurdu: ‘Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım…’” (Buhârî, Rikâk, 38)
***
Abdullah b. Şakîk (r.a.) anlatıyor: “Âişe’ye, Resûlullah’ın nafile namazlarını sordum. Şöyle dedi: ‘Resûlullah benim evimde öğleden evvel dört rekât (nafile namaz) kılar, sonra (mescide) çıkarak insanlara namaz kıldırır, ardından gelir ve iki rekât (nafile daha) kılardı. Cemaate akşam namazını kıldırır, sonra (benim evime) gelir, iki rekât nafile kılardı. Cemaate yatsıyı kıldırır ve yine benim evime gelir, iki rekât (nafile) kılardı. Geceleyin vitirle beraber olmak üzere dokuz rekât namaz kılardı…’” (Müslim, Müsâfirîn, 105; Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 1)
***
Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse geceleyin hanımını uyandırır da ikisi de namaz kılarsa veya birlikte iki rekât namaz kılarlarsa zâkirîn ve zâkirâtın (Allah’ı çokça anan erkekler ve hanımların) arasına yazılırlar.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18)
***
Ebû Seleme b. Abdurrahman (r.a.), Hz. Âişe’ye (r.a.), “Resûlullah’ın Ramazan’da kıldığı namazlar nasıldı?” diye sordu. O da şöyle cevap verdi: “Resûlullah Ramazan’da da Ramazan dışındaki gecelerde de on bir rekâttan fazla namaz kılmazdı. Önce dört rekât kılardı ki o rekâtların güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra dört rekât daha kılardı. Bunların da güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra da üç rekât (vitir namazı) kılardı…” (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1; Müslim, Müsâfirîn, 125)
***
Zeyd b. Sâbit’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) (teravih namazını mescitte kılmakta ısrarcı olanlara) şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Sizin bu namaz konusundaki ısrarlı tutumunuzu gördüm ve onun size farz kılınmasından endişe duydum. Şayet farz kılınsa eda etmekte zorlanacaktınız. Siz bu namazı evlerinizde kılın. Çünkü kişinin farz namaz dışında kıldığı en faziletli namaz, evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, İ’tisâm, 3)
***
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir gecesini ihya eden kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Fadlü leyleti’l-kadr, 1)
***
Ukbe b. Âmir el-Cühenî (r.a.) şöyle demiştir:
“Üç vakit vardır ki, Resûlullah o vakitlerde namaz kılmamızı ve cenazelerimizi defnetmemizi bize yasaklardı: Güneşin doğmaya başlamasından yükselmesine kadar; güneş tam gökyüzünün ortasında iken (batıya) meyledinceye kadar; bir de batmaya başlamasından itibaren batıncaya kadar.” (Müslim, Müsâfirîn, 293)
***
Velîd b. Ayzâr (r.a.), Ebû Amr eş-Şeybânî’nin (r.a.), Abdullah’ın (r.a.) evini göstererek şöyle dediğini işitmiştir:
Bana şu evin sahibi Abdullah b. Mesut şöyle dedi: “Resûlullah’a, ‘Allah katında en güzel amel hangisidir?’ diye sordum. ‘Vaktinde kılınan namaz.’ buyurdu. ‘Sonra hangisidir?’ dedim, ‘Sonra, anne babaya iyilik yapmak.’ buyurdu. ‘Sonra hangisidir?’ deyince, ‘Sonra, Allah yolunda cihad etmek.’ buyurdu.” (Müslim, Îmân, 139; Buhârî, Edeb, 1)
***
Enes b. Mâlik’in (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir namazı unutursa onu hatırladığında kılsın. Zira onun kefareti ancak budur…” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 37; M1566 Müslim, Mesâcid, 314)
***
Resûlullah’ın (s.a.v.) süvarisi Ebû Katâde el-Ensârî’nin (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden, sabah namazının (sünnet olan) iki rekâtını devamlı kılmakta olanlar, o ikisini (kazaya kaldığında da) kılsın.” (Ebû Dâvûd, Salât, 11)
***
Ebû Katâde (r.a.) şöyle diyor:
“Resûlullah bize bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu: ‘…Bilin ki! Uykudan dolayı (namazı kılamamak) bir kusur değildir. Esas kusur, ancak diğer namazın vakti gelinceye kadar namazını kılmayan kimsenin davranışıdır. Buna göre kim (uyuyup kalır da) namazını kılamazsa uyandığı zaman o namazı kılsın! Ertesi gün o namazı vaktinde kılsın!’” (Müslim, Mesâcid, 311)

Bir yanıt yazın