Ebubekir eş-Şiblî’nin Hayatı, Düşüncesi ve Tasavvufi Mirası Üzerine Kapsamlı Bir İnceleme

Ebubekir eş-Şiblî’nin İslam Tasavvufundaki Konumu

Bu yazının temel amacı, tasavvuf tarihinin en dikkat çekici ve sıra dışı şahsiyetlerinden biri olan Ebubekir eş-Şiblî’yi yüzeysel bir biyografinin ötesinde ele alarak, hayatının temel dönüm noktalarını, tasavvufi düşüncesinin özgün dinamiklerini ve İslam tasavvuf geleneği üzerindeki kalıcı etkisini detaylı bir şekilde analiz etmektir. Şiblî, H. 9. yüzyıl Bağdat ekolünün en önemli isimlerinden biri olarak öne çıkmakta, hem bir fıkıh âlimi hem de bir mistik olarak bıraktığı miras, tasavvufun yalnızca teorik bir ilim değil, aynı zamanda bizzat yaşanması ve tecrübe edilmesi gereken bir “hâl” ilmi olduğunu somut bir şekilde göstermektedir.1

Şiblî, “Seyyidü’t-Tâife” (Sûfîlerin Efendisi) lakabıyla anılan hocası Cüneyd-i Bağdâdî’nin en önemli halifelerinden biri olarak kabul edilir.3 Cüneyd-i Bağdâdî, tasavvuf yolculuğunda akıl ve şuurun korunmasını esas alan ‘sahv’ (uyanıklık) ekolünün en güçlü temsilcisi iken, Şiblî’nin manevi tecrübesi daha çok ilahi tecellilerin etkisiyle yaşanan ‘sekr’ (vecd hâli) yönelimiyle bilinir.5 Bu durum, Şiblî’nin yalnızca bir takipçi olmaktan öte, kendi özgün manevi tecrübesiyle Bağdat ekolüne yeni bir boyut katan bir figür olduğunu göstermektedir. Bu çelişki, bir mürşidin yolunun, müridinin tüm manevi tecrübesini kapsamayabileceğini, ancak yine de o yolda kemâle erilebileceğini ortaya koyar. Şiblî’nin bu özgünlüğü, onun tasavvuf tarihinde müstesna bir konuma yerleşmesini sağlamıştır.

1. Hayatı ve Manevi Dönüşümü

1.1. Erken Yaşamı ve Dünyevi Makamı

Ebubekir eş-Şiblî’nin tam adı Ca’fer bin Yûnus olup, künyesi Ebû Bekr’dir.1 Hicri 247 (miladi 861) yılında Samarra’da doğmuş ve uzun bir ömrün ardından Hicri 334 (miladi 945) yılında Bağdat’ta vefat etmiştir.2 Tasavvuf yoluna girmeden önceki yaşamı, onun ne denli önemli bir dünyevi makama sahip olduğunu göstermektedir. Abbâsî halifesi Mu’temid-Alellah döneminde hilâfet nâibi (halife yardımcısı) ve Devamend valisi olarak görev yapmıştır. Emrinde binlerce süvari ve kâtip bulunması, onun gücünü ve nüfuzunu açıkça ortaya koymaktadır.1 Dünyevi makamının yanı sıra, döneminin önde gelen ilim âlimlerinden biriydi. Mâlikî mezhebinin fıkıh âlimleri arasında yer alıyor ve İmam Mâlik’in

Muvatta adlı eserini ezbere biliyordu. Kaynaklara göre, ilim tahsili için tam 400 hocadan ders almış ve binlerce hadis öğrenmiştir.1

1.2. Tasavvufa İntisabı ve Hil’at Hadisesi

Şiblî’nin tasavvuf yolculuğu, sahip olduğu tüm dünyevi unvan ve makamları terk etmesine neden olan sıra dışı bir olayla başlamıştır. Rivayete göre, bir gün valilerin ve nazırların toplandığı bir mecliste, aksıran bir vali kendisine Halife tarafından ihsan edilen şerefli bir hil’atını (şan ve şeref elbisesi) gayriihtiyarî bir şekilde mendil olarak kullanır.1 Fitneci kimseler bu durumu Halife’ye şikâyet eder ve vali derhal azledilir. Şiblî bu olaydan o denli etkilenir ki, “Dünyanın makâmı da kendisi gibi yalan” diyerek, bir padişahın hil’atına bile böyle bir hürmet gösterilmesi gerekirken, alemlerin Rabbi olan Allah’ın lütfettiği makamların kıymetini daha iyi anlaması gerektiğini düşünür.6 Bu olay, onun dünyevi hayattan manevi hayata geçişinin bir katalizörü olmuştur. Bu dönüşüm, tasavvufi yolda en temel makamlardan olan

zühd (dünyadan el etek çekme) ve terk (bırakma) makamlarının önemini vurgulayan temel bir menkıbe niteliğindedir.

1.3. Cüneyd-i Bağdadi’nin Rehberliğinde Seyr ü Sülûk

Dünyevi makamını terk etme kararı alan Şiblî, önce döneminin büyük velilerinden Hayrünnessâc Hazretleri’nin dergâhına gider. Ancak Hayrünnessâc ona, “Senin nasibin bu kapıda değil evlâdım. Beni dinlersen Cüneyd-i Bağdâdî’ye koş, eteğine yapış” diyerek onu Cüneyd’e yönlendirir.3 Cüneyd-i Bağdâdî, eski bir vali ve nüfuzlu bir âlim olan Şiblî’nin nefsini terbiye etmek için ona ağır ve sıra dışı görevler verir. İlk olarak bir yıl boyunca Bağdat çarşısında çıra satmasını ister.3 Daha sonra kapı kapı dilenmesini ve eski vilayetine giderek herkesten helallik istemesini emreder.5 Bu zorlu süreç, Şiblî’nin geçmişteki valilik ve şan makamının getirdiği benlik ve ego algısını kökten sarsmayı amaçlamaktadır. Cüneyd’in bu yöntemleri, Şiblî’deki makam ve şöhret kalıntılarının tamamen silinmesini hedefler. Şiblî, bir yıl süren bu hizmetin ardından hocasına “Artık kendimi insanlardan üstün tutmuyorum” dediğinde, Cüneyd ona “İşte şimdi kendini kurtardın” diyerek kemale erdiğini müjdeler.3 Bu manevi eğitim metodolojisi, tasavvufun sadece teorik bilgilerden ibaret olmadığını, bizzat yaşanması ve nefsin pratik bir şekilde terbiye edilmesi gereken bir “hâl” olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

2. Tasavvufi Düşüncesinin Temel Kavramları

2.1. Tevhid ve Marifet Anlayışı

Ebubekir Şiblî’ye göre tasavvuf, manevi bir yolculuktur ve bu yolculuk “başı mârifetullah (Allah’ı bilmek), sonu tevhid (Allah’ın birliğini idrak etmek) olan bir yolculuktur”.5 Şiblî, bu yolculuğun başlangıcı olarak gördüğü

mârifet kavramına derin bir anlam yükler. Ona göre gerçek mârifet, kişiyi Allah’tan başka her şeyden alıkoyar.7 Ârif olan kişi, yalnızca O’nun kelamını söyler, O’ndan başkasını gözetemez ve bu ilahi bilgi, sâliki (yolcu) Hakk’a ulaştıran bir kanattır. Bu manevi uçuşun en önemli gıdası ise muhabbetullahtır (Allah sevgisi).7

Tasavvufun nihai hedefi olan tevhid ise, benlikten tamamen arınmadan ulaşılamayacak bir mertebedir. Şiblî, “Benliği terketmeden gerçek tevhide ulaşmak mümkün değildir” diyerek bu temel prensibi vurgulamaktadır.7 Ayrıca, Allah’ı kelimelerle tanımlamaya çalışan kimseyi sapkın (

mülhid), işaretle anlatmaya kalkışanı ise ikici (senevî) olarak niteleyerek, tevhidin ancak ilahi bir tecrübeyle idrak edilebileceğini ifade eder. Bu durum, Şiblî’nin manevi yolculuğu bütüncül bir sistem olarak gördüğünü ortaya koyar. Marifetullah başlangıçtaki ilahi bilgiyi, muhabbetullah bu bilgiyi aksiyona dönüştüren gıdayı, fena ise benliğin terk edilmesini sağlayarak nihai hedefe, yani tevhîde ulaşmayı mümkün kılan bir süreçtir.

2.2. Fenâ ve Bekâ

Tasavvuf literatüründe fenâ, nefsanî sıfatların yok olması ve kulun varlığından geçmesi anlamını taşır.8 Şiblî’nin bu kavramlara yaklaşımı, fenânın sadece kötü huylardan arınmak olmadığını, aynı zamanda kulun kendi fiillerini görmekten de fâni olması, yani fiillerin gerçek sahibinin Allah olduğunu idrak etmesi olduğunu vurgular. Fenâ, kulun benliğinin kaybolmasıyla tevhidi gerçekleştirmesi, bekâ ise ilahi tecellilerle bâki olmasıdır.8 Bu anlamda, Şiblî’nin düşüncesi, Fenâ’yı sadece bir yok olma değil, aynı zamanda Allah’ın varlığında yeniden var olma sürecinin ilk adımı olarak konumlandırmıştır.

2.3. Sekr ve Sahv: Vecd ve Ayıklık Hali

Sekr, kuvvetli bir ilahi tecellinin (vârid) etkisiyle sâlikin kendinden geçmesi (gaybet) halidir.10 Sahv ise bu vecd hâlinden sonra şuur ve idrakin geri döndüğü ayıklık ve uyanıklık halidir.12 Şiblî, hocası Cüneyd’in temsil ettiği ‘sahv’ ekolüne mensup olmasına rağmen, kendi manevi tecrübesinde daha çok

sekr hâlinin belirgin olduğu kaynaklarda yer almaktadır.5 Vecde gelerek söylediği coşkulu sözler (

şathiyyât) ile tanınır ve bu hâli nedeniyle aralarında hocası Cüneyd’in de bulunduğu birçok kişi tarafından eleştirilmiş, hatta bu durum hapse girmesine neden olmuştur.5

Bu durum, tasavvufi silsilelerin kuruluşu ve bu silsilelere isim atfedilmesinin karmaşık yapısını ortaya koyar. Zira, Şiblî’nin vecd halleriyle bilinen bir figür olmasına rağmen, Hz. Ebû Bekir’in sahv anlayışını ve halktan ayrışmayan melâmetî tavrını temel alan Nakşibendiyye tarikatının manevi silsilesinde yer aldığı iddia edilmektedir.14 Bu durum, bir silsilenin, kurucu figürlerinin kişisel hâllerinden ziyade, ideolojik ve tarihsel amaçlar doğrultusunda inşa edilebileceğini göstermektedir. Şiblî, isminin Hz. Ebû Bekir’e olan benzerliği ve Bağdat ekolündeki tartışılmaz otoritesi nedeniyle, Nakşibendiyye’nin silsilesine eklenmiş olabilir. Bu durum, Şiblî’nin kişisel manevi halinin ötesinde, tarihi bir sembol olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu, tasavvuf tarihi araştırmalarında sadece biyografik verilere değil, aynı zamanda silsilelerin oluşumundaki sosyo-politik dinamiklere de odaklanmanın gerekliliğini vurgulayan önemli bir tespittir.

KavramGenel Tasavvufi TanımEbubekir Şiblî’nin YorumuKaynak
TevhidAllah’ın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olduğunu kabul etme.Tasavvuf yolculuğunun nihai hedefidir. Benliği terk etmeden ulaşılamaz. Kelimelerle anlatılamaz.7
MarifetManevi tecrübe ile elde edilen ilahi bilgi.Kişiyi Allah’tan başka her şeyden alıkoyar ve sâliki Hakk’a ulaştıran kanattır.7
FenâDünyevi ve nefsanî sıfatlardan arınma, yok olma.Kulun kendi fiillerini görmekten fâni olması, fiillerin gerçek sahibinin Allah olduğunu idrak etmesidir.8
BekâFenâ’dan sonra ilahi sıfatlarla kalıcı hale gelme.İlahi tecellileri temâşâ etmekle bâki olmaktır.8
SekrKuvvetli bir ilahi tecelli ile kendinden geçme hâli.Yaşadığı manevi tecrübeyi yansıtan bir hâl olup, bu nedenle eleştirilmiş ve hapsedilmiştir.5
SahvSekr hâlinden sonra şuur ve idrakin geri döndüğü ayıklık hâli.Cüneyd’in ekolüne ait olmasına rağmen Şiblî’nin kendi tecrübesiyle çatışan bir kavramdır, ancak Nakşibendiyye’nin onu sahiplenmesinin temelidir.5

3. Tasavvuf Silsilelerindeki Yeri ve Mirası

3.1. Bağdat Tasavvuf Ekolü İçindeki Konumu

Ebubekir Şiblî, hocası Cüneyd-i Bağdâdî tarafından büyük bir sevgi ve saygı görmüştür. Cüneyd, ona duyduğu derin muhabbeti şu sözlerle ifade etmiştir: “Her kavmin bir tacı vardır. Bu kavmin tacı da Şiblî’dir. Ebû Bekr-i Şiblî’ye, birbirinize baktığınız gözle bakmayın. O müstesnâ bir kimsedir”.3 Bu sözler, Şiblî’nin Bağdat ekolü içerisinde sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda manevi olarak istisnai bir makama sahip olduğunu göstermektedir. Cüneyd-i Bağdâdî’nin vefatından sonra onun yerini almış ve yüzlerce talebe yetiştirerek tasavvufi geleneğin devamını sağlamıştır.3

3.2. Tarikat Silsilelerindeki Rolü

Şiblî, tarikatların kurumsallaşmasından önce yaşamış olmasına rağmen, yetiştirdiği öğrenciler ve manevi otoritesi sayesinde birçok önemli tarikat silsilesinin başında yer almıştır.16 Kaynaklarda adı geçen başlıca silsileler şunlardır: Ebu’l-Fadl Abdülvâhid et-Temîmî üzerinden Kâdiriyye, Ebu Ömer Muhammed-i Zeccâc üzerinden Mevleviyye, Şeyh Ali el-Acemî üzerinden Rufâiyye ve Abdurrahman el-Medenî üzerinden Şâzeliyye.5 Bazı kaynaklar onun etnik kökeninin Türk olduğunu da rivayet etmektedir, bu da onu Türk-İslam tasavvuf tarihi açısından önemli bir figür yapmaktadır.16

Tarikat AdıSilsiledeki Konumuİlişkinin NiteliğiKaynak
KâdiriyyeŞeyh Ebu’l-Fadl Abdülvâhid et-Temîmî’den gelmektedir.Şiblî, bu tarikatın manevi silsilesindeki önemli bir halkadır.5
MevleviyyeEbu Ömer Muhammed-i Zeccâc’dan gelmektedir.Şiblî’nin tasavvufi düşüncesi bu silsileyi etkilemiştir.5
RufâiyyeŞeyh Ali el-Acemî’den gelmektedir.Silsiledeki kilit isimlerden biridir.5
ŞâzeliyyeAbdurrahman el-Medenî’den gelmektedir.Bu tarikatın silsilesinde yer alan önemli bir şeyhtir.5
NakşibendiyyeHz. Ebû Bekir’den gelen silsilede yer alır.Şiblî’nin vecd hâliyle çelişen, sahv ve melâmetî anlayışını temele alan bir silsiledir.14

3.3. Nakşibendî Silsilesi ve Tarihsel Tartışmalar

Nakşibendiyye tarikatının manevi silsilesi, Hz. Ali’ye dayanan diğer birçok tarikatın aksine, Hz. Ebû Bekir’e dayanır ve bu silsileyi Şiblî üzerinden devam ettirir.14 Bu durum, Nakşibendîliğin tasavvufu Şiî etkilerden arındırma arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hz. Ebû Bekir’in

sahv anlayışı ve halktan ayrışmayan melâmetî tavrı, bu tarikatın genel karakterini şekillendirmiştir.14 Ancak bu tarihsel seçim, Şiblî’nin kişisel tecrübesinde baskın olan

sekr hâli ile belirgin bir çelişki içermektedir.5 Bu çelişki, tasavvufi silsilelerin yalnızca birer hoca-talebe zinciri olmadığını, aynı zamanda belirli bir manevi veya ideolojik duruşu meşrulaştıran tarihsel inşalar olduğunu göstermektedir. Şiblî’nin farklı ve hatta zıt karakterlere sahip tarikat silsilelerinde yer alması, tasavvuf tarihi araştırmalarında silsilelerin eleştirel bir gözle incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

4. Hikmetli Sözleri ve Menkıbeleri

4.1. Yaşamı ve Düşüncesini Yansıtan Sözleri

Şiblî, tasavvufun karmaşık kavramlarını sade ve hikmetli sözlerle ifade etmiştir. İlim ve hakikat arasındaki ilişkiyi şu sözleriyle özetlemiştir: “İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temin edilen faydadır”.19

Zühd ve manevi arayışın önemini ise şu sözlerle vurgulamıştır: “Ne zaman aç kaldımsa, gönlümde hikmetten açılmış bir kapı buldum” ve zühdü, “kalbi mal yerine, onu yaratana döndürmek” olarak tanımlamıştır.2 Onun en çarpıcı sözlerinden biri de kıyamet günü sorulacak en önemli soruya dair olan yorumudur: “Allah Teâlâ kısaca şunu soracak: ‘Ey kulum! Ben seninleydim, sana şah damarından daha yakındım; sen kiminleydin?’”.20 Bu söz, tasavvufun temelindeki ilahi yakınlık ve kulun bu yakınlığın bilincinde olma zorunluluğunu güçlü bir şekilde ifade etmektedir.

4.2. Meşhur Menkıbeleri ve Sembolik Anlamları

Şiblî’nin en meşhur menkıbelerinden biri, ona ilk manevi rehberinin kim olduğu sorulduğunda verdiği cevaptır: “Bir köpek”.21 Bu hikayeye göre, Şiblî bir köpeğin su içmek istediğini ancak suda kendi yansımasını gördükçe korkup geri çekildiğini anlatır. Köpek, susuzluktan bitap düşünce yansımasına aldırmadan suya atlar ve kana kana içer. Bu menkıbe, tasavvufun temel kavramlarından olan

fenânın bir alegorisidir. Köpeğin yansıması insanın egosunu (nefs) temsil ederken, yansımasına aldırış etmeden suya atlaması, nefsten vazgeçerek hakikate (suya) ulaşmanın sembolik bir anlatımıdır.21 Şiblî, bu basit hikâye ile tasavvufi yolun en zorlu aşaması olan nefsi yenmenin, ancak yokluğa (

fenâ) teslimiyetle mümkün olduğunu pratik bir dille anlatmaktadır.

Diğer bir meşhur menkıbe ise onun “Lâ ilahe illallah” zikri yerine sadece “Allah Allah” demesinin nedenini açıklamasıdır.2 Şiblî, “Lâ ilahe (hiçbir ilah yoktur) der de illallah (ancak Allah vardır) diyemeden vefât ederim diye korkuyorum” cevabını verir.2 Bu söz, Şiblî’nin kelimelerin yüzey anlamının ötesindeki manevi ağırlığına verdiği önemi gösterir. O, reddetme (

Lâ ilahe) ve ispat etme (illallah) arasındaki anlık süreci dahi bir risk olarak görür, zira bu süreçte nefsin tevhidi tam olarak idrak edemeyebileceğinden çekinmektedir. Bu menkıbe, tasavvufi yolculukta dilin ve manevi hallerin ne denli iç içe olduğunu gösteren derin bir örnektir.

Ebubekir eş-Şiblî’nin hayatı, Abbâsî sarayının idari makamlarından Bağdat dergâhının manevi derinliğine uzanan benzersiz bir dönüşüm hikayesidir. Bu hikâye, tasavvufun sadece teorik bir ilim değil, aynı zamanda köklü bir yaşam dönüşümü olduğunu kanıtlamaktadır. Onun manevi yolculuğu, benlik terbiyesinin ve dünya sevgisinden arınmanın en somut modellerinden birini sunar.

Tasavvufi düşüncesi, marifet ve tevhid kavramlarına getirdiği derin yorumlarla klasik tasavvuf literatürüne kalıcı bir katkı sağlamıştır. Onun tecrübe ettiği sekr ve hocasının savunduğu sahv arasındaki gerilim, Şiblî’nin düşüncesinin en dinamik yönünü oluşturmuş ve onu çağdaşlarından ayıran özgün bir figür haline getirmiştir. Bu çelişki, tasavvufi silsilelerin sadece tarihi birer kayıt değil, aynı zamanda manevi ve ideolojik birer anlatı olduğunu ortaya koymaktadır. Şiblî’nin, hem Kadiriyye gibi farklı silsilelerde hem de Nakşibendiyye gibi zıt bir prensibe dayanan bir silsilede yer alması, onun isminin ve manevi otoritesinin farklı dini ve ideolojik söylemleri meşrulaştırmak amacıyla nasıl kullanıldığının bir göstergesidir.

Şiblî’nin hikmetli sözleri ve menkıbeleri, karmaşık tasavvufi kavramları anlaşılır ve etkileyici bir şekilde aktaran birer pedagojik araç niteliğindedir. Onun mirası, sadece bir dizi öğreti veya sözden ibaret değildir; o, özellikle günümüz insanı için bile nefsin varlığından geçerek Hakk’ın varlığında bâki kalmanın yolunu gösteren zamansız bir rehberdir.

Alıntılanan çalışmalar

  1. Ebubekir Şıbli – Biyografi.Net, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.biyografi.net/kisi-ebubekir-sibli-2615/
  2. EBÛ BEKR-İ ŞİBLÎ – İslam Alimleri Ansiklopedisi – ehlisunnetbuyukleri.com, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Alimleri-Ansiklopedisi/Detay/EBU-BEKR-I-SIBLI/1661
  3. 13. eş-Şeyh Ebû Bekir Delfî b. Ca’feri’ş-Şiblî (k.s) – Muridan, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.muridan.com/13-es-seyh-eb-bekir-delf-b-ca-feri-s-sibl-k-s-_h92.html
  4. Ebû Bekr-i Şiblî hazretleri – Bağdat Evliyaları – YouTube, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.youtube.com/watch?v=Dqt87nQim-g
  5. Ebûbekir eş-Şiblî (ö. 334/945)’nin Tasavvufî Yaklaşımı – Yeni Dünya Dergisi, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://yenidunyadergisi.com/blog/ebubekir-es-sibli-o-334945nin-tasavvufi-yaklasimi
  6. Ebû Bekir Şiblî (k.s) – Özlenen Rehber Dergisi, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://ozlenenrehber.com.tr/tr/dergi/36/ebu-bekir-sibli-k-s-350.html
  7. ŞİBLÎ, Ebû Bekir – TDV İslâm Ansiklopedisi, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://islamansiklopedisi.org.tr/sibli-ebu-bekir
  8. Tasavvuf’ta Fenâ ve Bekâ – Kübra Mıcık – DergiPark, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2775779
  9. DÜNYADA FÂNÎ OLUP BEKÂ SIRRINA ERMEK Tasavvufî bir kavramı olarak fenâ; dünya ve içerisindeki bütün nesnelerin, sûfînin gözünden silinmesini ifade etmektedir. Kul kendi davranış ve fiillerini görmekten vazgeçerek gerçek kul olma – Somuncu Baba Dergisi, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.somuncubaba.net/makale/dunyada-fani-olup-beka-sirrina-ermek
  10. Kur’an açısından seKr ve sahv halleri Sekr and Sahv From The Point of View of Kuran – DergiPark, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/434527
  11. BEÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi » Makale » Kur’an Açısından Sekr ve Sahv Halleri – DergiPark, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://dergipark.org.tr/en/pub/beuifd/issue/35808/401170
  12. TASAVVUFTA SEKR VE SAHV – mehmet izzet aslın, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.mehmetizzetaslin.com/?pnum=292&pt=N.%20T.%2012.%20Tasavvufta%20Sekr%20ve%20Sahv
  13. İLK DÖNEM TASAVVUFUNDA ŞATHİYE, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://acikerisim.uludag.edu.tr/server/api/core/bitstreams/e27f44f0-06e0-4734-97ac-7a3cfb02ed52/content
  14. Makale » İSLAM TASAVVUFUNDA HZ. EBÛ BEKİR’İN YERİ – DergiPark, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://dergipark.org.tr/tr/pub/abuhsbd/issue/36996/423890
  15. İSLAM TASAVVUFUNDA HZ. EBÛ BEKİR’İN YERİ Hatice ÇUBUKCU* GİRİŞ Hz. Ebû Bekir’in (ö.13/634) İslam tarihindeki etkin r – DergiPark, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/472693
  16. EBÛ BEKR ŞİBLÎ: HAYATI VE TASAVVUF TARİHİNDEKİ YERİ Rifat OKUDAN – Eski Eserler, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.eskieserler.net/files/mpdf%20(992).pdf
  17. Türkmenistan’ın önemli manevi isimlerinden Ebubekir Şibli – Türkistan’dan – TRT Avaz, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.trtavaz.com.tr/haber/tur/turkistandan/turkmenistanin-onemli-manevi-isimlerinden-ebubekir-sibli/65afbda9dc364d4ff7e821e5
  18. Türkmenistan’da Bir Veli: Ebu Bekir Şibli – YouTube, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.youtube.com/watch?v=zgBLHErkgxY
  19. İmam Şibli’nin hikmetli sözleri – Galeri – Fikriyat Gazetesi, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.fikriyat.com/galeri/islam/imam-siblinin-hikmetli-sozleri/8
  20. Şibli Hazretleri : Sözleri ve Alıntıları – 1000Kitap, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://1000kitap.com/sibli-hazretleri–45796/alintilar
  21. Sır | Şeyh Ebubekir Şebli | 30. Bölüm – YouTube, erişim tarihi Eylül 18, 2025, https://www.youtube.com/watch?v=mt1nfwfCHZU

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir