Nazar Hakkında Her Şey (2021)

 

İSLAMDA NAZAR

Nazarın mahiyeti ve nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirebildikleri dinen de kabul edilmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “İnkâr edenler Kur’an’ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi.” (Kalem, 68/51-52) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Göz değmesi (nazar) haktır.” (Buhârî, Tıb, 36) buyurmuş; yüzünde sarılık gördüğü biri için; “Bunun için dua edin, çünkü kendisinde nazar var.” (Buhârî, Tıb, 35) demiştir.

Resûlullah’ın (s.a.s.) nazar değmesine karşı Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûrelerini okuduğu; ashabına da bunları okumalarını tavsiye ettiği rivayet edilmektedir (Tirmizî, Tıb, 16; İbn Mâce, Tıb, 32).
Bunların yanında büyüye ve nazara karşı birden çok dua okunabilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) ayrıca, torunları Hasan ve Hüseyin’i nazar ve benzeri olumsuzluklardan korumak için onlara şu duayı okurdu:
أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ
“Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, Ehâdîsu’l-enbiyâ, 10; bkz: İbn Mâce, Tıb, 36).

Yine Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Kim hoşuna giden bir şey görür de; ‘Mâşâallah lâ kuvvete illâ billâh’ (Allah’ın dilediği olur. Ondan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur) derse, ona hiçbir şey zarar vermez.” (Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, VI, 213) buyurmuştur.

Bakınızhttps://dokuntu.net/kalplerin-gozleri/

Nazar Duaları

Nazarın ne olduğunu birçok insan bilmemekte

İnsaın tesir altına alan, hasta eden bazı vak’alar vardır ki, tıp ilmi bunlar için kesin teşhise varamamıştır. Gerçek sebebi hakkında da açık bir bilgi verememektedir. İşte bunlardan birisi de “nazar etme,” “göz değme”dir. Nazarın gerçek olduğu, nazar edilen kimsenin hastalanmasına, hattâ ölümüne sebep olduğu da bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.

Nazarın gerçek olduğunu ve insanın kaderiyle yakından alâkasının bulunduğunu ifade eden Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Nazar haktır, kader ile yarışan birşey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi (kaderi değiştirirdi).”1
Nazarın kaderle her ne kadar alâkası varsa da onun tesirini yaratan yine Cenab-ı Haktır. Yoksa bizzat nazar eden kişi o hadiseyi meydana getirmiş değildir. Nazarı keskin olan kimse birşeye baktığı anda Cenab-ı Hak o şeyde zararı yaratmaktadır. Çünkü iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah’tır. Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey meydana gelmez.

Nazar etmenin, ölümü, kişinin helâk olmasını netice veren cihetini Peygamberimizden öğreniyoruz. Câbir bin Abdullah’ın rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulmaktadır:
“Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir.”2
Böylece, nazara uğrayan deve nasıl ki ölüp, eti tencereye konuyorsa, aynı şekilde nazar edilen kişi dehayatından olup mezara girebilmektedir. Hadis-i şeriften nazarın tesirinin yalnız insana bağlı kalmadığı, bütün canlılara, hattâ insanı dikkatini çeken hertürlü şeye de zarar verebildiği anlaşılmaktadır.

———————————————–

Nazar insanlardaki beyin gücünün odaklanmasıyla oluşan bir enerji yoğunlaşmasıdır.Bu enerji bazen çok yakın mesafeleri etkileyebilirken bazende kilometrelerce öteleri bile hedefine alıp zarar verebilir.Nazar eşyaları kırıp dökebilirken bazen koca bir arabayı,bir kamyonu kazaya uğratıp hurdaya çevirebilecek,koca bir gemiyi batırabilecek güçte bir enerjidir.

İnsanlar arasında kem gözlü lakabıyla anılanları hepimiz duymuşuzdur.Kem gözlünün yeni alınan bir arabaya dikkatli,dikkatli bakmasından bir kaç saat sonra araba kaza yapmış ve o gıcır,gıcır araba hurda yığınına dönmüştür.Yeni aldığınız ayakkabılarınıza kem gözlü ‚çok da yakışmış ayağında eskisin‘ dediğinin ertesi günü ayakkabınızın topuğu çıkabilir böyle çokca örnek hemen hemen hepimizin başından geçmiştir.

Nazar kişinin kendini nazar konusunda eğitmesiyle korkunç bir silaha dönüşebilir ve bu silah için ruhsat almaya lüzum olmadığı gibi nazar adlı bu silahla işlenen hiç bir suçun cezası da yoktur.
————————————————-

Nazar; kişinin kalbindeki „haset“ hastalığından meydana gelir… Kişi kendisinde olmayan, güzellik, kuvvet, zenginlik veya güzel bir durumu, karşısındaki insanda istememesidir. Diyelim ki bir kadın; kendisinden çok güzel ve hayran kaldığı bir kadın gördü. Onu birden bire aşırı derecede kıskandığı için kalbindeki haset hastalığı derhal gözlere zehir gönderiyor. Bu zehir gözlerden manevi olarak karşıdaki kişiye gidiyor ve o kişiyi, çıkış kuvvetine göre hastalandırabiliyor, sendelete biliyor, öldürebiliyor.

Bununla ilgili bir kıssa var, onu da anlatalım da inşallah konu daha iyi anlaşılsın.
Alimler kendi aralarında tartışmışlar; Hasetçi mi kötü, yoksa cimri mi kötü?.. Sonunda bir haset hastalığına yakalanan, bir de cimrilik yapan iki kişi getirmişler. Bunları deneyerek, hangisinin daha kötü olduğunu öğrenmek için imtihana tutmuşlar.

Cimriye demişlerki;
– Bu önünde gördüğün bir sandık altını sana vereceğiz. Ama sen öyle birşey vermen lazım ki, senden sonraki kişi bunu veremesin….
Cimri düşünmüş ve demişki:
– „Gözümün birini veriyorum, bunları bana verin“ demiş…
Sonra Hasetçi’yi çağırmışlar… Demişler ki;
– Bak, senden önceki adam bu sandık altını almak için gözünün birisini veriyor. Sen öyle birşey vermen lazım ki bu sandığı senin alman lazım… Hasetçi düşünmüş düşünmüş ve demiş ki:
– „O adam gözünün birisini mi verdi bu sandığı almak için?..“
– Evet, demişler. Bunun üzerinde kalbinde haset hastalığı bulunan bu kişi şöyle diyor:
– „Ben iki gözümü veriyorum, bu sandığı ona vermeyin…“
Her şeyin iyisini Rabbimiz Celle Celalüh bilir.

Bir sürahi su
Bir paket tuz

Doğal taş tespih
Adaçayı

Yukarıdaki malzemeleri hazırlayın. Bir parça adaçayını yakarak tüm evi tütsüleyin. Adaçayı mekandaki negatif enerjileri temizler. Bu tarz işlemlerden önce mekanı tütsülemek yapılan çalışmanın etkisini artırır. Tütsüleme sırasında batı majisinde “spell” olarak adlandırılan kafiyeli sihirli sözcükler mırıldanabilirsiniz. “Adaçayı ile evimi arındırıyorum. Evimiz güvende, pozitif enerjiler bizimle.” gibi size ait sözcükler olabilir.Abdest alın. Sessiz sakin bir yerde kıbleye doğru oturarak niyet edin. “Allahım, ….. kızı/oğlu …. Yani benim, yıldızımı yükselt, yıldızımı parlat, yıldızımı dişiye çevir; beni yıldızı, nasibi, bahtı, kısmeti, şansı açık kullarından eyle.”

Diyebilirsiniz. İçinizden gelen şeyleri niyetinize ekleyebilirsiniz. Suyu, tuzu karşınıza alın. Tespihinizi alarak:

71 Ayetel Kürsi
71 Nas
71 Felak

Surelerini okuyun. Her okumada suya, tuza ve kendinize üfleyin.

Bunların arkasından Mümin Suresi 15.ayetin başı olan ve “O dereceleri hakkıyla yükseltendir, Arşın sahibidir.” anlamına gelen

“Rafıud deracati zül arş” bölümünü 71 defa okursanız etkiyi artırmış olursunuz.

Bu okumaları 7 gün üst üste yapmanız tesiri artırır. Okumalarda aynı tespihi kullanmanız ve tespihin doğal taş tespih olması enerjiyi artıracaktır. Adaçayı iyi bir arındırıcıdır. Okumalardan sonra ve gün boyu siyah çayın yerine adaçayı içmek iyi bir seçimdir.

Sureleri okuduğunuz suyu için, tuzu yemeklerinizde kullanın. Tespih olarak nazara iyi gelen turkuaz ya da negatif enerjileri temizleyen ametist kullanılabilir.

Nazardan, büyüden etkilendiğini düşünenler, işleri yolunda gitmeyenler için etkili bir uygulamadır.__________________Nazardan Korunmak İçin En Tesirli DuaNazardan Korunma Yöntemi
Bu mübarek hizbi okuyan kimse, her türlü bela ve kötülüklerden emin olur ve korunur. İnsanların yanında heybetli olup, herkes tarafından sevilir ve sayılır.

Bu hizbi okumanın şekli: Pazartesi ve Cuma gecesi yirmibir (21) defa olmak üzere haftada iki kez okunur. Hizbe başlamadan önce Kizbere, Günlük ve Sakız ile buhurlarsın. Buhurlarkende hizbi okumaya başlarsın. Önce semaya, sonra yere bakıp, Şeyhini düşünerek göz önüne getirirsin. Daha sonra 21 defa hizbi okuyup, okumanı tamamlarsın. Bu ameli her hafta Pazartesi ve Cuma geceleri yaparsın.
Okunacak Hizbi şerif budur :

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ لاَاِلَهَ اِلاَّ اللهُ الْخَالِقُ اْلاَكْبَرُ لاَطَاقَهَ لِمَـخْلُوقِ مَعَ قُدْرَةِ الْـخَالِقٍ اَللَّهُمَّ اِنَّا فِى حِمَايَتِكَ وَتَحْتَ لِوَائِكَ فَاحْمِنَا بِـحِمَاكَ وَانْشُرْ عَلَيْنَا لِوَائِكَ وَاصْرِفْ عَـنَّا بِلاَئَكَ النَّازِلِ مِـنَ السَّمَاءِ وَالْمُنْتَشِرُ مِـنَ اْلاَرْضِ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَاِلَهَ اِلاَّهُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمٍ اَللَّهُمَّ يَامَنْ جَعَلَ نَبِيًّا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفًا رَحِيمًا اِجْعَلْ هَذَا الْعَالَمِ رَؤُفًا رَحِيمًابِى وَذَلِّلْهُ لِى وَمَكِّنِّى مِنْ نَاصِيَتِهِ وَمَجَامِعِ قَلْبِهِ بِخَفِىِّ لُطْفِ اللهِ بِجَمِيلِ سِتْرِ اللهِ دَخَلْتَ فِـى كَنَفِ اللهِ وَتَـحَصَّنْتُ بِاَسْمَـاءِ اللهِ وَتَشَفَّعَتْ بِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ بِدَوَامِ مُلْكِ اللهِ بِلاَحَوْلَ وَلاَقُوَّةَ
اِلاَّبِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمُ يَاهٍ يَاهٍ يَاهٍ اَهِيلٍ اَهِيلٍ اَهِيلٍ اَهْيَاشٍ اَهْيَاشٍ اَهْيَاشٍ حَجَبْتُ نَفْسِى بِحِجَابِ

اللهِ وَمَنَعْتُهَا بِآيَاتِ اللهِ وَبِالاَْيَاتِ الْبَيِّنَاتِ وَبِحَقِّ مَنْ يُحْيِى الْعِظَامَ وَهِـىَ رَمِيمٌ جَبْرَائِيلْ عَنْ يَمِينِى وَاِسْرَافِيلْ عَنْ يَسَارِى وَسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اِمَامِ وَعَصَى مُوسَى فِى يَدِى فَمَنْ رَآنِى هَابَنِى وَخَاتَمَ سُلَيْمَانِ ابْنِ دَاوُدْ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ عَلَى لِسَانِى فَمَنْ خَاطَبَنى قَضَيْتُ وَنُورُ يُوسُفْ عَلَى وَجْهِى فَمَنْ رَآنِى يُحِبُّنِى وَاللهُ مُحِيـطٌ بِى وَهُوَ الْمُسْتَعَانٌ وَلاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمُ اَللَّهُمًَّ صَـلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ نَبِيِّى الرَّحْمَةِ وَكَاشِفُ الْغُمَّةِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ قَالَ رَجُلاَنِ مِـنَ الَّذِينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَاِذَا دَخَلْـتَمُوهُ
فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلََى اللهِ فَتَوَكَّلُوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

Bismillahirrahmanirrahim. La ilahe illallahül halikul ekberu la takahe li mahluki mea kudretil halıkın Allahümme inna fi himayetike ve tahte livaike fahmina bihimake venşur aleyna livaike vasrif anna bilaeken nazili mines sema-i vel münteşiru minel ardı. Fein tevellev fekul hasbiyallahü la ilahe illa huve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azim. Allahümme ya men ceale nebiyyen Muhammed in sallallahü aleyhi ve selleme bil müminine raufen rahiman ical hazal alemi raufan rahimen bi ve zellilhüli ve mekkenni min nasiyetihi ve mecamiı kalbihi bi hafiyyi lütfillahi bi cemili sitrillahi dehaltü fi kenefillahi ve tehassantü bi esma-illahi ve teşeffeatbi rasülillahi sallallahü aleyhi ve sellem.

Bi devami mülkillahi bi la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim. Yahin Yahin Yahin Ehilin Ehilin Ehilin Ehyaşin Ehyaşin Ehyaşin hacebtü nefsi bi hicabillahi ve menatüha bi Ayatillahi ve bil Ayatil beyyinati ve bi hakki men yuhyil izame ve hiye ramim. Cebrail an yemini ve İsrafil an yesari ve seyyidina Muhammed’in sallallahü aleyhi ve selleme emami ve asa Musa fi yedi femen raaniha beni ve hateme Süleyman ibni Davud aleyhimesselamü ala lisani femen hatabeti kadaytü ve nuru Yusuf ala vechi femen raani yuhıbu ni vallahü muhitünbi ve hüvel müstean. Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in nebiyyir rahmeti ve kaşifül ğummeti ve ala alihi ve sahbihi ecmeine kale raculani minellezine yehafüne enamellahü aleyhimed hulü aleyhimül babe feiza dehaltümühü fe inneküm ğalibün. Ve alallahi fetevekkelü in küntüm müminin.Nazar İçin AyetlerNazarın var olduğu ne olduğunu ve insana olan zararlarını az çok hepiniz bilmektesinizdir bilmeyenler lahutiye sitemizde gerekli konulardan bilgi edinebilirler

Allah c.c. her derde bir deva yaratmıştır nazardan korunmakta mümkündür

şimdi bana çok nazar değiyor nasıl korunabilirim diyen değerli lahutiye.com üyesi kardeşlerimiz için nazar için okunabilen ayetleri yazalım

nazar için Kalem suresi ellibir ve elliki ayetler yani

Ve in yekadullezîne keferû leyuzlikûneke biebsarihim lemmâ semiu’z-zikre ve yekulûne innehu le mecnûnun ve ma huve illâ zikrun lil âlemîn

okunabilir

Enerji Duasıبسم الله الرحمن الرحيم. قل هوالله احد نصر من الله و بحق يا جبرائيل ، الله الصمد فتح قريب و بحق يا ميكائيل ، لم يلد ولم يولد و بشرالمؤمنين بحق يا إسرافيل ، ولم يكن له كفوا احد خيرا حافظا وهو ارحم الراحمين و بحق يا عزرائيل ، وصلي الله علي خير خلقه محمد واله واصحابه اجمعين.
Bismillahirrahmannirrahim.Gul huvallahu ehad nasrum minellahi ve haggı ya cibriil,Allahus samed fethun garibun ve bihaggı ya mikâiil,lem yelid ve lem yuled ve beşiril mu’minina ve bi haggı ya israfil,ve lem yekul lehu kufuven ehad hayrun hafizan ve hüve erhamur rahimin ve bi haggı ya azrail,ve sallallahu ala hayri halgıgi muhammedin ve alihi ve eshabihi ecma’in.

Bu dua her farz namazından sonra üç defa ezberden okunur.Yıldız Yükseltme Formülüyıldız yükseltme formülü arayan değerli kardeşlerimiz için formülü yazalım

okumaların gece oniki ila bir arası yapılması eftaldir

okumaya başlamadan önce niye yapılır

niyet şöyledir

rabbim anneismi dan olma kendiismin nın yani benim yıldızımı yükselt yıldızımı parlat yıldızımı dişiye çevir yıldızı nasibi kısmeti bahtı şansı açık olan kullardan eyle beni denilir

daha sonra

71 defa ayetel kürsi
71 defa nas suresi
71 defa felak suresi

okunur ve son olarak kendinize üflersiniz

selametle.7 Ayetler Duası ve Mucizeleri1*Ayetel Kürsi (Bakara 255)

2*Ali İmran 35 İsra suresi 77*80

3*Bakara 285*286

4*İsra suresi 81*85

5*Meryem suresi 4*6 Fetih suresi 27

6*Cin suresi 1*4

7*Kalem suresi 51*52

Bu duayı cin ve şeytanlardan korunmak için okuyun dinleyin veya evinize asın

Üzerinizde hastalık bela musibet veya büyü varsa gider.İnsanlar tarafından sevilir ve sayılır.
Korunmak için ayetleri üzerinde taşıyabilirisn.

Kim bu duayı her gün bir defa okursa 70.000 sevap kazanır.

70.000 melek iner 70.000 zenginlik ve refah yaşam

Kimin borcu varsa veya büyük düşmanı 7 duayı okusun.

Bu dua Peygamber Efendimiz Medine camisinde oturuyorken Cebrail a.s tarafından kendisine getirimiştir.

FATIMANIN ELİ

Fatıma’nın Elinin (Hamse Elinin) SIRRI Nedir ?

Birçok kültürde kutsallığına inanılan “Fatma’nın Eli” koruyucu ve şifalandırıcı etkisi sebebiyle günlük yaşamda da çeşitli objelerde kullanılmaktadır. Fatma kimdir, eli neden kutsaldır?

Hz. Muhammed ve Hz. Hatice’nin en küçük kızı olan Hz. Fatma, Mekke’de Hz. Muhammed’e vahyin ilk geldiği yıl dünyaya gelmiştir. Küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Üç ablası da o dönemde evli oldukları için annesinin yokluğunda ve Müslümanlığı yaymak için mücadelesinde babasının en büyük destekçisi olması, ona “babasının annesi” lakabını kazandırmıştır.

Bizzat babasının terbiyesi altında, İslami eğitimin en yüksek derecesini almıştır. Çok mütevazi ve örnek bir hayat sürmüştür. Kuran’ı yorumlama kabiliyeti vardır. Bu anlamda İslam aleminin önemli bir şahsiyetidir. Hz. Muhammed, Fatma‘nın bu üstün vasıfları kendi çabasıyla elde ettiğini vurgulamış, ”Bu alemde bazı mertebelere erişmek için peygamber kızı olmak da yeterli değildir.” demiştir. Ve kızı Fatma’yı kazandığı bu vasıflarla ‘ilklerin ve sonların seyyidesi’ (efendisi) olarak tanıtmıştır.

Hz. Fatma, Kevser Suresi’nin iniş sebebidir. Erkek evladı olmadığı için soyunun devam etmeyeceği söylentilerine karşı, Hz Muhammed’e Kevser Suresi’yle soyunun Hz. Fatma ile devam edeceği müjdelenmiştir. Peygamber, bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Kızım Fatma, bedenimin bir parçasıdır, gözümün nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan şeklinde bir huridir. İbadet mihrabında ayağa kalktığında yıldızlar yeryüzündekilere nur saçtığı gibi, onun nuru da gökteki meleklere öyle nur saçar.”

Böyle özel bir şahsiyet olan Fatma, Peygamberin izniyle “Eti etimden, kemiği kemiğimdendir” dediği amcasının oğlu Hz. Ali ile evlenmiştir. Hasan ve Hüseyin adını verdikleri 2 çocukları olmuştur. İşte bu aile; Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Hz. Muhammed’in Ehl-i Beyt’idir.

Mütevazi yaşamıyla Müslümanlar’a örnek olan, Hz. Muhammed’in “Vücudumun bir parçası, gözümün nuru; kalbim, ruhum ve vicdanım” dediği, soyunu devam ettiren kızı Hz. Fatma, halk inançlarında farklı bir konuma sahiptir. Anadolu’dan Hindistan’a kadar “Fatma’nın Eli”nin kötülüklerden koruduğuna inanılır. En son Topkapı Sarayı ve Türk Kadınları Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri “Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Beyt Sevgisi” konulu sergi ve Salih Suruç’un “Hz. Fatıma” kitabıyla anılan Hz. Fatma’nın kısa süren hayatı ilginç ayrıntılarla dolu.

Hz. Muhammed’in kızı Fatma, bir gün mutfakta helva kavururken, eşi Hz. Ali‘yi genç ve güzel bir kızla görür ve pişen helvaya elini daldırır ancak hiçbir şey olmaz, helvayı böyle kavurmaya devam eder. Kocası durumu fark edince Fatma’nın elini tencereden çıkartır. O günden sonra elinin kutsallığına, gücüne, adeta yenilmezliğine inanılır. Her güçlük adeta onun eliyle aşılacaktır. Sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir.

Bu nesne genellikle ‘Fatma’nın Eli’ olarak bilinse de Araplar arasında ‘Hamse Eli‘ diye anılır. Hamse, beş demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu’lar ‘Humsa Eli’, Museviler ise ‘Hameş Eli’ veya ‘Miryam’ın Eli’ adını vermişlerdir. Bazı kültürlerde yukarıya dönük, bazı kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır. İslam ve Musevilik’te yer alan bu ortak sembolün gücüne günümüzde de halen geniş bir coğrafyada inanılmaktadır.

Avcu açık ve içinde nazardan koruduğuna inanılan göz sembolüyle tamamlanan bu el figürü, yıllardır evlerin, iş yerlerinin uğur sembolü olarak kullanılmaktadır. Elin içinde bulunan göz, farklı boyutlara açılan kapıların ve bu boyutlarda yer alan varlıkların enerjilerinin sembolüdür.

Anadolu’da kadınlarımız yemek pişirirken, ”Fatma’nın Eli”yle yaptıklarına niyet ederler ki yemekleri lezzetli olsun. Anneler karnı ağrıyan çocuğuna, ”Fatma’nın Eli” ile dokunurlar ki, yavrularını şifalandırsınlar.

başarılı futbolcu Maradona 1986 yılında, ülkesine Dünya Kupası’nı getiren eliyle attığı gol sonrası “O el benim elim değil, ‘Fatma’nın Eli’ idi” şeklinde yaptığı açıklamayla herkesi şaşırtmıştır. Dünyaca ünlü tasarımcıların parçalarında yer alan bu sembol, her geçen gün daha fazla evin duvarlarını süslemekte, daha fazla kadının vazgeçemediği aksesuarı olmaktadır.

2008 yılından itibaren, birçok ünlü tasarımcının koleksiyonlarında Fatma Ana’nın eli sıklıkla görülmeye başlandı. Üstelik sadece takılarda, dekorasyonda da değil. Tişörtlerin, çanta üzerlerinde artık Fatma Ana’nın elini görmek mümkün. Avrupa ve Amerika’daki butikler dahi İslam ve Musevi dünyasının bu ortak simgesiyle donatılmış durumda.

Fatma Ana’nın elinin anlamı nedir?

Fatma’nın Eli’ olarak bilinse de Arapça’da ‘Hamse Eli’ diye anılır. Hamse, beş anlamına gelir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu’lar ‘Humsa Eli’, Museviler ise ‘Hameş Eli’ veya ‘Miryam’ın Eli’ adını vermişlerdir. Özellikle Kuzey Afrika’da özellikle çok değerlidir. Güç, bereket, dayanıklılık gibi insanlığın en manevi ihtiyaçlarına kucak açan bu sembolün keşfedilmesinin altında bir kıskançlık hikâyesi yatar.

Neden güç simgesi?

Hz.Fatma bir gün mutfakta helva kavururken, eşi Hz. Ali’yi genç ve güzel bir odalıkla görür ve pişen helvaya elini daldırır ancak hiç bir şey olmaz, helvayı böyle kavurmayı devam eder. O günden sonra elinin kutsallığına, gücüne adeta yenilmezliğine inanılır. Her güçlük adeta onun eliyle aşılacaktır. İslam ve Musevilik’te yer alan bu ortak sembolün, geniş bir coğrafyada gücüne günümüzde halen inanılmakta.

Neden tasarımcıların gözbebeği?

Dünya küresel bir krize 2008 yılında girdi. İngiltere ve Amerika’nın başı çektiği ülkelerde, birçok kişi işlerini kaybetti. Avrupa’daki birçok ülke halen işsizlikle mücadele ediyor. Bunların dışında da, yeryüzünde milyonlarca kimse son yıllarda artan kanser ve tedavisi güç hastalıklara daha sık yakalanır oldu. Terör, doğal afet gibi insanlığın bir anda hayatlarında kökten değişiklik yaratan olaylar kuşkusuz kişilerin maneviyata sığınmalarında büyük bir etken. Aktuel.com.tr olarak şans ve sembol kolye tasarımları ile ünlü Antik Takı tasarımının tasarımcılarından Sevim İsot’a fikrini sorduk.

İnsanlar zor dönemlerinde mücadele ederken, böyle simgelere ihtiyaç duyabiliyorlar. Ekonomik krizler de çok etkiliyor. Tasarımları boyunlarında taşımaları elbette batıl inanç ama kendilerini iyi hissediyorlar. Uğur getirdiğine inanıyorlar. Biz de bir çok farklı tasarımlar bulunuyor ve geneldetasarımlarımız hep bu yönde, kişilerin kendilerini iyi hissetmelerine yönelik şeyler.

Nazar dualarımız var bunların hepsi kişilerin zor dönemlerinde daha çok sarıldıkları ürünler. İşte böyle bir tabloda, en çok üzerimizde taşımaya ihtiyaç duyduğumuz simgelerden biri oluyor, Fatma Ana’nın eli. Hem bize bereket, hem de tüm olumsuzluklara dayanma gücü getiriyor. Tasarımcıların da bu güzel simgeyi kullanmak çok hoşlarına gidiyor.

Hangi yabancı tasarımcılar bu figürü kullanıyor?

Amerika’da Urban Outfitters mağazaları koleksiyonlarında Fatma Ana’nın elinin olduğu tişörtleriyle dikkatleri üzerlerine çektiler. Müslüman kesimlerden bu sembolün herkesin üzerinde yer almasının aşağılayıcı olduğuna dair tepkiler alırlarken, geniş bir kesim tarafında da çok büyük beğeni aldı. Lüks sevenlerin tasarımcısı Celine Leora’da yardım sevenler için düzenlenen bir gecede Fatma Ana’nın elini parfüm şişelerinin üzerine tasarlayarak herkesin ilgi odağı haline gelmişti.

Ünlü takı tasarımcısı Ileana Makri’de 18 ayar pembe altın ve pırlanta işlemeli eli de New York Barneys mağazalarında satışa sunuldu. Türkiye’den de birçok isim son dönemlerde bu kutsal simgeyi tasarımlarına taşıdı: Paşabahçe’de dekorasyonda kullanırken, bir çok takı tasarımcısı pırlanta ve nazar boncukları kullanarak Fatma Ana’nın eline koleksiyonlarında yer verdi.

HZ. MUHAMMED’İN SOYUNU DEVAM ETTİREN HZ. FATMA, HALK İNANÇLARINDA DA ETKİLİ

Mütevazı yaşamıyla Müslümanlara örnek olan, Hz. Muhammed’in “Vücudumun bir parçası, gözümün nuru; kalbim, ruhum ve vicdanım” dediği, soyunu devam ettiren kızı Hz. Fatma, Aleviler arasında özel bir değere, halk inançlarında farklı bir konuma sahip. Anadolu’dan Hindistan’a kadar “Fatma’nın Eli”nin kötülüklerden koruduğuna, inanılıyor. En son Topkapı Sarayı ve Türk Kadınları Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri “Osmanlı Devleti’nde Ehl-i Beyt Sevgisi” konulu sergi ve Salih Suruç’un “Hz. Fatıma” kitabıyla anılan Hz. Fatma’nın kısa süren hayatı ilginç ayrıntılarla dolu.

“Hz. Muhammed’in kızı Fatma, kocası Hz. Ali’yi genç ve güzel bir odalıkla görünce o sırada pişirmekte olduğu helvaya şaşkınlıkla elini daldırır ve karıştırmaya başlar. Kocası durumu fark edince Fatma’nın elini tencereden çıkartır. Fatma’nın eli yüzyıllardır sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir. Bu nesne genellikle ‘Fatma’nın Eli’ olarak bilinilirse de Araplar arasında ‘Hamse Eli’ diye anılır. Hamse, beş demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu’lar ‘Humsa Eli’, Museviler ise ‘Hameş Eli’ veya ‘Miryam’ın Eli’ adını vermişlerdir. Bazı kültürlerde yukarıya dönük, bazı kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır.”

Bu sözler, Fatma’nın Eli’nin seramikle yeniden yorumlayan sanatçı Sara Aji’ye ait. Hz. Muhammed’in soyunu, ataerkil bir toplumda bir kadından devam ettiren, Müslümanlığın en önemli kişiliklerinden biri olan Hz. Fatma’ya dair bir yazıya, bir sanatçıdan alıntıyla başlamamın sebebi ise aşikâr! Hz. Fatma, salt dinsel boyutuyla değil, mitolojik bir efsane olarak da Anadolu’dan Hindistan’a kadar uzanan bir coğrafyada etkili.

Gaziantep Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ruhi Ersoy, “Kadın Kamlardan Ebelere” çalışmasında Mersin yöresi Tahtacı Türkmenleri arasında, doğum esnasında ebenin işe “Benim elim değil, Fatma Ana’nın eli” diyerek başladığını, doğum yapacak kadının karnını eliyle ovup doğumu gerçekleştirmeye çalıştığını belirtiyor.

Ünlü tasavvuf uzmanı Annemarie Schimmel de, “Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri” adlı kitabında Fatma’nın Eli’nin önemine dikkat çekiyor: “Parlak gümüş veya altın mücevherler üzerine kazınan veya kırmızı boyayla çizilen, bazen de evi koruması için duvara çizilen ‘Fatma’nın Eli’, İslam dünyasında en sevilen muskalardan birine kaynak olmuştur. Bu el genellikle Sufilerin kullandıkları asa veya değneklerin baş tarafını oluşturur. Ayrıca Ali veya Oniki İmam’ın isimleri bazen metal bir ‘Fatma’nın Eli’nin üzerine kazınır”.

“Babasının annesi”

Anadolu’nun pek çok yerinde Fatma’nın Eli ile ilgili inançlar mevcut. Konu hakkında görüşlerini aldığımız Prof. Dr. Beyza Bilgin, halk arasında genellikle kolye olarak kullanılan Fatma’nın Eli’ndeki 5 parmağın, sülalenin 5 üyesi, Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sembolize ettiğini belirtiyor. “Annem fırına yemek koyarken dahi ‘Benim elim değil, Fatma’nın eli koyuyor’ derdi. İlaçla geçmeyen ya da ilaca gerek olmayan hastalıkların, Fatma’nın Eli’yle dokunulduğunda, dua okunduğunda iyileşeceğine inanılır” sözleri ise bu inancın ne kadar hayatın içinde olduğunu kanıtlıyor.

Prof. Bilgin, Hz. Fatma’nın Hz. Muhammed’in kızı olduğu ve bilgileri ilk elden öğrendiği için önemli olduğunun da altını çiziyor. Bu noktada kısaca Hz. Fatma’nın yaşamına göz atmak gerekiyor.
Hz. Muhammed ve Hz. Hatice’nin en küçük kızı olan Hz. Fatma, Mekke’de doğdu. Küçük yaşta annesini kaybetti. Üç ablası da o dönemde evli oldukları için annesinin yokluğunda ve Müslümanlığı yaymak için mücadelesinde babasının en büyük destekçisi olması, ona “babasının annesi” lakabını kazandırdı.

Kaynakların büyük bölümüne göre 18 yaşındayken Hz. Ali ile evlendi. Camile Adams Helminski’nin “Sufi Kadınlar” kitabında yer verdiği bu evliliğe dair bir ayrıntı, aile ilişkilerini aydınlatıyor: “Fatma ve Ali’nin evlilikleri Cebrail tarafından vahyedilmiş bir evlilik olmasına rağmen birçok evlilik gibi iniş çıkışları olan bir evlilikti. Bir gün Ali ve Fatma birbirlerine dargın iken Hz. Muhammed onların ziyaretine gelir. Kendisinin ikisinin arasına uzandığı ve her ikisinin de ellerini alarak kendi karnı üzerine koyduğu söylenir.

Peygamber onlara kendisiyle beraber nefes almalarını ve içleri huzur doluncaya kadar bu konumlarını muhafaza etmelerini söyler. Bir süre sonra onların kulübesinden yüzünde tebessüm ile ayrılır. Niçin gülümsediğini soran bir arkadaşını şöyle yanıtlar: ‘En sevdiğim iki kişi artık huzura kavuştular’”.
Hz. Fatma ve Ali’nin beş çocukları oldu, ancak üçü çocuk yaşta öldü ve Hz. Muhammed’in soyu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etti. İslam kaynakları o günün şartlarında son derece ataerkil bir toplum olan Arabistan’da, peygamber soyunun bir kadından devam etmesini çok önemsiyor.

Parıldayan anlamında “Zehra”, temiz anlamında “Betül” lakaplarına da sahip olan Hz. Fatma’nın kişiliğine dair Tevfik Ebu İlm’in İnsan Yayınları tarafından yayımlanan “Hz. Fatıma” kitabında şu satırlar dikkat çekiyor: “Kırmızıya çalar beyaz bir ten, siyah ve uzun saçlar. (Kemal ve güzelliğin en üstün örneği idi. Arap yarımadasındaki tüm kadınların sahip oldukları bilgi ve ilimlerden haberdardı ve hepsini kavramıştı. Kuran ayetlerine dayanarak Ebu Bekir ile girdiği tartışmalar, onun Kuran ayetlerine vâkıf olduğunu ortaya koymaktadır”.

Hz. Fatma’nın dış görünüşü, konuşması, hal ve tavırlarıyla Hz. Muhammed’e en çok benzeyen kişi olduğunu Hz. Ayşe de belirtmiş. Baba ile kızı arasındaki çok yakın ilişki, Hz. Muhammed’in bir sefere çıkarken en son, geldiğinde ise ilk önce kızını ziyaret etmesi, kızını gördüğünde ayağa kalkarak yerini ona vermesi gibi örneklerden anlaşılıyor. Ebu İlm’in kitabında yer alan yine Hz. Ayşe’ye ait şu satırlar da manidar: “Resulullah’a Fatıma’yı sanki bal şerbeti içer gibi öylesine öpmesinin sebebini sordum.

Bana ‘Beni miraca götürdükleri gece Cebrail beni cennetin içine götürdü ve bana bir elma verdi. Onu yedim. Ne zaman o elmayı özlesem Fatma’yı öpüp, cennetin kokusunu ondan alıyorum. (O benim kalbim, ruhum ve vicdanımdır. Her kim onu üzerse beni, her kim beni üzerse Allah’ı üzmüştür”.

Alevilerin “Fatma Ana”sı

Aynı kitapta yer verilen Hz. Muhammed’in “Ben sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum. Biri Allah’ın kitabı; O, hidayet ve nurdur, onunla amel edin. Diğeri Ehl-i Beytim” hadisini özellikle Aleviler çok önemsiyor. Alevilerin çoğu, Hz. Fatma ve Hz. Ali’nin nikâhının Allah’ın huzurunda, meleklerin şahitliği ile kıyıldığına, Hz. Fatma’nın Hz. Ali ile evlenmek için Allah’a, kadın soyunun tek şefaatçisi, yani kurtarıcısı olmak için şart koştuğuna, Allah’ın bu şartı kabul ettiğine inanıyor.

İbrahim Bahadır “Alevi ve Sünni Tekkelerinde Kadın Dervişler” kitabında “Fatma Ana”nın, 12 İmam’ı Hz. Muhammed’e dayandıran şahsiyet olarak Sufilerin manevi lideri olduğunu belirtiyor: “Alevi Bektaşi yoluna gönül vermiş kadınlar, Hz. Fatma’yı veli, ermiş olarak kabul edip, kendilerini onun manevi mirasçısı saymışlardır. Birçok Alevi tekkesinde ya da dini mekânlarda bulunan ocakların çoğunun adı Fatma Ana Ocağı’dır.”

Hz. Fatma’nın savaşlara katıldığı, babasının ve eşinin ev dışındaki bazı işlerini üstlendiği, aynı zamanda şiir de yazdığı söyleniyor. Babasının kendisine miras olarak bıraktığı Fedek arazisini, halifeliğine karşı çıktığı Ebu Bekir’in, peygamberin kendisine “Benden miras kalmaz” dediğini iddia ederek el koyması üzerine peygamberin mescidinde yaptığı, Ebu İlm’in kitabında yer alan konuşma, hitabet yeteneğine de işaret ediyor: “Peygamberin kızı olduğum, sizin için gökteki güneş kadar açıktır.

Biz Müslümanlar acaba babamın mirası konusunda yenilgiye uğramama ve haksızlığa uğratılmama vicdanınızla razı mısınız? (…) Uyanık olun; duraksamadan eğrilik ve yıkım yoluna yöneldiğinizi, toplumun idaresini eline alması gereken kişiyi yönetimden ve makamından uzaklaştırdığınızı görüyorum”. Yine aynı kitapta, Ebu Bekir ve Ömer’e hitaben “Siz ikiniz beni öfkelendirdiniz, huzur ve rahatımı sağlamadınız. Peygambere kavuştuğum an sizi şikâyet edeceğim, adaletin yerine getirilmesini isteyeceğim” sözleri ise Müslümanlar arasındaki temel fikir ayrılıklarından birine işaret ediyor.

Türk Kadınları Derneği Başkanı Cemalnur Sargut:
“Kuran’ı yorumlama kabiliyetine sahiptir”
“Hz. Fatıma İslam tasavvufunda hem kendi yapısı, hem Peygamberimizin ruhunu taşıması, hem de soyunu devam ettirmesi sebebiyle çok önemli. Kevser suresinin iniş sebebidir. Erkek evladı olmadığı için soyunun devam etmeyeceği söylentilerine karşı Kevser Suresi’nde soyunun Hz. Fatıma ile devam edeceği müjdelenmiştir. Peygamberimizin, içeri girdiğinde ayağa kalktığı tek kişidir. Peygamberimizin kadındaki tecelliyi bu şekilde kabul edişi çok büyük bir lütuftur İslam alemi için. Peygamberimiz kendi hakikatini görmüş Hz. Fatıma’da.

Hepimiz için örnek bir hayat sürmüş, çok mütevazı yaşamış. Tasavvuf insanı onun yaşantısını örnek alır. Evlatlarını kaybedeceğini bildiği halde, gözünde bir damla yaşla Hz. Peygamber’den Hz. Hüseyin ve Hz Hasan için gözyaşı döken insanlara şefaat etmesi için izin istemiş, bunun üzerine Cebrail onu bütün İslam kadınları için şefaatçi ilan etmiştir. Kuran’ı yorumlama kabiliyetine sahiptir. Devrimizin Meryem’idir. Betül’dür, adet görmediği halde çocuk doğurmuştur. Acılı bir ana ama nefsini susturmuş, ruhunu konuşturmuştur. Babasındaki Allah tecellisinden başka bir şeye önem vermemiş, Hz. Ali’yi de aynı tecelli için sevmiştir. Aralarındaki muhabbet her Müslüman aile için örnektir ama salt mecazi aşk olarak düşünmek bence hakarettir.”

Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları Başkanı Ayşe Sucu:

“Yeniden okunması gereken bir şahsiyet”
“İslam tarihinde ve Kur’an’da rol-model kadın şahsiyetler arasında yer alan Hz. Fatma, sadece kadınlar için değil, bütün inananlar için oynadığı rol açısından yeniden okunması gereken bir şahsiyettir. Peygamberimizin kendinden sonra dinin öğrenileceği adres olarak bir kadını ‘Hz. Ayşe’ yi göstermesi ve yine altı kız çocuğundan biri olan Hz. Fatma ile soyunun ve aile bağının, kurumsal ve manevi anlamada sürdürülüyor olması, kadınlar üzerinden topluma ve tüm insanlığa verilen bir mesaj olarak algılanması gerekir.

Yine peygamberimizin sünnetini bütün olarak okumamız gerekirse, sosyal şartların da getirdiği bir durum belki de bir zorunluluk olarak kendilerinin çok eşli olmasına rağmen Hz. Fatma’nın eşi Hz. Ali’nin ikinci eş almak istemesine şiddetle karşı çıkması, çok eşliliğe “sünnet” gözüyle bakanlar için de dikkate alınması gereken bir mesajdır. Dönemin toplumsal ve kültürel yapısına baktığımızda kadına ve kız çocuklarına verilen değer öncelikle peygamberimizle Hz. Fatma arasındaki baba kız ilişkisi, tüm babalar için örnek teşkil etmelidir. Bütünüyle sevgi, saygı, şefkat, merhamet ve muhabbet içerikli bu ilişki sağlıklı ve örnek bir aile kurumunun oluşmasına zemin teşkil etmiştir. “Ehl-i beyt” kavramını maddi ve manevi boyutuyla bu açıdan da okumamız gerektiğine inanıyorum.”

Nazar Hakkında Her Şey

El Sembolü

El motifi genelde duvarlara asılmak üzere yapılan resimlerde kullanılmıştır. Falname’deki bir minyatürde yer alan el motifinde parmakların üstünde yukarıda sözü edilen 5 kişinin adı yazılıdır.[1]

El simgesi ayrıca İslam’a göre en kutsal 2 kadın olan Hz. Fatıma ve Hz. Meryem’in sembolüdür. İnanışa göre Hz. Meryem İsa Mesih’i doğuracağı sırada tuttuğu dal bir el seklini almıştır. Bunun yanısıra el, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın simgesi olarak da kullanılmıştır. Hangi anlama gelirse gelsin bu simgenin nazarlık olarak insanları kötülüklere karsı koruyacağına inanılmıştır.[2]

El motifinin Hz. Muhammed ve onun ailesine duyulan sevginin bir işareti olarak mezar taşlarına islendiği de belirtilmektedir. Bu mezar taslarının Caferi mezhebine mensup yörelerde yoğunlaştığı görülmektedir. El motifinin aynı zamanda İslam sancağının ellerde taşındığını ve bunun sürekliliğini simgelediği ileri sürülmektedir.[3]

Fatma, kocası Hz. Ali’yi genç ve güzel bir odalıkla görünce o sırada pişirmekte olduğu helvaya şaşkınlıkla elini daldırır ve karıştırmaya başlar. Kocası, durumu fark edince Fatma’nın elini tencereden çıkartır. Fatma’nın eli, yüzyıllardır sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir. Bu nesne genellikle ‘Fatma’nın Eli’ olarak bilinilirse de Araplar arasında ‘Hamse Eli’ diye anılır. Hamse, 5 demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir. Hindu’lar ‘Humsa Eli’, Musevilerse ‘Hameş Eli’ ya da ‘Miryam’ın Eli’ adını vermişlerdir. Kimi kültürlerde yukarıya dönük, kimi kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır.” [4]

Parmakların açık tutulduğu el motifi, 5 parmaktan ötürü Arapça 5 anlamına gelen “hams” olarak da isimlendirilmektedir. 11. yüzyılda büyük olasılıkla Şii etkileriyle “Ali’nin eli” (Pençe-i Ali) olarak nitelendirilen sekil Kerbela’da bir elini kaybeden Ali’nin oğullarından birinin anısını da yaşatıyor olabilir. Aynı motif Mağrip’te Fatıma’nın Eli olarak saygı görür.[5][6]

Fatma’nın eli Ortadoğu’daki kültürlerde kullanılan bir uğur, bereket, şans ve mutluluk sembolüdür. Pek çok formda kullanılır. Gümüş, altın kolye, takı olarak, duvarlara asılan figür olarak yaklaşık 3000 yıldır Anadolu’da ve Ortadoğu’da kullanılmıştır. Elin ortasındaki Mısır geleneğinden kalma Horus’un gözü, ya da “her şeyi gören gözün” şans getireceğine ve nazarı uzaklaştıracağına, kem gözlerden insanları sakınacağına inanılırdı. Elin ortasındaki 3 balık, bereket sembolüdür.

Genellikle elin çeşitli taraflarına kimi dualar da yazılırdı. Fatma’nın eli diğer kültürlerde, Meryem’in eli, Miriam’ın Eli ya da Khamsa olarak da bilinir. Bu eli taşıyan kişilerin şanslarının açılacağına, nazar gelmeyeceğine, bereketlerinin açılacağına inanılırdı. Aslında bu semboller Mısır’da da kullanılmaktaydı ve yaklaşık bu sembollerin tarihi 4000 yıl önceye gitmektedir. Benzer sembolleri çok çeşitli kültürlerde ya da Masonluk gibi gizli teşkilatlarda da rastlanmaktadır. Ortadoğu’da yerleşen hemen her kültürde bu sembol yerel kültür ve dinle bütünleştirilip yüzyıllardır kullanılmıştır.

Daha da eskiye gidersek, Finikelilerin tanrıçası Tanit’in elinin de nazardan koruduğuna ve iyi şans getirdiğine inanılıyordu.

Yahudilik’te Hamsa ya da Miryam’ın Eli

Hamsa; İslam ve pagan kültürünün bir ürünü de olmasına rağmen günümüzde Yahudiliğin ve İsrail’in sembolü olarak anılıyor.Açık bir elin içine gömülü olan bir göz şeklinde olan, her kültürde değişik isimleri bulunan Hamsa’nın, Fatma’nın eli ve Miryam’ın eli gibi isimleri bulunuyor. Aynı zamanda İbranicede 5 anlamına “Hamesh” de bu sembol için kullanılan isimlerden biridir.[7]

Yahudi kültürüne göre bu 5 parmak Torah’ın 5 kitabını sembolize eder. Elin sağ ve sol parmakları yanlara dönüktür. Diğer 3 parmaksa dikeydir. Hamsa’nın tıpkı nazarlık gibi şeytanı uzak tuttuğuna inanılır. Ağırlıklı olarak açık mavi rengindedir. Fakat turistlerin ilgisini çekmek için farklı renk ve desenlerde de yapılıyor. Hamsa evin bir köşesine asıldığı gibi kolye, yüzük, bilezik gibi de kullanılabiliyor.[8]

İslam kültüründe “Fatıma Eli” diye bilinen figürün Yahudi kültüründe de “Abla Meryem’in Eli” (Sister of Moshe Rabenu) diye bilinir. Meryem (Miryam), Hz. Musa’nın ablasıdır. Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman araştırmacılar Hamsa’yı birçok değişik şekilde tanımlarlar.3 din için de muska anlamı taşıdığı, nazardan koruduğu ve Paganlar için de bereket sembolü olduğuna dair inanışlar var.Aynı zamanda Kabalistik bir sembol de olan Hamsa, Yahudi sanatında birçok dalda bu sembole rastlayabiliriz.İslam kültürüne göre ise; 5 parmak İslam’ın 5 şartını ve 5 duyuyu temsil eder.

Günümüzde Kabala öğretisinin popüler bir hal almasıyla birlikte Hamsa takan ünlüler artmıştır. Madonna, Brittany Spears ve Demi Moore gibi ünlüler Hamsa takanlardan sadece bazıları.[7]

Şiilere göre 5 sayısı; Peygamber Sülalesindeki 5 “kutsal kişiyi” vurgulamaktadır. Bunlar; Muhammed, Fatma, Ali, Hasan ve Hüseyin’dir. Değişik formatlarda Hamsalar’a rastlamak mümkündür. Üzerinde kalp olan, Davud’un Yıldızı olan ya da Allah yazan Hamsalar da bulabilirsiniz.[7]

Fatıma’nın Eli

Fatıma‘nın Eli, nazarlık olarak ve kötülüklerden korunmak, kem bakışlara karşı kullanılır. Hz. Muhammed‘in kızı Hz. Fatıma‘ya gönderme yapılır. Fatıma‘nın eli şans getiren bir tılsım olarak da kullanılmaktadır. Eski Türk‘lerde de Umay Ana‘nın elidir. Umay Ana sıkıntıda ve doğum yapmakta olan kadınlara yardım eder. Fatıma‘nın eli, birçok kültürde, kapılara çizilir. Endülüs‘teki Elhamra Sarayı‘nın girişindeki büyük taş el bir tılsımdır ve en güzel bir örnektir. Yaygın olarak kullanılan nazarlık ve takıdır.

Fatıma’nın elinin kem gözlerden koruduğuna inanılmaktadır. Kapı girişlerinin üzerine kötülükleri koruma amacıyla islenen motif biçimsel olarak Arapça harflerle “Ya Allah” yakarışını anımsatmaktadır.[9][6]

Fatıma’ya yönelik anlatılan mit şöyledir:

“Tanrı kâinatı yarattığında, daha siyah parçaları yokken, yer ve gök su iken, Kandilde bir Nur parladı. Bu nur’un içinde bir kadın gözüktü. Başında bir Taç, 2 kulağında 2 Küpe, belinde de bir Kemer vardı. Cebrail Nur içinde Kadın’ı görünce şaşkınlığa düştü. Hakk’a niyaz etti, kim olduğunu bilmek istedi.
Hakk’tan bir nida geldi; dedi: “Ey Cibril, O, Cennetin Seyyidesi Fatıma-tüz Zehra’dır.”
Cibril sual etti: “Ey Tanrım, ne kadar güzeldir.”
Tanrı buyurdu: “Biz O’nu nur âlâ nur’dan yarattık.”

Cibril sual etti: “Ya Rab, başındaki nedir?”
Tanrı buyurdu: “Başındaki Taç, Tac-ı Devlettir ki bu Muhammed Mustafa’dır.”
Cibril, belindekini sual eyledi.
Hakk buyurdu: “Ya Cibril, belindeki de Kemer olup, Fatıma’nın helâli olan Ali’dir.”
Cibril sual etti: “Kulaklarındaki nedir?”
Hakk buyurdu: “Şebber-ü Şübber (Hasan ve Hüseyin) Cennetin Efendileri.”

Bu mitik anlatımda Fatıma, başında tâcıyla bir kraliçe olarak tanımlanır. Nasıl ki Meryem Ana’ya cennetin kraliçesi denir, aynı şekilde Hz. Muhammed de Fatıma’nın cennet kadınlarının efendisi olduğunu söyler. Babası Hz. Muhammed, ona ayrıca “Ümmü Ebîha” yani “Babasının Annesi” takma adını verir. Ayrıca Hz. Muhammed’in soyu “kevser” olarak nitelenen Fatıma’dan devam eder ve kâh bereket kâh şifa için “Fatıma’nın Eli”nden yardım istenir. Bu benzerlikler ve niteliklerden hareketle Ana Tanrıça arketipiyle Fatıma arasında bir bağ kurulabileceği öne sürülür.[10]

Annemarie Schimmel de, “Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri” adlı eserinde Fatma’nın Eli’nin önemine dikkat çekiyor:

“Parlak gümüş ya da altın mücevherler üzerine kazınan ya da kırmızı boyayla çizilen, bazen de evi koruması için duvara çizilen ‘Fatma’nın Eli’, İslam dünyasında en sevilen muskalardan birine kaynak olmuştur. Bu el, genellikle Sufilerin kullandıkları asa ya da değneklerin baş tarafını oluşturur. Ayrıca Ali ya da 12 İmam’ın isimleri, bazen metal bir ‘Fatma’nın Eli’nin üzerine kazınır”.[4]

Anadolu’nun pek çok yerinde Fatma’nın Eliyle ilgili inançlar mevcut. Konu hakkında görüşlerini aldığımız Prof. Dr. Beyza Bilgin, halk arasında genellikle kolye olarak kullanılan Fatma’nın Eli’ndeki 5 parmağın, sülalenin 5 üyesi, Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sembolize ettiğini belirtiyor. “Annem fırına yemek koyarken dahi ‘Benim elim değil, Fatma’nın eli koyuyor’ derdi. İlaçla geçmeyen ya da ilaca gerek olmayan hastalıkların, Fatma’nın Eli’yle dokunulduğunda, dua okunduğunda iyileşeceğine inanılır” sözleriyse bu inancın ne kadar hayatın içinde olduğunu kanıtlıyor. Prof. Bilgin, Hz. Fatma’nın Hz. Muhammed’in kızı olduğu ve bilgileri ilk elden öğrendiği için önemli olduğunun da altını çiziyor.[4]

Sinema ve Popüler Kültür

Karımı Nasıl Parçaladım (Picking Up The Pieces)

Filmin konusu: ex (Woody Allen) bir Yahudi kasaptır. Uzmanlığı Yahudilik’te haram olmayan etlerdir. Karısı Candy (Sharon Stone) ne yazık ki pek sadık bir eş değildir. Tex onu iş üstünde yakalayınca cinnet geçirip öldürür. Suçu gizlemek için Candy’nin güzel bedenini parçalara ayırarak Meksika’da çöle gömer.Fakat talihsiz kadının kesik eli ortaya çıkar ve ona dokunan kör bir kadının tekrar görmesine yol açar. Bunun üzerine Candy’nin eli ‘Bakire Meryem’in Eli’ olarak ün yapar. Kilisenin gözden düşmüş rahibinin tüm itirazlarına rağmen kasabanın belediye başkanını fırsatı değerlendirmek isteyince ortalık birbirine girer. Böylece aralarında mûcizeyi görmek isteyenler, televizyoncular ve tövbekar hayat kadınlarının da bulunduğu bir kitlenin ‘el’in peşine düşmeleri sonucu kasaba adeta bir sirke döner.

Dabbe 3: Bir Cin Vakası

Filmin konusu: Film Konusu: Ceyda T, yaşamını Ankara’da sürdüren sıradan bir annedir. Eşi Sinan ve kızları Burcu’ya fiziksel dünyada olmayan bir mahlukat musallat olur. Nereden çıktığı belli olmayan bu cin, bedensiz bir varlıktır ve aileye olan şiddetli saldırıları durmak bilmez. Ankara GATA Tıp Fakültesi’ne müracaat eden ailenin evlerine video kayıt sistemi kurularak, evin takip altına alınmasına karar verilir. Herkes ailenin aklını yitirdiğinden şüpheleniyorken kamera kayıtları gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Yönetmen Hasan Karacadağ’ın ‘Dabbe’ serisinin son filmi ‘Dabbe-Bir Cin Vakası’ filmi vizyona girdiği ilk hafta 140000 kişi tarafından izlendi. Türk korku sinemasının başarılı örneklerinden olan film; izleyenlerde şok etkisi yaratıyor ve nazar boncuğunun tehlikeli bir tılsım olduğunu savunuyor. Çoğu kültürlerde ve dinlerde, kötülüklerden korunmak için güçlü bir tılsım olarak kabul edilen nazar boncuğu, Türkiye’de de ‘kem gözlere’ karşı korunmak için kullanılıyor.

Karacadağ ise ‘Dabbe-Bir Cin Vakası’nın izleyicide yarattığı şoku anlamak için öncelikle inanç sistemini sorgulamak gerektiğine inanıyor. Yönetmen şöyle konuşuyor: “Nazar ve büyü İslamiyet’e göre haktır. Bilim de artık bunu kabul etmiştir. Psikokinezi denilen; bakışlardan yayılan zararlı elektromanyetik dalgaların insan ve hayvanlar üstünde etkili olduğu deneysel olarak kanıtlanmıştır. Kimi hayvanların; gözleriyle avlarını hipnoz ederek zayıflattığı, ardından saldırıya geçtiği net olarak gözlemlenmiştir. Aynı durum insanlar için de geçerlidir.

Hz. Muhammed de hadislerinde hem insanların, hem de cinlerin nazar değdirebildiklerini söylüyor. Fakat bunu önlemek için vücuda takılan herhangi bir nesne ve tılsımın işi daha da kötüleştireceğini yine hadislerinde anlatıyor.” Eski Mısır ve Babil’de ‘nazar’a inanıldığını anlatan Hasan Karacadağ; özellikle o dönemlerdeki yazıtlarda, nazar boncuğunun simgesi ‘tek göz’ün şeytanla ilgili olduğunu belirtti.

Babil’de insanların tapındığı 5’ler tanrısı Hamsa’nın (Fatıma’nın eli olarak bilinir) da nazar boncuğunun çıkış noktası olduğunu söyleyen Karacadağ şu tespitte bulundu: “Nazar boncuğundaki tek göz; cini yani şeytanın bakışını temsil etmektedir. Bu durumda nazar boncuğunu koruma amaçlı takan herkes şeytan ve cinlerle anlaşma yapmıştır diyebiliriz.” Yönetmen nazar boncuğu takanları da şöyle uyardı: “Nazar boncuğu takanların bir an önce onlardan kurtulması ve yok etmesi gerekmektedir.

DİĞER KÜLTÜRLERDE NAZAR

Karayipler/Batı Hint Adaları 

Maljo ( ‘kötü göz’ anlamına gelen Fransızca mal yeux itibaren). Terim, mastarda (to maljo) ve bir isim (maljo’ya sahip olmak/maljo almak) olarak, etkilenen kişilere atıfta bulunur. Maljo istemeden geçebilir, ancak kıskanç bir kişiden veya kötü niyetli birinden geldiğinde daha şiddetli olduğuna inanılır. Özellikle yemek yerken bir kişiye bakıldığı zaman daha kolay olduğu düşünülmektedir. ‘Kötü göz’ tarafından alınan bir kişi, açıklanamayan bir hastalık veya talihsizlik yaşayabilir. Geleneksel kırsal efsanelerde, ‘Genel inanış, doktorların maljo’yu iyileştiremeyeceğidir—yalnızca duaları bilen insanlar maljo’yu “kesebilir” ve böylece kurbanı iyileştirebilir.’ 

Maljo ile savaşmak için birkaç laik yaklaşım vardır, ancak daha aşırı durumlar genellikle Hindu dininden özellikle güçlü bir etkiyle manevi ritüellere atıfta bulunur .

Dini olmayan açılardan, nazar ile mavi renk arasında güçlü bir kültürel ilişki vardır. Giysi veya aksesuar olarak giyildiğinde maljoyu koruduğuna inanılır, öyle ki bazı çarpıcı tonlara ‘maljo mavisi’ denir. Bir haneyi korumak için mavi süs eşyaları kullanılabilir ve Milk of Magnesia’dan gelen mavi şişeler ağaçlara asılmış veya bir mülkü çevreleyen avluya yerleştirilmiştir. 

Mavi sabun ve Albion Mavisi (Trinbagonlulara basitçe ‘mavi’ olarak atıfta bulunulan bir çivit boyası) geleneksel olarak ev yıkama için kullanılır, ancak banyo suyunda kullanıldığında maljo’yu önlediği veya ayak tabanlarını yağladığı düşünülür.

Jumbie boncukları , Tespih Bezelye ağacının, maljo ve kötü ruhları da engelleyen mücevher yapımında kullanılan zehirli tohumlarıdır.

Bir hurafe bir olmasıdır tutam biri baktı ya iltifatta özellikle eğer maljo aşağıdaki kişilerarası etkileşimler tersine çevirebilir. Bazıları ayrıca, kişinin kendi tükürüğünü saçlarına sürmesinin genel olarak, özellikle de saç dokusu ve uzunluğuna duyulan kıskançlıktan kaynaklanan maljo’ya karşı koyacağına inanır.

Denizde bir banyonun da hastayı rahatlattığı düşünülmektedir.

Maljo inananları, etkilerine karşı en savunmasız olduğu düşünülen bebekleri ve çocukları korumakla özellikle ilgilenirler. Böyle bir kişi bir çocuğa hayranlıkla baktığında, gözünde “yanıklık” olan birinden kaynaklanabilir. Ayrıca kafaya bir darbe ile veya sadece bir bakışla da ortaya çıkabilir. Amaçlanmış olsun ya da olmasın, iltifatlar (…) maljo’ya neden olabilir. Bir yabancı, çocuğun birinci dereceden akrabası veya başka bir akrabası buna neden olabilir.’  Kendi çocuğuna takıntılı bir ebeveyn tarafından bile bulaşabilir. Maljo’lu bir bebek yemeyi veya içmeyi reddeder, sürekli ağlar ve “çam atar”. “Ateş krizi” olabilir.’

Jet boncuklardan yapılmış bilezikler geleneksel olarak yeni doğanlara önleyici tedbir olarak takmaları için verilirken, büyükler de bebeğin kıyafetlerine bir torba mavi (boya) takılmasını tavsiye ediyor. Bunun nedeni, yenidoğanın en savunmasız olarak görülmesidir.

Doğu Hint etkisinin ardından, bir tikka , nazarın dikkatini dağıtmak ve çocuğu korumak için bir bebeğin alnına yerleştirilen siyah bir noktadır.

En yaygın maljo ilacı, jharay adı verilen bir Hindu ritüeli şeklinde gelir. Evde (genellikle ebeveynler veya yaşlılar tarafından) veya bir uzman veya manevi uygulayıcı tarafından uygulanabilir. Ritüelin birçok varyasyonu vardır ve Hindu olmayan kişiler, maljodan etkilendikleri düşünülürse, kolayca katılırlar.

Bir jharay’deki ana alet ya bir tavus kuşu tüyü ya da bir kokoyea süpürgesidir – hindistan cevizi hurma yaprağının orta damarı kullanılarak yapılan geleneksel bir süpürge. Bazıları ayrıca bir bıçak veya pala kullanıldığını bildiriyor. Bazı durumlarda, kokoyea süpürgesi törenin başında vücudun belirli bir bölümüne karşı ölçülür ve seansın sonunda kaydedilen uzunluk değiştiyse bunun maljo’nun doğrulandığına inanılır. Görevli, kişiyi baştan ayağa fırçalamak için seçim aracını kullanırken bir dua eder. Dua geleneksel olarak Hintçe söylenir , ancak İngilizce olarak da söylenebilir.

Bir jharay, belirli bir ızdırap veya acı noktasına (baş, saç, sırt, ayaklar vb.) odaklanabilir.

Çocuklar ve bebekler üzerinde jharay töreni yapılması alışılmadık bir durum değildir. ‘İnsanlar maljo’nun ölüme neden olabileceğine inanıyor. İki tip rapor edilmiştir: bebeğin küçüldükçe küçüldüğü ve solup ölmeden önce yukarıda belirtilen tüm semptomları yaşadığı “sürükleyen” tür; “Yirmi dört saat” maljo, etkili yardım alınmazsa sadece yirmi dört saat içinde öldüreceği söyleniyor.’ 

Ouchay adı verilen başka bir Hindu ritüeli , aynı zamanda , jharay olarak da adlandırılsa da, kötülüğü iyileştirmek için kullanılır. Soğan kabuğu, tuz, örümcek ağı, acı biber veya hardal tohumu, kokoyea parçası , kurbanın bir tutam saçı (çocuklarda anne saçından bir tutamdır ) gibi malzemeler bir mendile sarılır veya gazete. Görevli, hepsini yakmadan önce, sarılı nesneleri kurbanın vücudunun etrafına saracaktır. Maddeler büyük, çatırdayan bir alev ve kötü bir koku oluşturuyorsa, kurbanın ciddi bir maljo vakası olduğunun bir göstergesi olduğuna inanılıyor. Ritüelin sonunda, nesneler yanarken kurbandan arkasına bakmadan uzaklaşması istenebilir.

Afro-Karayip Spiritual Baptist ve Orisha geleneğinde, ‘bekçi’ adı verilen özel bir mücevher parçası, korumasını takan kişiye dua eden bir yaşlı tarafından kutsanacaktır. Bir bel boncuğu, halhal , bilezik veya kolye olabilir . Bebekler için koruyucu olarak büyük bir çengelli iğne kullanılabilir.

Yunanistan 

Olarak bilinen nazar, μάτι ( mati bir şekilde,), “göz” apotropaic görsel cihazın, yaygın içme gemilerin belirdi en azından MÖ 6. yüzyıla, Yunanistan partner arka demirbaşı olduğu bilinmektedir.  Yunanistan , Nazar işleminde uzakta dökme xematiasma ( ξεμάτιασμα “iyileştirici” sessiz gizli Dua genellikle karşı cinsten eski bir göreli bir arta geçen okur ve böylece), grandparent. 

Bu tür dualar, geleneklerine göre ayrım gözetmeksizin nazardan kurtulma yeteneklerini yitirdikleri için, yalnızca belirli koşullar altında nazil olur. Söz konusu duanın birkaç bölgesel versiyonu vardır ve yaygın olanı şudur: ” Kutsal Bakire , Meryem Ana , [kurbanın adını girin] nazardan muzdaripse, onu serbest bırakın.” Kötülük üç kez tekrarlandı. Göre özel biri gerçekten nazar, hem kurban ve “şifacı” muzdarip edilirse, o zaman bolca esniyor başlayın. “Şifacı” daha sonra üç kez haç işareti yapar ve üç kez havaya tükürme benzeri sesler çıkarır.

Nazar değip değmediğini kontrol etmek için kullanılan bir başka “test”, yağın testidir : normal koşullar altında, zeytinyağı sudan daha az yoğun olduğu için suda yüzer. Yağın testi, tipik olarak kutsal su olan bir bardak suya bir damla zeytinyağı koyarak gerçekleştirilir. 

Damla yüzerse, test nazar olmadığı sonucuna varır. Damla batarsa, nazarın gerçekten düştüğü iddia edilir. Testin başka bir şeklibir bardak suya iki damla zeytinyağı koymaktır. Damlalar ayrı kalırsa, test nazar olmadığı sonucuna varır, ancak birleşirlerse vardır. Ayrıca, suyla dolu bir tabağa “şifacı”nın üç veya dokuz damla yağ koyduğu üçüncü bir form daha vardır. Yağ damlaları büyür ve sonunda suda çözülürse nazar vardır. 

Damlalar küçük bir daire şeklinde sudan ayrı kalırsa yoktur. İlk damlalar en önemlisidir ve suda çözünen damlaların sayısı nazarın gücünü gösterir. Bu testler yapılırken gizli bir ilahinin söylendiğini unutmayın. İlahinin sözleri kapalı olarak uygulanır ve yalnızca erkekten kadına veya kadından erkeğe aktarılabilir. 

“Test”in, “şifacının” her birini bir iğne ile delerek birkaç karanfil hazırladığı başka bir şekli daha vardır. Sonra bir mum yakar ve bir makasla iğnelenmiş bir karanfil alır. Daha sonra, hastadan kendisine nazar vermiş olabilecek bir kişiyi düşünmesi istenirken, hastayı haç işareti yapmak için kullanır. Sonra şifacı karanfili alevin üzerinde tutar. 

Karanfil sessizce yanıyorsa nazar yoktur; Ancak karanfil patlarsa veya gürültülü bir şekilde yanarsa, bu, etkilenenin düşüncelerindeki kişinin nazar eden kişi olduğu anlamına gelir.Karanfil patladıkça, nazar hastadan kurtulur. Biraz gürültüyle yanan karanfiller, λόγια – kelimeler – dikkatli olmanız gereken size kötü sözler söyleyen biri olarak kabul edilir. 

Yanan karanfiller bir bardak suya söndürülür ve daha sonra kirlendiği düşünülerek iğnelerle birlikte bahçeye gömülür. Yunanlılar da φτου να μη σε ματιάξω diyerek nazardan korunacaklar! bu da “Sana nazar etmeyeyim diye tükürüyorum” anlamına gelir. Popüler inanışın aksine, nazar mutlaka sizin hasta olmanızı isteyen biri tarafından görülmez, ancak hayranlıktan kaynaklanır – eğer biri hayranlığı, bir rakibin kötü planı üzerindeki başarısında zorunlu bir şaşkınlık duygusu olarak görürse. Kendinize nazar vermek teknik olarak mümkün olduğu için alçakgönüllü olmanız tavsiye edilir.

Yunan Babalar nazar geleneksel inancı kabul etmesine karşın bunu atfedilen Şeytan ve haset . Yunan teolojisinde , nazar veya vaskania ( βασκανία ), kıskançlığı başkalarına olduğu kadar acı çekenlere de zararlı olarak kabul edilir. Rum Kilisesi gelen vaskania karşı eski bir duası vardır Megan Hieron Synekdemon ( Μέγαν Ιερόν Συνέκδημον duaların) kitabında. 

Asurlular 

Asurlular da nazarın kuvvetli inananlarıdır. Genellikle nazardan korunmak için bir kolyenin etrafına mavi/turkuaz boncuk takarlar. Ayrıca, Ermenilere benzer şekilde kalçaları çimdikleyebilirler . Yeşil veya mavi gözlü kişilerin nazar etkisine daha yatkın olduğu söylenir.  Hıristiyan Avrupa ülkelerinde basit ve anlık bir koruma yolu, elinizle haç işareti yapmak ve iki parmağınızı, işaret parmağınızı ve orta parmağınızı sözde etki kaynağına veya Bram Stoker’ın romanının ilk bölümünde anlatıldığı gibi sözde kurban1897’de yayınlanan Drakula :

Yola çıktığımızda, hanın kapısının etrafındaki, o zamana kadar epeyce büyüyen kalabalık, haç işareti yaptı ve iki parmağını bana doğrulttu. Biraz zorlukla, ne anlama geldiklerini söyleyen bir yolcum oldu. İlk başta cevap vermedi ama İngiliz olduğumu öğrenince bunun bir tılsım ya da nazardan korunma olduğunu açıkladı. 

Etiyopya 

Nazar veya buda (var. bouda ) inancı Etiyopya’da yaygındır . Buda’nın genellikle, örneğin metal işçileri arasında, farklı bir sosyal gruptakiler tarafından tutulan ve kullanılan bir güç olduğuna inanılır. Bazı Etiyopyalı Hristiyanlar , buda’nın kötü etkilerinden korunmak için, kitap olarak bilinen bir muska veya tılsım taşırlar veya Tanrı’nın adını anarlar.  Bir debtera , ya bir unordained rahip veya eğitim layperson kim, bu koruyucu muska veya talismans oluşturacaktır. 

Senegal 

Nazarın Wolof’taki karşılığı “thiat” olacaktır. Başkaları tarafından kıskançlıkla bakılırsa güzel nesnelerin kırılabileceğine inanılır. Nazarın etkisini uzaklaştırmak için Senegalliler deniz kabuğu bilezikleri takabilirler. Deniz kabuklarının thiat’ın negatif enerjisini emdiği ve bilezik kırılana kadar yavaş yavaş karardığı söylenir. Batıl inançlı kişilerin talihsizliklerden kaçınmak için bir marabout’un yaptığı “gris-gris” giymesi de yaygındır. 

Pakistan

Pakistan’da , nazar denir Nazar (نظر). İnsanlar genellikle Kuran’ın son üç bölümünü, yani İhlas Suresi , Felak Suresi ve Nas Suresini okumaya başvurabilirler . ” MaşaAllah ” ( ما شاء الله ‎) (“Tanrı öyle istedi”) genellikle nazardan koruduğu söylenir. Nazarın anlaşılması eğitim düzeyine göre değişir. Bazıları siyah rengin kullanımını nazardan korunmada faydalı olarak algılar. Bazıları ise nazardan korunmak için ” taaviz ” kullanır. Kamyon sahipleri ve diğer toplu taşıma araçlarında genellikle nazardan korunmak için tamponlarında küçük siyah bir bez kullanıldığı görülebilir. 

Güney İtalya 

Cornicello olarak da adlandırılan, “küçük boynuz”, Cornetto ( “küçük boynuz”, çoğul cornetti ), bir uzun, hafifçe bükülmüş boynuz-şekilli muska olup. Kornişelli genellikle kırmızı mercandan oyulmuştur veya altından veya gümüşten yapılır. Kopyalamayı amaçladıkları boynuz türü, kıvrık bir koyun boynuzu veya keçi boynuzu değil, Afrika eland’ının bükülmüş boynuzu veya acı biber gibidir. İtalyan kurdunun bir dişi veya bir tutam kürkü , nazara karşı bir tılsım olarak giyilirdi . 

O Bir fikir müstehcen cinsel tarafından yapılan öneri sembolleri başarıyla laneti ihsan için gerekli zihinsel çaba gelen cadı dikkatini dağıtmak. Bir diğeri de, gözün etkisi sıvıları kurutmak olduğu için, (erkek iktidarsızlığına neden olan) fallusun kuruması, nemli kadın cinsel organlarına sığınılarak önlenebilirdi. Eski Romalılar ve onların Akdeniz ülkelerindeki kültürel torunları arasında, fallik tılsımlarla güçlendirilmemiş olanlar , göze çarpmamak için cinsel jestleri kullanmak zorunda kaldılar . Bu tür hareketler arasında kişinin testislerini kaşıması (erkekler için), ayrıca mano cornuta hareketi ve incir işareti yer alır.; vajina içindeki fallusu temsil eden başparmak işaret ve orta parmaklar arasında bastırılan bir yumruk. Fallik tılsımlara ek olarak, bu jestlerdeki veya büyülü sembollerle kaplı el heykelleri Romalılar tarafından tılsım olarak taşınmıştır.İtalya’da nazara karşı kullanılan iki el işareti ( incir işareti ve boynuzlu işaret ) (1914).

Nazar, bir edicisi jettatore , çarpıcı bir yüz görünümü sahip olarak tarif edilir, yüksek kemerli bir sade bakışlarla kaşları gözlerinden sıçramalar söyledi. Sık sık karanlık güçlerle gizli bir ilişki içinde olduğu için bir üne sahiptir ve sihir ve diğer yasak uygulamalarla ilgili dedikoduların nesnesidir. Muazzam bir kişisel manyetizmaya sahip başarılı erkekler, jettatori olarak hızla ün kazanırlar. Papa Pius IX , nazarından korkuyordu ve onun ardından meydana gelen felaketlerle ilgili bir dizi hikaye, 19. yüzyılın son yıllarında Roma’da gündemdeydi. Şairlerden gangsterlere kadar her türden halk figürünün özel yetenekleri gözlerinin gücüne atfedilmiştir. 

Malta 

“L-Ghajn” olarak bilinen göz, sembolü olarak bilinir geleneksel balıkçı teknelerinde yaygındır Luzzu . Balıkçıları fırtınalardan ve kötü niyetlerden korudukları söylenir. 

Brezilya 

Brezilyalılar genellikle mal-olhado , mau-olhado (“kötü bir görünüm verme eylemi”) veya olho gordo (“şişman göz” yani “obur göz”) ile ev ve bahçe bitkilerinde (aylar veya Yıllarca sağlık ve güzellik, belirli bir arkadaş veya akrabanın ziyaretinden sonra, belirgin bir haşere belirtisi olmadan aniden zayıflar, solar ve ölür), çekici saçlar ve daha az sıklıkla ekonomik veya romantik başarı ve aile uyumu.

Çoğu kültürün aksine, mal-olhado küçük bebekleri riske atan bir şey olarak görülmez. “Paganlar” veya vaftiz edilmemiş çocukların, bunun yerine, sadece mal-olhado’dan ziyade kötü niyetli niyetleri olan bruxa’lardan (cadılar) risk altında oldukları varsayılır . Muhtemelen , sömürge Brezilya’nın bağımsızlık öncesi Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşmek için tüm Avrupalılardan daha fazla sayıda Portekiz halkı tarafından yerleştirildiği için, megalar veya Portekizli magalar (cadılar) hakkındaki Galiçya halk hikayelerini yansıtıyor . o bruksalarGeceleri çocukları rahatsız eden ve enerjilerini alan, genellikle çok karanlık olan güve şeklini aldıkları yorumlanır. Bu nedenle, Hıristiyan Brezilyalılar genellikle çocukların uyuduğu yatakların etrafında, yanında veya içinde haç şeklinde muskalara sahiptir.

Bununla birlikte, son derece iyi davranmaya ilişkin kültürel idealleri yerine getiren daha büyük çocuklar, özellikle erkek çocuklar (örneğin, çok çeşitli yiyecekleri iyi yemekte hiçbir sorun yaşamamak, yetişkinlere karşı itaatkar ve saygılı olmak, kibar, kibar, çalışkan ve hiçbir şey göstermemek). beklenmedik bir şekilde sorunlu ergenlere veya yetişkinlere dönüşen (örneğin, iyi sağlık alışkanlıklarından yoksun, aşırı tembellik veya yaşam hedeflerine yönelik motivasyon eksikliği, yeme bozuklukları veya suça eğilimli olma) diğer çocuklarla veya kardeşleriyle arası kötü) olduğu söylenir. davranışları takdire şayan olmayan çocukların ebeveynlerinden gelen mal-olhado kurbanları olmuştur .

Mal-olhado’ya karşı koruma sağlayan muskalar , bir bahçenin belirli ve stratejik yerlerinde veya bir evin girişinde genellikle dirençli, hafif ila güçlü toksik ve karanlık bitkiler olma eğilimindedir. Bunlar arasında comigo-ninguém-pode (“bana-kimse-kutulara karşı”), Dieffenbachia (dumbcane), espada-de-são-jorge (“Aziz George’un kılıcı”), Sansevieria trifasciata (yılan bitkisi veya anne- kayınvalidesi) ve gine (“Gine”), diğer çeşitli isimler arasında , Petiveria alliacea (gine yosunu). 

Yerden yoksun olanlar veya belirli yerleri “temizlemek” isteyenler için hepsi tek bir sete ervada birlikte dikilebilir.(“yedi [şanslı] otlar”) saksı, ayrıca arruda ( ortak rue ), pimenteira ( Capsicum annuum ), manjericão ( fesleğen ) ve alecrim ( biberiye ) içerecektir .  (Son dördü insanlar tarafından ortak mutfak amaçları için kullanılmamalıdır.) Nazara karşı diğer popüler tılsımlar şunları içerir: evinizin ön kapısının dışında veya ayrıca evinizin içinde ayna kullanımı ön kapınız; sırtı ön kapıya dönük bir fil heykelciği; ve evde belirli yerlere yerleştirilen kaba tuz.

İspanya ve Latin Amerika 

Nazar veya Mal de Ojo , tarihi boyunca İspanyol popüler kültürüne derinden yerleşmiştir ve İspanya, Latin Amerika’daki bu batıl inancın kökenidir.

Mexico ve Orta Amerika’da , bebeklerin nazar için özellikle risk (bkz de dikkate alınır mal de ojo yukarıda) ve sıklıkla tipik olarak bir ile, koruma gibi bir muska bilezik verilir gözü benzeri muska boyalı nokta. Bir başka önleyici tedbir, hayranların bebeğe veya çocuğa dokunmasına izin vermektir; Benzer şekilde, kıskançlık yaratabilecek bir giysi giyen bir kişi, başkalarına ona dokunmalarını önerebilir veya başka bir şekilde kıskançlığı giderebilir.

Latin Amerika’daki geleneksel tedavilerden biri, bir curandero’nun (halk şifacısı) , nazarlı kişinin gücünü emmek için bir kurbanın vücuduna çiğ tavuk yumurtası süpürmesini içerir. Yumurta daha sonra su ile bir bardağa kırılır ve hastanın yatağının altına, başının yanına yerleştirilir. Bazen yumurta pişmiş gibi göründüğü için hemen kontrol edilir. Bu olduğunda, hastanın Mal de Ojo’ya sahip olduğu anlamına gelir . 

Bir şekilde Mal de Ojo yumurtaya geçmiştir ve hasta hemen iyileşir. (Ateş, ağrı ve ishal, bulantı/kusma anında geçer) Güneybatı Amerika Birleşik Devletleri’nin geleneksel Hispanik kültüründeve Latin Amerika’nın bazı bölgelerinde, yumurta, Rab’bin Duası okunurken hastanın üzerinden haç şeklinde vücudun her yerine geçirilebilir . 

Yumurta da su dolu bir bardağa, yatağın altına ve başın yanına konur, bazen hemen veya sabah incelenir ve eğer yumurta pişmiş gibi görünüyorsa Mal de Ojo’ları var demektir ve hasta kendini daha iyi hissetmeye başlayacaktır. Bazen hasta hastalanmaya başlarsa ve birisi hastaya, genellikle bir çocuğa baktığını bilirse, bakan kişi çocuğa gider ve onlara dokunursa, çocuğun hastalığı hemen gider ve Mal de Ojo enerjisi serbest kalır . 

Bazı bölgelerinde Güney Amerika’da eylemi ojear olarak tercüme edilebilir, birilerine kötülük gözü vermek , istemsiz bir harekettir. Bebeklere, hayvanlara ve cansız nesnelere sadece bakarak ve hayranlıkla bakan birileri onları rahatsız edebilir. Bu, bebeklerde veya hayvanlarda hastalık, rahatsızlık veya muhtemelen ölüme ve araba veya ev gibi cansız nesnelerde arızalara neden olabilir. Ağır bakışlı kişilerin istem dışı yaptığı bir hareket olduğu için , doğru korumanın hayvana, bebeğe veya nesneye kırmızı bir kurdele takarak bakışları şeride çekmek olduğuna dair yaygın bir inanış vardır . korunması amaçlanan nesne. 

Meksika 

Mal de ojo (Mal: Hastalık – de ojo: Gözün. “Bir gözün bakışıyla hastalanmak”) genellikle haset boyutu olmadan ortaya çıkar, ancak haset ojo’nun bir parçası olduğu sürece, bu temelin bir çeşididir. çevredeki güçlü, düşman güçlere karşı güvensizlik ve göreli savunmasızlık duygusu. Kaliforniya’nın Santa Clara Vadisi’ndeki tıbbi tutumlar üzerine yaptığı çalışmasında

Margaret Clark, temelde aynı sonuca varıyor: “İspanyolca konuşan Sal si Puedes halkı arasında, hasta, kötü niyetli güçlerin pasif ve masum bir kurbanı olarak görülüyor. Bu güçler cadılar, kötü ruhlar, yoksulluğun sonuçları veya vücudunu istila eden öldürücü bakteriler olabilir.Günah keçisi, farkında olmadan ‘nazar değen’ ziyaret eden bir sosyal hizmet görevlisi olabilir…

Ixtepeji’deki mal ojo sendromunun bir başka yönü de kurbandaki sıcak-soğuk dengesinin bozulmasıdır. Halk inanışına göre, bir saldırının kötü etkileri, saldırganın çocuğun vücuduna giren ve onu dengesini bozan “sıcak” kuvvetten kaynaklanır. Currier, Meksika sıcak-soğuk sisteminin, toplumsal kaygıların üzerine yansıtıldığı toplumsal ilişkilerin bilinçsiz bir halk modeli olduğunu göstermiştir. Currier’e göre, “Meksika köylü toplumunun doğası öyledir ki, her birey sürekli olarak iki karşıt toplumsal güç arasında bir denge kurmaya çalışmak zorundadır: yakınlık eğilimi ve geri çekilme eğilimi. ‘sıcak’ ve ‘soğuk’ arasında bir denge kurmak, sembolik anlamda,

Porto Riko 

Porto Riko’da, Mal de Ojo veya “Nazar”ın, birisine kötü bir kıskançlık parıltısı verdiğinde, genellikle bu parıltıyı alan kişi farkında olmadığında ortaya çıktığına inanılır. Kıskançlık, iltifat veya hayranlık gibi olumlu bir yöne gizlenebilir. Mal de Ojo bir lanet ve hastalık olarak kabul edilir. Uygun koruma olmadan, kötü şans, yaralanma ve hastalığın beklendiğine inanılır. Mal de Ojo etkisinin konuşmayı, ilişkileri, işi, aileyi ve en önemlisi sağlığı etkilediğine inanılıyor. Mal de Ojo, kıskançlık ve iltifatlara odaklandığından, kültürlerinin dışında kalan insanlarla etkileşime girme korkusu yaratır. 

Onlara veya ailelerine dolaylı zarar verilebilir. Çocuklara gelince, Mal de Ojo’ya daha duyarlı oldukları düşünülür ve onları zayıflatabileceğine inanılır, hastalığa yol açar. Bir çocuk büyüdükçe onları korumak için her türlü çaba gösterilir. Mal de Ojo’yu teşhis ederken, semptomları fark etmek önemlidir. Fiziksel semptomlar şunları içerebilir: iştahsızlık, vücut zayıflığı, mide ağrısı, uykusuzluk, ateş, mide bulantısı, göz enfeksiyonları, enerji eksikliği ve mizaç.

Çevresel belirtiler, bir arabanın bozulması kadar basit olan finansal, ailevi ve kişisel sorunları içerebilir. Mal de Ojo ile bağlantılı olabileceğinden, yanlış giden herhangi bir şeyin farkında olduğuna inananlar için önemlidir. Porto Rikolular Azabache bileziklerinin kullanımıyla korunuyor. Mal de Ojo, hayranlık uyandırırken bir bebeğe dokunarak da önlenebilir. Porto Riko’da en yaygın koruma uygulaması Azabache bileziklerinin kullanılmasıdır. Bu bileziklere geleneksel olarak siyah veya kırmızı mercan tılsımı takılır. Muska, çıkıntılı bir işaret parmağı eklemi olan bir yumruk şeklindedir.Yumruk ve çıkıntılı işaret parmağı eklemi ile Azabache bilezik cazibesi

Yumurtalar, Mal De Ojo’yu iyileştirmek için en yaygın yöntemdir. Kullanılan kırmızı ip ve yağlar diğer kültürlerde daha yaygındır, ancak Şifacıya veya hedeflenenleri iyileştirme yeteneğine sahip olduğuna inanılan kişiye bağlı olarak Porto Riko’da hala kullanılmaktadır. Nihayetinde, birine “Nazar” verme eylemi oldukça basit bir işlemdir ve tüm dünyada uygulanmaktadır.

Hindistan

  • Annelerin çocuklarına hafif tükürmesi : Görünüşe göre anne, çocuğu tükürmeye uygun hale getirerek kendini ihmal ediyor, kıskançlık gözleri ondan uzaklaşıyor. Bazı yörelerde aşırı sevgiden dolayı çocukların da annenin gözüne girebileceğine ve bu sayede çocukların bundan kurtulduğuna dair bir inanış vardır.
  • Çocuğa çörek otu ya da aşı ya da siyah ip bağlama: Çocuklarda sahte bir hata oluşturarak gözleri onlardan uzak tutar.
  • Pahalı sarilerde ve şallarda yanlış renkli bir iplik : Bu, göze çarpmamak için kasıtlı olarak takılmıştır. Pahalı Keşmir halılarına bu tür najarbattu liflerini kasıtlı olarak koymak adettendir. 
  • Asılı biberler ve limonlar : Bunlar genellikle görünmemek için evlerin ve dükkanların dışında asılı olarak görülür.
  • Biber yanığının birinin başının etrafında biberin etrafında dönmesi gerekiyordu, o bakış içine girdi ve sonra biberleri yaktı. Çok fazla duman varsa, keskin bir gözün alındığına inanılır ve işlem tekrarlanır.
  • Aforizmaların kullanımı : Araç-kamyon ve dükkânların üzerinde ‘Nazar tera ağzı siyah’ ve ‘ Çare-i kötü kapı’ gibi özdeyişler görülmektedir. İnsanlar ayrıca, (İk Onkar, Sih işareti), (İslami mantra ‘Bismillah ir-Rahman Ir- Rahim’in sayı sembolü olan Arapçada 786 ) vb. nedeniyle Tanrı’nın adını alarak koruma ararlar . kamyon ve dükkânların üzerinde de yazılıdır. 

Kaynakhttps://havassite.com/nazar-dualari/
https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/762/nazardan-nasil-korunulur–nazar-duasi-var-midir-
https://en.wikipedia.org/wiki/Evil_eye
https://dini-kulturel-bilgiler.hpage.com/fatmannelininsirrinedir.html

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir