Macar yönetmen Béla Tarr’ın 7,5 saatlik başyapıtı Sátántangó, sinema tarihinin en uzun filmlerinden biri olarak bilinir. Ancak bu sürenin nedeni, yalnızca izleyiciyi zorlamak veya sanat filmi olmak adına kasıtlı bir meydan okuma değildir. Tarr, filmi yaparken süreyi bir anlatım aracı olarak kullanır. Peki, Sátántangó neden bu kadar uzun ve neden izleyiciyi hipnotize eden bir etkiye sahiptir?
Tarr’ın Sinema Dili: Zamanı Eğip Bükmek
Béla Tarr, sinema tarihindeki en minimalist yönetmenlerden biri olarak kabul edilir. Filmlerinde zamanın akışı, anlatının ayrılmaz bir parçasıdır. Sátántangó da bu anlayışın zirvesidir. Film, Macar yazar László Krasznahorkai’nin aynı adlı romanından uyarlanmıştır ve kitabın yapısını birebir korur: Altı adım ileri, altı adım geri giden bir anlatı, tıpkı tangonun adımları gibi. Tarr, bu hikâye yapısını filme de uygulayarak izleyiciyi döngüsel bir zamana hapseder.
Örneğin, filmde karakterler aynı olayları farklı açılardan tekrar tekrar yaşar. Bir sahnede bir karakterin yaptığı bir hareket, saatler sonra başka bir karakterin bakış açısından tekrar gösterilir. Bu, sadece olayların bütüncül şekilde anlatılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda gerçek zaman hissiyatını kuvvetlendirir. Seyirci, film boyunca zamanın geçtiğini hissetmekle kalmaz, adeta zamanın içinde yaşar.
Uzunluk Bir Gereklilik Mi, Yoksa Yönetmenin Kaprisi Mi?
Tarr, film süresine dair eleştirilere şöyle yanıt veriyor: “Bir filmin uzunluğu, anlatmak istediğiniz şeye bağlıdır. Ne kabul edilebilir, ne değil, umurumda değil” (BFI). Bu bakış açısı, onun sinema anlayışının temelini oluşturur.
Örneğin, Alfred Hitchcock’un “bomba teorisini” düşünelim: Eğer bir karakterin masasının altında bir bomba olduğunu bilmezsek, bomba patladığında sadece bir anlık şok yaşarız. Ancak bomba hakkında önceden bilgi sahibi olursak, her geçen saniye gerilim artar. Tarr da benzer bir yöntem izler. Sahneyi kısa ve hızlı kesmek yerine, karakterlerin çamurlu bir yolda yürümesini dakikalarca gösterir. Amaç, izleyiciyi o karakterin yerine koymak ve onun deneyimini birebir yaşatmak.
Film boyunca tekrarlanan bir sahne, karakterlerden biri olan Irimiás’ın köylülere yaptığı uzun konuşmadır. Bu sahne, bir klasik Hollywood filminde belki birkaç dakikada anlatılacakken, Tarr onu mümkün olduğunca uzun tutar. Böylece izleyici, karakterlerin bu manipülatif konuşmadan nasıl etkilendiğini daha derinden hisseder (BFI).
Minimalizmin Zirvesi: Kamera Hareketleri ve Uzun Planlar
Béla Tarr’ın en belirgin özelliklerinden biri, aşırı uzun planlar kullanmasıdır. Bir sahne, belki de tek bir kamera hareketiyle dakikalarca devam edebilir. Film boyunca kullanılan uzun planlar, izleyicinin sahnenin içine girmesini sağlar.
Örneğin, filmde Estike adlı küçük bir kızın bir kediyi önce eziyet ederek, sonra zehirleyerek öldürdüğü sahne vardır. Bu sahne rahatsız edici olsa da, Tarr’ın sinema dilinin önemli bir parçasıdır. Kamera asla kesmez, olayın soğukkanlı bir şekilde gerçekleşmesine izin verir. Bu da sahnenin etkisini katlar (Flixist).
Benzer şekilde, filmdeki meyhane sahnesi neredeyse tamamen bir kargaşadan ibarettir. Sarhoş karakterler, arka planda tekrar eden akordeon melodisi eşliğinde birbirine çarpar, garip hareketler yapar. Ancak bu sahne de bir anlamda Tarr’ın sinema anlayışının özüdür: Gerçek hayatın akışını bozmadan, en doğal haliyle aktarmak (Flixist).
İzleyici Deneyimi: Neden Kaçamıyoruz?
Satantango‘yu izleyenler genellikle iki gruba ayrılır:
- Sabırsızlanıp bırakanlar: Filmin süresi ve ritmi nedeniyle izleyicilerin büyük bir kısmı, ilk birkaç saat içinde pes eder.
- Hipnotize olanlar: Filmin içine girenler için zaman kavramı ortadan kalkar. Film bittikten sonra bile sahneler akıllarından çıkmaz.
Bu hipnotik etkinin bir nedeni de filmin diyaloglara çok az yer vermesi ve doğrudan olay anlatmak yerine atmosfer yaratmaya odaklanmasıdır. Seyirci, karakterlerin ruh haline bürünmeye zorlanır. Hatta filmi sinemada izleyen bazı seyirciler, kendilerini “zamanın tamamen içinde kaybolmuş” gibi hissettiklerini belirtmiştir (Flixist).
Béla Tarr ve Sinemanın Geleceği
Béla Tarr, Sátántangó’dan sonra birkaç film daha çekti ve ardından sinemayı bıraktığını açıkladı. Ancak etkisi hâlâ sürüyor. Günümüzde Andrei Tarkovsky, Lav Diaz ve Apichatpong Weerasethakul gibi yönetmenler, Tarr’ın mirasını sürdürüyor.
Peki, 7,5 saatlik bir film izlemeye değer mi? Eğer sinemaya sadece bir eğlence aracı olarak bakıyorsanız, belki hayır. Ama eğer sinemayı bir sanat formu olarak görüyorsanız, Sátántangó kaçırılmaması gereken bir deneyimdir. Tarr’ın amacı, izleyiciyi sıkmak değil, onu zamanın içinde eritmek ve bambaşka bir algı seviyesine çıkarmaktır.
Sık Sorulan Sorular (SSS)
1. Sátántangó neden bu kadar uzun?
Film, yazar László Krasznahorkai’nin romanındaki döngüsel zaman yapısını koruyarak anlatıyı derinleştirmek için uzun tutulmuştur.
2. Film sıkıcı mı?
Bu izleyicinin beklentilerine bağlıdır. Hollywood temposuna alışık olanlar için sabır gerektiren bir yapıdır, ancak sinema sanatına ilgi duyanlar için etkileyici bir deneyim sunar.
3. Béla Tarr gerçekten sinemayı bıraktı mı?
Evet, 2011’de The Turin Horse filminden sonra sinemayı bıraktığını açıkladı.
Kaynakça
- BFI: Béla Tarr on Sátántangó at 30 – www.bfi.org.uk
- Flixist: The Ecstasy of Endurance – Bela Tarr’s Satantango – www.flixist.com

Bir yanıt yazın